3984 SAYILI RADYO VE TELEVİZYONLARIN KURULUŞ VE YAYINLARI HAKKINDA YASA  TASARISI

VE

BASIN YASASI DEĞİŞİKLERİ  İLE İNTERNET YAYINCILIĞI DÜZENLEMESİNİN

 YARATACAĞI SORUNLAR 

                                                                

                                               Av.Fikret İLKİZ

BÖLÜM I

YASA TASARISI VE BASIN KANUNU DEĞİŞİKLİKLERİ

I- GİRİŞ

Basın özgürlüğünü, temel insan hak ve özgürlükleri kapsamında “bilgi edinme ve yayma özgürlüğü” olarak kabul eden Avrupa Birliği; bu özgürlüğün ifade özgürlüğü ile düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkıyla yakın ilişkisini dikkate alır.

 “Medyanın bilgi alma ve yayma hakkı” Avrupa Birliğinin oluşturmaya çalıştığı medya politikasının özüdür. “Gün ışığında yönetim” ilkesine bağlı olarak  medyada saydamlığın sağlanması koşul kabul edilir. Bu nedenle “haber ve düşünce kaynaklarını sınırlama eğiliminde olan medya tekelleşmelerinin önüne geçilmesi” amacıyla oluşturulan kurallar dizisine uyum istenmektedir.

Diğer yandan “gazetecilerin bilgi kaynaklarının gizliliği ve haber kaynaklarının korunması” için Birlik içindeki ülkelerin iç hukuklarında gerekli değişiklikler yapılması önerilmektedir. Ayrıca kamu yetkililerinin elinde bulunan belgelere erişim konusunda medya için yapılacak yasal sınırlandırmalar, demokratik toplum düzeni gereklerine göre düzenlenmelidir.  

İnsan hakları ve demokratik değerlere ilişkin olarak “yeni iletişim teknolojilerinin etkileri” değerlendirilmektedir. Sürekli değerlendirilen en önemli konulardan biriside “medyada şiddet gösterimi”nin önlenmesi ve bu konudaki düzenlemelerdir.

 

Medyanın iletişim hakkı, bilgi, haber ve görüşleri toplama ve yayma hakkı ifade özgürlüğünün sonucudur. Devletler bu hakkın kullanımına ilişkin herhangi bir sınırlandırma koyacaklarsa, öncelikle hukuken öngörülebilen kayıtlamalar için yasa yapacaklardır. Yasayla konmuş olan kayıtlamaların tümü uluslararası standartlara uygun olacaktır. Taraf devletler, demokratik, özgür ve açık bir toplum ile hükümetlerin sorumluluğunu düzenleyen demokratik sistem için bağımsız ve özgür medyanın var olma zorunluluğunu kabul etmişlerdir. Özgür ve tüm etkilerden korunması gereken medyanın, insan haklarının ve temel özgürlüklerin güvence altına alınmasındaki özel önemini da tanımışlardır.

İfade özgürlüğü teminat altına alınmalıdır. Çoğulculuk korunmalıdır. Medya özgürlüğüne saygı gösterilmeli, medya alanında da serbest pazarın oluşumu desteklenmelidir. Tekelleşmenin önlenmesi, medya özgürlüğünün sağlanması için de gereklidir. Bu nedenle medya sektöründeki şirket birleşmelerinde kısıtlamalar konması bilgi ve haber kaynaklarının güvence altına alınması amacıyla kabul edilmiştir. Aksi takdirde medyanın denetimi çok az bir grubun elinde toplanırsa ifade özgürlüğü için büyük bir tehdit oluşturur.

Sınırsız ve denetimsiz tekelleşme, bilgiye/habere ulaşma ve gerçekleri öğrenme  hakkını, gazetecilerin çalışma özgürlüğünü tehdit eden en önemli faktörlerden birisidir. Bu nedenle Birlik içinde alınan kararlarla; Komisyon ile Konseye, medyada çoğulculuk ve ifade özgürlüğü gibi temel özgürlükleri savunmak için  aktif bir rol üstlenerek girişimlerde bulunmak konusunda yükümlülükler verilmiştir. 

II-                  ULUSAL PROGRAMIN SİYASAL KRİTERLERİ 

DÜŞÜNCEYİ AÇIKLAMA VE YAYMA ÖZGÜRLÜĞÜNE

NASIL BAKIYOR?

 

      2.1-ULUSAL PROGRAMDA SİYASAL KRİTERLER

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin özünde; barışçı bir dış politika ile laiklik, hukukun üstünlüğü, çoğulcu ve katılımcı demokrasi, insan hak ve özgürlükleri bulunmaktadır. Evrensel ortak değerler esas alınmaktadır. Türk hükümeti, Avrupa birliği üyeliğini, Atatürk’ün geleceğe bakışını doğrulayan kilit bir aşama ve Türkiye Cumhuriyeti için yeni bir basamak olarak değerlendirmektedir. Türkiye’nin AB müktesebatını özümseme iradesi tamdır. Bu amaç ve iradeyle  Türkiye, tüm uluslar arası sözleşmelere taraf olacak ve bunların “etkin şekilde uygulanmasını” sağlayacaktır. Esasen, müktesebat açısından sözleşmelerin çoğuna da taraftır. 

 

Ulusal programın “Giriş” bölümünde Hükümetin saptadığı değerlendirmeler bunlardır. Programdaki bu satırbaşlarına kimsenin itirazı yoktur ve olamazda...Çünkü Türkiye; karşılıklı sağladıkları yarar ve katkılarla, Avrupa Birliği ile 21’inci yüzyıl dinamiklerinin yönlendirilmesinde daha güçlü ve yaratıcı olmaya kararlı olduğunu Ulusal Programında açıklamıştır...

 

Türk hükümetinin siyasi kriterleri nasıl saptanmıştır? Öncelikle siyasi, idari ve yargı reformlarına ilişkin çalışmalar 2001 yılında hızlandırılacaktır. Amaç, özgürlükçü, katılımcı, güvenceli, devlet organları arasında görev ve yetkileri dengeleyen, hukuk devleti ilkesini üstün kılan Anayasa ve yasa hükümlerinin uluslar arası taahhütler ve AB standartları çerçevesinde geliştirilmesidir. Demokrasi ve insan hakları için Anayasa gözden geçirilecektir.  Bu çıkış Ulusal programda ilk ele alınan “Düşünce ve ifade özgürlüğü”dür. Anayasa ve diğer yasalar AİHS’nin 10.maddesi çerçevesinde düzenlemeler yapılması hedeftir. Bu gerekirlilik “kısa vadede” çalışma yapmayı zorunlu kılmaktadır. Kısa vade hedefleri ise aynen şöyle belirlenmiştir:

 

·        Anayasanın temel hak ve hürriyetlerle ilgili bölümlerinin, başta düşünceyi açıklama ve yayma, bilim ve sanat ile basın özgürlükleriyle ilgili hükümler olmak üzere  gözden geçirilmesi,

·        Türk Ceza Kanunu'nun 312. maddesinin, koruduğu değerler zedelenmeden gözden geçirilmesi,

·        Aynı anlayışla Terörle Mücadele Kanunu'nun 7. ve 8. maddelerinin gözden geçirilmesi,

·        RTÜK Kanunu'nun gözden geçirilmesi,

 

·        Basın suçlarının kapsamı ve öngörülen cezalarla  ilgili olarak  Basın Kanunu'nun gözden geçirilmesi planlanmaktadır

 

 

 

2.2- HÜKÜMET ULUSAL PROGRAMA AYKIRI YASA ÜRETMEKTEDİR

 

Ancak Hükümet, Ulusal programda belirlenen “kısa vadede” gözden geçirilmesi gereken yasaların düzenlenmesinde fevkalade başarısızdır. Hatta  AB müktesebatı bakımından önümüzdeki yıllarda ortaya çıkacak sorunları arttırmak için çaba sarf ettiği bile düşünülebilir. Çünkü üretilen yasalar endişe yaratmaktadır. Son örneği ise Radyo ve televizyon yayınları hakkındaki 3984 sayılı yasada değişiklik tasarısıdır. 

 

Bakanlar Kurulunca 7.6.2000 tarihinde kararlaştırılan “Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” 14.6.2000 tarihinde TBMM’ne sunulmuştur. Hükümet ve Koalisyon partileri bu Tasarıyı yasallaştırmak için kararlı davranmaktadır.

Hükümet bu Tasarısıyla taraf olduğumuz Uluslararası sözleşmeler ve iç hukuk mevzuatımız dikkate almadan hazırlanan yasa tasarısını Meclisten geçirmeye de kararlıdır. Başa bir deyişle ifade özgürlüğünü halkın gerçekleri öğrenme hakkı olarak kabul etmiyor.

III-                RADYO VE TELEVİZYON YASASI DEĞİŞİKLİĞİ GEREKÇESİ

Hükümetin “Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” gerekçelerinin ana başlıkları şöyledir:

 

 

IV-              HÜKÜMETİN BASIN YASASINDA DEĞİŞİKLİK ÖNERİSİ NEDİR ?

 

Hükümet Radyo ve TV yayınlarının düzenini yeniden yapılandırmak isterken Basın Yasasında da değişiklik yapmayı uygun görmüştür. Radyo ve TV yayınlarındaki tasarıyla getirilen değişiklikler bu yazının konusu değildir. Basın Kanununa getirilen değişikliklerle “İnternet” yayınları incelenmeye çalışılmıştır. 

 

Hükümet Tasarısının gerekçesinde yer almayan ama Hükümet tarafından önerilen madde değişiklikleri arasında Basın Yasasının iki maddesinde değişiklik istenmiştir. 

 

Basın Yasasının 17.maddesi ile 30. maddesinde önerilen madde değişiklikleri ve gerekçeleri şöyle sıralanmıştır:

 

4.1-HÜKÜMETİN 17.MADDE DEĞİŞİKLİK ÖNERİSİ VE GEREKÇESİ

 

Hükümet tarafından değişiklik önerilen Basın Yasasının Yürürlükte bulunan 17. maddesi:

 

Madde 17 -(Değişik: 29.11.1960 - 143)
Basın yolu ile işlenecek fiillerden doğacak maddi ve manevi zararları, 16 ncı maddeye göre sorumlu olanlarla birlikte Borçlar Kanununun genel hükümlerine göre mevkutelerde sahibi ve mevkute olmayanlarda nâşiri, müteselsilen tazminle ödevlidirler.

 

Hükümet tarafından önerilen 17.madde değişikliği:

 

“MADDE 19. – 15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun 17 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

“Madde 17. – Basın yolu ile işlenecek fiillerden doğacak maddî ve manevî zararları, 16 ncı maddeye göre sorumlu olanlarla birlikte Borçlar Kanununun genel hükümlerine göre mevkutelerde sahibi ve mevkute olmayanlarda naşiri; mevkute sahibi ile mevkute olmayanların naşirinin şirket olması halinde şirket ile birlikte şirket hissedarları da müştereken ve müteselsilen tazmin etmekle yükümlüdürler. Tazminat talebinin haklı görülmesi halinde tazminat miktarı, on milyar liradan az olmamak üzere fiilin ağırlık derecesine göre belirlenir. On milyar liralık alt sınır her yıl Maliye Bakanlığınca ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılır.”

 

Hükümetin  madde değişikliği gerekçesi ise şudur:

 

“Madde ile, 5680 sayılı Basın Kanununda değişiklik yapılarak, basın yolu ile işlenecek fiillerden doğacak maddî ve manevî zararlardan mevkutelerde sahibi ile mevkute olmayanlarda naşiri, mevkute sahibi ile mevkute olmayanların naşirinin şirket olması halinde, şirket ile birlikte şirket hissedarlarının da müştereken ve müteselsilen sorumlu olmaları hükme bağlanmıştır.”

 

4.2-HÜKÜMETİN 30.MADDE DEĞİŞİKLİK ÖNERİSİ VE GEREKÇESİ

 

Hükümet tarafından değişiklik önerilen Basın Yasasının yürürlükte bulunan 30. maddesi

 

Madde 30 -(Değişik: 29.11.1960 - 143)
Ceza kovuşturmalarına ait talep ve iddianamelerle kararların ve diğer her türlü vesika ve evrakın âleni duruşmada okunmasından, hazırlık ve ilk soruşturmalarda takipsizlik veya yargılamanın men'i, tatili veya düşmesi kararı verilmesinden önce yayınlanması yasaktır.

Ceza kovuşturmasının başlamasiyle hüküm kesinleşinceye kadar hakim ve mahkemenin hüküm, karar ve işlemleri hakkında mütalâa yayınlamak yasaktır.

Yukarıdaki fıkralar hükümlerine aykırı hareket edenler bir aydan altı aya kadar hapis ve 1.000 liradan 10.000 liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır.
(Değişik: 10.11.1983 - 2950) Bu maddede yazılı fiillerin tekerrürü halinde cezalar yarı nispetinde artırılarak hükmolunur.


Hükümet tarafından önerilen 30.madde değişikliği

 

MADDE 20. – 5680 sayılı Basın Kanununun 30 uncu maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

“Yukarıdaki fıkralar hükümlerine aykırı hareket edenler bir aydan altı aya kadar hapis ve on milyar liradan yüz milyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu miktar her yıl Maliye Bakanlığınca ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılır.”

 

Hükümetin  madde değişikliği gerekçesi ise şudur:

 

“Madde ile, ceza kovuşturmasıyla ilgili yasaklara uymayanlara verilecek para cezaları artırılmıştır”

 

V-                ANAYASA KOMİSYONUNDA YAPILAN TARTIŞMALAR VE BASIN

YASASINDAKİ DEĞİŞİKLİKLERİ GENİŞLETEN YORUM

 

TBMM Anayasa Komisyonu[1]  yaklaşık bir yıl sonra ele aldığı Hükümet Tasarısı hakkında 21.05.2001 günü Raporunu Meclis Başkanlığına sunmuştur. Radyo ve Televizyon Yayınlarının yeniden düzenlenmesine ilişkin görüşleri dışında Basın yasasında yapılması gereken değişiklikler de görüşülmüştür.

 

15.6.2000 tarihinde Anayasa Komisyonuna gönderilen “Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”  Anayasa Komisyonunun 17.5.2001 tarihli toplantısında Devlet Bakanı Rüştü Kazım Yücelen, TRT Genel Müdürü, RTÜK Başkanı, Telekomünikasyon Kurumu ve Maliye Bakanlığı yetkililerinin katılımıyla incelenip sonuçlandırılmıştır.

 

Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen ise Anayasa Komisyonu toplantılarında sorulan sorulara cevaben; yasakçı bir tasarı hazırlanmadığını, Avrupa Birliği normları açısından aykırılık taşımadığını ve amacın düşüncelerin özgürce belirtilmesi olduğunu söylemiştir.

 

Hükümet Tasarısında 5680 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin değişikliği ile ilgili bir madde bulunmaktadır. Bu madde ile tazminat yükümlülüğü düzenlenmektedir. Ancak bu düzenleme Anayasa Komisyonunda yeterli görülmediğinden Basın Kanununun bu konuyla diğer ilgili maddelerinde de değişiklik yapılması amacıyla Komisyon verilen önergeleri görüşmeyi uygun bulmuştur. Komisyon bu önergeleri işleme koymuş ve yeni madde olarak görüşmeye açmak suretiyle kabul edilmiştir.

 

Böylece Hükümet tarafından Basın Yasasında iki maddede değişiklik önerilmesine rağmen verilen önergeler kabul edilmiş ve metne yeni 19 uncu madde eklenmiştir. Bu madde Basın Yasasında yer alan “cevap ve düzeltme hakkının kullanılmasını engelleyenlerin” cezaî sorumluluğunu değiştirmiştir.

 

Verilen yeni önergenin kabulü ile Tasarının 19 uncu maddesinde düzenlenen Basın Yasasının 17.maddesi  Anayasa Komisyonunda 20 nci madde olmuştur.

 

Komisyon; Hükümetin tasarısında yer alan  ve basın yoluyla işlenecek fiillerden doğan maddî ve manevî zararlardan dolayı sorumluluğu bulunanların tazminat yükümlülüğü yeniden düzenlenmiştir. Bu madde; kabul edilen önerge doğrultusunda Komisyonda oy çokluğu ile kabul edilmiştir.

 

Anayasa Komisyonu Basın yasanının sadece iki maddesinde değişiklik öneren Hükümet tasarısını genişletmiştir. Verilen önergelerin kabulü ile metne 21, 22 ve 23 üncü maddeler eklenmiştir.

 

Bu maddeler de Basın Kanununda değişiklik öngörmektedir.

 

Cevap veya düzeltme hakkının gereği gibi kullanılmasını engelleyenler hakkında uygulanacak cezaî yaptırımlar değiştirilmekte, her basılmış eserde o eserin yayın yeri, yılı, yayıncının adı ve işyerlerinin gösterilmesi, mevkutelerde baskı tarihi, sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürünün adlarının yazılması zorunluluğuna uymayan ya da gerçeğe aykırı gösterenlerin cezaî sorumlulukları düzenlenmekte; cevap veya düzeltme yazısına konu olabilecek fiiller daha ayrıntılı hükme bağlanmaktadır.

 

Hükümet Tasarının 20 nci maddesi mevcut Basın Yasasının 30.maddesini değiştiriyordu. Ancak yeni önerilerle yasada değişiklik yapan maddeler arttığı için Anayasa Komisyonu 30.maddede değişiklik yapan  24 üncü değişiklik maddesi olarak değiştirmiş ve oy çokluğu ile kabul etmiştir.

 

Verilen bir önergenin kabulü ile metne 25 inci madde eklenmiş ve Basın Kanununun 41 inci maddesi değiştirilerek tebligat işlemlerinin kolaylaştırılmasını sağlamaya yönelik bir düzenleme yapılmıştır.

 

Aynı şekilde verilen üç önergesinin kabulü ile metne yeni 26, 27 ve 28 inci maddeler eklenmiştir.

 

26 ncı madde ile Basın Kanununun çeşitli maddelerinde yer alan ve günün koşullarında etkisini yitirdiği gerekçesiyle para cezaları artırılmış, 27 nci madde ile Basın Kanunu hükümlerinin bilgisayar ortamında yayınlanan her türlü yazı, resim, işaret ve benzerleri hakkında da uygulanması öngörülmüştür.

 

Önergelerle metne ilave edilen maddeler Basın Kanununda değişiklik öngörmekte ve genellikle para cezaları ve tazminatlara yönelik düzenlemeler içermektedir. Tasarının başlığında Basın Kanununda değişiklik de yer almaktadır.[2]

 

VI-              ANAYASA KOMİSYONUNDA DEĞİŞİKLİK ÖNERGELERİNİ KİMLER

VERMİŞTİR? 

 

HANGİ MADDELERDE VE  HANGİ GEREKÇEYLE DEĞİŞİKLİK İSTENMİŞTİR?

 

Hükümet tasarısında yer alan iki madde değişikliğine rağmen Anayasa Komisyonu Basın Yasasındaki 7 maddeyi değiştirmiş, 11 maddede sayılan para cezaları arttırmış ve ayrıca iki Ek madde ilavesi öngörmüştür.

 

6.1-      HANGİ MİLLETVEKİLLERİ BASIN YASASINDA NELERİN DEĞİŞMESİNİ

İSTEMİŞTİR?

 

Anayasa Komisyonunda Hükümet tasarısı görüşüldüğü sırada değişiklik önergeleri İstanbul Milletvekili Cavit Kavak, Necdet Saruhan ve Kilis Milletvekili Mehmet Nacar tarafından verilmiştir.

 

Basın Yasasının 16. maddesinde sorumlu müdür ile diğer kişilerin “cezai sorumluluk”ları  gösterilmiştir.Bu maddenin (1) nolu bendinde sorumlu müdürün cezai sorumluluğu düzenlenmiştir. Yani mevkutelerde/süreli yayınlarda işlenen suçlarda sorumluluk suçu vücuda getiren yazıyı veya haberi yazan veya resmi veya karikatürü yapan kimse ile beraber sorumlu müdüre aittir.  

 

Milletvekilleri bu maddeye de ekleme yapmışlardır. Hükümet tasarısında yer alan 17.madde değişikliğine paralel olarak”cevap ve düzeltme” hakkının düzenlendiği 19. maddeye atıfla sorumlu müdür dışında da “sorumlu” olacakları şöyle göstermişlerdir:

 

“ Mevkutelerde işlenen suçlarda sorumluluk, suçu meydana getiren yazıyı veya haberi yazan veya resmi veya karikatürü yapan kimse ile beraber bu mevkutenin ilgili sorumlu müdürüne; 19 uncu maddeye aykırı hareket edilmesi halinde ise sözü edilen kişilerle birlikte mevkutenin sahibi olan gerçek kişiye ve mevkute sahibi olan anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı ile diğer şirket ve tüzel kişilere ait mevkutelerde tüzel kişiliğin en üst yöneticisine aittir. Ancak sorumlu müdürler için verilen hürriyeti bağlayıcı cezalar, sürelerine bakılmaksızın para cezasına çevrilerek hükmolunur ve bu cezalar ertelenemez”

 

Basın Yasasının 19 uncu maddesinde Cevap ve Düzeltme hakkı düzenlenmiştir. 19.maddenin 1 numalı bendine göre bir kimsenin haysiyet ve şerefine dokunan veya kendisi ile ilgili gerçeğe aykırı hareketler, düşünceler ve sözler izafesi suretiyle açık veya kapalı şekilde bir mevkutede yapılan yayımdan dolayı ilgili veya yetkili temsilcisi yayının yapıldığı tarihten itibaren iki ay içinde imzasını taşıyan cevap ve düzeltme yazısını mevkutenin sorumlu müdürüne göndermektedir.

 

Anayasa Komisyonunda Milletvekillerinin 19.maddenin (1) numaralı fıkrasında  değişiklik önermelerinin gerekçeleri; Hükümet tarafından önerilen 17.madde değişikliğidir.

 

Bu değişikliğe paralel olarak ileri sürdükleri gerekçeye göre: “ Mevkute sahibi veya yayıncının şirket olması halinde şirketle birlikte anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanının diğer şirket ve tüzel kişilerde en üst yöneticinin müştereken ve müteselsilen sorumlu olmaları öngörüldüğünden (19.maddenin) (I) numaralı fıkranın ikinci paragrafıyla sorumlu müdüre cevap ve düzeltmeyi aldığı tarihten itibaren mevkutenin sahibi olan anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanına, diğer şirket ve tüzel kişilerde en üst yöneticiye bildirme yükümlülüğü getirilmektedir”

 

Basın Yasasının 20 nci maddesi “ceza maddesidir” Yasanın 4. maddesinin emredici hükmüne göre her basılmış eserde o eserin yayın yeri, yılı, yayıncının adı ve işyerlerinin gösterilmesi; mevkutelerde ayrıca baskı tarihi ile sahibinin ve sorumlu yazı işleri müdürünün adlarının gösterilmesi gerekmektedir. 20.madde bu zorunluluklara uymayan ve künyelerinde bunları göstermeyenler ile gerçeğe aykırı olarak gösterenlerin cezai sorumluluğu düzenlenmiştir.

 

Milletvekilleri gerekçelerinde; 20. maddenin etkinliğini arttırmak, ayrıca sorumluların belirlenmesi ve “mahkeme kararlarının uygulanmasını güçleştirecek şekilde” değiştirenlerin cezalandırılabilmesi için otuz milyar liradan doksan milyar liraya kadar para cezası verilmesini önermişlerdir.  

 

Basın Yasasının 29 uncu maddesi Cevap ve Düzeltme hakkını düzenleyen 19.maddenin gösterdiği biçimde  tekzip metinlerinin yayınlanmaması halinde uygulanacak olan “cezaları” göstermektedir.

 

Milletvekillerinin önerisine temel oluşturan gerekçe; cevap ve düzeltme hakkının kullanılmasında ortaya çıkan engellere uygulanacak para cezalarını günün koşullarına uygun hale getirerek arttırmaktır.

 

Buna göre 29.madde aşağıdaki gibi yeniden düzenlenmiştir.

 

Tekzip metninin 19.maddedeki şekil ve şartlara uyulmadan yayınlanması halinde

(üç milyar liradan beş milyar liraya kadar), 

 

Hakim kararına rağmen tekzip metninin yayınlanmasından imtina olunması halinde

(on milyar liradan yirmi milyar liraya kadar),

 

Hakim kararı ile yayınlanan tekzip metninin yayınında şekil ve şartlara uygun olmaması halinde ( beş milyar liradan on milyar liraya kadar),

 

Hakim kararına rağmen yayınlanan ama şekil şartlarına uyulmadan yayınlanmış olan tekzip metninin yeniden hakim kararı ile yayınlanmasına karar verilmesi halinde yayından imtina olunması veya tekrar yayınlanan cevap ve düzeltmede yeniden 19. maddede düzenlenen şekil ve şartlara uygun yayınlanmaması halinde (elli milyar liradan yüzelli milyar liraya kadar) para cezaları önerilmiştir.

 

Ayrıca tekzip metninin yayınlanması mecburiyetinin doğduğu tarihten itibaren yayının geciktiği her sayı için ayrıca; günlük mevkutelerde beşyüzmilyon lira,

 

diğer mevkutelerde üç milyar lira ağır para cezası önerilmiş ve verilen para cezalarının ertelenmemesi ile bu suçların aynı yıl içinde tekerrürü halinde öngörülen para cezalarının iki misli olarak ödenmesi istenmiştir.

 

Basın Yasasının 30 uncu maddenin üçüncü fıkrası Hükümet tasarısında mevcut olan değişikliktir.

 

Basın Yasasının 41 inci maddesinde ise Milletvekilleri değişiklik önergesi vermişlerdir. Mevcut 41.maddeye göre yasal tebliğ işlemlerinde mevkutenin idare yeri, sahibi ve sorumlu müdür için “kanuni ikametgah” sayılmaktadır.

 

Milletvekilleri vermiş oldukları önergelerle  Basın yasanının uygulanmasında yapılacak tebligat işlemlerinde “ ilgilinin yeni adresini bildirmeden veya eksik veya yanlış bildirerek ayrılması halinde mevkutenin idare yeri veya son sahibi veya sorumlu müdürüne yapılmakla geçerli sayılır” şeklinde değişiklik istemişlerdir. Gerekçeleri ise tebligat işlemlerinin kolaylaştırılmasını sağlamaktır.

 

6.2-      BASIN YASASINDA YER ALAN BASIN SUÇLARINDAKİ PARA CEZALARI NE KADAR ARTTIRILMIŞTIR?

 

Milletvekilleri Anayasa Komisyonunda verdikleri diğer bir önerge ile Basın Yasasında yer alan para cezalarının artırılmasını önermişlerdir. 

 

5680 sayılı Basın Yasasının;

 

21 inci maddenin birinci fıkrasındaki, 22 nci, 23 üncü, 24 üncü 25 inci, 26 ncı, 28 inci, 30 uncu, 31 inci, 32 nci, 33 üncü ve  34 üncü maddesindeki

 

para cezaları artırılmıştır.

 

5680 sayılı Yasada yer alan bu maddeler ceza maddeleri olup; acaba hangi suçlar için para cezaları artmıştır? 

Basın Yasasının Altıncı Bölümünde “Ceza Hükümleri” gösterilmiştir. Bu bölümdeki maddeler şunlardır :

 

Madde 21 – Basın Yasasının 9.maddesine aykırılık halindeki cezaları düzenlemiştir. Bu maddeye göre  “beyanname” verilmemesi ve mevkute sahibinin hakkını başkasına devri veya ölümü halinde yeni sahip tarafından bir ay içinde beyanname verilmemesi halinde hükmedilecek olan  iki aydan altı aya kadar hapis cezası ve  on bin liradan otuz bin liraya kadar ağır para cezasıdır. Milletvekilleri bu para cezasının on milyar liradan otuz milyar liraya şeklinde yükseltilerek değiştirilmesini önermişlerdir.

 

Yine 21. maddeye göre 9 uncu maddenin son fıkrasına göre yayımı durdurulan mevkutenin yayınına beyanname vermeden devam edenler dört aydan bir yıla kadar hapis ve yirmi bin liradan altmış bin liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Öneriye göre para cezası yirmi milyar liradan altmış milyar liraya kadar şeklinde yükseltilmiştir. 

Madde 22 – Bu maddeye göre hakikate aykırı beyanname veren kimse fiil başka bir suçu oluştursa bile ayrıca üç aydan altı aya kadar hapis ve yirmicin liradan elliğin liraya kadar ağır para cezasına mahkûm edilir. Bu maddedeki para cezalarının yirmi milyar liradan yüz milyar liraya şeklinde değiştirilerek yükseltilmesi önerilmiştir. 

Madde 23 –Basın Yasasının 10. maddesine göre verilmiş olan beyanname muhteviyatında meydana gelen değişikliklerin bildirilmesi gerekir. Onuncu maddede yazılı değişiklikleri zamanında bildirmeyenler hakkında 100 liradan 500 liraya kadar ağır para cezası hükmolunur. Bu para cezalarının on milyar liradan elli milyar liraya şeklinde değiştirilmesi önerilmiştir.

Madde 24 – Basın Yasasının 12.maddesine göre “tabi”/ basan mevkutenin her nüshasından ikişer adedini neşri takip eden çalışma gününde , çıktığı yerin Cumhuriyet Savcılığı ile en büyük mülki amirliğe vermeye mecburdur. 12 nci maddenin birinci fıkrasında düzenlenen  bu mecburiyeti yerine getirmeyenler hakkında üç aydan bir yıla kadar hapis ve yirmi bin liradan elli bin liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.

Milletvekilleri bu maddedeki para cezalarının otuz milyar liradan yüz milyar liraya kadar şeklinde değiştirilmesini önermişlerdir.

Madde 25 – Süreli/mevkute yayınlarda çalıştırılacak olan muhabirlerin nitelikleri Yasanın 13.maddesinde gösterilmiştir. Buna göre “muhabirlerin” yasanın 5.maddesinde yer alan  şu niteliklere uygun olması gerekmektedir:

 

·         Devlet memuru, asker veya ordu mensubu bulunmamak (mesleki ve ilmi mevkuteler için bu şart aranmaz)(Madde 5/4)

 

·         Ağır hapis, taksirli suçlar hariç olmak üzere beş yıldan fazla hapis cezalarından biriyle veya yayın tehdidiyle para ve menfaat temini, hırsızlık, sahtecilik, dolandırıcılık, inancı kötüye kullanma, yalan yere şahadet, yalan yere yemin etmek, iftira, suç tasnii, resmi mercileri iğfal, müstehcen ve hayasızca yayın, fuhşuyata tahrik, hileli iflas, zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, istimal ve istihlak kaçakçılığı suçu dışındaki kaçakçılık suçlarından veya bu Kanunun ek birinci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar ile bu suçlara tahrik ve teşvikten hüküm giymemiş olmak,(Madde5/6)

 

·         Geçici olarak kamu hizmetlerinden yasaklılık, genel emniyet gözetimi altında bulundurulmak veya sürgün cezasına hükümlülük hallerinden bu ceza veya tedbirler infaz edilmiş olmak.(Madde 6/7)

 

13 üncü maddede belirtilen bu şartlara uygun olmayan kimseleri çalıştıranlar bir aya kadar hapis ve yüzellibin liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu maddedeki para cezasının onbeşmilyar liradan aşağı olmamak şeklinde üzere düzenlenmesi önerilmiştir.

 

 

Madde 26 – Basın Yasasının 15.maddesine göre “Bir mevkutenin hususi fedakarlık ihtiyarile elde edilip yayınlandığı haber, yazı ve resimler mevkute sahibinden müsaade alınmadıkça neşirlerinden 24 saat geçmeden başka mevkuteler tarafından yayınlanamaz. Hususi fedakarlık ihtiyariyle elde edilen yazı ve resimler için mevkute sahibinden izin almak mecburidir” Bu hükme yani 15 inci madde hükmüne riayet etmeyenler yirmi bin liradan elli bin liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılırlar. Para cezalarının “ elli milyar liradan yüz milyar liraya kadar” yükseltilmesi önerilmiştir.

 

Madde 28 – Basın Yasasının 18. maddesine göre “Basın suçlarından mahkûm olanlar hakkında verilen kesin hüküm tamamen veya hulâsaten aynı mevkutede ve eğer o mevkute çıkmıyorsa masrafı hükümlüye ait olmak üzere başka bir mevkutede neşrine hükmolunabilir.

Takibi şikâyete bağlı hususlarda yukarki hükmün uygulanması şikâyetçinin isteğine bağlıdır.” 18 inci maddede yazılı mahkeme hükmünü tebliğ edildiği tarihten başlamak üzere günlük gazetelerde üç gün içinde, diğer mevkutelerde bu müddet gözetilmek şartıyla çıkacak en geç ikinci nüshasında yerine getirmeyenler hakkında neşrin geciktiği her nüsha için yirmi bin liradan elli bin liraya kadar ağır para cezası hükmolunur. Bu para cezasının  “yirmi milyar liradan yüz milyar liraya” şeklinde yükseltilmesi önerilmiştir.

 

Madde 30 –“Ceza kovuşturmalarına ait talep ve iddianamelerle kararların ve diğer her türlü vesika ve evrakın âleni duruşmada okunmasından, hazırlık ve ilk soruşturmalarda takipsizlik veya yargılamanın men'i, tatili veya düşmesi kararı verilmesinden önce yayınlanması yasaktır.
Ceza kovuşturmasının başlamasiyle hüküm kesinleşinceye kadar hakim ve mahkemenin hüküm, karar ve işlemleri hakkında mütalâa yayınlamak yasaktır.
Yukarıdaki fıkralar hükümlerine aykırı hareket edenler bir aydan altı aya kadar hapis ve 1.000 liradan 10.000 liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır.
(Değişik: 10.11.1983 - 2950) Bu maddede yazılı fiillerin tekerrürü halinde cezalar yarı nispetinde artırılarak hükmolunur.” hükmündeki para cezasının “yirmi milyar liradan yüz milyar liraya” şeklinde yükseltilmesi önerilmiştir.

 
Madde 31 –“Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, milli egemenliğine, Cumhuriyetin varlığına, milli güvenliğe, kamu düzenine, genel asayişe, kamu yararına, genel ahlâka ve genel sağlığa aykırı olup yabancı memleketlerde çıkan basılmış eserlerin Türkiye'ye sokulması veya dağıtılması Bakanlar Kurulu kararıyla yasaklanabilir.
Bu gibi basılmış eserlerin, Bakanlar Kurulundan acele karar alınmak üzere İçişleri

Bakanlığınca karardan evvel dağıtılmaları yasaklanabileceği gibi, dağıtılmış olanlar da toplattırılabilir. Yasaklanmış olmasına rağmen, bunları Türkiye'ye bilerek sokanlar, dağıtanlar veya bu gibi eserleri kısmen veya tamamen iktibas veya tercüme edenler, yayanlar, fiil başka bir suçu oluştursa bile ayrıca üç aydan bir yıla kadar hapis ve elli bin liradan yüz bin liraya kadar ağır para cezasına mahkûm edilirler.”  Maddedeki para cezasının “elli milyar liradan yüz milyar liraya” şeklinde yükseltilmesi önerilmiştir.


Madde 32 – “İntihar vakaları hakkında haber çerçevesini aşan ve okuyanları tesir altında bırakacak mahiyette olan tafsilât ve vakaya müteallik resimlerin yayınlanması yasaktır.
Bu madde hükmüne aykırı hareket edenler 100 liradan 1000 liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılırlar. “ hükmündeki para cezalarının
“beş milyar liradan yirmi milyar liraya” şeklinde yükseltilerek değiştirilmesi önerilmiştir.

Madde 33 – “1. Kanunen evlenmeleri men edilmiş kimseler arasındaki cinsi münasebetlere dair haber veya yazıların,

2. Türk Ceza Kanununun 414, 415, 416, 421, 423, 429, 430, 435, 436, 440, 441 ve 442 nci maddelerinde yazılı cürümlere müteallik haber veya yazıların yayınlanması halinde

mağdurların hüviyetlerini açıklayan malumat veya resimlerin,

3. 18 yaşını doldurmamış olan suç fail ve mağdurlarının hüviyetlerini açıklayan malumat veya resimlerin, Neşri yasaktır. Bu yasağa aykırı hareket edenler üç aya kadar hapis ve on milyon liradan otuz milyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar.” şeklinde düzenlenmiş olan hükümdeki para cezalarının “on milyar liradan otuz milyar liraya” yükseltilmesi şeklinde değişiklik önerilmiştir.

Madde 34 –“Siyasi, iktisadi, ticari mevkutelerin sermayeleri ve devamlı veya geçici bütün gelir kaynaklariyle basılan nüshaların adedi ve bir nüshasına 50 den fazla abone yazılmış olanların isim, adres ve uyrukları ve genel abone yekûnu ve basıldıkları matbaa ile olan hukuki münasebetleri noterlikçe onanmış bir deftere kaydedilir.
Bu defter tutulmadığı veya deftere noksan ve yanlış malûmat geçirildiği veyahut savcılıkça talep vukuunda defter ve ihtiva etmesi gereken hususlar gizlendiği takdirde mevkutenin sahibi veya onun mümessili bir aydan altı aya kadar hapis ve 1000 liradan 10.000 liraya kadar ağır para cezasına mahkûm edilir.
İlmi, edebi, fenni ve bedii mahiyette olan mevkutelerden yayınları itibariyle siyasi, iktisadi ve ticari mahiyette yayına girişenler 1 ve 2 nci fıkralar hükümlerine tabidirler.” hükmünde yer alan para cezalarının
«bir milyar liradan on milyar liraya» yükseltilmesi önerilmiştir.

 

6.3- İNTERNET’İ  BASIN KANUNUNA EKLEME GEREKÇESİ NEDİR?

 

Radyo TV yayınları düzenlenirken ayrıca Ek olarak aşağıda gösterilen iki madde önerilmiştir. Birisi “İnternet” ortamındaki WEB sayfaları ile ilgili olandır. Diğeri ise bölgesel ve yerel yayın yapan yayın kuruluşları hakkındaki para cezaları içindir.  

 

İnternet için önerilen EK MADDE VE GEREKÇESİ :

 

“EK MADDE 9. –  Bu Kanun hükümleri bilişim teknolojileri ve İnternet ortamında sayfa açılması veya elektronik gazete, elektronik bülten vb. suretiyle yayınlanan her türlü yazı, resim, işaret, sesli veya sessiz görüntü, ileti ve benzerleri hakkında da uygulanır.”

 

Bu maddeyi önerme gerekçeleri ise şudur : “Basın Kanunu hükümlerinin, bilgisayar ortamında “web sayfası” ve benzeri siteler açılmak suretiyle yayınlanan her türlü yazı, resim, işaret ve benzerleri hakkında da uygulanması öngörülerek bu tür yayınların tabi olacağı yasal hükümler belirlenmektedir”

 

YEREL VE BÖLGESEL yayın olarak çıkan gazeteler, dergiler içinse:

 

“EK MADDE 10. –  Bu Kanun kapsamında verilen para cezaları ve tazminatlar, bölgesel yayın yapan kuruluşlarda yarısına kadar, yerel yayın yapan kuruluşlarda 1/3’üne kadar indirilebilir.”

Gerekçelerine göre; bölgesel ve yerel yayın yapan kuruluşların mali imkanlarının sınırlı olması sebebiyle, hakimin takdir yetkisi çerçevesinde verilen para cezaları ve tazminatların belgesel yayın yapan kuruluşlarda yarısına kadar, yerel yayın yapan kuruluşlarda 1/3’üne kadar indirilmesi imkanı getirilmiştir.

 

VII-            ANAYASA KOMİSYONUNUN KARARINA GÖRE BASIN YASASINDAKİ DEĞİŞİKLİKLER  VE TBMM’DE KABUL EDİLENLER

 

Anayasa Komisyonundan çıkan sonuca göre 5680 Sayılı Basın Yasasının; 

16 ncı maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi,

17 nci maddenin tamamı,

19 uncu maddesinin (1) numaralı fıkrası,

20 nci madde,

29 uncu maddenin tamamı,

30 uncu maddenin üçüncü fıkrası,

41 inci madde değiştirilmektedir.

 

5680 sayılı Basın Yasasının 1 inci maddenin birinci fıkrasındaki, 22 nci, 23 üncü, 24 üncü 25 inci, 26 ncı, 28 inci, 30 uncu, 31 inci, 32 nci, 33 üncü ve  34 üncü maddesindeki para cezaları artırılmıştır. Ayrıca Ek olarak iki madde getirilmiştir.

 

Yapılan tartışmalar sonucunda Basın Kanunu değişiklikleri şöyle saptanmıştır:

 

MADDE 19. – 15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“1. Mevkutelerle işlenen suçlarda sorumluluk, suçu meydana getiren yazıyı veya haberi yazan veya resmi veya karikatürü yapan kimse ile beraber bu mevkutenin ilgili sorumlu müdürüne; 19 uncu maddeye aykırı hareket edilmesi halinde ise sözü edilen kişilerle birlikte mevkutenin sahibi olan gerçek kişiye ve mevkute sahibi olan anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı ile diğer şirket ve tüzel kişilere ait mevkutelerde tüzel kişiliğin en üst yöneticisine aittir. Ancak, sorumlu müdürler için verilen hürriyeti bağlayıcı cezalar, sürelerine bakılmaksızın para cezasına çevrilerek hükmolunur ve bu cezalar ertelenemezler.”

 

Basın Yasasının 16.maddesinin 1. fıkrasının 1.bendini değiştiren bu madde

TBMM’de aynen kabul edilmiştir.

 

MADDE 20. – 5680 sayılı Kanunun 17 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Madde 17. – Basın yolu ile işlenen yalan haber, hakaret, sövme ve her türlü fiilden doğacak maddi ve manevi zararlardan, 16 ncı maddeye göre sorumlu olanlarla birlikte Borçlar Kanununun genel hükümlerine göre mevkutelerde sahibi ve mevkute olmayanlarda naşiri; mevkute sahibi ile mevkute olmayanların naşirinin şirket olması halinde şirket ile birlikte anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı, diğer şirket ve tüzel kişilerde en üst yönetici, müştereken ve müteselsilen sorumludur. Tazminat talebinin haklı görülmesi halinde tazminat miktarı, on milyar liradan az olmamak üzere fiilen ağırlık derecesine göre belirlenir. On milyar liralık  alt sınır her yıl Maliye Bakanlığınca ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılır. Bu maddeye göre açılacak manevi tazminat davalarında hakim tensip kararı ile birlikte bilirkişiyi de tayin eder ve davayı en geç altı ay içinde karara bağlar.

Zarar doğurucu fiilin işlenmesinden sonra mevkutenin devredilmesi, başka bir mevkute ile birleşmesi veya sahibi olan gerçek kişi ya da şirketin herhangi bir surette değişmesi halinde mevkuteyi devralan, birleşen ve her ne suretle olursa olsun mevkutenin sahibi gerçek kişiler ile anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı diğer şirket ve tüzel kişilerde en üst yönetici de, bu fiil nedeniyle hükmedilen tazminattan birinci fıkrada sayılanlarla birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.

Basılmış eser sahiplerinin dernek, vakıf ve benzeri tüzel kişiler olması halinde tüzel kişilikle birlikte yönetim organlarında yer alanlar hakkında da yukarıdaki hükümler uygulanır.

Bu maddeye göre açılan davalarda tazminata hükmedilmesi halinde, bankalarca uygulanan en yüksek işletme kredisi faizi üzerinden temerrüt faizine de hükmedilir.”

 

Basın Yasasının 17.maddesini tamamen değiştiren bu madde TBMM’de aynen kabul edilmiştir.

 

MADDE 21. – 5680 sayılı Kanunun 19 uncu maddesinin (1) numaralı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“1- Bir kişinin şeref ve haysiyetinin rencide edilmesi veya kendisiyle ilgili yalan haber verilmesi veya kendine hakaret edilmesi veya sövülmesi  ya da gerçeğe aykırı hareket, düşünce ve söz izafesi suretiyle, açık veya kapalı şekilde bir mevkutede yayın yapılması halinde; ilgili veya temsilcisi yayının yapıldığı tarihten itibaren iki ay içinde imzasını taşıyan cevap veya düzeltme yazısını mevkutenin sorumlu müdürüne verebilir veya gönderebilir.

Sorumlu müdür, cevap veya düzeltme yazısını aldığı tarihten itibaren üç gün içinde mevkutenin sahibi olan gerçek kişiye veya anonim şirketlerde yönetim kurulu  başkanına, diğer şirket ve tüzel kişilerde en üst yöneticiye bildirir ve inceler; yayınlanmasına karar verdiği takdirde inceleme süresinin bitiminden sonra çıkacak ilk nüshada, metne hiçbir mülahaza ve işaret katmaksızın ve bu cevap veya düzeltme dolayısıyla herhangi bir mütalâa beyan etmeksizin aynen ve tamamen yayınlamaya mecburdur.”

 

Basın Yasasının 19.maddesinin (1) numaralı fıkrasını değiştiren bu madde TBMM’de aynen kabul edilmiştir.

 

MADDE 22. – 5680 sayılı Kanunun 20 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Madde 20. – 4 üncü maddenin birinci ve ikinci fıkralarında yazılı hususları göstermeyen sorumlular on milyar liradan elli milyar liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır. Bu hususları gerçeğe aykırı şekilde gösterenler ile sorumluların belirlenmesini veya mahkeme kararlarının uygulanmasını güçleştirecek şekilde değiştirenler, otuz milyar liradan doksan milyar liraya kadar ağır para cezasına mahkûm edilirler. Verilen para cezası ertelenemez.”

 

Basın Yasasının 20.maddesini değiştiren bu madde TBMM’de aynen kabul edilmiştir.

 

 

MADDE 23. – 5680 sayılı Kanunun 29 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Madde 29. – İlgilinin veya yetkili temsilcisinin talebi üzerine yayınlanan cevap veya düzeltmede, 19 uncu maddedeki şekil ve şartlara uyulmaması halinde failler hakkında üç milyar liradan beş milyar liraya kadar ağır para cezasına hükmedilir.

Cevap veya düzeltmenin yayınlanmasına dair 19 uncu maddenin (III) numaralı fıkrasına göre verilen hâkim kararına rağmen, neşirden imtina olunması halinde faillere on milyar liradan yirmi milyar liraya kadar ağır para cezası; yayınlanan cevap veya düzeltmenin 19 uncu maddedeki şekil ve şartlara uygun olmaması halinde ise faillere beş milyar liradan on milyar liraya kadar ağır para cezası verilir.

Cevap veya düzeltmenin 19 uncu maddedeki şekil ve şartlara uygun olarak yeniden yayınlanmasına dair sözü edilen maddenin (VI) numaralı fıkrasına göre verilmiş hâkim kararına rağmen, neşirden imtina olunması veya tekrar yayınlanan cevap veya düzeltmede yeniden 19 uncu maddedeki şekil ve şartlara uyulmaması halinde, failler hakkında elli milyar liradan yüz elli milyar liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur.

19 uncu maddenin (IV) numaralı fıkrasına ve (VI) numaralı fıkrasının dördüncü paragrafına göre cevap veya düzeltmeyi yayınlama mecburiyetinin doğduğu tarihten itibaren yayının geciktiği her sayı için faile ayrıca; günlük mevkutelerde beş yüz milyon lira, diğer mevkutelerde üç milyar lira ağır para cezası da verilir.

Bu maddeye göre verilen para cezaları ertelenemez.

Yukarıdaki fıkralarda belirtilen fiillerin aynı yıl içinde tekerrürü halinde, öngörülen para cezaları iki misli olarak uygulanır.”

 

Basın Yasanının 29. maddesini değiştiren bu madde TBMM’de aynen kabul edilmiştir.

 

MADDE 24. – 5680 sayılı Basın Kanununun 30 uncu maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Yukarıdaki fıkralar hükümlerine aykırı hareket edenler bir aydan altı aya kadar hapis ve on milyar liradan yüz milyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu miktar her yıl Maliye Bakanlığınca ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılır.”

 

Basın Yasasının 30.maddesindeki para cezalarını değiştiren çerçeve

24.maddeden başka, ayrıca çerçeve 26. maddede de Basın Yasasının 30.maddesindeki para cezalarını arttırdığından, 30.madde değişikliği mükerrerdir. Bu nedenle Çerçeve 24.madde hükümet tarafından geri çekilmiş ve şağıdaki Madde 25; çerçeve 24. madde olarak görüşülmüştür.

 

MADDE 24. – 5680 sayılı Kanunun 41 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Bu Kanunun uygulanmasında yapılacak tebligat, ilgilinin yeni adresini bildirmeden veya eksik veya yanlış bildirilerek ayrılması halinde mevkutenin idare yeri veya son sahibi veya sorumlu müdürüne yapılmakla geçerli sayılır.”

 

 

Basın Yasasının 41. maddesini değiştiren bu madde TBMM’de aynen kabul edilmiştir.

 

MADDE 25. – 5680 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasındaki “on bin liradan otuz bin liraya” ibaresi, “on milyar liradan otuz milyar liraya”, ikinci fıkrasındaki “yirmi bin liradan altmış bin liraya” ibaresi “yirmi milyar liradan altmış milyar liraya”; 22 nci maddesinde geçen “yirmi bin liradan elli bin liraya” ibaresi, “yirmi milyar liradan yüz milyar liraya”; 23 üncü maddesindeki “100 liradan 500 liraya” ibaresi “on milyar liradan elli milyar liraya”; 24 üncü maddesindeki “yirmi bin liradan elli bin liraya” ibaresi “otuz milyar liradan yüz milyar liraya”; 25 inci maddesindeki “yüzellibin liradan” ibaresi “on beş milyar liradan”; 26 ncı maddesindeki “yirmi bin liradan elli bin liraya” ibaresi “elli milyar liradan yüz milyar liraya”; 28 inci maddesindeki “yirmibin liradan ellibin liraya” ibaresi “yirmi milyar liradan yüz milyar liraya”; 30 uncu maddesindeki “1000 liradan 10 000 liraya” ibaresi “yirmi milyar liradan yüz milyar liraya”; 31 inci maddesindeki “ellibin liradan yüzbin liraya” ibaresi “elli milyar liradan yüz milyar liraya”; 32 nci maddesindeki “100 liradan 1000 liraya” ibaresi “beş milyar liradan yirmi milyar liraya»; 33 üncü maddesindeki «on milyon liradan otuz milyon liraya» ibaresi «on milyar liradan otuz milyar liraya»; 34 üncü maddesindeki «1 000 liradan 10 000 liraya» ibaresi «bir milyar liradan on milyar liraya» şeklinde değiştirilmiştir.

 

 

Basın Yasasının ceza hükümlerine ait  22-23-24-25-26-28-30-31-32-33 ve 34. maddeleri TBMM tarafından aynen kabul edilmiştir.

 

      MADDE 26. – 5680 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

“EK MADDE 9. –  Bu Kanun hükümleri bilişim teknolojileri ve internet ortamında sayfa açılması veya elektronik gazete, elektronik bülten vb. suretiyle yayınlanan her türlü yazı, resim, işaret, sesli veya sessiz görüntü, ileti ve benzerleri hakkında da uygulanır.”

 

İnternet yayınları ile olan Ek Madde 9 TBMM’de aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

“EK MADDE 9. –  Bu Kanunun yalan haber, hakaret ve benzeri fiillerden doğacak maddi ve manevi zararlarla ilgili hükümleri, bilişim teknolojileri ve internet ortamında sayfa açılması veya elektronik gazete, elektronik bülten vb. suretiyle yayınlanan her türlü yazı, resim, işaret, sesli veya sessiz görüntü, ileti ve benzerleri hakkında da uygulanır.”

 

Basın Yasasına Ek Madde 9 olarak değiştirilen madde ile internet yayınları hakkındaki hüküm TBMM’ tarafından kabul edilmiştir.

 

      MADDE 27. –  5680 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

“EK MADDE 10. –  Bu Kanun kapsamında verilen para cezaları ve tazminatlar, bölgesel yayın yapan kuruluşlarda yarısına kadar, yerel yayın yapan kuruluşlarda 1/3’üne kadar indirilebilir.”

 

Basın Yasasına Ek Madde 10 olarak getirilen bu madde TBMM’de kabul edilmiştir.

 

VIII-          ANAYASA KOMİSYONU RAPORUNDA YER ALAN

            KARŞI OY YAZILARI

 

Anayasa Komisyonunda Basın Yasasına eklenmek istenen maddelerin arttırılarak kabulüne Kahramanmaraş Milletvekili Prof.Dr. Mustafa Kamalak karşı çıkmıştır. 17.5.2001 günlü Ek Karşı oy gerekçesinde “Anayasa Komisyonunda Tasarıya birtakım maddeler eklenmesi TBMM İçtüzüğünün 35 inci maddesinin ikinci fıkrası ile 36 ncı maddesinin birinci fıkrasına, dolayısıyla Anayasanın 95 inci maddesinin birinci fıkrasına açıkça aykırıdır.Bu münasebetle Anayasa Komisyonunda Tasarıya birtakım maddeler eklenmiş bulunmasına karşıyım.”

Prof.Dr.Mustafa Kamalak ayrıca İstanbul Milletvekili Prof.Dr.Nevzat Yalçıntaş, Trabzon Milletvekili Şeref Malkoç ve Bolu milletvekili İsmail Alptekin Anayasa Komisyonunda yapılan değişikliklerle, tasarıya Karşı oy vermişlerdir.

 

Milletvekilleri 17.5.2001 günlü karşı oylarında; “Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunun ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın kanun tekniğinden uzak olarak hazırlandığına işaret ederek “bütününü” özensiz bulmuşlardır. RTÜK’nun oluşumunu Anayasanın 2 nci maddesine, Demokratik devlet ilkesine, Hukuk Devleti ilkesine aykırı  olduğunu ileri sürmüşlerdir. Ayrıca üst kurul üyelerinin seçiminde TBMM’ne güven duyulmadığı, TBMM’nin seçmekte olduğu üyelerden 4 ünün seçimini siyasi sorumluluğu bulunmayan başka organlara aktardığı için karşı çıkmışlardır. Diğer görüşlerinin yanında radyo ve tv yayın kuruluşları sahiplerine getirilen hisse oranları ile ihaleye girme ve menkul kıymetler borsasında işlem yapma yasağını kaldıran 29. maddeye karşı çıkarak yapılan düzenlemenin “medya” sektöründe “tekel”, “deopol” ve “kartel” oluşturacağı, bunun ise Anayasanın 167/1 maddesine aykırı olacağı görüşleriyle tasarıya karşı oy vermişlerdir.

 

Karşı oy veren Milletvekilleri , karşı oy yazılarında genellikle radyo-tv yayınlarındaki düzenlemelere değinmişler, özel olarak Basın Yasasındaki herhangi bir hükme atıf yaparak görüş açıklamamışlardır. Ancak genel olarak tasarının özensiz ve kanun yapma tekniğine aykırı hazırlandığını ileri sürerek “bütününe” karşı çıkmışlardır.

 

DYP  Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya, Trabzon Milletvekili Ali Tuncer, Antalya Milletvekili Salih Çelen ise; Radyo-TV yayınları hakkında yapılan düzenlemeyle ilgili Tasarı hakkındaki görüşlerini 17.5.2001 günlü Karşı oy yazılarında 4 madde halinde bildirmiştir.

 

Millitvekillerinin “KARŞI OY GÖRܪܔ şöyledir :

 

                    “Aşağıdaki düşüncelerle çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.

                                 

1. Bağımsız idarî otorite olarak düzenlenen RTÜK’ün yapısına, yasama organının veya iktidar çoğunluğunun yasayla ilişmesi, bu otoritelerin ihdas amacıyla bağdaşmaz. İletişim ve medya alanını düzenleme görevini üstlenen bu kurumun denetiminin siyasal iktidarın vesayetinde olan denetim kurumuna bağlanması, anayasal düzenimize ve demokratik siyaset ilkelerine uygun düşmez.

                   

2. Kurumsal Kanunun 29 uncu maddesinin, bir uzlaşma arayışına girilmeden ve demokrasimiz açısından ifade ettiği anlam ve riskler üzerinde durulmadan, çoğunlukçu anlayış içinde değiştirilmesi doğru değildir. Tasarı ve çoğunluk görüşünün Anayasaya aykırılığı ve karşı öneri, 24.3.1998 tarih ve 631 sıra sayılı raporun muhalefet şerhinde ayrıntılı biçimde ortaya konmuştur (TBMM TD. 20 nci dönem, 3 üncü yasama yılı, cilt 52, eki, 92. Birleşim, 21.5.1998). Ülke koşulları bakımından, aynen yasama bağdaşmazlığında olduğu gibi (Any. Mad. 82)“medya bağdaşmazlığı”, düzenlenmemiş bir anayasa sorunudur. “Medya/iletişim kalitesi ve etki alanındaki bozulmaların önlenmesi gereği” olarak bu alan düzenlenmelidir. Medya-Devlet ilişkisi, karakteri gereği eleştirel rengi hâkim bir ilişkidir. Medyanın devletle ihale ve taahhüt ilişkisine girebilmesi, bu yasayla mümkün kılınmaktadır. Bu imkân, medyanın misyon ve işlevi ile bağdaşmadıktan başka kimi güç kaymalarını bünyesinde taşıyan bir dinamik olarak demokrasiyi yozlaştıracaktır.

                                                     

3. Tasarıda geliştirilen yayın ilkeleri, iletişim özgürlüğünün özüne dokunacak yoğunlukta sınırlamaktadır. Kutsal devlet ve kutsal ideoloji felsefesinin demokratik bir rejim kuralına yansıtılması, açıklanması zor bir çelişkidir. Anayasanın 13 üncü maddesindeki ölçüler, birey ve özgürlük aleyhine olarak aşılmıştır. Bu irade, 23.7.1995 tarih ve 4121 sayılı yasanın 1 inci maddesi ile ortaya konan demokratik kurucu iktidar iradesi ile çatışmaktadır (Anayasanın başlangıç maddesindeki değişiklik).

 

4. Anayasa Komisyonunda verilen önergelerle ihdas olunan yeni maddeler, tasarıyı bir başka ve tanımlanması zor kimliğe büründürmüştür.”[3]

 

(DYP)  Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya, Trabzon Milletvekili Ali Tuncer, Antalya Milletvekili Salih Çelen Anayasa Komisyonundaki Karşı Oy yazılarında; Anayasa Komisyonunda verilen önergelerle tasarının tanımlanması zor bir kimliğe büründürüldüğüne ve başka bir tasarının ortaya çıktığına değinmişlerdir.

 

Ayrıca da Basın Yasasında yapılmak istenen “değişikliklere” ait düşüncelerini de çok net ifade etmişlerdir. İyimaya, Tuncer ve Çelen karşıoy yazılarında :   

 

“Kurumsal Kanunun 29 uncu maddesiyle sermayeye tanınan geniş ve bozucu yetkilere karşın, Basın Kanununda yapılan değişikliklerle, “A Tipik Sansür Normları” üretilmiştir. Komisyon çoğunluğu, ifrat-tefrit geriliminde seyreden bir manzara sergilemiştir. Kabul edilen maddeler, genel olarak kabul edilemez, anayasal düzenle bağdaştırılamaz aykırılıktadır.

 

a)     Yargı organınca hükmedilecek tazminatın tabanının yasayla belirlenmesi, bilirkişi deliline başvurma ve davayı altı ayda sonuçlandırma zorunluluğu,

 

b)     Özellikle sermaye şirketlerinde “hâkim hissedar” sorumluluğu yerine, yöneticinin zincirleme tazmin sorumluluğu tercihinin yapılması,

c)      Bu tazminatlara, genel faiz oranının dışında bir faizin uygulanması,

 

d)     Basın suçlarına uygulanacak para cezalarının ölçüsüz derecede artırılması ve tecil edilemezlik,

 

e)     Yasa hükümlerinin internet ortamına kıyasen uygulanması (bu konuda komisyonun araştırma gereğini duymaması),

                   

Ve benzeri hükümler, ciddî sorunları bir saatte çözebilen mucizevi çareler(!) olarak görülebilir. Tasarı ve çoğunluk görüşü, iletişim-demokrasi gerekleriyle ve anayasamızla çatışmaktadır. Komisyon zabıtlarına yansıyan beyanlarımız da, karşı-oyumuzun atıf yoluyla ayrılmaz bir parçasıdır. Saygılarımızla.”              

 

 

Hiçbir öneriyi dikkate almayan TBMM’de kararlı bir çalışma sürdüren iktidar ortakları hazırladıkları ve Anayasa Komisyonunda büyük çapta değişikliğe uğrayan 682 sıra sayılı Tasarıyı 7.6.2001 günlü Birleşimde tümünü oylayarak geçirmiş ve 4676 sayılı Yasa olarak kabul etmiştir[4].  

 

Böylece 7.6.2001 kabul tarihli 4676 sayılı Yasa ile Basın Yasasının 17 maddesi Anayasa Komisyonundan geldiği biçimiyle aynen kabul edilerek değiştirilmiştir.

 

TBMM Basın Yasasına Ek madde olarak getirilen iki maddeden sadece internet yayınları ile ilgili olan Ek Madde 9’u değişiklikle diğer Ek Madde 10’u ise Komisyondan geldiği biçimiyle aynen kabul ederek maddeleri yasallaştırmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

II BÖLÜM

 

BASIN YASASI DEĞİŞİKLİKLERİ VE İNTERNET YAYINCILIĞI

 

RADYO VE TV YAYINLARINDA DEĞİŞİKLİK YAPAN

YASA TASARISINDAKİ BASIN KANUNU DEĞİŞİKLİKLERİYLE

 

İNTERNET ORTAMINDAKİ YAYINLAR İÇİN

NASIL BİR SİSTEM İSTENMEKTEDİR?

 

 

I-                    İNTERNET NEDİR VE NE DEĞİLDİR[5]

1.1-           İNTERNET NEDIR?

Internet, birçok bilgisayarın birbirine bağlı olduğu, dünya çapında bir iletişim ağı olarak tanımlanıyor.  

Bu teknoloji bize, pek çok alandaki bilgilere kolay, ucuz, hızlı ve güvenli bir şekilde erişebilme olanağını sağlıyor. Kimine göre internet hoşça zaman geçirilebilecek bir alan.

Değişik fotoğrafların, hareketli görüntülerin, oyunların ( satranç, briç, tavla vs. )  yer aldığı bir alan...

Kimine göre, dünyanın dört bir yanındaki dostlarıyla haberleşebileceği bir mekanizma, işe gitmeyi gereksiz kılan, işi eve getiren bir teknoloji…

Bilimadamları için Internet  dünyadaki bilimsel araştırmalara çok hızlı ve kolay erişim  olanağı anlamına gelebilir. Hatta farklı ülkelerdeki meslektaşlarıyla ortak proje gerçekleştirebilecekleri bir alan. Günümüzde pek çok insan Internet’e  bakış açısına bağlı olarak farklı tanımlamalar getirilebiliyor.

Internet,

·        Pek çok yararlı bilginin bir tuşa basmak kadar yakın olduğu dev bir kütüphanedir.

 

1.2-      GERÇEKTE INTERNET SAYILANLARIN TÜMÜ VE BUNDAN DA FAZLASI

Kimileri Interneti içinde bulunduğumuz yüzyılın en önemli gelişmesi olarak tanımlıyor.

Kimi zaman bu teknoloji, var olan, bilinen geleneksel kitle iletişim araçlarıyla (Gazete, televizyon, radyo ) karşılaştırılıyor. Kuşkusuz internetin gazete, radyo, televizyonla benzerlikleri var. Ancak telefonla da benzerliği var. Benzetmeler, interneti daha rahat anlatabilmek amacıyla yapılır.Bu tanımlar Interneti gerçek anlamda anlatmamaktadır. Çünkü internet bunların tümünden öte bir teknoloji.

Bir anda binlerce, yüzbinlerce insanla tartışabileceğiniz, iletişim kurabileceğiniz bir alan. Internet, önümüzdeki yıllarda üretilecek bilgilerin dolaşım sistemi...Klasik yaşama  biçimlerini, algılayışları değiştiren birşey.  Yaşamımızı doğrudan etkileyen bir teknoloji.  İnternetin yaşamımızdaki etkilerini yavaş yavaş görmeye başladık bile. Ve henüz yolun başındayız.  Internet henüz gelişmesini tamamlamış bir teknoloji değil. Dolayısılya bu teknolojinin gelecek 10 yıl gibi kısa bir dönemde bile hangi biçimi alacağını söylemek mümkün değil.

 

Spiegel Dergisi’de bir röportajda vurgulandığı gibi: "Şimdi yine büyük birşey yaratıyoruz. Bunun ne anlama geleceğini sonra anlayacağız". ( Spiegel Special 1996 Nr. 3, S. 110)  Söylenebilecek tek şey, bu teknolojinin yaşamımızda giderek daha yoğun bir biçimde var olacağıdır. 

 

Giderek basitleşeceğidir. Bir süre sonra internet evimizdeki telefon gibi kullandığımız bir araca dönüşecek. Ancak sağladığı olanaklar telefondan çok daha fazla olacak.

 

Kaldı ki sadece insanlar kullanmayacak bu teknolojiyi.

 

Kimi bilimadamları gelecekte bu teknolojinin makineler tarafından daha çok kullanılacağını söylüyorlar.

 

Evimizde kullandığımız araçlara bir bakın. Televizyon, buzdolabı, çamaşır makinesi, müzik seti, fırın, şovben…

 

Tüm bu aygıtların gelecekte internete bağlı olacağı ve tamirci kuruluşla, satıcıyla bağlantı kuracağı belirtiliyor. Yani çamaşır makinesi bozulduğunda kendiliğinden tamirci ile ilişki kuracak. Onu hangi arıza olduğunu bildirip tamir için eve çağıracak. Ya da buzdolabı, bizlerin verdiği yemek rejimine göre bakkala her gün sipariş verecek.

 

1.3-      INTERNET VE HUKUK

 

Internetle ilgili hukuk tartışmalarının yapıldığı günümüzde internetin mantığının iyi anlaşılması gerekiyor.

 

1.3.1-   Chat siteleri

 

Bir chat sitesi açtığınızda burada aynı anda yüzlerce insan birbiriyle sohbet ediyor.

 

Gerçek zamanda sohbet ediyor. Yani metni yazıp tuşa bastınız mı bu yazınız binlerce kişi tarafından ekranda okunabiliyor. Birkaç yıl içinde yüzce değil, binlerce insan bu teknolojileri kullanarak haberleşecek.

 

Giderek sayı yüzbinlere, milyonlara dönüşecek.

 

Şu anda varolan hiçbir mekanizma böylesi sohbet sitelerinde anında denetimi sağlayamaz.  Bu aynı anda bir kentin tüm telefon trafiğinde geçen konuşmaları kontrol etmeye kalkmak gibi bir işlemdir.

 

1.3.2-   Haber grupları

 

Ya onbinlerce haberin gönderildiği haber grupları?

 

Buradaki mesajlar önce okunsun sonra internete konsun derseniz, her gün onbinlerece yazıyı kim okuyacak?

 

Günümüzde tek bir kişinin oluşturabileceği basit bir haber grubunda bu durumda yüzlerce kişi çalıştırılmak gerekecek. Bu, haber grupların kapatılması anlamını taşır. Dünya üzerinde yüzbinlerce haber grubu var. Bilimadamları kendi uzmanlık alanlarıyla ilgili bu gruplarda tartışırlar.

 

Elbette sadece onlar değil, öğrenciler, gazeteciler, kadınlar, çeşitli kitle örgütleri… İnsan sağlığından çevreye, hukuka kadar pek çok konuda haber grupları var.

 

1.3.3-   Web siteleri

 

Günümüzde web siteleri genellikle gazetelerle karşılaştırılır.

 

Bir yönüyle doğrudur ama önemli bir fark var. Çünkü web siteleri giderek “dinamik” bir yapıya dönüşmektedir.

 

Gazetelerdeki her gün yayınlanma frekansı farklıdır. Zaman ve mekan internette anlam değiştirir. Web sayfalarında haberler artık her an yenilenmektedirler. Üstelik bu yenileme işlemi otomatik hale gelmektedir. Belli bir kaynaktan gelen haberleri bilgisayar web sayfasına yerleştirmektedir.

 

Bunu televizyonlardaki canlı yayına benzetebiliriz. Sürekli yeni mesajlar...

 

Televizyonda canlı yayın yaparken karşınızdaki insanın ne söyleyeceğin önceden

bilebilir misiniz?

 

1.4-            MEKAN SORUNU

 

İnternette web sitesi açtığınızda artık dünyaya açıldınız demektir. Dolayısıyla Afrika dahil dünyanın her bölgesinde Türkçe bir web sitesi kurma şansına sahipsiniz.

 

Türkiye’de bu alanda getirilecek yasal bir sınırlamanın tek bir etkisi olacaktır. Web siteleri Türkiye yerine dünyanın başka ülkelerinde açılacaktır.

 

Türkiye hem ciddi bir gelir kaynağından olacak hem de bu alamda teknolojik gelişmenin gerisinde kalacaktır.

 

Webde sorun sadece haberle ilgili değildir. Tüm şirketlerin giderek birer web sayfası olacaktır. Kendi ürünlerini tanıttıkları sayfalar.

 

Eğitim kurumlarının ve öğretmenlerin birer web sayfası olacaktır.

 

Elektronik eğitim dünyada giderek yaygınlaşıyor.

 

Öğretmenlerin web sayfası kurmaları ve buraya derslerde anlattıkları konuları koymaları teşvik edilmelidir.

 

Böylece geniş bir kesimin bilgilenmesine olanak sağlanmış olur. Belki de bu teknoloji bir türle başarılamayan eğitimde fırsat eşitliğine yaklaşmamızı sağlayabilir. 

 

Var olan bilgilerin web sayfalarına aktarılıp yayınlanmasını teşvik etmek yerine, web sayfa oluşturulmasını yasal izne bağlarsanız, kimse web sayfası açma zahmetine katlanmaz.

 

 

 

1.5-     DENETİM

 

Internetin denetlenmesi için pek çok ülkede çeşitli denemeler yapılmıştır. Amerika, Almanya, Çin, Suudi Arabistan, İran… Hiçbiri başarı kazanamamıştır.

 

Internette geleneksel yöntemlerle denetim mümkün değildir.

 

Diğer yandan yasa dışılığa da göz yumulamaz. Ancak yasal düzenlemeler, bu teknolojinin önünü kesmeden, aksine geliştirmesini teşvik edecek biçimde gerçekleştirilmelidir.

 

Haber gruplarında yasa dışı bir tümce yer aldı diye bu grubu kapatır ya da yöneticisini tutuklarsanız, kimse Türkiye’de haber grubu oluşturmaz. Yurt dışında oluşturur. Oluşturan kişiyi de bulamazsınız, denetim gücünüzü de tümden yitirirsiniz.

 

Bu gibi olaylarda şikayet üzerine sözkonusu metnin listeden çıkarılması sağlayacak düzenlemeler yapılabilir.

 

Özellikle Türkiye açısından “suç” içeren ifadelerin neler olduğu konusundaki “belirsizlik” sorunun diğer boyutudur.

 

Sonuç olarak unutulmamalı ki, Türkiye’de yapılacak “yanlış” bir yasal düzenleme,  henüz çocukluğunu yaşayan önemli bir teknolojinin önünü kesecektir.

 

Bu teknolojinin önünü kesmek, Türkiye’nin geleceğiyle oynamakla eş anlamlıdır. Bilişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler dünyada “sanayi devrimiyle” eş tutulmaktadır.

 

Türkiye bu devrimi kaçırdı. Matbaa 150 yıl sonra geldi. Şimdi sıra bilişimde.

 

Tüm dünya ülkeleri bilişimi alanında atılım içindeler. Bu teknolojinin önemini kavrayan uluslar, daha hızlı bir gelişme sağlamak için eylem planları oluşturuyorlar… Türkiye’de eylem planı yok.

 

Siyasiler bu teknolojinin sağlayabileceği olanakların farkında bile değiller. Türkiye’nin geleceği ile oynadıklarının da farkında değiller. Önce bu teknolojiye karşı kayıtsız kalmdılar. Gelişmiş ülkelerde yapılanları örnek alma gereksinimini bile duymadılar.

 

Bu yetmiyormuş gibi, yanlış yasal düzenlemelerle kendiliğinden gelişmekte olan bu alanı bu kez baltalıyorlar. Konrad Adenauer’in dediği gibi “Herkes aynı gökyüzüne bakar, ama herkes aynı ufka sahip değildir”.

 

İnternet nedir ve ne değildir sorusunun yanıtını veren gazeteci Hakan Kara’nın tespitine göre Türkiye’deki durum şöyle:

 

“Ve Türkiye, bu ufuksuzla ancak “üçüncü ligde” oynar.”

 

Gelişen olaylar Kara’nın haklılığını kanıtladı. Nasıl mı?  

 

 

II-                  İNTERNET YAYINLARININ HUKUKİ REJİMİ BASIN YASASI İLE DÜZENLENEMEZ

 

2.1-       BİRİNCİ DEĞİŞİKLİK ÖNERİSİ :

TASARIYLA İNTERNET YAYINLARI İÇİN BASIN KANUNU HÜKÜMLERİNİN UYGULANMASI TASARLANMAKTADIR

 

Hükümet tasarısına göre İnternet ortamında yayın ve yayıncılık bakımından iki madde önerilmektedir. Bunlarda ilki Basın Kanununa Ek madde olarak getirilmek istenen Ek madde 9.dur. Meclis bu maddeyi değiştirerek yasallaştırmıştır.

“EK MADDE 9. –  Bu Kanun hükümleri bilişim teknolojileri ve internet ortamında sayfa açılması veya elektronik gazete, elektronik bülten vb. suretiyle yayınlanan her türlü yazı, resim, işaret, sesli veya sessiz görüntü, ileti ve benzerleri hakkında da uygulanır.”

 

Ek maddeye göre bilişim teknolojisi kullanılarak “internet ortamında sayfa açılması” veya “elektronik gazete, bülten” ve bunun gibi yayınlanan “her türlü yazı, resim, işaret, sesli veya sessiz görüntü, ileti ve benzerleri hakkında Basın Kanunu hükümlerinin uygulanması istenmektedir.

 

O halde yanıtlanması gereken ilk soru acaba interneti nedir veya ne değildir?

 

İkinci soru ise Basın Yasası hükümleri acaba internet ortamındaki yayınlara uygulanabilir mi?

 

Son soru şudur: Acaba uygulanabilme olanağı var mıdır? Eğer varsa nasıl uygulanacaktır? Başka bir deyişle Basın Kanunun internet için uygulanma olanağı acaba neden yoktur?

 

2.2- İNTERNET YAYINLARI HAKKINDA SUÇ VE CEZA YOKTUR

İlk yapılması gereken genel hükümlerin bu tür bir sorun hakkındaki kurallarını belirlemektir.

Anayasanın 38. maddesine göre “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.”

Türk Ceza Yasasının 1.maddesine göre “Kanunun sarih olarak suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez. Kanunda yazılı cezalardan başka bir ceza ile de kimse cezalandırılamaz” Yani suçta ve cezada kanunilik kuralı evrensel hukuk ilkesidir ve bizim Ceza yasamızın ilk maddesidir.

Yine Türk Ceza Yasasının 2. maddesine göre; “ İşlendiği zamanın kanununa göre  cürüm veya kabahat sayılmayan fiilden dolayı kimseye ceza verilemez. İşlendikten sonra yapılan kanuna göre cürüm veya kabahat sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz. Eğer böyle bir ceza hüküm olunmuşsa icrası ve kanuni neticeleri kendiliğinden kalkar” Bu durum karşısında suç ve cezada kanunilik kuralına göre, internet ortamındaki yayınlar yasa ile düzenlenmediğinden suç yoktur ve ceza verilemez.

İnternet konusunda kapsamlı çalışmalarını yürüten Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı Web sitelerinde yayınlanan görüşleri bakımından da kanunsuz suç ve ceza olmaz şeklinde düşünülen evrensel kurala atıf yaparak aşağıdaki saptamasında haklıdır ve görüşümüzü doğrulamaktadır :

C. Cezai Sorumluluk

1. Elektronik Ticarete Ceza Hukukunun Yaklaşımı ve Öneriler

Ceza Hukuku "Nullum crimen nulla poena sine lege = Kanunsuz suç ve ceza olmaz" ilkesi üzerine kurulmuştur. Bir başka deyimle, suç ve cezanın meclisin çıkardığı bir kanunda tesbit edilmesi, modern ceza hukukunun en önemli özelliğidir. Bu ilke, ceza hukukunda; kanunda açıkça hüküm bulunmayan hallerde, var olan hükümlerden yola çıkarak, yorumla suç ve ceza oluşturulamayacağı (kıyas yasağı) anlamını da beraberinde getirmektedir.”

 

Gerçekten Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığının raporunda da değinildiği gibi  internet ortamındaki yayıncılık, ticaret, mal alışverişleri veya diğer eylemler bakımından suç ve ceza konusu irdelenirken bu irdelemenin :

 

a) Ceza Kanununun genel hükümleri açısından,

b) Ceza Kanununda yer alan özel hükümler açısından;

1-Şifreli veya kapalı sistemlere girme,

2-Özel suç türleri,

3-Kişisel verilerin korunması.

c) Ceza hükmü taşıyan özel kanunlar açısından ;

1-Yürürlükte bulunan özel kanunlar,

2-Sayısal haberleşmenin ve elektronik ticaretin gerekli kıldığı özel kanunlar dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. Doğru ve hukuki saptama budur.

 

İnternet bir “yayın” aracıdır. Kitle iletişiminde çok önemli bir adımdır. Ancak, gazete, dergi, radyo veya televizyon değildir. Kendine özgü özellikleri vardır. Türkiye’de internette yapılan yayınların “yasası” yoktur. Internet'te yayınlanan gazetelerin ve içeriklerinin yazılı basını düzenleyen Basın Kanununa göre değerlendirilmesi olanaksızdır.

 

2.3-      YAZILI BASINININ HUKUKİ DÜZENİYLE İLGİLİ ÖZEL YASA OLAN BASIN YASASI İLE İNTERNET YAYINLARINA UYGULANAMAZ

 

Genel hükümler bakımından hukuk mevzuatımız internet yayınları bakımından “hukuki” ve “cezai” bir düzenlemeye sahip değildir. Özel bir yasası da yoktur.

 

Basın Yasası ise özel bir yasadır. Yazılı basının hukuki, idari ve cezai hukuk düzeniyle ilgilidir. 

 

Tasarı ile getirilmek istenen sisteme göre İnternet yayınlarının hukuki rejimi Basın Yasası ile düzenlenmek istenmektedir. Mecliste görüşülen radyo ve televizyon yayınları hakkındaki Sıra sayısı 682 olan  yasa tasarısındaki öneriye göre düzenlemenin nasıl olacağına bir kere daha göz atalım: 

“Ek Madde 9. –  Bu Kanun hükümleri bilişim teknolojileri ve internet ortamında sayfa açılması veya elektronik gazete, elektronik bülten vb. suretiyle yayınlanan her türlü yazı, resim, işaret, sesli veya sessiz görüntü, ileti ve benzerleri hakkında da uygulanır.”

 

Basın Yasasına Ek madde eklenerek, tüm internet yayınlarının Basın Kanununa tabi olması amaçlanmıştır. “Ek’lenmesi önerilen”  Madde 9’u  ve böyle bir yasa yapma mantığını kavramak mümkün değildir.. Madde TBMM’de önerilen biçimde yasallaşmamıştır. Ancak bu düzenlemenin olabilirliğine veya yaratacağı sakıncalara gözatmakta yarar vardır.

 

Bu mantık interneti bilmemektir. “HTML (hiper text markup language)” dökümanı olan WEB sayfası grafik ve sayısal kod tasarımdan oluşturulur. WEB sayfası ne bir gazetedir,   ne de dergi veya kitaptır. Yayınlanmış günlük bir “gazete”yi, dergiyi  on onbeş dakika içinde ve hatta sayfa sayfa internet ortamında yayınlayabilirsiniz. İsterseniz bambaşka bir “gazete” de yapabilirsiniz. Dergi yayınlarsınız. Ad koyarsınız. Kadronuzu ve yazarlarınızı sıralarsınız. Kim haber okumak isterse okur. Hangi yazarı okumak isterseniz, üzerine tıklarsınız. Yazı ekranınıza gelir. Haber, bilgi, yorum ve dosyalar içeren sayfa düzenleyebilirsiniz. İsterseniz sayfanıza karikatür ve animasyon bile koyarsınız. Hatta hareketlendirirsiniz. “Tarihte Bugün” köşesi açarsınız. Sayfaya ulaşanlar bu köşeyi isterse “sesli” olarak dinleyebilir. Sinema veya tiyatro programlarının yayınlandığı köşe açabilirsiniz. Kim isterse bu köşede sinema filmlerinden parçaları izleyebilir.

 

İnternet ortamında yayınlanan gazetede ayrı ayrı bölümlerden dilediğiniz kadar oluşturursunuz, arşiv açarsınız. Yaşamın bütün alanını, yaşamdaki herşeyi sanal ortama taşırsınız. Özel ilgi alanları için “dosyalar” düzenlersiniz. Kim isterse bir fare tıklamasıyla binlerce sayfalık dosyalara ulaşabilir. Gazetecilerin yarattığı internet gazeteleri süratle çoğalmaktadır. Nitelikleri ve içerikleri ile yayın dünyasının deniz fenerleri olmaya devam ediyorlar...

 

2.3.1- İNTERNETDEKİ YAYIN  “BASILMIŞ ESER” DEĞİLDİR

 

5680 Sayılı Basın Yasasına Ek Madde 9 olarak getirilen hüküm internet ortamında yayıncılık için yeterli bir hüküm değildir. Hemen belirtmek gerekir ki Basın Yasasının internet ortamındaki yayıncılık için uygulanma olasılığı şansı hiç yoktur. İnternet ortamındaki yayınlar yazılı basın esaslarını düzenleyen Basın Kanunu hükümlerine göre düzenlenemez.

 

İnternet ortamının teknik niteliklerini düşünürseniz, internet gazetesi;  Basın Yasasında yer alan ve yayın fiilini tanımlayan 2.maddede açıklanan “ basılmış eserlerden maksat neşredilmek üzere tabı aletleriyle basılan veya sair her türlü vasıtalarla çoğaltılan yazılar ve resimler gibi eserlerdir” tanımına uymamaktadır.

 

Gazetelerde ve dergilerde “nüsha” esastır. Kalıcıdır. Değişmez. Basım aletleriyle veya tab aletleriyle çoğaltılarak yayım fiili gerçekleşir. Oysa İnternet ortamında yayınlanan WEB sayfasının tab aletleriyle basılan bir sayfa olmadığı ve bilgisayara bağlı printer üzerinden çıkış alınmak suretiyle elde edilen nüshanın/nüshaların da  “sair her türlü vasıtalarla çoğaltılan yazılar ve resimler gibi” eser olmadığı da açıktır. Süreli yayında değildir.

           

2.3.2        İNTERNET YAYINI DAKİKA DAKİKA DEĞİŞEBİLDİĞİNE GÖRE SAYFA ÇIKIŞLARI DAKİKA DAKİKA SAVCILIĞA TESLİM Mİ EDİLECEK?

 

BASIN KANUNU HÜKMÜNE GÖRE “NEŞRİ” TAKİP EDEN SAVCILIĞA TESLİM GÜNÜ OLARAK KABUL EDİLDİĞİNE GÖRE; İNTERNET YAYININDA TESLİM GÜNÜ HANGİ GÜN KABUL EDİLECEKTİR?

 

Yazılı basında, Basın Yasasının 12. maddesine göre mevkutenin her nüshasından ikişer adedini neşri takip eden çalışma gününde, çıktığı yerin Cumhuriyet Savcılığı ile en büyük mülki amirliğe verilmesi mecburiyeti vardır.

Eğer bu zorunluluk yerine getirilmezse, aynı yasanın 24.maddesine göre üç aydan bir yıla kadar hapis ve yirmibinliradan elli bin liraya kadar ağır para cezasıdır. 2001 yılında uygulanan ağır para cezası ise asgari had üzerinden 142.365.600.-TL’sıdır.

 

Basın Yasasındaki para cezalarının hesaplanışı 01.08.1999 tarih ve 23773 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 4421 sayılı “ Türk Ceza Kanunu ile Cezaların İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” hükümlerine göre yapılmaktadır. Bu yasanın 4.maddesi (3)’üncü bendine göre Basın Yasasındaki para cezaları yedibinsekizyüzaltmış misline çıkarılmıştır. Aynı Yasanın 5.maddesine göre de 1999 yılından itibaren para cezaları, her takvim yılının başından geçerli olmak üzere Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen yeniden değerleme oranına göre her yıl arttırılarak saptanmakta ve buna göre uygulanmaktadır. Nitekim 12.madde hükmünü yerine getirmeyerek Savcılık ve Mülki Amirliğe örneğin gazete nüshalarını teslim etmeyenler hakkında 2001 yılı bakımından 142.365.600.-TL ağır para cezası vardır.

 

Sonuç olarak Meclisin kabul ettiği yasaya göre para cezaları her yıl Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen orana göre her yıl %50-70 oranında artacaktır.

 

Kabul edilen yasaya göre Basın Yasasının 12.maddesindeki bu zorululuğu yerine getirmeyenlere 24. maddeye göre verilecek para cezasının oranı “30 milyar liradan 100 milyar liraya”  şeklinde değiştirilmektedir. Önümüzdeki yıl artacaktır.

 

Şimdi varsayalım ki; internet yayınları Basın Kanunu hükümlerine bağlandı....

 

Basın Yasasının 12. maddesi nasıl uygulanacak ve bu maddeye aykırı davrananların “aykırı” eylemleri nasıl saptanacak ve aykırılık saptandığında cezai hüküm olan 24. madde nasıl uygulanacak?

 

Dakika dakika değişen Web sayfalarındaki yayınların her birinden printer çıkışı alıp bağlı bulunulan Basın Savcılığına götürülüp teslim mi edilecektir? Günde kaç bin sayfa eder...Acaba web sayfasında yayın girildiği andan itibaren Savcılığa printer çıkışı alınmış sayfa örneği hemen mi götürülecek, yoksa ertesi gün mü teslim edilecek? Basın Yasasının 24.maddesine göre yasanın emredici hükümünün yerine getirilip getirilmediğini Savcılık nasıl saptayacak? Hangi nüsha için davayı nasıl açacak ve üç aydan bir yıla kadar hapis cezasını kim için isteyecek? Suçun faili kim olacak? Ağır para cezası 30-100 milyar lira arasında uygulanacağına göre bu uygulama nasıl yapılacak?

 

5681 sayılı Matbaalar Kanunu hükümlerine göre gazeteyi basan matbaacı aynı Yasanın 4.maddesine göre; bastıkları eserlerden ikişer nüshasını baskının sona erdiği günün çalışma saati içinde Savcılığa teslim etmekle yükümlüdür. İnternet ortamında yayıncılık için “matbaacı” kim olacaktır?

 

Binlerce çıkış alınmış sayfaların Savcılık odasında nereye konulacağını düşünebiliyor musunuz? Veya Basın savcısının binlerle ifade edilen sayfaları okumaktan ne hale gelebileceğini....Garip ve tuhaf soruların yanıtını bulmak çok zor....

           

 

 

 

2.3.3-      BASIN YASASINDAKİ “NEŞİR” İLE

İNTERNET YAYININDAKİ “NEŞİR” AYNI MIDIR?

 

Basın Yasasının 3.maddesinde tanımlanan “neşir”fiili; basılmış eserin herkesin görebileceği veya girebileceği yerlerde gösterilmesi veya asılması veya dağıtılması veya dinletilmesi veya satılması veya satışa arzı ile meydana gelir.

 

Bu yasanın tanımında gösterilen internet ortamında yayınlanan WEB sayfasının yayınını “basılmış eser” saymak ve eylemi “neşir” olarak nitelendirmek de mümkün değildir. Çünkü daha internet ortamında oluşan suç teşkil eden eylemlerin kimin tarafından meydana getirilmiş sayılacağı, yayın fiilinin nerede gerçekleşmiş olduğu ve nerede bittiği dahi tartışmalıdır.

 

İnternet Cafe’ler de durum ne olacaktır? Herkesin girebileceği yerlerden birisi de İnternet Cafe’ler olduğuna göre, ücretini ödeyip internete bağlanılmış olması nedeniyle “neşir” gerçekleşmiştir diye mi düşüneceğiz?

 

Evlerde kullanılan bilgisayarlardan yapılan internet girişlerinde ekranda gözüken sayfayı “satışa arzedilmiş gazete nüshası” kabul edip neşir fiilini gerçekleşmiş mi kabul edeceğiz? Evdeki, işyerlerindeki, bankalardaki, Başbakanlık veya Cumhurbaşkanlığındaki, TBMM’deki kurulu bilgisayarları ve internet bağlantılarını düşünecek olursanız; bu mekanlar veya bilgisayarın bulunduğu yer herkesin girebileceği bir yer midir?

Yoksa internet ortamında yayın yapan bir internet gazetesinin sayfası ekranda belirince gazete gibi “dağıtımı” yapılmış mı sayılacak?

 

Yapılan yayın Basın Kanununda tanımlanan “yayın”, “neşir” fiili olmadığı gibi, internet ortamındaki gazetenin içeriği “basılmış” eser olarak değerlendirilemez. Radyo ve televizyon yayınlarındaki “yayın”a benzeyen yanları vardır.Ama ne radyo ne de televizyon yayını olarak kabul edilmesi de olanaksızdır. 3984 sayılı Yasada yer alan “tanımlara” teknik olarak da uymamaktadır.

 

2.3.4-      BASIN YASASINDAKİ “SORUMLU MÜDÜR SORUMLULUĞU”

İNTERNET YAYINLARINDA NASIL GERÇEKLEŞTİRİLECEKTİR ?

 

            BASIN YASASINA GÖRE “SORUMLULUK” VE SORUMLU MÜDÜR:

 

Basın Yasasının 4.maddesine göre gazete,dergi gibi süreli yayınların yayın yeri, yılı ve basıldığı yer ile adresi, sahibi ve yazı işlerini fiilen idare eden sorumlu müdürün adları gösterilir. Gazete, dergi “künyeleri”nin bu bilgileri içerecek şekilde düzenlenerek her nüshada yayınlanması ve yasal olarak gösterilmesi zorunludur.

 

Aksine hareket edilirse 20.maddeye göre suçtur. Cezası beşbinliradan on binliraya kadar hafif para cezasıdır. Basılan ve yayınlanan künyede yer alan bilgiler gerçeğe aykırı ise üç aydan altı aya kadar hapis ve onbinliradan yirmibeşbin liraya kadar ağır para cezası vardır.

 

TBMM’de kabul edilen yasadaki değişikliğe göre; 4 üncü maddeye göre künye gösterilmezse sorumlular on milyar liradan elli milyar liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılacaktır. Künyede gösterilmesi gereken hususları gerçeğe aykırı şekilde gösterenler ile sorumluların belirlenmesini veya mahkeme kararlarının uygulanmasını güçleştirecek şekilde değiştirenler, otuz milyar liradan doksan milyar liraya kadar ağır para cezasına mahkûm edilecekler ve verilen para cezası ertelenmeyecektir.

 

4.maddenin ve ceza hükmünü düzenleyen 20.maddenin internet sayfasına uygulanmasının nasıl olacağının düşünülmesinde yarar var. Bu düzenlemeye göre her WEB sayfasında, “sayfanın sahibi”nin kim olduğu / tıpka gazete sahibi gibi, “sorumlu müdürün” kim olduğu/ tıpkı gazete sorumlu müdürü gibi gösterilecektir. Devam edelim, “yayınlandığı tarih” WEB sayfasında yer alacaktır. 

 

Basın Yasasında 4. maddede gösterilen “Yayın yeri” nden anlaşılması gereken gazetenin basıldığı yer değildir. Yasanın hükmüne göre basılı eserin gösterildiği, asılmanın meydana geldiği, dağıtımın yapıldığı, satıldığı ve satışa sunulduğu yer olarak anlamak gerekir.

 

O nedenle basılmış eser, örneğin basıldığı yerde ve/veya başka ülke de / şehirlerde de yayınlanacaksa (Örneğin İstanbul, İzmir, Adana gibi) bu ülkenin/şehrin adı da künyede gösterilecektir. Yasada yer alan bu hükmün en önemli niteliği yayın hakkında idari ve cezai hükümlerin hangi şehir veya ülkede uygulanacağının bilinmesini sağlamaktır. Basın suçunun veya basın yoluyla işlenmiş bir suçun işlendiği yerin belinlenmesi açısından “yayın yeri” yazılı basında önem taşımaktadır.

 

Suça konu olan haber örneğin bütün ülke/şehirde yayınlanan nüshaların tümünde yer almışsa; ülke ve şehirlerin tümü yayın yeri olduğundan suç da bunların hepsinde işlenmiş sayılır.  Değişik şehir veya ülkelerde yayınlanan nüshalarda farklı haber veya fotoğraflar yer alabilir. Böyle bir durum karşısında örneğin İstanbul’da yayınlanan gazete nüshasında yer alan bir haber veya yazı, İzmir baskısında yer almayabilir. Bu durumda ise; basın suçu sadece suç taşıyan haber veya yazının yayınlandığı ülke veya şehirde işlenmiş sayılır. O nedenle değişik ülke ve şehirlerde yayınlanan aynı gazete ile suç işlenmesi halinde suçun işlendiği yerin saptanması önem taşır.

 

Örneğin gazeteyi “basan” kimse mutlaka adı veya ticari şirket ünvanı künyede yer alır. “İşyeri” ise yayıncı ile basının işyerleri adresidir. Bunlar da aynı veya değişik olsa bile künyede yer alır.

 

“Basıldığı tarih” ise gazetenin baskısının sona erdiği tarihtir.  Yazılı basında künyede bütün bu sayılanlar yer alır? Peki Web ortamındaki yayın da “künye” nasıl olacak?

 

ACABA İNTERNET ORTAMINDAKİ YAYINLARDA YER ALACAK

“KÜNYE” DE GÖSTERİLECEK OLANLARIN TÜMÜ NASIL GÖSTERİLECEKTİR ?

 

Basın Yasasının 4.maddesi ile amaçlanan suçun işlendiği yer ile sorumluların kimler olduğunun gösterilmesinden ibarettir. Ama internet ortamındaki yayınlar bakımından hala tartışmalı olan konular vardır. Basın suçunun neşirle meydana geldiğini yasa açıklamakta ve tanımını yapmaktadır. Oysa internette suç ne zaman meydana gelir ve nerede tamamlanır? Yayın ne zaman olur? Hangi yer mahkemesi yetkili olacaktır? Bunlar sorudur ve Basın Yasanının 4. maddesine göre künyede bunların nasıl gösterileceği ayrıca sorun teşkil etmektedir. Yayın tarihi ve yeri, basanın kim olduğu  nasıl gösterilecek ?

 

İNTERNET YAYINLARINDA SUÇUN İŞLENDİĞİ YERİ SAPTAMAK İÇİN “KÜNYEDE” NE YAZILACAKTIR?

 

Suçların işlendiği yer  ve işlendiği zaman  Türk Ceza Kanunun  genel hükümler kısmında yer alır. Yasanın  uygulanması açısından  en önemli maddelerdir. Yürürlükte olan Türk Ceza Kanunu'nun 3. maddesine göre "Türkiye'de işlenen suçlar" hakkında Türk kanunları uygulanır. Ceza Kanunu Tasarısında da aynı yönde düzenleme vardır.

 

Basın Kanunun hükümlerine göre “yayın yeri” olarak ne göstereceğiz? İnternet sayfası nerede yayınlanmış sayılacak?

Yayın yoluyla gerçekleşen suç tiplerinden hakaret ve sövme için CMUK’nun 8. maddesine göre hakaret ve sövme suçu basılı eserle gerçekleşmişse suçtan zarar gören kişi (mağdur) basılı eserin neşir merkezinin bulunduğu yer Savcılığına başvurabilecektir. Veya mağdur kendi oturduğu yer Savcılığına da başvurarak şikayet hakkını kullanabilir. CMUK mağdura seçimlik hak verdiğinden basın yoluyla işlenen hakaret ve sövme fiilleri bakımından suçtan zarar gören isterse basılı eserin neşir merkezi, isterse oturduğu yer Savcılığına başvuru yapabilmektedir.

Ülke içinde yapılan İnternet ortamındaki yayınlar bakımından örneğin yer bakımından Ankara’da suçun işlendiğini, ancak yayının izlendiği ilin örneğin İstanbul olduğunu varsayarsak; İnternet ortamındaki suç Ankara’dayoksa İstanbul’da mı işlenmiş sayılacaktır? Kaldı ki Ankara’da başlatılan İnternet ortamındaki yayın Türkiye’nin bir çok ilinden rahatlıkla izlenebilmektedir. Bütün bu sorulara çözüm üretebilmek için Türk Ceza Kanunun Tasarısında yer alan 6. maddeye göre suçun işlendiği yer bakımından “ Hareketin kısmen veya tamamen Türkiye’de icrası veya neticenin Türkiye’de gerçekleşmesi halinde suç Türkiye’de işlenmiş sayılır” hükmü getirilmektedir. Bu hüküm yeterli dahi değildir.

 

Türkiye’deki İnternet ortamında yayın bakımından yer sorunu çözülse bile İnternet ortamında işlenmiş suç bakımından suçun hangi hallerde Türkiye'de işlenmiş sayılacağının tartışılması zorunludur.  O halde “yayın yeri” olarak  örneğin Türkiye, Türkiyenin bütün kentleri veya “bütün dünya”mı yazacağız?

 

Web sayfası sahibi veya servis sağlayıcılarının yurtdışında olması halinde sorun nasıl çözülecektir?  İnternet yayınının gerçekleştiği yer ile İnternet yayınından etkilenen kişi yada kişilerin ülke içinde farklı yerleşim birimlerinde olması halinde  “suçun işlendiği yer” sorunu yine de çözümlenemeyebilir. Basın Kanununun 4. maddesine göre künyeye “basan” için ne yazılacak “yayınlayan” için ne yazılacaktır? 

 

Bu durumda yabancı bir ülkede işlenen suçlar bakımından  yeniden düzenleme yapılması gerekmektedir. Suçu işleyen sanık yabancı bir ülkede ise , sanığın sorgulanması ve hakkında dava açılması için İnternet ortamında işlenen suçun her iki ülkede de suç teşkil etmesi gerekecektir. O halde internette işlenen suçlar için ülkeler arasında bir işbirliği yapılması ve uluslar arası ilkelerin belirlenmesi önemli sorunlar arasındadır. Kaldı ki Basın Yasası hükümleri Türkiye için geçerli olan özel yasadır. Örneğin Fransa’da geçerli değildir.

 

İNTERNET ORTAMINDAKİ YAYINLAR BAKIMINDAN “YAYIN YILI”,

“BASILDIĞI TARİH” WEB SAYFASININ KÜNYESİNDE NASIL YER ALACAKTIR? 

 

İnternet ortamında işlenen suçlar bakımından, suçun ne zaman işlenmiş sayılacağı özel önem taşır. İnternet ortamındaki suçların neticesi harekete bitişik suçlardır. Eylemin gerçekleştirilmesi ile birlikte sonuç da meydana gelir. Suç o anda oluşmuş sayılır.

 

Klasik Ceza hukuku normlarıyla ve usul hukukunda tanımlanan veya Basın Yasasının örneğin 4.maddesinde istenen gün, ay ve yıl gibi kavramlar internetin “hızı” bakımından zaman kavramını tespitte geçerli olmaz. Ankara’dan gönderilen bir e-mailin, haberin, fotoğrafın, yazının Avrupa veya Amerika’ya ulaşma hızı zaman kavramının sınırlarını zorlamaktadır.

 

Bütün bu unsurlardan sadece uygulananabilir gözüken WEB sayfasının künyesinde, eğer varsa bir sahibinin veya sayfadan sorumlu sorumlu müdürün gösterilmesi sorunu çözmüyor. 4.maddede gösterilmesi yasal zorunluluk olan künye ve künyede yer alması gereken unsurlar gösterilmediği takdirde; internet ortamındaki “yayınlar” künyesinde gösterilmesi gereken (ve aslında gösterilebilmesi internetin doğal/teknik yapısında olanaksız olmasına rağmen) unsurlar gösterilemezse ne olacaktır?

 

DEĞİŞTİRİLEN BASIN YASASI HÜKÜMLERİNE GÖRE

KİME NE CEZA VERİLECEK?

 

Tasarıyla önerilen değişiklikle;  4 üncü maddeye göre WEB sayfasının sorumlu müdürü ve sahibine, künyede “basan”ı ve “yayın yeri”ni gösterebilmesi olanaksız olduğu halde künyede göstermedikleri için on milyar liradan elli milyar liraya kadar ağır para cezası ile mi cezalandıracağız?

 

Yoksa künyede gösterilmesi gereken hususları gerçeğe aykırı şekilde gösterenler ile sorumluların belirlenmesini veya mahkeme kararlarının uygulanmasını güçleştirecek şekilde değiştirenler, otuz milyar liradan doksan milyar liraya kadar ağır para cezasına mahkûm edileceğine göre “eylemi” bu maddeye göre mi cezalandırıp verilen para cezasını ertelemeden infaz mı edeceğiz? Kim hakkında dava açılacak ve kim yargılanacak?

 

Basın Yasası ile çelişen maddelerin uygulanması konusunda ısrarlı olmak mantığın kabul etmediği bir yaklaşımdır.  

           

 

 

 

 

2.3.5-      WEB SAYFASINDA GAZETELERDE OLDUĞU GİBİ BİR KİŞİYİ “SORUMLU MÜDÜR” GÖSTERSEK BİLE;

HUKUKİ VE CEZAİ SORUMLULUĞU İNTERNET YAYINI BAKIMINDAN NASIL UYGULANACAKTIR?

 

Basın Yasasının 16.maddesinde “sorumlu müdür”ün hukuki ve cezai sorumluluğu gösterilmiştir. Bu maddeye göre süreli yayında (mevkute/ günlük gazete, dergi, bülten gibi)sorumlu müdür yazıyı, haberi yazan ve karikatüri çizenle birlikte sorumludur. Ancak sorumlu müdürler için verilen hürriyeti bağlayıcı cezalar sürelerine bakılmaksızın para cezasına çevrilir.

 

Sorumlu müdür, gazete, dergi veya bülten gibi süreli yayınlarda müstear adla veya imzasız yayınlanan yazı veya haber veya resim veya karikatür sahiplerinin adlarını bildirmek zorunda değildir. Sahibi belli olmayan veya sorumlu müdür tarafından açılan davanın görüldüğü mahkemece yapılacak birinci sorgusu sırasında sahibini açıklayabilir. Mahkeme önündeki ilk sorgusunda sahibinin kim olduğu açıklanmaz veya sorumlu müdür tarafından yazı veya haber sahibinin kimliği doğru olarak açıklanmazsa; sorumlu müdür yazıyı veya haberi veya karikatüri yapan kimse gibi sorumlu olur.

 

Mevkutenin sahibi tarafından, sorumlu müdürün rızasına aykırı olarak yayınlanan yazı veya haberden sorumlu müdür sorumlu tutulmaz. Bu durumda sorumlu müdür hakkındaki ceza sorumluluğu yazı veya haberi yayınlatana aitdir.

 

Mevkute tanımına girmeyen; yani süreli olmayan yayınlar (kitap, roman gibi örneğin) bakımından ise Basın Yasasının 16.maddesinde düzenleme vardır. Buna göre mevkute tanımına girmeyen basılmış eserlerle işlenen suçlarda ceza sorumluluğu suçu oluşturan eserin yazarı, çevireni veya çizeni ile birlikte yayınlatana aitdir. Ancak yayınlatanlar için, tıpkı günlük gazetelerdeki sorumlu müdürlerde olduğu gibi, hürriyeti bağlayıcı cezalar sürelerine bakılmaksızın para cezasına çevrilerek hükmolunur.

 

Eğer mevkute tanımına girmeyen basılı eserin sahibi belli değilse sorumluluk, yayınlatana aitdir. Eserin yazarı, çevireni ve çizeninin bilgi ve izni dışında yayınlandığı takdirde sadece yayınlatan, eseri meydana getiren gibi sorumlu olur.

 

Eğer yukarıda sayılan kişiler; yani sorumlu müdürler, yayınlatanlar, eser sahipleri belli olmadığı veya bu kimseler aleyhine Türk Mahkemelerinde dava açılamadığı takdirde sorumluluk, basana, basan da belli olmadığı takdirde satan ve dağıtana aitdir. Sahibinin rızası olmadıkça Türkiye’de yayımlanan yayınlardan aynen yapılacak iktibaslarda sorumluluk iktibas edene aitdir.

 

Kanunla yasaklanmış herhangi bir dille yayın yapılması halinde, sorumlu müdürlerle yayınlatanlar hakkında bu maddede öngörülen hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesi hükmü uygulanmaz.

 

Basın Yasası ile diğer yasaların basılı eserin sahip veya yayınlatanını cezai veya hukuki bakımdan sorumlu kıldığı hallerde, sahip ve yayınlatan tüzel kişi ise, temsilen bir gerçek kişi gösterilmiş olsa bile sorumluluk tüzel kişiye aitdir.

 

Basın Yasasının “sorumluluk” açısından en tartışmalı maddesidir. Basın yoluyla işlenen suçlarda özel bir sorumluluk düzenlemiştir. Öncelikle “basılmış eserin varlığı” ve “ neşir” unsurları olmadan sorumlu müdürün sorumluluğu yoktur.

 

Sadece birkaç önemli konuya değinerek sorunu WEB sayfasında birkaç örnek vererek neler olabileceğini açıklamaya çalışalım. Öncelikle yukarıda açıklandığı gibi, internet ortamında yayınlanan WEB sayfaları “basılmış eser” sayılamayacağından ve yapılan interaktif yayın ile “neşir” fiilinin  gerçekleşip gerçekleşmediği tartışmalı olduğundan, Basın Kanununa göre sorumlu kabul edilmek istenen internet yayınındaki sorumlu müdürün hukuki sorumluluğu hukuken yok hükmündedir.

 

ABD’den veya İtalya’dan gönderilen bir haberin WEB sayfasında yer almasıyla eğer haberde basın yoluyla işlenmiş bir suç varsa; Türkiye’de ve İstanbul’da bulunan “sorumlu müdür” hakkında dava açılabilir iken; eser sahibi sıfatıyla aynı davada yargılanması gereken ABD’den veya İtalya’dan haberi gönderen kişi hakkında ülkemizde dava açılamıyor ise ne olacaktır?

 

Sorumlu Müdür, eser sahibinin kimliğini açıklamayıp hakkında dava açıldığı zaman birinci oturumdaki sorgusunda kimlik açıklarsa ve WEB sayfasında yer alan yazı veya haberin Çin’den gönderildiğini ve kimin gönderdiğini kimlik ve adresi ile bildirdiği zaman; eser sahibi hakkında dava açabilmek olanaklı mıdır? Aksi takdirde sorumlu müdür eser sahibi kabul edilerek yargılama sürecek midir ? 

 

Basın Yasasına göre sorumlu müdür belli olmadığı zaman; yayınlatan da belli değilse “basan” hakkında dava açılacağına göre; İnternet ortamındaki WEB sayfasının “basanı”nın kim olduğu Basın Yasasına göre tanımlanamadığına göre ve basının kim olduğu belli değil iken kim hakkında dava açılacaktır?

 

DEVLETİN, HASTANELERİN, BANKALARIN, TİCARİ ŞİRKETLERİN

KİŞİ VE KURULUŞLARIN

WEB SAYFASININ “SORUMLU MÜDÜRܔ KİM OLACAKTIR ?

 

Basın Yasası hükümlerine göre (Madde 4) gazeteyi basan ve sahibi nasıl belli ise; haberlerin yayınlanmasından sorumlu olan sorumlu müdür de bellidir. Basın Yasası hükümlerine göre (Made 8-9) beyanname verilmektedir. Savcılık gazetede yayınlanan künyeye göre suç faili kimse ve gerekirse en büyük mülki amirliği verilen beyannameyi de isteyerek suç faillerine ulaşmakta zorluk çekmemektedir. Gazetenin sahibi, gazeteyi basanlar ve sorumlu müdür verdikleri beyanname ve gazete künyelerinde yayınlanan ad ve soyadları ile Basın Yasası hükümlerine göre belirlenmiş sorumluluk sisteminde, hukuki ve cezai sorumluluklarını bilmektedirler.

 

İnternet ortamında yapılan yayınlarda Basın Kanununda olduğu gibi “sorumlu” müdürlük konursa; acaba Başbakanlığın web sitesinde “sorumlu müdür” kim olacak?

 

TBMM’nin, Bakanlıkların, Yargıtayın, Nüfus Müdürlüklerinin, Emniyet’in, Muhtarlıkların internet ortamındaki yayınları bakımından sorumlu müdür bulsanız bile; Basın Kanunu hükümlerine göre sorumlu müdürler “devlet memuru” olamaz.

 

Basın Yasası devlet daire ve müesseseleri tarafından yayınlanan yazılı örneğin gazete, dergi bülten gibi nüshalara çözüm bulmuştur. 6026 sayılı yasa ile basın Yasasına ekleme yapılmıştır. Ek maddeye göre devlet dairelerinin sorumlu müdür bulundurmak gibi yükümlükleri yok. Ama bu tür yayınlar Basın Yasasından kaynaklanan suçlara tabiler. Cevap ve düzeltme hakkını düzenleyen basın Yasasının 19. maddesi bu yayınlarda geçerli.

 

Ek Maddeye göre: “ Bu mevkuteler vasıtasıyla işlenen suçlarda mesuliyet, suç mevzuu olan yazıyı yazan veya resmi yapan kimse ile birlikte bu mevkutelerin doğrudan doğruya idare etmekle vazifeli olan kimseyi aitdir. Bu mevkutenin üstüne bu kimsenin adı yazılır”

 

O zaman soru şudur? Örneğin Başbakanlık tarafından internet ortamında yayınlanan WEB sayfasının sorumluluğu Başbakan’a mı aitdir? Yoksa bu sayfayı düzenleyen ve WEB sayfasını yapan kişiye mi aitdir? Sayfada gazetelerde olduğu gibi künye konacağına göre, teknik elemanın adı mı yazılacaktır? Kim sorumlu gösterilecektir?

 

BASIN YASASINA GÖRE YABANCI DİLDE YAYIN YAPAN

MEVKUTELERİN SORUMLU MÜDÜRÜ YABANCI DİL BİLMEK ZORUNDADIR.

PEKİ YA İNTERNET ORTAMINDA YAYINLANANLAR DA NE OLACAK?

 

Başka bir soru...Basın Yasasının  Ek Madde 5’ine göre, Türkiye’de yabancı dille yayımlanan mevkutelerin sorumlu müdürlerinin, o dili bilmesi zorunludur.

 

Devlet Dairelerinin WEB sayfalarının bir bölümü İngilizce ve Fransızcadır. Bu sayfalara yabancı dil bilen sorumlu müdür veya sorumlular mı bulunacaktır?

 

Veya yabancı dilde yayınlanan internet ortamındaki sayfalara nasıl çözüm getirilecektir?

 

Soruları çoğaltın...Bankalar, Hastaneler, Şirketler, E ticareti yapanlar, Sanal Marketler, Üniversiteler, Okullar, Belediyeler, Vakıflar nasıl davranacaklardır?

 

Ne yapacacaklar? Sayfalarında yaptıkları ticaret bakımından ayrıca bir de “yayın”dan sorumlu olduklarında acaba Ticaret Yasasına mı yoksa Basın Yasasına göre mi sorumlu olacaklar? Chat sayfaları ne olacak? E-Mail yolu ile haberleşmelerde nasıl bir yol izlenecek?

 

2.3.6-      BAŞKA BİR ÖRNEK, “DAVA AÇMA” SÜRESİ NE OLACAK?

 

Basın Yasası hükümlerine göre süreli yayın yani gazete için dava açma süresi yayının yapıldığı tarihten itibaren 6 aydır. Süreli olmayan (mevkute) dışındaki basılı eser kabul edilen kitap veya roman için dava açma süresi ise 1 yıl olarak kabul edilmiştir.

 

İnternet ortamında yapılan yayınlarda dava açma süresi konacak mıdır? Ne kadar olmalıdır? Bu süre içinde verileri saklamayan İSS’nın sorumluluğu nasıl belirlenecektir?

 

Nüsha basın yasasına göre yazılı basın için tanımlanabilir iken; printerdan alınan çıkışı  mı “yayının yapıldığı tarih” olarak kabul edeceğiz?

 

İnternet ortamında ne zaman “yayın”ın gerçekleştiği genel hükümler açısından tartışmalı iken; sadece yazılı basını düzenleyen Basın Yasasına göre tanımlanan “yayın” fiilinin İnternet ortamında ne zaman gerçekleştiği nasıl saptayacağız? Yayının yapıldığı tarihi bulup ondan sonra da dava açma süresini 6 ay olarak kabul edip dava açılınca; İnternet ortamında yayın tarihinin ne olduğunu yargıda tartışmaya açınca yayın tarihini teknik olarak saptamak için bilirkişi tayin edip içinden çıkılmaz dava örnekleriyle bir hayli yüklü olan mahkemelere anlaşılmaz yükler mi yükleyeceğiz? 

 

2.3.7-      CEVAP VE DÜZELTME HAKKI NASIL KULLANILACAK?

 

Cevap ve Düzeltme hakkını düzenleyen Basın Yasasının 19.maddesinin ise internet ortamındaki yayınlar bakımından uygulanabilme olanağı hiç yoktur. Tekzip müessesinde “süreler” önemlidir.

 

Örneğin tekzip talebinde bulunacak olan kişi yayının yapıldığı tarihten itibaren iki ay içinde sorumlu müdüre başvuru yapar. İnternet ortamında “yayının yapıldığı” tarihin kanıtlanması zordur.

 

Sayfada gösterilen tarihin esas alınmasının olanaklı olduğu ileri sürülebilir. Böyle olsa bile sonraki aşamalarda, tekzip metninin yayınlanmaması halinde uyulması gereken sürelerdeki “yayınların” dakika dakika değiştiği düşünülecek olursa, tekzip metninin yayınlanması gereken günde yayınlanmadığını kanıtlamak için, dakika dakika değişen binlerce web sayfasının printer çıkışlarını “kanıt” olarak dosyaya sunmanın nasıl gerçekleşeceğini düşünmek gerekir. Uygulanamaz hükümlerle yasa yapılamaz.

 

2.3.8-      İLK SONUÇ : BASIN YASASI İNTERNET YAYINLARINA TATBİKİ

                  KABİL DEĞİLDİR

 

Basın Yasasının 1.maddesinde açıklandığı gibi “ Basılmış eserlerle bunların neşri bu kanunda yazılı hükümlere tabidir.”

 

Bu durumda amacı 1.maddede belirtilen basılmış eserlerle ve neşir fiilleriyle ilgili bu yasaya “Ek Madde 9” şeklinde ekleme yapılması Basın Yasasını yasayı yamalı bohçaya çevirir.

 

Hatta yasanın içerik ve amacına uygun olmayan ve Basın Yasasında tanımlanmayan “İnternet ortamındaki WEB sayfası” ile yazılı basının kuralları çatışır. Bu kez başka kaoslarla karşılaşılır.  İnternetin “özel yasası” çıkmış olur ama uygulanma kabiliyeti yoktur. Bu yasa yapma gereksinimine aykırı bir durumdur. Hukuk kaos üretmez. Aksine toplumun gereksinmelerine yanıt verir. 

 

Uygulamada beklenmeyen sonuçlar doğuracak nitelikteki bu Ek Madde Basın Yasası içeriğine ve hükümlerine de aykırı düşmektedir. Basın Yasası tarafından düzenlenen yayın, neşir ve basılmış eser kavramı ile bağdaşmayan WEB sayfasının oluşum ve yayın biçimi, İnternet Servis Sağlayıcılarının ve İçerik sağlayıcılarının teknik ve hukuksal duruşu, internet ortamında yayınlanan sayfanın sahipliği gibi konular gözönünde bulundurulucak olursa İnternet Ortamında Yayın bakımından ayrı bir yasa yapılması zorunludur.

 

O nedenle, olsun da nasıl olursa olsun ama yasa olsun mantığı internet ortamındaki yayıncılık bakımından geçerli değildir. Türkiye bunun örneğini radyo ve televizyon yayınlarındaki yasa yapma çalışmaları sırasında yaşamıştır. 3984 sayılı yasa en kötü yasa yasasızlıktan daha iyidir mantığıyla yürürlüğe konulmuştur. Bu gün gelinen nokta bellidir.

İnternet Servis Sağlayıcılarının hukuksal sorumlulukları ile içerik sağlayıcıların hukuksal konumu yapılacak yasada açıkca gösterilmelidir. Yayından sorumlu olanların kimler olduğu belirlendiğinde, Basın Yasasında olduğu gibi düzenlenecek bir beyanname verilmek suretiyle “kimin neden sorumlu olduğu” Açıklığa kavuşturulabilir. Aksi takdirde denetim “müdahaleyi” ve müdahale biçimleri de sansür kapılarını açar. 

“Suç duyurusunda” bulunmak isteyen kişilerde herhangi bir başvuru yaptığında kimi şikayet ettiğini ve savcılık kurumuda kimin hakkında hangi davayı açacağını bilir hale gelir.  Devletin kendi sitesinde adres göstererek internet ortamında yapılan yayınlarda yasaya aykırılık veya kişilik haklarına saldırı görüldüğünde “ihbar” edilmesini istemesine gerek kalmaz. Aksi takdirde kimin kimi ihbar ettiği belli olmayan ve yapılan ihbarlardan kaynaklanan başka kaoslar yaşanır.

 

İnternet konusunda “fikir” sahibi olmak yeterli değildir. Yasa üretmek için internetin ne olduğunu ve ne olmadığını bilmemizi gerektiriyor. Yani “bilgi sahibi” olmak gerekir. Basın Yasasına Ek madde ile sorunu çözmek isteyenler internet konusunda bilgi sahibi olmadıklarını Taslak metinleriyle kanıtlamışlardır. 

 

III-                TBMM‘DE DEĞİŞTİRİLEREK YASALLAŞTIRILAN

 

EK MADDE 9 VE İNTERNET YAYINI

 

TBMM’nin 6.6.2001 günü başlayan ve 7.6.2001 sabahına kadar süren 113. Birleşiminde görüşülen “İnternet” yayınları hakkındaki Ek Madde 9 değiştirilerek kabul edilmiştir.

 

Ek Madde 9’d yer alan hüküm “yalan haber”, “hakaret” ve “benzeri fiillerle meydana gelen maddi ve manevi zarar” kavramı ile sınırlandırılmak istenmiştir.   

 

Hükümet tasarısında yer almadığı halde Anayasa Komisyonunda yapılan değişikliklerle Basın Yasasına Ek madde olarak eklenen ve internet yayınlarına Basın Yasasının tüm maddelerinin uygulanması yönündeki çerçeve madde hakkında “değişiklik önergeleri” verilmiştir.

 

Muhalefet partilerinden DYP Milletvekkilleri İlyas Yılmazyıldız (Balıkesir), Hüseyin Çelik (Van),Saffet Arıkan Bedük (Ankara), Mehmet Sadri Yıldırım (Eskişehir), Ahmet İyimaya (Amasya),Murat Akın (Aksaray) Ali Naci Tuncer (Trabzon) ve Ali Şevki Erek (Tokat) İnternet yayınları ile ilgili 26.maddenin tasarıdan çıkarılmasını önermişlerdir. Önerge reddedilmiştir.

Fazilet Partisi Milletvekilleri A.Nazlı Ilıcak (İstanbul), Veysel Candan (Konya), Lütfi Yalman (Konya), Aslan Polat (Erzurum), Avni Doğan (Kahramanmaraş), Eyyüp Sanay (Ankara), Cevat Ayhan (Sakarya) ve  Bülent Arınç (Manisa) İnternet yayınları ile ilgili 26.maddenin Anayasa aykırı olduğunu ieri sürerek madde metninden çıkarılmasını önermişlerdir. Önerge reddedilmiştir.

Hükümet ortağı koalisyon partilerinin milletvekillerinden Emrehan Halıcı (Konya), Mehmet Şandır (Hatay), Beyhan Aslan (Denizli), Tayfun İçli (Ankara) ve Erol Al (İstanbul) tarafından da değişiklik önergesi verilmiştir. Bu önergeye Komisyon ve Hükümet katılmıştır. Genel Kuruldaki oylamada da kabul oyu verilmiş ve böylece İnternet Yayınları ile ilgili Ek Madde 9 değiştirilmiştir. [6]

Değiştirilerek kabul edilen ve Basın Yasasına eklenen Ek Madde 9 şöyledir:

            MADDE 26. – 5680 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

 

EK MADDE 9. – Bu Kanunun yalan haber, hakaret ve benzeri fiillerden doğacak maddî ve manevî zararlarla ilgili hükümleri, bilişim teknolojileri ve internet ortamında sayfa açılması veya elektronik gazete, elektronik bülten vb. suretiyle yayınlanan her türlü yazı, resim, işaret, sesli veya sessiz görüntü ve benzerleri hakkında da uygulanır.

 

TBMM Genel Kurulunda verilen madde değişiklik önergesinin Gerekçesi şudur:

 

“ İnternet ve bilişim teknolojileri ile ilgili olarak bu Kanunun sadece yalan haber, hakaret ve benzeri fiillerden doğacak maddi ve manevi zararlarla ilgili hükümlerini geçerli kılmak amaçlanmaktadır.

 

Anayasa Komisyonunda eklenen Ek Madde 9 da yer alan “Bu Kanun hükümleri”

yerine “Bu Kanunun” denilmiş ve “yalan haber, hakaret ve benzeri fiillerden doğacak maddî ve manevî zararlarla ilgili hükümleri” cümlesi eklenerek, önceki metin aynen korunarak madde yazılmıştır. 

    

IV-              AMACINI DAHİ İFADEDEN UZAK BU MADDENİN UYGULANMASI KAOS YARATIR

 

“YALAN HABER”- “HAKERET”- “HAKARET BENZERİ FİİLLER”

BASIN KANUNUNDA YOKTUR

 

Kabul edilen maddenin içeriği ve gerekçesine göre Ek Madde 9 olarak başlık verildiğinden “Bu Kanunun” denilen Kanun Basın Kanunudur.

 

Basın Yasasında “yalan haber” “hakaret” ve hakaret benzeri fiillerle ilgili hiçbir düzenleme yoktur.  Hakaret suçu Türk Ceza Yasasında düzenlenmiştir.

 

Basın Yasasında  yalan haber, hakaret ve benzeri fiillerden doğacak maddî ve manevî zararlarla ilgili hüküm yoktur.

 

Yalan haber kavramı tartışmalı olan bir kavramdır. Yerine bazı yasalarda “asılsız haber” kavramı kullanılmaktadır. Örneğin “yalan haber” kavramı TCK’nun 401/VII maddesinde geçer. Bir kimse her ne şekilde olursa olsun yalan haber yaymak, duyurmak veya başka hileler kullanmak suretiyle gıda maddeleri ve kamuya gerekli olan şeylerden erzak, madde, mal veya eşyanın azalmasına, darlığına ve fiatın artmasına neden olursa cezalandırılır.

 

Bir başka örnek ise 2499 Sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nda 47.maddenin 3.numaralı bendinde göre “sermaye piyasası araçlarının değerini etkileyecek”  yalan, yalnış, yanıltıcı ve mesnetsiz bilgi veren,haber yayan, yorum yapan ya da açıklamakla yükümlü olduğu bilgileri açıklamayan gerçek kişilerle tüzel kişilerin yetkilileri ve bunlarla birlikte hareket edenler cezalandırılmaktadır. Bu yasa ile getirilen sınırlama  özel bir sınırlama olmasına rağmen, yasalarda “haber yaymak”, yalan haber, yalnış haber, mesnetsiz bilgi vermek gibi fiilleri sayarak cezalandırma ve basını kısıtlama yolu seçilmiştir.

 

Aynı yöntemle “yalan haber” diye bir suç Basın Yasasında olmamasına rağmen, Ek 9 ile sadece internet yayınları için “eklenmiştir”. Neden eklenmiştir? Amaç nedir? “Yalan haber” suç mudur? Tanımı var mıdır veya suç ise cezası nedir?  Halk arasında “yalan” fiilinin arkasına eklenen “haber” kelimesi ile kastedilen acaba “gerçeğe aykırı yayın” mıdır ?

 

O zaman da böyle bir kavram kullanarak yeni bir suç yaratılmasına gerek yoktur. Çünkü cezai sorumluluğu olmasa da herhangi bir yayın veya haberde “gerçeklik” unsuru yoksa, görünen gerçeğe veya somut gerçeğe aykırı ise  o haber hukuka aykırı kabul edilir. Bu yayın nedeniyle kişilik haklarının zedelendiğini ileri süren kişi her zaman için manevi tazminat davası açarak uğranılan manevi zararın giderilmesini isteyebilir. 

 

Bu tür gerçeğe aykırı yayınlardan doğan manevi tazminat davaları zaten hukuk mahkemelerinde açılmaktadır ve açılabilmektedir. Yazıyı yazan veya haberi yazan kişinin internet yayınlarında kim olduğu saptanabiliyorsa ve iştirak hükümlerine göre diğer kişiler de belirleniyorsa, açılan manevi tazminat davalarında husumet yöneltilen kişiler olarak “davalı” tarafı oluşturmaktadırlar. Bu durumun ne “yalan haberle” ilgili cezai bir yönü vardır, ne de açılan manevi tazminat davalarında Basın Kanunu hükümleri uygulanmaktadır. Bundan sonra Ek 9. maddede konulan hüküm de uygulanmayacaktır. 

 

Hakaret ve sövme cürümleri ise Türk Ceza Yasamızın “Şahıslara Karşı Cürümler” bölümündedir. Kişilerin maddi varlıkları gibi, manevi varlıklarını da koruyucu hükümlerdendir. Kişinin manevi varlığı ise o insanın şerefi, vakarı veya haysiyeti gibi kavramlardır. Herhangi bir söz veya davranışın veya haber veya yazının karşı tarafı tahkir ettiğinden söz edebilmek için bu eylemin muhatap aldığı kişinin toplumdaki saygınlığını tehlikeye düşürecek nitelikte bulunması gerekir. Mahkemeler olayın oluş biçimine göre hüküm kurarlar.

 

Hakaret TCK’nun 480.maddesinde, sövme ise 482.maddede düzenlenmiştir. Yayın yoluyla hakaret suçunun işlenmesi halinde ise verilecek cezanın arttırımı söz konusudur. Örneğin hakaret suçu “ umuma neşir veya teşhir olunmuş yazı veya resim veya sair neşir vasıtası ile irtikap olunmuş ise” arttırım uygulanacaktır.

 

İnternet yolu ile yapılan yayında; hakaret suçunun tüm unsurları görülebilir. Ama cezai yönden suçun tüm unsurları (maddi/manevi) ile oluşup oluşmadığı tartışmalıdır.

İnternet yayınlarındaki “yayın” gazete, dergi, radyo ve televizyonda olduğu gibi bir “yayın”  türü değildir. Benzer ama internet yayınındaki “yayın” filinin ne olduğu internetin kendi tekniğine göre tanımlanmamıştır. Bu durumda internetin yapısı gereği suçun  yazılı basın için Basın Yasasının 3. maddesinde tanımlanan “neşir” fiiline benzemediği düşünülürse; hakeret suçunun işlenmesi için internet yayınını  TCK’nun 480.maddesinde yer alan “ umuma neşir veya teşhir olunmuş yazı veya resim” olarak düşünmek mümkün müdür? Acaba internet yayını “sair neşir vasıtası” olarak değerlendirilebilir mi? Yoksa 1944 yılında yapılan değişiklikle değiştirilerek maddeye eklenen ve en son 1988 yılında 3506 sayılı yasa ile değiştirilen bu fıkradaki “sair neşir vasıtası ile” kavramını yasa koyucu İnternet ortamındaki yayınları da düşünerek mi koymuştur ?

 

Tartışılması gereken suçun unsurları yönünden karşımıza çıkan bir diğer soru ise; internet ortamında yapılan yayında görülen hakaret suçundan dolayı kim hakkında ve hangi yasaya atıfla dava açılacağı sorusudur.

 

Hakaret ve sövme cürümlerinin yayın yoluyla işlenmesi halinde açılan davalar bakımından düzenlenen iddianamelerde; 5680 sayılı Basın Yasasının 16. maddesi delaletiyle süreli yayının sorumlu müdürü ve eser sahibi hakkında dava açılmaktadır. Bir başka deyişle Basın Yasası hükümleriyle açıkça cezai sorumluluk gösterildiği için hukuki düzenlemede sorun yoktur.

 

Yani, hakaret ve sövme suçlarında, eğer suç basın yoluyla işlenmişse “cezai sorumluluk”  yönünden kimin/kimlerin sorumlu olduğu Basın Yasasının 16. maddesinde gösterilmiştir.

 

Madde çok açıktır. Suçun mağduru olan şikayetçi kişi tarafından savcılığa verilecek dilekçede süreli yayında sorumlu olarak haberi/yazıyı yazan, karikatürü çizen veya resmi yapan kişi gösterilecektir. Ayrıca “sorumlu müdür” de suç failidir. Çünkü haberin/yazının, karikatür veya resmin yayınlanmasına izin vermekle suçun işlenmesine iştirak yoluyla katıldığından “sorumludur”. Basın Yasasının 16.maddesinde sorumlu olanların cezai sorumluluğu açık biçimde yazılıdır. Kaldı ki sorumlu müdürün  kim olduğunun da Yasanın 4.maddesine göre süreli yayın “künyesinde” açıkca gösterilmesi zorunludur.

 

O zaman da karşımıza, madde metninde yazılı olmadığı halde Basın Yasası hükümlerinin “aynen” uygulanacağı gibi bir görüş ileri sürülürse; yukarıdaki açıklamalarımızı anımsatarak Basın Yasası hükümlerinin İnternet yayınları için uygulanamayacağını tekrarlamamız gerekmektedir.

 

Kaldı ki verilen değişiklik önergesinden de anlaşılacağı üzere; madde metni değiştirilmiş ve Basın Yasası hükümlerinin aynen uygulanması görüşü geri çekilmiştir.

Kabul edilen maddede “Benzeri fiillerden doğacak maddi ve manevi zarar” denildiğine göre; hakaret fiiline benzeyen benzeri fiil nedir ? Hakaret, hakarettir.

 

Yani Türk Ceza Yasasının 480.maddesine göre “ herhangi bir kişi hakkında bir maddei mahsusa tayin ve isnadı suretiyle halkın hakaret ve husumetine maruz kılacak yahut namus ve haysiyetine dokunacak bir fiil” isnadı hakarettir. Durup dururken ve gerçeğe aykırı olarak yayın yoluyla bir politikacıya “hırsız” derseniz isnat ettiğiniz maddei mahsusa nedeniyle hakaret etmiş olursunuz? Ama bunun benzeri bir fiil nasıl olur, bunu anlamak güçtür. Bu fiilin başka bir tanımı yoktur.

 

Eğer sövmeden bahsetmek gerekirse; yine TCK’nun 482.maddesine göre maddi mahsusa isnad etmeden, “her ne suretle olursa olsun bir kimsenin namus veya şöhret veya vakar ve haysiyetine” saldırırsanız sövme suçu oluşur. Bunun da benzeri olabilecek bir fiil Türk Ceza Yasasında tanımlanmamıştır. Örneğin bir banka müdürünün “banka içinde tezgah kurarak” iş çevirdiklerinden bahisle yazılan haberde “sövme” suçunun oluştuğu düşünülür. Ama “tezgah kurmak” suç değildir. Sövme suçu hakarete benzer, ama hakaret suçuna benzer bir fiil kavramının açıklamasını yapabilmek zordur. 

 

V-                İNTERNET YAYINLARI İÇİN EK MADDE 9 DÜZENLEMESİ ACABA BASIN YASANININ DEĞİŞEN 17.MADDESİ DİKKATE ALINARAK MI DÜZENLENMİŞTİR?

 

Yasa koyucunun böyle amaçl hareket etmediği görüşündeyim.

 

Gerçekten TBMM 682 sıra sayılı Tasarı ile 5680 sayılı Basın Yasasının 17. maddesini değiştirmiştir. Değişiklik şöyledir:

 

MADDE 20. – 5680 sayılı Kanunun 17 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

Madde 17. – Basın yolu ile işlenen yalan haber, hakaret, sövme ve her türlü fiilden doğacak maddî ve manevî zararlardan, 16 ncı maddeye göre sorumlu olanlarla birlikte Borçlar Kanununun genel hükümlerine göre mevkutelerde sahibi ve mevkute olmayanlarda naşiri; mevkute sahibi ile mevkute olmayanların naşirinin şirket olması halinde şirket ile birlikte anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı, diğer şirket ve tüzel kişilerde en üst yönetici müştereken ve müteselsilen sorumludur. Tazminat talebinin haklı görülmesi halinde tazminat miktarı, on milyar liradan az olmamak üzere fiilin ağırlık derecesine göre belirlenir. On milyar liralık alt sınır her yıl Maliye Bakanlığınca ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılır. Bu maddeye göre açılacak manevî tazminat davalarında hâkim tensip kararı ile birlikte bilirkişiyi de tayin eder ve davayı en geç altı ay içinde karara bağlar.

 

Zarar doğurucu fiilin işlenmesinden sonra mevkutenin devredilmesi, başka bir mevkute ile birleşmesi veya sahibi olan gerçek kişi ya da şirketin herhangi bir surette değişmesi halinde mevkuteyi devralan, birleşen ve her ne suretle olursa olsun mevkutenin sahibi gerçek kişiler ile anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı diğer şirket ve tüzel kişilerde en üst yönetici de, bu fiil nedeniyle hükmedilen tazminattan birinci fıkrada sayılanlarla birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.

 

Basılmış eser sahiplerinin dernek, vakıf ve benzeri tüzel kişiler olması halinde tüzel kişilikle birlikte yönetim organlarında yer alanlar hakkında da yukarıdaki hükümler uygulanır.

 

Bu maddeye göre açılan davalarda tazminata hükmedilmesi halinde, bankalarca uygulanan en yüksek işletme kredisi faizi üzerinden temerrüt faizine de hükmedilir.

 

TBMM tarafından kabul edilen bu değişikliğe göre yasa koyucu “ Basın yolu ile işlenen yalan haber, hakaret, sövme ve her türlü fiilden doğacak maddî ve manevî zararlardan” yine Basın Yasasının 16 ncı maddesinde sorumlu olanlarla birlikte, Borçlar Kanununun genel hükümlerine göre mevkutelerde sahibi ve mevkute olmayanlarda naşiri; mevkute sahibi ile mevkute olmayanların naşirinin şirket olması halinde şirket ile birlikte anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı, diğer şirket ve tüzel kişilerde en üst yöneticiyi müştereken ve müteselsilen sorumlu kabul etmiştir.

 

Görüleceği üzere İnternet yayınları için ne zaman ve neden sorumlu olacağı da belirlenirken kullanılan “yalan haber, hakaret ve benzeri fiillerden doğacak maddî ve manevî zararlarla ilgili” şeklindeki kavramlar yine karşımıza çıkmaktadır. 

 

17.maddede “ yalan haber”, “hakaret”, “sövme” fiilleri kullanılmıştır. Bunların basın yoluyla işlenmesi gerektiği başlangıçta belirtilmiştir. 

 

Değişiklikten önce Basın Yasasının 17. maddesine göre “ Basın yolu ile işlenecek fiillerden doğacak maddi ve manevi zararları, 16 ncı maddeye göre sorumlu olanlarla birlikte Borçlar Kanununun genel hükümlerine göre mevkutelerde sahibi ve mevkute olmayanlarda nâşiri, müteselsilen tazminle ödevlidirler.” şeklindeki düzenlemeyle basın yoluyla işlenecek fiillerden dolayı sorumluluk hali düzenlenmişti. 

 

Değişiklikten önceki 17. madde basın yoluyla kişilik haklarının ihlali nedeniyle açılacak maddi ve manevi tazminat davalarında kime karşı dava açılabileceğini düzenlerken, cezai sorumluluğu düzenleyen Basın Yasasının 16.maddesine yollamada bulunmaktaydı.

 

Yeni düzenlemeye göre de 17.madde; basın yoluyla kişilik haklarının ihlali nedeniyle açılacak manevi tazminat davasının kimlere karşı yöneltileceği hakkında, cezai sorumluluğu düzenleyen Basın Yasasının 16.maddesine yollama yapmaktadır.

 

Basın Yasasının 16.maddesine göre de bu tür manevi tazminat davalarında sorumluluk “sorumlu müdür” ile birlikte haberi/yazıyı yazan eser sahibine aitdir. 17 madde önceki düzenlemeye göre; bu sorumlu kişilere süreli yayınlarda yayın sahibini, süreli olmayan yayınlarda ise eserin naşirini eklemekte, bu kişileri diğerleriyle birlikte sorumlu tutmaktaydı.

 

Yeniden düzenlenen 17.maddeye göre de sorumlu tutulan kişiler arttırılmış ; 16.maddede sorumlu olan kişilere; yine sahibini, naşiri, eğer sahibi  şirket veya tüzel kişi ise yönetim kurulu başkanı veya en üst yöneticiyi eklemekte, bu kişileri diğerleriyle birlikte müteselsilen ve müştereken sorumlu tutmuştur.  

 

O halde önceki düzenlemeye veya 17.maddede yeni yapılan yapılan düzenlemeye göre bu sorumluların belirlenmesinde haberin/yazının yayınlandığı tarihteki gazetenin künyesi esas alınacaktır. Uygulamada özellikle üzerinde durulan konu budur.

 

Örneğin Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 09.12.1995 gün ve E.857, K.717 sayılı kararında bu durum şöyle açıklanmıştır :

 

“ 5680 sayılı Basın Yasasının 16. maddesinde mevkutelerle işlenen suçlarda kimlerin ceza yönünden sorumlu tutulacakları, 17. maddesinde de hukuki sorumluluğun kimlere ait olacağı açıkça gösterilmiştir. Sözü edilen maddeler hükümleri birlikte incelendiğinde basın yoluyla işlenen haksız eylemlerden doğan maddi ve manevi zararlardan dolayı mevkutelerde yazıyı yazan ile birlikte bu mevkutelerin ilgili sorumlu müdürünün ve sahibinin müteselsilen sorumlu oldukları anlaşılmaktadır. Sorumlu gerçek veya tüzel kişilerin tespitinde ise gazete künyesi esas alınır. Künyedeki bilgilerin aksini ispat etmek bu iddiada bulunan tarafa aitdir...”[7]

 

Değiştirilen 17.madde yönünden yazılı basın için Basın Kanunu uygulandığından gazete ”künye”sine bakılarak hukuki sorumluluğun yine 16.madde hükmüne göre kimler olacağını saptamak olanaklıdır.

 

Ancak, internet yayınları bakımından yasa koyucunun 17.maddeye göre bu tür bir ek madde düzenlediğini düşünmek haklı ve doğru olmaz. Çünkü böyle bir durum karşısında yine internet yayınları için Basın Yasasının 4.maddesine göre sayfada “künye” düzenlenmesi ve 16.maddeye göre bir sorumlu müdür tayini, Basın Kanunu hükümlerine göre internet sayfası sorumluları bakımından bir beyanname verilmesi gibi bir dizi ugulanamaz maddelerle karşılaşılır. Neden uygulanamayacağı konusu yukarıda açıklanmıştır.

 

Kaldı ki; yasa koyucunun amacı Basın Yasası hükümlerinin uygulanması değil, basın yoluyla kişilik haklarının ihlali halinde internet yayınları bakımından da maddi ve manevi tazminat davalarının açılabilmesine olanak sağlamaktan ibarettir. Bu nedenle Ek Madde 9 ile Basın Yasasının 17.maddesi arasında dolaylı/dolaysız bir ilinti kurma olanağı da yoktur.

 

Sonuç olarak; Ek Madde 9 ile getirilen düzenleme bakımından uygulanma olanağı bulunmayan bir eklemeden ibaret madde ile yasak olan yorum veya kıyas yoluyla dahi sonuca da ulaşabilmek olanaksızdır.

 

 

VI-              İNTERNET YAYINLARININ USUL VE ESASLARINI

KİM NASIL BELİRLEMELİ ?

 

          3.1-        İKİNCİ DEĞİŞİKLİK ÖNERİSİ:

İNTERNET YAYINLARININ USUL VE ESASLARININ HABERLEŞME YÜKSEK KURULU TARAFINDAN YAPILMASI,

                        DENETİMİ İSE RTÜK’NA VERİLMİŞTİR

 

Anayasa Komisyonunda önerilen değişiklikle; Hükümet tasarısı değiştirilerk kabul edilmiştir. 3984 sayılı Yasanın 31. maddesi TBMM’den geçmiş madde yasalaşmıştır.

 

İnternet yayınlarının denetim usulu 3984 sayılı Yasanın değişen 31.madde değişikliğinde kendini göstermektedir.

 

Değişiklik önerisinden önce mevcut 3984 sayılı Yasada yer alan 31.maddede “sorumluluk” hali gösterilmiştir. Maddeye göre: “Madde 31- Özel Radyo ve Televizyon Kuruluşları, yayınlarda belli oranlarda eğitim, kültür, Türk Halk ve Türk Sanat Müziği programları koymak zorundadırlar. Bu porgramları tür ve oranlarıyla ilgili esaslar Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından tespit edilir”

 

Hükümet Tasarı gerekçesinde “Madde ile, radyo ve televizyon kuruluşlarının belli saatlerde eğitim, kültür, Türk halk ve Türk sanat müziği ağırlıklı programlara yer vermeleri zorunluluğu getirilmiş ancak tematik yayın yapan kanallar bu zorunluluktan muaf tutulmuştur.” gerekçesiyle değişiklik önermiştir.

 

Anayasa Komisyonu maddeye ekleme yapmıştır. Ancak Hükümetin değişiklik gerekçesinde ve maddede önermediği bir biçimde Anayasa Komisyonunda değişiklik yapılarak 31. maddede yapılması düşünülen madde değişikliği aşağıdaki gibi gerçekleştirilmiştir :

 

MADDE 14. – 3984 sayılı Kanunun 31 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

“Program hizmetinin içeriği ve yeni yayın tekniklerinin kullanımı”

Madde 31. – Radyo ve televizyon kuruluşları, yayınlarında belli oran ve saatlerde eğitim, kültür, Türk halk ve Türk sanat müziği programlarına yer vermek zorundadırlar. Bu programların tür ve oranlarıyla ilgili esaslar Üst Kurul tarafından tespit edilir. Tematik kanallar, bu zorunluluktan muaf tutulur. Tematik yayın yapmak isteyen kuruluşlar, başvuru sırasında bu hususu belirtir. Bu kanallar, Üst Kurulun izni olmadan yayın türünü değiştiremez. Tematik kanallarla ilgili usul ve esaslar Üst Kurulca belirlenir.

 

Her türlü teknoloji ile ve her tür iletişim ortamında yapılacak yayın ve hizmetlerin usul ve esasları, Haberleşme Yüksek Kurulunun belirleyeceği strateji çerçevesinde Üst Kurulca tespit edilip Haberleşme Yüksek Kurulunun onayına sunulur. Bu yayın ve hizmetlerin mevzuata uygunluğu, Üst Kurulca denetlenir.”

 

Bu madde TBMM tarafından aynen kabul edilmiştir.

 

3.2-            YAPILAN DÜZENLEME HUKUKA AYKIRIDIR

 

Öncelikle “Haberleşme Yüksek Kurulu” oluşumunun bilinmesinde yarar vardır. İstanbul Barosu İletişim Hukuku Komisyonu tarafından 2000 yılında hazırlanan “3984 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun’da Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Hakkındaki Görüşlerimiz ve Önerilerimiz” kitapçığının 15. sayfasında; Hükümet Tasarısının  3984 sayılı Yasanın 35. ve 8.maddesini değiştiren madde ve gerekçesi hakkındaki eleştirisi şöyledir:

 

“ Tasarının bu maddesinde yapılan değişiklikle frekans planlamaları ve TV kanal ve radyo frekanslarını ne kadarını hangi takvime göre ihaleye çıkarılacağı Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’ndan alınıp, Başbakanın ve görevlendireceği bir Devlet Bakanının başkanlığında İçişleri ve Ulaştırma Bakanları ile Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ve Genelkurmay Muhabere Elektronik Başkanından oluşan siyasi iktidarın etkisindeki bir kurula verilmektedir. Dolayısıyla frekans planlamaları ile ihale takvim ve miktarının belirlenmesi “özerk ve tarafsız kuruluş” yerine doğrudan doğruya yürütme organının etkisi altında yapılmasını, siyasi ve başka etkilerden uzak kalmama tehlikesini içermektedir”

 

Bu eleştiri Tasarının 2000 yılında hazırlanmış olan biçimiyle yapılmış olan eleştiridir. TBMM’de görüşülen maddelerle yapılan değişikliklerle 3984 sayılı Yasanın 24. maddesi başlığıyla birlikte değiştirilmiş ve TBMM’de madde kabul edilmiştir.

 

Değişikliğe göre; Türkiye’de ulusal, bölgesel ve yerel çapta TV kanal ve radyo frekans planları ile frekans bantları hakkında çalışma yapmak Telekominikasyon Kurumuna bırakılmıştır. Telekominikasyon Kurumu da Telsiz Yasasına uygun olarak RTÜK,TRT ve Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü ve ilgili diğer kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlayacağı ulusal, bölgesel ve yerel çapta planları hazırlayarak Haberleşme Yüksek Kurulu onayına sunacaktır.  Haberleşme Yüksek Kurulu da planı onaylayacağı gibi değişiklik de önerebilicektir. TV kanal ve radyo frekanslarının ne kadarının hangi takvime göre ihaleye çıkarılacağına ilişkin plan Haberleşme Yüksek Kurulu tarafından saptanarak, bu çerçevede ihaleye çıkarılmak üzere RTÜK’na bildirir.

 

3984 sayılı Yasada 31. madde de yapılan değişiklik ile  amaçlanan şudur:

 

31.madde İnternet yayınlarını da kapsayacak biçimde genişletilmiştir. Görüldüğü gibi; madde başlığı değiştirilerek “program hizmeti içeriği” ve “yeni yayın teknolojilerinin kullanımı” eklenmiştir.

 

Değişen maddenin mantığına göre; acaba “internet yayıncılığını” Hükümet, Anayasa Komisyonu ve TBMM’si “yeni teknolojik yayın” olarak değerlendirerek yeni bir “müdahale” alanı mı yaratmak istemektedir ?

 

Maddeye eklenen ikinci fıkraya görede “Her türlü teknoloji ile” denilmiş ve “her türlü iletişim ortamında yapılacak yayın” kavramı ile “internet ortamındaki yayınları”da kapsayacak biçimde “yayın” tanımı genişletilmiştir.

 

 

Soru 1- İnternet ortamında; “usul ve esasları” belirlenmiş ve önceden saptanmış stratejiye göre “yayın yapılması” kavramı hukuken nasıl açıklanabilir?

 

Başbakanın ve görevlendireceği bir Devlet Bakanının başkanlığında İçişleri ve Ulaştırma Bakanları ile Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ve Genelkurmay Muhabere Elektronik Başkanından oluşan bir kurula yayın stratejisi belirleme yetkisi verilmesi demek “yürütme” tarafından sınırları çizilen bir başka deyişle, izin verilen düşünce alanı yaratmaktır.

 

Çizilen ve belirlenen sınır aşılırsa; saptanmış usul ve esaslar dışındaki “izin verilmeyen düşünce alanında” yayın yapmak demektir ki; böyle bir düzenleme hukukun üstünlüğü ilkesine aykırıdır. Böyle bir düzenleme düşünce açıklama ve yayma özgürlüğü (Anayasa madde 26), Bilim ve sanat özgürlüğü (Madde 27), Basın özgürlüğü (Madde 28) ve Süreli Süresiz yayın hakkının düzenlendiği Anayasanın 29. maddesindeki “Kanun, haber, düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayımlanmasını engelleyici veya zorlaştırıcı siyasal, ekonomik, mali ve teknik şartlar koyamaz” kurala; yani Anayasaya aykırıdır.

 

Soru 2- Bu maddeden hareketle belirlenecek usul ve esaslara ve ayrıca mevzuata aykırı yayın yapıldığında RTÜK’u internet ortamındaki yayınlar bakımından “denetimini” nasıl gerçekleştirecektir ve ne yapacaktır?

 

Örneğin RTÜK tarafından “izleme” kurulları oluşturularak; yapılan tüm internet yayınları izlemeye mi alınacaktır?.

 

Böyle bir “denetim” mekanizması kurulması ve izlinmesi nasıl olanaksız ise; usul ve esasları belirlenen yayın internet ortamındaki yayınla bağdaşmaz. 

 

3984 sayılı Yasanın 1.maddesi bellidir. Amaç radyo ve televizyon yayınlarının düzenlenmesidir. Yasanın amacı içinde “internet” yayınlarını düzenlemek, usul ve esaslarını saptamak veya “stratejisini” tayin etmek yoktur. Yasanın öngörmediği, hukuken öngörülmeyen ve meşru bir amaç için düzenleme yapılmadığı açıkca belli olan böyle bir düzenleme; Anayasaya ve AİHS’nin 10.maddesinde yer alan ifade özgürlüğünün açık ihlalidir.

 

Soru 3- Acaba 3984 sayılı Yasa hükümlerine göre mi yoksa 5680 sayılı Basın Yasası hükümlerine göre mi denetim ve müdahaleyı gerçekleştirecektir?

 

RTÜK’na verilen yetki çerçevesinde İnternet yayınları izlenerek herhangi bir biçimde usul ve esaslar denilen ve ileride yönetmelikle belirleneceği anlaşılan “yayın ilkeleri”ne aykırılık tespit edilirse; bu aykırılık konusunda uygulanacak cezai hükümler için Basın Yasası hükümleri mi yoksa 3984 sayılı Yasa hükümleri mi uygulanacaktır? 

 

Veya RTÜK internet yayınları bakımından, kendi yetkisine dayanarak çıkardığı ve Haberleşme Yüksek Kurulunun onayı ile yürürlüğe koyabileceği anlaşılan Yönetmelik hükümlerine göre Basın Yasasından hareketle Basın Savcılığına “suç duyurusunda” / ihbarda mı bulunacaktır? Savcılık ne yapacaktır? İzlemediği bir internet yayını ile ilgili hazırlık soruşturması başlatacak mıdır? Yoksa böyle bir ihbar Savcıların “takdir” hakkını ortadan kaldıran veya dava açmaya zorlayan bir suç ihbarı mı kabul edilecektir?

 

En anlaşılır deyişle; getirilen düzenleme internetin doğal/teknik işleyişine aykırı olduğu gibi 3984 sayılı Yasa ile 5680 sayılı Yasa hükümlerinin birbiriyle çatışmasına neden olacak bu madde değişikliği anlaşılamaz bir düzenlemeden ibarettir. Kaos yasalarla yaratılmaktadır.

 

Denetleme ve müdahale hakkı “özerk ve tarafsız olmayan” Yürütmenin etkisine açık Kurullara bırakılarak  internet yayınlarında hak ve özgürlüğü esas, kısıtlamayı istisna haline getiremezsiniz. Aksine halkın gerçekleri öğrenme hakkını ve dolayısıyla internet yayıncılarının ifade özgürlüğünü ortadan kaldırmış olursunuz.  Böyle bir düzenleme hukuk devletine ve hukukun üstünlüğüne önem verdiğini ve düşüncelerin yayımını engelemeyen bir Tasarı hazırlandığını ileri süren Anayasa Komisyonu önerisiyle ortaya çıkmıştır. TBMM’nin yasallaştırdığı Avrupa birliği normlarına aykırıdır.

 

VII-            GENEL SONUÇ YERİNE BİR KAÇ SÖZ
VE NE YAPILABİLİR ?

 

5.1-            TASARIDAKİ MANTIK NEDİR? 

Hukuki düzenleme ve yasa yapılmalıdır. Hatta yasa; hem radyo televizyon, hem yazılı basın, hem de internet ortamında yayıncılık yapanların katılımı ile yapılmalıdır. Hukuki düzenleme gazetecilerin ve onların derdinden anlayan ve bu ülkeyi iyi tanıyan hukukçuların katkılarıyla çıkmalı.

Radyo ve Televizyon yayınları ile yazılı basın hukuki düzeni ve internet ortamındaki yayınların özelliği dikkate alınarak yeni yasa üretilmesi; halkın gerçekleri öğrenme hakkı esas alınarak yeniden düzenlenmelidir.

İnternet için yasa yaparken Türkiye Radyo ve Televizyon Yasası ile Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Yasadan ve Basın Yasasından yararlanmak gerekir. Hatta Web sayfasının sahibi, sayfada yayınlanan yazıyı yazanlarla birlikte kimlerin sorumlu sayılacağı tıpkı Basın Yasasındaki “sorumlu müdür”ün hukuki durumunu belirleyen 16.maddeye benzer biçimde düzenlenebilir.

İnternet Servis Sağlayıcılarının hukuksal sorumlulukları ile içerik sağlayıcıların hukuki ve cezai sorumluluğu yasada gösterilir.Basın Yasasında olduğu gibi düzenlenecek bir beyanname verilmek suretiyle “kimin neden sorumlu olduğu” açıklığa kavuşturulur.

 

Yasa; ancak ve ancak, interneti ve internet ortamında yayın yapanların katkıda bulunacağı ve birlikte üretecekleri hukuki düzenlemelerle yapılır. 

 

Ancak TBMM’nin kabul ettiği maddeler “yasaklama”, “denetleme” ve “müdahale” ederek sınırlandırma mantığıyla kabul edilmiştir. Mantık ve amaç budur.

 

5.2-      İNTERNETTE ve BASINDA İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ KURALDIR

 

İnternet deniz feneri gibidir...Aydınlatır. Yol gösterir. Yaşam internette sürmektedir. Yaşamı nasıl sürdüreceğiniz konusundaki seçeneklerimiz ülkenin geleceğini de belirleyecektir. Özgürlük ve hakları kural, kısıtlamaları istisna  kabul edip zihniyetimizi buna göre değiştirmeliyiz. Tek seçenek budur. Aksi seçenekler hukukun üstünlüğüne ve hukuk devleti ilkelerine inanmadığımızın kanıtıdır.

 

Yargı ve hukuk; İnternet ortamındaki yayınlar bakımından arayış içindedir. Hiç kimse suç işleme özgürlüğünü savunamamaktadır. Hukuk suç işlemeyi hak ve özgürlük olarak kabul etmez. Hükümetler internet ortamında yayınlar için yasa üretmekte ve yaşama geçirmektedir. İnternet’i denetim altına almak, hukuku zorlayarak sonuç çıkarmak ve hatta siyasal istekler için özgürlükleri sınırlandırmak hukuka aykırıdır.

İnternet ortamındaki yayıncılıkta; hukukun üstün kılınması, kişilik haklarının korunması ve bunun yanında da yayın yoluyla düşünce ve ifade özgürlüğü gibi hassas  alanların  dengelenmesi sorunuyla  karşı karşıyayız.

Herkesin bildiği gibi 1996 yılında ABD’de yaşanan bir olay dikkate değer ipuçları taşımaktadır. İnternet yayınları üzerinden “Müstehcen” resim veya yazı iletilmenin cezası yasal bir değişiklikle 250.000 Dolar para cezasına çıkarıldı. İki yıla kadar hapis cezası vardı. Bu suçun tespiti ve sorumluların cezalandırılabilmesi için e-mail’lerinin okunması ve bunun için kişilerin ve kurumların bilgisayarlarına girilmesi, chatlerin ve karşılıklı konuşmaların denetlenmesi gerekiyordu. Amerikada yasa şiddetli bir tepkiyle karşılandı.

Yasanın Anayasaya aykırılığı ileri sürüldü. Anayasal bir hak olan düşünce özgürlüğüne sınırlama getiren bu yasanın kişilik haklarının korunma sınırını da aştığı, koruduğu hukuksal çıkarlara karşılık ihlal ettiği hukuksal yararın çok daha fazla olduğu ileri sürüldü.  1997 yılında, Birleşik Devletler Yüksek Mahkemesi, ilgili yasanın Anayasa’nın koruduğu düşünce hürriyetine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verdi.

Yargıç Dalzell, karardaki görüşleri ilginçtir. İnternet nedir veya ne değildir sorusunun yanıtı şu sözlerle açıklanmaktadır: “Bir kitle iletişim aracı olarak İnternet’in, hükümetin müdahalesine karşı en büyük korumaya ihtiyacı vardır(...)İnternet içerikleriyle ilgili düzenlemenin bulunmaması, kuşkusuz bir kaos yaratmıştır. Ancak,(...) İnternet’in gücü bu kaostan kaynaklandığı gibi, Anayasa’nın koruduğu düşünceyi açıklama hürriyetimiz de bu kaosa dayanmaktadır”.

O halde ortada duran kaosu nasıl çözeceğiz?. Sorunun çözümü basittir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10.maddesinde yer alan ifade özgürlüğünü esas almak gerekir. Sınırlama olarak da basın yayın fiilleri için geçerli olan 10.maddenin ikinci paragrafında yer alan sınırları kabul edeceğiz.

Kişilik haklarının korunmasını, ulusal güvenliği ve kamu güvenliğini, yargı otoritesini koruyarak hak ve özgürlüğü görev ve sorumluluk bilinciyle kullanacağız. İnternet ortamındaki yayınları da yasal olarak bu kıstaslara uygun biçimde “ifade özgürlüğü” hakkına uygun olan yasayla koruyacağız. Yasayı uluslaarası sözleşmeler ve iç hukukumuzun kendi dinamikleriyle yapacağız.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi, Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi yasa yapılırken başvurulacak uluslararası belgelerdir.

İfade özgürlüğü için kabul edilen sınırlamalarla hukuka uygun ve hukuken öngörülmüş, tanımları net olan yasalarla “denetimi” baskıdan ve sansürden uzak biçimde sağlayacağız.

İnternet ortamındaki yayınların denetimi yargıda olacak. İç hukukta verilen yargı kararlarının denetiminde de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin uluslarüstü yargısına kabul edeceğiz. Kararları inceleyecek ve iç hukuk mevzuatımızda gerekli düzenlemeleri yapacağız. Ama böyle yasaları Meclisten geçirerek hukuk devleti olunamaz.

Kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın haber alma ve bilgi edinme hakkı kabul edilerek internet ortamında yaşama geçirilip kullanılması için geliştirilecek.

Elde edilen bilginin özgürce dolaşması ve yorumlanması da ifade özgürlüğü kullanımının sonucu sayılacak. Bu hak kullanılırken görev ve sorumluluk bilinciyle hareket edilecek. Yasa buna göre düzenlenecek.

 
5.3- GERÇEKLERİ ÖĞRENME HAKKI VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ NEDEN KURALDIR?
 
Basın özgürlüğü bakımından formülleştirilen ifade özgürlüğünün görsel ve işitsel medya bakımından ve hatta elektronik ortamda yapılan yayınlarda da geçerli olduğu vurgulanan AİHM kararları ve AİHS dikkate alınarak Anayasamızda düzenleme yapılmıştır.
 
1982 Anayasasında “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında düzenlenen hak ve özgürlük aslında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10.maddesinden alınmadır. Maddeye göre ;  

 

“Madde 26.- Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

Bu hürriyetlerin kullanılması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.”

 

Yani Anayasamızla “ifade özgürlüğü niteliği gereği hem ifade edenin / sahibinin özgürlüğüdür hem de, o ifadenin yöneldiği adresin, kişinin/kişilerin özgürlüğü” olarak kabul edilmiştir.

 

Bu durum karşısında Anayasa ile düzenlenen temel bir hak konusunda 3984 sayılı Yasayı ve beraberinde Basın Yasasını değiştiren, İnternet yayınlarını “müdahale edilen düşünce ve ifade özgürlüğü” alanına çekerek sınırlandırma gerçekleştiren   böyle bir yasa değişikliği “ifade özgürlüğü” hakkına aykırıdır.

 

AİHS’nin 10. maddesi çerçevesinde; böyle bir Yasanın TBMM tarafından kabul edilmesiyle karşımıza çıkacak sorunlar bu günkünden çok daha fazladır. Ulusal programda hedeflenen hukukun üstünlüğü veya demokratik hukuk devleti ilkeleriyle çelişkilidir.

 

Öncelikle bu yasa; değişmesi gereken 1982 Anayasasındaki kişi hak ve özgürlükleri karşısında devleti “kutsallaştıran” Anayasa, özgürlükler üzerinde “sınırlama rejimi” yaratan anlayışı esas alarak TBMMM’den geçirilmiştir.

 

Özgürlükleri sınırlama anlayışının hakim olduğu 1982 Anayasası’nın 26.,27.,28.,30. ve 31. maddelerindeki düzenlemeler düşünceyi açıklama ve yayma, bilim ve sanat, basım ve yayımla ilgili özgürlükleri düzenlemektedir. Anayasanın 13. ve 15.maddelerinde yer alan genel sınırlamalar bu haklardaki özgürlük alanlarına “özel” sınırlamalar olarak yansımıştır. Bu genel ve özel sınırlandırmalar 3984 sayılı Yasayı değiştiren yasanın hakim karakteridir.

 

Hatta Türk Ceza Kanununda yer alan ve düşünceyi sınırlayan hükümler doğrudan Anayasaya alınmıştır. “İç” ve “dış” güvenlik, devletin “ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü  tehdit eden”, “suç işlemeye” ya da “ayaklanmaya” teşvik eden,  devlete ait “gizli”bilgiler hakkındaki haberlere ilişkin sınırlandırmalar  yasalara göre suç olduğu halde, ayrıca Anayasa içine çekilmiştir.

 

“Gizlilik ”, “ yasak ” ve “ sır ” gibi kavramlar artarak Anayasa maddesi haline gelmiştir. Ayrıca “ milli güvenlik ” , “ kamu düzeni ”, “ genel ahlakın korunması ” veya “ suçların önlenmesi ” gibi tartışmaya açık ve net olmayan kavramlar , Basın Hürriyetini düzenleyen madde içinde toplanarak , gerektiğinde kanunun açıkça yetkili kıldığı mercii emriyle “toplatma” kararı verilebileceği hükme bağlanmıştır.

 

Anayasa sistem olarak “izin verilen düşünce” ve “izin verilmeyen düşünce” alanları yaratmakta ve bu alanların sınırlarını ise net olamayan ölçütlere bağlamaktadır.  Gerek radyo ve tv yayınlarındaki “yayın ilkelerinde” ve gerekse İnternet yayınları bakımından nasıl ve hangi ölçüye göre saptanacağı bilinmeyen “yayın stratejisi” gibi kavramlarla iliteşim özgürlüğünde de “zin verilen/ izin verilmeyen” düşünce alanları yaratılmıştır.

 

26.madde , düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetini düzenlemekte, bilim ve sanat hürriyeti ise 27.maddede yer almaktadır.

 

Basın hürriyetini düzenleyen 28.maddede ise, bu maddelere atıf yapılarak basın özgürlüğünün sınırlandırılmasında 26.ve 27.madde de yer alan sınırlama ölçütlerinin geçerli olduğu  belirtilmektedir.

 

Sorun bu noktada düğümlenmekte ve bu sınırlandırma ölçütlerinin niteliği ile uygulamadaki farklılıklar, özellikle yargı organlarının gerekçeli kararlarına yansıyan “yorumlar”  tartışma konusu olmaktadır. Yasal mevzuatın yeterli olduğu noktalarda karşılaşılan uygulama hataları nedeniyle “yasalar” bazen haksız eleştirilmekte, haklı eleştirilerin yapılması gereken noktalarda ise hatalı uygulamalar genelleştirilmektedir.

 

Bu Yasanın Mecliste kabul edilmesiyle ve yapılan değişikliklerle görsel-işitsel-yazılı basın ile internet ortamındaki yayıncılık alanındaki hukuki düzenleme köklü değişikliklere uğratılmıştır. Üstüne üstlük bu tasarı ile özellikle “İnternet ortamındaki” yayınlar kaos yaratacak bir “denetim” alanına çekilmiştir.

 

TBMM’de kabul edilen “Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” 1982 Anayasasında yer alan temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması mantığı ile örtüşen bir mantıkdır. Anayasada yer alan ve devleti kutsal sayan anlayışdan hareketle, iletişim özgürlüğü denetim ve kısıtlama altına alınmıştır. Müdahale alanları yaratılmış ve sınırlandırma esas kabul edilmiştir. 

 

5.4-      NE YAPILABİLİR?

 

Hükümet Ulusal programı dikkate almıyor. Uluslararası ilkeleri dikkate almıyor. Sivil toplum örgütlerini dinlemiyor. Gazetecilere ve sorunlarına kulak asmıyor. İfade özgürlüğünü halkın gerçekleri öğrenme hakkı olarak kabul etmiyor. Düşünce ve ifade özgürlüğü konusundaki tartışmaları unutmuş gözüküyor.

 

Anımsatmak için bu konudaki tartışmaları anımsıyorum. Örneğin 1999 yılında Anayasa Mahkemesinin 37. kuruluş gününde Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer’in konuşmasının altını çiziyorum.

 

Bu konuşma 27 Nisan 1999 günlü gazetelerin manşetlerindeydi, radyo ve televizyonlardan naklen yayınlandı. Özgürlüğün bulunmadığı yerde demokrasinin olmadığını söylemişti.

 

Anayasayı kıyasıya eleştirerek, görüşlerini şöyle açıklamıştı: 

 

“1982 Anayasası ile düşünceyi açıklama özgürlüğünün önündeki engeller aşılamamış, düşünce suçlarına yönelik yasal düzenlemeler yapılamamıştır. Türkiye, insan hakları alanında evrensel normlara uyum sağlamak için Anayasa ve yasalarında gerekli değişiklikleri yapmak zorundadır. Düşünceyi açıklama özgürlüğüyle bağdaşmayan yasa kuralları değiştirilmelidir. Açıklanmayan düşünce korunamaz: Kişinin iç dünyasında kalan, açıklamadığı veya açıklayamadığı düşüncelerin korunması, düşünceyi açıklama özgürlüğü olarak kabul edilemez. Asıl özgürlük, düşüncelerin serbestçe açıklanabilmesi ve yayılabilmesidir. Çoğulcu demokrasilerde azınlığa ‘çoğunluk durumuna geçebilme’ hakkı tanınır. Bu hak, kendisine bağlı olarak düşünceyi açıklama özgürlüğüyle birlikte diğer tüm hak ve özgürlükleri de beraberinde getirir.” 

“Temel hakların özüne dokunma yasağı 1961 Anayasası’na 1949 Bonn Anayasası’ndan alınmıştır. Bir hak ve özgürlüğün özü, onun vazgeçilmez öğesi, dokunulduğunda hak ve özgürlüğü anlamsız kılacak olan asli çekirdeği olarak tanımlanabilir. Dünyaya kulak verelim: Düşünce açıklama özgürlüğüne Anayasada daha geniş yer verilmesi yönünde basın kuruluşlarımız, sivil toplum örgütleri ve bilim adamlarımız öneriler yapmaktadır. Böylece oluşacak kamuoyu ve siyasal irade sonucu Anayasa değişikliğinin gerçekleşmesini umuyoruz. Kamuoyunun temeli: Kamuoyu, olaylar ve sorunlar üzerinde herkesin özgürce düşünce açıklayabildiği eleştiri yapabildiği, değişik yorumların tezlerin tartışıldığı bir ortamda gelişip olgunlaşabilir. Başka bir anlatımla, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü kamuoyunun da temelini oluşturur. Hukuka uyarlama: Uygarlık düzeyinin bir göstergesi olarak kabul edilen ve uluslararası alanda büyük gelişme gösteren insan hakları hukuk verileri hukukumuza yansıtılmalı, uluslararası sözleşmeler karşısında Anayasa ve yasa kurallarının gözden geçirilerek, sözleşmelerde öngörülen evrensel standartlar hukukumuza kazandırılmalıdır.”

 

Bu sözleri unutmak mümkün müdür? Hükümet demokrasiyi ve hukuk devleti ilkelerine uygun yasa üretmekten vazgeçmiştir ve taahhütlerini unutmuştur.

 

Anayasa Mahkemesi başkanı Ahmet Necdet Sezer şimdi Cumhurbaşkanı...

 

TBMM’nin kabul ettiği yasayı resmi gazetede yayımlamakla yetkili. Aksini yapıp isterse Meclis’e geri gönderebilir. O zaman Meclis tek satırına dokunmadan yeniden aynı tasarıyı geçirir ve kabul ederse Cumhurbaşkanı’nın yasayı Resmi gazetede yayınlamaktan başka çaresi kalmıyor.

 

Anayasaya aykırı görürse Anayasa Mahkemesi’ne  iptal davası açabilir. Yasayı Anayasa Mahkemesine götürerek iptal davası açmaya ayrıca yetkili olanlar ise Mecliste grubu bulunan siyasi partiler ve milletvekilleri...

 

Umutsuzluk umuda dönüşebilir. Ancak kamuoyunun böyle bir yasaya tepki göstermesi gerekiyor. Çünkü ihlal edilen görsel, işitsel, yazılı basın ile internet ortamında yayın yapan gazetecilerin ifade özgürlüğü değil, tam aksine herkesin düşünce ve ifade özgürlüğü ile gerçekleri öğrenme hakkı....

 

 

 

 



[1] TBMM Anayasa Komisyonu 1/705 Esas, Karar No: 10 sayılı  21.5.2001 günlü Raporu

[2] Yürürülükte bulunan Basın Yasası ile Anayasa Komisyonunun Kabul ettiği değişiklikler Ek Tablo 1 olarak yazı sonundadır.

[3] TBMM Dönem 21 Yasama Yılı 3 (S Sayısı 682) 21.5.2001 gün, 1/705 Esas, Karar No 10 sayılı Anayasa Komisyonu Kararı Tutanakları

[4] 7.6.2001 kabul tarihli 4676 sayılı Yasa yazıya eklidir.

[5] HAKAN KARA. Cumhuriyet Gazetesi haber Müdürü. İ:Ü.İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi. Der Notları

[6] TBMM 6.6.2001 günlü 113.Birleşiminde yapılan internet hakkındaki tartışmalarla ilgili  tutanaklar yazı ekindedir.

[7] Prof.Dr. Haluk Burcuoğlu. İ.Ü.H.F. Öğretim Üyesi. “Basın Yoluyla Kişiliğe Saldırı ve Sonuçları Hakkında Son Uygulamalar Işığında Bazı Düşünceler”. Ankara Barosu Hukuk Kurultayı 2000. 12/16 Ocak 2000 Cilt 3 Sayfa 513-514