BİRİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 14.00
6
Haziran 2001 Çarşamba
BAŞKAN:
Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU
KÂTİP
ÜYELER: Melda BAYER (Ankara), Yahya AKMAN (Şanlıurfa)
-----0-----
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 113 üncü Birleşimini açıyorum.
Y O K L A M A
BAŞKAN - Yoklama talebi vardır; yoklama
yapacağız.
MEHMET PAK (İstanbul) – Çoğunluk var
Başkanım.
BAŞKAN – Efendim, milletvekilleri talep
edince, akan sular durur; millî irade böyle...
Yoklama için 5 dakika süre vereceğim.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
toplantı yetersayısı olmadığı için 14.30’a kadar ara veriyorum.
Sayın Karakoyunlu, bakanlığınızı
kutluyor, başarılarınızın devamını diliyorum; hayırlı, uğurlu olsun efendim.
Kapanma
Saati: 14.08
İKİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 14.30
BAŞKAN:
Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU
KÂTİP
ÜYELER: Melda BAYER (Ankara), Yahya AKMAN (Şanlıurfa)
-----0-----
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 113 üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Y O K L A M A
BAŞKAN - Yoklama talebi vardır; ad
okunmak suretiyle yoklama yapacağım efendim.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkanım,
idare hukukunda bir usul vardır; nasıl başladıysa öyle devam eder; usul
aynıdır, değişmez. Bazı arkadaşlar istiyor diye, ad okunarak yoklama yapılamaz;
usul usuldür, yani, gelsinler, başka şey yok!
Bu kanun çıkmaz, kamu sendikalarına başlayacağız beyler, o kanun
lazım bize!
BAŞKAN – Yoklamaya Adana İlinden
başlıyoruz.
(Yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden
önce, üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz, Mübarek
Peygamberimiz Hazreti Muhammet’in doğum yıldönümü münasebetiyle söz isteyen
Antalya Milletvekili Osman Müderrisoğlu’na aittir.
Buyurun Sayın Müderrisoğlu. (MHP, ANAP
ve DSP sıralarından alkışlar)
OSMAN MÜDERRİSOĞLU (Antalya) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle
Peygamberimiz Hazreti Muhammet’in hayatı hakkında konuşma yapmak üzere
huzurlarınızdayım.
Peygamberler zincirinin son halkası
Peygamberimiz Aleyhisselamdır. O’nunla, peygamberlik zinciri hem tamamlanmış
hem de ilk halkayla bütünleşmiştir. Nübüvvet müessesesi O’nunla hitama ermiş, ilahî
vahiy onunla kemale ulaşmıştır. O, aynı zamanda, kusursuzluğun, eksiksizliğin,
mükemmelliğin ve kemalin eşsiz temsilcisidir. Dünyada hiçbir fani, Peygamber
Efendimiz kadar sevilmemiş ve onun kadar ilgi görmemiştir. İnsanlık, küfür,
kin, intikam, düşmanlık, zorbalık ve zulüm saltanatından, onun Allah katından
getirdiği din sayesinde kurtuldu; o, peygamberlik zincirinin son halkasıdır.
Dinimizde peygamber inancının son
derece merkezî bir önemi vardır. Yüce Allah, insanlığın kurtuluşu için gerekli
ve yeterli olan evrensel doğruları, bir taraftan, peygamber vasıtasıyla
beşeriyete ulaştırır, diğer taraftan da, bu evrensel doğruların sosyal hayata
nasıl getirileceğinin somut örneğini de, yine, peygamber vasıtasıyla gösterir.
Peygamberler, dinin insanlığa sunduğu
model insan konumundadırlar. Bu sebeple, Kur’an-ı Kerim’de, Peygamberimize
-insanlara- “eğer, Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun. Böylece Allah da sizi
sevsin ve günahlarınızı bağışlasın” buyurulmuştur.
Müslümanlar için Hazreti Peygamber
model insandır; çünkü, o, bir taraftan, Allah’ın buyruklarını olduğu gibi
insanlara ulaştıran, diğer taraftan da, ilahî buyrukları gündelik hayatında en
iyi şekilde uygulayarak, başka insanlara örnek olandır. Bu anlamda, Kur’an-ı
Kerim’de, Hazreti Peygamber’e hitaben “muhakkak sen, çok yüce bir ahlak
üzeresin” buyurulurken, insanlara da “gerçekten, sizin için, Resulullah’ta çok
güzel bir örnek vardır” denilmektedir. Dolayısıyla, Hazreti Peygamber’i örnek
almak, inanan insan için öncelikle dinî bir görev, dinî bir vecibedir.
Hazreti Peygamber’den 1 400 yıl sonra
yaşayan günümüz insanı, bugün Peygamberimizin nasıl örnek alınması gerektiği
konusunu son derece iyi anlamak zorundadır; bu, bir mecburiyettir.
Dolayısıyla, bir din için peygamberin
önemi her şeyin üstündedir. Her fani insan gibi, o da Rahmeti Rahman’a
kavuşmuştur; ama, getirdiği değerler ve normlar kıyamete kadar bâkidir. Bu
nedenle, Kur’an’la birlikte, Peygamberimiz Hazreti Muhammed’in çok iyi
tanınması, anlaşılması şarttır; ancak, bu şekilde onu örnek almak mümkün
olabilecektir.
Şimdi, bize düşen, yüce kitabımız
Kur’an’ı ve Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed’i ve yüce dinimizi doğru bir
şekilde anlamak ve anlatmak suretiyle, asırların getirdiği yanlış anlayışları
ortadan kaldırmak, Müslümanlara yeni bir ilim, yeni bir düşünce, tefekkür ve
çalışma aşkı kazandırmaktır. Bu, Yüce Meclisin görevidir; Türk insanına bunu
öğretmek Yüce Meclisin görevidir. Bugün muhtaç olduğumuz husus budur, bunun
yolu da, okullarımızda inanan insana inancını öğretmekten geçmektedir. (MHP, FP
ve DYP sıralarından alkışlar)
Biliyoruz ki, ülkemizde ve dünyamızda
her alanda çok hızlı ve baş döndürücü gelişmeler yaşanmaktadır;gelişen günlük
olaylar mutlaka bir yönüyle bizi, Müslümanları ilgilendirmektedir. Bu nedenle, çağın ve sosyal gelişmelerin
dışında kalmamalı, aktüaliteyi takip etmeli; kendimizi ilmî, meslekî ve
kültürel alanlarda devamlı yenilmeliyiz. Sosyal hadiseleri doğru algılayarak,
dinimizi özüne uygun bir şekilde yorumlayarak, bid’at ve hurafelerden arınmış
temiz bir din duygusuyla insanlarımızı, çocuklarımızı, gençlerimizi nakış gibi
işlemeli ve bezemeliyiz ki, yanlışlara sapmayalım.
Bu duygu ve düşüncelerle, Yüce
Peygamberimizi huzurlarınızda anıp, hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlarım.
(Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın
Müderrisoğlu.
Sayın Bakan, buyurun efendim.
DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Antalya Milletvekili Sayın Osman Müderrisoğlu’nun, Peygamberimizin doğum
yıldönümü nedeniyle yapmış olduğu gündemdışı konuşmayla ilgili olarak söz almış
bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Diyanet İşleri Başkanlığımız ve Türkiye
Diyanet Vakfı tarafından, 1989 yılından itibaren, Peygamberimizin doğum
yıldönümleri, her yıl “Kutlu Doğum Haftası” adıyla, bilimsel ve kültürel
etkinliklerle kutlanmaktadır. Kutlamaların 13 üncüsü, bu yıl 1-7 haziran
tarihleri arasında, Türkiye genelinde, konferans, panel ve diğer sosyal ve
kültürel etkinliklerle icra edilmektedir.
Diyanet İşleri Başkanlığımız ve Türkiye
Diyanet Vakfı, bu etkinliklerle, Peygamberimizin, insanın mutluluğuna yönelik
mesajlarını, günümüz koşullarını da dikkate alarak, geniş halk kesimlerine
ulaştırmanın yararlı olacağına inanmaktadır.
İnsanlığın hidayet rehberi, Allah kelamı
Kur’an-ı Kerimi vahiy yoluyla alıp, doğru bir şekilde insanlara tebliğ buyuran,
âlemlere rahmet Hazreti Muhammed’in (sallallahü aleyhi ve sellem) dünyayı
teşrifleri olan mevlidi nebevi, asırlardır, milletimiz tarafından “Mevlit
Kandili” olarak kutlanmaktadır.
Yüce dinimiz, huzurlu ve mutlu dünyanın
en büyük hayat kaynağıdır. Bu noktadan hareketle, dinî tefekkürü cami dışına
taşımak, değerli bilim adamlarımızın araştırmalarını ve düşüncelerini halka
aktarabilmek için, Mevlit Kandilini hayırlı bir vesile sayan Diyanet İşleri
Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfı, yüzyıllar önce bir bilim ve kültür
bayramı şeklinde kutlanan mevlit geleneğini canlandırmayı amaçlamış, bu
düşünceyle de, Peygamberimizin doğum gününü içine alan haftayı, Kutlu Doğum
Haftası olarak ilan etmiştir.
Bu etkinliğin, her zaman olduğu gibi,
özellikle sosyal bütünleşmede büyük etki ve katkı sağlayacağı bir gerçektir.
Kutlu Doğum Haftasını, Türk kültürünün sağlam bir dayanağı, milletimizi birlik
ve bütünlük içinde aydınlık geleceğe taşıyacak değerli bir gelenek olarak gören
Diyanet İşleri Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfı, hafta dolayısıyla
hazırladığı programlarda hep bu amacı göz önünde tutmuştur.
Bu yıl 13 yaşına basmış olan Kutlu
Doğum Haftası, milletimizin arzusu ve tarihî geleneği üzerine bina edilmiştir.
1989 yılında sadece Ankara’da başlayan
kutlama programları, bugün artık bütün Türkiye’ye, Türk dünyasına, Balkanlara,
Kıbrıs’a, Avrupa, Amerika ve dünyanın birçok ülkesine yayılmış durumdadır.
2001 yılı Kutlu Doğum Haftası çerçevesinde
Türkiye genelinde düzenlenen programlarda, ağırlıklı olarak “Toplumda güven
duygusunun önemi ve Muhammed’ül Emin olarak Hz.Peygamberimiz” ve “Sevgi ve
barış dini olarak İslam” konusu üzerinde durulmuştur.
Bu etkinlikler, ilahiyat fakülteleri, diğer
fakültelerin öğretim üyeleri ve müftülerimizin işbirliği çerçevesinde icra
edilmiştir.
Ayrıca, hafta münasebetiyle 1-3 Haziran
2001 tarihleri arasında Diyanet İşleri Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet
Vakfınca, müştereken “İslamın anlaşılmasında sünnetin yeri ve değeri” konulu
bir sempozyum da düzenlenmiştir.
Türkiye’nin dört bir yanından çok
sayıda bilim adamının katılımıyla 1 Haziran Cuma günü saat 14.30’da Kocatepe
Camii Konferans Salonunda başlayan ve üç gün süren sempozyum çok verimli
geçmiştir.
Hafta nedeniyle, Diyanet İşleri
Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından bugüne kadar toplumumuzun
gündeminde yer alan önemli konularda birçok sempozyum düzenlenmiş ve bu
sempozyumlarda sunulan tebliğler, daha sonra kitap haline getirilerek halkımızın
yararına sunulmuştur.
İslam ve demokrasi, dünyada ve
Türkiye’de İslam ve Müslüman imajı, değişim sürecinde İslam, “Türk Dünyasının
Dinî Meseleleri”,“Üçüncü Bine Girerken Türkiye” ve “Üçüncü Bine Girerken İslam”
bu sempozyumlardan bazılarıdır.
Bu yıl 13 üncüsü kutlanan Kutlu Doğum
Haftası, yurt içinde 81 il, 615 ilçede, yurt dışında ise Bulgaristan,
Kazakistan, Kırgızistan, Makedonya, Azerbaycan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti,
Kırım, Romanya, Türkmenistan ve Nahcivan’da icra edilmiştir.
Programlara, yurt içinden ve yurt
dışından alanlarında uzman pek çok din ve bilim adamı katılmıştır.
Ankara’da 1 Haziran 2001 Cuma günü saat
10.00’da Kocatepe Konferans Salonunda açılışı yapılan Kutlu Doğum Haftası
programına, başta Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekilimiz olmak üzere,
bakanlar, milletvekillerimiz, üst düzey bürokratlar ile halk kesiminden
davetliler katılmıştır.
Yine, bu kutlamalar çerçevesinde, aynı
gün, insanları bir sevgi halesi etrafında toplamak amacıyla, 7 ncisi düzenlenen
“sevdiklerinize bir gül verin” kampanyası, Diyanet İşleri Başkanımız Sayın
Mehmet Nuri Yılmaz’ın gül sunmasıyla başlatılmıştır.
Gül kampanyasından sonra, Kocatepe
Camii avlusunda, “Kutlu Doğum Aşı” adı altında, davetlilere etli pilav ve ayran
ikram edilmiştir.
Hafta münasebetiyle ülke genelindeki
bütün camilerde hutbe ve vaazlarda kutlu doğum konusu işlenmiştir.
3 Haziran 2001 tarihinde, TRT ile
müştereken Bodrum’un Turgutreis Beldesinde mevlit merasimi düzenlenmiş ve bu
merasim televizyondan yayınlanmıştır.
Kutlu Doğum Haftası çerçevesinde icra
edilen programların tüm giderleri, Türkiye Diyanet Vakfı tarafından
karşılanmaktadır.
Yüce ulusumuza nice Kutlu Doğum
Haftaları dileğiyle, Yüce Meclise en içten saygılarımı sunarım. (Alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Bakan teşekkür ederim.
Hepimize kutlu olsun.
Gündemdışı ikinci söz, Diyanet İşleri
Başkanlığı Kanunu hakkında söz isteyen Gümüşhane Milletvekili Lütfi Doğan’a
aittir.
Buyurun Sayın Doğan. (FP sıralarından
alkışlar)
LÜTFİ DOĞAN (Gümüşhane) – Sayın Başkan,
muhterem milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri
Hakkındaki Kanunla ilgili söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamazdan önce
hepinize en derin saygılarımı sunuyor, hepinizin geçmiş Mevlit Kandilinizi
tebrik ve tes’id ediyorum.
Efendim, mevzuuma geçmezden önce iki
sevincimi yüksek huzurunuzda dile getirmek istiyorum. Bunlardan birincisi, dün
tarla sulamasıyla ilgili bir kanun teklifi yüksek idarenizle gündeme girmiş
oldu. Burada, bendenizin sevinci şu: Değerli bir milletvekili arkadaşımız,
memleketimizin gelişmesi, bilhassa ziraî yönden ilerlemesi için düşüncelerini
dile getirdi, kanun teklifi olarak sundu; diğer arkadaşlarımız, ki mesela Sayın
Necati Albay Beyefendi arkadaşımız ve diğer arkadaşlarımız bu düşünceye
katıldılar, hepinizin ittifakıyla bu kanun teklifi gündemde yerini aldı. Bundan
fevkalade büyük sevinç duymamın sebebi şu. Demek ki, memleketimizin yararına
olan işlerde, güzel, rahat düşünülüyor ve çok güzel düşünceler ortaya
konuluyor, yüksek Meclisiniz de, milletvekillerimiz de, milletimize bu konuda
örnek oluyor.
İkinci bir sevincim, bugün, Sayın
Müderrisoğlu arkadaşımız bir konuyu Mevlit Kandilini dile getirdi, Resulü Ekrem
Efendimizle ilgili, hepinizin bildiği çok güzel düşünceleri dile getirdi ve
ayrıca Sayın Bakanımız da aynı düşünceleri paylaşarak, bu tebriki birlikte
yaptı, sizler de hüsnü kabul buyurdunuz. Bu benim için ne kadar sevindirici.
Emin olun, milletimiz için de çok sevindiricidir ve Allah’a çok şükür, millet
olarak, bizim zenginliklerimiz çok yüksektir, birlikteliklerimiz yüzde 99’dur,
belki yüzde 1 farklılıklar vardır. İnşallah, o farklılıkları da telafi etmeye
imkân buluruz. Onun için, bu sevincimi sizlerle paylaşıp, şimdi hemen konuma
geçiyorum.
Efendim, Diyanet İşleri Başkanlığı
Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun 1965’te yürürlüğe girdi, aradan 35 yıl
geçti; ancak, birkısım bölümleri Anayasa Mahkemesince iptal edildi. Tabiri caiz
ise, şu anda, Diyanet İşleri Başkanlığımızın kuruluş ve görevleriyle ilgili
kanun mevcut değildir.
Hükümetimizden istirhamım, bir an önce,
uzmanlarıyla da işbirliği yaparak, onların görüşlerinden de yararlanarak,
Diyanet İşleri Başkanlığı kuruluş kanununun bir an önce sizlerin yüksek
huzuruna getirilmesidir. Takriben 9 yıla yakındır, zaman zaman, sizin bir
arkadaşınız olarak bu konuyu dile getiriyorum; ama, ne hikmetse,
hükümetlerimizde iltifat buyurulmadı; ama, bundan sonra ümit ediyorum, bu
noksanlığı telafi ederiz.
Efendim, bu konuda ihtiyaçlar çok;
mesela, şu anda 10 000’den fazla kadro açıktır, tayin yapılamamaktadır.
Hükümetimizin, bu konuda da ilgisini ve iltifatlarını istirham ediyorum.
Şimdi, tabiî, bunların yapılmasında,
vücuda getirilmesinde milletimiz için ne büyük faydalar olacağını hepiniz
takdir buyurursunuz; ama, benim, hükümetimizden, Yüksek Meclisimizden
istirhamlarımla birlikte, Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilatının değerli
mensuplarından da, milletimize ifa ettikleri son derece mukaddes hizmetle
ilgili birtakım istirhamlarım var; çünkü, Diyanet İşleri Başkanlığı, bir
bakıma, memleketimize, dinî, ahlakî yönden hizmet etmekle yükümlüdür. Hatta,
633 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde şu cümleler yer almaktadır...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Hocam, buyurun.
LÜTFİ DOĞAN (Devamla) – “İslam Dininin
inançları, ibadet ve ahlak esaslarıyla ilgili işleri yürütmek, din konusunda
toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere, Başbakanlığa bağlı
Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur” O halde, din konusunda toplumu
aydınlatmak, üstün ahlakın ne kadar önemli olduğunu, sadece Millî Eğitimimiz
değil, bilhassa Diyanet İşleri Başkanlığımız, memleketimizin bütün fertlerine
ulaştırmakla da görevlidir.
Hepinizin takdir buyuracağı üzere -az
önce değerli arkadaşım Osman Müderrisoğlu Beyefendinin de belirttiği gibi-
İslam denilince, İslam dini, üstün ahlaktan ibarettir; üstün ahlak,
Allahüteala’nın yarattığı en üstün varlıktır, en üstün niteliktir. Bütün
insanlığın, hepimizin, insan olarak buna büyük ihtiyacımız vardır. Diyanet
İşleri Başkanlığı bu konuda örnek olmalıdır. Mesela, Diyanet İşleri Başkanlığı,
camilerimizde, camilerimiz dışında ahlakî değerlerimizi güzelce telkin ederken,
insanın değerini tanıtmalı, Allah katında insanların değerinin çok yüksek
olduğunu, bir insanın canına kıymanın bütün insanlığı mahvetmek kadar ağır bir
cürüm olduğunu anlatmalı, bir insanı Allah yoluna teşvik etmenin bütün
insanlığa hayat vermek kadar önemli bir iş olduğunu anlatmalıdır.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, bir
başka konu daha var, o da, “İslamiyeti çok iyi anlamak lazımdır” dedi
arkadaşımız; ne kadar güzel söyledi. Hakikaten, İslamiyette şu husus çok
önemlidir –hepsi önemli de- bir toplum, ilerlemek, yükselmek istiyorsa, o
toplumun içerisindeki en güçsüz kimselerin, hiçbir zorluğa takılmadan, hakkını
en güçlülerden alabilmelidir. İşte, Diyanet İşleri Başkanlığının, milletimizin
bütün fertlerine İslamın bu gerçeğini hatırlatması ve kendilerinin de örnek
olması zaruretini, bendeniz hissediyorum.
Değerli arkadaşlarım, vaktimin
dolduğunu biliyorum; ancak, izin verirseniz, bir şey daha arz etmek istiyorum.
Hepiniz, en az bendeniz kadar buna riayet ediyorsunuz, bundan eminim; ama,
Peygamber Efendimizin bütün insanlığa duyurduğu şu gerçeği de biz her zaman
hatırlamalıyız, o da şudur: “İslam şerefine eren insan, ya hayır söylemeli
yahut da sükut etmelidir.” O halde, bu
mesele, bugün de bizim için, insanlık için son derece önemlidir. Söylediğimiz
sözler, herkese yarar sağlamalıdır, faydalı olmalıdır, ışık tutmalıdır; ama,
bunu söylemeye muktedir olamıyorsak, o zaman, sükut edip, söyleyenlerden
yararlanmalıyız, hayatımızın sonuna kadar bunu devam ettirmeliyiz. Bunun ne
faydası olur bize; faydası çoktur; komşular arasında kırgınlıklar kalmaz,
partiler arasında kırgınlıklar kalmaz. Hepsi, inandığını, en faydalı gördüğünü
ortaya koyar, buna da ihtiyaç vardır,
medeniyet de zaten budur.
Sayın Başkan, vaktim bitti; ama, izin
verirseniz, bir hatıratımı arz etmek istiyorum.
BAŞKAN –Kesmedim sürenizi.
Buyurun efendim.
LÜTFİ DOĞAN (Devamla) – Teşekkür ederim
Sayın Başkanım.
Sene 1974, bendeniz, Türkiye Büyük
Millet Meclisimizin bir üyesi olma şerefine erdim. O sıra, Sayın Ecevit Beyin
birinci hükümeti kurulmuştu. Senatoda, hükümet programı okunurken -bizzat
kendisinden dinledim- şöyle söyleniliyordu: “Biz, bir partiyiz -o zaman, Millî
Selamet vardı- Millî Selamet de diğer bir partidir. Onların programlarında memlekete hizmet etme düşünceleri vardır,
prensipleri vardır; bizim de vardır; ama, konu şu: Biz, birlikte olabileceğimiz
konularda bir hükümet kurarak, memleketimize birlikte hizmet edelim kararına
vardık. Kendilerinin düşünceleri var, o düşünceleri kendilerine; bizim de
düşüncelerimiz var, o düşünceler de bize. Biz, ne zaman kendi başımıza iktidar
olursak, o prensipleri uygulama imkânı buluruz; Millî Selamet de ne zaman
iktidar olursa, kendisinin programına aldığı, Anayasanın teminatında olan programlarını
uygulama imkânı bulur.” Şimdi, bunu, niye hatırladım yüksek huzurunuzda değerli
arkadaşlarım:
Bizim bilge insanlarımızın; yani, ilim
sahibi, önder kabul ettiğimiz, bilhassa dinî ilimlerde, ahlakî ilimlerde önder
kabul ettiğimiz insanlarımızın, büyüklerimizin şöyle bir uygulamaları vardır:
Dinî, ilmî meselelerde görüşlerini birleştirmişlerse, görüş birliğine
varmışlarsa, onu birlikte uygularlar; ama, farklı görüşleri varsa, herkes
diğerinin farklı görüşüne saygı gösterir, hürmet eder; ama “o farklı görüşünüz
sizindir; o, öylece kalsın” derler.
Sonuç olarak, söz birliği ederler,
ittifak ederler, ilmî meselelerde birlikte yürürler, buna da toplumun ittifakı
adı verilir; ama, farklı düşünceler yok mu; onlar vardır; ama, onları zamana
bırakırlar, ya zaman içerisinde farklı görüşü taşıyan kimse, orada yanıldığını
anlar, onu bırakır, doğru olanı kabul eder...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Efendim, toparlarsanız
minnettar kalacağım.
Buyurun.
LÜTFİ DOĞAN (Devamla) – Hemen kesiyorum,
bağlayacağım Sayın Başkanım.
...yahut da o farklı görüşün, kendisi
için de, millet için de, toplum için de, insanlık için de faydalı yönlerini
görebilir, ortaya koyar, herkes kabul eder.
Bendenize öyle geliyor ki, bu Türkiye
Büyük Millet Meclisimizde, siz, değerli arkadaşlarımızın, hepinizin, güzel
düşüncelerinizin, güzel görüşlerinizin, tecrübelerinizin, yapılacak kanunlara
ışık tutmasına, hepimizin de, milletimizin de ihtiyacı vardır; ama, bunları,
güzel bir üslup içerisinde, hissî olmadan, aklıselimle, ilme uygun olarak, hele
edebî üsluba da riayet ederek ortaya koyacak olursak, milletimize, hem örnek
olur hem büyük hizmet etmiş oluruz.
Ben, tekrar, Diyanet İşleri Başkanlığı
Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun hükümetimizce ele alınıp bir an önce yüksek
huzurunuza getirilmesi ve hepinizin de katkılarda bulunarak, bu teşkilat
kanununun çıkarılmasına katkıda bulunmanız ve Diyanet İşleri Başkanlığımızın
da, İslamiyetin, dinî, ilmî, ahlakî konularda insanlığa örnek olacak şekilde
halkımıza hizmette bulunması dileğinde bulunuyor, dinlemek lütfunda
bulunduğunuz için hepinize, müsamahası için de Sayın Başkanıma teşekkürlerimi
arz ediyorum efendim. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğan.
Sayın Bakan, buyurun.
DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gümüşhane Milletvekilimiz Sayın Lütfi
Doğan’ın, Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunla
ilgili olarak yapmış olduğu gündemdışı konuşmayla ilgili olara söz almış
bulunuyorum; Yüce Heyetinizi, en içten saygılarla selamlıyorum.
Bildiğiniz üzere, 633 sayılı Kanun,
15.8.1965 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu Kanunla, Diyanet İşleri Başkanlığı,
yeniden yapılandırılmış, önceki teşkilat kanunlarına nazaran daha kapsamlı,
görevi ve yetkileri belirli bir teşkilat kimliği kazanmıştır.
Aradan geçen zaman içerisinde, Kanunun
uygulamasında görülen aksaklıkları gidermek ve yeni ihtiyaçlara cevap vermek
üzere, 1974 yılında, bu Kanunda bazı değişiklikler yapan yeni bir kanun
tasarısı hazırlanmış ve bu tasarı da, 26.4.1976 tarih ve 1982 sayıyla
yasalaşmıştır; ancak, zamanın Cumhurbaşkanının açtığı dava üzerine, 1982 sayılı
Kanun, Anayasa Mahkemesinin 18.2.1979 tarih ve 1979/25 ve 1979/46 sayılı
kararlarıyla, biçim yönünden iptal edilmiştir. Bu iptal kararında, iptal hükmünün,
1 yıl sonra, yani, 11.5.1981 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir. Bu
tarihe kadar yeni bir kanun çıkarılamadığından, Başkanlığın çalışmalarında yasa
boşlukları meydana gelmiştir. Bugüne kadar da yeni bir teşkilat kanunu
çıkarılması mümkün olamamıştır. Halbuki, 633 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten bugüne kadar geçen otuzbeş yılı aşkın süre içinde, Diyanet İşleri
Başkanlığı Teşkilatı, merkez, taşra ve yurt dışında 80 000’i aşan kadrosu ve
yürüttüğü hizmetler bakımından fevkalade büyük gelişmeler kaydetmiştir. Ayrıca,
dünyada ve ülkemizde meydana gelen toplumsal gelişme ve değişmeler, Diyanet
İşleri Başkanlığının yürüttüğü hizmetlerin önem ve değerini daha da
artırmıştır. Halen birçok önemli maddesi yürürlükte olmayan, yürürlükte bulunanları
ise ihtiyaca cevap vermeyen bir teşkilat kanunuyla bu hizmetlerin düzenli ve
verimli bir şekilde yürütülmesinde güçlüklerle karşılaşılmakta, Başkanlık
hizmetlerini düzenleyen mevzuat hükümleri kanunî dayanaktan yoksun kalması
nedeniyle de, tesis edilen işlemler zaman zaman yargı mercilerince iptale konu
edilmektedir. Bununla birlikte, yasal boşluk nedeniyle yürütülen hizmetlerin
durması mümkün olmadığından, zaman içinde, 633 sayılı Kanunun Din İşleri Yüksek
Kuruluyla ilgili maddeleri ile camilerin Diyanete devriyle ilgili maddesi
değiştirilmiş, bu kanuna bazı maddeler eklenmiş; çıkarılan veya değiştirilen
tüzük, Bakanlar Kurulu kararı ve yönetmeliklerle, Diyanet İşleri Başkanlığı
hizmetleri aksatılmaksızın yürütülmeye çalışılmıştır. Bu cümleden olarak, kanunun
iptalinden sonra, Din Şûrası Tüzüğü ile Teftiş Kurulu Tüzüğü ve Hac Kararnamesi
yeniden düzenlenmiş, Camilerin Bakım Onarım ve Çevre Tanzimi Yönetmeliğinden,
Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği ve Hac ve Umre Seyahatleriyle İlgili
Yönetmeliğe kadar, çıkarılan 20’ye yakın yönetmelik ve bir o kadar da yönerge
ile hizmetlerin yürütülmesi sürdürülmüştür.
Açıklanan nedenlerle, Diyanet İşleri
Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun bir an önce yeniden
düzenlenmesi gerekli görüldüğünden bir kanun tasarısı taslağı hazırlanmıştır.
Taslak hakkında ilgili bakanlıkların görüşleri alınmış; bu görüşler
doğrultusunda taslak üzerinde yeniden çalışma yapılmış ve alınan görüşler de
dikkate alınarak taslağa son şeklinin verilmesi aşamasına gelinmiştir. Alınan
görüşler de değerlendirilerek yapılmakta olan son çalışmalar çerçevesinde,
Diyanet İşleri Başkanlığının doğrudan Başbakana bağlanması, Diyanet İşleri
Başkanının Din İşleri Yüksek Kurulu seçimine benzer bir yöntemle
görevlendirilmesi, Kur’an kurslarının eğitim merkezlerine dönüştürülmesi,
Başkanlıkta bir genel sekreterlik ihdası, bazı yeni dairelerin kurulması,
Başkanlık müşavirlik kadrolarının ihdası ve mühürsüz Kur’an-ı Kerim basımının
önlenmesi gibi yeni hükümler getirilmesi üzerinde durulmaktadır. Yapılan
çalışmalar yakında sonuçlandırılarak Bakanlar Kurulumuza sunulacaktır.
Yüce Meclise en içten saygılarımı
sunarım; teşekkür ederim Sayın Başkanım. (DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Efendim, gündemdışı üçüncü söz, köy ve
mahalle muhtarlarının sorunları hakkında söz isteyen, Karabük Milletvekili
Mustafa Eren’e aittir.
Buyurun Sayın Eren. (DYP sıralarından
alkışlar)
MUSTAFA EREN (Karabük) – Sayın Başkan,
değerli arkadaşlar; muhtarlarımızın sorunlarıyla ilgili olarak gündemdışı söz
almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bugün, ülkemizde
görev yapan yaklaşık 50 000 köy ve mahalle muhtarlarımız -bunların 40 000’e
yakını köy muhtarlarımız olmak üzere- 18 Mart 1924 tarihinde çıkan kanunun
kendilerine vermiş olduğu salahiyet ve sorumluluk çerçevesi içerisinde
görevlerini yapmaya çalışmaktadırlar. Nüfusunun büyük bir çoğunluğu köyde
yaşayan ülkemizde, hâlâ daha, seksen yıllık geçmişi olan kanunlarla ve günümüz
gerçeklerinden çok uzak olan, buna rağmen hâlâ iyileştirilmesi düşünülmeyen
kanunlarla fedakâr ve cefakâr muhtarlarımızdan, ihtiyar heyetlerinden görev
beklemekteyiz.
442 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinde
“muhtar, köyün başıdır. İşbu kanuna göre köy işlerinde söz söylemek, emir vermek
ve emrini yaptırmak muhtarın hakkıdır. Muhtar, devletin memurudur” denilirken;
11 inci maddede de “köy muhtarının ne yapacağı ve yapacağı işte köy muhtarıyla
birlikte olanlar, köy işlerinde fenalıkları anlaşılırsa, devlet memuru gibi
muhakeme edilirler ve ceza görürler” denilmektedir.
Devletin memuru olan ve Memurin
Muhakematı Hakkında Kanuna göre yargılanan muhtarlarımızın almış olduğu ücret,
bugün, 54 milyon liradır; ayrıca, hiçbir sosyal güvencesi olmayan
muhtarlarımız, Bağ-Kur’la ilişkilendirilerek sosyal güvence şemsiyesi altına
alınmaya çalışılmıştır. Tam bir çelişkiler manzumesi olan uygulamaya mutlaka
son verilmelidir. Muhtarlarımıza ya devlet memurlarının almış olduğu katsayılı
gösterge rakamlarına endeksli maaş verilmeli ya da en az, asgari ücretin
üzerinde bir maaş verilmelidir. Bugün, almış olduğu 54 milyon lira aylıkla
birçok muhtarımız Bağ-Kur primlerini bile ödeyemez haldedir; birçoğu da haciz
işlemleriyle karşı karşıyadır. Ülkemizin değişik bölgelerinden hergün
muhtarlarımız gelerek dertlerini sıkıntılarını anlatmaktadır. Son olarak, Orta
Anadolu bölgesinden gelen muhtarlarımız da aynı dertlerden aynı sıkıntılardan
şikâyetçi olduklarını ifade etmişlerdir.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 442
sayılı Köy Kanununun 13 üncü maddesi köylünün mecburi işlerini, 14 üncü maddesi
de köylünün isteğine bağlı işleri belirlemektedir. Çağın gerisinde olmanın
ötesinde çağdışı kalmış bu Kanunun 13 üncü maddesine göre, köylünün yapacağı
mecburi hizmetlerden birkaç örnek vermek istiyorum: Her köyün bir başından öbür
başına kadar çaprazlama iki yol yapmak; bu yolları, köyün meydanından geçirmek
köylünün birinci vazifeleri arasında sayılmaktadır. İkinci bir maddede ise “Köy
yollarının ve meydanın etrafına ve köyün içine de ve etrafındaki su kenarlarına
ve mezarlıklara ve mezarlık ile köy arasına ağaç dikmek. (Köylü her sena
adambaşına en az bir ağaç dikecek ve bu ağaç tamamen tutup yeşilleninceye kadar
ağaca bakacak ve yeni dikilmişlere hayvanların sürünerek ve kemirerek zarar
vermesinin önünü almak için etrafına çalı çırpı sarıp, muhkemce bağlayacaktır)”
denilmektedir. Ayrıca, bir başka maddede, köy namına nalbant, bakkal, arabacı
dükkânı yaptırmak, yapmak, köylünün aslî görevleri arasında sayılmaktadır. Bu
örnekler, tam 37 madde halinde sıralanıp gidiyor.
“Köy gelirleri, köy işlerini gören
köyün aylıklı adamlarının aylık ve yıllıkları ile köy sınırları içinde
yapılacak mecburi köy işlerine yetmezse, en yüksek haddi 20 lirayı aşmamak
üzere -özellikle altını çizerek söylüyorum, en yüksek haddi 20 lirayı aşmamak üzere-
herkesin hal ve vaktine göre köy ihtiyar meclisi kararıyla köyde oturanlara ve
köyle maddî alakası bulunanlara salma salınır” denilmektedir. Ne acıdır ki,
bugün tedavülde olmayan parayı tahsil etme görevi verdiğimiz bu cefakâr
muhtarlarımız, canını dişine takarak, millî iradenin tecelli ettiği en alt
birimde görev yapma gayretini göstermektedirler.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; köye
gidip gelenlerin niçin gelip gitmekte olduklarını anlamak ve bunlar içinde
şüpheli adamları veya ecnebiler görülürse hemen yakın karakola haber vermek
mecburiyetinde olan ve kanunla bu işi yapmak zorunda olan muhtarlarımız, eğer,
köylüden toplanması gereken parayı zamanında toplamazsa, ihtiyar heyetiyle
birlikte, 10 liradan 50 liraya kadar para cezasına çarptırılıyorlar.
Mahalle muhtarlarımızın durumları da,
köy muhtarlarımızdan farklı değil. Muhtarlık binası bile bulmakta zorluk çeken,
bütçeleri dahi olmayan, telefon paralarını dahi ceplerinden veren
muhtarlarımız, köy muhtarlarıyla aynı kaderi paylaşmakta.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Toparlarsanız memnun olurum
efendim.
MUSTAFA EREN (Devamla) – Tabiî, bu
kadar sıkıntısı olan muhtarlarımızın dertlerini çok kısa sürede anlatmak mümkün
değil.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Jandarma çağırdığında karakola koşan,
kaymakam çağırdığında hükümetin yolunu tutan, yolunu yaptırmak için mazot
parasını cebinden veren, köyüne mahallesine bir misafir, bir siyasetçi
geldiğinde gönlünü, sofrasını açan muhtarlarımızın bu sorunlarını çözmek,
hepimizin görevi olmalıdır.
Muhtarlarımızın sorunlarını, kısa süre
içerisinde tümüyle aktarmak, tabiî ki mümkün olmamakta; 50 000 muhtarımızın
sorunlarına çözüm bulma noktasında olan hükümetimiz, maalesef, bu sorunlara da
kayıtsız kalmaktadır.
Doğru Yol Partisi olarak, muhtarlarımızın
hak ve menfaatlarının korunmasının, Köy Kanununun ve Mahallî İdareler Yasasının
bir an önce Meclisimizin gündemine gelmesinin takipçisi olacağımızı belirtir,
Yüce Heyetinize saygılar sunarım. (DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Eren.
Maşallah, bugün, bakanlar cevap
veriyor; Meclisimiz, böylece itibar kazanıyor.
Buyurun Sayın Keçeciler.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan,
yeni İçişleri Bakanı cevap versin efendim.
BAŞKAN – Yeni bakan, muhtarlarla mı
ilgili?
TURHAN GÜVEN (İçel) – İçişleri
Bakanından bahsediyorum.
BAŞKAN – Efendim, Keçeciler, her şeye
muktedir; onun sözü yetiyor.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Sağ olsunlar;
doğrudur.
DEVLET BAKANI MEHMET KEÇECİLER (Konya)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabiî, sözlerimin başında, Sayın
Başkanın bu nazik ve ince iltifatına çok teşekkür ediyorum.
Karabük Milletvekili Sayın Mustafa
Eren’in, muhtarların sorunlarına ilişkin yapmış olduğu gündemdışı konuşmaya
cevap vermek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Ülkemizde, 34 981 adet köy, 16 779 adet
mahalle bulunmaktadır. Köylerimiz, 1924 yılında çıkarılan 442 sayılı Köy
Kanunuyla idare edilmektedir. Köy Kanunu, muhtarı, köy organlarından birisi ve
köy idaresinin başı olarak kabul etmiştir. Kanuna göre, muhtarın göreceği
işler, devlet işleri ve köy işleri diye ikiye ayrılmakta; köy içerisinde kanun
ve nizamları ilan etmek, emniyet ve asayişi sağlamaktan, köylülere öğüt vermeye
kadar yüzlerce konuyu kapsamaktadır. Bu kadar çok sayıda görev ve yetki
verilmiş bulunan muhtarlarımız, köy idaresinde, muhakkak ki, çok önemli bir
yere sahiptir.
Mahalle muhtarlıkları ise, 1944 yılında
çıkarılan 4541 sayılı Şehir ve Kasabalarda Mahalle Muhtar ve İhtiyar Heyetleri
Teşkiline Dair Kanunla kurulmuştur. Ancak, mahallelerin, Türk toplumunda
oynadığı rol ve tarihi çok eskilere dayanan görevleri mevcuttur. Kanunla,
mahalle muhtarlıklarına da, nüfus, askerlik, adlî görevlerin takibi gibi
işlerden, hayvan hırsızlarının takibine kadar çok sayıda görev yüklenmiş
bulunmaktadır. Mahallelerin toplum içinde daha mütecanis ve küçük birimler
olduğu göz önüne alındığında, mahalle muhtarlıklarının, şehir ve
kasabalarımızda, hem birlik ve dayanışmanın sağlanması açısından hem de
belediye ve diğer kamu kuruluşlarına ait hizmetlerin görülmesi açısından ne
kadar önemli oldukları kendiliğinden ortaya çıkacaktır.
Sayın milletvekilleri, bütün bu
önemlerine rağmen, köy ve mahalle muhtarlarının, bugün, gerek maddî gerekse
görevin yerine getirilmesi bakımından yeterli donanıma sahip oldukları
söylenemez. Muhtarların durumlarının iyileştirilmesi için, İçişleri
Bakanlığımızca ve hükümetimizce çeşitli çalışmalar yapılmış olup, bu yönde,
muhtar kuruluşlarından da sürekli olarak talepler gelmektedir. Muhtarların
sosyal güvenlik kapsamına alınması, aylık ödenek sağlanması, silah taşıma
yetkisi verilmesi, geçmişte yapılan önemli ve faydalı çalışmalar olarak altı
çizilmesi gereken hususlardır.
Sayın milletvekilleri, yeterli olmayan
bu imkânları daha da ileriye götürmek ve muhtarların toplum içerisindeki
önemine yakışır şekilde görev yapmalarını sağlamak amacıyla, İçişleri
Bakanlığımızca hazırlanan ve 20 Nisan 2001 tarihinde Türkiye Büyük Millet
Meclisine intikal ettirilen, merkezî idareyle mahallî idareler arasında görev
bölüşümü ve hizmet ilişkilerinin esaslarıyla, mahallî idarelere ilişkin çeşitli
kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısında da çeşitli
düzenlemeler, yeni düzenlemeler getirilmiştir. Tasarıyla, köy muhtarlarının, il
genel meclisleri ihtisas komisyonları; mahalle muhtarlarının belediye
meclisleri ihtisas komisyonları toplantılarına katılması, görev alanlarıyla
ilgili konularda görüş ve önerilerde bulunması ve bildirmeleri sağlanmaktadır.
İl özel idarelerine köyler ve köylerin
üyesi olduğu mahalle, mahallî idare birlikleriyle işbirliği yaparak içmesuyu,
kullanmasuyu, kanalizasyon ve benzeri ihtiyaçların karşılanma, köyün ortak
hizmetlerinde kullanılan bina ve tesislerin yapım ve onarımlarının sağlanması
görevi de verilmektedir.
En az dört köyü olan ilçelerde ilçe köy
birlikleri kurulması ve bu birliklere özel idare bütçesinden pay aktarılmak
suretiyle, köylerin sorunlarının çözülmesinde muhtarın hizmet yapma imkânları
da genişletilmektedir. Belediyelere, mahallelere yönelik hizmetlerin
planlanması ve yürütülmesinde mahalle muhtarlığının ve halkın katılımını
sağlayıcı tedbirler alma, mahalle halkının önereceği ve katkı sağlayacağı
projeleri öncelikle değerlendirme ve muhtar bina ve bürolarının temin ve
tefrişine yardımcı olma görevi verilmektedir. Böylece, mahallenin ve mahalle
muhtarının şehir yönetimindeki etkisi de artırılmaktadır.
Muhtarlar, halen 3 000 gösterge rakamı
üzerinden net olarak 61 429 200 lira ödenek almakta olup, gösterge rakamı 4 000
olarak yeniden düzenlenmekte, Bağ-Kur primlerinin kaynaktan kesilmesi
sağlanmaktadır. Bu konuda, devletin imkânlarının da gözden uzak tutulmaması
gerektiğini düşünüyoruz.
Köy meraları ve Emlak Vergilerinin
köylere bırakılması gibi hususların ise, bu konulardaki mevzuatla bir bütün
olarak uygulanması zorunluluğu vardır. Bu nedenle, muhtar ödenekleriyle ilgili
düzenlemelerle değil, bu konudaki yasal düzenlemelerle birlikte ele alınmasının
uygun olacağı düşünülmektedir. Yerel Yönetim Kanunu, en kısa süre içerisinde,
hükümetimizde gereken imzalar tamamlanıp Yüce Meclisimize, aynı şekilde,
yeniden arz edilecektir.
Bilgilerinize sunarım.
Saygılarımla. (ANAP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.
Başkanlığın Genel Kurula diğer
sunuşları vardır; ancak, sunuşlarımız çok olduğu için kâtip üyenin oturarak
okuması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Cumhurbaşkanlığı tezkeresi vardır;
okutuyorum:
5
Haziran 2001
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
İlgi: Başbakanlığın, 5 Haziran 2001
tarihli ve B.02.0.PPG.0.12-300-02/8954 sayılı yazısı.
Yüksel Yalova’nın istifasıyla boşalan
Devlet Bakanlığına İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın,
İçişleri Bakanlığına Devlet Bakanı
Rüştü Kâzım Yücelen’in,
Devlet Bakanlığına İstanbul
Milletvekili Yılmaz Karakoyunlu’nun atanmaları, Türkiye Cumhuriyet Anayasasının
109 ve 113 üncü maddeleri gereğince uygun görülmüştür.
Bilgilerinize sunarım.
Ahmet
Necdet Sezer
Cumburbaşkanı
TURHAN GÜVEN (İçel) – De facto durum
var ama...
BAŞKAN – Efendim, bilgilerinize
sunulmuştur.
Anlamadım efendim...
TURHAN GÜVEN (İçel) – Ajanslar verdi...
De facto bir durum...
BAŞKAN – Efendim, de facto durum başka.
Malumunuz, cumhurbaşkanı, atama olmuş... O yeni bir durum, yenisi gelince
yenisi okuruz.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Yenisi geldi de,
okumadınız.
BAŞKAN – Hayır, gelmedi efendim;
gelecek...
TURHAN GÜVEN (İçel) – Kulağınıza
gelmedi mi Sayın Başkan?!
BAŞKAN – Hayır efendim, gelmedi.
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Geldi,
geldi...
BAŞKAN – Hayır, istifası bize gelmedi
efendim.
MUSTAFA NİYAZİ YANMAZ (Şanlıurfa) –
Sayın Başkan, Meclis gündemin gerisinde kalıyor.
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – İstifası
gelmedi mi?!.
BAŞKAN – Sözlü soru önergesinin geri
alınmasına dair bir tezkere vardır; okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gündemin “Sözlü Soralar” kısmının 658
inci sırasında yer alan (6/1482) esas numaralı sözlü soru önergemi geri
alıyorum.
Gereğini saygılarımla arz ederim.
Akif
Gülle
Amasya
BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri
verilmiştir.
Sayın Bedük, affedersiniz, bir bakanın
istifası bize değil Başbakana gider.
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Hayır;
Meclis Başkanlığına müracaat etmedi mi?
BAŞKAN – Hayır efendim, istirham
ederim... Meclis Başkanlığına, mensup olduğu partiyle ilgili müracaatı var.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Bir dakika...
BAŞKAN – Buyurun.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Bir
milletvekilinin partiden istifası Meclis Başkanlığına da gelir Başkanım,
yapmayın.
BAŞKAN – Efendim, partisinden istifası
Meclis Başkanlığına intikal etmiş; ama, Meclis Başkanlığı, Oturum Başkanlığına
intikal ettirememiş. Ne yapacağız yani... Sonra, partiden istifayı burada
okumamız mümkün değil, böyle bir usulümüz yok.
MUSTAFA ÖRS (Burdur) – Partiden istifa
etmesi...
TURHAN GÜVEN (İçel) – Siz, hep, ilklere
imza atan başkansınız, yine bir ilke imza atın da, okuyun canım!..
BAŞKAN – İnsaf yani!..
Efendim, arkadaşlarımızı daha fazla
incitmemek gerektiğine inanıyorum. Sayın Tantan’ı incitmeyelim lütfen.
Bir Meclis araştırması önergesi vardır,
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Dünya bor madenleri rezervlerinin yüzde
70’i ülkemizde bulunmaktadır. Bor madenleri, önümüzdeki yüzyılın madeni
olacaktır. Sanayiin 400’e yakın ürününde kullanılmakta ve uzay teknolojisinin
vazgeçilmez madenidir. Ülkemizin bor madenleri rezervi 900 milyar doları
bulmaktadır.
Bor madenlerinin stratejik ve ekonomik
değerini tam tespit etmek, özelleştirilmesi durumunda dünyanın ve ülkemizin
ekonomik ve siyasal yapısı üzerine etkilerini araştırmak amacıyla Anayasamızın
98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince
Meclis araştırması açılması hususunda gereğinin yapılmasını arz ederim.
1 - Mehmet Yalçınkaya (Şanlıurfa)
2 – İlyas Yılmazyıldız (Balıkesir)
3 – Turhan Güven (İçel)
4 – Ahmet İyimaya (Amasya)
5 – Mehmet Sadri Yıldırım (Eskişehir)
6 – Kemal Çelik (Antalya)
7 – Celal Adan (İstanbul)
8 – Mustafa Cihan Paçacı (Ankara)
9 – Hakkı Töre (Hakkâri)
10 – Mehmet Halit Dağlı (Adana)
11 – Ayfer Yılmaz (İçel)
12 – Sevgi Esen (Kayseri)
13 – Mehmet Gölhan (Konya)
14 – Murat Akın (Aksaray)
15 – Nevzat Ercan (Sakarya)
16 – Mahmut Nedim Bilgiç (Adıyaman)
17 – Saffet Arıkan Bedük (Ankara)
18 – İbrahim Konukoğlu (Gaziantep)
19 – Mehmet Selim Ensarioğlu (Diyarbakır)
20 – Takiddin Yarayan (Siirt)
Gerekçe:
Tabiatta pek çok çeşidi bulunan bor
cevherlerinin en önemlilerinden biri olan molemanit, üleksit ve tinkal
cevherlerinin ülkemizde bulunanları daha yüksek kalitededir. Dünya toplam bor
rezervlerinin yüzde 63’ü, kolemanit rezervinin ise yaklaşık yüzde 95’i
Türkiye’dedir.
Türkiye bor
rezervi, bugünkü kapasiteyle, dünya bor ihtiyacının tümünü, 400 yılı aşkın bir
süre karşılayabilecek durumdadır. Bize en yakın karşılama süresi ise Amerika
Birleşik Devletleri 76 yıl, Rusya 47 yıldır. Görüldüğü gibi, rezervin en önemli
bölümü ülkemizde olduğu ve tespit edilen rezerv bugün için uzun süreli dünya
ihtiyacını karşılamada yeterli görüldüğünden, arama çalışmaları belli bir
tarihten sonra devam ettirilmemiştir. Tahminlere göre, ülkemizin bor rezervi
tespit edilenden çok daha fazladır.
Bor mineralleri, fiberglas, camyünü, ısıya dayanıklı cam,
deterjanlar, seramik yapımı, lehim ve kaynak işleri, tarımda gübre yapımı,
fotoğrafçılık, yangın söndürme ve geciktirme maddeleri ile özel çelik imali,
nükleer reaktörler, roket yakıtı, kimya sanayi, ilaç imali gibi çok yaygın alanlarda
kullanılmaktadır.
Çağımızın ileri teknoloji çağı olduğu düşünülürse,
bilgisayar, fiber optik ve savunma sanayiindeki kullanımı nedeniyle, yakın
dönemde, sanayiin vazgeçilmez bir katkı maddesi olacaktır.
Tunus’un fosfatları, Ortadoğu ülkelerinin petrolü, Güney
Amerika’nın bakırları, Güney Afrika’nın altın ve elmasları, Fransa’nın
potasları ne anlam ifade ediyorsa, Türkiye için, bor madenleri aynı anlamı
taşımaktadır.
Ülkemizin kalkınması, önemli ölçüde bor madenlerine
bağlıdır. Modern ve ileri uzay teknolojileri kullanan bütün dünya bu açıdan
Türkiye’ye zorunlu olarak muhtaçtır.
Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını kazanabileceği ve
dünya pazarında söz sahibi olabileceği yegâne hammadde bordur.
Sadece Türkiye ekonomisi için değil, dünya ekonomisi ve
dünyanın stratejik dengeleri açısından da önemli olan bor madenlerinin
özelleştirilmesi durumunda oluşacak ekonomik, siyasal ve stratejik etkilerinin
araştırılması, tespit edilmesi ve ülkemiz açısından gerekli önlemlerin alınması
amacıyla bu Meclis araştırması talep edilmiştir.
BAŞKAN – Efendim, bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması
açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmeler, sırasında yapılacaktır.
Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, sözlü
sorular ile diğer denetim konularını görüşmüyoruz.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan
Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
Önce, yarım kalan işlerden başlayacağız.
- İzmir Milletvekili Rıfat Serdaroğlu’nun; İstanbul
Milletvekili Bülent Akarcalı’nın; Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya’nın; Ankara
Milletvekili Yıldırım Akbulut’un; Şırnak Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım’ın;
Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, KonyaMilletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili
Nejat Arseven’in; İstanbul Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının; Zonguldak
Milletvekili Hasan Gemici’nin ve İzmir Milletvekili Işılay Saygın’ın; Türkiye
Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri
ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325,
2/442, 2/449) (S.Sayısı: 527)
BAŞKAN – İçtüzük teklifinin görüşülmeyen maddeleriyle
ilgili Komisyon raporu Başkanlığa henüz verilmediğinden, teklifin görüşülmesini
erteliyoruz.
Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kanunu
Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporunun görüşülmesine kaldığımız yerden devam
edeceğiz.
- Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/851) (S. Sayısı: 669)
BAŞKAN - Komisyon?..Yok.
Ertelenmiştir efendim.
FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Sayın Başkan, açlık grevleri bu
kadar devam ederken bu kanunun çıkarılması lazım efendim.
BAŞKAN - Açıyorum mikrofonunuzu,
anlayamadım da onun için efendim.
Buyurun.
FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Efendim, açlık
grevlerinin Türkiye’yi sarstığı bugünlerde, zaten çıkarılması gereken birkaç
tane önemli kanun tasarısı vardı. Bunlardan bir tanesi de, cezaevlerinin izleme
komitelerinin kurulmasıyla ilgiliydi. Bu tasarı şu anda gündemde sırada, bir
türlü komisyon ve Sayın Bakanım oturmuyor, açlık grevleri böyle devam ediyor.
Bunun bir an önce çıkarılmasında yarar var.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Mesele anlaşılmıştır efendim,
yarım kalan tasarıdan bahsediyorsunuz, inşallah çıkacak.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Efendim, işimiz
inşallahla, maşallaha mı kaldı?!
BAŞKAN – Ee, ne yapacağız, nasıl
yapacağız Sayın Güven?
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Manisa) - Ne
yapacak yani?..
BAŞKAN – Ben ne yapacağım? Efendim,
muhatabınız ben değilim, niye beni sıkıştırıyorsunuz? Yarım kalmış tasarıyı
takip etmek hükümetin işi.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkanım,
dört değerli bakan orada oturuyor. Biz alıştık artık, Adalet Bakanının yerine
Devlet Bakanının, Devlet Bakanının yerine...
BAŞKAN – Efendim, komisyon yok.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Komisyon da hazır
efendim.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Radyo
ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir
Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve Anayasa Komisyonu raporunun müzakerelerine kaldığımız yerden devam
ediyoruz.
-Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve
Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar
Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa
Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682) (Devam)......(x)
BAŞKAN - Komisyon?.. (DYP sıralarından
“yok” sesleri)
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN
(Bursa) – Burada.
BAŞKAN - Burada komisyon, nasıl yok
efendim.
Hükümet?..
DEVLET BAKANI YILMAZ KARAKOYUNLU
(İstanbul) – Burada.
BAŞKAN – Aa, Sayın Bakan, ilk defa
buraya geldiniz, teşekkür ederim, hayırlı olsun efendim. (Alkışlar)
Alkışlayalım Sayın Bakanı.
Efendim, ek 3 üncü madde üzerinde
verilen üçüncü önergenin oylamasında kalınmıştı.
Şimdi, Hükümetin ve Komisyonun
katılmadığı önergeyi hatırlatmak için tekrar okutup oylarınıza sunacağım:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo
ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir
Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının çerçeve 17 nci maddesiyle 3984 sayılı Kanuna eklenmiş bulunan ek
madde 3’ün (b) fıkrasındaki “İçişleri Bakanlığının görevlendireceği birimlere
devredilir” ibaresinin “Ulaştırma Bakanlığının görevlendireceği birimlere
devredilir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Fethullah
Erbaş (Van) ve arkadaşları
BAŞKAN – Efendim, Komisyonun ve
Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) – Sayın
Başkan, yoklama talebimiz vardı.
BAŞKAN – İstirham ederim efendim...
Bırakın bana bu işi, ben idare edeyim yahut da yer değiştirelim. Yoklama
yapılmasını 3 üncü maddenin oylanmasında istiyorsunuz, yazılı; okuma yazmam
var. İstirham ederim yani...
Efendim, Komisyonun ve Hükümetin
katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Sayar mısınız...
Kabul etmeyenler... Onu da sayın... Önerge kabul edilmemiştir.
YOKLAMA
BAŞKAN – 3 üncü maddenin oylanmasından
önce, bir yoklama talebi vardır.
Yoklama isteyen sayın
milletvekillerinin Genel Kurul salonunda bulunup bulunmadıklarına bakacağım.
Avni Doğan?.. Burada.
Fethullah Erbaş?.. Burada.
Mehmet Bekâroğlu?.. Burada.
Aslan Polat?.. Burada.
Ahmet Sünnetçioğlu?.. Burada.
Nezir Aydın?.. Burada.
Niyazi Yanmaz?.. Burada.
Ali Rıza Ulucak?.. Burada.
Ali Oğuz?.. Burada.
Yakup Budak?.. Burada.
Lütfi Doğan?.. Burada.
İsmail Özgün?.. Burada.
Latif Öztek?.. Burada.
Hüsamettin Korkutata?.. Burada.
Nazlı Ilıcak?.. Burada.
Azmi Ateş?.. Burada.
Veysel Candan?.. Burada.
Özkan Öksüz?.. Burada.
Musa Demirci?.. Burada.
Turhan Alçelik?.. Burada.
Yoklama isteyen 20 arkadaşımız
buradadır.
Yoklamayı elektronik cihazla yapacağız.
Yoklama için 3 dakika süre veriyorum.
Yoklamayı başlatıyorum efendim.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Toplantı yetersayısı yoktur.
Birleşime 16.20’ye kadar ara veriyorum.
Kapanma
Saati:16.09
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 16.23
BAŞKAN: Başkanvekili Mustafa Murat
SÖKMENOĞLU
KÂTİP ÜYELER : Melda BAYER
(Ankara), Yahya AKMAN (Şanlıurfa)
-----0-----
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 113 üncü Birleşimin Üçüncü Oturumunu
açıyorum.
III.- Y O K L A M A
BAŞKAN - Tasarının ek 3 üncü maddesinin
oylamasından önce yoklama istenilmiş ve toplantı yetersayısı bulunamamış idi.
Şimdi, yoklamayı tekrarlayacağız
efendim.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)
İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Sayın Başkan,
sizin yetkinizde olan bir hususu arz etmek istiyorum: Ad okunmak suretiyle
yoklama yapar mısınız.
BAŞKAN – Ama, yoklama işlemine başladık
efendim.
ALİ IŞIKLAR (Ankara) – Ad okunmak
suretiyle yoklama yapın; gelip gelmeyenler anlaşılsın.
BAŞKAN – Efendim, biliyorsunuz, bu
yoklamada da -yoklama biter bitmez, föyümüz çıkıyor, grupların emrinde- gelip
gelmeyenler açığa çıkar.
Efendim, yoklama süresinin sonunu
bekleyeceğim ki, kimin gelip kimin gelmediğini anlayın diye; yoksa, toplantı
yetersayısına ulaştık, bendeniz ve Kâtip Üye arkadaşımızla birlikte.
MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) – O
ayakta duranlar ne yapıyor, onlar yok mu sayılıyor?
BAŞKAN – Efendim, eğer, ayakta
duranları “var sayıyoruz” dediğiniz anda, terk ederler, usul böyledir; onun
için, yok sayıyoruz.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Herkes kendi
işiyle meşgul olsun; Allah Allah!..
BAŞKAN – Efendim, işte, bu Meclisler
böyle çalışıyor, teamüller böyle.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Teamül değil
efendim, İçtüzük böyle...
BAŞKAN – Teamüller, İçtüzüğü yaratmıyor
mu efendim?!
TURHAN GÜVEN (İçel) – İçtüzük,
teamülleri yaratıyor.
BAŞKAN – Efendim, İngiltere’de yazılı
anayasa yok malumunuz; ama, kaide var. Her şey yazılı olmaz ki!
TURHAN GÜVEN (İçel) – Ah keşke biz de
buna uyabilsek!
(Elektronik cihazla yoklamaya devam
edildi)
BAŞKAN – Toplantı yetersayımız vardır.
682 sıra sayılı kanun tasarısının
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
9.- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve
Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar
Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa
Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682) .....(Devam)
BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet
yerlerinde.
Ek 3 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Diğer maddeyi okutuyorum:
EK MADDE 4. – Yayın izni talebinde bulunan
kuruluşların yerine getirmeleri gereken teknik ve mali yeterlilik şartları ile
diğer ön şartlar, Üst Kurul tarafından yönetmeliklerle tespit edilir.
BAŞKAN – Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına,
Giresun Milletvekili Sayın Turhan Alçelik; buyurun efendim. (FP sıralarından
alkışlar)
FP GRUBU ADINA TURHAN ALÇELİK (Giresun) – Sayın Başkanım,
değerli arkadaşlar; önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Konuşmama başlamadan önce, şu anda, Bakanlığa getirilmiş
olan, değerli bir basın mensubu olan Sayın Karakoyunlu’yu tebrik ediyorum ve
Sayın Karakoyunlu’dan, ilk icraat olarak, ilk hayırlı icraat olarak, bu
tasarıyı, yeniden değerlendirmek üzere geri çekmesini özellikle rica ediyorum.
(FP ve DYP sıralarından alkışlar) Ama, Sayın Bakanımızda hareket göremedim. Tabiî,
Sayın Başbakan ve yardımcıları da buradalar, bakanlar da buradalar. İnşallah,
onlar, bu sesimizi, medyanın sesini duyarlar, toplumun sesini duyarlar ve
gerekli adımı atarlar.
Değerli arkadaşlar, ek madde 4’le, yayın izni talebinde
bulunan kuruluşların yerine getirmeleri gereken şartlar yönetmelikle belirlenir
hükmü getiriliyor. Aslında, tasarının tamamını içine alan bir hüküm.
Önce, bir hususu düzeltmekte fayda mülahaza ediyorum.
Onbeş gündür görüşülmekte olan bu tasarıyla ilgili sadece bir boyut kamuoyuna
yansıtıldı; medya patronlarının devlet ihalelerine girmesi veya girememesi.
Zaten, daha önce de giriyorlardı...
Burada, daha önemli bir başka boyut var. Öncelikle,
RTÜK’ün yapısı Meclisin elinden alınıp hükümete ve belli kurumlara
devrediliyor. Yani, seçilmişlerin hakkı bürokrasiye devir; birinci önemli
nokta.
İkincisi: Değerli arkadaşlar, bu kanunla, bugüne kadar
fikir ve ifade hürriyetine vurulmuş en büyük darbe vuruluyor.
Üçüncüsü -daha önce ifade ettim- medya
patronlarının devlet ihalelerine girmeleri; ama, dördüncü bir konu var ki, bu
özellikle kamuoyundan gizleniyor; o da şu: Yerel medyaya taşıyamayacakları bir
ceza yükü; 50 milyar, 100 milyar, 250 milyar... Bunların bilinmesi lazım.
Değerli kardeşlerim, değerli hükümet;
şu anda, esnaf perişan, çiftçi perişan, çalışanlar, emekliler perişan; ama, bu
getirdiğiniz kanunun, bu perişan durumdaki, evine tüp alamayan ev hanımı
kardeşime ne faydası var; vergisini ödeyemeyen, kirasını ödeyemeyen esnafıma ne
faydası var? Geçtiğimiz hafta sonu birsürü esnafımızı ziyaret ettim. Sayın
Başbakan, şu anda, elektrik, su ve telefon bedelini ödeyemediği için, çok üst
düzeydeki esnafımızın bile, elektriği, suyu, telefonu kesik. Bu kanunun bu
esnafa ne faydası var; koca bir hiç.
Değerli kardeşlerim, köye göç başladı;
niye, biliyor musunuz; insanlar mutfak tüpünü alamadığı için. Değerli hükümeti,
bu konuda, birazcık, insanımızın sesine kulak vermeye davet ediyorum.
Özellikle, bu kanun tasarısıyla
getirdiğiniz ilkelere bakınız; haberler tarafsız olacak, doğruluk ilkelerine,
gizlilik ilkelerine bağlı kalacak diyorsunuz. Ne kadar muğlak ifadeler!
Yayınlarınızda halkı karamsarlığa, umutsuzluğa veya kargaşaya sevk ederseniz,
size cezalar yağdıracağız diyorsunuz. Ceza miktarı ne kadar; 50 milyar, 65
milyar, 100 milyar, 250 milyar...
Şimdi, size, Allah için soruyorum,
insafınıza seslenerek soruyorum: Bu 50 milyarı verebilecek bir tane yerel
televizyon, bir tane yerel radyo var mı bu ülkede? Emin olun, onlarca yerel
medya sahibi ile yüzlerce çalışanı ile görüştüm, ifadeleri aynen şudur “Biz,
bırakın 50 milyar, 100 milyar ödemeyi, 25 milyonluk RTÜK payını ödeyemiyoruz.”
Ama, siz, yerel medyaya 100 milyar ceza getiriyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Efendim, toparlarsanız
minnettar kalacağım.
TURHAN ALÇELİK (Devamla) – Elbette,
Sayın Başkanım.
Değerli arkadaşlar, bu kanun, bugüne
kadar yapılmış en büyük sansür kanunudur. Bu kanun, özellikle yerel medya
çalışanlarını işsiz bırakacak bir kanundur. Buna hakkımız var mı arkadaşlar?
Bakın, buraya gelmenize -ayırmadan söylüyorum- özellikle yerel medyanın
hepinizin fikirlerini yansıtmanızda büyük katkısı olmuştur. Yerel medyamız,
radyolarımız, televizyonlarımız, hepinizin sesi, milletin soluğu olmuştur.
Şimdi, siz, bu sesi kesmek istiyorsunuz. Buna hakkınız yok. Oradaki çalışan
insanlarımızı işsiz bırakmaya hakkınız yok.
Buradan özellikle yerel medya
çalışanlarına, radyo ve televizyon çalışanlarına sesleniyorum; şu görüşmeleri
lütfen canlı yayınlayın, milletimiz de ne olup bittiğini görsün, hiç olmazsa
kayda alın, belli bölümlerini insanımıza yansıtın. Size, bugün, bu kürsüden
sesleniyorum; eğer, bugün hakkınıza sahip çıkamıyorsanız, yarın şikayete
hakkınız olmayacak haberiniz olsun. Ve tekrar hükümete buradan hatırlatıyorum:
Yaptığınız bu işin ne milletimize ne fikir ve düşünce özgürlüğüne ne de medya
çalışanımıza ve 70 milyon insanımıza zerre kadar bir katkısı yoktur.
Eğer, milletimizin, insanımızın
problemlerini çözecek işler yapmak istiyorsanız, getirin -sadece anamuhalefet
olarak demiyorum- muhalefet olarak bütün gücümüzle size katkı sağlayalım ve
milletimiz huzura kavuşsun diyorum. Hepinizi aklı selime davet ediyor, saygılar
sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.
Şimdi, söz sırası, Doğru Yol
Partisinde.
Doğru Yol Partisi Kayseri Milletvekili
Sayın Sevgi Esen; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)
DYP GRUBU ADINA SEVGİ ESEN (Kayseri)-
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kısa adı RTÜK yasa tasarısı olarak
bilinen tasarının 17 nci maddesine bağlı ek madde 4 üzerinde Grubumun
görüşlerini bildirmek üzere söz almış bulunmaktayım; hepinizi sevgi ve saygıyla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, iki seneyi
aşan bir zaman dilimi içerisinde bu Mecliste 200’ün üzerinde kanun tasarısı
yasalaştı. Bizler de, muhalefet, iktidar veya şahıslarımız olarak söz aldık ve
görüşlerimizi bildirdik. Öyle yasalar kanunlaştı ki, döndük, sayın bakana,
ilgilisine teşekkür ettik “sayın hükümet, ne iyi ettiniz de bu tasarıları
getirdiniz” dedik; hatta “geç kalınmıştır” dedik -ben dilerdim ki, bu
teşekkürü, yeni atanmış bu Sayın Bakanıma da yapayım; ancak, görünen öyle
gözükmüyor- ve bu yasaları da bir çırpıda kanunlaştırdık, bundan da hiç
rahatsızlık duymadık. Muhalefet olmamıza rağmen, hükümetin getirdiği tasarılara
destek vermekten dolayı da milletimiz adına gurur duyduk; ama, yine bu iki sene
içerisinde öyle yasalarla karşılaştık ki, ne niçin geldiğini anlayabildik
-aslında anladık; ama, anlatamadık- ne düzeltebildik ne de vicdanlarda yerini
bulabildik. Kulislerde fısıltıyla karışık sıkıntılara şahit olduk, gerilen
yüzleri ibretle seyrettik. Ne var ki, kürsüden tasarılar okundu, zaman doldu,
parmaklar konuştu “kabul edenler-etmeyenler” ve arkasından da “kabul
edilmiştir” gerçeğinden kaçamadık. Omuzlar yerde, başlar önde Genel Kurulu terk
edenleri gördük. Ben şimdi kendi kendime soruyorum: Bu ülke bunu hak etti mi;
neden omuzlar yerde?.. Ancak, bizim başımız önümüzde değil; çünkü, Doğru Yol
Partisi olarak önerdiğimiz doğrular, milletimizin önünde bizleri mahcup
etmeyecektir.
Değerli milletvekilleri, bir senede üç
kere Bankalar Yasasını değiştirdik. Milletin, köşe yazarlarının, hukukçuların,
ilmin, bilimin tüm karşı çıkmalarına rağmen resmen bir af yasası hadisesi
yaşadık; bu, bir hadisedir. Aftan yararlanan 35 000 mahkûmun hepsini, bir iki
suç işlettikten sonra, masumların canını acıttıktan sonra yeniden hapishanelere
doldurduk. Kimini ise, şimdi, polisimiz arıyor, yanlış tahliye edilmişler diye. Bir Telekom yasası
çıkardık, daha kimse içine sindiremedi. Açıklamasını Sayın Bakan dahi
yapamıyor. Sadece, “sattırmam” sloganları şimdi “yok pahasına sattırmam”a dönüştü.
Sayın Bakanım, inşallah, size de sorarlar bunu yaparken.
Şimdi, geldik milletçe tepki gösterilen
bir RTÜK yasasına. 1994 tarihli mevcut yasa yeterli olmayabilir. Gelişen
teknolojiler ve sosyolojik değişimler karşısında yeni düzenlemeler gerekebilir.
Medyanın şeffaflaşması, demokrasinin gereği olabilir. Hukukî düzenlemeler
teknolojiyi yakalamakta zorlanabilir. Bunların hepsinin izahı yapılabilir.
Çaresi de vardır. Bunun çaresi de Meclistir; ama, anlaşılamayan tavır, sayın
iktidarın kendi milletvekillerinin dahi sıkıntıyla karşıladıkları, RTÜK Başkanının
gerekçeli ve anlaşılabilir tepki koyduğu, köşe yazarlarının çoğunun
onaylamadığı, Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin “tasarıda sakıncalar var”
uyarılarının bizlere ulaştığı, yerel televizyonların feryada dönüşen seslerine
rağmen, neden kulak tıkandığıdır; herkesin niçin hiçe sayıldığıdır. Acaba,
saydamlık adına bir aldatmaca mı yaşanmaktadır? Şimdi, neden saydamlık yok veya
gelecekte saydamlığın garantisi nedir? Özerk bir kurul olan RTÜK, siyasal bir
iktidarın denetimine bırakılmamalıdır. Bizim ülkemizde siyaset, halen,
maalesef, bir çember gibidir; iktidarın, çemberin hangi noktasına gelineceği de
henüz bilinmemektedir.
Değerli milletvekilleri, haklı ve
demokratik tepkiler gösteren yerel basına, lütfen, kulak verelim. Şehirleşmenin
böylesine büyüdüğü bir ortamda vatandaşlar arasında, şehirlerde kurulan tek bağ
yerel basınımızdır, yerel televizyonlarımızdır. Mahallinde siyasetin önünü
açan, hukukî denetimin çok üstünde kamu denetimini hayata geçiren yerel
televizyonlarımızdır. Hepiniz illerinizde bu söylediklerimi yaşamıyor musunuz?!
Kuruluş sermayelerini aşan cezaların öngörülmesiyle birtakım sübjektif
kurallarla ceza tayin edilmesiyle demokrasiye ulaşılmaz. Üst Kurulun yargıç
haline getirilmesi hiç şüphem yok ki, gelecekte, en fazla bu yasaya destek
verenleri üzecektir. Yine, hiç şüphem yok ki, bu yasa, bu Meclise, yeniden ve
en kısa zamanda getirilecektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun.
SEVGİ ESEN (Devamla) – Değerli
milletvekilleri, parmak çoğunluğuyla kanun yapmak kolay; ancak, vicdanlarda
cevap bulmak zordur. Asıl olan milletle bütünleşen, hukukun üstün kılındığı ve
geleceğe ışık tutan tasarıların kanunlaşmasıdır. O nedenle, bu yasa derhal
çekilerek bir etki-tepki yasası olmaktan kurtarılmalıdır. Önemli bir yasanın 30
maddesi birden değiştiriliyor ise, ciddî bir uzlaşma kültürü aranmalıdır.
Kamuda oluşan itirazlar değerlendirilerek, bir uzlaşma içerisinde, Türkiye
Büyük Millet Meclisine yeniden getirilmelidir. Ben inanıyorum ki, bu Meclis,
daha evvel yapmış olduğu uzlaşmayı bu kanunda da yapacaktır.
Getirilecek böyle bir tasarıda, Doğru
Yol Partisi olarak, gerçek bir saydamlaşmaya evet, hukuka ve demokrasiye evet,
çağdaşlaşmaya ve halkın denetimine evet diyoruz ve bu vesileyle de, bir
dileğimi bu kürsüden dile getirmek istiyorum: Bir vatandaş olarak, içerisinde
şiddet içermediği, bedenlerin istismar edilmediği ve ailemle televizyon
seyredebileceğim programları göreceğim ümidiyle, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.
Sayın milletvekilleri, ek 4 üncü madde
üzerinde verilmiş 8 adet önerge vardır; ancak, madde üzerinde
milletvekillerince 3 önerge verilebileceğinden, yalnızca bu 3 önergeyi geliş
sırasına göre okutup, aykırılık derecelerine göre de işleme alacağım.
Birinci önergeyi okutuyorum efendim:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan “Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir
Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarsı”nın 17 nci maddesi ile 3984 sayılı Kanuna eklenmesi öngörülen ek 4 üncü
maddenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Mehmet Emrehan Halıcı Mehmet Şandır İbrahim Yaşar Dedelek
Konya
Hatay Eskişehir
Mustafa Vural Erol Al
Antalya
İstanbul
“Ek Madde 4.- Radyo ve Televizyon Üst
Kurulunun yayın lisansı verdiği bir kuruluş, bu lisansı, yayın istasyonlarını
ve şebekelerini, Üst Kurulun izniyle bir üçüncü kuruluşa devredebilir.
Yayın izni talebinde bulunan
kuruluşların yerine getirmeleri gereken teknik ve malî yeterlilik şartları,
devir şartları ile diğer ön şartlar, Üst Kurul tarafından yönetmeliklerle
tespit edilir.”
BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasa
tasarısının çerçeve 17 nci maddesi ile 3984 sayılı Yasaya eklenen ek madde 4’ün
birinci fıkrasının sonuna “bu yönetmelik, kanunun yayımı tarihinden itibaren
altı ay içerisinde hazırlanarak yürürlüğe konulur” ibaresinin eklenmesini arz
ve teklif ederiz.
Fethullah Erbaş Lütfi Yalman Alaattin Sever Aydın
Van Konya Batman
Mustafa
Geçer Aslan Polat
Hatay Erzurum
BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:
Sayın Başkanlığına
Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasa
tasarısının 4 üncü ek maddesinin sonuna aşağıdaki fıkranın eklenmesini
saygılarımızla arz ederiz.
Kamer Genç Metin
Kocabaş Ramazan Gül
Tunceli Kahramanmaraş Isparta
Saffet
Arıkan Bedük Mehmet Gölhan
Ankara Konya
Fıkra: “Yayın izni verilirken her ile
onay, iki televizyon ve iki radyo için izin verilmesi şarttır.”
BAŞKAN – En aykırı önergeyi okutup
işleme koyacağım efendim:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Radyo ve Televizyonların
Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile
Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 17 nci
maddesi ile 3984 sayılı Kanuna eklenmesi öngörülen ek 4’üncü maddesinin
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Mehmet Emrehan Halıcı (Konya) ve arkadaşları
Ek Madde 4.- Radyo ve Televizyon Üst
Kurulunun yayın lisansı verdiği bir kuruluş, bu lisansı, yayın istasyonlarını
ve şebekelerini, Üst Kurulun izniyle bir üçüncü kuruluşa devredebilir.
Yayın izni talebinde bulunan
kuruluşların yerine getirmeleri gereken teknik ve malî yeterlilik şartları,
devir şartları ile diğer ön şartlar, Üst Kurul tarafından yönetmeliklerle
tespit edilir.”
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN
(Bursa) – Ekseriyetimiz yoktur; takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN – Hükümet?..
DEVLET BAKANI YILMAZ KARAKOYUNLU
(İstanbul) – Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın Halıcı...
MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) – Gerekçe
okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Türk Ticaret Kanunu ile İcra ve İflas
Kanunu hükümlerine göre yayın istasyonları ve şebekelerin üçüncü kişiler
tarafından elde edilmesi mümkün bulunduğundan, yayın lisansı da şirketin mal
varlığı kapsamında yer almaktadır. Bu nedenle ek maddede sayılan varlıkların
Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun onayı alınmak kaydıyla devrine engel
olunmaması gerekmektedir. Önerge buna olanak sağlamak amacıyla hazırlanmıştır.
BAŞKAN – Komisyonun takdire bıraktığı,
Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir efendim.
Sayın milletvekilleri, en aykırı
önerge, Emrehan Halıcı ve arkadaşlarının önergesi kabul edilmiş ve maddenin
tamamı değiştirilmiştir. Bu nedenle, diğer önergeleri, İçtüzüğün 87 nci
maddesine göre işleme koymak da mümkün değildir.
Şimdi, ek 4 üncü maddeyi, yapılan
değişiklik doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Ek 4 üncü maddeyi kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir efendim.
Ek 5 inci maddeyi okutuyorum.
EK MADDE 5. – Bu Kanunda geçen “Telsiz
Genel Müdürlüğü” ibaresi “Telekomünikasyon Kurumu” olarak değiştirilmiştir.”
BAŞKAN – Ek 5 inci madde üzerinde,
Fazilet Partisi Grubu adına, Ordu Milletvekili Sayın Eyüp Fatsa; buyurun. (FP
sıralarından alkışlar)
FP GRUBU ADINA EYÜP FATSA (Ordu) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 682 sıra sayılı kanun tasarısının,
çerçeve 17 nci maddesinin ek 5 inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum;
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, sözlerime geçmeden
önce, bir hususu, sayın hükümetin dikkatlerine arz etmek istiyorum. RTÜK‘le
ilgili yasa tasarısı görüşülüyor; ama, RTÜK Başkanı Sayın Nuri Kayış,
kendileriyle ilgili bir kanun tasarısı Mecliste görüşülürken, Meclise gelmeyip,
bu kanun tasarısının görüşülmesine katılmamak suretiyle, bu kanunun çıkmaması
noktasında tavrını açık bir şekilde ortaya koymuş oluyor. Basından takip ettik;
Sayın Kayış” Bu, medyanın tamamını kontrol altına alma gayretleridir; bir medya
kuruluşu, mevcut medya yayınlarının yüzde 75’ini elinde bulunduruyor; arzu
edilen, yüzde 75’i elinde bulunduran medya patronuna, yayınların yüzde 100’ünü
teslim etme gayretidir” diye ifade ediyor; bütün kamuoyunu da bu kanunun
çıkmaması için direnmeye, göreve davet ediyor.
Sayın Hükümet, Sayın Başbakan, bütün
bakanlarıyla beraber tekmil manada burada kanunun çıkmasına nezaret ediyorlar;
acaba, medyanın yüzde 100’ünü kontrol etmek isteyen patronları adına mı burada
oturuyorlar? Bunun cevabını da kamuoyuna açıklamaları gerekir diye düşünüyorum.
(FP sıralarından “Bravo”sesleri, alkışlar)
Değerli arkadaşlar, bu kanunda geçen
“Telsiz Genel Müdürlüğü” ibaresi “Telekomünikasyon Kurumu“olarak
değiştirilmektedir. Mevcut kanuna göre, Üst Kurul, frekans planlaması yapmak
için başvuran kuruluşlara, yayın izni ve lisans vermekle yükümlüdür.
Frekans planlamasının yapılması, hangi
takvime göre frekans ihalesine çıkacağı konularındaki görev ve yetki,
Telekomünikasyon Kurumu ile Haberleşme Yüksek Kuruluna bırakılıyor. Haberleşme
Yüksek Kurulu Telekomünikasyon Kurumu tarafından hazırlanan planı aynen
onaylayabileceği gibi, lüzum gördüğü değişikliklerin yapılmasını da talep
edebiliyor.
Bu frekansların ne kadarının, hangi
takvime göre ihaleye çıkarılabileceğine ilişkin plan, Haberleşme Yüksek Kurulu
tarafından tespit edilerek, bu çerçevede ihaleye çıkarılmak üzere Üst Kurula
bildiriliyor.
Haberleşme Yüksek Kurulu, RTÜK’e
verilmiş görevlerin de takibini yapıyor. Böylece, Radyo Televizyon Üst Kurulu,
Haberleşme Yüksek Kurulunun vesayeti altına alınıyor.
Haberleşme Yüksek Kurulunun veya
görevlendireceği bir devlet bakanının başkanlığında, İçişleri, Ulaştırma
bakanları ile -Genelkurmay Muharebe Elektronik Başkanı ve Millî Güvenlik Kurulu
Genel Sekreterinden oluşuyor. Böyle bir kurulun, hem siyasî etiklere hem de demokratik
olmayan etiklere açık bir kurul olacağı aşikârdır.
Getirmiş olduğunuz bu tasarıyla, Haberleşme Yüksek
Kurulunun, Üst Kurula verilmiş olan görevlerin takibini de yürüteceği ifade
edilmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi her gün yeni bir kurul oluşturmakla
meşgul ediliyor. Askerî ve sivil bürokratik yapılar en üste konulmak suretiyle
siyasetin alanı daraltılıyor.
Değerli arkadaşlar, getirdiğiniz bu tasarıyla hem frekans
planlama yetkisi RTÜK’ün elinden alınıyor hem de RTÜK’ün yapacağı işlerin, Haberleşme
Yüksek Kurulu tarafından takip edileceği hükmü getiriliyor.
Değerli arkadaşlar, RTÜK lisans ihalesi 7 yıldır
erteleniyor; böylece, 7 yıldır medya patronları bedava frekans kullanıyor.
RTÜK’ün yapacağı 26 nisan tarihli ihale de, medya patronları tarafından, yargı
organlarına müracaatla ertelettirilmişti; tam ihale yapılacakken, bu tasarı getirildi
ve yine ertelendi.
Değerli arkadaşlar, şimdi, kanunun yayımı tarihinden
itibaren frekans planlamasını RTÜK, Telekomünikasyon Kurumuna verecek.
Telekomünikasyon Kurumu 4 ay inceleyecek, sonucu, Haberleşme Yüksek Kuruluna
devredecek, Haberleşme Yüksek Kurulu da 6 ay içerisinde frekans planlamasını
karara bağlayacaktır deniliyor.
Değerli arkadaşlar, bu noktada, size, bir yazıyı takdim
etmek istiyorum: Seçim bölgem olan Ordu’da, bir yerel televizyon, 25.1.2001
tarihinde, Başbakanlık Güvenlik İşleri Başkanlığına, ulusal güvenlik belgesi
istemek üzere müracaat ediyor. Kendilerine 8.5.2001 tarihinde bir yazı
gönderiliyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Toparlar mısınız efendim.
EYÜP FATSA (Devamla) – Toparlıyorum.
Yazıda “ulusal güvenlik belgesi verilmesi hususundaki
ilgili başvurunuz incelenmiş olup, ekli listede isim ve unvanları belirtilen
kişilerin değiştirilerek, yeniden bizzat başvurulması halinde bir
değerlendirilme yapılacaktır” deniliyor. Üç arkadaşın, televizyonun yönetim
kurulundan çıkarılması isteniliyor. Bu üç arkadaşın ortak özellikleri,
bulundukları çevrede saygın kişilikleri ve mütedeyyin yapılarıyla tanınmış
olmasıdır. Birbirleriyle bir akrabalık yakınlıkları yoktur. Ayrıca, haklarında
kesinleşmiş bir yargı kararı da yoktur. Acaba, Başbakanlık Güvenlik İşleri Başkanı
-Başbakan adına yazıyor bu yazıyı- hangi kriterlere göre bu arkadaşların
televizyonun yönetim kurulundan çıkarılmasını talep ediyor. Hatta, bu
arkadaşlar bir tanesi de, iktidara mensup bir partimizin il başkan
yardımcısıdır.
Şimdi, ben buradan sormak istiyorum:
Siz, daha bu yasa çıkmadan önce yerel televizyonları bu kadar baskı altına
alıyorsunuz, acaba bu yasa çıktıktan sonra yerel televizyonları hangi
baskılarla inim inim inleteceksiniz doğrusunu isterseniz bunu anlamak mümkün
değildir.
Ayrıca, herhalde Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı da bu yazıdan sonra, mevcut il başkan yardımcısı hakkında partiden
ihraç istemiyle bir talepte bulunacaktır diye düşünüyor, Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.
Söz sırası, Doğru Yol Partisi Ankara
Milletvekili Sayın Saffet Arıkan Bedük’te; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)
DYP GRUBU ADINA SAFFET ARIKAN BEDÜK
(Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 682 sıra
sayılı kanun tasarısının 17 nci maddesinin ek 5 inci maddesi üzerinde Doğru Yol
Partisinin görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi
şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, itibar
kaybeden iki müessese var: Siyaset ve basın. Siyaset ve basının itibar
kaybetmesinin nedeni, daha ziyade demokrasi standartlarından kopması, çıkara
dayalı birkısım tasarrufların uygulanmasıdır.
Getirilmiş olan bu tasarıda, ne siyaset
açısından ve ne de medya açısından demokrasi standartlarını yükseltecek,
hukukun üstünlüğüne dayalı bir demokrasiyi uygun görecek veya onu
gerçekleştirecek, özellikle modern ve çağdaş demokrasilerde uygulanan normları
getirecek bir düzenleme yok. Dolayısıyla, temelinde itibar kazandıracak bir
kanun tasarısının olmadığını görmenin üzüntüsünü taşıyorum.
Terim düzenlenmesine karşı değiliz.
Mevcut yasadaki RTÜK’e ait düzenleme ve sonuçlandırma yetkisi,
Telekomünikasyona devrinin bir tercih hatası olduğunu iddia ediyoruz. Dağıtan,
parçalayan ve çözmeyen idarî anlayışın tipik örneğidir bu tasarı; reform
konusundaki becerisizliğin de ifadesidir. RTÜK’ü, kendi özerk ve bağımsız yapısı
içerisinde bırakmak en güzel davranış olacaktı. İletişimden elimizi çekmek
mecburiyetindeyiz.
Kamu yararı için kanun çıkarılır; ne
yazık ki, bu kanun tasarısının gerekçesinde, mevcut olan kanunun
uygulanamadığından, uygulanmadığından bahsediliyor.
Değerli milletvekilleri, bir hükümet
düşünün ki, kanunları uygulamıyorum, uygulayamıyorum diye bir aczin ifadesiyle,
yeni bir kanun tasarısını gündeme getirebiliyor. Dolayısıyla, o zaman sormak
lazım: Memur, işçi, emekli, özellikle maaşıyla geçinemiyor; köylü, çiftçi
ürününü değerlendiremiyor; esnaf, sanatkâr, keza aynı şekilde kepenk kapatıyor;
Halk Bankasının parasını ödeyemeyen esnaflar ve yine Ziraat Bankasından aldığı
kredileri ödeyemeyen köylü ve çiftçi, mal bildiriminde bulunmadığından dolayı
şu anda cezaevlerine giriyor. Onların durumunu dikkate almıyorsunuz veya
baklava çalmış olan bir vatandaş, bir dilim baklava için içeri giriyor, ona
kanun uygulanıyor; ama, ne yazık ki, RTÜK Kanunu gibi fevkalade önemli bir
kanunun uygulanması söz konusu olmuyor ve dolayısıyla da, bu tasarının
getirilmesi için bir gerekçe, haklı bir gerekçe aranıyor. Bu, fevkalade vahim
bir gerekçe.
Değerli milletvekilleri, bu tasarı,
politika ve ifade özgürlüğü yönlerinden büyük tehlikeler ihtiva ediyor. Yine,
bu tasarı, özel radyo ve televizyon ortaklarının hem hisse sınırlarını
artırarak hem de kamu ihaleleri yasağını kaldırarak, bilgilendirme görevinin,
yönlendirme işlevine dönüşmesini kolaylaştıracak bir içerik ihtiva ediyor;
özgürce bilgi edinme hakkını ortadan kaldırıyor, demokrasi standartlarını
ortadan kaldırıyor. Avrupa Birliğine girerken, çağdaş demokrasi normlarını
ararken, aksine, biz, çağdaş demokrasi normlarını ortadan kaldırıyoruz. Avrupa
Birliği standartlarından bahsediyoruz; Avrupa Birliğinin medyayla ilgili
standartlarını ihtiva eden bir tasarıyı gündeme getirmiyoruz. Avrupa Konseyine
bakıyoruz; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, özellikle siyasal veya ekonomik
bakımdan birkısım grupların baskısı altında kalabilecek bir medyanın, demokrasi
düşmanı olduğunu iddia ediyor; ama, ne yazık ki, onunla ilgili bir düzenleme
yine getirilemiyor. Radyo ve televizyonların yanı sıra yazılı iletişim
organlarına getirilen para cezaları ise caydırıcı olmaktan öte, öldürücü,
özellikle öldürücü birkısım tutarları ihtiva ediyor.
Değerli milletvekilleri, konu ulusal
olduğu kadar, uluslararası kuruluşların da üzerinde hassasiyetle durduğu bir
konudur. Küreselleşen dünyada kurulan uluslararası kuruluşlar, üye ülkelerin
ekonomik ve sosyal gelişmelerini, ülkelerin ekonomik ve sosyal gelişmeleriyle
birlikte standartlarını düzenlemeye yönelik birkısım yasal düzenlemeleri de
gündeme getirmektedir; ama bize bakıyorsunuz, bu düzenlemelerde demokrasi ve
gelişimine öncelik ve önem verilmesi gerekirken verilmemektedir.
Demokratikleşme ve çağdaş demokrasi normlarının
tespiti ve ulusal mevzuatımıza geçirilmesi gereken, onu da göremiyoruz!
Dünyadaki ekonomik ve teknolojik gelişme, yayıncılık sektörünü de doğrudan
doğruya ilgilendirmektedir.
Değerli milletvekilleri, yayıncılık
sektörünün teknolojik gelişimi kadar, işletmesi ve çalışanlarının hakları da
önemlidir. Ulusal ve yerel medyanın varlığı ve özerkliği; bağımsızlığı,
çoğulculuğu ve demokrasi standardını yükseltmektedir. Bağlı bulunduğumuz
paktlara bakıyorsunuz, yine onlara aykırı bir düzenlemeyle karşı karşıyayız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Bedük, toparlar mısınız
efendim.
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) –
Toparlıyorum Sayın Başkan.
Bağımsız ve özerk medyanın
gerçekleştirilmesi için, medya özgürlüğünü, diğer yasal ve çıkarlar arasında
dengeyi gözeterek düzenlemek gerekir; ama, bakıyorsunuz buraya, frekans ihalesi
yapılmış, yedi sene beklenmiş, nihayet son noktasına gelmiş, şimdi frekans
ihalesini durdurma noktasına geliyor. Para cezalarına bakıyorsunuz 10 milyar
lirayla 250 milyar lira arasında, özellikle yerel televizyonlara 125 milyar
lira ceza getiriliyor; ortadan kaldırılıyor.
Değerli milletvekilleri, bakın,
internetle ilgili bir düzenleme getiriliyor. Bir zamanlar dünyanın ekonomik ve
sosyal bakımdan gelişimini sağlayan sanayi devriminin yerini, bugün internet
devrimi özellikle gündeme gelmekte ve o uygulanmakta ve onun, ekonomik, sosyal,
iş hayatında, eğitim hayatında da kullanılması öngörülmektedir. Yine, Avrupa
Birliği, özellikle interneti tüm insanlığın hizmetine sunmak için bir gayret
içerisine girmekteyken, biz getirilen bu yasayla interneti kullanılamayacak
duruma getiriyoruz. Nasıl getiriyoruz; çünkü, zaten kullanacak olan kişiler,
birkısım insanlar, o korkulan kişiler, yurt dışına
gitmek suretiyle interneti kullanmaya devam edecekler; ama, Türkiye’ye
bakıyorsunuz, okullara bakıyorsunuz, öğrencilere bakıyorsunuz, genç
müteşebbislere bakıyorsunuz, onları korkutarak, onları ürküterek, internetten
kaçırmanın devlete de bir yararı yok, Türkiye’nin gelişimine de bir faydası
olmayacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – Birkısım bürokratik engelleri koymanın,
bir kısım kırtasiyeciliği gündeme getirmenin bu ülkeye bir yararı olmayacağı
inancını taşıyoruz.
BAŞKAN – Lütfen toparlar mısınız?
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, ümit ediyorum
ki, sayın hükümet, bu yasayla ilgili düzenlemeleri alır, tekrar gözden geçirir,
böylece, yerel medya ile genel medya arasında bir ayırım gözetmeksizin, özerk
ve bağımsız bir medyayı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin demokratik anlayışına
kazandırır düşüncesiyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.
Sayın milletvekilleri, ek 5 inci madde üzerinde 3 adet önerge vardır;
geliş sıralarına göre okutup, işleme alacağım:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı
Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve
Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar
Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 17 nci
maddesiyle 3984 sayılı Kanuna eklenmiş bulunan ek madde 5’in tasarı metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Fethullah Erbaş Veysel Candan Cevat Ayhan
Van Konya Sakarya
Lütfi Yalman Yakup Budak Fahrettin Kukaracı
Konya Adana Erzurum Ahmet Sünnetçioğlu Osman Pepe Aslan Polat
Bursa Kocaeli Erzurum
Ek madde 5.- “Telekomünikasyon
Kurumu” ibaresinin “Yüksek Telekomünikasyon Kurumu” olarak değiştirilmesi.
Bursa Kocaeli Erzurum
BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasanın ek 5 inci maddesinin aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini talep ederim.
Dengir Fırat Abdullah Veli
Seyda Avni
Doğan
Adıyaman Şırnak Kahramanmaraş
Mehmet Ali Şahin Fethullah Erbaş Nazlı Ilıcak
İstanbul Van İstanbul
Ek madde 5.- “Telekomünikasyon
Kurumu” ibaresinin “Telekomünikasyon Teşkilatı” olarak değiştirilmesi.
BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasanın ek 5 inci maddesinin aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini talep ederim.
Abdullah Veli Seyda Avni Doğan Dengir Mir Mehmet Fırat Şırnak Kahramanmaraş Adıyaman
Mehmet Ali Şahin Ayşe Nazlı Ilıcak
İstanbul İstanbul
Ek madde 5.- “Telekomünikasyon
Kurumu” ibaresinin “Yüksek Telekomünikasyon Kurumu” olarak değiştirilmesi.
BAŞKAN – Önergeleri tek tek okutup
işleme alacağım.
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı
Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu,
Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısının çerçeve 17 nci maddesiyle 3984 sayılı Kanuna eklenmiş bulunan
ek madde 5’in tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Fethullah Erbaş (Van) ve
arkadaşları.
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN
TAYAN (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Hükümet?..
DEVLET BAKANI YILMAZ KARAKOYUNLU
(İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN –
Sayın Erbaş?..
FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Sakarya
Milletvekili Sayın Nezir Aydın konuşacaklar efendim.
BAŞKAN – Sakarya Milletvekili
Sayın Nezir Aydın; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)
NEZİR AYDIN (Sakarya) – Sayın
Başkan, değerli arkadaşlar; görüşmekte olduğumuz çerçeve 17 nci maddenin ek 5
inci maddesiyle ilgili önergemiz üzerinde konuşacağım. Gerçi, Ordu Milletvekili
arkadaşım, bu maddenin neden bu metinde olmaması gerektiğini, konuşması
içerisinde anlattı; ancak, burada bir şeyi daha ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, maalesef, son
zamanlarda, her tasarının arkasında bir sürü kurum ve kuruluş ifadeleri yer
alıyor. Birçok görev, kurum ve kuruluşlara devrediliyor, ülkemizin idaresi, âdeta
kurum ve kuruluşlara devredilir hale geldi. Onun için, bu ifadenin buradan
çıkarılmasını arzu ediyoruz.
Değerli arkadaşlar, şunu da ifade
etmek istiyorum: Bu Meclis –çok az eksikleriyle- 15 günde 15 yasayı çıkardı
sayılır ve bununla da övünüyoruz: 15 günde 15 yasa çıkaran Meclis... Sayın Derviş’in
isteklerini hatırlıyorsunuz... Ama, ne hikmetse, bu Meclis, 15 gündür bir
yasayı çıkaramadı ve hâlâ da direniyor bu Meclis, bu yasayı çıkarmamak için.
Çok enteresandır, şu anda, Türkiyemizde, dolar 1 milyon 100 bin liralardan, 1
milyon 200 bin liralar seviyesine tekrar yükseldi; ama, buna kimsenin aldırdığı
yok, kimsenin sanki böyle bir derdi yok. Birçok meseleler, memleketimizin, âdeta, insanın canını acıtıyor;
bunlar, hiç kimsenin derdinde değil; ama, mesele RTÜK olunca, onbeş gündür,
âdeta, Yüce Meclis de bu tasarıya direnince, siz değerli milletvekili
arkadaşlarım ve televizyonları başında bizleri izleyen çok değerli aziz
milletim görüyor ki, Sayın Başbakanımız da buradalar, sayın yardımcıları da
buradalar, sayın bakanlar da buradalar; velhasıl, hükümet, komple burada; niye,
iktidarı oluşturan sayın milletvekillerine baskı kurmak için buradalar. İşte,
bu tasarı, böyle baskıyla çıkarılmaya çalışılıyor değerli arkadaşlar. Bunu,
hepiniz biliyorsunuz, hepiniz görüyorsunuz.
Burada, bir şeyi ifade etmek istiyorum.
Söylenebilen, bu tasarının lehinde konuşulabilen tek kelime “efendim, şeffaflık
gelecek.” Konuşanlardan, bunun dışında hiçbir şey duymadık. Neye şeffaflık
gelecek; efendim, hisseler nama yazılı olunca, şeffaflık gelecek, açıklık
olacak; öbür türlü, televizyonlar mafya kutusu oluyormuş!
Değerli arkadaşlar, bakınız, birçok
arkadaşımızla beraber, 54 üncü hükümet zamanında, şu Meclisten bir kanun
çıkarıldı. Yine, medyayla ilgiliydi. Neydi o yasa; gazetelerin promosyon
yasağıyla ilgili kanundu. Gazeteler, tabak, tencere, çanak, çömlek, velhasıl,
bir eve lazım olan ve olmayan her şeyi veriyorlardı; onu satan bakkal, esnaf,
âdeta, zulüm görüyordu bu noktada. Bu kanunu, bu Meclis çıkardı.
Değerli arkadaşlar, peki, bu kanun hâlâ
meri mi, meri; geçerli mi, geçerli. Peki, gazeteler, tabak, tencere, çanak,
çömlek, çatal, bıçak, kaşık veriyor mu; vermiyor. Ya, ne oluyor; şimdi, çatal,
bıçak, tencere, tava, gazete veriyor. Aynı işlem, aynı şekilde devam ediyor.
Peki, bu takiyye değil de bu aldatmaca değil de nedir değerli arkadaşlar?!
Şimdi, diyoruz ki: “Bu kanun şeffaflık getirecek efendim.”
Değerli arkadaşlar, bu tasarı, acaba,
kimin işine yarıyor, kimin işine yaramıyor; bunu çok iyi anlamak için, âcizane,
bu kardeşiniz, bugün, bütün gazeteleri taradı. Özellikle, milyon satan veya
satışı milyona yaklaşan gazetelerin hiçbirinde, onbeş gündür, RTÜK’le ilgili bu
tasarı aleyhinde bir yazı bulmak mümkün değil.
Hatta, Türkiye'de, çok enteresan
olaylar oluyor bu arada. Beyaz Enerji meselesinde çok önemli gelişmeler oluyor
şu günlerde. Özellikle dün, dün gece, bugün, Türkiye'de enteresan olaylar oldu.
Bir İçişleri Bakanımız görevinden alındı; o da, verildiği, görevlendirildiği
bakanlıktan ve partisinden istifa etti; ama, ne yazık ki, bu gazetelerde, bu
konuda, sanki, fevkalade bir şeymiş gibi, milletimize sorulduğunda,
milletimizle konuşulduğunda tam aksini söylüyor insanlarımız; ama, bunlardan,
bu gazeteler hiç bahsetmiyor; âdeta, sanki, perde arkasında bir şeyler oluyor,
bir şeyler yapılıyor hissi geliyor insana.
Değerli arkadaşlar, onun için, şunu
ifade etmek istiyorum...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Aydın, lütfen bitirir
misiniz.
NEZİR AYDIN (Devamla) – Bitiriyorum
Sayın Başkanım.
Türkiye'de, şu tasarıya memnuniyet
gözlüğüyle bakabilen, sadece bir iki veya birkaç gazetenin sahibi, televizyonun
sahibi, bir de Televizyon Yayıncıları Derneği var. Bunun dışında, bu tasarıdan
memnun olan, lehinde ifadede bulunan kimse yok. RTÜK bu tasarıya karşı,
Anadolu’nun tüm medyası, gazetesiyle, televizyonuyla, radyosuyla bu tasarıya
karşı. Hele hele internet noktasındaki düşüncelerinizi bildiğinden, tüm 70
milyon bu tasarıya karşı. Milletvekilleri bu tasarıya karşı. Bunu, onbeş
gündür...
Yoksa, 350 üyesi olan iktidar, bunu,
rahatlıklıkla birkaç akşamda, çıkarabilirdi...
BAŞKAN – Efendim, teşekkür ederim.
Kanun nasıl çıkıyor o zaman?!.
NEZİR AYDIN (Devamla) - ...ancak,
milletvekilleri karşı, herkes karşı; ama, bu yasa, bu Meclisten, öyle görünüyor
ki çıkacak.
Onun için, en azından, şu önergemize
destek vererek, bu yasaya belirli bir şekilde karşı olduğumuzu Meclis olarak
bir an evvel belirtebilmek için desteğinizi bekliyor; hepinize saygılar
sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Efendim, komisyonun ve
hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir efendim.
İkinci önergeyi okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasa
tasarısının ek 5 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini talep
ederim.
Abdullah
Veli Seyda (Şırnak) ve arkadaşları
Ek madde 5: “Telekominikasyon Kurumu”
ibaresinin “Yüksek Telekomünikasyon Kurumu” olarak değiştirilmesi
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor
mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN
(Bursa) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Hükümet?..
DEVLET BAKANI YILMAZ KARAKOYUNLU
(İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın Fırat, buyurun. (FP
sıralarından alkışlar)
DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Adıyaman) –
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; gündemimizde olan yasanın adı
RTÜK Yasası. Aslında değil; aslında, egemenliğin kaynağının ne olduğunu, kimin
tarafından ve kimin için kullanılacağını belirleyen bir yasayı görüşüyoruz.
Egemenliğin, kimin adına ve hangi
kaynağa istinat edilerek kullanıldığını görebilmeniz için, devletlerin
anayasalarına bakmanız lazım. Türkiye cumhuriyeti devletinin 4 tane anayasası
olmuştur. Bunun 3’ü çok günceldir; fakat, 1 tanesi, özellikle 1921 Anayasası,
pek bilinmeyen anayasalardan birisidir; aslında, en mühim anayasamızdır. Çok
enteresandır, bu Anayasa, 23 maddeden ibarettir ve Türkiye cumhuriyeti
devletinin kurulmasını sağlayan Büyük Millet Meclisi, bu Anayasaya dayanarak,
bu millete dayanarak bu egemenliği kullanmış ve bizlerin burada oturması
imkânını sağlamıştır. Bu Anayasanın 1 inci ve 2 nci maddesini dikkatlerinize
arz etmek istiyorum:
1 inci madde aynen şöyledir: Hakimiyet
bilâ kaydü şart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil
idare etmesi esasına müstenittir.”
2 nci madde ise “İcra kudreti ve teşri
salahiyeti milletin yegâne ve hakiki mümessili olan Büyük Millet Meclisinde
tecelli ve temerküz eder” der.
Bu maddelerle, Türk Milleti,
cumhuriyete ve demokrasiye giden trende birinci mevkie oturtulmuş ve böylece,
Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulmuştur; ancak, bir süre sonra, 1924’te ikinci
bir anayasa gelmiştir; çok güncel olan, 1960’a kadar yürürlükte olan
Anayasamızdır. Bu Anayasanın, biraz evvel okumuş olduğum 1921 Anayasasına
tekabül eden maddelerini de sizin dikkatinize arz etmek istiyorum. Bu, 3 üncü
maddedir: “Hakimiyet bilâ kaydü şart milletindir” der.
4 üncü maddede “Türkiye Büyük Millet
Meclisi milletin yegâne ve hakiki mümessili olup, millet namına hakkı
hakimiyeti istimal eder” der.
5 inci maddede “Teşri salahiyeti ve
icra kudreti Büyük Millet Meclisinde tecelli ve temerküz eder” der.
6 ncı maddede ise “Meclis teşri
salahiyetini bizzat istimal eder” der.
Bununla bir adım geri atılmıştır;
çünkü, İstiklal Harbi kazanılmıştır; Türk Milleti, demokrasiye ve cumhuriyete
giden trende ikinci mevkie alınmıştır; ama, tren devam etmektedir yoluna ve
1960 darbesi gelir; 1961 Anayasasıyla yeni bir devreye girilir, yeni bir evreye
girilir.
1961 Anayasasının, bu maddelere tekabül
eden, yani, egemenliğin kimin tarafından nasıl kullanılacağını beyan eden
maddelerini, size, burada bir kez daha tekrar etmek istiyorum. O, şu:
“Madde 4- Egemenlik kayıtsız şartsız
Türk Milletinindir.
Millet, egemenliğini, Anayasanın
koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir
suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz.”
Peki, 1961 Anayasası ne getirmiştir;
Meclisi bir yana bırakmıştır, icra organını bir yana bırakmıştır, ortak
organlar doğurmuştur millete. Bunlar nedir; bunlar, o günkü TRT’dir ve diğer
bağımsız kuruluşlardır; yani, yetki paylaşılmaya başlanmıştır; ama, millet
adına paylaşılmaya değil. Türkiye’de, kayıtsız şartsız hâkimiyetin millette
olduğu prensibinden bir dönüş başlamıştır ve bu sıralarda da, dikkat ederseniz,
basın, kendisini dördüncü kuvvet olarak ilan etmiştir. Her zaman, gazetelerde,
gazeteciler, medya, ilk kez, Türkiye’de medyanın, basının dördüncü kuvvet
olduğunu kendileri beyan etmişlerdir.
1961 Anayasasını da 1980’de katlettik
ve 1982 Anayasasını getirdik. 1982 Anayasasında, yine, bu maddelere tekabül
eden... Pardon, şunu söylemeyi unuttum: Bence, 1961 Anayasasıyla, Türk Milleti,
yine, demokrasiye giden trende üçüncü mevkie bindirilmiştir, oraya
alınmıştır...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) –
Sayın Başkanım...
BAŞKAN – Sayın Fırat...
DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) –
Geldik 1982 Anayasasına. 1982 Anayasasında buna tekabül eden maddelere bakmakta
fayda var. Burada, egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğunu beyan etmekle
birlikte, egemenliği millet adına kullanacak olan organlara bağımsız, sorumsuz
birçok kurum eklenmiştir ve bunlar, Anayasaya geçmiştir. Bu YÖK’tür, bu
RTÜK’tür ve buna benzer kurum ve kuruluşlardır.
Dolayısıyla, aslında, şu sıralarda,
Partilerarasında anayasa değişikliği konusunda bir anlaşma olduğu için ve son
zamanlarda gelen yasalar Anayasanın tamamen ruhuna aykırı olduğu için, ben,
öncelikle bir teklifte bulunmak istiyorum. Bu komisyon, öncelikle, Anayasanın 2
nci maddesinin, demokratiktir; yani, “Türkiye Cumhuriyeti, toplumunun huzuru,
millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk
milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,
demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir” maddesinden “demokratik”
kelimesinin çıkarılarak, öncelikle bir kere “bürokratik bir devlettir” şekline
getirilmesinin, bugünkü fiiliyata uygun olacağı kanısındayım. Kaldı ki, son
zamanda getirilmiş olan 15 yasayla bu kurumlar daha da dağıtılarak, sorumsuz ve
sınırsız yetkilere sahip Şeker Kurumundan Elektrik Kurumuna ve en son da,
RTÜK’e kadar birçok yasa getirilmiştir.
BAŞKAN – Sayın Fırat...
DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) – Biraz sonra, bu trende devam edeceğiz; nereye
vardığımızı izah edeceğim.
Teşekkür ederim, vaktinizi aldım. (FP ve DYP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ederim.
Komisyonun
ve Hükümetin kabul etmediği...
SUAT
PAMUKÇU (Bayburt) – Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz.
BAŞKAN –
... önergeyi karar yetersayısı arayarak oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir efendim.
Diğer
önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte
olan 682 sıra sayılı Yasanın ek 5 inci maddesinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini talep ederiz.
Dengir
Fırat (Adıyaman) ve arkadaşları
Ek Madde
5.- “Telekomünikasyon Kurumu” ibaresinin “Telekomünikasyon teşkilatı olarak”
değiştirilmesini.
BAŞKAN –
Sayın Komisyon katılıyor musunuz?
ANAYASA
KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN –
Sayın Hükümet katılıyor mu?
DEVLET
BAKANI YILMAZ KARAKOYUNLU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN –
Önerge üzerinde Sayın Fırat; buyurun efendim.
Tahmin
ediyorum, bu sefer konuşmanızı 5 dakikada bitirirsiniz efendim.
DENGİR MİR
MEHMET FIRAT (Adıyaman) – Bitireceğim efendim.
Sayın
Başkan, değerli arkadaşlar; trenimiz yoluna devam ediyor. Vatandaş, üçüncü sınıf kompartımandaydı,
vatandaşı, ilk geldiği istasyonda, 1982 Anayasasıyla indirdik ve Allah’a şükür,
ondan sonra, bu 1982 Anayasasının, dışarıdan alınan talimatlarla... Çünkü,
hâkimiyetin kayıtsız şartsız, bilakaydü şart millete ait olduğu yazısı, eğer,
yalnız duvarlarda kalırsa, mutlaka, İstiklal Harbini yürüten bu Meclis ve bu
Meclisin çıkarmış olduğu hükümet, uluslararası bazı kurum ve kuruluşların
kapısına gider ve oradan talimatlar almaya başlar ve dolayısıyla, bu Meclise 15
günde 15 yasa dayatması gelir, parmak sayısıyla da, bunlar buradan çıkar.
Bu RTÜK Yasa Tasarısı da onlardan bir
tanesi. Aslında, burada iddia edilen, varılmak istenen nokta, üç kuvvetin, üç
erkin veya birinci erkin kim olacağı meselesidir. 1961 sonrasında medyada
terennüm edilen dördüncü kuvvet, bugün, RTÜK Yasa Tasarısıyla birinci kuvvet
olma iddiasındadır ve oylarınızla da, sizin olması gereken yeriniz, medyaya
terk edilecektir. Bu yasa tasarısının anlamı odur.
Dolayısıyla, Partilerarası Anayasa
Değişikliği Komisyonunun, yine, Anayasanın, egemenlikle ilgili 6 ncı maddesinde
bir değişiklik yapmasını teklif ediyorum; yoksa, 21 inci Dönem Meclisi olarak,
biz, Anayasayı ihlal suçu işliyoruz. Hiç olmazsa, bu suçtan kurtulup, ileride
olabilecek bazı nedenlerle hapse girmemek için, egemenlikle ilgili 6 ncı
maddenin şu şekilde değiştirilmesini teklif ediyorum: “Egemenlik, kayıtsız
şartsız kurum ve kuruluşlarındır.” “Millet” kelimesini, oradan çıkarmamız
lazım. “Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili
organları ve bağımsız, sorumsuz, kurum ve kuruluşları eliyle kullanır.” Ama,
ondan sonra gelen cümlede “egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir
kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz” cümlesinin ise, tümden Anayasadan
çıkarılması, bence, bu yasaların Anayasaya uygunluğunu sağlamış ve bizim siyasî
sorumluluğumuzu ortadan kaldırmış olacaktır.
Üç haftadır görüşülen bu yasa
tasarısının, vicdanlarınıza sığmadığını ve sonuçlarının ne olacağının bilinci
içerisinde olduğunuzu biliyorum. Sayın parti başkanlarımız, genel
başkanlarımız, bu çoğunluğu sağlayabilmek için burada hazır bulunuyorlar. Tabiî
ki, bu bize mutluluk veriyor. Keşke her gün burada olabilselerdi, keşke her gün
burada bu çoğunluğu sağlayabilselerdi; ancak, milletin dertlerini çözebilecek
ve hakikaten, 1921 Anayasasına benzer bir anayasanın, yani, milletin kayıtsız
şartsız egemenliğini sağlayacak bir anayasa değişikliğinin bu Meclisten
geçmesini sağlasalardı, tabiî ki, kendilerine bu millet de minnettar kalırdı.
Değerli arkadaşlarım, söylenecek çok
şey var. Yalnız, 21 inci Dönem olarak, çok büyük hizmetler yaptık, kabul
ediyorum; ancak, 21 inci Dönem, siyasî tarihte, bazı bahtsız nedenlerle de
mutlaka yargılanacaktır. Bundan evvel çıkarmış olduğunuz ve... Bundan evvel,
bir konuşmamda yine söyledim; dünyanın hiçbir meclisinde, kendi döneminizde
çıkarmış olduğunuz bir yasa hakkında Meclis araştırması önergesinin verildiğini
tarih sayfalarında görmeniz mümkün değildir; ama, siz, 4422 sayılı Yasayı
çıkardınız ve burada söyledik “bu, antidemokratik bir yasadır, kimi keseceği
belli olmaz” ve kimi keseceği de belli oldu ve o gün yine söylemiştim, demiştim
ki “4422, siyasî partilerin ipidir; ama, RTÜK Yasası da ayağının altındaki
iskemledir.” Birileri, mutlaka, bu iskemleye tekmeyi koyacaktır ve ölecek olan
da, siyasetçiler olacaktır, sivil siyaset olacaktır.
Ümit ediyorum ki, sayın genel
başkanlarımız, biraz sonra buradan ayrılırlar...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) –
...dolayısıyla, bekçilik görevleri sona erer ve biliyorum, o zaman, burada
çoğunluk sağlanamaz ve bu yasa, bu talihsiz yasa buradan geçmez.
Hepinize saygılar sunuyorum. (FP ve DYP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Fırat.
Hükümetin ve Komisyonun kabul etmediği
önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge
kabul edilmemiştir efendim.
Ek 5 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Ek 5 inci madde kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, kabul ettiğiniz
ek 1, ek 2, ek 3, ek 4 ve ek 5 inci maddeler doğrultusunda, çerçeve 17 nci
maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir efendim.
18 inci maddeyi okutuyorum:
Madde 18 .- 3984 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin (a) bendi ile 35 inci
maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
BAŞKAN – Madde üzerinde, Fazilet
Partisi Grubu adına, Aksaray Milletvekili Sayın Ramazan Toprak; buyurun
efendim. (FP sıralarından alkışlar)
Sayın Toprak, süreniz 5 dakika efendim.
FP GRUBU ADINA RAMAZAN TOPRAK (Aksaray)
– Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Kısa bir fıkra anlatacağım. Mağdur,
mazlum insanlar, hiç işlemedikleri bir suç için idam cezasına çarptırılmışlar.
Binlerce insan sıraya dizilmiş, idam cezaları infaz edilecek; ancak, geçmiş
çağlarda olduğu için, idamın infazı biraz ilkel. Sıradaki insanın, her kimse,
sıra başındakinin iki muhafız koluna giriyor, kütüğün başına getiriyor kafasını
koyuyor, cellat elindeki baltayı indiriyor; gövde bir tarafa, kafa bir tarafa.
İnfazı bitenin yerine, sıradaki deniliyor. Yine, iki muhafız, bir cellat; kafa
bir tarafta, gövde bir tarafta. infazlar devam ediyor. Derken, sıradaki mağdur
ve mazlum insanlar arasından bazı çığlıklar yükseliyor “bizim hiçbir suçumuz,
günahımız yok, neden infaz ediliyoruz? Üstelik, bizi infaz eden üç kişi, iki
muhafız, bir cellat. Biz, bunların üzerine bir yürürsek, belki, bir ikimizi
götürürler ama, en azından binlercemiz sağ kalır. Hadi, o zaman, bu iki
muhafız, bir celladın üzerine gidelim de, hepimiz idamdan kurtulalım.” Bu haklı
tepki üzerine, sıradaki insanlar arasında bir gürültü, bir hareketlenme... İki
muhafız, bir celladın üzerine yürüneceği sırada, nereden geldiği bilinemeyen
bir ses “beyler, sırayı bozmayalım...” Herkes sıraya geçiyor, infaza kalındığı
yerden devam ediliyor.
Değerli milletvekilleri, üç haftadır,
sıradaki 350 değerli milletvekilinin 180-190’ı bu Meclise gelmiyor, açık
tepkisini koyuyor, ta ki “beyler, sırayı bozmayalım” denilene kadar. Bu
aşamada, nelerin olduğunu hepimiz görüyoruz.
Değerli arkadaşlar, bu tasarının
arkasında kimlerin olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz, vicdanımızın neleri
emrettiğini de iyi biliyoruz.
Değerli milletvekilleri, 20 nci Dönemde
550 milletvekili arasından 318’i burada değil; yani, bu dönem Meclise gelen
arkadaşların 318’i bu dönem Meclise geldi, geçen dönem yoktu. 22 nci dönemde,
belki, yine, büyük bir kısmımız olmayacak. Biz, Türk Milletinin vekilleriyiz,
birilerinin değil. Bu Türk Milleti, bize hangi yetkiyi verdiyse, o yetkiyi,
Türk Milletinin verdiği sınırlar içinde kullanırsak vekâletin anlamı olur;
yoksa, birilerinin dayatmasıyla değil. Lütfen, hatiften gelen, gizliden gelen
bu sese hiç kimse kulak asmasın, vicdanının sesini dinlesin. Bu kürsü hiç
kimseye kalmadı, bize de kalmayacak.
Değerli milletvekilleri, minare
çalınmıştır; bu tasarı, çalınan minareye kılıf tasarısıdır. Arkadaşlarımız “bu
kişilerin paraları var, ihaleye girmesinler mi” diye ifade ediyorlar. Değerli
milletvekilleri, bu kişilerin parası kendi paraları değil. Bakın, benim yazılı
soru önergeme verilen cevaplara göre, basın yayın organlarına verilen,
milyarlarca dolara varan teşvikler var, bunlar geri dönmedi arkadaşlar. Yine,
geçen dönemde bu konuda verilen bir araştırma önergesi elimde arkadaşlar. Buna
göre, üç yıl öncesinin tarihi itibariyle verilen ve geri dönmeyen teşvik, döviz
bazında 1,5 milyar dolar arkadaşlar; birkaç milyar doları buluyor diğeri.
Değerli milletvekilleri, eğer, bu
tasarıyla, kamu ihalelerinde medya organlarının önü açılacak olursa, buğday
ücreti esirgenen çiftçinin parası bu insanların elinde olacak; yine, bu
insanlara, bu milletin malı olan kurumlar beş parasız peşkeş çekiliyor, bunun altyapısı
oluşturuluyor.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Toparlarsanız memnun olacağım
efendim. Gecemiz çok uzun ve de çok söz var.
RAMAZAN TOPRAK (Devamla) – Bağlıyorum
Sayın Başkan.
Bu tasarı, birileri için altyapı
oluşturma tasarısıdır.
Değerli milletvekilleri, geçenlerde,
Sayın Başbakan -dün veya önceki gün zannediyorum- bir konuda Türk Toplumuna
bence büyük haksızlık etti; toplumsal yapımızın kırılgan olduğunu söyledi. Türk
toplumunun yapısı kırılgan değil. Kimlerin yapısının kırılgan olduğunu Türk
Toplumu çok iyi biliyor. Bunu görebilmek için çok uzun söze hacet yok. 300
metre aşağıda Kızılay Meydanına, Sıhhiye’ye inin, Türk Toplumunun yapısı mı
kırılgan; yoksa, acaba birileri, aynada gördüğüne mi aynı şeyi söylüyor?!
Değerli milletvekilleri, hiçbirimize bu
kürsü kalmaz. Lütfen, birilerine rağmen, vicdanınız doğrultusunda oy
kullanmanızı temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Toprak.
Söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubu
adına, Amasya Milletvekili Sayın Ahmet İyimaya’da.
Buyurun efendim. (DYP sıralarından
alkışlar)
DYP GRUBU ADINA AHMET İYİMAYA (Amasya)
– Değerli Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; sözlerimin başında
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli Başbakanımız, sanıyorum iki
dakika önce buradaydılar. Biyografisini ve söylemlerini yakından takip eden bir
milletvekili arkadaşınızım.
BAŞKAN – Yine Sayın Başbakanınız
efendim.
AHMET İYİMAYA (Devamla) – Gözlerim,
1957 yılının basıncı Ecevit’ini, 1971 yılının, siyasal özgürlük ve demokrasi
uğruna partiden istifa eden ve mücadele veren, Ecevit’ini arıyorum.
MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) –
Genel başkanlıktan değil, genel sekreterlikten...
AHMET İYİMAYA (Devamla) – Genel
sekreterlikten...
Bir mizah değil, bir nükte de değil,
merak ettiğim bir suali cevaplandırmaya çalışıyorum. O Ecevit, bu Ecevit
olsaydı ve muhalefet makamında bulunsaydı ne derdi diyorum ve bir hüküm cümlesi
istihrac etmeye çalışıyorum. Belki de, diyeceği söz şu idi: “Aziz arkadaşlar,
halkın haber alma hakkını ve doğruyu öğrenme hakkını, bu tasarıyla, işbirlikçi
kapitalizmin sınırlandırılamaz gücüne teslim ediyorsunuz”. (DYP ve FP
sıralarından alkışlar)
Arkadaşlar, bir dönem kapanıyor, bir
dönem açılıyor. Medyanın, kamuoyunu aydınlatma, objektif şekilde sistemi
denetleme dönemi sona eriyor. Medyanın, belki de yarın, yegâne egemen güç olan
bir kuvvete teslim edildiği ve özgürlüklerin yok edildiği, tuzaklarla dolu bir
döneme girmek üzereyiz.
Değerli arkadaşlar, tasarının geneli
üzerindeki konuşmamda bunu ayrıntılı şekilde arz ettim.
İfade ediyorum: Bu tasarının, iletişim sektörünün ticarî
sorunları bakımından problemleri olabilir, kimilerini ilgilendirebilir,
katılırsınız katılmazsınız; ama, Parlamentonun temel misyonu olan, özgürlükleri
koruma ayağı, bu tasarının koruma ayağı boştur ve topaldır.
Bakınız, ne yapıyoruz: Kurumsal kanun -RTÜK Kanunu- Radyo
ve Televizyon Kurumunun da denetim bakımından bu kanuna tabi olduğunu
öngörüyor. Biz ne yapıyoruz; bu kanunu yürürlükten kaldırıyoruz; felsefesine,
uzantılarına, bağlantılarına ve bu alandaki regülasyon kurumlarının
fonksiyonlarına uymaz bir yaklaşımla ortadan kaldırıyoruz. Doğru değil
arkadaşlar. Gerçekten, bugün, görsel medya alanı, bıçak sırtı sektörlerdendir,
hassas sektörlerdendir ve siyasal iktidarların egemenlik veya yürütme
alanlarının dışında bırakılması gereken, bağımsız idarî otoritelerce
düzenlenmesi, kararlandırılması ve müeyyidelendirilmesi gereken bir alandır.
Şimdi biz ne yapıyoruz; Anayasanın 133 üncü maddesini
yanlış yorumlayarak, bir iletişim alanında, adına “özerk” dediğimiz; ama,
hükümete bağımlı iki kurum oluşturuyoruz. Bir defa RTÜK, mevcut yapısıyla,
siyasal egemenliğin emrindedir ve -yine ifade ettim- iktidarın uzun kollarıdır,
hükümetlerin perçemleridir; bizim geleneğimize göre, iktidarların borazanıdır.
Burada yapılacak şey şu olmalı: Gerekirse Anayasanın 133
üncü maddesi de değiştirilerek, radyo televizyon alanındaki düzenleme, karar
verme ve müeyyide uygulama yetkileriyle donatılmış bir özerk kurum oluşturmalıyız.
Bakınız, alıcılar aynı, kamuoyu aynı,
haber tüketicileri aynı, bilgi tüketicileri aynı; Radyo Televizyon Kurumunun
ilkeleri kendi kanununda, diğer iletişim organlarının ilkeleri kendi kanununda.
Bir milletvekili arkadaşımızın çok
hukuklu sistem sebebiyle eleştirildiğini biliyorum ve o eleştiriye gönülden
katılıyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
AHMET İYİMAYA (Devamla) – Bitiriyorum
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun.
AHMET İYİMAYA (Devamla) – Şimdi,
düşününüz bir yayın alanında Radyo Televizyon Kanununun ilkeleri farklı, RTÜK
ilkeleri farklı. Aynı alanda iki hukuklu sistemi öngörmek yasama organının
zaafıdır, özgürlükler karşısındaki tutarsızlığıdır ve sistem noktasındaki
reform aczidir.
Değerli arkadaşlar, bu maddenin
gerçekten iletişim özgürlüğüyle doğrudan ilgili olan düzenleme kurumlarının
felsefesi bakımından geri çekilmesi lazım. Yürürlükteki hüküm -35 inci madde-
ihtiyacı karşılamaktadır. Aksi takdirde -sanıyorum- yakın gelecekte “bu alanda
tek düzenlemeye gidin” şeklinde Avrupa Birliğinin dayatmasıyla karşı karşıya
kalacaksınız.
Saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Madde üzerinde dört adet önerge vardır;
ancak, madde üzerinde malumları olduğu veçhile üç önerge verilebildiğinden
üçünü ayrı ayrı okutup işleme koyacağım, birini de birleştireceğim efendim,
ikisi de aynı mahiyette.
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo
ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir
Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının 18 inci maddesinin bu düzenlemeden çıkarılmasını, diğer bir
ifadeyle 3984 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin (a) bendi ile 35 inci maddesinin
aynen devam etmesini arz ve teklif ederiz.
Mehmet Altan
Karapaşaoğlu Azmi Ateş Hüseyin Kansu
Bursa İstanbul İstanbul
Nevzat
Yalçıntaş Sait Açba
İstanbul Afyon
BAŞKAN – İkinci önergeyi okutuyorum:
Sayın Başkanlığa
Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Yasa
Tasarısının 18 inci maddesinin birinci cümlesindeki “ile 35 inci maddesi”
ibaresinin madde metninden çıkarılmasını saygılarımızla arz ederiz.
Kamer
Genç Metin Kocabaş Mehmet Gölhan
Tunceli Kahramanmaraş Konya
Hakkı
Töre Saffet Arıkan Bedük
Hakkâri Ankara
BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo
ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir
Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının çerçeve 18 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve
teklif ederiz.
Fethullah
Erbaş Veysel Candan Cevat Ayhan
Van Konya Sakarya
Lütfi
Yalman Yakup Budak Fahrettin Kukaracı
Konya Adana Erzurum
Ahmet
Sünnetçioğlu Osman Pepe Aslan Polat
Bursa Kocaeli Erzurum
BAŞKAN – Önergeleri işleme koymadan
evvel, misafirlerimiz var, Genel Kurula takdim etmek istiyorum.
Biraz bekleyelim efendim.
OKTAY VURAL (İzmir) – Meclis beklemez
Sayın Başkan, devam edelim.
BAŞKAN – İki dakika beklesek ne olur
efendim...
Sayın milletvekilleri, Genel Kurul
Salonunu, NATO Savunma Koleji öğrencileri, 98 nci Dönem kıdemli müdavimleri
teşrif etmişlerdir; Genel Kurula arz ederim efendim. (Alkışlar)
- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve
Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar
Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa
Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682) (Devam)
BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, okunan önergelerden
Bursa Milletvekili Altan Karapaşaoğlu ve arkadaşlarının önergesiyle, Van
Milletvekili Fethullah Erbaş ve arkadaşlarının önergesi, 18 nci maddenin
metinden çıkarılmasını önermektedir; bu nedenle, peş peşe okutup, birlikte
işleme alacağım efendim.
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo
ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir
Vergisi Kanunu İle Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının 18 nci maddesinin bu düzenlemeden çıkarılmasını; diğer bir
ifadeyle, 3984 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin (a) bendiyle, 35 nci maddesinin
aynen devam etmesini arz ve teklif ederiz.
M.
Altan Karapaşaoğlu (Bursa) ve arkadaşları
BAŞKAN- Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo
ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir
Vergisi Kanunu İle Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının çerçeve 18 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasının arz ve
teklif ederiz.
Fethullah
Erbaş (Van) ve arkadaşları
BAŞKAN- Komisyon?..
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN
(Bursa)- Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN- Hükümet?..
DEVLET BAKANI YILMAZ KARAKOYUNLU
(İstanbul)- Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN- Sayın Karapaşaoğlu; buyurun
efendim. (FP sıralarından alkışlar)
Sayın Erbaş, size de söz vereceğim;
böyle bir hakkınız var yani.
MEHMET ALTAN
KARAPAŞAOĞLU (Bursa)- Sayın Başkanım, değerli
milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz yasa tasarısıyla ilgili
olarak vermiş olduğumuz önergenin içeriği hakkında bilgi vermemiz gerekiyor.
18 inci madde neden bahsediyor: 18 inci
madde, mevcut yasanın 8 inci maddesindeki “ulusal ve bölgesel frekans
planlamalarını yaptırmak” ibaresini maddeden çıkarıyor ve böyle bu yetkiyi
RTÜK’ten alıyor, yeni kurulan Telekomünikasyon Kurumuna veriyor. Tasarıya göre,
Telekomünikasyon Kurumu, 3984 sayılı Kanundaki Telsiz Genel Müdürlüğünün yerine
alıyor. Bu durum, anılan kurumun tümüyle siyasî iktidarın etkisinde olacağını
göstermektedir. Haberleşme Yüksek Kurulu, Başbakan veya Başbakanın
görevlendireceği bir Devlet Bakanının başkanlığında, İçişleri ve Ulaştırma
Bakanları ile Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ve Genelkurmay Muhabere
Elektronik Başkanından oluşan bir kurumdur.
Değerli arkadaşlar, bu yapıları
nedeniyle, tasarıda önerilen bu yeni kurum ve kurulun bağımsız birer otorite
sayılması mümkün değildir. Zira, bir kurum veya kurulun bağımsız sayılabilmesi
için üyelerinin seçiliş biçiminin ve statülerinin bağımsız davranabilmeye imkân
vermesi gerekmektedir. Frekans planlamalarını yaptırma görev ve yetkisini,
özerk ve tarafsız bir kuruluş yerine, bu özelliklere haiz olmayan anılan kurum
ve kurullara veren tasarı hükmü, frekans planlamalarının doğrudan veya dolaylı
olarak siyasî ya da başka etkilere maruz kalarak yapılması tehlikesini
içermektedir. Halbuki, frekans planlamalarının yapılması, yayın izni kadar
önemli ve hassas bir konudur. Böylesi önemli bir konuda, siyasî baskılara ve
demokratik olmayan etkilere açık değişiklikler yapılması hatalıdır.
3984 sayılı Kanunda, Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu bağımsız bir otorite olarak yapılandırılmış ve televizyon
ve radyo yayıncılığında temel teknik düzenlemeyi yapma, gerekli izinleri verme
ve denetleme görevi bu kurula verilmiştir. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu,
anılan kanunun verdiği yetki çerçevesinde ilgili yönetmelikleri çıkarmış,
konunun uzmanlarıyla ve üniversitelerle işbirliği yaparak, frekans
planlamalarını 1995 yılı temmuz ayında tamamlamıştır. Tasarıdaki değişiklik
hükmüyle bütün bu çalışmalar bir yana itilerek yeniden başa dönülmektedir. Bu
nedenle, 3984 sayılı Kanunun 8 inci maddesi aynen korunmalıdır.
Değerli arkadaşlar, tasarının, bu
Yasanın 35 inci maddesini yürürlükten kaldıran hükmü ise, TRT Genel Müdürünün
yoğun kulis faaliyetleri neticesinde tasarıya son anda sokulmuş bir hükümdür.
Niye sokulmuştur; zira, 18 Temmuz 2001’de görevi sona eren TRT Genel Müdürünün
yerine, o tarihte, RTÜK tarafından yeniden 3 adayın hükümete önerilmesi sonucu,
hükümet bu 3 adaydan birini tayin edecektir.
Değerli arkadaşlar, düşünebiliyor
musunuz, bir kurum aday teklif ediyor, hükümet bu adayı açıklıyor, tayin
ediyor, ama, denetleme yetkisi olmuyor. Daha önce de, hatırlayacağınız gibi,
bir dönem TRT Genel Müdürü görevinden alınmıştı. Niye alınmıştı; çünkü, bir
seçim bahis konusuydu, seçime yaklaşırken, TRT Genel Müdürü, iktidarın âdeta
sözcülüğünü yaparcasına televizyon kurumunu kullanıyordu, dolayısıyla,
görevinden alınmıştı. Şimdi, buna benzer tehlikeler de kaldırılmış bulunuyor.
Bu yapısı itibariyle, bu kurulun yapacağı tayinler, yapacağı düzenlemeler
tamamen iktidarın inisiyatifinde olacak.
Değerli arkadaşlar, özellikle
söylüyorum, bu tasarı, bir pazarlık neticesi gündeme getirilmiş bir tasarıdır.
Bu tasarının bir tarafında medya içerisinde hakimiyet tesis ederek ülkenin çok
önemli kaynaklarına, çok önemli müesseselerine bir biçimde, bir şekilde ulaşma
gayreti içinde olan kimseler vardır, bir tarafında da maalesef şu andaki
iktidar vardır. İktidarın amacı nedir; iktidarın amacı, devletin
televizyonlarını dilediğince kullanabilme imkânıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen bitirir misiniz
efendim.
MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Devamla) –
Bir başka taraf vardır; o tarafın da amacı, yayınlara, bugüne kadar, bu ülkede,
görülmemiş ölçüde, görülmemiş özellikte sansür getirebilme imkânını elde etmiş
olmasıdır. Yani, demek istiyorum ki, bu yasa, pazarlık yasasıdır; üç ayağı
vardır; ayaklarından biri iktidardır, biri medyanın çok büyük patronlarından
birkaçıdır, biri de ülkeye sansürü uygulamak amacında olan birtakım devlet
kuruluşlarıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen, bitirin efendim.
MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Devamla) –
Bitiriyorum Sayın Başkan; az kaldı...
BAŞKAN – Ama, efendim, bitirin yani;
usulümüzde böyle bir şey yok.
MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Devamla) -
Efendim, özellikle son söylediğimi vurgulamak istiyorum: Ülkemiz, büyük bir
sansür karanlığı içine girmektedir; dikkatinizi çekiyor, saygılar sunuyorum ve
önergemizin kabulünü rica ediyorum efendim. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.
Sayın milletvekilleri, birleşime 10
dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati : 17.54
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 18.10
BAŞKAN: Başkanvekili Mustafa Murat
SÖKMENOĞLU
KÂTİP ÜYELER : Melda BAYER
(Ankara), Yahya AKMAN (Şanlıurfa)
-----0-----
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 113 üncü Birleşimin Dördüncü Oturumunu
açıyorum.
682 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam
ediyoruz.
9.- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın
Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı:
682) ...(Devam)
BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerlerinde.
18 inci madde üzerinde verilen önergenin işlemini yapmaya devam
ediyoruz.
Sayın Başeğmez, buyurun. (FP sıralarından alkışlar)
MUKADDER BAŞEĞMEZ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; RTÜK
Yasasının 18 inci maddesiyle ilgili huzurlarınızı işgal ediyorum; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Ülkenin hangi ihtiyacı bizi bu kanunu çıkarmaya zorluyor; kaç gündür
gece-gündüz, uzun mesailerle
ciddî ciddî uğraşıyoruz; muhalefet, bu yasa hakkındaki muhalif görüşlerini dile
getirmeye çalışıyor, iktidar, bu yasayı, bir şekilde, bir an önce geçirmeye
çalışıyor.
Elbette, muhalefetin görevi, bir yasa çıkarken, oluşan
muhalif görüşleri burada dile getirmektir. Muhalefetin görevi, iyi ediyorsunuz,
has ediyorsunuz, ne güzel yasa getiriyorsunuz demek değildir; bir yasanın,
eğrisi doğrusu, lehindeki aleyhindeki bütün görüşler ortaya konulmalıdır.
Dikkat çekecek bir şey oluyor kaç gündür; bütün
yasalarda, bütün hükümet dönemlerinde, Parlamento tarihinde, medya, muhalefet
aleyhinde pek yazı yazmaz, muhalefetin konuşmalarını pek gündeme getirmez; ama,
bu işte bakıyoruz, çok ağır eleştirilere tabiî tutuluyor muhalefet sözcüleri,
hatta, ağza alınmayacak sözler sarf ediliyor.
Ne yapmamız isteniyordu; iktidar ne getirirse, onu
alkışlamamız mı isteniyor. Elbette, ülkenin yararına, kanunların da daha iyi
çıkması için, muhalif görüşlerimizi belirleyeceğiz. Sustuğumuz zaman, muhalefet
yok deniliyor; konuştuğumuz zaman, muhalefet niye konuşuyor deniliyor; ama,
burada çıkan bir yasaya, medyanın, büyük medyanın büyük kalemşorlarının taraf olması
ve muhalefete ateş püskürmesi, bu yasanın çarpık doğduğunu gösteriyor orta
yere; bu, bir.
İkincisi, hangi ihtiyaç zorluyor bizi bu yasaları
çıkarmaya; depremzedelerin yarası mı sarılacak, şubat krizi mi bizi bu noktaya
getirdi, kasım krizi mi, IMF şartları mı, Avrupa Birliği mi istiyor bunu
bizden; hangi şartlar bizi bu noktaya getirdi, nedir zorlayan? Efendim,
birkısım medya diyor ki, ben, enerji santralı isterim; olur, al; banka mı
olsun, buyur olsun; her türlü devlet ihalesine gireceğim, gireyim... İki gözü
olan adam tek gözü olan adama demiş ki, şu gözünü bana versene; aynen öyle!..
Hep ben yiyeceğim, hep benim olacak; ama, yasal engel var; olur efendim, baş
üstüne, o engeli de kaldırırız. İşte budur bu yasayı buraya getiren. Siz, her
şeyi istiyorsanız, biz de bu engeli kaldıralım. Çabamız bu; engelleri
kaldırmak.
Deniliyor ki, şeffaflık olsun, kanunlardaki birtakım
atlamalar, birtakım gizlemeler orta yere çıksın; tek argüman bu. Buna bir şey
söyleyeyim; hırsızlığı önleyemiyorsanız, hırsızlığın önüne geçemiyorsanız,
hırsızlığı serbest kılan yasa mı getireceksiniz; rüşveti önleyemiyorsanız,
rüşveti serbest kılan yasa mı getireceksiniz?! Adamlar, kardeşim, siz bir yasa
çıkarmışsınız, yüzde 10’dan fazla hisse sahibi olamayız; ama, biz oluyoruz,
biz, bu işte sahte işler yapıyoruz, bizim bu sahteliğimize izin verin, önünü
açın, yasaları düzeltin... Ee, olur, düzeltelim. O zaman, her türlü
olumsuzluğun önüne geçebilmek için, onun önünü açmak gerekir.
Birsürü ek maddeleri var bu tasarının. Esasen, kökü
bozuk. Niye bozuk; Hacı Bektaş Veli’nin resimlerinde bir figür vardır, bir
elinin alında aslan, kucağında da ceylan. Nedir bunun anlamı diye sorduğunuzda,
şöyle izah ederler: “Kuvvetliye hâkim olacaksın, azgınlık yapmasın; zayıfı da
koruyacaksın.” Ama, bu yasa, kuvvetliyi azdırıyor, zayıfı ezdiriyor. Çıkın,
deyin ki, kardeşim, Anadolu medyası serpilecek, yerel medya açılacak, neşvünema
bulacak, daha özgür yayın yapacak, fikir özgürlüğü daha orta yere çıkacak;
bakın, onları koruyoruz; yani, ceylanları koruyoruz. Hayır, aslanı azdırıyor,
ceylanı ezdiriyorsunuz bu yasayla.
Daha da ruhu bozuk, oligarşik bürokratik bir yapı
oluşuyor. Bu neyi getiriyor arkadaşlar; partilerin, siyasal partilerin
omurgasını alıyor, partiler birer kuru kalabalık haline getiriliyor; fikri yok,
kimliği yok, davası yok, sevdası yok, iddiası yok.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Efendim, toparlar mısınız.
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Bir bakıyorsunuz, en olmayacak
işlerde, hiç kabul edilmeyecek noktalarda, hiç kabul etmemesi gereken partiler,
koşa koşa, bunu kabul ediyoruz diyorlar. Böylece, partilerin iddiaları yok
ediliyor, birer kuru kalabalık haline getiriyoruz. Bunu, daha sonraki
maddelerde izah edeceğim. Bu, demokrasiye ihanet oluyor, halkın seçme özgürlüğü
ve tercih şansı yok ediliyor ne var birbirinizden farkınız diye.
Ben, DSP’nin bu yasayı içine
sindirebildiğini sanmıyorum, MHP’nin kabul edebileceğini hiç sanmıyorum. MHP,
evet, koalisyon uyumu üzerinde duruyor; ama, kartel uyumu üzerinde niye
dursun?! Benim bildiğim MHP’liler asla böyle bir şeye tevessül etmez; ama,
nedense, burada bir çarpıklık var; oligarşik, bürokratik bir yapı... Yarın,
bizim de yetkilerimizin, sizin de yetkilerinizin elinizden çıktığını
göreceksiniz arkadaşlar. Birsürü mübarek kurumlar doğuyor; YÖK gibi... O
kurumlar kendi halinde çalışacak; o kurumlara, birtakım yerlerden, siyaset dışı
güçlerden aday verilecek. Siz zannediyor musunuz ki, yarın, siyasal etkinlik
kullanarak, gerçekten ülke menfaatına ya da parti menfaatına burayı
kullanabilelim; hayır... Demin, arkadaşım “bu iktidarın emrinde oluyor” dedi;
ama, iktidarın da, Parlamentonun da, partilerin de dışına çıkan bir devlet
çatısı oluşturuluyor; işin tehlikesi bu tarafta.
Onun için, bu da demokrasinin özüne
aykırı bir yasadır diyor; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP ve DYP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın
Başeğmez.
Efendim, birlikte işleme koyduğum,
Hükümetin ve Komisyonun katılmadığı, Sayın Karapaşaoğlu ve Sayın Erbaş’ın
önergelerini birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Son önergeyi okutuyorum:
Sayın
Başkanlığa
Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasa
tasarısının 18 inci maddesinin birinci cümlesindeki “ile 35 inci maddesi”
ibaresinin madde metninden çıkarılmasını saygılarımızla arz ederiz.
Kamer
Genç (Tunceli) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon?..
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN
(Bursa) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Hükümet?..
DEVLET BAKANI EDİP SAFDER GAYDALI
(Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Genç, buyurun. (DYP
sıralarından alkışlar)
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 3984 sayılı Kanunda değişiklik yapan 18 inci maddede,
35 inci maddenin yürürlükten kaldırılmasına ilişkin “ile 35 inci maddesi”
ibaresinin kaldırılmasını istiyorum. 35 inci madde ile RTÜK’ün yükümlülükleri
getirilmiş. Bu yükümlülük buradan kaldırılıyor. Bana göre, yani, gerçi ulusal
ve bölgesel frekansların ruhsatlarının verilmesi RTÜK’ten alındı; ama, yine de
birtakım yükümlülükleri var. Aslında, RTÜK çok bağımsız çalışan bir kurum.
Tabiî, her bağımsız çalışan, ülkenin yararına karar veren her organ, bu
hükümeti, bu koalisyonu rahatsız ediyor. Biraz önce, burada çiçeği burnunda Bakanı
gördüm. Tabiî, Türkbank ihalesinde devleti 1 milyar 600 milyon dolar zarara
uğratan ve geçmiş dönemde hakkında soruşturma kabul edilen Sayın Mesut Yılmaz
hakkında kurulan soruşturma komisyonu başkanlığına getirilen bir kişinin, bu
komisyonda kendisini aklamanın kıyaklığının bedeli herhalde bu olmalı; ama,
bunlar çok kötü uygulamalar.
Şimdi, eğer, bir memlekette insanlar
üzerine aldığı görevleri hakkıyla yapmaz, ülkenin ve milletin menfaatlerini
nazara almaz, belirli güç odaklarının menfaati doğrultusunda adaleti, hakkı her
tarafa bıraktıktan sonra, bir eser meydana getirir ve onun sonucunda da
ödüllendirilirse, işte en büyük tehlike o zaman doğar; ama, tabiî, size ne
söylesek bomboş.
Değerli milletvekilleri, şimdi, bakın,
bu kanun yürürlüğe girdikten sonra, en güçlü ekonomik kuruluşlar bile ayakta
kalmaz. Yarın öbür gün bir medya patronu ile İş Bankası bir ihaleye girecek.
Medya patronu İş Bankasına diyecek ki “kardeşim sen bu ihaleden çekil”
Çekilmedi, iki tane yalan haber İş Bankasını dahi bitirir. Bu getirdiğiniz
kanunun anlamı herhalde bu; yani, buna yüzlerce örnek vermek lazım veya
herhangi bir müteahhit, herhangi bir şahıs, güçlü medya patronu karşısında bir
işe girdiği zaman, eğer, medya patronu istemezse, onu iki günde bitirir.
Siz ne yapmak istiyorsunuz? Memleketin
geleceğini karartan, karanlığa götüren bu yasaları çıkarmak için kim talimat
vermiş? Daha önce de konuştum, bu kadar senedir, burada kanunları müzakere
ediyoruz, hiçbir lider yoktu burada. Medya patronlarının durumunun
iyileştirilmesi konusunda, bakıyorum, Bakanlar Kurulu tam kadro. Niye;
demişler... Medya patronları, “bak ha, sen o kanunu gidip orada çıkaracaksın;
çıkarmazsan, ben de, sicillerin bunlar, açıklayacağım” demişler. (DYP ve FP
sıralarından alkışlar) Yani, böyle şey olur mu yahu! Bu memleket bunun için mi,
böyle mi yönetiliyor?!
Değerli milletvekilleri, bugün bu
memlekette, bakın, enerji ihalelerinde yapılan suiistimal dünyanın hiçbir
yerinde görülmemiştir. Dünya Bankası “Türkiye’de iş yapan müteahhitlerden yüzde
15 rüşvet alınıyor” diyor. Bu, Dünya Bankasının kayıtlarında yazıyor. Peki, bu
medya patronları niye yazmıyor?!
Şimdi, Mavi Akım Projesinde ANAP
yönetiminde bulunan bir kişinin de aldığı müteahhitlik işinden dolayı ödenen
para 345 trilyon.
BEYHAN ASLAN (Denizli)- Nereden
biliyorsun sen?
KAMER GENÇ (Devamla)- Ben biliyorum.
Çıkaralım da ortaya koyalım.
Size bir tavsiyede bulunuyorum. Bu
enerji ihalelerinde, başka ihalelerde, Bayındırlık ihalelerinde, şu ihalelerde,
gelin bir soruşturma komisyonu kuralım, ben o komisyona üye olayım.
BEYHAN ASLAN (Denizli)- Önerge üzerinde
konuş.
KAMER GENÇ (Devamla)- Bakın, size bir
söz veriyorum. O Komisyonda rüşvetleri ispatlamazsam, şerefim üzerine söz
veriyorum, ben milletvekilliğinden istifa edeceğim; ama, bakın, komisyonda yer alacağım.
(DYP sıralarından alkışlar)
Bakın, gerçekleri örtbas ederek bir
yere varamayız. Enerji ihalelerinde bugün o Mavi Akım dışında 8 proje var. Bu
projeye ödenen paralar, yani, olmayan gazın dağıtımı için ödenen paralar
700-800 trilyon lira. Bunların kayıtlarını getirin bakın.
Yani, bakın, bir memleket bu kadar kötü
yönetilemez. Rüşvetin bu kadar meşru sayıldığı bir yönetim görülmemiştir. Sizin
hesabınız ne; işte diyorsunuz ki, efendim, Türkiye’yi karanlık bir rejime
götürelim, kimse konuşmasın. Yarın, öbür gün, işte seçimlere gidildiği zaman
göreceğiz; medya patronları, tabiî, destekleyecek sizi; ama, hepinizi de
desteklemez ha, en fazla yağcı olanı destekler. Kölelikle sınır yok,
biliyorsunuz. En fazla yağcı olanı destekler; ama, rejimi böyle tehlikelerle
karşı karşıya bıraktırmayalım.
Bakın, Türkiye’yi öyle bir duruma
getirdiniz ki, Türkiye’de, dışarıda...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
KAMER GENÇ (Devamla)- Sayın Başkan...
(DSP sıralarından “Önergeyle ilgili konuş” sesleri)
Efendim, önergemle ilgili konuşuyorum.
BAŞKAN- Teşekkür edin de bitirin
efendim.
KAMER GENÇ (Devamla)- Konuşup
bitiriyorum.
Yani,
RTÜK’ün yükümlülüklerini niye
kaldırıyorsunuz?! Biz, hep onları söylüyoruz. Sizin hükümetiniz, suspus
hükümeti; burada milletvekilleri konuşuyor, kimse cevap vermiyor; bakanlar
cevap vermiyor. Ya, böyle susarak... Yani, milletvekilleri geliyor oraya, ondan
sonra burada her şeyi çıkarıyorsunuz; ama, böyle bir yönetim tarzı dünyanın
hiçbir yerinde görülmemiştir sayın milletvekilleri. Yani, biz de bu memlekette
kırk seneye yakındır hizmet yapıyoruz, bu memleketin menfaatının ne olduğunu
gören insanlarız. Siz bu memlekette, işçinin, memurun, köylünün durumunu
düzeltmek için mi bu çalışmaları gösteriyorsunuz?! Geçen gün 20 000 avukatın durumunu
düzeltmek için kanun getirdiniz ısrarla, şimdi de beş altı tane medya patronunun...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Genç, teşekkür ederim.
KAMER GENÇ (Devamla) – Sayın Başkanım,
biz, adaletli yönetiminizi bekliyoruz; yani, siz de bizi susturursanız...
Zaten, bizi susturdunuz burada içtüzük değişikliğiyle; bari, müsaade edin de
milletvekilleri fikirlerini söylesin.
BAŞKAN – Hayır, ben toparlayın dedim
efendim...
KAMER GENÇ (Devamla) – Yani, bu Türkiye
Büyük Millet Meclisinin millete hizmet etmesi lazım, belirli güç odaklarına
hizmet etmemesi lazım.
BAŞKAN – Sayın Genç, bana cevap
vereceğinize, toparlayın efendim. İstirham ederim.
KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, efendim
tamam şey ediyorum.
Yani, bakın, ben, bugün Tunceli’nden geliyorum; hiçbir hizmet
gitmemiş oraya. Yol yok, köy suları yok... (DSP, MHP ve ANAP sıralarından
gürültüler) Tunceli’nde gelin gidelim, olağanüstü hal bölgesi... Olağanüstü hal
bölgesiydi, geçen seneye kadar terör örgütleri hâkimdi, bu kalktıktan sonra bir tek yatırım
yapılmıyor. Yani, bakın, gidin bir Pülümür-Pertek yolu var, kuzeyi güneye
bağlayan bir yol ve yolu 60 kilometre kısalttığını Sayın Bayındırlık Bakanı
burada dedi, 60 milyar para lazım, Pertek köprüsünün yapılması için, para yok;
ama, öte taraftan bir enerji santralini getiriyor 580 milyon dolara kendi
yandaşlarınıza ihale ediyorsunuz, o getiriyor anahtar teslimi, hiçbir şey
yapmadan 240 milyon dolara... (MHP sıralarından gürültüler)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Genç teşekkür ederim
efendim.
KAMER GENÇ (Devamla) – Bir kelime Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim, iki
kere uzattım... İstirham ederim, yine, söyleyin siz, kapattım ben.
5 dakikada beşbin kişiye
sataşıyorsunuz.
KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, Sayın
Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisi bir ikilemle karşı karşıya: Şimdi, bu
hükümetin menfaatı, hükümetin devam etmesindedir, milletin menfaatı ise bu
hükümetin bir an önce seçime gitmesidir. Şimdi, seçime gittiğiniz zaman,
bittiniz üçünüz de.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
KAMER GENÇ (Devamla) – Başka
önergelerim var, onlarda konuşacağım efendim.
Saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından
alkışlar)
BEYHAN ASLAN (Denizli) – Sayın Başkan,
sataşmadan dolayı söz istiyorum.
BAŞKAN – Vereceğim tabiî efendim. Sayın
Genç 5 dakikada 5 000 kişiye...
Sayın Aslan, buyurun kürsüye, niye
oradan konuşuyorsunuz...
KAMER GENÇ (Tunceli) – Cesareti yok
kürsüye gelmeye.
BAŞKAN – Var var, onun da cesareti var.
BEYHAN ASLAN (Denizli) – Sayın
Başkanım, değerli arkadaşlar, öncelikle usule ilişkin söz söyleyeceğim.
Bir kere, İçtüzüğümüzün 66 ve 67 nci
maddeleri açıktır. Birleşimi yöneten Başkanvekilimiz kim olursa olsun,
defalarca bu konu tarafımızdan dile getirilmiştir: Burada, gündemimiz neyse,
milletvekili arkadaşlarımız Meclisi ve halkı o konuda aydınlatmalıdırlar;
önerge veren arkadaşlarımız ancak önergelerinden bahsetmelidirler.
BAŞKAN – Sayın Aslan, İçtüzüğün 66 ncı
maddesi Sayın Genç için geçerli değil, onu biliyorsunuz.
BEYHAN ASLAN (Devamla) – Evet.
Burada şunu ifade etmek istiyorum: Eğer
kürsüye çıkan hatip konunun dışına çıkmışsa, Başkanlığın kendisini ikaz etmesi
gerektiği ve ikinci ikazında yine konuya dönmüyorsa, Başkanlık tarafından
sözünün kesilmesinin Genel Kurulda oylanması İçtüzüğümüzün açık hükmüdür. Sayın
Genç’in devamlı yaptığı gibi, yaralayıcı, kaba sözler sarf etmesi ve devamlı
hakaret etmesi, uluorta yalan beyanlarda bulunması, yine İçtüzüğün 67 nci
maddesine aykırıdır. Bu durumda yine konuşmasının kesilmesi ve Başkanlık
Divanınca susturulması gerekir.
Ben, kendisinin diğer beyanlarına cevap
vermek istemiyorum. Soruşturma komisyonları Meclisin iradesiyle oluşur.
Meclisin iradesine saygı duymayan bir milletvekili arkadaşıma cevap
vermeyeceğim; ancak, usule ilişkin beyanlarımı tekrar ediyorum ve Sayın
Başkanlığın, bundan sonraki önerge sahiplerine ya da bundan sonra söz alacak
arkadaşlarımızı usul hükümleri, İçtüzük hükümleri çerçevesinde konuşmalarını
yapmalarını sağlaması konusunda daha titiz davranacağınızı umuyorum ve Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan,
bana “uluorta yalan söylüyor” dedi; sataşma var.
BAŞKAN – Efendim, sataşma yok. (DYP
sıralarından “var” sesleri, gürültüler)
“Yalan” kelimesini kullandı mı, zaptı getirtip bakayım efendim.
Ham zaptı şimdi istiyorum; eğer böyle bir kelime kullanmışsa size söz vereceğim
efendim.
KAMER GENÇ (Tunceli) - “Uluorta, kaba,
yalan söyledi” dedi.
BAŞKAN – Efendim, öyle bir şey demişse
bakacağım diyorum.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Zaptı getirtin.
BAŞKAN – Getirtiyorum Sayın Genç;
istirham ederim.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Bundan evvel
böyle hareket etmiyordunuz; siz de dinlediniz... Yani, rica ediyorum... Böyle
sıcakkan sataşmaya cevap hakkını verin ki...
BAŞKAN – Sayın Genç, duysaydım müdahale
ederdim; duymadım efendim.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu sözü
duymadıysanız siz hangi sözü duyuyorsunuz?!
BAŞKAN – Sizinkileri çok dikkatle
dinledim efendim.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Bunu niye
dinlemediniz; kale mi almadınız milletvekilini?!
Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın
Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı:
682) ...(Devam)
BAŞKAN – Efendim, Hükümetin ve
Komisyonun katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
18 inci maddeyi oylamadan önce bir
yoklama talebi vardır.
Arkadaşlarımızın ismini okuyacağım ve
salonda olup olmadıklarına bakacağım.
Turhan Güven?.. Burada.
Hüseyin Çelik?.. Burada.
Ali Şevki Erek?
İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) –
Tekabbül ediyorum.
BAŞKAN - Sebahattin Karakelle?..Burada.
Kemal Aykurt?.. Burada.
Hacı Filiz?.. Burada.
Kemal Kabataş?.. Burada.
Mehmet Gölhan?.. Burada.
Mehmet Sadri Yıldırım?.. Burada.
Saffet Arıkan Bedük?.. Burada.
Ufuk Söylemez?..
MUSTAFA ÖRS (Burdur) – Tekabbül
ediyorum.
BAŞKAN - Hasan Ekinci?.. Burada.
İbrahim Konukoğlu?.. Burada.
Ayfer Yılmaz?.. Burada.
Takiddin Yarayan?.. Burada.
Mehmet Gözlükaya?..
RAMAZAN GÜL (Isparta) - Tekabbül
ediyorum.
BAŞKAN - Kadir Bozkurt?.. Burada.
Ayvaz Gökdemir?..
HAKKI TÖRE (Hakkâri) – Tekabbül
ediyorum.
BAŞKAN - Kamer Genç?.. Burada.
Meral Akşener?..
İSMET ATTİLA (Afyon) – Tekabbül ediyorum.
BAŞKAN - 20 arkadaşımız yoklama isteminde bulunmuş.
Yoklamayı, elektronik cihazla yapacağım efendim.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, yoklama isteyenler sisteme
girmiyor...
BAŞKAN – Tabiî girmiyorsunuz.
20’yi üzerine sayacağım; 164’ü buldular mı, tamam sayılıyor efendim.
Yoklama işlemi için 3 dakika süre vereceğim.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN- Toplantı yetersayısı vardır.
9.- Radyo
ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir
Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682) (Devam)
BAŞKAN - 18 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum : Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
19 uncu maddeyi okutuyorum:
MADDE 19. – 15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun 16 ncı
maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
“1. Mevkutelerle işlenen suçlarda sorumluluk, suçu meydana getiren
yazıyı veya haberi yazan veya resmi veya karikatürü yapan kimse ile beraber bu
mevkutenin ilgili sorumlu müdürüne; 19 uncu maddeye aykırı hareket edilmesi
halinde ise sözü edilen kişilerle birlikte mevkutenin sahibi olan gerçek kişiye
ve mevkute sahibi olan anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı ile diğer
şirket ve tüzel kişilere ait mevkutelerde tüzel kişiliğin en üst yöneticisine
aittir. Ancak, sorumlu müdürler için verilen hürriyeti bağlayıcı cezalar,
sürelerine bakılmaksızın para cezasına çevrilerek hükmolunur ve bu cezalar
ertelenemezler.”
BAŞKAN-
Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Sayın Yakup
Budak; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
FP GRUBU ADINA YAKUP BUDAK (Adana) –
Sayın Başkan, değerli üyeler; sözlerime başlarken, hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
682 sıra sayılı kanun tasarısının 19
uncu maddesi üzerinde, Grubum adına söz almış bulunuyorum.
Bu tasarı, başından sonuna kadar, daha
önceki arkadaşlarımızın da ifade ettikleri gibi, antidemokratik hükümler ihtiva
etmektedir ve özellikle bu yasayla da yeni gizli bir sansürün yolu
açılmaktadır. Türkiye’de, her yıl, sansürün kaldırılışının bilmem kaçıncı
yılını kutlarız; gerçi, sansür, Türkiye’de hiç kaldırılmadı; ama, burada, yeni
bir gizli sansür ortaya konulmaktadır. Verilen cezalar, getirilen tedbirlerin
hepsi, düşünce ve fikir özgürlüğünün önünü tıkayacak, onları yasaklayacak,
yapılan programları ve yazılanları mahkûm edecek bir mahiyet arz etmekte ve
bunların yöneticilerinin gönüllerine de korku salarak, şu programları yapın, bu
programları yapmayın şeklinde de kendisini ifadelendirmektedir.
RTÜK’ün bu zamana kadarki
uygulamalarına baktığımız zaman da, görüyoruz ki, gerçekten, milletin tedirgin
olduğu, hoşuna gitmeyen programlardan çok, daha ziyade, düşünce ve fikir
ağırlıklı programların cezalandırıldığını görüyoruz; bu maddeyle de, bu, bir
bakıma pekiştirilmektedir.
Arkadaşlarımız sık sık “efendim, biz,
şeffaflığın yolunu açıyoruz, tekelleşmeyi önlüyoruz” diyorlar ve gerçekten de,
bu şeffaflık kelimesini o kadar çok kullanıyorlar ki, gerçekten, dinleyenler
de, neredeyse aldanacaklar. Buradaki şeffaflık kelimesi, pazarlamacıların
ifadesine benziyor; çünkü, yüzde 10 hissesini, efendim, şu şekilde, bu şekilde
başkalarının üzerine yapmak suretiyle halletmişler, aktarmışlar başkalarına;
dolayısıyla, bunu, gayri hukukî durumu hukukîleştirelim gibi bir mantık
sergilenmektedir. Ben, o arkadaşlarıma diyorum ki, şimdi yüzde 20 izlenme oranı
diyoruz; peki, yüzde 20 izlenme oranını, yüzde 10 barajını aşanlar ya da hisseyi
aşanlar, acaba, aynı yöntemlerle aşmayacaklar mıdır? Kafalar değişmedikçe,
hukuka saygı yerleşmedikçe, biz de hukuksuzluğu hukuk haline dönüştürme
anlayışından vazgeçmedikçe elbette, aynı anlayışlar devam edecektir.
Dolayısıyla, burada şeffaflıktan daha
ziyade kartel medyasının, birtakım medyanın güçlendirilmesi söz konusudur.
Bunlar da hükümetle pazarlık yapmaktadırlar. Bu pazarlığın neticesinde de,
değişik ülkelerdeki uygulamaların aksine, birtakım ihalelerin alınmasının yolu
açılmaktadır ve maalesef, hükümete yapılan eleştiriler, yıllardır takip
ediyoruz, ülkemizde, rejim eleştirisi şeklinde algılanmakta ve cezalar ona göre
verilmektedir.
Bu yasa tasarısının içerisine, satır
aralarına yerleştirilmiş birtakım maddeler de, Türkiye’de, fikir özgürlüğünü,
iletişim özgürlüğünü, halkın doğru haber alma özgürlüğünü kısıtlayan mahiyet
arz etmektedir. Zaten ülkemizde, birçok siyasî arkadaşımızın da ifade ettikleri
gibi, bir medya terörü vardır. Birtakım insanlar çıkıp konuşuyorlar ve efendim,
statiko bazen yargı haline dönüşüyor, bazen jandarma haline geliyor, bazen şu
haline geliyor, bazen bu haline geliyor diyorlar. Bundan şikayet eden insanlar,
statikoyu da bu maddenin, bu tasarını içerisine yerleştirmişlerdir ve statikoyu
bütün millete, bütün Meclise dayatmak istemektedirler. Dolayısıyla, hem şikayet
edeceksiniz hem de ondan sonra millete ve Meclise dayatacaksınız; bunun olması
mümkün değildir.
Yine, hükümetin bakanları, hem de bu
vurgun ve soygun olaylarının üzerine gitmekle görevlendirilmiş bir bakan, kamu
görevlilerinin, medya baskısından dolayı yolsuzluk olaylarının üzerine
gidemediğini altını çizerek ifade ediyor. Ne hazin ki, o Bakan da, bugün,
kendisi istifa etmek durumunda kalmıştır.
Dolayısıyla, bu yasayla, Türkiye’de,
getirilmek istenen ölçülerle şeffaflık getirilmiyor, aksine baskı getiriliyor
ve şeffaflığın getireceği birtakım rahatlamalar değil, kartel medyasının
çıkarlarına hizmet edecek bir yapı oluşturulmaya çalışıyor. Arkadaşlarıma şunu
hatırlatmak istiyorum: Getirdiğiniz yasalar, getireceğiniz hükümler bir gün
size de lazım olabilir. Onun için, getirilecek yasalarda muhakkak surette
millet iradesine, Meclis iradesine saygı duyan bir anlayışı getirmemiz lazım.
İşte, gazetelerde okuyoruz, yetkililer
de ifade ediyorlar, “Derviş yasaları” diyorlar. Şimdi, arkadaşlar, siz,
çıkardığınız yasalara bile, yetkililer bile, bakanlar bile “Derviş yasaları”
derse, bu Meclisin hükmü nerede kalıyor, millet iradesinin tecelli etmesi
nerede kalıyor?! Dünya Bankası, IMF “15 günde 15 yasa çıkacak” diyor ve buradan
da aynı şeyi tekrar ediyorsunuz. Peki, bu Meclis...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Efendim, teşekkür etseniz...
Derviş’e gelmeseydiniz, bitiriyordunuz.
Buyurun.
YAKUP BUDAK (Devamla) – Sayın Başkanım,
getirilen yasalar, hep bu iktidarın getirdiği yasalar değil; zaten, bu iktidar
yasa getirmiyor ki, ya IMF’den geliyor ya Dünya Bankasından geliyor...
BAŞKAN – Sayın Budak... Sayın Budak...
YAKUP BUDAK (Devamla) - ...ya Derviş
getiriyor ya da Batı Çalışma Grubunun getirdiği yasalar bu Meclisten
geçiriliyor.
BAŞKAN – Sayın Budak, sözünüzü kesmek
mecburiyetindeyim.
YAKUP BUDAK (Devamla) – Onun için ifade
ediyorum.
Bu duygularla, saygılar sunuyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Budak, ifadeniz yanlış;
Türkiye Cumhuriyetinin 57 nci hükümeti var, bir de Başbakanı var. Gelen
tasarılar, hükümet tasarıları.
Buyurun...
YAKUP BUDAK (Devamla) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Bu, siyaset yapmak değil.
İstirham ederim... Buyurun...
YAKUP BUDAK (Devamla) – Sayın Başkan,
ifadelerinize saygı duyuyorum.
BAŞKAN – Hepimizi alakadar ediyor;
Türkiye Cumhuriyetinin bütün vatandaşlarını ve bütün milletvekillerini alakadar
ediyor.
Buyurun efendim... Teşekkür ederim.
YAKUP BUDAK (Devamla) – Sayın Başkan,
ifadelerinize saygı duyuyorum.
BAŞKAN – Efendim, lütfen... Sayın
Budak, buyurun efendim...
YAKUP BUDAK (Devamla) – Ama
gerekçelerinde, AB normları diyor, IMF talepleri diyor, Dünya Bankası talepleri
diyor. Bunu da mı inkar edeceksiniz?! Derviş yasaları diye sayın bakanlar söylüyorlar.
(FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Doğru Yol Partisi Grubu adına,
İçel Milletvekili Sayın Turhan Güven; buyurun efendim. (DYP sıralarından
alkışlar)
DYP GRUBU ADINA TURHAN GÜVEN (İçel) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğer, benden evvel konuşan arkadaşımızın
bazı elfazına müdahaleniz olmasaydı, belki söz almayacaktım; ancak, Yüce
Meclisin önünde, eğer gerçekleri konuşmayacaksak, gerçekler bu Büyük Millet
Meclisinin siz değerli üyeleri önünde açığa çıkarılmayacaksa, biz niye varız?
Biz niye varız değerli milletvekilleri?! Yani kamuoyunda oluşan “hangi kanun
gelirse gelsin geçer” düşüncesini bir kere ortadan kaldırmak gerekliğine
olalım. Bu görev yalnız muhalefete değil, hepimize düşüyor, bütün
milletvekillerine düşüyor. Bu yanlış anlaşılmayı, bu halk üzerinde yapılmak
istenen şeyi ortadan kaldıralım; millette böyle bir şey uyanmaya başlamadı mı,
ne gelirse geçer... Çok kanun çıkarmakla övünebilirsiniz; ama, gerekli olan
kanunları çıkarmakla övünelim. Millete yararı olan kanunları çıkarmakla övünelim.
Hükümetin gönderdiği tasarıda olmayan
maddeleri ekleyeceksiniz, arkadan da bunları savunacaksınız, yok böyle bir şey!
Hükümetin tasarısında var mı bu maddeler; yok. Peki, siz neyi istiyorsunuz o
zaman? Acaba bir danışıklı dövüş mü var ortada?! Böyle bir şey yok; ben,
olduğuna da inanmıyorum.
Ama, bakınız, biraz evvel, Sayın Başkan
ne derse desin, Meclis Başkanlarının ve Başkanvekillerinin Anayasada yeri
vardır, partileriyle ilişkileri kesilir, oy kullanamazlar ve onlara müdahaleye
de hiçbir partilisinin hakkı yoktur. Ne grup başkanvekillerinin, ne genel
başkanlarının veya genel başkan yardımcılarının, bir Meclis Başkanvekiline
müdahale hakkı yoktur. Evvela, gelin, bunları tartışalım. Anayasada açık hüküm
koymuşuz, siyasî faaliyetlerine katılamaz bile Meclis Başkanı veya
Başkanvekilleri, katılabilir mi partisinin; katılamaz. O zaman, bu Mecliste bir
şeyler oluyor. Bakın, bunları gözden ırak tutmayalım. Bir bakan, oturup,
gerektiğinde yazabiliyor “oyla, sen aldırma” diyebiliyorsa, o zaman bu Mecliste
bazı şeylerin üzerinde durmak lazım, durmak lazım.
Değerli arkadaşlarım, o bakımdan, siz,
Millet Meclisi olarak bir süreden beri, bir şeyin farkında mıyız, hep beraber
farkına varmakta yarar görüyorum, o da şu: Kendi yetkilerimizi, milletin bize
verdiği yetkiyi, millî iradenin size tevcih ettiği yetkiyi başkalarına
devretmek için niye bu acele?! Niye bu acele?! Niye, niye hükümetin hiç mi çok
daha önemli görevi yok da, bir kanun için, millete değil, bazı kişilere yarar
sağlayacak şu kanun için, hemen tamamına yakını burada! Bunun bir sebebi olsa
gerek. Bunu beraber düşünelim, buna bir çözüm bulalım. Değerli milletvekilleri,
niye, niye?!
İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Millete yarar
sağlayacak...
TURHAN GÜVEN (Devamla) – Evet, millete
yarar sağlayacak diyorsanız, o zaman, şu değerli görüşlerinizden yararlanalım,
çıkın şu kürsüye de -hiçbir kanun maddesinde, görüşünüzü duymak ihtiyacında
olduğumuz halde duyamıyoruz- çıkın bir konuşun, deyin ki, biz de buna şu
nedenle katılıyoruz. Komisyonlara, “önergeye katılıyor musunuz?”,
“katılmıyoruz...” Ne kadar havada kalan bir laf. Halbuki, İçtüzüğe göre,
gerektiğinde cevap verilmesi lazım; yani, cevap verin deniliyor. Komisyon cevap
vermiyor, hükümet cevap vermiyor ve salt muhalefetten geldiği için, yanlış veya
doğru olduğuna bakılmaksızın ret; ama, iktidardan geldiği için, hemen kabul; bu
yanlış. Gelin, şu yanlışı beraber düzeltelim.
Dün de söyledim, bir memlekette iktidar
olabilir; ama, bir memlekette demokrasi olması için, mutlaka, muhalefete
ihtiyaç vardır. Bir memlekette muhalefet yoksa, iktidar hiçbir şey ifade etmez.
Orada, olsa olsa dikta rejimi vardır. Orada, olsa olsa, adını siz ne koyarsanız
koyun, başka rejmden bahsetmek mümkündür. Onun için, gelin, iktidarıyla
muhalefetiyle, memlekette bir konsensüs sağlayalım, memleketin yararına ve daha
çok da milletin yararına olacak kanunları geçirmekte elbirliği içinde olalım;
ama, siz bunlardan vazgeçtiğiniz sürece, siz, bu memlekette, sadece ve sadece,
bazı yerlerden gelen, kim ne derse desin, cumhuriyet hükümetinin kanunlarıdır
elbette, bu Meclis çıkaracak; ama, çıkardığı zaman, arkasından onbeş gün sonra
bunun yanlışını görüp tekrar çıkaracaksa, o zaman, sağlıklı kanun çıkmıyor
demektir. Bir bankalar kanunu üç defa geldi mi huzurlarınıza; eğer doğruyu
bulduysak niye değiştirdiniz, eğer yanlış varsa, niye müdahale etmediniz?
Siz, milletin helal oylarıyla gelmiş
insanlarsınız, millî iradeyi siz mi temsil ediyorsunuz; evet. O zaman, niye
kendi haklarınızı başkasına devrediyorsunuz?! Niye, RTÜK’te 9 üyeyi,
muhalefetiyle iktidarıyla beraber seçme yerine, 5’ini size?..
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Toparlar mısınız efendim?
TURHAN GÜVEN (Devamla) – Toparlıyorum
efendim.
Niye başkasına seçtiriyorsunuz, niye
hakkınızdan feragat ediyorsunuz, niye hakkınızdan vazgeçiyorsunuz?! Vazgeçmeyin
canım.
İSMAİL AYDINLI (İstanbul) – Biz
hakkımızdan vazgeçmiyoruz.
TURHAN GÜVEN (Devamla) – Eğer, bir kere
vazgeçmeye başlarsanız, bunun nerede duracağını siz bilemezsiniz. O zaman, bu
kanun çıktıktan sonra göreceksiniz –çıkacağına inanmıyorum ama- bu memlekette
çok haktan feragat edilmiş varsayılacaktır bazıları.
O nedenle değerli arkadaşlarım, gelin,
tekrar, sağduyuyla, hep birlikte, daha evvel yaptığımız gibi, birlikte olmanın
yollarını arayalım ve millet için yararlı olan ne varsa onu çıkarmaya
çalışalım. Daha doğrusu, hükümet, yaptığı yanlışlığın farkına varsın, bazıları
için çıkarılmaya çalışılan şu kanundan vazgeçsin. Gerekli talimatı verir mi
vermez mi bilmiyorum -tabiî, bu kanun tasarısı, artık Meclisin malı olmuştur; ama,
o talimat her zaman veriliyor, malumâliniz, İçtüzükte olduğu gibi- ama,
talimatı versin, bu tasarı geri çekilsin. Daha sağduyuyla, bir konsensüsle, bir
şeyin esasını, özünü, doğrusunu birlikte buluruz.
Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür
ediyorum. (DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Söz sırası, Demokratik Sol
Partide.
İstanbul Milletvekili Sayın Erol Al;
buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)
EROL AL (İstanbul) – Sayın Başkan, Yüce
Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ben, söz alma nedenimi hemen
açıklayayım. Bu tasarının mutfağında çalışan bir arkadaşınızım. Bu tasarının
sahibi, koalisyon hükümetinin partileridir. Bir kesim ya da grup tarafından
dayatılmış olmasına ilişkin sözlerin tümü gerçekdışıdır. Bu, kesin olarak bütün
arkadaşlarımızın tanık olduğu bir konudur.
İSMAİL YILMAZYILDIZ (Balıkesir) – Sen
geçen dönem milletvekili miydin?
EROL AL (Devamla) - İkinci bir konu
daha var; bu tasarıyla ilgili söylenenlerin doğru olması lazım. Bu tasarı,
doğru haber, tarafsız haber, yalansız haberin sağlanması için oluşturulup
buraya getirilmiştir, bir ihtiyaçtan doğmuştur. Yalan haber özgürlüğü dünyanın
hiçbir yerinde yoktur, Türkiye'de de olmayacaktır. (DSP sıralarından alkışlar)
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Uluç
Gürkan...
EROL AL (Devamla) - Şimdi, birkaç
yanlış aksettirilen –belki kasıtlı olmayabilir, arkadaşlarımı tenzih ediyorum-
birkaç hususu dikkatinize getirmek istiyorum.
Şimdi, 3984 sayılı Kanunu bir açın
bakalım, bu kanunun sayfaları arasında, kelimeleri arasında “ihale” diye bir
laf var mı? Bir açın, bakalım. Yani, yedi senedir, medya patronlarına bedava
kullandırılan kanal ve frekanslar bir yetmiş sene daha kullandırılsın! Tahsis
edeceksiniz.
AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Yasağı
kaldırın...
EROL AL (Devamla) – Lütfen, dinleyin
hanımefendi. Lütfen, dinleyin.
BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım
efendim.
EROL AL (Devamla) – Bakın, şimdi,
arkadaşlarımız diyor ki: “Telekomünikasyon Kurumu kuruyorsunuz, haberleşme
yüksek kurulu kuruyorsunuz.” Allah, Allah! 1983 senesinde kurulmuş Telsiz Genel
Müdürlüğünün adı, geçen sene, Telekomünikasyon Kurumu oldu. Bu tasarı, sadece
bunu düzeltiyor; yani, bir şey kurduğu yok. Telekomünikasyon Kurumu -yani, eski
Telsiz Genel Müdürlüğü- Haberleşme Yüksek Kurulu da 2813’ün 5 inci
maddesindedir; açın, okuyun. Bu tasarı, bunu tescil ediyor, bir hakkı teslim
ediyor. Frekans ve kanal, sadece radyo ve televizyonlar için mi geçerli; hayır
efendim. 1983’te, 2813 sayılı kanunun 4 üncü maddesiyle bu yetki verilmiş. Biz,
bu yetkiyi sahibine veriyoruz.
Bakın, ben, size bir şey söyleyeyim.
Çok üstünde duruyorsunuz. RTÜK, frekans planı yaptı mı?
İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) – Yaptı
tabiî.
EROL AL (Devamla) – Nerede yaptı?
Bilmediğiniz bir şeyi söylüyorsunuz.
BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayın. Bir
dakika efendim...
EROL AL (Devamla) – Frekans
planlarını...
İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) – İhale
kararı çıktı; haberin yok...
RAMAZAN GÜL (Isparta) – İhale kararı
çıktı.
EROL AL (Devamla) – Dinleyin...
Dinleyin... Dinlemeyi öğrenin. Ben söyleyeceğim size.
BAŞKAN – Sayın Yılmazyıldız, Sayın Gül,
bir dakika efendim.
EROL AL (Devamla) – Sayın Başkan,
müdahale edin lütfen.
BAŞKAN – Bir dakika efendim.
İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) –
1997’de ihale kararı çıktı, yapıldı. Hiç araştırmadan, bilgi sahibi olmadan...
EROL AL (Devamla) – Bilmediğiniz bir
konuda konuşmayın.
BAŞKAN – Sayın Al, bir dakika.
Sayın Yılmazyıldız, bir bileni bırakın
da anlatsın efendim.
İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) – Eğer,
bu tasarı çıkmasaydı, yüzlerce trilyon şu anda kasadaydı.
EROL AL (Devamla) – Değerli
arkadaşlarım, bakın...
İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) –
Yazıklar olsun sana! Yazıklar olsun!..
BAŞKAN – Siz, bunun uzmanı mısınız?
RAMAZAN GÜL (Isparta) – Bu memlekete
yazık ettiniz!
EROL AL (Devamla) – Radyo ve Televizyon
Üst Kurulu, frekans planı yapmamıştır; frekans planını, Bilkent Üniversitesinde
özel bir şirkete yaptırmıştır; tonla da para ödemiştir.
İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) – Tamam
ödeyebilir. İhale yapıldı; var mı frekans planı?!
EROL AL (Devamla) – Bilmediğiniz
konular hakkında konuşmayın, Yüce Meclisi ve halkımızı yanıltmayın.
Biz, bu planların, Telekomünikasyon
Kurumuna, gerçek sahibine devredilmesini savunuyoruz. Biz, kamu parasının
çarçur edilmemesini savunuyoruz. Biz, bu kaynakların nasıl harcandığının
denetlenmesini savunuyoruz. Neyine karşı çıkıyorsunuz bunun?!
İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) –Bırakın
bu demagojiyi! İyi demagoji yapıyorsun!
EROL AL (Devamla) - Ortadoğu Teknik
Üniversitesi bir kamu üniversitesidir, niçin o kuruma yaptırılmamıştır bu
frekans planı?! Niçin Bilkent Üniversitesi?! “YÖK, YÖK” diyorsunuz; YÖK’ün kurucusunun üniversitesine niye
yaptırıyorsunuz frekans planını??
AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Yapılmış
demek... Bitmiş.
EROL AL (Devamla) - Yani, biraz tutarlı
olun canım!
İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) –
Neyse... İyi araştırmadan çıkmışsın, öğreneceksin.
EROL AL (Devamla) – Sen öğreneceksin
bunları...
BAŞKAN – Sayın Al, lütfen, Genel Kurula
hitap edin efendim.
EROL AL (Devamla) – Bu şekilde halkı
yanıltarak, hiçbir yere varamazsınız.
BAŞKAN – Sayın Al, lütfen efendim.
İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) –
Frekans planlamasını...
BAŞKAN – Sayın Yılmazyıldız, bir bilene
bırak.
EROL AL (Devamla) – Ben, anlayanlara
anlatıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu Kanununun 35 inci maddesi gereksiz bir maddedir, şantaja
açık bir maddedir, o nedenle kaldırılıyor.
Arkadaşlarımız burada dediler ki “son
anda eklendi.” Hayır efendim, 35 inci madde, başından beri bu kanunda vardı,
birbuçuk sene önce vardı. TRT Genel Müdürlüğü hadisesi, yeni bir hadisedir.
Şimdi, 35 inci maddede ne deniliyor:
“TRT Genel Müdürü, durdurmayı gerektirecek bir yayın yaparsa, genel müdür
görevden düşürülür.” Böyle bir genel müdür görev yapabilir mi? Yollayın 50
adam, alsın; yollayın 100 adam, alsın.
Mecbur alacak, yoksa görevden düşürülecek.
İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) –
Akrabalarını alıyor.
EROL AL (Devamla) – 2954 sayılı Yasa,
genel müdürün nasıl getirileceğini, nasıl götürüleceğini tasnif etmiş. Böyle
bir yasa varken, yeni bir yasayla, bunun üzerine, böyle bir hüküm getirilmesi
yanlıştır. Biz, bunu aldık.
Ben, bu bilgileri, Yüce Meclisimize ve
yüce halkımıza verdim, anlayan anlamıştır.
Teşekkür ediyor; saygılar sunuyorum
efendim. (DSP ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Yanlış bilgi
verdi...
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan,
bana söz verecektiniz?
BAŞKAN – Efendim, zabıtları bekliyorum.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Oturum bitmek
üzere, İçtüzük...
BAŞKAN – Zabıtlar gelirse vereceğim
efendim.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, geldi
zabıtlar canım!
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın
Başkan...
BAŞKAN – Buyurun.
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Efendim,
oturduğum yerden, değerli konuşmacı bir ifadede bulundu. Frekans planlamasının
RTÜK tarafından yapılmadığını ve dolayısıyla, ihalenin de yapılmadığını
söyledi. Oysa, televizyonlarda, RTÜK Başkanı, frekans ihalelerinin
yapıldığından, planlamasının yapıldığından bahsetti. Bir ikilem var; farklı,
çelişkili ifadeler var. Sayın Bakan, acaba, bu konuda açıklama yapma zarureti
hissetmez mi?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Ben teşekkür ederim efendim.
Madde üzerinde 3 adet önerge vardır;
geliş sıralarına göre okutup, aykırılık derecesine göre işleme alacağım:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasa
tasarısının çerçeve 19 uncu maddesiyle değiştirilen 15.7.1950 tarih ve 5680
sayılı Basın Kanununun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci bendinin
ikinci cümlesindeki “ancak” ibaresinden sonra gelmek üzere “sorumlu müdürler ve
yukarıda yazılı şahıslar için verilen” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif
ederiz.
Fethullah Erbaş Musa Uzunkaya Alaattin
Sever Aydın
Van Samsun Batman
Mustafa Geçer Aslan Polat Cevat Ayhan
Hatay Erzurum Sakarya
Lütfi Yalman Mehmet Çiçek Zeki Ünal
Konya Yozgat Karaman
BAŞKAN – İkinci önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 687 sıra sayılı Radyo
ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir
Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının çerçeve 19 uncu Maddesiyle değiştirilen 15.7.1950 tarihli ve 5680
sayılı Basın Kanununun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının 1 numaralı
bendindeki “19. maddeye aykırı hareket edilmesi halinde ise sözü edilen kişilerle
birlikte mevkutenin sahibi olan gerçek kişiye ve mevkute sahibi olan anonim
şirketlerde yönetim kurulu başkanı ile diğer şirket ve tüzelkişilere ait
mevkutelerde tüzel kişiliğin en üst yöneticisine ve idare heyetiyle mütevelli
heyetine aittir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Fethullah Erbaş Musa Uzunkaya Alaattin
Sever Aydın
Van Samsun Batman
Mustafa Geçer Aslan Polat Cevat Ayhan
Hatay Erzurum Sakarya
Lütfi Yalman Mehmet Çiçek Zeki Ünal
Konya Yozgat Karaman
BAŞKAN – Efendim, son okutacağım
önerge, en aykırı önergedir; okutup, işleme alacağım.
Önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo
ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir
Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının çerçeve 19 uncu Maddesiyle değiştirilen 15.7.1950 tarihli ve 5680
sayılı Basın Kanununun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinin
“ancak sorumlu müdürler, mevkutenin sahibi olan gerçek kişiler ve
tüzelkişilerin üst yöneticileri için hürriyeti bağlayıcı cezalar süresine
bakılmaksızın para cezasına çevrilerek hükmolunur ve bu cezalar ertelenemez”
olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Fethullah Erbaş (Van) ve arkadaşları
BAŞKAN – Efendim, önergeye, Komisyon
katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN
(Bursa) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Hükümet?..
DEVLET BAKANI EDİP SAFDER GAYDALI
(Bitlis) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Erbaş?..
FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Sayın Nazlı
Ilıcak konuşacaklar efendim.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Ilıcak. (FP
sıralarından alkışlar)
AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Basın Kanununun 16 ncı maddesini değiştiren
çerçeve 19 uncu madde üzerinde bir önerge verdik. Cevap hakkı kullanılmadığı
takdirde, yazıyı yazanın yanı sıra, sorumlu müdürün yanı sıra, mevkutenin
sahibi gerçek kişinin veyahut sahip gibi görülen tüzelkişinin yöneticisinin de
hapis cezasına mahkûm olması mümkün iken, bunun tasarıdan çıkarılması ve bu
cezanın para cezasına dönüştürülmesini talep ettik.
Tabiî, önerge vesilesiyle konuşuyoruz;
ama, kanunun tümü üzerinde görüşlerimi burada ifade edeceğim; kanun, bir
bütün...
Verilen cezalarla, basın özgürlüğünün
özü zedeleniyor. Cemiyetin tabiriyle “bu verilen cezalar, caydırıcı cezalar
değil, öldürücü para cezaları.” Ayrıca, birkaç medya patronunu kayıracak
şekilde, medyadaki sermayenin yoğunlaşmasına yol açılıyor. Ayrıca, gerek RTÜK’e
gerekse RTÜK’ü yönlendiren Haberleşme Yüksek Kuruluna, Avrupa Birliği
normlarına aykırı olarak, asker üyeler girebilecek ve burada, Millî Güvenlik
Kurulunun bir yönlendirmesi söz konusu olabilecek ki, bu da, doğrusu, bizim üye
olmak istediğimiz Avrupa Birliği şartlarına aykırı. Geçtiğimiz aylarda, devlet
güvenlik mahkemesinden asker üyeleri saf dışı ettik, şimdi, getiriyoruz RTÜK’e;
bu anlamda, sivillerin yanına asker üyeler de koyuyoruz ki, bu doğru değil.
Şimdi, ben, buraya iki kitap getirdim;
bir tanesi “Dolar Baronları” İngilizce olarak yazılmış; bir tanesi, Fransızca
“La Politique Mensonge” bunu da yazan bir siyasetçi, bir bakan. Dolar Baronları
kitabında, haksız rekabete yol açtığı için çok eleştirilen holding bankacılığı
üzerinde duruluyor. Bir zamanlar, Amerika’da, 1968 ile 1970 arasında, holding
bankacılığı, yani, bankaların hem sınaî hem ticarî hem de malî gücü üzerinde
toplaması çok eleştirilmişti. Hatta, bazen, bu banka sahipleri medyanın da
sahibi oluyordu; o zaman “hem paranın sahibi hem de kamuoyunun sahibi olmak çok
tehlikelidir” gibi, hem Mecliste büyük tartışmalar hem de kamuoyunda önemli
tartışmalar cereyan ediyordu.
Şimdi, bir finans kuruluşunun,
Amerika’da, sınırlı sayıda medya sahibi olması bile kıyameti koparabiliyor.
Zaten, 1970’de, bu tartışmaların sonunda holding bankacılığı sona ermiştir,
yani, bir banka sahibi, aynı zamanda sigorta sahibi olamaz, çünkü, orada da
para toplama imkânı var veyahut aynı zamanda borsada oynayan bir aracı
kuruluşun sahibi olamaz, medya sahibi hiç olamaz, ticarî ve sınaî kuruluşların
ortağı olamaz. Güç odaklarının parçalanması lazım, demokrasinin sağlıklı
işlemesi için. Oysa, Türkiye’de, bakıyoruz, hem gazete patronu hem banka sahibi
hem sigorta şirketi var hem borsada işlem yapan bir aracı kuruluşu var hem de
çeşitli televizyonları ve medyası var; bu, olmaz değerli arkadaşlar. Amerika’da
bu kanun değiştiği zaman hiç kimse demedi ki, efendim, biz bu kanuna uyamayız;
bizim ticarî şirketlerimiz var, bizim sınaî kuruluşlarımız var; bunları elden
çıkaramayız; gelin, şu kanunu siz bize uydurun. Hayır, hiç kimse böyle bir şey
söylemeye cesaret edemedi.
Geçtiğimiz hafta, Fransa’da Bouygues
örneğini verdi, burada, değerli bir milletvekilimiz. Şimdi, bu Bouygues örneği
fevkalade kötü bir örnek; bunu da, zaten, bu kitabı yazan bir solcu bakan
anlatıyor. Biliyorsunuz, solculuğun raconu, değerli arkadaşlar, tekelleşmeyi
desteklemek değil, tekelleşmeye karşı çıkmaktır; bunu da size hatırlatmak
isterim.
Şimdi, Fransa’daki Bouygues denilen
müteahhit şirket TF1 hisselerinin sadece yüzde 39’una sahip. Yüzde 39’una sahip
olmasına rağmen, öyle, değerli meslektaşımız Sayın Işın Çelebi’nin ifade ettiği
gibi, yüzde 35 izlenme payıyla sınırlı değil. Yüzde 35’ine sahip olmasına
rağmen, ihaleye girmesi büyük bir rahatsızlık yaratıyor. Neden kötü bir örnek
olduğunu Bouygues örneğinin, hemen, burada ifade etmek istiyorum. Bu Bouygues
çok büyük bir şirket; o televizyonun sadece yüzde 39’unun sahibi. Buna rağmen,
Lyon Belediye Başkanı Michel Noir’ı destekliyor. Michel Noir belediye başkanı
olunca, Bouygues firmasına Lyon çevre yolunu veriyor ve 3 milyar 700 milyon
frank yerine 6 milyar franga mal oluyor bu çevre yolu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN –Toparlayın efendim.
AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Değerli
arkadaşlar, bunun üzerine Michel Noir yargılanıyor; kamu kaynaklarını
şeffaflığa özen göstererek kullanmadığı iddiasıyla tam 18 aya mahkûm oluyor, 5
yıl da siyaset yasağı. Yani, Fransa’da bunlar eleştiriliyor. Burada, şimdi, bir
değerli arkadaşımız “bu kanunda ‘ihale’ sözü var mı, ispat edin” dedi. Zaten
bütün mesele bu. “İhale” sözü vardı, ihale yasağı vardı. Siz, bu yasağı
kaldırıyorsunuz. Buraya dizilen değerli bakanlarımız, Sayın Başbakanımız hele
çıksın şu kürsüye, bir açıklayıversin. Anladık, bir televizyonun bir kişi
sahibi olacak; olabilir, buna karşı değiliz; ama, bir kişi, aynı zamanda
basının sahibi olmadığı takdirde buna karşı değiliz veyahut iki ulusal
televizyonun sahibi olmadığı takdirde buna karşı değiliz. Ee, peki, niye kamu
ihalelerinde serbest hale getiriyorsunuz? Ben rica ediyorum: Burada bulunan
değerli bakanlar...
BAŞKAN – Efendim, toparlar mısınız.
AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) –
Selamlıyorum ve ayrılıyorum.
...buraya çıkıp, hele şunu bir izah
etsinler. Bütün sevgili vatandaşlarımız burayı dinlemekte; bunu, hepimiz gibi
onlar da öğrenirler. Saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.
Efendim, Komisyonun ve...
TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan,
Yüce Genel Kurulun kararı var.
BAŞKAN – Devam.
Komisyonun ve hükümetin kabul etmediği
önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge
kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 687 sıra sayılı Radyo
ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir
Vergisi Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının çerçeve 19 uncu maddesiyle değiştirilen 15.7.1950 tarihli ve 5680
sayılı Basın Kanunun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının 1 numaralı bendindeki
“19 uncu maddeye aykırı hareket edilmesi halinde ise sözü edilen kişilerle
birlikte mevkutenin sahibi olan gerçek kişiye ve mevkute sahibi olan anonim
şirketlerde yönetim kurulu başkanı ile diğer şirket ve tüzelkişilere ait
mevkutelerde tüzelkişiliğin en üst yöneticisine ve idare heyetiyle mütevelli
heyetine aittir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Fethullah
Erbaş (Van) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN
(Bursa) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Hükümet?...
DEVLET BAKANI EDİP SAFDER GAYDALI
(Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Erbaş?..
FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Konya
Milletvekili Sayın Remzi Çetin konuşacak.
BAŞKAN – Siz de söz sıranızı ihaleye
çıkardınız...
Sayın Çetin, buyurun. (FP sıralarından
alkışlar)
REMZİ ÇETİN (Konya) – Muhterem Başkan,
muhterem milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.
Demokrasilerde esas olan, sivil
denetim, sivil gözetim, sivil otorite, sivil otorite kontrolü. Bunlar
vazgeçilmez unsurlardır ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin fonksiyonlarını tam
icra edebilmesi için, bu hususları da tam yerine getirme mecburiyeti vardır.
Esas olan şeylerden bir tanesi de, cemiyetin dengesini bozacak şekilde
tekelleşmeye yol açmaktır. Bu fevkalade önemli bir husustur. Buna dikkat etmemiz
lazım.
Bu Meclisin içerisinde 68 kuşağını
temsil eden arkadaşlarımız da vardır. Hepimizin bildiği gibi, o dönemde,
özellikle tekelleşmenin yol açtığı, gençlerimiz arasında çok ciddî bir mücadele
olmuştu. Bugün, bu anıları hep beraber anmaya devam ediyoruz. O bakımdan,
cemiyetin dengesini altüst edecek yeni tekelleşmelere yol açmamak, bugün
üzerinde duracağımız en önemli konulardan birisi olması gerekir.
Değerli arkadaşlarım, devlette şu anda
29 tane üst kurul oluşturulmuştur. Âdeta, Türkiye Devleti üst kurullarla idare
edilir hale getirilmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin fonksiyonları sürekli
olarak azaltılma cihetine gidilmiştir. Bizim bu konuda fevkalade hassas olmamız
lazım ve Türkiye Büyük Millet Meclisini teşkil eden 550 milletvekilinin her birinin,
bunu vicdanî olarak değerlendirme mecburiyeti vardır. Bize yakışan, 21 inci
Döneme yakışan, bu hususun üzerinde ısrarla durmamızdır ve millet bizden bunu
bekliyor.
Değerli arkadaşlarım, eğer sivil
denetim Türkiye Büyük Millet Meclisinde olmazsa ülkede nelerin olabileceğini,
kısa zamanda yaşadığımız olaylar bize her bakımdan göstermektedir. Dolayısıyla,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin kontrolüne ve denetimine herkes uymaya
kendisini mecbur hissetmelidir. Bu mecburiyeti hissetmeyen kurumların oluşturulması
halinde, gerçekten, demokrasimiz ağır bir yara alacaktır.
Değerli arkadaşlarım, bu kanun tasarısı
savunulamıyor. İki haftadan beri bu Mecliste bu tasarının gereksizliği ve yol
açacağı yaralar üzerinde ciddî şeyler söylenmesine rağmen, savunma noktasında
önemli hiçbir kayda değer ifade kullanılamamıştır. Şeffaflık üzerinde duruldu,
birkaç cılız savunma sergilenmeye çalışıldı. Dolayısıyla, bu kanun tasarısını
getiren arkadaşlarımız, bu kanun tasarısına destek vermeye çalışan
arkadaşlarımız, gerçekten, savunma noktasında fevkalade yetersiz kalmışlardır.
Dolayısıyla, bizim, burada, muhalefet ettiğimiz hususların, savunabilecek
arkadaşlarımız tarafından dile getirilmesi lazım, ana gerekçeler nelerse
onların gösterilmesi lazım. Gösterilemediğine göre, bu kanun tasarısına destek
vermenin de hiçbir vicdanî ve aklî yönünün olmadığı otomatikman ortaya
çıkmaktadır.
Medyanın ana görevi, sağlıklı
bilgilendirme, sağlıklı kamuoyu oluşturmadır. Şimdi, bu tekelleşmeye yol
açılmak suretiyle, kamuoyunun sağlıklı bilgilendirilmesi noktasında, gerçekten,
ciddî bir açık verilmiş olacaktır. Bundan sonra, televizyonlarımızda, program
yapımcısı arkadaşlarımız, korkmadan, bir cezaya maruz kalacağı hissine
kapılmadan, objektif programlar yapma şanslarını da kaybedecekler. Şu anda, şu
haliyle bile, televizyonlarımızda, kamuoyunu bilgilendiren önemli konular,
gerçekten, gündeme gelebilmekte; ama, bu kanun çıktığı andan itibaren, gerek
ulusal gerekse yerel televizyonlarımızın hiçbirisinde kayda değer programlar
yapılamayacaktır.
Şimdi, A’dan Z’ye hep cezalar
getirilmeye çalışılmaktadır. 16 ulusal televizyon, 15 bölgesel televizyon, 220
civarında da yerel televizyon mevcuttur. Şimdi, bunları sıraladığımız zaman,
220 civarındaki yerel televizyon, bu tasarıda, “yok” kabul edilmektedir ve çok
ciddî cezalara maruz kalmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, bu şekilde ağır
cezaları havi bir kanunun çıkması halinde, ortaya çıkacak olan tablo, âdeta bir
yasaklar ülkesi haline dönüştürülmüş, medya ciddî şekilde kendisini sansür
altında hisseden bir durumla karşı karşıya kalacağız. Bu, Türkiye’nin
karartılması anlamına gelmekte, ifade özgürlüğü -zaten yeteri kadar olmadığını
her zaman tartışıyoruz ama- o zaman, iyice kısıtlanmış hale gelecektir.
Mesela, iletişim fakülteleri
bünyesinde, rektörlerin gözetiminde, mütevazı radyolar ve televizyonlar
bulunmaktadır. Burada, öğrencilerimiz, gerçekten, kendi meslekleriyle ilgili
bir antrenman, bir staj yapma imkânı bulmaktadır. Bu tasarıyla, maalesef, onlar
da ortadan kaldırılıyor.
Yine, bu tasarı, yargı mensuplarıyla da
müzakere edilmemiştir. Mesela, Doktor Bilal Kartal, Yargıtay 4 üncü Hukuk
Dairesi Başkanı olarak, bu konuyla ilgili yazmış olduğu bir makalede sonuç
olarak şunu söylüyor: “İki yasada yapılması öngörülen bu düzenlemenin, istenen
ve beklenen amacı gerçekleştirmeye yeterli bulunmadığı ve pek çok hukuksal
hataları da beraberinde getirdiği anlaşılmaktadır. Böylece, değişiklikle,
hukukun öngördüğü sorunların çözümünün değil, düşünülen bazı sonuçların
gerçekleştirilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır.” Bu da, bir hukukçu gözüyle
yapılan bir değerlendirmedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
REMZİ ÇETİN (Devamla) – Sayın Başkan...
Ayrıca, konuyla doğrudan ilgili bulunan
kurumlar, kuruluşlar, kişiler, bütün milletvekillerimize açıklamalar gönderdi.
Mesela, biraz önce de ifade edildiği gibi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti “bu
kanunda öngörülen cezalardan dolayı, ki bunlar para cezası ise, caydırıcı olma
yerine öldürücü olmaktadır” demektedir. Televizyon Yayıncıları Derneği, aynı
şekilde, konunun üzerinde hassasiyetle durmakta ve bütün bunların yanında, RTÜK
Başkanı olarak Nuri Kayış çok önemli hususlara işaret etmektedir: Frekans
ihaleleri üzerinde durmak suretiyle bu alanda yapılacak olan yanlışlıklara
dikkat çekiyor; aynı zamanda, denetim açısından Türkiye Büyük Millet Meclisinin
ve Sayıştayın mutlaka devrede olması lazımgeldiği üzerinde ısrarla duruyor ve
RTÜK üyelerinin tamamının Meclis tarafından seçilmesi gerektiğini de ayrıca
ifade ediyor.
BAŞKAN – Sayın Çetin, teşekkür
ediyorum.
REMZİ ÇETİN (Devamla) – Ben de çok
teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, şunu bir kez daha
vurgulamadan edemeyeceğim: Hepimizin üzerine düşen en önemli görevlerden bir
tanesi, siyasetin, siyasetçinin ve siyaset kurumunun mutlaka hak nezdinde
yüksek bir itibara layık olacak tarzda davranmayı millet bizden beklemektedir.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Komisyonun ve Hükümetin
katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Önerge kabul edilmemiştir efendim.
Üçüncü ve son önergeyi okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasa
tasarısının çerçeve 19 uncu maddesiyle değiştirilen 15.7.1950 tarih ve 5680
sayılı Basın Kanunun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci bendinin
ikinci cümlesindeki “ancak” ibaresinden sonra gelmek üzere “sorumlu müdürler ve
yukarıda yazılı şahıslar için verilen” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif
ederiz.
Fethullah Erbaş (Van) ve arkadaşları
BAŞKAN – Sayın Komisyon?..
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN
(Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Hükümet?..
DEVLET BAKANI EDİP SAFDER GAYDALI
(Bitlis) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.
FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Karaman
Milletvekili Sayın Zeki Ünal konuşacaklar efendim.
BAŞKAN – Buyurun efendim. (FP
sıralarından alkışlar)
ZEKİ ÜNAL (Karaman) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; vermiş olduğumuz önerge üzerindeki görüşlerimi arz
etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, hepinize saygılar sunuyorum.
Değerli milletvekilleri, önergemizle
yaptığımız teklife geçmeden önce, önemli gördüğüm bir hususun altını çizmek
istiyorum. “Mevkutelerle işlenen suçlarda” ibaresiyle başlayan bent, âdeta,
totaliter, baskıcı ve despotik rejimlerin yönetim ve denetim anlayışının izlerini
taşıyor; basın, yayım ve ifade özgürlüğü önünde ciddî bir engel oluşturuyor.
Avrupa Birliği, Katılım Ortaklık
Belgesi, Kopenhag kriterleri, uluslararası anlaşmalar deyip dururken, biz,
hâlâ, mevkutelerle işlenen ve ileride işlenmesi muhtemel olan suçlarla
uğraşıyoruz. Bu suçlara, hangi caydırıcı cezayı verelim ki, yazar, çizer,
düşünürü ezelim paranoyası içinde olaylara yaklaşılmaktadır; âdeta, tüm yazar
ve çizer camiasına, önyargıyla bakılmaktadır. Eğer, bir yazar, statükonun
dışına çıkar, rejimin tabularına şöyle hafiften bir fiske vuracak olursa,
kendini kodeste bulacağından, hiç kimsenin şüphesi olmasın.
Bunları, laf olsun diye söylemiyorum.
Konuyla ilgili, sizlere sayısız örnekler vermek mümkündür; en yeni örneğini,
geçen hafta yaşadık. “Deprem, ilahî bir ikazdır” dediği için, Yeni Asya
Gazetesini sahibi Mehmet Kutlular, 2 yıla mahkûm olmuştur. Halbuki, modernist
dünyanın ilahiyatçısı olan bir profesör, aynı çıplak uyarıyı yaptığı halde,
başına herhangi bir şey gelmemiştir. Yine, geçen hafta, bayan yazar Emine
Şenlikoğlu, bir kitabından dolayı, 20 aya mahkûm olmuştur. Selam Gazetesinin
Yazı İşleri Müdürü Nurettin Şirin, bundan üç sene önce, hiçbir teröre ve eyleme
karışmadığı halde, statükoya ters düşen söz ve yazılarından dolayı, tam 17,5
yıla mahkûm olmuştur. Teröristler, katiller, hırsızlar, soysuzlar, namussuzlar,
maalesef, affedilirken, sadece Nurettin Şirin değil, onun gibi, şu anda hapiste
bulunan, fikir ve düşünce hayatımıza katkısı olan birçok gazeteci, maalesef,
affedilmemişlerdir. Somut olması yönünden, bir örnek vermek istiyorum:
Bendenizin 3 tane yayınım oldu; 3’ü de mahkemelik oldu. Bunun 2 tanesi de
DGM’lik ve maalesef, bunlardan birinden, tam 3 yıla kadar hapis cezasıyla
cezalandırılmam isteniyor.
Değerli arkadaşlar, yasaklarla, baskı
ve tehditlerle bir yere varılamayacağını artık bilmemiz gerekir. Şimdiye kadar,
baskı ve tehditle, insanların fikirlerini, düşüncelerini değiştirdikleri vaki
olmamıştır, hiç kimse şahit olmamıştır. Takdir edersiniz ki, yasaklar, bir
ülkenin fikir ve sanat, kültür hayatının gelişmesinde en büyük engeldir.
Uluslararası arenada, zaten, esamimizin okunmamasının sebebi de budur. Bu
bentle, yasaklar, suçlar ve cezalar, somut bir şekilde ifade edilmektedir. Öyle
ki, sorumlu müdürler için verilen hürriyeti bağlayıcı cezalar para cezasına
çevrilebilirken, mevkutenin çıkarılmasına emek veren yazar, çizer ve sahibi, bu
haktan mahrum edilmektedir. Böylece, ülkenin fikir ve düşünce dünyasına katkı
sağlamak isteyen bir yatırımcı veya bir fikir adamının eli kolu bağlanmaktadır
ve açıkça, onlar tehdit edilmektedir. Birinci bendin tamamını değiştirmek gibi
bir niyetiniz olmadığını bildiğimiz için, kısmen faydalı olur düşüncesiyle, bu
bendin ikinci cümlesindeki “ancak” ibaresinden sonra gelmek üzere “sorumlu
müdürler ve yukarıda yazılı şahıslar için verilen” ibaresinin eklenmesini
teklif etmiş bulunuyoruz.
Teklifimizin kabulü istikametinde oy
kullanmanızı rica eder, hepinize saygılar sunarım. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.
Efendim, Komisyonun ve Hükümetin
katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Önerge kabul edilmemiştir.
19 uncu maddeyi oylarınıza...
KAMER GENÇ (Tunceli) – Bana söz verin
efendim; geldi tutanaklar...
BAŞKAN – Efendim, bir dakika...
Oylamayı yapayım...
KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki, yapın
oylamayı...
BAŞKAN – Allah Allah!.. Ben de korktum,
yoklama istiyorsunuz tekrar diye...
Efendim, 19 uncu maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir efendim.
Sayın Genç, yeni bir sataşmaya mahal
vermeden, çok kısa... Lüften...
KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama, bütün
beyanlarım için “yalan” dediğine göre, 5 dakika süre verin...
BAŞKAN – Efendim, 5 dakika değil...
Lütfen...
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan,
ben ne zaman sataşma yaptım?! Şimdiye kadar sataşma yapmadım ki!
BAŞKAN – Sayın Genç, buyurun.
Pazarlık etmeyin... Daha gelirken
pazarlık ediyorsunuz...
Zabıtta gördüm, zatıâlinize
söylenmiş...
Dışarıda işiniz var, gideceksiniz diye,
hemen söz veriyorum; yoksa, ben, ara vermiyorum, çalışıyorum.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Yok canım!..
Benim bütün mesaim burada...
BAŞKAN – Buyurun efendim.
İstirham edeceğim, yeni bir sataşmaya
mahal vermeyin.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan,
ben, dışarıdaki işimi hiçbir zaman kale almam. Benim için en onurlu görev, bu
çatı altında yapılan görevdir; her şeyin de başında ve önünde gelir; ama,
sizler...
Bakın, ben, ya seçim bölgeme
gidiyorum... İki gündür, gittim, oralardayım. Orada, saat 3’te, Erzincan’dan
uçağa bindim, geldim; burada önergelerimi savunuyorum. Neyse...
Ben, burada yaptığım konuşmada... ANAP
Grup Başkanvekili “hep yalan, uluorta konuşuyor” diyor.
Değerli milletvekilleri, şimdi, ben ne
dedim? Dedim ki...
BAŞKAN – Yok, öyle dememiş efendim.
Zabıtta “uluorta, yalan beyanlarda bulunması” deniyor.
KAMER GENÇ (Devamla) – Tabiî “yalan
beyanlarda...”
BAŞKAN – O sebepten dolayı size söz
verdim.
Buyurun.
KAMER GENÇ (Devamla) – Bir dakika
efendim... İşte...
Sayın Başkan, şimdi, ben ne dedim?
Dedim ki, çiçeği burnunda sayın bakan, Türkbank ihalesinde devleti 1 milyar 600
milyon dolar zarara sokan Sayın Mesut Yılmaz’ın hakkında kurulan soruşturma
komisyonunun başkanlığına gelmişti; öyle güzel bir rapor düzenledi ki,
kendisini akladı. Bu, yalan mı doğru mu?!
AHMET KABİL (Rize) – Yalan, bu işte!
KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi, Türkbank
ihalesinde –hatırlarsınız, siz, o zaman bir kısmınız yoktunuz burada- Sayın
Mesut Yılmaz, Sayın Ali Şener, Sayın Kamuran Çörtük sabaha kadar pazarlık
ettiler, 390 milyon dolar, Bank Eksprese verdiler, sonra bu ihalenin iptali dolayısıyla
Türkbankın alması gereken 600 milyon dolardan vazgeçildi, bir de bu bankanın
içi; yani, vatandaşa karşı olan mükellefiyetlerini yerine getirmek için 600
milyon dolar da, Hazine, kaynak verdi. Bu, etti mi 1 milyar 600 milyon dolar...
BEYHAN ASLAN (Denizli) – Yine yalan!..
Hepsi yalan!..
KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi, iki; Mavi
Akım Projesinde 339 milyon dolara, Mavi Akım Projesini, ANAP yöneticisinin de
içinde olduğu şirkete verdiniz mi vermediniz mi?.. Bugüne kadar 52 milyon
dolarını avans verdiniz. Bununla ilgili birçok şayialar var. Ben ne dedim size;
yapılan ihalelerde rüşvet alındığı konusunda benim ciddî kuşkum var; ama, bir
komisyon kuralım, yine, başkanları sizden olsun, başkanvekilleri sizden olsun;
ama, ben de o komisyonun içinde bulunayım; eğer, rüşvet aldığınızı ispat
edemezsem, milletvekilliğinden istifa ederim, var mısınız?!
BEYHAN ASLAN (Denizli) – Kimsin sen,
kimsin sen!..
KAMER GENÇ (Devamla) - O zaman, eğer
yoksanız, siz, milletin parasına el atmaktan, gasp etmekten büyük bir onur
duyuyorsunuz.
BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.
KAMER GENÇ (Devamla) – Bir dakika ama,
benim dediklerimi... Sayın Başkan; yani, yalan beyanla beni itham etti.
BEYHAN ASLAN (Denizli) – Sen Örfi
Çetinkaya’dan bahset!
KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi, Sayın Tantan
istifa ettirildi. Sayın Tantan, o gün...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
KAMER GENÇ (Devamla) – Bir cümle söylememe müsaade eder
misiniz...
BAŞKAN – Yalan beyanda bulunmadığınızı
ifade ettiniz. Lütfen... Bir cümleyle kapatın. Rica edeceğim efendim.
Sayın Tantan da burada yok!
KAMER GENÇ (Devamla) – Sayın
milletvekilleri, bakın, şimdi, komisyon da geçti oraya, önergelerimizde de bizi
konuşturmayacaksınız.
BEYHAN ASLAN (Denizli) – Böyle
konuşursan, konuşturmayız, konuşturmayacağız!
KAMER GENÇ (Devamla) - Bakın, ben...
(ANAP sıralarından gürültüler) Ama, siz, bu milletin sesini kısamazsınız,
sokakta sizi, tek tek gezeceğiz, halka şikâyet edeceğiz, bu memleketi kimin
lehinde, nasıl karanlık rejimlere getirdiğinizi o halka anlatacağız.
BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.
KAMER GENÇ (Devamla) – En büyük zararı
siz göreceksiniz!
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI A.
MESUT YILMAZ (Rize) – Sayın Başkan, söz istiyorum.
BAŞKAN – Sayın Genç, size rica ettim,
başka bir sataşma olmasın diye...
Buyurun Sayın Yılmaz.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI A.
MESUT YILMAZ (Rize) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Biraz önce burada konuşan sayın
konuşmacının şahsımla ilgili söylediklerinin tümü yalandır! Kendisinin yaptığı
konuşmanın zaptını biraz sonra temin edeceğim, kendisi hakkında dava açacağım.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Açıyorsunuz
zaten her gün.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI A.
MESUT YILMAZ (Devamla) – Bu dava dolayısıyla, söylediklerini tevsik etme
imkânını da kendisine sunacağım.
Saygılarımla arz ederim. (ANAP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben de istifamı
koyuyorum ortaya! Mavi Akımda, Türkbank ihalesinde ne varsa, getirelim, şey
edelim... Yani, beni davayla...
BAŞKAN – Efendim, sinei millete döneceğiniz
zabıtlara geçti; tamam.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Zaten, hepsi
korkup benim aleyhimde dava açıyorlar.
BEYHAN ASLAN (Denizli) – Zaten çok
malın var senin.
BAŞKAN – Efendim, sizi kimse
korkutmuyor... Bitmiştir mesele.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye bitsin
efendim?! Bizi susturuyorsunuz, onları konuşturuyorsunuz.
BAŞKAN – Allah Allah!..
Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve
Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar
Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa
Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682) (Devam)
BAŞKAN – 20 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 20. – 5680 sayılı Kanunun 17 nci maddesi aşağıdaki
şekilde değiştirilmiştir.
“Madde 17. – Basın yolu ile işlenen yalan haber, hakaret,
sövme ve her türlü fiilden doğacak maddi ve manevi zararlardan, 16 ncı maddeye
göre sorumlu olanlarla birlikte Borçlar Kanununun genel hükümlerine göre
mevkutelerde sahibi ve mevkute olmayanlarda naşiri; mevkute sahibi ile mevkute
olmayanların naşirinin şirket olması halinde şirket ile birlikte anonim
şirketlerde yönetim kurulu başkanı, diğer şirket ve tüzel kişilerde en üst
yönetici, müştereken ve müteselsilen sorumludur. Tazminat talebinin haklı
görülmesi halinde tazminat miktarı, on milyar liradan az olmamak üzere fiilen
ağırlık derecesine göre belirlenir. On milyar liralık alt sınır her yıl Maliye Bakanlığınca ilan edilen yeniden
değerleme oranında artırılır. Bu maddeye göre açılacak manevi tazminat
davalarında hakim tensip kararı ile birlikte bilirkişiyi de tayin eder ve
davayı en geç altı ay içinde karara bağlar.
Zarar doğurucu fiilin işlenmesinden sonra mevkutenin
devredilmesi, başka bir mevkute ile birleşmesi veya sahibi olan gerçek kişi ya
da şirketin herhangi bir surette değişmesi halinde mevkuteyi devralan, birleşen
ve her ne suretle olursa olsun mevkutenin sahibi gerçek kişiler ile anonim
şirketlerde yönetim kurulu başkanı diğer şirket ve tüzel kişilerde en üst yönetici
de, bu fiil nedeniyle hükmedilen tazminattan birinci fıkrada sayılanlarla
birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.
Basılmış eser sahiplerinin dernek, vakıf ve benzeri tüzel
kişiler olması halinde tüzel kişilikle birlikte yönetim organlarında yer
alanlar hakkında da yukarıdaki hükümler uygulanır.
Bu maddeye göre açılan davalarda tazminata hükmedilmesi
halinde, bankalarca uygulanan en yüksek işletme kredisi faizi üzerinden
temerrüt faizine de hükmedilir.”
BAŞKAN – 20 nci madde üzerinde Fazilet
Partisi Grubu adına, Manisa Milletvekili Sayın Bülent Arınç; buyurun efendim.
(FP sıralarından alkışlar)
FP GRUBU ADINA BÜLENT ARINÇ (Manisa) –
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
19’dan başlayan 20, 21 ile devam eden
maddeler, Anayasa Komisyonuna gelen tasarı içerisinde yoktu. Bu tasarı, Radyo
ve Televizyon Üst Kuruluyla ilgili 3984 sayılı Kanunun değiştirilmesi amacıyla
getirilmişti; ama, akşam görüşmeleri sırasında, ani bir önergeyle, hiç alakası
yokken, 5680 sayılı Basın Kanunuyla ilgili bu hükümler değiştirildi.
Arkadaşlarımızın muhalefet şerhinden de
göreceğiniz gibi, bir konu müzakere edilirken, hiç konuyla alakası olmayan
maddelerin önerge yoluyla tasarıya eklenmesi, İçtüzüğün 35, 36 ncı maddelerine
aykırıdır, dolayısıyla Anayasanın 95 inci maddesine de aykırıdır ve yanlıştır.
Bu önergelerin geleceğinden Anayasa Komisyonu
üyelerinin de haberi yoktu; âdeta bir oldu bittiye getirildi. Komisyon
üyelerinin büyük bir kısmı komisyondan ayrılmışlardı ve bu maddeler eklendi.
Bir açıdan bunu ifade etmek istiyorum.
İkinci nokta ise, getirilen bu
düzenleme, hukuka da aykırıdır. Basın yoluyla işlenen hakaret, sövme, haber ve
her türlü fiilden doğacak maddî ve manevî zararların karşılanması amaçlanıyor.
Baktığımız zaman, buna “oh olsun” demek mümkün; çünkü, bunun mağduru olan
insanlar aramızda fazlasıyla mevcut. Birtakım sorumsuz basının, yalan
haberlerle “çamur at, tutmasa da izi kalsın” düşüncesiyle hareket ettiğini
biliyoruz. Namuslu insanlara -siyasetçiler de dahil olmak üzere- maalesef,
yalan haberlerle hücum ediliyor, kurşun sıkmak yerine, bu yalan haberler
kullanılıyor. Bundan dolayı içimizde mağdur ve şikâyetçi olmayan bir tek kişiyi
göstermek mümkün değil. Evet, bunun önlenmesi lazım; Basın Kanununun belki
tümüyle değişmesi lazım. Bu konuda bir taslak zamanında elimize verilmiş ve
incelememiz istenmişti; ama, neticesini bile alma tenezzülünde bulunmadan,
bunun içerisine maddeler monte edildi ve getirildi.
Değerli arkadaşlarım, şimdi şu düzenlemeye bakınız;
içinizde hukukçu arkadaşlarımızın daha da duyarlık göstereceğine inanıyorum:
Şimdi, yargının hükmedeceği tazminat miktarının en az sınırı belirlenmiş, yani
on milyardan aşağı olmayacak maddî ve manevî tazminat. Mahkeme, hemen tensiple
birlikte bilirkişi tespit edecek, delilleri toplayacak ve davayı en geç altı ay
içerisinde bitirecek; hükmedilecek tazminatlara, genel faiz oranının dışında en
yüksek işletme kredisinin faizleri uygulanacak; para cezaları ise bir önceki
maddeden başlayarak, ölçüsüz derecede artırılıyor ve bir de tecil edilmiyor.
Değerli arkadaşlarım, yıllarını bu mesleğe vermiş bir
kardeşinizim -içimizde de hukukçu arkadaşlarımız var- maddî tazminatlar
hesaplanır, yani bunların içlerinde işten güçten kalmak vardır, kârdan zarar
vardır, birtakım faturalara dayanan belgeli tazminatı gerektirecek harcamalar
vardır. Manevî tazminat ise, o kişinin uğradığı manevî zararın, yani üzüntünün,
teessürün karşılığıdır. Bunu da mahkeme tayin ve tespit eder; kaldı ki,
bilirkişiye başvurmak hâkim için mecburiyet değildir. İhtisas gerektiren
işlerde bilirkişiye hâkim isterse müracaat edebilir; bu da, daha çok genel ve
teknik konularda olur. Şimdi, burada mecburiyet getirilmektedir “bilirkişiye
mutlaka gideceksiniz” şeklinde.
Değerli arkadaşlarım, o zaman hâkimin yerine bilirkişi
geçmiş olur. Oysa, bazı davalarda, öylesine yazılar, çiziler, karikatürler,
fotoğraflar, fotomontajlar vardır ki, çıplak gözle baktığınız zaman, buradaki
hakaret amacını siz görürsünüz hâkim olarak ve kararınızı rahatlıkla verebilirsiniz.
Eğer, mahkemeleri bilirkişiler yönetecekse, o zaman hâkimlere hiçbir zaman yer
kalmamak gerektir ve bu, fevkalade yanlıştır.
Şimdi, eğer 10 milyar lira alt sınır
olarak kabul edildiyse, sordum bazı arkadaşlara onlar da cevap veremediler;
çünkü “biz bu konuyu tartışmadık” dediler. Yani, dava açmak isteyen kişi, en az
10 milyarlık mı dava açacaktır? Bunun maddî karşılığı bir masraf olarak
düşünülmüş müdür? Yoksa, mahkeme, diyelim ki 5 milyarlık dava açıldığı zaman
“kanun 10 milyardan az olamaz diyor, sen 5 istedin; ama, ben 10 veriyorum” mu
diyecektir? Öyle manevî tazminat davaları vardır ki, sembolik olarak 5 liralık,
500 liralık, 5 milyon liralık davalar da açılabilir, yeter ki karşı taraf
mahkûm edilsin ve bu manevî tatmine ulaşsın şeklinde.
Şimdi, siz 2 milyarlık dava açtığınız
zaman, hâkim ilk incelemesinde “kanun 10 milyar diyor, sen 2’lik açmışsın
davanı reddediyorum” mu diyecektir daha ilk başta ve tensipte; yoksa “2
milyarlık dava açtın; ama, sen kanunu herhalde bilmiyorsun, al sana 10 milyar”
mı diyecektir?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Arınç, toparlar mısınız
efendim.
AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Harcını
nasıl yatıracaktır?
BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Harcını nasıl
yatıracaktır? Bilirkişi masraflarını verecektir ve belki de bu insanlara
istemediğinden çok daha fazlasını veya istediğinden tamamen daha azını teklif
etmek gibi bir yanlışlığa, bir hataya yol açabilecektir.
Değerli arkadaşlarım, burada
karşılaştığımız bu usuller elbette hukukun temel prensiplerine aykırıdır.
Bunlar hukuk davalarıdır, ceza davalarının görülmesi ayrı. Maddî ve manevî
tazminat davalarının düzeltme hakkıyla, tekzip hakkıyla, sorumlularının tespit
edilmesiyle doğru olduğunu söylüyorum; ama, şu hükümler hukukta hiçbir zaman
haklı karşılanmayacak, uygulamada çelişkiler meydana getirecek fevkalade
zararlı ve yanlış hükümlerdir. Böyle bir madde nasıl konabilmiştir, gerekçesinde
ne vardır; bu bir tepki olarak gelmiştir ona eminim. Bu basından illallah
diyenler, öyle bir ceza getirelim ki bunların ağızlarını kapatalım diye
düşünmüşlerdir; ama, hukuk herkese lazımdır ve bir yanlışı düzeltirken başka
bir yanlış yapamayız, daha büyük bir yanlış yapamayız, bu haksızlık olur;
dolayısıyla, bu maddenin yeniden düzenlenmesi lazım.
Anayasaya aykırılık iddiamız var,
önergemiz var, bunun üzerinde konuşacağız; ama, değerli arkadaşlarım, sözümün
son noktasında bir hareketliliğe dikkatinizi çekmek istiyorum. Burada bu tasarı
üç haftadan beri görüşülüyor, bugün Sayın Başbakan başta olmak üzere, yanında
çok değerli Genel Başkan Yardımcıları ve Başbakan Yardımcıları, ara da
verilmeden Genel Kurulda “bu iş ya olacak ya olacak” mantığıyla bu kanun
tasarısını bitirmeye çalışıyorsunuz ve Anayasa Komisyonu sıralarına da
arkadaşlarımızı doldurdunuz. Bunun anlamını biliyoruz; bundan sonraki
önergelerimizin önünü kesmek istiyorsunuz. Burada sözümüzü kesebilirsiniz,
önergelerimizin tartışılmasına imkân vermeyebilirsiniz; bu zulüm olur, bu
despotluk olur, bu yanlışlık olur, bu yanlışlığı yapmayın. (FP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.
BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Sizin
hatalarınızı ortaya koymak ve ikaz etmek bizim vazifemizdir. Lütfen, bu
despotluğa gitmeden, mademki çıkaracaksınız, her maddesinde, her önergesinde
rahatlıkla burada konuşalım. Yoksa, bundan utanacaksınız sonunda; bu bizi daha
fazla üzecek.
BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.
BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Türkiye Büyük Millet
Meclisi yasama görevini hiçbir baskı ve dayatmaya maruz kalmadan yapmalıdır,
yapacağına inanıyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP ve
DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.
Sayın Arınç, kendime tekabül eden bir
cevap vereyim. “Ara vermeden” dediniz; ama, ara verme yetkisi Başkanın olduğuna
göre, saat 20.00’den sonra, tabiî ara vereceğim efendim; ara vermeme diye bir
hadise yok. Normal bir rutin var, o rutinin içinde vereceğim.
BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sağ olun.
BAŞKAN – Doğru Yol Partisi Grubu adına,
Eskişehir Milletvekili Sayın Sadri Yıldırım; buyurun. (DYP sıralarından
alkışlar)
Sayın Yıldırım, madde üzerinde
konuşacaksınız değil mi efendim...
DYP GRUBU ADINA MEHMET SADRİ YILDIRIM
(Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 682 sıra sayılı Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun Tasarısının 20 nci maddesi
üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinize
Grubum ve şahsım adına saygılar sunuyorum.
Türkiye’de, devletin ülkesi ve
milletiyle bölünmez bütünlüğünü ve devamlılığını her koşulda savunmak ve
korumak Anayasal bir zorunluluktur. Birey olarak hepimiz ve kurumsal olarak da
demokratik güçlerin tümü için gerekli olan bu hassasiyet, basın; yani, medya
açısından da önemlidir.
Demokrasilerde yasama, yürütme ve yargı
güçlerine ilaveten, dördüncü kuvvet olarak kabul edilen basın, kısa vadede
toplumların yönetiminde ve yönlendirilmesinde, uzun vadede ise, toplumların
gelişmesinde ve demokratik erklerin kullanılma biçimlerinin
şekillendirilmesinde, geniş anlamda önemli ve tek kuvvettir; çünkü, toplumun
doğru bilgi ve haber alma hakkı her zamankinden daha fazla önem kazanmaktadır.
Değerli milletvekilleri, tasarıda, bir
tüzel ya da gerçek kişiye bir yayın kuruluşunun tamamına sahip olma imkânı
verildiği gibi, birden fazla radyo ve televizyon sahiplerinin devlet
ihalelerine girmelerinin önü açılmak istenmektedir. Böylece, üzülerek belirtmek
istiyorum ki, maddî imkânları kısıtlı olan yerel medya kuruluşları teker teker
büyük sermaye tarafından elde edilecek, ulusal kültürümüzün aslî kaynağı olan
yerel kültür önemli bir solunum aracını yitirecektir.
Esasen, bu tasarı, Anadolu basınına ve
mahallî televizyonlara büyük darbe vuracaktır; çünkü, yayın ihlalleri
dolayısıyla uğrayacağı ağır para cezaları alması nedeniyle, zaten, maddî
zorluklar içerisinde bölgenin ve bölge halkının sesini duyurmaya çalışan, olaya
kâr etme gözüyle bakmayan, yalnızca, bölge halkının bölgeden haberdar olması,
bölgenin sorunları üzerine yayın yapmayı ilke haline getiren yerel medya
kuruluşları kapanma noktasına gelecektir. Çünkü, tasarının yerel medyaya
getirdiği para cezaları çok ağırdır. Cezalar ve tazminatlar, 10 milyar lirayla
125 milyar lira arasında alınmaktadır; ancak, takdir edersiniz ki, tazminatı hâkim
takdir eder. Güç şartlar altında yayın faaliyetlerini sürdüren yerel
kuruluşlar, bir ihlal halinde bile ekonomik olarak çökecekler, yayın
faaliyetlerini durdurmak zorunda kalacaklardır. Medyada tekelleşme
eğilimlerinin hız kazandığı şu dönemde yerel medya yok edilmemeli; aksine,
güçlendirilmesi için gerekli önlemler alınmalıdır.
Bakınız, Eskişehir’de on yıldır hizmet
eden iki televizyon kanalı kendi imkânlarıyla ayakta durmaya çalışmakta,
çalışanlarına da zor şartlar altında ücret ödemektedir. Keza, tüm mahallî
basınımız da zor şartlar altında çalışmaktadır; ama, bu tasarı kanunlaşırsa,
televizyonlarımız ve radyolarımız kapanmak mecburiyetinde kalacaktır. Çünkü,
cezaları ve tazminatları çok yüksektir, ödemeleri mümkün değildir. Zira, bu
tasarıyla, bir yandan, tekelleşme sağlanırken, bir yandan da, yerel medya yok
olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakılmaktadır. Hal böyleyken, bu tasarıyı
yasalaştırmak yanlıştır. Yanlış olduğunu fark edersiniz, ama, iş işten geçmiş
olur.
Değerli milletvekilleri, Anayasanın 28
inci maddesinde “basın hürdür, sansür edilemez. Devlet, basın ve haber alma
hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır” denildiğine göre, nerede kalıyor
Anayasanın bu hükmü?! Bu tasarı, Anayasaya, tüm yasalara, demokrasiye ve basın
özgürlüğüne aykırıdır.
Danıştayın 10.4.2001 tarihli içtihadı
birleştirme kararında “televizyon sahipleri ihalelere giremez” denildiğine
göre, bu kararın hükmü ne olacak, bunu hiç nazara almıyor musunuz? Eğer, bu
kararı nazara almıyorsanız, o zaman, hukuk devletinden nasıl bahsedeceksiniz?
Yani, bu tasarıyla, açıkça görülmektedir ki, medya demokrasimizde birinci güç
olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla, bu yasa tasarısıyla, siyasetçinin,
ülkenin ve demokrasinin, tekelleşen medyanın ipoteği altına alınması
istenmektedir; yani, bu tasarıyla, ülkeye, demokrasiye ve millet iradesine
darbe vurulmaktadır. Millet iradesinin üstüne kimse çıkamaz ve çıkmamalıdır;
çünkü, millet her şeyin üstündedir.
Şimdi, soruyorum, sayın hükümet, siz,
ne yapmak istiyorsunuz; milletin verdiği yetkiyi başkasına devretmeye hakkınız
var mı? Ülkenin ve milletin dert ve sıkıntıları varken, bu tasarının gece
gündüz görüşülmesinin aciliyeti nedir, bunu anlamak mümkün değildir.
Çiftçi, maliyetin altında tespit edilen
fiyatlar nedeniyle, alın teri ve el emeğinin karşılığını alamadığına mı
üzülsün, kasabalardaki ziraat bankasının kapatılmasına mı üzülsün, yoksa, halen
ziraî kredi faizlerinin düşürülmediğine mi üzülsün...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
MEHMET SADRİ YILDIRIM (Devamla) –
Bitiriyorum efendim.
BAŞKAN – Sayın Yıldırım, metni bitirmek
mecburiyetinde değilsiniz, ama, toparlayın.
MEHMET SADRİ YILDIRIM (Devamla) –
Değerli milletvekilleri, vatandaş hangi derdine yansın. Sayın hükümet, çiftçiyi
ve esnafı gözden çıkardı.
BAŞKAN – İşte, ben bunu bekliyordum
ki...
MEHMET SADRİ YILDIRIM (Devamla) – Bir
saniye Sayın Başkan...
BAŞKAN – RTÜK’le çiftçiyi karıştırdık
yine...
MEHMET SADRİ YILDIRIM (Devamla) – Hayır
efendim, karıştırmayız.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Yani, çiftçi
gazete okumasın mı, televizyon seyretmesin mi?!
MEHMET SADRİ YILDIRIM (Devamla) – Bir
saniye Sayın Başkan, söyleyeceğimi duyun. Acaba, mahallî televizyonları,
radyoları ve mahallî basını da mı susturmak istiyorsunuz?
Değerli milletvekilleri, esnaf borcunu
ödeyemiyor, vergisini veremiyor. Bağ-Kur primleri çok yüksek, ödeyemiyor, halk
perişan, evine ekmek götüremez hale gelmiş.
BAŞKAN – Sayın Yıldırım, dün de aynı
şeyleri söylediniz...
TURHAN GÜVEN (İçel) – Doğru, her yerde
doğrudur.
MEHMET SADRİ YILDIRIM (Devamla) – Hal
böyleyken, daha acil kanunlar varken, siz, neden bu tasarıda ısrar
ediyorsunuz?!. İyi düşünün, demokrasiye, ülkeye ve millete kötülük yapmayın!..
Basının, milletin ve ülkenin aleyhine
ve Avrupa Birliği normlarına da aykırı olan bu tasarının yol yakınken geri
çekilmesini diliyor, Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Ben, sonunda bekledim ki
televizyonumu geri istiyorum... Mikrofonumu geri istiyorum diyeceksiniz, onu
demediniz.
Teşekkür ederim efendim.
MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) – Bir
dahakine onu da söyleriz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Üç adet önerge vardır; okutup,
aykırılık derecesine göre işleme koyacağım.
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
682 sıra sayılı kanun tasarısının
çerçeve 20 nci maddesinden aşağıdaki bölümün çıkarılmasını arz ederiz.
Nazlı Ilıcak İrfan
Gündüz Altan Karapaşaoğlu
İstanbul İstanbul Bursa
Sait Açba Abdülkadir
Akın
Afyon İstanbul
“Tazminat talebinin haklı görülmesi
halinde, tazminat miktarı on milyar liradan az olmamak üzere, fiilin ağırlık
derecesine göre belirlenir. On milyar liralık alt sınır her yıl Maliye
Bakanlığınca ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılır.
Bu maddeye göre açılan davalarda
tazminata hükmedilmesi halinde, bankalarca uygulanan en yüksek işletme kredisi
faizi üzerinden temerrüt faizine de hükmedilir”
BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 687 sıra sayılı Radyo
ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir
Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının çerçeve 20 nci maddesiyle değiştirilen 15.7.1950 tarihli ve 5680
sayılı Basın Kanununun 17 nci maddesinin birinci fıkrasındaki “10 milyar
liradan az olmamak” ibaresinin “5 milyar liradan az olmamak” olarak değiştirilmesini
az ve teklif ederiz.
Fethullah Erbaş Musa Uzunkaya Alaattin
SeverAydın
Van Samsun Batman
Mustafa Geçer Aslan Polat Cevat Ayhan
Hatay Erzurum Sakarya
Lütfi Yalman Mehmet
Çiçek Zeki Ünal
Konya Yozgat Karaman
BAŞKAN – Efendim, son okunacak önerge
en aykırı önergedir; okutup, işleme koyacağım.
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
682 sıra sayılı tasarının 20 nci
maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle tasarıdan çıkarılmasını arz ve
teklif ederiz.
Teklif edenler
Bülent Arınç T.
Rıza Güneri Lütfi Yalman