BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

6 Haziran 2001 Çarşamba

        BAŞKAN: Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU

             KÂTİP ÜYELER: Melda BAYER (Ankara), Yahya AKMAN (Şanlıurfa)

        -----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113 üncü Birleşimini açıyorum.

 

Y O K L A M A

 

BAŞKAN - Yoklama talebi vardır; yoklama yapacağız.

MEHMET PAK (İstanbul) – Çoğunluk var Başkanım.

BAŞKAN – Efendim, milletvekilleri talep edince, akan sular durur; millî irade böyle...

Yoklama için 5 dakika süre vereceğim.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı olmadığı için 14.30’a kadar ara veriyorum.

Sayın Karakoyunlu, bakanlığınızı kutluyor, başarılarınızın devamını diliyorum; hayırlı, uğurlu olsun efendim.

  Kapanma Saati: 14.08

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.30

        BAŞKAN: Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU

             KÂTİP ÜYELER: Melda BAYER (Ankara), Yahya AKMAN (Şanlıurfa)

        -----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113 üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

 

Y O K L A M A

 

BAŞKAN - Yoklama talebi vardır; ad okunmak suretiyle yoklama yapacağım efendim.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkanım, idare hukukunda bir usul vardır; nasıl başladıysa öyle devam eder; usul aynıdır, değişmez. Bazı arkadaşlar istiyor diye, ad okunarak yoklama yapılamaz; usul usuldür, yani, gelsinler, başka şey yok!

 Bu kanun çıkmaz, kamu sendikalarına başlayacağız beyler, o kanun lazım bize! 

BAŞKAN – Yoklamaya Adana İlinden başlıyoruz.

(Yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, Mübarek Peygamberimiz Hazreti Muhammet’in doğum yıldönümü münasebetiyle söz isteyen Antalya Milletvekili Osman Müderrisoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Müderrisoğlu. (MHP, ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

 

 

 

OSMAN MÜDERRİSOĞLU (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle Peygamberimiz Hazreti Muhammet’in hayatı hakkında konuşma yapmak üzere huzurlarınızdayım.

Peygamberler zincirinin son halkası Peygamberimiz Aleyhisselamdır. O’nunla, peygamberlik zinciri hem tamamlanmış hem de ilk halkayla bütünleşmiştir. Nübüvvet müessesesi O’nunla hitama ermiş, ilahî vahiy onunla kemale ulaşmıştır. O, aynı zamanda, kusursuzluğun, eksiksizliğin, mükemmelliğin ve kemalin eşsiz temsilcisidir. Dünyada hiçbir fani, Peygamber Efendimiz kadar sevilmemiş ve onun kadar ilgi görmemiştir. İnsanlık, küfür, kin, intikam, düşmanlık, zorbalık ve zulüm saltanatından, onun Allah katından getirdiği din sayesinde kurtuldu; o, peygamberlik zincirinin son halkasıdır.

Dinimizde peygamber inancının son derece merkezî bir önemi vardır. Yüce Allah, insanlığın kurtuluşu için gerekli ve yeterli olan evrensel doğruları, bir taraftan, peygamber vasıtasıyla beşeriyete ulaştırır, diğer taraftan da, bu evrensel doğruların sosyal hayata nasıl getirileceğinin somut örneğini de, yine, peygamber vasıtasıyla gösterir.

Peygamberler, dinin insanlığa sunduğu model insan konumundadırlar. Bu sebeple, Kur’an-ı Kerim’de, Peygamberimize -insanlara- “eğer, Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun. Böylece Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın” buyurulmuştur.

Müslümanlar için Hazreti Peygamber model insandır; çünkü, o, bir taraftan, Allah’ın buyruklarını olduğu gibi insanlara ulaştıran, diğer taraftan da, ilahî buyrukları gündelik hayatında en iyi şekilde uygulayarak, başka insanlara örnek olandır. Bu anlamda, Kur’an-ı Kerim’de, Hazreti Peygamber’e hitaben “muhakkak sen, çok yüce bir ahlak üzeresin” buyurulurken, insanlara da “gerçekten, sizin için, Resulullah’ta çok güzel bir örnek vardır” denilmektedir. Dolayısıyla, Hazreti Peygamber’i örnek almak, inanan insan için öncelikle dinî bir görev, dinî bir vecibedir.

Hazreti Peygamber’den 1 400 yıl sonra yaşayan günümüz insanı, bugün Peygamberimizin nasıl örnek alınması gerektiği konusunu son derece iyi anlamak zorundadır; bu, bir mecburiyettir.

Dolayısıyla, bir din için peygamberin önemi her şeyin üstündedir. Her fani insan gibi, o da Rahmeti Rahman’a kavuşmuştur; ama, getirdiği değerler ve normlar kıyamete kadar bâkidir. Bu nedenle, Kur’an’la birlikte, Peygamberimiz Hazreti Muhammed’in çok iyi tanınması, anlaşılması şarttır; ancak, bu şekilde onu örnek almak mümkün olabilecektir.

Şimdi, bize düşen, yüce kitabımız Kur’an’ı ve Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed’i ve yüce dinimizi doğru bir şekilde anlamak ve anlatmak suretiyle, asırların getirdiği yanlış anlayışları ortadan kaldırmak, Müslümanlara yeni bir ilim, yeni bir düşünce, tefekkür ve çalışma aşkı kazandırmaktır. Bu, Yüce Meclisin görevidir; Türk insanına bunu öğretmek Yüce Meclisin görevidir. Bugün muhtaç olduğumuz husus budur, bunun yolu da, okullarımızda inanan insana inancını öğretmekten geçmektedir. (MHP, FP ve DYP sıralarından alkışlar)

Biliyoruz ki, ülkemizde ve dünyamızda her alanda çok hızlı ve baş döndürücü gelişmeler yaşanmaktadır;gelişen günlük olaylar mutlaka bir yönüyle bizi, Müslümanları ilgilendirmektedir. Bu  nedenle, çağın ve sosyal gelişmelerin dışında kalmamalı, aktüaliteyi takip etmeli; kendimizi ilmî, meslekî ve kültürel alanlarda devamlı yenilmeliyiz. Sosyal hadiseleri doğru algılayarak, dinimizi özüne uygun bir şekilde yorumlayarak, bid’at ve hurafelerden arınmış temiz bir din duygusuyla insanlarımızı, çocuklarımızı, gençlerimizi nakış gibi işlemeli ve bezemeliyiz ki, yanlışlara sapmayalım.

Bu duygu ve düşüncelerle, Yüce Peygamberimizi huzurlarınızda anıp, hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlarım. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Müderrisoğlu.

Sayın Bakan, buyurun efendim.

DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Antalya Milletvekili Sayın Osman Müderrisoğlu’nun, Peygamberimizin doğum yıldönümü nedeniyle yapmış olduğu gündemdışı konuşmayla ilgili olarak söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Diyanet İşleri Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından, 1989 yılından itibaren, Peygamberimizin doğum yıldönümleri, her yıl “Kutlu Doğum Haftası” adıyla, bilimsel ve kültürel etkinliklerle kutlanmaktadır. Kutlamaların 13 üncüsü, bu yıl 1-7 haziran tarihleri arasında, Türkiye genelinde, konferans, panel ve diğer sosyal ve kültürel etkinliklerle icra edilmektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfı, bu etkinliklerle, Peygamberimizin, insanın mutluluğuna yönelik mesajlarını, günümüz koşullarını da dikkate alarak, geniş halk kesimlerine ulaştırmanın yararlı olacağına inanmaktadır.

İnsanlığın hidayet rehberi, Allah kelamı Kur’an-ı Kerimi vahiy yoluyla alıp, doğru bir şekilde insanlara tebliğ buyuran, âlemlere rahmet Hazreti Muhammed’in (sallallahü aleyhi ve sellem) dünyayı teşrifleri olan mevlidi nebevi, asırlardır, milletimiz tarafından “Mevlit Kandili” olarak kutlanmaktadır.

Yüce dinimiz, huzurlu ve mutlu dünyanın en büyük hayat kaynağıdır. Bu noktadan hareketle, dinî tefekkürü cami dışına taşımak, değerli bilim adamlarımızın araştırmalarını ve düşüncelerini halka aktarabilmek için, Mevlit Kandilini hayırlı bir vesile sayan Diyanet İşleri Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfı, yüzyıllar önce bir bilim ve kültür bayramı şeklinde kutlanan mevlit geleneğini canlandırmayı amaçlamış, bu düşünceyle de, Peygamberimizin doğum gününü içine alan haftayı, Kutlu Doğum Haftası olarak ilan etmiştir.

Bu etkinliğin, her zaman olduğu gibi, özellikle sosyal bütünleşmede büyük etki ve katkı sağlayacağı bir gerçektir. Kutlu Doğum Haftasını, Türk kültürünün sağlam bir dayanağı, milletimizi birlik ve bütünlük içinde aydınlık geleceğe taşıyacak değerli bir gelenek olarak gören Diyanet İşleri Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfı, hafta dolayısıyla hazırladığı programlarda hep bu amacı göz önünde tutmuştur.

Bu yıl 13 yaşına basmış olan Kutlu Doğum Haftası, milletimizin arzusu ve tarihî geleneği üzerine bina edilmiştir.

1989 yılında sadece Ankara’da başlayan kutlama programları, bugün artık bütün Türkiye’ye, Türk dünyasına, Balkanlara, Kıbrıs’a, Avrupa, Amerika ve dünyanın birçok ülkesine yayılmış durumdadır.

2001 yılı Kutlu Doğum Haftası çerçevesinde Türkiye genelinde düzenlenen programlarda, ağırlıklı olarak “Toplumda güven duygusunun önemi ve Muhammed’ül Emin olarak Hz.Peygamberimiz” ve “Sevgi ve barış dini olarak İslam” konusu üzerinde durulmuştur.

Bu etkinlikler, ilahiyat fakülteleri, diğer fakültelerin öğretim üyeleri ve müftülerimizin işbirliği çerçevesinde icra edilmiştir.

Ayrıca, hafta münasebetiyle 1-3 Haziran 2001 tarihleri arasında Diyanet İşleri Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfınca, müştereken “İslamın anlaşılmasında sünnetin yeri ve değeri” konulu bir sempozyum da düzenlenmiştir.

Türkiye’nin dört bir yanından çok sayıda bilim adamının katılımıyla 1 Haziran Cuma günü saat 14.30’da Kocatepe Camii Konferans Salonunda başlayan ve üç gün süren sempozyum çok verimli geçmiştir.

Hafta nedeniyle, Diyanet İşleri Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından bugüne kadar toplumumuzun gündeminde yer alan önemli konularda birçok sempozyum düzenlenmiş ve bu sempozyumlarda sunulan tebliğler, daha sonra kitap haline getirilerek halkımızın yararına sunulmuştur.

İslam ve demokrasi, dünyada ve Türkiye’de İslam ve Müslüman imajı, değişim sürecinde İslam, “Türk Dünyasının Dinî Meseleleri”,“Üçüncü Bine Girerken Türkiye” ve “Üçüncü Bine Girerken İslam” bu sempozyumlardan bazılarıdır.

Bu yıl 13 üncüsü kutlanan Kutlu Doğum Haftası, yurt içinde 81 il, 615 ilçede, yurt dışında ise Bulgaristan, Kazakistan, Kırgızistan, Makedonya, Azerbaycan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kırım, Romanya, Türkmenistan ve Nahcivan’da icra edilmiştir.

Programlara, yurt içinden ve yurt dışından alanlarında uzman pek çok din ve bilim adamı katılmıştır.

Ankara’da 1 Haziran 2001 Cuma günü saat 10.00’da Kocatepe Konferans Salonunda açılışı yapılan Kutlu Doğum Haftası programına, başta Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekilimiz olmak üzere, bakanlar, milletvekillerimiz, üst düzey bürokratlar ile halk kesiminden davetliler katılmıştır.

Yine, bu kutlamalar çerçevesinde, aynı gün, insanları bir sevgi halesi etrafında toplamak amacıyla, 7 ncisi düzenlenen “sevdiklerinize bir gül verin” kampanyası, Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Nuri Yılmaz’ın gül sunmasıyla başlatılmıştır.

Gül kampanyasından sonra, Kocatepe Camii avlusunda, “Kutlu Doğum Aşı” adı altında, davetlilere etli pilav ve ayran ikram edilmiştir.

Hafta münasebetiyle ülke genelindeki bütün camilerde hutbe ve vaazlarda kutlu doğum konusu işlenmiştir.

3 Haziran 2001 tarihinde, TRT ile müştereken Bodrum’un Turgutreis Beldesinde mevlit merasimi düzenlenmiş ve bu merasim televizyondan yayınlanmıştır.

Kutlu Doğum Haftası çerçevesinde icra edilen programların tüm giderleri, Türkiye Diyanet Vakfı tarafından karşılanmaktadır.

Yüce ulusumuza nice Kutlu Doğum Haftaları dileğiyle, Yüce Meclise en içten saygılarımı sunarım. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bakan teşekkür ederim.

Hepimize kutlu olsun.

Gündemdışı ikinci söz, Diyanet İşleri Başkanlığı Kanunu hakkında söz isteyen Gümüşhane Milletvekili Lütfi Doğan’a aittir.

Buyurun Sayın Doğan. (FP sıralarından alkışlar)

 

 

LÜTFİ DOĞAN (Gümüşhane) – Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanunla ilgili söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamazdan önce hepinize en derin saygılarımı sunuyor, hepinizin geçmiş Mevlit Kandilinizi tebrik ve tes’id ediyorum.

Efendim, mevzuuma geçmezden önce iki sevincimi yüksek huzurunuzda dile getirmek istiyorum. Bunlardan birincisi, dün tarla sulamasıyla ilgili bir kanun teklifi yüksek idarenizle gündeme girmiş oldu. Burada, bendenizin sevinci şu: Değerli bir milletvekili arkadaşımız, memleketimizin gelişmesi, bilhassa ziraî yönden ilerlemesi için düşüncelerini dile getirdi, kanun teklifi olarak sundu; diğer arkadaşlarımız, ki mesela Sayın Necati Albay Beyefendi arkadaşımız ve diğer arkadaşlarımız bu düşünceye katıldılar, hepinizin ittifakıyla bu kanun teklifi gündemde yerini aldı. Bundan fevkalade büyük sevinç duymamın sebebi şu. Demek ki, memleketimizin yararına olan işlerde, güzel, rahat düşünülüyor ve çok güzel düşünceler ortaya konuluyor, yüksek Meclisiniz de, milletvekillerimiz de, milletimize bu konuda örnek oluyor.

İkinci bir sevincim, bugün, Sayın Müderrisoğlu arkadaşımız bir konuyu Mevlit Kandilini dile getirdi, Resulü Ekrem Efendimizle ilgili, hepinizin bildiği çok güzel düşünceleri dile getirdi ve ayrıca Sayın Bakanımız da aynı düşünceleri paylaşarak, bu tebriki birlikte yaptı, sizler de hüsnü kabul buyurdunuz. Bu benim için ne kadar sevindirici. Emin olun, milletimiz için de çok sevindiricidir ve Allah’a çok şükür, millet olarak, bizim zenginliklerimiz çok yüksektir, birlikteliklerimiz yüzde 99’dur, belki yüzde 1 farklılıklar vardır. İnşallah, o farklılıkları da telafi etmeye imkân buluruz. Onun için, bu sevincimi sizlerle paylaşıp, şimdi hemen konuma geçiyorum.

Efendim, Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun 1965’te yürürlüğe girdi, aradan 35 yıl geçti; ancak, birkısım bölümleri Anayasa Mahkemesince iptal edildi. Tabiri caiz ise, şu anda, Diyanet İşleri Başkanlığımızın kuruluş ve görevleriyle ilgili kanun mevcut değildir.

Hükümetimizden istirhamım, bir an önce, uzmanlarıyla da işbirliği yaparak, onların görüşlerinden de yararlanarak, Diyanet İşleri Başkanlığı kuruluş kanununun bir an önce sizlerin yüksek huzuruna getirilmesidir. Takriben 9 yıla yakındır, zaman zaman, sizin bir arkadaşınız olarak bu konuyu dile getiriyorum; ama, ne hikmetse, hükümetlerimizde iltifat buyurulmadı; ama, bundan sonra ümit ediyorum, bu noksanlığı telafi ederiz.

Efendim, bu konuda ihtiyaçlar çok; mesela, şu anda 10 000’den fazla kadro açıktır, tayin yapılamamaktadır. Hükümetimizin, bu konuda da ilgisini ve iltifatlarını istirham ediyorum.

Şimdi, tabiî, bunların yapılmasında, vücuda getirilmesinde milletimiz için ne büyük faydalar olacağını hepiniz takdir buyurursunuz; ama, benim, hükümetimizden, Yüksek Meclisimizden istirhamlarımla birlikte, Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilatının değerli mensuplarından da, milletimize ifa ettikleri son derece mukaddes hizmetle ilgili birtakım istirhamlarım var; çünkü, Diyanet İşleri Başkanlığı, bir bakıma, memleketimize, dinî, ahlakî yönden hizmet etmekle yükümlüdür. Hatta, 633 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde şu cümleler yer almaktadır...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Hocam, buyurun.

LÜTFİ DOĞAN (Devamla) – “İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlak esaslarıyla ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere, Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur” O halde, din konusunda toplumu aydınlatmak, üstün ahlakın ne kadar önemli olduğunu, sadece Millî Eğitimimiz değil, bilhassa Diyanet İşleri Başkanlığımız, memleketimizin bütün fertlerine ulaştırmakla da görevlidir.

Hepinizin takdir buyuracağı üzere -az önce değerli arkadaşım Osman Müderrisoğlu Beyefendinin de belirttiği gibi- İslam denilince, İslam dini, üstün ahlaktan ibarettir; üstün ahlak, Allahüteala’nın yarattığı en üstün varlıktır, en üstün niteliktir. Bütün insanlığın, hepimizin, insan olarak buna büyük ihtiyacımız vardır. Diyanet İşleri Başkanlığı bu konuda örnek olmalıdır. Mesela, Diyanet İşleri Başkanlığı, camilerimizde, camilerimiz dışında ahlakî değerlerimizi güzelce telkin ederken, insanın değerini tanıtmalı, Allah katında insanların değerinin çok yüksek olduğunu, bir insanın canına kıymanın bütün insanlığı mahvetmek kadar ağır bir cürüm olduğunu anlatmalı, bir insanı Allah yoluna teşvik etmenin bütün insanlığa hayat vermek kadar önemli bir iş olduğunu anlatmalıdır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bir başka konu daha var, o da, “İslamiyeti çok iyi anlamak lazımdır” dedi arkadaşımız; ne kadar güzel söyledi. Hakikaten, İslamiyette şu husus çok önemlidir –hepsi önemli de- bir toplum, ilerlemek, yükselmek istiyorsa, o toplumun içerisindeki en güçsüz kimselerin, hiçbir zorluğa takılmadan, hakkını en güçlülerden alabilmelidir. İşte, Diyanet İşleri Başkanlığının, milletimizin bütün fertlerine İslamın bu gerçeğini hatırlatması ve kendilerinin de örnek olması zaruretini, bendeniz hissediyorum.

Değerli arkadaşlarım, vaktimin dolduğunu biliyorum; ancak, izin verirseniz, bir şey daha arz etmek istiyorum. Hepiniz, en az bendeniz kadar buna riayet ediyorsunuz, bundan eminim; ama, Peygamber Efendimizin bütün insanlığa duyurduğu şu gerçeği de biz her zaman hatırlamalıyız, o da şudur: “İslam şerefine eren insan, ya hayır söylemeli yahut da sükut etmelidir.”  O halde, bu mesele, bugün de bizim için, insanlık için son derece önemlidir. Söylediğimiz sözler, herkese yarar sağlamalıdır, faydalı olmalıdır, ışık tutmalıdır; ama, bunu söylemeye muktedir olamıyorsak, o zaman, sükut edip, söyleyenlerden yararlanmalıyız, hayatımızın sonuna kadar bunu devam ettirmeliyiz. Bunun ne faydası olur bize; faydası çoktur; komşular arasında kırgınlıklar kalmaz, partiler arasında kırgınlıklar kalmaz. Hepsi, inandığını, en faydalı gördüğünü ortaya koyar, buna da ihtiyaç  vardır, medeniyet de zaten budur.

Sayın Başkan, vaktim bitti; ama, izin verirseniz, bir hatıratımı arz etmek istiyorum.

BAŞKAN –Kesmedim sürenizi.

Buyurun efendim.

LÜTFİ DOĞAN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sene 1974, bendeniz, Türkiye Büyük Millet Meclisimizin bir üyesi olma şerefine erdim. O sıra, Sayın Ecevit Beyin birinci hükümeti kurulmuştu. Senatoda, hükümet programı okunurken -bizzat kendisinden dinledim- şöyle söyleniliyordu: “Biz, bir partiyiz -o zaman, Millî Selamet vardı- Millî Selamet de diğer bir partidir. Onların programlarında  memlekete hizmet etme düşünceleri vardır, prensipleri vardır; bizim de vardır; ama, konu şu: Biz, birlikte olabileceğimiz konularda bir hükümet kurarak, memleketimize birlikte hizmet edelim kararına vardık. Kendilerinin düşünceleri var, o düşünceleri kendilerine; bizim de düşüncelerimiz var, o düşünceler de bize. Biz, ne zaman kendi başımıza iktidar olursak, o prensipleri uygulama imkânı buluruz; Millî Selamet de ne zaman iktidar olursa, kendisinin programına aldığı, Anayasanın teminatında olan programlarını uygulama imkânı bulur.” Şimdi, bunu, niye hatırladım yüksek huzurunuzda değerli arkadaşlarım:

Bizim bilge insanlarımızın; yani, ilim sahibi, önder kabul ettiğimiz, bilhassa dinî ilimlerde, ahlakî ilimlerde önder kabul ettiğimiz insanlarımızın, büyüklerimizin şöyle bir uygulamaları vardır: Dinî, ilmî meselelerde görüşlerini birleştirmişlerse, görüş birliğine varmışlarsa, onu birlikte uygularlar; ama, farklı görüşleri varsa, herkes diğerinin farklı görüşüne saygı gösterir, hürmet eder; ama “o farklı görüşünüz sizindir; o, öylece kalsın” derler.

Sonuç olarak, söz birliği ederler, ittifak ederler, ilmî meselelerde birlikte yürürler, buna da toplumun ittifakı adı verilir; ama, farklı düşünceler yok mu; onlar vardır; ama, onları zamana bırakırlar, ya zaman içerisinde farklı görüşü taşıyan kimse, orada yanıldığını anlar, onu bırakır, doğru olanı kabul eder...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, toparlarsanız minnettar kalacağım.

Buyurun.

LÜTFİ DOĞAN (Devamla) – Hemen kesiyorum, bağlayacağım Sayın Başkanım.

...yahut da o farklı görüşün, kendisi için de, millet için de, toplum için de, insanlık için de faydalı yönlerini görebilir, ortaya koyar, herkes kabul eder.

Bendenize öyle geliyor ki, bu Türkiye Büyük Millet Meclisimizde, siz, değerli arkadaşlarımızın, hepinizin, güzel düşüncelerinizin, güzel görüşlerinizin, tecrübelerinizin, yapılacak kanunlara ışık tutmasına, hepimizin de, milletimizin de ihtiyacı vardır; ama, bunları, güzel bir üslup içerisinde, hissî olmadan, aklıselimle, ilme uygun olarak, hele edebî üsluba da riayet ederek ortaya koyacak olursak, milletimize, hem örnek olur hem büyük hizmet etmiş oluruz.

Ben, tekrar, Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun hükümetimizce ele alınıp bir an önce yüksek huzurunuza getirilmesi ve hepinizin de katkılarda bulunarak, bu teşkilat kanununun çıkarılmasına katkıda bulunmanız ve Diyanet İşleri Başkanlığımızın da, İslamiyetin, dinî, ilmî, ahlakî konularda insanlığa örnek olacak şekilde halkımıza hizmette bulunması dileğinde bulunuyor, dinlemek lütfunda bulunduğunuz için hepinize, müsamahası için de Sayın Başkanıma teşekkürlerimi arz ediyorum efendim. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğan.

Sayın Bakan, buyurun.

 

DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gümüşhane Milletvekilimiz Sayın Lütfi Doğan’ın, Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunla ilgili olarak yapmış olduğu gündemdışı konuşmayla ilgili olara söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi, en içten saygılarla selamlıyorum.

Bildiğiniz üzere, 633 sayılı Kanun, 15.8.1965 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu Kanunla, Diyanet İşleri Başkanlığı, yeniden yapılandırılmış, önceki teşkilat kanunlarına nazaran daha kapsamlı, görevi ve yetkileri belirli bir teşkilat kimliği kazanmıştır.

Aradan geçen zaman içerisinde, Kanunun uygulamasında görülen aksaklıkları gidermek ve yeni ihtiyaçlara cevap vermek üzere, 1974 yılında, bu Kanunda bazı değişiklikler yapan yeni bir kanun tasarısı hazırlanmış ve bu tasarı da, 26.4.1976 tarih ve 1982 sayıyla yasalaşmıştır; ancak, zamanın Cumhurbaşkanının açtığı dava üzerine, 1982 sayılı Kanun, Anayasa Mahkemesinin 18.2.1979 tarih ve 1979/25 ve 1979/46 sayılı kararlarıyla, biçim yönünden iptal edilmiştir. Bu iptal kararında, iptal hükmünün, 1 yıl sonra, yani, 11.5.1981 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir. Bu tarihe kadar yeni bir kanun çıkarılamadığından, Başkanlığın çalışmalarında yasa boşlukları meydana gelmiştir. Bugüne kadar da yeni bir teşkilat kanunu çıkarılması mümkün olamamıştır. Halbuki, 633 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten bugüne kadar geçen otuzbeş yılı aşkın süre içinde, Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilatı, merkez, taşra ve yurt dışında 80 000’i aşan kadrosu ve yürüttüğü hizmetler bakımından fevkalade büyük gelişmeler kaydetmiştir. Ayrıca, dünyada ve ülkemizde meydana gelen toplumsal gelişme ve değişmeler, Diyanet İşleri Başkanlığının yürüttüğü hizmetlerin önem ve değerini daha da artırmıştır. Halen birçok önemli maddesi yürürlükte olmayan, yürürlükte bulunanları ise ihtiyaca cevap vermeyen bir teşkilat kanunuyla bu hizmetlerin düzenli ve verimli bir şekilde yürütülmesinde güçlüklerle karşılaşılmakta, Başkanlık hizmetlerini düzenleyen mevzuat hükümleri kanunî dayanaktan yoksun kalması nedeniyle de, tesis edilen işlemler zaman zaman yargı mercilerince iptale konu edilmektedir. Bununla birlikte, yasal boşluk nedeniyle yürütülen hizmetlerin durması mümkün olmadığından, zaman içinde, 633 sayılı Kanunun Din İşleri Yüksek Kuruluyla ilgili maddeleri ile camilerin Diyanete devriyle ilgili maddesi değiştirilmiş, bu kanuna bazı maddeler eklenmiş; çıkarılan veya değiştirilen tüzük, Bakanlar Kurulu kararı ve yönetmeliklerle, Diyanet İşleri Başkanlığı hizmetleri aksatılmaksızın yürütülmeye çalışılmıştır. Bu cümleden olarak, kanunun iptalinden sonra, Din Şûrası Tüzüğü ile Teftiş Kurulu Tüzüğü ve Hac Kararnamesi yeniden düzenlenmiş, Camilerin Bakım Onarım ve Çevre Tanzimi Yönetmeliğinden, Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği ve Hac ve Umre Seyahatleriyle İlgili Yönetmeliğe kadar, çıkarılan 20’ye yakın yönetmelik ve bir o kadar da yönerge ile hizmetlerin yürütülmesi sürdürülmüştür.

Açıklanan nedenlerle, Diyanet İşleri Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun bir an önce yeniden düzenlenmesi gerekli görüldüğünden bir kanun tasarısı taslağı hazırlanmıştır. Taslak hakkında ilgili bakanlıkların görüşleri alınmış; bu görüşler doğrultusunda taslak üzerinde yeniden çalışma yapılmış ve alınan görüşler de dikkate alınarak taslağa son şeklinin verilmesi aşamasına gelinmiştir. Alınan görüşler de değerlendirilerek yapılmakta olan son çalışmalar çerçevesinde, Diyanet İşleri Başkanlığının doğrudan Başbakana bağlanması, Diyanet İşleri Başkanının Din İşleri Yüksek Kurulu seçimine benzer bir yöntemle görevlendirilmesi, Kur’an kurslarının eğitim merkezlerine dönüştürülmesi, Başkanlıkta bir genel sekreterlik ihdası, bazı yeni dairelerin kurulması, Başkanlık müşavirlik kadrolarının ihdası ve mühürsüz Kur’an-ı Kerim basımının önlenmesi gibi yeni hükümler getirilmesi üzerinde durulmaktadır. Yapılan çalışmalar yakında sonuçlandırılarak Bakanlar Kurulumuza sunulacaktır.

Yüce Meclise en içten saygılarımı sunarım; teşekkür ederim Sayın Başkanım. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Efendim, gündemdışı üçüncü söz, köy ve mahalle muhtarlarının sorunları hakkında söz isteyen, Karabük Milletvekili Mustafa Eren’e aittir.

Buyurun Sayın Eren. (DYP sıralarından alkışlar)

 

 

MUSTAFA EREN (Karabük) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; muhtarlarımızın sorunlarıyla ilgili olarak gündemdışı söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün, ülkemizde görev yapan yaklaşık 50 000 köy ve mahalle muhtarlarımız -bunların 40 000’e yakını köy muhtarlarımız olmak üzere- 18 Mart 1924 tarihinde çıkan kanunun kendilerine vermiş olduğu salahiyet ve sorumluluk çerçevesi içerisinde görevlerini yapmaya çalışmaktadırlar. Nüfusunun büyük bir çoğunluğu köyde yaşayan ülkemizde, hâlâ daha, seksen yıllık geçmişi olan kanunlarla ve günümüz gerçeklerinden çok uzak olan, buna rağmen hâlâ iyileştirilmesi düşünülmeyen kanunlarla fedakâr ve cefakâr muhtarlarımızdan, ihtiyar heyetlerinden görev beklemekteyiz.

442 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinde “muhtar, köyün başıdır. İşbu kanuna göre köy işlerinde söz söylemek, emir vermek ve emrini yaptırmak muhtarın hakkıdır. Muhtar, devletin memurudur” denilirken; 11 inci maddede de “köy muhtarının ne yapacağı ve yapacağı işte köy muhtarıyla birlikte olanlar, köy işlerinde fenalıkları anlaşılırsa, devlet memuru gibi muhakeme edilirler ve ceza görürler” denilmektedir.

Devletin memuru olan ve Memurin Muhakematı Hakkında Kanuna göre yargılanan muhtarlarımızın almış olduğu ücret, bugün, 54 milyon liradır; ayrıca, hiçbir sosyal güvencesi olmayan muhtarlarımız, Bağ-Kur’la ilişkilendirilerek sosyal güvence şemsiyesi altına alınmaya çalışılmıştır. Tam bir çelişkiler manzumesi olan uygulamaya mutlaka son verilmelidir. Muhtarlarımıza ya devlet memurlarının almış olduğu katsayılı gösterge rakamlarına endeksli maaş verilmeli ya da en az, asgari ücretin üzerinde bir maaş verilmelidir. Bugün, almış olduğu 54 milyon lira aylıkla birçok muhtarımız Bağ-Kur primlerini bile ödeyemez haldedir; birçoğu da haciz işlemleriyle karşı karşıyadır. Ülkemizin değişik bölgelerinden hergün muhtarlarımız gelerek dertlerini sıkıntılarını anlatmaktadır. Son olarak, Orta Anadolu bölgesinden gelen muhtarlarımız da aynı dertlerden aynı sıkıntılardan şikâyetçi olduklarını ifade etmişlerdir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 442 sayılı Köy Kanununun 13 üncü maddesi köylünün mecburi işlerini, 14 üncü maddesi de köylünün isteğine bağlı işleri belirlemektedir. Çağın gerisinde olmanın ötesinde çağdışı kalmış bu Kanunun 13 üncü maddesine göre, köylünün yapacağı mecburi hizmetlerden birkaç örnek vermek istiyorum: Her köyün bir başından öbür başına kadar çaprazlama iki yol yapmak; bu yolları, köyün meydanından geçirmek köylünün birinci vazifeleri arasında sayılmaktadır. İkinci bir maddede ise “Köy yollarının ve meydanın etrafına ve köyün içine de ve etrafındaki su kenarlarına ve mezarlıklara ve mezarlık ile köy arasına ağaç dikmek. (Köylü her sena adambaşına en az bir ağaç dikecek ve bu ağaç tamamen tutup yeşilleninceye kadar ağaca bakacak ve yeni dikilmişlere hayvanların sürünerek ve kemirerek zarar vermesinin önünü almak için etrafına çalı çırpı sarıp, muhkemce bağlayacaktır)” denilmektedir. Ayrıca, bir başka maddede, köy namına nalbant, bakkal, arabacı dükkânı yaptırmak, yapmak, köylünün aslî görevleri arasında sayılmaktadır. Bu örnekler, tam 37 madde halinde sıralanıp gidiyor.

“Köy gelirleri, köy işlerini gören köyün aylıklı adamlarının aylık ve yıllıkları ile köy sınırları içinde yapılacak mecburi köy işlerine yetmezse, en yüksek haddi 20 lirayı aşmamak üzere -özellikle altını çizerek söylüyorum, en yüksek haddi 20 lirayı aşmamak üzere- herkesin hal ve vaktine göre köy ihtiyar meclisi kararıyla köyde oturanlara ve köyle maddî alakası bulunanlara salma salınır” denilmektedir. Ne acıdır ki, bugün tedavülde olmayan parayı tahsil etme görevi verdiğimiz bu cefakâr muhtarlarımız, canını dişine takarak, millî iradenin tecelli ettiği en alt birimde görev yapma gayretini göstermektedirler.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; köye gidip gelenlerin niçin gelip gitmekte olduklarını anlamak ve bunlar içinde şüpheli adamları veya ecnebiler görülürse hemen yakın karakola haber vermek mecburiyetinde olan ve kanunla bu işi yapmak zorunda olan muhtarlarımız, eğer, köylüden toplanması gereken parayı zamanında toplamazsa, ihtiyar heyetiyle birlikte, 10 liradan 50 liraya kadar para cezasına çarptırılıyorlar.

Mahalle muhtarlarımızın durumları da, köy muhtarlarımızdan farklı değil. Muhtarlık binası bile bulmakta zorluk çeken, bütçeleri dahi olmayan, telefon paralarını dahi ceplerinden veren muhtarlarımız, köy muhtarlarıyla aynı kaderi paylaşmakta.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlarsanız memnun olurum efendim.

MUSTAFA EREN (Devamla) – Tabiî, bu kadar sıkıntısı olan muhtarlarımızın dertlerini çok kısa sürede anlatmak mümkün değil.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Jandarma çağırdığında karakola koşan, kaymakam çağırdığında hükümetin yolunu tutan, yolunu yaptırmak için mazot parasını cebinden veren, köyüne mahallesine bir misafir, bir siyasetçi geldiğinde gönlünü, sofrasını açan muhtarlarımızın bu sorunlarını çözmek, hepimizin görevi olmalıdır.

Muhtarlarımızın sorunlarını, kısa süre içerisinde tümüyle aktarmak, tabiî ki mümkün olmamakta; 50 000 muhtarımızın sorunlarına çözüm bulma noktasında olan hükümetimiz, maalesef, bu sorunlara da kayıtsız kalmaktadır.

Doğru Yol Partisi olarak, muhtarlarımızın hak ve menfaatlarının korunmasının, Köy Kanununun ve Mahallî İdareler Yasasının bir an önce Meclisimizin gündemine gelmesinin takipçisi olacağımızı belirtir, Yüce Heyetinize saygılar sunarım. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Eren.

Maşallah, bugün, bakanlar cevap veriyor; Meclisimiz, böylece itibar kazanıyor.

Buyurun Sayın Keçeciler.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, yeni İçişleri Bakanı cevap versin efendim.

BAŞKAN – Yeni bakan, muhtarlarla mı ilgili?

TURHAN GÜVEN (İçel) – İçişleri Bakanından bahsediyorum.

BAŞKAN – Efendim, Keçeciler, her şeye muktedir; onun sözü yetiyor.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sağ olsunlar; doğrudur.

 

 

 

 

 

 

DEVLET BAKANI MEHMET KEÇECİLER (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabiî, sözlerimin başında, Sayın Başkanın bu nazik ve ince iltifatına çok teşekkür ediyorum.

Karabük Milletvekili Sayın Mustafa Eren’in, muhtarların sorunlarına ilişkin yapmış olduğu gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizde, 34 981 adet köy, 16 779 adet mahalle bulunmaktadır. Köylerimiz, 1924 yılında çıkarılan 442 sayılı Köy Kanunuyla idare edilmektedir. Köy Kanunu, muhtarı, köy organlarından birisi ve köy idaresinin başı olarak kabul etmiştir. Kanuna göre, muhtarın göreceği işler, devlet işleri ve köy işleri diye ikiye ayrılmakta; köy içerisinde kanun ve nizamları ilan etmek, emniyet ve asayişi sağlamaktan, köylülere öğüt vermeye kadar yüzlerce konuyu kapsamaktadır. Bu kadar çok sayıda görev ve yetki verilmiş bulunan muhtarlarımız, köy idaresinde, muhakkak ki, çok önemli bir yere sahiptir.

Mahalle muhtarlıkları ise, 1944 yılında çıkarılan 4541 sayılı Şehir ve Kasabalarda Mahalle Muhtar ve İhtiyar Heyetleri Teşkiline Dair Kanunla kurulmuştur. Ancak, mahallelerin, Türk toplumunda oynadığı rol ve tarihi çok eskilere dayanan görevleri mevcuttur. Kanunla, mahalle muhtarlıklarına da, nüfus, askerlik, adlî görevlerin takibi gibi işlerden, hayvan hırsızlarının takibine kadar çok sayıda görev yüklenmiş bulunmaktadır. Mahallelerin toplum içinde daha mütecanis ve küçük birimler olduğu göz önüne alındığında, mahalle muhtarlıklarının, şehir ve kasabalarımızda, hem birlik ve dayanışmanın sağlanması açısından hem de belediye ve diğer kamu kuruluşlarına ait hizmetlerin görülmesi açısından ne kadar önemli oldukları kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

Sayın milletvekilleri, bütün bu önemlerine rağmen, köy ve mahalle muhtarlarının, bugün, gerek maddî gerekse görevin yerine getirilmesi bakımından yeterli donanıma sahip oldukları söylenemez. Muhtarların durumlarının iyileştirilmesi için, İçişleri Bakanlığımızca ve hükümetimizce çeşitli çalışmalar yapılmış olup, bu yönde, muhtar kuruluşlarından da sürekli olarak talepler gelmektedir. Muhtarların sosyal güvenlik kapsamına alınması, aylık ödenek sağlanması, silah taşıma yetkisi verilmesi, geçmişte yapılan önemli ve faydalı çalışmalar olarak altı çizilmesi gereken hususlardır.

Sayın milletvekilleri, yeterli olmayan bu imkânları daha da ileriye götürmek ve muhtarların toplum içerisindeki önemine yakışır şekilde görev yapmalarını sağlamak amacıyla, İçişleri Bakanlığımızca hazırlanan ve 20 Nisan 2001 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine intikal ettirilen, merkezî idareyle mahallî idareler arasında görev bölüşümü ve hizmet ilişkilerinin esaslarıyla, mahallî idarelere ilişkin çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısında da çeşitli düzenlemeler, yeni düzenlemeler getirilmiştir. Tasarıyla, köy muhtarlarının, il genel meclisleri ihtisas komisyonları; mahalle muhtarlarının belediye meclisleri ihtisas komisyonları toplantılarına katılması, görev alanlarıyla ilgili konularda görüş ve önerilerde bulunması ve bildirmeleri sağlanmaktadır.

İl özel idarelerine köyler ve köylerin üyesi olduğu mahalle, mahallî idare birlikleriyle işbirliği yaparak içmesuyu, kullanmasuyu, kanalizasyon ve benzeri ihtiyaçların karşılanma, köyün ortak hizmetlerinde kullanılan bina ve tesislerin yapım ve onarımlarının sağlanması görevi de verilmektedir.

En az dört köyü olan ilçelerde ilçe köy birlikleri kurulması ve bu birliklere özel idare bütçesinden pay aktarılmak suretiyle, köylerin sorunlarının çözülmesinde muhtarın hizmet yapma imkânları da genişletilmektedir. Belediyelere, mahallelere yönelik hizmetlerin planlanması ve yürütülmesinde mahalle muhtarlığının ve halkın katılımını sağlayıcı tedbirler alma, mahalle halkının önereceği ve katkı sağlayacağı projeleri öncelikle değerlendirme ve muhtar bina ve bürolarının temin ve tefrişine yardımcı olma görevi verilmektedir. Böylece, mahallenin ve mahalle muhtarının şehir yönetimindeki etkisi de artırılmaktadır.

Muhtarlar, halen 3 000 gösterge rakamı üzerinden net olarak 61 429 200 lira ödenek almakta olup, gösterge rakamı 4 000 olarak yeniden düzenlenmekte, Bağ-Kur primlerinin kaynaktan kesilmesi sağlanmaktadır. Bu konuda, devletin imkânlarının da gözden uzak tutulmaması gerektiğini düşünüyoruz.

Köy meraları ve Emlak Vergilerinin köylere bırakılması gibi hususların ise, bu konulardaki mevzuatla bir bütün olarak uygulanması zorunluluğu vardır. Bu nedenle, muhtar ödenekleriyle ilgili düzenlemelerle değil, bu konudaki yasal düzenlemelerle birlikte ele alınmasının uygun olacağı düşünülmektedir. Yerel Yönetim Kanunu, en kısa süre içerisinde, hükümetimizde gereken imzalar tamamlanıp Yüce Meclisimize, aynı şekilde, yeniden arz edilecektir.

Bilgilerinize sunarım.

Saygılarımla. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır; ancak, sunuşlarımız çok olduğu için kâtip üyenin oturarak okuması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Cumhurbaşkanlığı tezkeresi vardır; okutuyorum:

 

 

 

     5 Haziran 2001

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: Başbakanlığın, 5 Haziran 2001 tarihli ve B.02.0.PPG.0.12-300-02/8954 sayılı yazısı.

Yüksel Yalova’nın istifasıyla boşalan Devlet Bakanlığına İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın,

İçişleri Bakanlığına Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen’in,

Devlet Bakanlığına İstanbul Milletvekili Yılmaz Karakoyunlu’nun atanmaları, Türkiye Cumhuriyet Anayasasının 109 ve 113 üncü maddeleri gereğince uygun görülmüştür.

Bilgilerinize sunarım.

Ahmet Necdet Sezer

Cumburbaşkanı

TURHAN GÜVEN (İçel) – De facto durum var ama...

BAŞKAN – Efendim, bilgilerinize sunulmuştur.

Anlamadım efendim...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Ajanslar verdi... De facto bir durum...

BAŞKAN – Efendim, de facto durum başka. Malumunuz, cumhurbaşkanı, atama olmuş... O yeni bir durum, yenisi gelince yenisi okuruz.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Yenisi geldi de, okumadınız.

BAŞKAN – Hayır, gelmedi efendim; gelecek...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Kulağınıza gelmedi mi Sayın Başkan?!

BAŞKAN – Hayır efendim, gelmedi.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Geldi, geldi...

BAŞKAN – Hayır, istifası bize gelmedi efendim.

MUSTAFA NİYAZİ YANMAZ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, Meclis gündemin gerisinde kalıyor.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – İstifası gelmedi mi?!.

BAŞKAN – Sözlü soru önergesinin geri alınmasına dair bir tezkere vardır; okutuyorum:

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin “Sözlü Soralar” kısmının 658 inci sırasında yer alan (6/1482) esas numaralı sözlü soru önergemi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

  Akif Gülle

Amasya

BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

Sayın Bedük, affedersiniz, bir bakanın istifası bize değil Başbakana gider.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Hayır; Meclis Başkanlığına müracaat etmedi mi?

BAŞKAN – Hayır efendim, istirham ederim... Meclis Başkanlığına, mensup olduğu partiyle ilgili müracaatı var.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Bir dakika...

BAŞKAN – Buyurun.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Bir milletvekilinin partiden istifası Meclis Başkanlığına da gelir Başkanım, yapmayın.

BAŞKAN – Efendim, partisinden istifası Meclis Başkanlığına intikal etmiş; ama, Meclis Başkanlığı, Oturum Başkanlığına intikal ettirememiş. Ne yapacağız yani... Sonra, partiden istifayı burada okumamız mümkün değil, böyle bir usulümüz yok.

MUSTAFA ÖRS (Burdur) – Partiden istifa etmesi...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Siz, hep, ilklere imza atan başkansınız, yine bir ilke imza atın da, okuyun canım!..

BAŞKAN – İnsaf yani!..

Efendim, arkadaşlarımızı daha fazla incitmemek gerektiğine inanıyorum. Sayın Tantan’ı incitmeyelim lütfen.

Bir Meclis araştırması önergesi vardır, okutuyorum:

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Dünya bor madenleri rezervlerinin yüzde 70’i ülkemizde bulunmaktadır. Bor madenleri, önümüzdeki yüzyılın madeni olacaktır. Sanayiin 400’e yakın ürününde kullanılmakta ve uzay teknolojisinin vazgeçilmez madenidir. Ülkemizin bor madenleri rezervi 900 milyar doları bulmaktadır.

Bor madenlerinin stratejik ve ekonomik değerini tam tespit etmek, özelleştirilmesi durumunda dünyanın ve ülkemizin ekonomik ve siyasal yapısı üzerine etkilerini araştırmak amacıyla Anayasamızın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması hususunda gereğinin yapılmasını arz ederim.

1 - Mehmet Yalçınkaya                   (Şanlıurfa)

2 – İlyas Yılmazyıldız                   (Balıkesir)

3 – Turhan Güven                           (İçel)

4 – Ahmet İyimaya                         (Amasya)

5 – Mehmet Sadri Yıldırım                        (Eskişehir)

6 – Kemal Çelik                                    (Antalya)

7 – Celal Adan                    (İstanbul)

8 – Mustafa Cihan Paçacı                          (Ankara)

9 – Hakkı Töre                    (Hakkâri)

10 – Mehmet Halit Dağlı                    (Adana)

11 – Ayfer Yılmaz                                    (İçel)

12 – Sevgi Esen                   (Kayseri)

13 – Mehmet Gölhan                         (Konya)

14 – Murat Akın                     (Aksaray)

15 – Nevzat Ercan                           (Sakarya)

16 – Mahmut Nedim Bilgiç                           (Adıyaman)

17 – Saffet Arıkan Bedük                           (Ankara)

18 – İbrahim Konukoğlu                    (Gaziantep)

19 – Mehmet Selim Ensarioğlu                  (Diyarbakır)

20 – Takiddin Yarayan                        (Siirt)

Gerekçe:

Tabiatta pek çok çeşidi bulunan bor cevherlerinin en önemlilerinden biri olan molemanit, üleksit ve tinkal cevherlerinin ülkemizde bulunanları daha yüksek kalitededir. Dünya toplam bor rezervlerinin yüzde 63’ü, kolemanit rezervinin ise yaklaşık yüzde 95’i Türkiye’dedir.

Türkiye bor rezervi, bugünkü kapasiteyle, dünya bor ihtiyacının tümünü, 400 yılı aşkın bir süre karşılayabilecek durumdadır. Bize en yakın karşılama süresi ise Amerika Birleşik Devletleri 76 yıl, Rusya 47 yıldır. Görüldüğü gibi, rezervin en önemli bölümü ülkemizde olduğu ve tespit edilen rezerv bugün için uzun süreli dünya ihtiyacını karşılamada yeterli görüldüğünden, arama çalışmaları belli bir tarihten sonra devam ettirilmemiştir. Tahminlere göre, ülkemizin bor rezervi tespit edilenden çok daha fazladır.

Bor mineralleri, fiberglas, camyünü, ısıya dayanıklı cam, deterjanlar, seramik yapımı, lehim ve kaynak işleri, tarımda gübre yapımı, fotoğrafçılık, yangın söndürme ve geciktirme maddeleri ile özel çelik imali, nükleer reaktörler, roket yakıtı, kimya sanayi, ilaç imali gibi çok yaygın alanlarda kullanılmaktadır.

Çağımızın ileri teknoloji çağı olduğu düşünülürse, bilgisayar, fiber optik ve savunma sanayiindeki kullanımı nedeniyle, yakın dönemde, sanayiin vazgeçilmez bir katkı maddesi olacaktır.

Tunus’un fosfatları, Ortadoğu ülkelerinin petrolü, Güney Amerika’nın bakırları, Güney Afrika’nın altın ve elmasları, Fransa’nın potasları ne anlam ifade ediyorsa, Türkiye için, bor madenleri aynı anlamı taşımaktadır.

Ülkemizin kalkınması, önemli ölçüde bor madenlerine bağlıdır. Modern ve ileri uzay teknolojileri kullanan bütün dünya bu açıdan Türkiye’ye zorunlu olarak muhtaçtır.

Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını kazanabileceği ve dünya pazarında söz sahibi olabileceği yegâne hammadde bordur.

Sadece Türkiye ekonomisi için değil, dünya ekonomisi ve dünyanın stratejik dengeleri açısından da önemli olan bor madenlerinin özelleştirilmesi durumunda oluşacak ekonomik, siyasal ve stratejik etkilerinin araştırılması, tespit edilmesi ve ülkemiz açısından gerekli önlemlerin alınması amacıyla bu Meclis araştırması talep edilmiştir.

BAŞKAN – Efendim, bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmeler, sırasında yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, sözlü sorular ile diğer denetim konularını görüşmüyoruz.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

Önce, yarım kalan işlerden başlayacağız.

 

 

 

- İzmir Milletvekili Rıfat Serdaroğlu’nun; İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın; Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya’nın; Ankara Milletvekili Yıldırım Akbulut’un; Şırnak Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım’ın; Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, KonyaMilletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili Nejat Arseven’in; İstanbul Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının; Zonguldak Milletvekili Hasan Gemici’nin ve İzmir Milletvekili Işılay Saygın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449) (S.Sayısı: 527)

BAŞKAN – İçtüzük teklifinin görüşülmeyen maddeleriyle ilgili Komisyon raporu Başkanlığa henüz verilmediğinden, teklifin görüşülmesini erteliyoruz.

 

Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporunun görüşülmesine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

 

- Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/851) (S. Sayısı: 669)

BAŞKAN - Komisyon?..Yok.

Ertelenmiştir efendim.

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Sayın Başkan, açlık grevleri bu kadar devam ederken bu kanunun çıkarılması lazım efendim.

BAŞKAN - Açıyorum mikrofonunuzu, anlayamadım da onun için efendim.

Buyurun.

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Efendim, açlık grevlerinin Türkiye’yi sarstığı bugünlerde, zaten çıkarılması gereken birkaç tane önemli kanun tasarısı vardı. Bunlardan bir tanesi de, cezaevlerinin izleme komitelerinin kurulmasıyla ilgiliydi. Bu tasarı şu anda gündemde sırada, bir türlü komisyon ve Sayın Bakanım oturmuyor, açlık grevleri böyle devam ediyor. Bunun bir an önce çıkarılmasında yarar var.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Mesele anlaşılmıştır efendim, yarım kalan tasarıdan bahsediyorsunuz, inşallah çıkacak.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Efendim, işimiz inşallahla, maşallaha mı kaldı?!

BAŞKAN – Ee, ne yapacağız, nasıl yapacağız Sayın Güven?

M. NECATİ ÇETİNKAYA (Manisa) - Ne yapacak yani?..

BAŞKAN – Ben ne yapacağım? Efendim, muhatabınız ben değilim, niye beni sıkıştırıyorsunuz? Yarım kalmış tasarıyı takip etmek hükümetin işi.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkanım, dört değerli bakan orada oturuyor. Biz alıştık artık, Adalet Bakanının yerine Devlet Bakanının, Devlet Bakanının yerine...

BAŞKAN – Efendim, komisyon yok.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Komisyon da hazır efendim.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu raporunun müzakerelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

 

-Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682)          (Devam)......(x)

 

BAŞKAN - Komisyon?.. (DYP sıralarından “yok” sesleri)

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Burada.

BAŞKAN - Burada komisyon, nasıl yok efendim.

Hükümet?..

DEVLET BAKANI YILMAZ KARAKOYUNLU (İstanbul) – Burada.

BAŞKAN – Aa, Sayın Bakan, ilk defa buraya geldiniz, teşekkür ederim, hayırlı olsun efendim. (Alkışlar) Alkışlayalım Sayın Bakanı.

Efendim, ek 3 üncü madde üzerinde verilen üçüncü önergenin oylamasında kalınmıştı.

Şimdi, Hükümetin ve Komisyonun katılmadığı önergeyi hatırlatmak için tekrar okutup oylarınıza sunacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 17 nci maddesiyle 3984 sayılı Kanuna eklenmiş bulunan ek madde 3’ün (b) fıkrasındaki “İçişleri Bakanlığının görevlendireceği birimlere devredilir” ibaresinin “Ulaştırma Bakanlığının görevlendireceği birimlere devredilir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Fethullah Erbaş (Van) ve arkadaşları

BAŞKAN – Efendim, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, yoklama talebimiz vardı.

BAŞKAN – İstirham ederim efendim... Bırakın bana bu işi, ben idare edeyim yahut da yer değiştirelim. Yoklama yapılmasını 3 üncü maddenin oylanmasında istiyorsunuz, yazılı; okuma yazmam var. İstirham ederim yani...

Efendim, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Sayar mısınız... Kabul etmeyenler... Onu da sayın... Önerge kabul edilmemiştir.

YOKLAMA

BAŞKAN – 3 üncü maddenin oylanmasından önce, bir yoklama talebi vardır.

Yoklama isteyen sayın milletvekillerinin Genel Kurul salonunda bulunup bulunmadıklarına bakacağım.

Avni Doğan?.. Burada.

Fethullah Erbaş?.. Burada.

Mehmet Bekâroğlu?.. Burada.

Aslan Polat?.. Burada.

Ahmet Sünnetçioğlu?.. Burada.

Nezir Aydın?.. Burada.

Niyazi Yanmaz?.. Burada.

Ali Rıza Ulucak?.. Burada.

Ali Oğuz?.. Burada.

Yakup Budak?.. Burada.

Lütfi Doğan?.. Burada.

İsmail Özgün?.. Burada.

Latif Öztek?.. Burada.

Hüsamettin Korkutata?.. Burada.

Nazlı Ilıcak?.. Burada.

Azmi Ateş?.. Burada.

Veysel Candan?.. Burada.

Özkan Öksüz?.. Burada.

Musa Demirci?.. Burada.

Turhan Alçelik?.. Burada.

Yoklama isteyen 20 arkadaşımız buradadır.

Yoklamayı elektronik cihazla yapacağız.

Yoklama için 3 dakika süre veriyorum.

Yoklamayı başlatıyorum efendim.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

 

BAŞKAN – Toplantı yetersayısı yoktur.

Birleşime 16.20’ye kadar ara veriyorum.

       Kapanma Saati:16.09

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.23

BAŞKAN: Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU

KÂTİP ÜYELER : Melda BAYER (Ankara), Yahya AKMAN (Şanlıurfa)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 113 üncü Birleşimin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

 

III.- Y O K L A M A

 

BAŞKAN - Tasarının ek 3 üncü maddesinin oylamasından önce yoklama istenilmiş ve toplantı yetersayısı bulunamamış idi.

Şimdi, yoklamayı tekrarlayacağız efendim.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Sayın Başkan, sizin yetkinizde olan bir hususu arz etmek istiyorum: Ad okunmak suretiyle yoklama yapar mısınız.

BAŞKAN – Ama, yoklama işlemine başladık efendim.

ALİ IŞIKLAR (Ankara) – Ad okunmak suretiyle yoklama yapın; gelip gelmeyenler anlaşılsın.

BAŞKAN – Efendim, biliyorsunuz, bu yoklamada da -yoklama biter bitmez, föyümüz çıkıyor, grupların emrinde- gelip gelmeyenler açığa çıkar.

Efendim, yoklama süresinin sonunu bekleyeceğim ki, kimin gelip kimin gelmediğini anlayın diye; yoksa, toplantı yetersayısına ulaştık, bendeniz ve Kâtip Üye arkadaşımızla birlikte.

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) – O ayakta duranlar ne yapıyor, onlar yok mu sayılıyor?

BAŞKAN – Efendim, eğer, ayakta duranları “var sayıyoruz” dediğiniz anda, terk ederler, usul böyledir; onun için, yok sayıyoruz.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Herkes kendi işiyle meşgul olsun; Allah Allah!..

BAŞKAN – Efendim, işte, bu Meclisler böyle çalışıyor, teamüller böyle.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Teamül değil efendim, İçtüzük böyle...

BAŞKAN – Teamüller, İçtüzüğü yaratmıyor mu efendim?!

TURHAN GÜVEN (İçel) – İçtüzük, teamülleri yaratıyor.

BAŞKAN – Efendim, İngiltere’de yazılı anayasa yok malumunuz; ama, kaide var. Her şey yazılı olmaz ki!

TURHAN GÜVEN (İçel) – Ah keşke biz de buna uyabilsek!

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Toplantı yetersayımız vardır.

682 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

9.- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682)                   .....(Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerlerinde.

Ek 3 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diğer maddeyi okutuyorum:

 

EK MADDE 4. – Yayın izni talebinde bulunan kuruluşların yerine getirmeleri gereken teknik ve mali yeterlilik şartları ile diğer ön şartlar, Üst Kurul tarafından yönetmeliklerle tespit edilir.

BAŞKAN – Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Giresun Milletvekili Sayın Turhan Alçelik; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

FP GRUBU ADINA TURHAN ALÇELİK (Giresun) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, şu anda, Bakanlığa getirilmiş olan, değerli bir basın mensubu olan Sayın Karakoyunlu’yu tebrik ediyorum ve Sayın Karakoyunlu’dan, ilk icraat olarak, ilk hayırlı icraat olarak, bu tasarıyı, yeniden değerlendirmek üzere geri çekmesini özellikle rica ediyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar) Ama, Sayın Bakanımızda hareket göremedim. Tabiî, Sayın Başbakan ve yardımcıları da buradalar, bakanlar da buradalar. İnşallah, onlar, bu sesimizi, medyanın sesini duyarlar, toplumun sesini duyarlar ve gerekli adımı atarlar.

Değerli arkadaşlar, ek madde 4’le, yayın izni talebinde bulunan kuruluşların yerine getirmeleri gereken şartlar yönetmelikle belirlenir hükmü getiriliyor. Aslında, tasarının tamamını içine alan bir hüküm.

Önce, bir hususu düzeltmekte fayda mülahaza ediyorum. Onbeş gündür görüşülmekte olan bu tasarıyla ilgili sadece bir boyut kamuoyuna yansıtıldı; medya patronlarının devlet ihalelerine girmesi veya girememesi. Zaten, daha önce de giriyorlardı...

Burada, daha önemli bir başka boyut var. Öncelikle, RTÜK’ün yapısı Meclisin elinden alınıp hükümete ve belli kurumlara devrediliyor. Yani, seçilmişlerin hakkı bürokrasiye devir; birinci önemli nokta.

İkincisi: Değerli arkadaşlar, bu kanunla, bugüne kadar fikir ve ifade hürriyetine vurulmuş en büyük darbe vuruluyor.

Üçüncüsü -daha önce ifade ettim- medya patronlarının devlet ihalelerine girmeleri; ama, dördüncü bir konu var ki, bu özellikle kamuoyundan gizleniyor; o da şu: Yerel medyaya taşıyamayacakları bir ceza yükü; 50 milyar, 100 milyar, 250 milyar... Bunların bilinmesi lazım.

Değerli kardeşlerim, değerli hükümet; şu anda, esnaf perişan, çiftçi perişan, çalışanlar, emekliler perişan; ama, bu getirdiğiniz kanunun, bu perişan durumdaki, evine tüp alamayan ev hanımı kardeşime ne faydası var; vergisini ödeyemeyen, kirasını ödeyemeyen esnafıma ne faydası var? Geçtiğimiz hafta sonu birsürü esnafımızı ziyaret ettim. Sayın Başbakan, şu anda, elektrik, su ve telefon bedelini ödeyemediği için, çok üst düzeydeki esnafımızın bile, elektriği, suyu, telefonu kesik. Bu kanunun bu esnafa ne faydası var; koca bir hiç.

Değerli kardeşlerim, köye göç başladı; niye, biliyor musunuz; insanlar mutfak tüpünü alamadığı için. Değerli hükümeti, bu konuda, birazcık, insanımızın sesine kulak vermeye davet ediyorum.

Özellikle, bu kanun tasarısıyla getirdiğiniz ilkelere bakınız; haberler tarafsız olacak, doğruluk ilkelerine, gizlilik ilkelerine bağlı kalacak diyorsunuz. Ne kadar muğlak ifadeler! Yayınlarınızda halkı karamsarlığa, umutsuzluğa veya kargaşaya sevk ederseniz, size cezalar yağdıracağız diyorsunuz. Ceza miktarı ne kadar; 50 milyar, 65 milyar, 100 milyar, 250 milyar...

Şimdi, size, Allah için soruyorum, insafınıza seslenerek soruyorum: Bu 50 milyarı verebilecek bir tane yerel televizyon, bir tane yerel radyo var mı bu ülkede? Emin olun, onlarca yerel medya sahibi ile yüzlerce çalışanı ile görüştüm, ifadeleri aynen şudur “Biz, bırakın 50 milyar, 100 milyar ödemeyi, 25 milyonluk RTÜK payını ödeyemiyoruz.” Ama, siz, yerel medyaya 100 milyar ceza getiriyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, toparlarsanız minnettar kalacağım.

TURHAN ALÇELİK (Devamla) – Elbette, Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, bu kanun, bugüne kadar yapılmış en büyük sansür kanunudur. Bu kanun, özellikle yerel medya çalışanlarını işsiz bırakacak bir kanundur. Buna hakkımız var mı arkadaşlar? Bakın, buraya gelmenize -ayırmadan söylüyorum- özellikle yerel medyanın hepinizin fikirlerini yansıtmanızda büyük katkısı olmuştur. Yerel medyamız, radyolarımız, televizyonlarımız, hepinizin sesi, milletin soluğu olmuştur. Şimdi, siz, bu sesi kesmek istiyorsunuz. Buna hakkınız yok. Oradaki çalışan insanlarımızı işsiz bırakmaya hakkınız yok.

Buradan özellikle yerel medya çalışanlarına, radyo ve televizyon çalışanlarına sesleniyorum; şu görüşmeleri lütfen canlı yayınlayın, milletimiz de ne olup bittiğini görsün, hiç olmazsa kayda alın, belli bölümlerini insanımıza yansıtın. Size, bugün, bu kürsüden sesleniyorum; eğer, bugün hakkınıza sahip çıkamıyorsanız, yarın şikayete hakkınız olmayacak haberiniz olsun. Ve tekrar hükümete buradan hatırlatıyorum: Yaptığınız bu işin ne milletimize ne fikir ve düşünce özgürlüğüne ne de medya çalışanımıza ve 70 milyon insanımıza zerre kadar bir katkısı yoktur.

Eğer, milletimizin, insanımızın problemlerini çözecek işler yapmak istiyorsanız, getirin -sadece anamuhalefet olarak demiyorum- muhalefet olarak bütün gücümüzle size katkı sağlayalım ve milletimiz huzura kavuşsun diyorum. Hepinizi aklı selime davet ediyor, saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

Şimdi, söz sırası, Doğru Yol Partisinde.

Doğru Yol Partisi Kayseri Milletvekili Sayın Sevgi Esen; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

DYP GRUBU ADINA SEVGİ ESEN (Kayseri)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kısa adı RTÜK yasa tasarısı olarak bilinen tasarının 17 nci maddesine bağlı ek madde 4 üzerinde Grubumun görüşlerini bildirmek üzere söz almış bulunmaktayım; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, iki seneyi aşan bir zaman dilimi içerisinde bu Mecliste 200’ün üzerinde kanun tasarısı yasalaştı. Bizler de, muhalefet, iktidar veya şahıslarımız olarak söz aldık ve görüşlerimizi bildirdik. Öyle yasalar kanunlaştı ki, döndük, sayın bakana, ilgilisine teşekkür ettik “sayın hükümet, ne iyi ettiniz de bu tasarıları getirdiniz” dedik; hatta “geç kalınmıştır” dedik -ben dilerdim ki, bu teşekkürü, yeni atanmış bu Sayın Bakanıma da yapayım; ancak, görünen öyle gözükmüyor- ve bu yasaları da bir çırpıda kanunlaştırdık, bundan da hiç rahatsızlık duymadık. Muhalefet olmamıza rağmen, hükümetin getirdiği tasarılara destek vermekten dolayı da milletimiz adına gurur duyduk; ama, yine bu iki sene içerisinde öyle yasalarla karşılaştık ki, ne niçin geldiğini anlayabildik -aslında anladık; ama, anlatamadık- ne düzeltebildik ne de vicdanlarda yerini bulabildik. Kulislerde fısıltıyla karışık sıkıntılara şahit olduk, gerilen yüzleri ibretle seyrettik. Ne var ki, kürsüden tasarılar okundu, zaman doldu, parmaklar konuştu “kabul edenler-etmeyenler” ve arkasından da “kabul edilmiştir” gerçeğinden kaçamadık. Omuzlar yerde, başlar önde Genel Kurulu terk edenleri gördük. Ben şimdi kendi kendime soruyorum: Bu ülke bunu hak etti mi; neden omuzlar yerde?.. Ancak, bizim başımız önümüzde değil; çünkü, Doğru Yol Partisi olarak önerdiğimiz doğrular, milletimizin önünde bizleri mahcup etmeyecektir.

Değerli milletvekilleri, bir senede üç kere Bankalar Yasasını değiştirdik. Milletin, köşe yazarlarının, hukukçuların, ilmin, bilimin tüm karşı çıkmalarına rağmen resmen bir af yasası hadisesi yaşadık; bu, bir hadisedir. Aftan yararlanan 35 000 mahkûmun hepsini, bir iki suç işlettikten sonra, masumların canını acıttıktan sonra yeniden hapishanelere doldurduk. Kimini ise, şimdi, polisimiz arıyor, yanlış  tahliye edilmişler diye. Bir Telekom yasası çıkardık, daha kimse içine sindiremedi. Açıklamasını Sayın Bakan dahi yapamıyor. Sadece, “sattırmam” sloganları şimdi “yok pahasına sattırmam”a dönüştü. Sayın Bakanım, inşallah, size de sorarlar bunu yaparken.

Şimdi, geldik milletçe tepki gösterilen bir RTÜK yasasına. 1994 tarihli mevcut yasa yeterli olmayabilir. Gelişen teknolojiler ve sosyolojik değişimler karşısında yeni düzenlemeler gerekebilir. Medyanın şeffaflaşması, demokrasinin gereği olabilir. Hukukî düzenlemeler teknolojiyi yakalamakta zorlanabilir. Bunların hepsinin izahı yapılabilir. Çaresi de vardır. Bunun çaresi de Meclistir; ama, anlaşılamayan tavır, sayın iktidarın kendi milletvekillerinin dahi sıkıntıyla karşıladıkları, RTÜK Başkanının gerekçeli ve anlaşılabilir tepki koyduğu, köşe yazarlarının çoğunun onaylamadığı, Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin “tasarıda sakıncalar var” uyarılarının bizlere ulaştığı, yerel televizyonların feryada dönüşen seslerine rağmen, neden kulak tıkandığıdır; herkesin niçin hiçe sayıldığıdır. Acaba, saydamlık adına bir aldatmaca mı yaşanmaktadır? Şimdi, neden saydamlık yok veya gelecekte saydamlığın garantisi nedir? Özerk bir kurul olan RTÜK, siyasal bir iktidarın denetimine bırakılmamalıdır. Bizim ülkemizde siyaset, halen, maalesef, bir çember gibidir; iktidarın, çemberin hangi noktasına gelineceği de henüz bilinmemektedir.

Değerli milletvekilleri, haklı ve demokratik tepkiler gösteren yerel basına, lütfen, kulak verelim. Şehirleşmenin böylesine büyüdüğü bir ortamda vatandaşlar arasında, şehirlerde kurulan tek bağ yerel basınımızdır, yerel televizyonlarımızdır. Mahallinde siyasetin önünü açan, hukukî denetimin çok üstünde kamu denetimini hayata geçiren yerel televizyonlarımızdır. Hepiniz illerinizde bu söylediklerimi yaşamıyor musunuz?! Kuruluş sermayelerini aşan cezaların öngörülmesiyle birtakım sübjektif kurallarla ceza tayin edilmesiyle demokrasiye ulaşılmaz. Üst Kurulun yargıç haline getirilmesi hiç şüphem yok ki, gelecekte, en fazla bu yasaya destek verenleri üzecektir. Yine, hiç şüphem yok ki, bu yasa, bu Meclise, yeniden ve en kısa zamanda getirilecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

SEVGİ ESEN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, parmak çoğunluğuyla kanun yapmak kolay; ancak, vicdanlarda cevap bulmak zordur. Asıl olan milletle bütünleşen, hukukun üstün kılındığı ve geleceğe ışık tutan tasarıların kanunlaşmasıdır. O nedenle, bu yasa derhal çekilerek bir etki-tepki yasası olmaktan kurtarılmalıdır. Önemli bir yasanın 30 maddesi birden değiştiriliyor ise, ciddî bir uzlaşma kültürü aranmalıdır. Kamuda oluşan itirazlar değerlendirilerek, bir uzlaşma içerisinde, Türkiye Büyük Millet Meclisine yeniden getirilmelidir. Ben inanıyorum ki, bu Meclis, daha evvel yapmış olduğu uzlaşmayı bu kanunda da yapacaktır.

Getirilecek böyle bir tasarıda, Doğru Yol Partisi olarak, gerçek bir saydamlaşmaya evet, hukuka ve demokrasiye evet, çağdaşlaşmaya ve halkın denetimine evet diyoruz ve bu vesileyle de, bir dileğimi bu kürsüden dile getirmek istiyorum: Bir vatandaş olarak, içerisinde şiddet içermediği, bedenlerin istismar edilmediği ve ailemle televizyon seyredebileceğim programları göreceğim ümidiyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Sayın milletvekilleri, ek 4 üncü madde üzerinde verilmiş 8 adet önerge vardır; ancak, madde üzerinde milletvekillerince 3 önerge verilebileceğinden, yalnızca bu 3 önergeyi geliş sırasına göre okutup, aykırılık derecelerine göre de işleme alacağım.

Birinci önergeyi okutuyorum efendim:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan “Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarsı”nın 17 nci maddesi ile 3984 sayılı Kanuna eklenmesi öngörülen ek 4 üncü maddenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Emrehan Halıcı    Mehmet Şandır    İbrahim Yaşar Dedelek

         Konya                         Hatay                       Eskişehir

 

Mustafa Vural                 Erol Al

  Antalya                        İstanbul

“Ek Madde 4.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun yayın lisansı verdiği bir kuruluş, bu lisansı, yayın istasyonlarını ve şebekelerini, Üst Kurulun izniyle bir üçüncü kuruluşa devredebilir.

Yayın izni talebinde bulunan kuruluşların yerine getirmeleri gereken teknik ve malî yeterlilik şartları, devir şartları ile diğer ön şartlar, Üst Kurul tarafından yönetmeliklerle tespit edilir.”

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasa tasarısının çerçeve 17 nci maddesi ile 3984 sayılı Yasaya eklenen ek madde 4’ün birinci fıkrasının sonuna “bu yönetmelik, kanunun yayımı tarihinden itibaren altı ay içerisinde hazırlanarak yürürlüğe konulur” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

        Fethullah Erbaş      Lütfi Yalman Alaattin Sever Aydın

                 Van             Konya          Batman

          Mustafa Geçer    Aslan Polat

              Hatay         Erzurum

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

              Sayın Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasa tasarısının 4 üncü ek maddesinin sonuna aşağıdaki fıkranın eklenmesini saygılarımızla arz ederiz.

Kamer Genç               Metin Kocabaş Ramazan Gül

           Tunceli Kahramanmaraş      Isparta

Saffet Arıkan Bedük Mehmet Gölhan

            Ankara             Konya

Fıkra: “Yayın izni verilirken her ile onay, iki televizyon ve iki radyo için izin verilmesi şarttır.”

BAŞKAN – En aykırı önergeyi okutup işleme koyacağım efendim:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 17 nci maddesi ile 3984 sayılı Kanuna eklenmesi öngörülen ek 4’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                      Mehmet Emrehan Halıcı (Konya) ve arkadaşları

Ek Madde 4.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun yayın lisansı verdiği bir kuruluş, bu lisansı, yayın istasyonlarını ve şebekelerini, Üst Kurulun izniyle bir üçüncü kuruluşa devredebilir.

Yayın izni talebinde bulunan kuruluşların yerine getirmeleri gereken teknik ve malî yeterlilik şartları, devir şartları ile diğer ön şartlar, Üst Kurul tarafından yönetmeliklerle tespit edilir.”

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Ekseriyetimiz yoktur; takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükümet?..

DEVLET BAKANI YILMAZ KARAKOYUNLU (İstanbul) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Halıcı...

MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Türk Ticaret Kanunu ile İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yayın istasyonları ve şebekelerin üçüncü kişiler tarafından elde edilmesi mümkün bulunduğundan, yayın lisansı da şirketin mal varlığı kapsamında yer almaktadır. Bu nedenle ek maddede sayılan varlıkların Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun onayı alınmak kaydıyla devrine engel olunmaması gerekmektedir. Önerge buna olanak sağlamak amacıyla hazırlanmıştır.

BAŞKAN – Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir efendim.

Sayın milletvekilleri, en aykırı önerge, Emrehan Halıcı ve arkadaşlarının önergesi kabul edilmiş ve maddenin tamamı değiştirilmiştir. Bu nedenle, diğer önergeleri, İçtüzüğün 87 nci maddesine göre işleme koymak da mümkün değildir.

Şimdi, ek 4 üncü maddeyi, yapılan değişiklik doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Ek 4 üncü maddeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir efendim.

Ek 5 inci maddeyi okutuyorum.

EK MADDE 5. – Bu Kanunda geçen “Telsiz Genel Müdürlüğü” ibaresi “Telekomünikasyon Kurumu” olarak değiştirilmiştir.”

BAŞKAN – Ek 5 inci madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Ordu Milletvekili Sayın Eyüp Fatsa; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

 

 

FP GRUBU ADINA EYÜP FATSA (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 682 sıra sayılı kanun tasarısının, çerçeve 17 nci maddesinin ek 5 inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, sözlerime geçmeden önce, bir hususu, sayın hükümetin dikkatlerine arz etmek istiyorum. RTÜK‘le ilgili yasa tasarısı görüşülüyor; ama, RTÜK Başkanı Sayın Nuri Kayış, kendileriyle ilgili bir kanun tasarısı Mecliste görüşülürken, Meclise gelmeyip, bu kanun tasarısının görüşülmesine katılmamak suretiyle, bu kanunun çıkmaması noktasında tavrını açık bir şekilde ortaya koymuş oluyor. Basından takip ettik; Sayın Kayış” Bu, medyanın tamamını kontrol altına alma gayretleridir; bir medya kuruluşu, mevcut medya yayınlarının yüzde 75’ini elinde bulunduruyor; arzu edilen, yüzde 75’i elinde bulunduran medya patronuna, yayınların yüzde 100’ünü teslim etme gayretidir” diye ifade ediyor; bütün kamuoyunu da bu kanunun çıkmaması için direnmeye, göreve davet ediyor.

Sayın Hükümet, Sayın Başbakan, bütün bakanlarıyla beraber tekmil manada burada kanunun çıkmasına nezaret ediyorlar; acaba, medyanın yüzde 100’ünü kontrol etmek isteyen patronları adına mı burada oturuyorlar? Bunun cevabını da kamuoyuna açıklamaları gerekir diye düşünüyorum. (FP sıralarından “Bravo”sesleri, alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bu kanunda geçen “Telsiz Genel Müdürlüğü” ibaresi “Telekomünikasyon Kurumu“olarak değiştirilmektedir. Mevcut kanuna göre, Üst Kurul, frekans planlaması yapmak için başvuran kuruluşlara, yayın izni ve lisans vermekle yükümlüdür.

Frekans planlamasının yapılması, hangi takvime göre frekans ihalesine çıkacağı konularındaki görev ve yetki, Telekomünikasyon Kurumu ile Haberleşme Yüksek Kuruluna bırakılıyor. Haberleşme Yüksek Kurulu Telekomünikasyon Kurumu tarafından hazırlanan planı aynen onaylayabileceği gibi, lüzum gördüğü değişikliklerin yapılmasını da talep edebiliyor.

Bu frekansların ne kadarının, hangi takvime göre ihaleye çıkarılabileceğine ilişkin plan, Haberleşme Yüksek Kurulu tarafından tespit edilerek, bu çerçevede ihaleye çıkarılmak üzere Üst Kurula bildiriliyor.

Haberleşme Yüksek Kurulu, RTÜK’e verilmiş görevlerin de takibini yapıyor. Böylece, Radyo Televizyon Üst Kurulu, Haberleşme Yüksek Kurulunun vesayeti altına alınıyor.

Haberleşme Yüksek Kurulunun veya görevlendireceği bir devlet bakanının başkanlığında, İçişleri, Ulaştırma bakanları ile -Genelkurmay Muharebe Elektronik Başkanı ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden oluşuyor. Böyle bir kurulun, hem siyasî etiklere hem de demokratik olmayan etiklere açık bir kurul olacağı aşikârdır.

Getirmiş olduğunuz bu tasarıyla, Haberleşme Yüksek Kurulunun, Üst Kurula verilmiş olan görevlerin takibini de yürüteceği ifade edilmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi her gün yeni bir kurul oluşturmakla meşgul ediliyor. Askerî ve sivil bürokratik yapılar en üste konulmak suretiyle siyasetin alanı daraltılıyor.

Değerli arkadaşlar, getirdiğiniz bu tasarıyla hem frekans planlama yetkisi RTÜK’ün elinden alınıyor hem de RTÜK’ün yapacağı işlerin, Haberleşme Yüksek Kurulu tarafından takip edileceği hükmü getiriliyor.

Değerli arkadaşlar, RTÜK lisans ihalesi 7 yıldır erteleniyor; böylece, 7 yıldır medya patronları bedava frekans kullanıyor. RTÜK’ün yapacağı 26 nisan tarihli ihale de, medya patronları tarafından, yargı organlarına müracaatla ertelettirilmişti; tam ihale yapılacakken, bu tasarı getirildi ve yine ertelendi.

Değerli arkadaşlar, şimdi, kanunun yayımı tarihinden itibaren frekans planlamasını RTÜK, Telekomünikasyon Kurumuna verecek. Telekomünikasyon Kurumu 4 ay inceleyecek, sonucu, Haberleşme Yüksek Kuruluna devredecek, Haberleşme Yüksek Kurulu da 6 ay içerisinde frekans planlamasını karara bağlayacaktır deniliyor.

Değerli arkadaşlar, bu noktada, size, bir yazıyı takdim etmek istiyorum: Seçim bölgem olan Ordu’da, bir yerel televizyon, 25.1.2001 tarihinde, Başbakanlık Güvenlik İşleri Başkanlığına, ulusal güvenlik belgesi istemek üzere müracaat ediyor. Kendilerine 8.5.2001 tarihinde bir yazı gönderiliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlar mısınız efendim.

EYÜP FATSA (Devamla) – Toparlıyorum.

Yazıda “ulusal güvenlik belgesi verilmesi hususundaki ilgili başvurunuz incelenmiş olup, ekli listede isim ve unvanları belirtilen kişilerin değiştirilerek, yeniden bizzat başvurulması halinde bir değerlendirilme yapılacaktır” deniliyor. Üç arkadaşın, televizyonun yönetim kurulundan çıkarılması isteniliyor. Bu üç arkadaşın ortak özellikleri, bulundukları çevrede saygın kişilikleri ve mütedeyyin yapılarıyla tanınmış olmasıdır. Birbirleriyle bir akrabalık yakınlıkları yoktur. Ayrıca, haklarında kesinleşmiş bir yargı kararı da yoktur. Acaba, Başbakanlık Güvenlik İşleri Başkanı -Başbakan adına yazıyor bu yazıyı- hangi kriterlere göre bu arkadaşların televizyonun yönetim kurulundan çıkarılmasını talep ediyor. Hatta, bu arkadaşlar bir tanesi de, iktidara mensup bir partimizin il başkan yardımcısıdır.

Şimdi, ben buradan sormak istiyorum: Siz, daha bu yasa çıkmadan önce yerel televizyonları bu kadar baskı altına alıyorsunuz, acaba bu yasa çıktıktan sonra yerel televizyonları hangi baskılarla inim inim inleteceksiniz doğrusunu isterseniz bunu anlamak mümkün değildir.

Ayrıca, herhalde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı da bu yazıdan sonra, mevcut il başkan yardımcısı hakkında partiden ihraç istemiyle bir talepte bulunacaktır diye düşünüyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Söz sırası, Doğru Yol Partisi Ankara Milletvekili Sayın Saffet Arıkan Bedük’te; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

 

 

 

DYP GRUBU ADINA SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 682 sıra sayılı kanun tasarısının 17 nci maddesinin ek 5 inci maddesi üzerinde Doğru Yol Partisinin görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, itibar kaybeden iki müessese var: Siyaset ve basın. Siyaset ve basının itibar kaybetmesinin nedeni, daha ziyade demokrasi standartlarından kopması, çıkara dayalı birkısım tasarrufların uygulanmasıdır.

Getirilmiş olan bu tasarıda, ne siyaset açısından ve ne de medya açısından demokrasi standartlarını yükseltecek, hukukun üstünlüğüne dayalı bir demokrasiyi uygun görecek veya onu gerçekleştirecek, özellikle modern ve çağdaş demokrasilerde uygulanan normları getirecek bir düzenleme yok. Dolayısıyla, temelinde itibar kazandıracak bir kanun tasarısının olmadığını görmenin üzüntüsünü taşıyorum.

Terim düzenlenmesine karşı değiliz. Mevcut yasadaki RTÜK’e ait düzenleme ve sonuçlandırma yetkisi, Telekomünikasyona devrinin bir tercih hatası olduğunu iddia ediyoruz. Dağıtan, parçalayan ve çözmeyen idarî anlayışın tipik örneğidir bu tasarı; reform konusundaki becerisizliğin de ifadesidir. RTÜK’ü, kendi özerk ve bağımsız yapısı içerisinde bırakmak en güzel davranış olacaktı. İletişimden elimizi çekmek mecburiyetindeyiz.

Kamu yararı için kanun çıkarılır; ne yazık ki, bu kanun tasarısının gerekçesinde, mevcut olan kanunun uygulanamadığından, uygulanmadığından bahsediliyor.

Değerli milletvekilleri, bir hükümet düşünün ki, kanunları uygulamıyorum, uygulayamıyorum diye bir aczin ifadesiyle, yeni bir kanun tasarısını gündeme getirebiliyor. Dolayısıyla, o zaman sormak lazım: Memur, işçi, emekli, özellikle maaşıyla geçinemiyor; köylü, çiftçi ürününü değerlendiremiyor; esnaf, sanatkâr, keza aynı şekilde kepenk kapatıyor; Halk Bankasının parasını ödeyemeyen esnaflar ve yine Ziraat Bankasından aldığı kredileri ödeyemeyen köylü ve çiftçi, mal bildiriminde bulunmadığından dolayı şu anda cezaevlerine giriyor. Onların durumunu dikkate almıyorsunuz veya baklava çalmış olan bir vatandaş, bir dilim baklava için içeri giriyor, ona kanun uygulanıyor; ama, ne yazık ki, RTÜK Kanunu gibi fevkalade önemli bir kanunun uygulanması söz konusu olmuyor ve dolayısıyla da, bu tasarının getirilmesi için bir gerekçe, haklı bir gerekçe aranıyor. Bu, fevkalade vahim bir gerekçe.

Değerli milletvekilleri, bu tasarı, politika ve ifade özgürlüğü yönlerinden büyük tehlikeler ihtiva ediyor. Yine, bu tasarı, özel radyo ve televizyon ortaklarının hem hisse sınırlarını artırarak hem de kamu ihaleleri yasağını kaldırarak, bilgilendirme görevinin, yönlendirme işlevine dönüşmesini kolaylaştıracak bir içerik ihtiva ediyor; özgürce bilgi edinme hakkını ortadan kaldırıyor, demokrasi standartlarını ortadan kaldırıyor. Avrupa Birliğine girerken, çağdaş demokrasi normlarını ararken, aksine, biz, çağdaş demokrasi normlarını ortadan kaldırıyoruz. Avrupa Birliği standartlarından bahsediyoruz; Avrupa Birliğinin medyayla ilgili standartlarını ihtiva eden bir tasarıyı gündeme getirmiyoruz. Avrupa Konseyine bakıyoruz; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, özellikle siyasal veya ekonomik bakımdan birkısım grupların baskısı altında kalabilecek bir medyanın, demokrasi düşmanı olduğunu iddia ediyor; ama, ne yazık ki, onunla ilgili bir düzenleme yine getirilemiyor. Radyo ve televizyonların yanı sıra yazılı iletişim organlarına getirilen para cezaları ise caydırıcı olmaktan öte, öldürücü, özellikle öldürücü birkısım tutarları ihtiva ediyor.

Değerli milletvekilleri, konu ulusal olduğu kadar, uluslararası kuruluşların da üzerinde hassasiyetle durduğu bir konudur. Küreselleşen dünyada kurulan uluslararası kuruluşlar, üye ülkelerin ekonomik ve sosyal gelişmelerini, ülkelerin ekonomik ve sosyal gelişmeleriyle birlikte standartlarını düzenlemeye yönelik birkısım yasal düzenlemeleri de gündeme getirmektedir; ama bize bakıyorsunuz, bu düzenlemelerde demokrasi ve gelişimine öncelik ve önem verilmesi gerekirken verilmemektedir.

Demokratikleşme ve çağdaş demokrasi normlarının tespiti ve ulusal mevzuatımıza geçirilmesi gereken, onu da göremiyoruz! Dünyadaki ekonomik ve teknolojik gelişme, yayıncılık sektörünü de doğrudan doğruya ilgilendirmektedir.

Değerli milletvekilleri, yayıncılık sektörünün teknolojik gelişimi kadar, işletmesi ve çalışanlarının hakları da önemlidir. Ulusal ve yerel medyanın varlığı ve özerkliği; bağımsızlığı, çoğulculuğu ve demokrasi standardını yükseltmektedir. Bağlı bulunduğumuz paktlara bakıyorsunuz, yine onlara aykırı bir düzenlemeyle karşı karşıyayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bedük, toparlar mısınız efendim.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

Bağımsız ve özerk medyanın gerçekleştirilmesi için, medya özgürlüğünü, diğer yasal ve çıkarlar arasında dengeyi gözeterek düzenlemek gerekir; ama, bakıyorsunuz buraya, frekans ihalesi yapılmış, yedi sene beklenmiş, nihayet son noktasına gelmiş, şimdi frekans ihalesini durdurma noktasına geliyor. Para cezalarına bakıyorsunuz 10 milyar lirayla 250 milyar lira arasında, özellikle yerel televizyonlara 125 milyar lira ceza getiriliyor; ortadan kaldırılıyor.

Değerli milletvekilleri, bakın, internetle ilgili bir düzenleme getiriliyor. Bir zamanlar dünyanın ekonomik ve sosyal bakımdan gelişimini sağlayan sanayi devriminin yerini, bugün internet devrimi özellikle gündeme gelmekte ve o uygulanmakta ve onun, ekonomik, sosyal, iş hayatında, eğitim hayatında da kullanılması öngörülmektedir. Yine, Avrupa Birliği, özellikle interneti tüm insanlığın hizmetine sunmak için bir gayret içerisine girmekteyken, biz getirilen bu yasayla interneti kullanılamayacak duruma getiriyoruz. Nasıl getiriyoruz; çünkü, zaten kullanacak olan kişiler, birkısım insanlar, o korkulan kişiler, yurt dışına gitmek suretiyle interneti kullanmaya devam edecekler; ama, Türkiye’ye bakıyorsunuz, okullara bakıyorsunuz, öğrencilere bakıyorsunuz, genç müteşebbislere bakıyorsunuz, onları korkutarak, onları ürküterek, internetten kaçırmanın devlete de bir yararı yok, Türkiye’nin gelişimine de bir faydası olmayacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – Birkısım bürokratik engelleri koymanın, bir kısım kırtasiyeciliği gündeme getirmenin bu ülkeye bir yararı olmayacağı inancını taşıyoruz.

BAŞKAN – Lütfen toparlar mısınız?

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, ümit ediyorum ki, sayın hükümet, bu yasayla ilgili düzenlemeleri alır, tekrar gözden geçirir, böylece, yerel medya ile genel medya arasında bir ayırım gözetmeksizin, özerk ve bağımsız bir medyayı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin demokratik anlayışına kazandırır düşüncesiyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Sayın milletvekilleri, ek 5 inci madde üzerinde 3 adet önerge vardır; geliş sıralarına göre okutup, işleme alacağım:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 17 nci maddesiyle 3984 sayılı Kanuna eklenmiş bulunan ek madde 5’in tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Fethullah Erbaş        Veysel Candan Cevat Ayhan

  Van         Konya      Sakarya

Lütfi Yalman          Yakup Budak      Fahrettin Kukaracı

Konya       Adana       Erzurum         Ahmet Sünnetçioğlu      Osman Pepe Aslan Polat

Bursa     Kocaeli      Erzurum

Ek madde 5.- “Telekomünikasyon Kurumu” ibaresinin “Yüksek Telekomünikasyon Kurumu” olarak değiştirilmesi.

Bursa     Kocaeli      Erzurum

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

         Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasanın ek 5 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini talep ederim.

Dengir Fırat Abdullah Veli Seyda      Avni Doğan

       Adıyaman            Şırnak Kahramanmaraş

Mehmet Ali Şahin        Fethullah Erbaş     Nazlı Ilıcak

          İstanbul                 Van          İstanbul

Ek madde 5.- “Telekomünikasyon Kurumu” ibaresinin “Telekomünikasyon Teşkilatı” olarak değiştirilmesi.

 

 

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

         Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasanın ek 5 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini talep ederim.

      

Abdullah Veli Seyda      Avni Doğan                     Dengir Mir Mehmet Fırat            Şırnak Kahramanmaraş  Adıyaman

Mehmet Ali Şahin      Ayşe Nazlı Ilıcak    

          İstanbul          İstanbul

Ek madde 5.- “Telekomünikasyon Kurumu” ibaresinin “Yüksek Telekomünikasyon Kurumu” olarak değiştirilmesi.

BAŞKAN – Önergeleri tek tek okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 17 nci maddesiyle 3984 sayılı Kanuna eklenmiş bulunan ek madde 5’in tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Fethullah Erbaş (Van) ve arkadaşları.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükümet?..

DEVLET BAKANI YILMAZ KARAKOYUNLU (İstanbul) – Katılmıyoruz     efendim.

BAŞKAN – Sayın Erbaş?..

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Sakarya Milletvekili Sayın Nezir Aydın konuşacaklar efendim.

BAŞKAN – Sakarya Milletvekili Sayın Nezir Aydın; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

NEZİR AYDIN (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; görüşmekte olduğumuz çerçeve 17 nci maddenin ek 5 inci maddesiyle ilgili önergemiz üzerinde konuşacağım. Gerçi, Ordu Milletvekili arkadaşım, bu maddenin neden bu metinde olmaması gerektiğini, konuşması içerisinde anlattı; ancak, burada bir şeyi daha ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, maalesef, son zamanlarda, her tasarının arkasında bir sürü kurum ve kuruluş ifadeleri yer alıyor. Birçok görev, kurum ve kuruluşlara devrediliyor, ülkemizin idaresi, âdeta kurum ve kuruluşlara devredilir hale geldi. Onun için, bu ifadenin buradan çıkarılmasını arzu ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, şunu da ifade etmek istiyorum: Bu Meclis –çok az eksikleriyle- 15 günde 15 yasayı çıkardı sayılır ve bununla da övünüyoruz: 15 günde 15 yasa çıkaran Meclis... Sayın Derviş’in isteklerini hatırlıyorsunuz... Ama, ne hikmetse, bu Meclis, 15 gündür bir yasayı çıkaramadı ve hâlâ da direniyor bu Meclis, bu yasayı çıkarmamak için. Çok enteresandır, şu anda, Türkiyemizde, dolar 1 milyon 100 bin liralardan, 1 milyon 200 bin liralar seviyesine tekrar yükseldi; ama, buna kimsenin aldırdığı yok, kimsenin sanki böyle bir derdi yok. Birçok meseleler, memleketimizin, âdeta, insanın canını acıtıyor; bunlar, hiç kimsenin derdinde değil; ama, mesele RTÜK olunca, onbeş gündür, âdeta, Yüce Meclis de bu tasarıya direnince, siz değerli milletvekili arkadaşlarım ve televizyonları başında bizleri izleyen çok değerli aziz milletim görüyor ki, Sayın Başbakanımız da buradalar, sayın yardımcıları da buradalar, sayın bakanlar da buradalar; velhasıl, hükümet, komple burada; niye, iktidarı oluşturan sayın milletvekillerine baskı kurmak için buradalar. İşte, bu tasarı, böyle baskıyla çıkarılmaya çalışılıyor değerli arkadaşlar. Bunu, hepiniz biliyorsunuz, hepiniz görüyorsunuz.

Burada, bir şeyi ifade etmek istiyorum. Söylenebilen, bu tasarının lehinde konuşulabilen tek kelime “efendim, şeffaflık gelecek.” Konuşanlardan, bunun dışında hiçbir şey duymadık. Neye şeffaflık gelecek; efendim, hisseler nama yazılı olunca, şeffaflık gelecek, açıklık olacak; öbür türlü, televizyonlar mafya kutusu oluyormuş!

Değerli arkadaşlar, bakınız, birçok arkadaşımızla beraber, 54 üncü hükümet zamanında, şu Meclisten bir kanun çıkarıldı. Yine, medyayla ilgiliydi. Neydi o yasa; gazetelerin promosyon yasağıyla ilgili kanundu. Gazeteler, tabak, tencere, çanak, çömlek, velhasıl, bir eve lazım olan ve olmayan her şeyi veriyorlardı; onu satan bakkal, esnaf, âdeta, zulüm görüyordu bu noktada. Bu kanunu, bu Meclis çıkardı.

Değerli arkadaşlar, peki, bu kanun hâlâ meri mi, meri; geçerli mi, geçerli. Peki, gazeteler, tabak, tencere, çanak, çömlek, çatal, bıçak, kaşık veriyor mu; vermiyor. Ya, ne oluyor; şimdi, çatal, bıçak, tencere, tava, gazete veriyor. Aynı işlem, aynı şekilde devam ediyor. Peki, bu takiyye değil de bu aldatmaca değil de nedir değerli arkadaşlar?! Şimdi, diyoruz ki: “Bu kanun şeffaflık getirecek efendim.”

Değerli arkadaşlar, bu tasarı, acaba, kimin işine yarıyor, kimin işine yaramıyor; bunu çok iyi anlamak için, âcizane, bu kardeşiniz, bugün, bütün gazeteleri taradı. Özellikle, milyon satan veya satışı milyona yaklaşan gazetelerin hiçbirinde, onbeş gündür, RTÜK’le ilgili bu tasarı aleyhinde bir yazı bulmak mümkün değil.

Hatta, Türkiye'de, çok enteresan olaylar oluyor bu arada. Beyaz Enerji meselesinde çok önemli gelişmeler oluyor şu günlerde. Özellikle dün, dün gece, bugün, Türkiye'de enteresan olaylar oldu. Bir İçişleri Bakanımız görevinden alındı; o da, verildiği, görevlendirildiği bakanlıktan ve partisinden istifa etti; ama, ne yazık ki, bu gazetelerde, bu konuda, sanki, fevkalade bir şeymiş gibi, milletimize sorulduğunda, milletimizle konuşulduğunda tam aksini söylüyor insanlarımız; ama, bunlardan, bu gazeteler hiç bahsetmiyor; âdeta, sanki, perde arkasında bir şeyler oluyor, bir şeyler yapılıyor hissi geliyor insana.

Değerli arkadaşlar, onun için, şunu ifade etmek istiyorum...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydın, lütfen bitirir misiniz.

NEZİR AYDIN (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Türkiye'de, şu tasarıya memnuniyet gözlüğüyle bakabilen, sadece bir iki veya birkaç gazetenin sahibi, televizyonun sahibi, bir de Televizyon Yayıncıları Derneği var. Bunun dışında, bu tasarıdan memnun olan, lehinde ifadede bulunan kimse yok. RTÜK bu tasarıya karşı, Anadolu’nun tüm medyası, gazetesiyle, televizyonuyla, radyosuyla bu tasarıya karşı. Hele hele internet noktasındaki düşüncelerinizi bildiğinden, tüm 70 milyon bu tasarıya karşı. Milletvekilleri bu tasarıya karşı. Bunu, onbeş gündür...

Yoksa, 350 üyesi olan iktidar, bunu, rahatlıklıkla birkaç akşamda, çıkarabilirdi...

BAŞKAN – Efendim, teşekkür ederim.

Kanun nasıl çıkıyor o zaman?!.

NEZİR AYDIN (Devamla) - ...ancak, milletvekilleri karşı, herkes karşı; ama, bu yasa, bu Meclisten, öyle görünüyor ki çıkacak.

Onun için, en azından, şu önergemize destek vererek, bu yasaya belirli bir şekilde karşı olduğumuzu Meclis olarak bir an evvel belirtebilmek için desteğinizi bekliyor; hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Efendim, komisyonun ve hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir efendim.

İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasa tasarısının ek 5 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini talep ederim.

Abdullah Veli Seyda (Şırnak) ve arkadaşları

Ek madde 5: “Telekominikasyon Kurumu” ibaresinin “Yüksek Telekomünikasyon Kurumu” olarak değiştirilmesi

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükümet?..

DEVLET BAKANI YILMAZ KARAKOYUNLU (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Fırat, buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; gündemimizde olan yasanın adı RTÜK Yasası. Aslında değil; aslında, egemenliğin kaynağının ne olduğunu, kimin tarafından ve kimin için kullanılacağını belirleyen bir yasayı görüşüyoruz.

Egemenliğin, kimin adına ve hangi kaynağa istinat edilerek kullanıldığını görebilmeniz için, devletlerin anayasalarına bakmanız lazım. Türkiye cumhuriyeti devletinin 4 tane anayasası olmuştur. Bunun 3’ü çok günceldir; fakat, 1 tanesi, özellikle 1921 Anayasası, pek bilinmeyen anayasalardan birisidir; aslında, en mühim anayasamızdır. Çok enteresandır, bu Anayasa, 23 maddeden ibarettir ve Türkiye cumhuriyeti devletinin kurulmasını sağlayan Büyük Millet Meclisi, bu Anayasaya dayanarak, bu millete dayanarak bu egemenliği kullanmış ve bizlerin burada oturması imkânını sağlamıştır. Bu Anayasanın 1 inci ve 2 nci maddesini dikkatlerinize arz etmek istiyorum:

1 inci madde aynen şöyledir: Hakimiyet bilâ kaydü şart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.”

2 nci madde ise “İcra kudreti ve teşri salahiyeti milletin yegâne ve hakiki mümessili olan Büyük Millet Meclisinde tecelli ve temerküz eder” der.

Bu maddelerle, Türk Milleti, cumhuriyete ve demokrasiye giden trende birinci mevkie oturtulmuş ve böylece, Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulmuştur; ancak, bir süre sonra, 1924’te ikinci bir anayasa gelmiştir; çok güncel olan, 1960’a kadar yürürlükte olan Anayasamızdır. Bu Anayasanın, biraz evvel okumuş olduğum 1921 Anayasasına tekabül eden maddelerini de sizin dikkatinize arz etmek istiyorum. Bu, 3 üncü maddedir: “Hakimiyet bilâ kaydü şart milletindir” der.

4 üncü maddede “Türkiye Büyük Millet Meclisi milletin yegâne ve hakiki mümessili olup, millet namına hakkı hakimiyeti istimal eder” der.

5 inci maddede “Teşri salahiyeti ve icra kudreti Büyük Millet Meclisinde tecelli ve temerküz eder” der.

6 ncı maddede ise “Meclis teşri salahiyetini bizzat istimal eder” der.

Bununla bir adım geri atılmıştır; çünkü, İstiklal Harbi kazanılmıştır; Türk Milleti, demokrasiye ve cumhuriyete giden trende ikinci mevkie alınmıştır; ama, tren devam etmektedir yoluna ve 1960 darbesi gelir; 1961 Anayasasıyla yeni bir devreye girilir, yeni bir evreye girilir.

1961 Anayasasının, bu maddelere tekabül eden, yani, egemenliğin kimin tarafından nasıl kullanılacağını beyan eden maddelerini, size, burada bir kez daha tekrar etmek istiyorum. O, şu:

“Madde 4- Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir.

Millet, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.

Egemenliğin kullanılması, hiçbir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz.”

Peki, 1961 Anayasası ne getirmiştir; Meclisi bir yana bırakmıştır, icra organını bir yana bırakmıştır, ortak organlar doğurmuştur millete. Bunlar nedir; bunlar, o günkü TRT’dir ve diğer bağımsız kuruluşlardır; yani, yetki paylaşılmaya başlanmıştır; ama, millet adına paylaşılmaya değil. Türkiye’de, kayıtsız şartsız hâkimiyetin millette olduğu prensibinden bir dönüş başlamıştır ve bu sıralarda da, dikkat ederseniz, basın, kendisini dördüncü kuvvet olarak ilan etmiştir. Her zaman, gazetelerde, gazeteciler, medya, ilk kez, Türkiye’de medyanın, basının dördüncü kuvvet olduğunu kendileri beyan etmişlerdir.

1961 Anayasasını da 1980’de katlettik ve 1982 Anayasasını getirdik. 1982 Anayasasında, yine, bu maddelere tekabül eden... Pardon, şunu söylemeyi unuttum: Bence, 1961 Anayasasıyla, Türk Milleti, yine, demokrasiye giden trende üçüncü mevkie bindirilmiştir, oraya alınmıştır...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Sayın Fırat...

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) – Geldik 1982 Anayasasına. 1982 Anayasasında buna tekabül eden maddelere bakmakta fayda var. Burada, egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğunu beyan etmekle birlikte, egemenliği millet adına kullanacak olan organlara bağımsız, sorumsuz birçok kurum eklenmiştir ve bunlar, Anayasaya geçmiştir. Bu YÖK’tür, bu RTÜK’tür ve buna benzer kurum ve kuruluşlardır.

Dolayısıyla, aslında, şu sıralarda, Partilerarasında anayasa değişikliği konusunda bir anlaşma olduğu için ve son zamanlarda gelen yasalar Anayasanın tamamen ruhuna aykırı olduğu için, ben, öncelikle bir teklifte bulunmak istiyorum. Bu komisyon, öncelikle, Anayasanın 2 nci maddesinin, demokratiktir; yani, “Türkiye Cumhuriyeti, toplumunun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir” maddesinden “demokratik” kelimesinin çıkarılarak, öncelikle bir kere “bürokratik bir devlettir” şekline getirilmesinin, bugünkü fiiliyata uygun olacağı kanısındayım. Kaldı ki, son zamanda getirilmiş olan 15 yasayla bu kurumlar daha da dağıtılarak, sorumsuz ve sınırsız yetkilere sahip Şeker Kurumundan Elektrik Kurumuna ve en son da, RTÜK’e kadar birçok yasa getirilmiştir.

BAŞKAN – Sayın Fırat...

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) – Biraz sonra, bu trende devam edeceğiz; nereye vardığımızı izah edeceğim.

Teşekkür ederim, vaktinizi aldım. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Komisyonun ve Hükümetin kabul etmediği...

SUAT PAMUKÇU (Bayburt) – Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz.

BAŞKAN – ... önergeyi karar yetersayısı arayarak oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir efendim.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Yasanın ek 5 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini talep ederiz.

                                Dengir Fırat (Adıyaman) ve arkadaşları

Ek Madde 5.- “Telekomünikasyon Kurumu” ibaresinin “Telekomünikasyon teşkilatı olarak” değiştirilmesini.

BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükümet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI YILMAZ KARAKOYUNLU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Fırat; buyurun efendim.

Tahmin ediyorum, bu sefer konuşmanızı 5 dakikada bitirirsiniz efendim.

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Adıyaman) – Bitireceğim efendim.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; trenimiz yoluna devam ediyor. Vatandaş, üçüncü sınıf kompartımandaydı, vatandaşı, ilk geldiği istasyonda, 1982 Anayasasıyla indirdik ve Allah’a şükür, ondan sonra, bu 1982 Anayasasının, dışarıdan alınan talimatlarla... Çünkü, hâkimiyetin kayıtsız şartsız, bilakaydü şart millete ait olduğu yazısı, eğer, yalnız duvarlarda kalırsa, mutlaka, İstiklal Harbini yürüten bu Meclis ve bu Meclisin çıkarmış olduğu hükümet, uluslararası bazı kurum ve kuruluşların kapısına gider ve oradan talimatlar almaya başlar ve dolayısıyla, bu Meclise 15 günde 15 yasa dayatması gelir, parmak sayısıyla da, bunlar buradan çıkar.

Bu RTÜK Yasa Tasarısı da onlardan bir tanesi. Aslında, burada iddia edilen, varılmak istenen nokta, üç kuvvetin, üç erkin veya birinci erkin kim olacağı meselesidir. 1961 sonrasında medyada terennüm edilen dördüncü kuvvet, bugün, RTÜK Yasa Tasarısıyla birinci kuvvet olma iddiasındadır ve oylarınızla da, sizin olması gereken yeriniz, medyaya terk edilecektir. Bu yasa tasarısının anlamı odur.

Dolayısıyla, Partilerarası Anayasa Değişikliği Komisyonunun, yine, Anayasanın, egemenlikle ilgili 6 ncı maddesinde bir değişiklik yapmasını teklif ediyorum; yoksa, 21 inci Dönem Meclisi olarak, biz, Anayasayı ihlal suçu işliyoruz. Hiç olmazsa, bu suçtan kurtulup, ileride olabilecek bazı nedenlerle hapse girmemek için, egemenlikle ilgili 6 ncı maddenin şu şekilde değiştirilmesini teklif ediyorum: “Egemenlik, kayıtsız şartsız kurum ve kuruluşlarındır.” “Millet” kelimesini, oradan çıkarmamız lazım. “Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları ve bağımsız, sorumsuz, kurum ve kuruluşları eliyle kullanır.” Ama, ondan sonra gelen cümlede “egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz” cümlesinin ise, tümden Anayasadan çıkarılması, bence, bu yasaların Anayasaya uygunluğunu sağlamış ve bizim siyasî sorumluluğumuzu ortadan kaldırmış olacaktır.

Üç haftadır görüşülen bu yasa tasarısının, vicdanlarınıza sığmadığını ve sonuçlarının ne olacağının bilinci içerisinde olduğunuzu biliyorum. Sayın parti başkanlarımız, genel başkanlarımız, bu çoğunluğu sağlayabilmek için burada hazır bulunuyorlar. Tabiî ki, bu bize mutluluk veriyor. Keşke her gün burada olabilselerdi, keşke her gün burada bu çoğunluğu sağlayabilselerdi; ancak, milletin dertlerini çözebilecek ve hakikaten, 1921 Anayasasına benzer bir anayasanın, yani, milletin kayıtsız şartsız egemenliğini sağlayacak bir anayasa değişikliğinin bu Meclisten geçmesini sağlasalardı, tabiî ki, kendilerine bu millet de minnettar kalırdı.

Değerli arkadaşlarım, söylenecek çok şey var. Yalnız, 21 inci Dönem olarak, çok büyük hizmetler yaptık, kabul ediyorum; ancak, 21 inci Dönem, siyasî tarihte, bazı bahtsız nedenlerle de mutlaka yargılanacaktır. Bundan evvel çıkarmış olduğunuz ve... Bundan evvel, bir konuşmamda yine söyledim; dünyanın hiçbir meclisinde, kendi döneminizde çıkarmış olduğunuz bir yasa hakkında Meclis araştırması önergesinin verildiğini tarih sayfalarında görmeniz mümkün değildir; ama, siz, 4422 sayılı Yasayı çıkardınız ve burada söyledik “bu, antidemokratik bir yasadır, kimi keseceği belli olmaz” ve kimi keseceği de belli oldu ve o gün yine söylemiştim, demiştim ki “4422, siyasî partilerin ipidir; ama, RTÜK Yasası da ayağının altındaki iskemledir.” Birileri, mutlaka, bu iskemleye tekmeyi koyacaktır ve ölecek olan da, siyasetçiler olacaktır, sivil siyaset olacaktır.

Ümit ediyorum ki, sayın genel başkanlarımız, biraz sonra buradan ayrılırlar...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) – ...dolayısıyla, bekçilik görevleri sona erer ve biliyorum, o zaman, burada çoğunluk sağlanamaz ve bu yasa, bu talihsiz yasa buradan geçmez.

Hepinize saygılar sunuyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Fırat.

Hükümetin ve Komisyonun kabul etmediği önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir efendim.

Ek 5 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Ek 5 inci madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, kabul ettiğiniz ek 1, ek 2, ek 3, ek 4 ve ek 5 inci maddeler doğrultusunda, çerçeve 17 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir efendim.

18 inci maddeyi okutuyorum:

Madde 18 .- 3984 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin (a) bendi ile 35 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

BAŞKAN – Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Aksaray Milletvekili Sayın Ramazan Toprak; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Sayın Toprak, süreniz 5 dakika efendim.

 

 

FP GRUBU ADINA RAMAZAN TOPRAK (Aksaray) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kısa bir fıkra anlatacağım. Mağdur, mazlum insanlar, hiç işlemedikleri bir suç için idam cezasına çarptırılmışlar. Binlerce insan sıraya dizilmiş, idam cezaları infaz edilecek; ancak, geçmiş çağlarda olduğu için, idamın infazı biraz ilkel. Sıradaki insanın, her kimse, sıra başındakinin iki muhafız koluna giriyor, kütüğün başına getiriyor kafasını koyuyor, cellat elindeki baltayı indiriyor; gövde bir tarafa, kafa bir tarafa. İnfazı bitenin yerine, sıradaki deniliyor. Yine, iki muhafız, bir cellat; kafa bir tarafta, gövde bir tarafta. infazlar devam ediyor. Derken, sıradaki mağdur ve mazlum insanlar arasından bazı çığlıklar yükseliyor “bizim hiçbir suçumuz, günahımız yok, neden infaz ediliyoruz? Üstelik, bizi infaz eden üç kişi, iki muhafız, bir cellat. Biz, bunların üzerine bir yürürsek, belki, bir ikimizi götürürler ama, en azından binlercemiz sağ kalır. Hadi, o zaman, bu iki muhafız, bir celladın üzerine gidelim de, hepimiz idamdan kurtulalım.” Bu haklı tepki üzerine, sıradaki insanlar arasında bir gürültü, bir hareketlenme... İki muhafız, bir celladın üzerine yürüneceği sırada, nereden geldiği bilinemeyen bir ses “beyler, sırayı bozmayalım...” Herkes sıraya geçiyor, infaza kalındığı yerden devam ediliyor.

Değerli milletvekilleri, üç haftadır, sıradaki 350 değerli milletvekilinin 180-190’ı bu Meclise gelmiyor, açık tepkisini koyuyor, ta ki “beyler, sırayı bozmayalım” denilene kadar. Bu aşamada, nelerin olduğunu hepimiz görüyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu tasarının arkasında kimlerin olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz, vicdanımızın neleri emrettiğini de iyi biliyoruz.

Değerli milletvekilleri, 20 nci Dönemde 550 milletvekili arasından 318’i burada değil; yani, bu dönem Meclise gelen arkadaşların 318’i bu dönem Meclise geldi, geçen dönem yoktu. 22 nci dönemde, belki, yine, büyük bir kısmımız olmayacak. Biz, Türk Milletinin vekilleriyiz, birilerinin değil. Bu Türk Milleti, bize hangi yetkiyi verdiyse, o yetkiyi, Türk Milletinin verdiği sınırlar içinde kullanırsak vekâletin anlamı olur; yoksa, birilerinin dayatmasıyla değil. Lütfen, hatiften gelen, gizliden gelen bu sese hiç kimse kulak asmasın, vicdanının sesini dinlesin. Bu kürsü hiç kimseye kalmadı, bize de kalmayacak.

Değerli milletvekilleri, minare çalınmıştır; bu tasarı, çalınan minareye kılıf tasarısıdır. Arkadaşlarımız “bu kişilerin paraları var, ihaleye girmesinler mi” diye ifade ediyorlar. Değerli milletvekilleri, bu kişilerin parası kendi paraları değil. Bakın, benim yazılı soru önergeme verilen cevaplara göre, basın yayın organlarına verilen, milyarlarca dolara varan teşvikler var, bunlar geri dönmedi arkadaşlar. Yine, geçen dönemde bu konuda verilen bir araştırma önergesi elimde arkadaşlar. Buna göre, üç yıl öncesinin tarihi itibariyle verilen ve geri dönmeyen teşvik, döviz bazında 1,5 milyar dolar arkadaşlar; birkaç milyar doları buluyor diğeri.

Değerli milletvekilleri, eğer, bu tasarıyla, kamu ihalelerinde medya organlarının önü açılacak olursa, buğday ücreti esirgenen çiftçinin parası bu insanların elinde olacak; yine, bu insanlara, bu milletin malı olan kurumlar beş parasız peşkeş çekiliyor, bunun altyapısı oluşturuluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlarsanız memnun olacağım efendim. Gecemiz çok uzun ve de çok söz var.

RAMAZAN TOPRAK (Devamla) – Bağlıyorum Sayın Başkan.

Bu tasarı, birileri için altyapı oluşturma tasarısıdır.

Değerli milletvekilleri, geçenlerde, Sayın Başbakan -dün veya önceki gün zannediyorum- bir konuda Türk Toplumuna bence büyük haksızlık etti; toplumsal yapımızın kırılgan olduğunu söyledi. Türk toplumunun yapısı kırılgan değil. Kimlerin yapısının kırılgan olduğunu Türk Toplumu çok iyi biliyor. Bunu görebilmek için çok uzun söze hacet yok. 300 metre aşağıda Kızılay Meydanına, Sıhhiye’ye inin, Türk Toplumunun yapısı mı kırılgan; yoksa, acaba birileri, aynada gördüğüne mi aynı şeyi söylüyor?!

Değerli milletvekilleri, hiçbirimize bu kürsü kalmaz. Lütfen, birilerine rağmen, vicdanınız doğrultusunda oy kullanmanızı temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Toprak.

Söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Amasya Milletvekili Sayın Ahmet İyimaya’da.

Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DYP GRUBU ADINA AHMET İYİMAYA (Amasya) – Değerli Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; sözlerimin başında hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli Başbakanımız, sanıyorum iki dakika önce buradaydılar. Biyografisini ve söylemlerini yakından takip eden bir milletvekili arkadaşınızım.

BAŞKAN – Yine Sayın Başbakanınız efendim.

AHMET İYİMAYA (Devamla) – Gözlerim, 1957 yılının basıncı Ecevit’ini, 1971 yılının, siyasal özgürlük ve demokrasi uğruna partiden istifa eden ve mücadele veren, Ecevit’ini arıyorum.

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) – Genel başkanlıktan değil, genel sekreterlikten...

AHMET İYİMAYA (Devamla) – Genel sekreterlikten...

Bir mizah değil, bir nükte de değil, merak ettiğim bir suali cevaplandırmaya çalışıyorum. O Ecevit, bu Ecevit olsaydı ve muhalefet makamında bulunsaydı ne derdi diyorum ve bir hüküm cümlesi istihrac etmeye çalışıyorum. Belki de, diyeceği söz şu idi: “Aziz arkadaşlar, halkın haber alma hakkını ve doğruyu öğrenme hakkını, bu tasarıyla, işbirlikçi kapitalizmin sınırlandırılamaz gücüne teslim ediyorsunuz”. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, bir dönem kapanıyor, bir dönem açılıyor. Medyanın, kamuoyunu aydınlatma, objektif şekilde sistemi denetleme dönemi sona eriyor. Medyanın, belki de yarın, yegâne egemen güç olan bir kuvvete teslim edildiği ve özgürlüklerin yok edildiği, tuzaklarla dolu bir döneme girmek üzereyiz.

Değerli arkadaşlar, tasarının geneli üzerindeki konuşmamda bunu ayrıntılı şekilde arz ettim.

İfade ediyorum: Bu tasarının, iletişim sektörünün ticarî sorunları bakımından problemleri olabilir, kimilerini ilgilendirebilir, katılırsınız katılmazsınız; ama, Parlamentonun temel misyonu olan, özgürlükleri koruma ayağı, bu tasarının koruma ayağı boştur ve topaldır.

Bakınız, ne yapıyoruz: Kurumsal kanun -RTÜK Kanunu- Radyo ve Televizyon Kurumunun da denetim bakımından bu kanuna tabi olduğunu öngörüyor. Biz ne yapıyoruz; bu kanunu yürürlükten kaldırıyoruz; felsefesine, uzantılarına, bağlantılarına ve bu alandaki regülasyon kurumlarının fonksiyonlarına uymaz bir yaklaşımla ortadan kaldırıyoruz. Doğru değil arkadaşlar. Gerçekten, bugün, görsel medya alanı, bıçak sırtı sektörlerdendir, hassas sektörlerdendir ve siyasal iktidarların egemenlik veya yürütme alanlarının dışında bırakılması gereken, bağımsız idarî otoritelerce düzenlenmesi, kararlandırılması ve müeyyidelendirilmesi gereken bir alandır.

Şimdi biz ne yapıyoruz; Anayasanın 133 üncü maddesini yanlış yorumlayarak, bir iletişim alanında, adına “özerk” dediğimiz; ama, hükümete bağımlı iki kurum oluşturuyoruz. Bir defa RTÜK, mevcut yapısıyla, siyasal egemenliğin emrindedir ve -yine ifade ettim- iktidarın uzun kollarıdır, hükümetlerin perçemleridir; bizim geleneğimize göre, iktidarların borazanıdır.

Burada yapılacak şey şu olmalı: Gerekirse Anayasanın 133 üncü maddesi de değiştirilerek, radyo televizyon alanındaki düzenleme, karar verme ve müeyyide uygulama yetkileriyle donatılmış bir özerk kurum oluşturmalıyız.

Bakınız, alıcılar aynı, kamuoyu aynı, haber tüketicileri aynı, bilgi tüketicileri aynı; Radyo Televizyon Kurumunun ilkeleri kendi kanununda, diğer iletişim organlarının ilkeleri kendi kanununda.

Bir milletvekili arkadaşımızın çok hukuklu sistem sebebiyle eleştirildiğini biliyorum ve o eleştiriye gönülden katılıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET İYİMAYA (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

AHMET İYİMAYA (Devamla) – Şimdi, düşününüz bir yayın alanında Radyo Televizyon Kanununun ilkeleri farklı, RTÜK ilkeleri farklı. Aynı alanda iki hukuklu sistemi öngörmek yasama organının zaafıdır, özgürlükler karşısındaki tutarsızlığıdır ve sistem noktasındaki reform aczidir.

Değerli arkadaşlar, bu maddenin gerçekten iletişim özgürlüğüyle doğrudan ilgili olan düzenleme kurumlarının felsefesi bakımından geri çekilmesi lazım. Yürürlükteki hüküm -35 inci madde- ihtiyacı karşılamaktadır. Aksi takdirde -sanıyorum- yakın gelecekte “bu alanda tek düzenlemeye gidin” şeklinde Avrupa Birliğinin dayatmasıyla karşı karşıya kalacaksınız.

Saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde dört adet önerge vardır; ancak, madde üzerinde malumları olduğu veçhile üç önerge verilebildiğinden üçünü ayrı ayrı okutup işleme koyacağım, birini de birleştireceğim efendim, ikisi de aynı mahiyette.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 18 inci maddesinin bu düzenlemeden çıkarılmasını, diğer bir ifadeyle 3984 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin (a) bendi ile 35 inci maddesinin aynen devam etmesini arz ve teklif ederiz.

      Mehmet Altan Karapaşaoğlu Azmi Ateş      Hüseyin Kansu

        Bursa      İstanbul      İstanbul

         Nevzat Yalçıntaş          Sait Açba

     İstanbul                            Afyon

BAŞKAN – İkinci önergeyi okutuyorum:

                 Sayın Başkanlığa

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Yasa Tasarısının 18 inci maddesinin birinci cümlesindeki “ile 35 inci maddesi” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını saygılarımızla arz ederiz.

Kamer Genç          Metin Kocabaş       Mehmet Gölhan

Tunceli Kahramanmaraş   Konya

Hakkı Töre                  Saffet Arıkan Bedük

Hakkâri                      Ankara

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 18 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Fethullah Erbaş        Veysel Candan Cevat Ayhan

  Van         Konya      Sakarya

Lütfi Yalman          Yakup Budak     Fahrettin Kukaracı

Konya       Adana      Erzurum

          Ahmet Sünnetçioğlu       Osman Pepe   Aslan Polat

Bursa     Kocaeli      Erzurum

 

 

 

BAŞKAN – Önergeleri işleme koymadan evvel, misafirlerimiz var, Genel Kurula takdim etmek istiyorum.

Biraz bekleyelim efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Meclis beklemez Sayın Başkan, devam edelim.

BAŞKAN – İki dakika beklesek ne olur efendim...

Sayın milletvekilleri, Genel Kurul Salonunu, NATO Savunma Koleji öğrencileri, 98 nci Dönem kıdemli müdavimleri teşrif etmişlerdir; Genel Kurula arz ederim efendim. (Alkışlar)

 

 

 

- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682)      (Devam)

BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, okunan önergelerden Bursa Milletvekili Altan Karapaşaoğlu ve arkadaşlarının önergesiyle, Van Milletvekili Fethullah Erbaş ve arkadaşlarının önergesi, 18 nci maddenin metinden çıkarılmasını önermektedir; bu nedenle, peş peşe okutup, birlikte işleme alacağım efendim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu İle Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 18 nci maddesinin bu düzenlemeden çıkarılmasını; diğer bir ifadeyle, 3984 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin (a) bendiyle, 35 nci maddesinin aynen devam etmesini arz ve teklif ederiz.

    M. Altan Karapaşaoğlu (Bursa) ve arkadaşları

BAŞKAN- Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu İle Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 18 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasının arz ve teklif ederiz.

Fethullah Erbaş (Van) ve arkadaşları

BAŞKAN- Komisyon?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa)- Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN- Hükümet?..

DEVLET BAKANI YILMAZ KARAKOYUNLU (İstanbul)- Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN- Sayın Karapaşaoğlu; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Sayın Erbaş, size de söz vereceğim; böyle bir hakkınız var yani.

 

 

 

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa)- Sayın Başkanım, değerli  milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz yasa tasarısıyla ilgili olarak vermiş olduğumuz önergenin içeriği hakkında bilgi vermemiz gerekiyor.

18 inci madde neden bahsediyor: 18 inci madde, mevcut yasanın 8 inci maddesindeki “ulusal ve bölgesel frekans planlamalarını yaptırmak” ibaresini maddeden çıkarıyor ve böyle bu yetkiyi RTÜK’ten alıyor, yeni kurulan Telekomünikasyon Kurumuna veriyor. Tasarıya göre, Telekomünikasyon Kurumu, 3984 sayılı Kanundaki Telsiz Genel Müdürlüğünün yerine alıyor. Bu durum, anılan kurumun tümüyle siyasî iktidarın etkisinde olacağını göstermektedir. Haberleşme Yüksek Kurulu, Başbakan veya Başbakanın görevlendireceği bir Devlet Bakanının başkanlığında, İçişleri ve Ulaştırma Bakanları ile Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ve Genelkurmay Muhabere Elektronik Başkanından oluşan bir kurumdur.

Değerli arkadaşlar, bu yapıları nedeniyle, tasarıda önerilen bu yeni kurum ve kurulun bağımsız birer otorite sayılması mümkün değildir. Zira, bir kurum veya kurulun bağımsız sayılabilmesi için üyelerinin seçiliş biçiminin ve statülerinin bağımsız davranabilmeye imkân vermesi gerekmektedir. Frekans planlamalarını yaptırma görev ve yetkisini, özerk ve tarafsız bir kuruluş yerine, bu özelliklere haiz olmayan anılan kurum ve kurullara veren tasarı hükmü, frekans planlamalarının doğrudan veya dolaylı olarak siyasî ya da başka etkilere maruz kalarak yapılması tehlikesini içermektedir. Halbuki, frekans planlamalarının yapılması, yayın izni kadar önemli ve hassas bir konudur. Böylesi önemli bir konuda, siyasî baskılara ve demokratik olmayan etkilere açık değişiklikler yapılması hatalıdır.

3984 sayılı Kanunda, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu bağımsız bir otorite olarak yapılandırılmış ve televizyon ve radyo yayıncılığında temel teknik düzenlemeyi yapma, gerekli izinleri verme ve denetleme görevi bu kurula verilmiştir. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, anılan kanunun verdiği yetki çerçevesinde ilgili yönetmelikleri çıkarmış, konunun uzmanlarıyla ve üniversitelerle işbirliği yaparak, frekans planlamalarını 1995 yılı temmuz ayında tamamlamıştır. Tasarıdaki değişiklik hükmüyle bütün bu çalışmalar bir yana itilerek yeniden başa dönülmektedir. Bu nedenle, 3984 sayılı Kanunun 8 inci maddesi aynen korunmalıdır.

Değerli arkadaşlar, tasarının, bu Yasanın 35 inci maddesini yürürlükten kaldıran hükmü ise, TRT Genel Müdürünün yoğun kulis faaliyetleri neticesinde tasarıya son anda sokulmuş bir hükümdür. Niye sokulmuştur; zira, 18 Temmuz 2001’de görevi sona eren TRT Genel Müdürünün yerine, o tarihte, RTÜK tarafından yeniden 3 adayın hükümete önerilmesi sonucu, hükümet bu 3 adaydan birini tayin edecektir.

Değerli arkadaşlar, düşünebiliyor musunuz, bir kurum aday teklif ediyor, hükümet bu adayı açıklıyor, tayin ediyor, ama, denetleme yetkisi olmuyor. Daha önce de, hatırlayacağınız gibi, bir dönem TRT Genel Müdürü görevinden alınmıştı. Niye alınmıştı; çünkü, bir seçim bahis konusuydu, seçime yaklaşırken, TRT Genel Müdürü, iktidarın âdeta sözcülüğünü yaparcasına televizyon kurumunu kullanıyordu, dolayısıyla, görevinden alınmıştı. Şimdi, buna benzer tehlikeler de kaldırılmış bulunuyor. Bu yapısı itibariyle, bu kurulun yapacağı tayinler, yapacağı düzenlemeler tamamen iktidarın inisiyatifinde olacak.

Değerli arkadaşlar, özellikle söylüyorum, bu tasarı, bir pazarlık neticesi gündeme getirilmiş bir tasarıdır. Bu tasarının bir tarafında medya içerisinde hakimiyet tesis ederek ülkenin çok önemli kaynaklarına, çok önemli müesseselerine bir biçimde, bir şekilde ulaşma gayreti içinde olan kimseler vardır, bir tarafında da maalesef şu andaki iktidar vardır. İktidarın amacı nedir; iktidarın amacı, devletin televizyonlarını dilediğince kullanabilme imkânıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen bitirir misiniz efendim.

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Devamla) – Bir başka taraf vardır; o tarafın da amacı, yayınlara, bugüne kadar, bu ülkede, görülmemiş ölçüde, görülmemiş özellikte sansür getirebilme imkânını elde etmiş olmasıdır. Yani, demek istiyorum ki, bu yasa, pazarlık yasasıdır; üç ayağı vardır; ayaklarından biri iktidardır, biri medyanın çok büyük patronlarından birkaçıdır, biri de ülkeye sansürü uygulamak amacında olan birtakım devlet kuruluşlarıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, bitirin efendim.

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan; az kaldı...

BAŞKAN – Ama, efendim, bitirin yani; usulümüzde böyle bir şey yok.

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Devamla) - Efendim, özellikle son söylediğimi vurgulamak istiyorum: Ülkemiz, büyük bir sansür karanlığı içine girmektedir; dikkatinizi çekiyor, saygılar sunuyorum ve önergemizin kabulünü rica ediyorum efendim. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Sayın milletvekilleri, birleşime 10 dakika ara veriyorum.

       Kapanma Saati : 17.54

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.10

BAŞKAN: Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU

KÂTİP ÜYELER : Melda BAYER (Ankara), Yahya AKMAN (Şanlıurfa)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 113 üncü Birleşimin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

682 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

 

9.- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682)   ...(Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerlerinde.

18 inci madde üzerinde verilen önergenin işlemini yapmaya devam ediyoruz.

Sayın Başeğmez, buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

 

 

MUKADDER BAŞEĞMEZ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; RTÜK Yasasının 18 inci maddesiyle ilgili huzurlarınızı işgal ediyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkenin hangi ihtiyacı bizi bu kanunu çıkarmaya zorluyor; kaç gündür gece-gündüz, uzun mesailerle ciddî ciddî uğraşıyoruz; muhalefet, bu yasa hakkındaki muhalif görüşlerini dile getirmeye çalışıyor, iktidar, bu yasayı, bir şekilde, bir an önce geçirmeye çalışıyor.

Elbette, muhalefetin görevi, bir yasa çıkarken, oluşan muhalif görüşleri burada dile getirmektir. Muhalefetin görevi, iyi ediyorsunuz, has ediyorsunuz, ne güzel yasa getiriyorsunuz demek değildir; bir yasanın, eğrisi doğrusu, lehindeki aleyhindeki bütün görüşler ortaya konulmalıdır.

Dikkat çekecek bir şey oluyor kaç gündür; bütün yasalarda, bütün hükümet dönemlerinde, Parlamento tarihinde, medya, muhalefet aleyhinde pek yazı yazmaz, muhalefetin konuşmalarını pek gündeme getirmez; ama, bu işte bakıyoruz, çok ağır eleştirilere tabiî tutuluyor muhalefet sözcüleri, hatta, ağza alınmayacak sözler sarf ediliyor.

Ne yapmamız isteniyordu; iktidar ne getirirse, onu alkışlamamız mı isteniyor. Elbette, ülkenin yararına, kanunların da daha iyi çıkması için, muhalif görüşlerimizi belirleyeceğiz. Sustuğumuz zaman, muhalefet yok deniliyor; konuştuğumuz zaman, muhalefet niye konuşuyor deniliyor; ama, burada çıkan bir yasaya, medyanın, büyük medyanın büyük kalemşorlarının taraf olması ve muhalefete ateş püskürmesi, bu yasanın çarpık doğduğunu gösteriyor orta yere; bu, bir.

İkincisi, hangi ihtiyaç zorluyor bizi bu yasaları çıkarmaya; depremzedelerin yarası mı sarılacak, şubat krizi mi bizi bu noktaya getirdi, kasım krizi mi, IMF şartları mı, Avrupa Birliği mi istiyor bunu bizden; hangi şartlar bizi bu noktaya getirdi, nedir zorlayan? Efendim, birkısım medya diyor ki, ben, enerji santralı isterim; olur, al; banka mı olsun, buyur olsun; her türlü devlet ihalesine gireceğim, gireyim... İki gözü olan adam tek gözü olan adama demiş ki, şu gözünü bana versene; aynen öyle!.. Hep ben yiyeceğim, hep benim olacak; ama, yasal engel var; olur efendim, baş üstüne, o engeli de kaldırırız. İşte budur bu yasayı buraya getiren. Siz, her şeyi istiyorsanız, biz de bu engeli kaldıralım. Çabamız bu; engelleri kaldırmak.

Deniliyor ki, şeffaflık olsun, kanunlardaki birtakım atlamalar, birtakım gizlemeler orta yere çıksın; tek argüman bu. Buna bir şey söyleyeyim; hırsızlığı önleyemiyorsanız, hırsızlığın önüne geçemiyorsanız, hırsızlığı serbest kılan yasa mı getireceksiniz; rüşveti önleyemiyorsanız, rüşveti serbest kılan yasa mı getireceksiniz?! Adamlar, kardeşim, siz bir yasa çıkarmışsınız, yüzde 10’dan fazla hisse sahibi olamayız; ama, biz oluyoruz, biz, bu işte sahte işler yapıyoruz, bizim bu sahteliğimize izin verin, önünü açın, yasaları düzeltin... Ee, olur, düzeltelim. O zaman, her türlü olumsuzluğun önüne geçebilmek için, onun önünü açmak gerekir.

Birsürü ek maddeleri var bu tasarının. Esasen, kökü bozuk. Niye bozuk; Hacı Bektaş Veli’nin resimlerinde bir figür vardır, bir elinin alında aslan, kucağında da ceylan. Nedir bunun anlamı diye sorduğunuzda, şöyle izah ederler: “Kuvvetliye hâkim olacaksın, azgınlık yapmasın; zayıfı da koruyacaksın.” Ama, bu yasa, kuvvetliyi azdırıyor, zayıfı ezdiriyor. Çıkın, deyin ki, kardeşim, Anadolu medyası serpilecek, yerel medya açılacak, neşvünema bulacak, daha özgür yayın yapacak, fikir özgürlüğü daha orta yere çıkacak; bakın, onları koruyoruz; yani, ceylanları koruyoruz. Hayır, aslanı azdırıyor, ceylanı ezdiriyorsunuz bu yasayla.

Daha da ruhu bozuk, oligarşik bürokratik bir yapı oluşuyor. Bu neyi getiriyor arkadaşlar; partilerin, siyasal partilerin omurgasını alıyor, partiler birer kuru kalabalık haline getiriliyor; fikri yok, kimliği yok, davası yok, sevdası yok, iddiası yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, toparlar mısınız.

MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Bir bakıyorsunuz, en olmayacak işlerde, hiç kabul edilmeyecek noktalarda, hiç kabul etmemesi gereken partiler, koşa koşa, bunu kabul ediyoruz diyorlar. Böylece, partilerin iddiaları yok ediliyor, birer kuru kalabalık haline getiriyoruz. Bunu, daha sonraki maddelerde izah edeceğim. Bu, demokrasiye ihanet oluyor, halkın seçme özgürlüğü ve tercih şansı yok ediliyor ne var birbirinizden farkınız diye.

Ben, DSP’nin bu yasayı içine sindirebildiğini sanmıyorum, MHP’nin kabul edebileceğini hiç sanmıyorum. MHP, evet, koalisyon uyumu üzerinde duruyor; ama, kartel uyumu üzerinde niye dursun?! Benim bildiğim MHP’liler asla böyle bir şeye tevessül etmez; ama, nedense, burada bir çarpıklık var; oligarşik, bürokratik bir yapı... Yarın, bizim de yetkilerimizin, sizin de yetkilerinizin elinizden çıktığını göreceksiniz arkadaşlar. Birsürü mübarek kurumlar doğuyor; YÖK gibi... O kurumlar kendi halinde çalışacak; o kurumlara, birtakım yerlerden, siyaset dışı güçlerden aday verilecek. Siz zannediyor musunuz ki, yarın, siyasal etkinlik kullanarak, gerçekten ülke menfaatına ya da parti menfaatına burayı kullanabilelim; hayır... Demin, arkadaşım “bu iktidarın emrinde oluyor” dedi; ama, iktidarın da, Parlamentonun da, partilerin de dışına çıkan bir devlet çatısı oluşturuluyor; işin tehlikesi bu tarafta.

Onun için, bu da demokrasinin özüne aykırı bir yasadır diyor; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Başeğmez.

Efendim, birlikte işleme koyduğum, Hükümetin ve Komisyonun katılmadığı, Sayın Karapaşaoğlu ve Sayın Erbaş’ın önergelerini birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Son önergeyi okutuyorum:

Sayın Başkanlığa

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasa tasarısının 18 inci maddesinin birinci cümlesindeki “ile 35 inci maddesi” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını saygılarımızla arz ederiz.

       Kamer Genç (Tunceli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükümet?..

DEVLET BAKANI EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Genç, buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3984 sayılı Kanunda değişiklik yapan 18 inci maddede, 35 inci maddenin yürürlükten kaldırılmasına ilişkin “ile 35 inci maddesi” ibaresinin kaldırılmasını istiyorum. 35 inci madde ile RTÜK’ün yükümlülükleri getirilmiş. Bu yükümlülük buradan kaldırılıyor. Bana göre, yani, gerçi ulusal ve bölgesel frekansların ruhsatlarının verilmesi RTÜK’ten alındı; ama, yine de birtakım yükümlülükleri var. Aslında, RTÜK çok bağımsız çalışan bir kurum. Tabiî, her bağımsız çalışan, ülkenin yararına karar veren her organ, bu hükümeti, bu koalisyonu rahatsız ediyor. Biraz önce, burada çiçeği burnunda Bakanı gördüm. Tabiî, Türkbank ihalesinde devleti 1 milyar 600 milyon dolar zarara uğratan ve geçmiş dönemde hakkında soruşturma kabul edilen Sayın Mesut Yılmaz hakkında kurulan soruşturma komisyonu başkanlığına getirilen bir kişinin, bu komisyonda kendisini aklamanın kıyaklığının bedeli herhalde bu olmalı; ama, bunlar çok kötü uygulamalar.

Şimdi, eğer, bir memlekette insanlar üzerine aldığı görevleri hakkıyla yapmaz, ülkenin ve milletin menfaatlerini nazara almaz, belirli güç odaklarının menfaati doğrultusunda adaleti, hakkı her tarafa bıraktıktan sonra, bir eser meydana getirir ve onun sonucunda da ödüllendirilirse, işte en büyük tehlike o zaman doğar; ama, tabiî, size ne söylesek bomboş.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bakın, bu kanun yürürlüğe girdikten sonra, en güçlü ekonomik kuruluşlar bile ayakta kalmaz. Yarın öbür gün bir medya patronu ile İş Bankası bir ihaleye girecek. Medya patronu İş Bankasına diyecek ki “kardeşim sen bu ihaleden çekil” Çekilmedi, iki tane yalan haber İş Bankasını dahi bitirir. Bu getirdiğiniz kanunun anlamı herhalde bu; yani, buna yüzlerce örnek vermek lazım veya herhangi bir müteahhit, herhangi bir şahıs, güçlü medya patronu karşısında bir işe girdiği zaman, eğer, medya patronu istemezse, onu iki günde bitirir.

Siz ne yapmak istiyorsunuz? Memleketin geleceğini karartan, karanlığa götüren bu yasaları çıkarmak için kim talimat vermiş? Daha önce de konuştum, bu kadar senedir, burada kanunları müzakere ediyoruz, hiçbir lider yoktu burada. Medya patronlarının durumunun iyileştirilmesi konusunda, bakıyorum, Bakanlar Kurulu tam kadro. Niye; demişler... Medya patronları, “bak ha, sen o kanunu gidip orada çıkaracaksın; çıkarmazsan, ben de, sicillerin bunlar, açıklayacağım” demişler. (DYP ve FP sıralarından alkışlar) Yani, böyle şey olur mu yahu! Bu memleket bunun için mi, böyle mi yönetiliyor?!

Değerli milletvekilleri, bugün bu memlekette, bakın, enerji ihalelerinde yapılan suiistimal dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir. Dünya Bankası “Türkiye’de iş yapan müteahhitlerden yüzde 15 rüşvet alınıyor” diyor. Bu, Dünya Bankasının kayıtlarında yazıyor. Peki, bu medya patronları niye yazmıyor?!

Şimdi, Mavi Akım Projesinde ANAP yönetiminde bulunan bir kişinin de aldığı müteahhitlik işinden dolayı ödenen para 345 trilyon.

BEYHAN ASLAN (Denizli)- Nereden biliyorsun sen?

KAMER GENÇ (Devamla)- Ben biliyorum. Çıkaralım da ortaya koyalım.

Size bir tavsiyede bulunuyorum. Bu enerji ihalelerinde, başka ihalelerde, Bayındırlık ihalelerinde, şu ihalelerde, gelin bir soruşturma komisyonu kuralım, ben o komisyona üye olayım.

BEYHAN ASLAN (Denizli)- Önerge üzerinde konuş.

KAMER GENÇ (Devamla)- Bakın, size bir söz veriyorum. O Komisyonda rüşvetleri ispatlamazsam, şerefim üzerine söz veriyorum, ben milletvekilliğinden istifa edeceğim; ama, bakın, komisyonda yer alacağım. (DYP sıralarından alkışlar)

Bakın, gerçekleri örtbas ederek bir yere varamayız. Enerji ihalelerinde bugün o Mavi Akım dışında 8 proje var. Bu projeye ödenen paralar, yani, olmayan gazın dağıtımı için ödenen paralar 700-800 trilyon lira. Bunların kayıtlarını getirin bakın.

Yani, bakın, bir memleket bu kadar kötü yönetilemez. Rüşvetin bu kadar meşru sayıldığı bir yönetim görülmemiştir. Sizin hesabınız ne; işte diyorsunuz ki, efendim, Türkiye’yi karanlık bir rejime götürelim, kimse konuşmasın. Yarın, öbür gün, işte seçimlere gidildiği zaman göreceğiz; medya patronları, tabiî, destekleyecek sizi; ama, hepinizi de desteklemez ha, en fazla yağcı olanı destekler. Kölelikle sınır yok, biliyorsunuz. En fazla yağcı olanı destekler; ama, rejimi böyle tehlikelerle karşı karşıya bıraktırmayalım.

Bakın, Türkiye’yi öyle bir duruma getirdiniz ki, Türkiye’de, dışarıda...

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla)- Sayın Başkan... (DSP sıralarından “Önergeyle ilgili konuş” sesleri)

Efendim, önergemle ilgili konuşuyorum.

BAŞKAN- Teşekkür edin de bitirin efendim.

KAMER GENÇ (Devamla)- Konuşup bitiriyorum.

Yani, RTÜK’ün yükümlülüklerini niye  kaldırıyorsunuz?! Biz, hep onları söylüyoruz. Sizin hükümetiniz, suspus hükümeti; burada milletvekilleri konuşuyor, kimse cevap vermiyor; bakanlar cevap vermiyor. Ya, böyle susarak... Yani, milletvekilleri geliyor oraya, ondan sonra burada her şeyi çıkarıyorsunuz; ama, böyle bir yönetim tarzı dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir sayın milletvekilleri. Yani, biz de bu memlekette kırk seneye yakındır hizmet yapıyoruz, bu memleketin menfaatının ne olduğunu gören insanlarız. Siz bu memlekette, işçinin, memurun, köylünün durumunu düzeltmek için mi bu çalışmaları gösteriyorsunuz?! Geçen gün 20 000 avukatın durumunu düzeltmek için kanun getirdiniz ısrarla, şimdi de beş altı  tane medya patronunun...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Genç, teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Sayın Başkanım, biz, adaletli yönetiminizi bekliyoruz; yani, siz de bizi susturursanız... Zaten, bizi susturdunuz burada içtüzük değişikliğiyle; bari, müsaade edin de milletvekilleri fikirlerini söylesin.

BAŞKAN – Hayır, ben toparlayın dedim efendim...

KAMER GENÇ (Devamla) – Yani, bu Türkiye Büyük Millet Meclisinin millete hizmet etmesi lazım, belirli güç odaklarına hizmet etmemesi lazım.

BAŞKAN – Sayın Genç, bana cevap vereceğinize, toparlayın efendim. İstirham ederim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, efendim tamam şey ediyorum.

Yani, bakın, ben,  bugün Tunceli’nden geliyorum; hiçbir hizmet gitmemiş oraya. Yol yok, köy suları yok... (DSP, MHP ve ANAP sıralarından gürültüler) Tunceli’nde gelin gidelim, olağanüstü hal bölgesi... Olağanüstü hal bölgesiydi, geçen seneye kadar terör örgütleri hâkimdi,  bu kalktıktan sonra bir tek yatırım yapılmıyor. Yani, bakın, gidin bir Pülümür-Pertek yolu var, kuzeyi güneye bağlayan bir yol ve yolu 60 kilometre kısalttığını Sayın Bayındırlık Bakanı burada dedi, 60 milyar para lazım, Pertek köprüsünün yapılması için, para yok; ama, öte taraftan bir enerji santralini getiriyor 580 milyon dolara kendi yandaşlarınıza ihale ediyorsunuz, o getiriyor anahtar teslimi, hiçbir şey yapmadan 240 milyon dolara... (MHP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Genç teşekkür ederim efendim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bir kelime Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim, iki kere uzattım... İstirham ederim, yine, söyleyin siz, kapattım ben.

5 dakikada beşbin kişiye sataşıyorsunuz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisi bir ikilemle karşı karşıya: Şimdi, bu hükümetin menfaatı, hükümetin devam etmesindedir, milletin menfaatı ise bu hükümetin bir an önce seçime gitmesidir. Şimdi, seçime gittiğiniz zaman, bittiniz üçünüz de.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – Başka önergelerim var, onlarda konuşacağım efendim.

Saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BEYHAN ASLAN (Denizli) – Sayın Başkan, sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Vereceğim tabiî efendim. Sayın Genç 5 dakikada 5 000 kişiye...

Sayın Aslan, buyurun kürsüye, niye oradan konuşuyorsunuz...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Cesareti yok kürsüye gelmeye.

BAŞKAN – Var var, onun da cesareti var.

 

 

BEYHAN ASLAN (Denizli) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar, öncelikle usule ilişkin söz söyleyeceğim.

Bir kere, İçtüzüğümüzün 66 ve 67 nci maddeleri açıktır. Birleşimi yöneten Başkanvekilimiz kim olursa olsun, defalarca bu konu tarafımızdan dile getirilmiştir: Burada, gündemimiz neyse, milletvekili arkadaşlarımız Meclisi ve halkı o konuda aydınlatmalıdırlar; önerge veren arkadaşlarımız ancak önergelerinden bahsetmelidirler.

BAŞKAN – Sayın Aslan, İçtüzüğün 66 ncı maddesi Sayın Genç için geçerli değil, onu biliyorsunuz.

BEYHAN ASLAN (Devamla) – Evet.

Burada şunu ifade etmek istiyorum: Eğer kürsüye çıkan hatip konunun dışına çıkmışsa, Başkanlığın kendisini ikaz etmesi gerektiği ve ikinci ikazında yine konuya dönmüyorsa, Başkanlık tarafından sözünün kesilmesinin Genel Kurulda oylanması İçtüzüğümüzün açık hükmüdür. Sayın Genç’in devamlı yaptığı gibi, yaralayıcı, kaba sözler sarf etmesi ve devamlı hakaret etmesi, uluorta yalan beyanlarda bulunması, yine İçtüzüğün 67 nci maddesine aykırıdır. Bu durumda yine konuşmasının kesilmesi ve Başkanlık Divanınca susturulması gerekir.

Ben, kendisinin diğer beyanlarına cevap vermek istemiyorum. Soruşturma komisyonları Meclisin iradesiyle oluşur. Meclisin iradesine saygı duymayan bir milletvekili arkadaşıma cevap vermeyeceğim; ancak, usule ilişkin beyanlarımı tekrar ediyorum ve Sayın Başkanlığın, bundan sonraki önerge sahiplerine ya da bundan sonra söz alacak arkadaşlarımızı usul hükümleri, İçtüzük hükümleri çerçevesinde konuşmalarını yapmalarını sağlaması konusunda daha titiz davranacağınızı umuyorum ve Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bana “uluorta yalan söylüyor” dedi; sataşma var.

BAŞKAN – Efendim, sataşma yok. (DYP sıralarından “var” sesleri, gürültüler)

 “Yalan” kelimesini kullandı mı, zaptı getirtip bakayım efendim. Ham zaptı şimdi istiyorum; eğer böyle bir kelime kullanmışsa size söz vereceğim efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) - “Uluorta, kaba, yalan söyledi” dedi.

BAŞKAN – Efendim, öyle bir şey demişse bakacağım diyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Zaptı getirtin.

BAŞKAN – Getirtiyorum Sayın Genç; istirham ederim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bundan evvel böyle hareket etmiyordunuz; siz de dinlediniz... Yani, rica ediyorum... Böyle sıcakkan sataşmaya cevap hakkını verin ki...

BAŞKAN – Sayın Genç, duysaydım müdahale ederdim; duymadım efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu sözü duymadıysanız siz hangi sözü duyuyorsunuz?!

BAŞKAN – Sizinkileri çok dikkatle dinledim efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bunu niye dinlemediniz; kale mi almadınız milletvekilini?!

 

 

 

Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682)   ...(Devam)

BAŞKAN – Efendim, Hükümetin ve Komisyonun katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

18 inci maddeyi oylamadan önce bir yoklama talebi vardır.

Arkadaşlarımızın ismini okuyacağım ve salonda olup olmadıklarına bakacağım.

Turhan Güven?.. Burada.

Hüseyin Çelik?.. Burada.

Ali Şevki Erek?

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) – Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN - Sebahattin Karakelle?..Burada.

Kemal Aykurt?.. Burada.

Hacı Filiz?.. Burada.

Kemal Kabataş?.. Burada.

Mehmet Gölhan?.. Burada.

Mehmet Sadri Yıldırım?.. Burada.

Saffet Arıkan Bedük?.. Burada.

Ufuk Söylemez?..

MUSTAFA ÖRS (Burdur) – Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN - Hasan Ekinci?.. Burada.

İbrahim Konukoğlu?.. Burada.

Ayfer Yılmaz?.. Burada.

Takiddin Yarayan?.. Burada.

Mehmet Gözlükaya?..

RAMAZAN GÜL (Isparta) - Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN - Kadir Bozkurt?.. Burada.

Ayvaz Gökdemir?..

HAKKI TÖRE (Hakkâri) – Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN - Kamer Genç?.. Burada.

Meral Akşener?..

İSMET ATTİLA (Afyon) – Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN - 20 arkadaşımız yoklama isteminde bulunmuş.

Yoklamayı, elektronik cihazla yapacağım efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, yoklama isteyenler sisteme girmiyor...

BAŞKAN – Tabiî girmiyorsunuz.

20’yi üzerine sayacağım; 164’ü buldular mı, tamam sayılıyor efendim.

Yoklama işlemi için 3 dakika süre vereceğim.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN- Toplantı yetersayısı vardır.

 

9.- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682)                      (Devam)

BAŞKAN - 18 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum : Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

19 uncu maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 19. – 15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“1. Mevkutelerle işlenen suçlarda sorumluluk, suçu meydana getiren yazıyı veya haberi yazan veya resmi veya karikatürü yapan kimse ile beraber bu mevkutenin ilgili sorumlu müdürüne; 19 uncu maddeye aykırı hareket edilmesi halinde ise sözü edilen kişilerle birlikte mevkutenin sahibi olan gerçek kişiye ve mevkute sahibi olan anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı ile diğer şirket ve tüzel kişilere ait mevkutelerde tüzel kişiliğin en üst yöneticisine aittir. Ancak, sorumlu müdürler için verilen hürriyeti bağlayıcı cezalar, sürelerine bakılmaksızın para cezasına çevrilerek hükmolunur ve bu cezalar ertelenemezler.”

 

BAŞKAN- Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Sayın Yakup Budak; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

FP GRUBU ADINA YAKUP BUDAK (Adana) – Sayın Başkan, değerli üyeler; sözlerime başlarken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

682 sıra sayılı kanun tasarısının 19 uncu maddesi üzerinde, Grubum adına söz almış bulunuyorum.

Bu tasarı, başından sonuna kadar, daha önceki arkadaşlarımızın da ifade ettikleri gibi, antidemokratik hükümler ihtiva etmektedir ve özellikle bu yasayla da yeni gizli bir sansürün yolu açılmaktadır. Türkiye’de, her yıl, sansürün kaldırılışının bilmem kaçıncı yılını kutlarız; gerçi, sansür, Türkiye’de hiç kaldırılmadı; ama, burada, yeni bir gizli sansür ortaya konulmaktadır. Verilen cezalar, getirilen tedbirlerin hepsi, düşünce ve fikir özgürlüğünün önünü tıkayacak, onları yasaklayacak, yapılan programları ve yazılanları mahkûm edecek bir mahiyet arz etmekte ve bunların yöneticilerinin gönüllerine de korku salarak, şu programları yapın, bu programları yapmayın şeklinde de kendisini ifadelendirmektedir.

RTÜK’ün bu zamana kadarki uygulamalarına baktığımız zaman da, görüyoruz ki, gerçekten, milletin tedirgin olduğu, hoşuna gitmeyen programlardan çok, daha ziyade, düşünce ve fikir ağırlıklı programların cezalandırıldığını görüyoruz; bu maddeyle de, bu, bir bakıma pekiştirilmektedir.

Arkadaşlarımız sık sık “efendim, biz, şeffaflığın yolunu açıyoruz, tekelleşmeyi önlüyoruz” diyorlar ve gerçekten de, bu şeffaflık kelimesini o kadar çok kullanıyorlar ki, gerçekten, dinleyenler de, neredeyse aldanacaklar. Buradaki şeffaflık kelimesi, pazarlamacıların ifadesine benziyor; çünkü, yüzde 10 hissesini, efendim, şu şekilde, bu şekilde başkalarının üzerine yapmak suretiyle halletmişler, aktarmışlar başkalarına; dolayısıyla, bunu, gayri hukukî durumu hukukîleştirelim gibi bir mantık sergilenmektedir. Ben, o arkadaşlarıma diyorum ki, şimdi yüzde 20 izlenme oranı diyoruz; peki, yüzde 20 izlenme oranını, yüzde 10 barajını aşanlar ya da hisseyi aşanlar, acaba, aynı yöntemlerle aşmayacaklar mıdır? Kafalar değişmedikçe, hukuka saygı yerleşmedikçe, biz de hukuksuzluğu hukuk haline dönüştürme anlayışından vazgeçmedikçe elbette, aynı anlayışlar devam edecektir.

Dolayısıyla, burada şeffaflıktan daha ziyade kartel medyasının, birtakım medyanın güçlendirilmesi söz konusudur. Bunlar da hükümetle pazarlık yapmaktadırlar. Bu pazarlığın neticesinde de, değişik ülkelerdeki uygulamaların aksine, birtakım ihalelerin alınmasının yolu açılmaktadır ve maalesef, hükümete yapılan eleştiriler, yıllardır takip ediyoruz, ülkemizde, rejim eleştirisi şeklinde algılanmakta ve cezalar ona göre verilmektedir.

Bu yasa tasarısının içerisine, satır aralarına yerleştirilmiş birtakım maddeler de, Türkiye’de, fikir özgürlüğünü, iletişim özgürlüğünü, halkın doğru haber alma özgürlüğünü kısıtlayan mahiyet arz etmektedir. Zaten ülkemizde, birçok siyasî arkadaşımızın da ifade ettikleri gibi, bir medya terörü vardır. Birtakım insanlar çıkıp konuşuyorlar ve efendim, statiko bazen yargı haline dönüşüyor, bazen jandarma haline geliyor, bazen şu haline geliyor, bazen bu haline geliyor diyorlar. Bundan şikayet eden insanlar, statikoyu da bu maddenin, bu tasarını içerisine yerleştirmişlerdir ve statikoyu bütün millete, bütün Meclise dayatmak istemektedirler. Dolayısıyla, hem şikayet edeceksiniz hem de ondan sonra millete ve Meclise dayatacaksınız; bunun olması mümkün değildir.

Yine, hükümetin bakanları, hem de bu vurgun ve soygun olaylarının üzerine gitmekle görevlendirilmiş bir bakan, kamu görevlilerinin, medya baskısından dolayı yolsuzluk olaylarının üzerine gidemediğini altını çizerek ifade ediyor. Ne hazin ki, o Bakan da, bugün, kendisi istifa etmek durumunda kalmıştır.

Dolayısıyla, bu yasayla, Türkiye’de, getirilmek istenen ölçülerle şeffaflık getirilmiyor, aksine baskı getiriliyor ve şeffaflığın getireceği birtakım rahatlamalar değil, kartel medyasının çıkarlarına hizmet edecek bir yapı oluşturulmaya çalışıyor. Arkadaşlarıma şunu hatırlatmak istiyorum: Getirdiğiniz yasalar, getireceğiniz hükümler bir gün size de lazım olabilir. Onun için, getirilecek yasalarda muhakkak surette millet iradesine, Meclis iradesine saygı duyan bir anlayışı getirmemiz lazım.

İşte, gazetelerde okuyoruz, yetkililer de ifade ediyorlar, “Derviş yasaları” diyorlar. Şimdi, arkadaşlar, siz, çıkardığınız yasalara bile, yetkililer bile, bakanlar bile “Derviş yasaları” derse, bu Meclisin hükmü nerede kalıyor, millet iradesinin tecelli etmesi nerede kalıyor?! Dünya Bankası, IMF “15 günde 15 yasa çıkacak” diyor ve buradan da aynı şeyi tekrar ediyorsunuz. Peki, bu Meclis...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, teşekkür etseniz... Derviş’e gelmeseydiniz, bitiriyordunuz.

Buyurun.

YAKUP BUDAK (Devamla) – Sayın Başkanım, getirilen yasalar, hep bu iktidarın getirdiği yasalar değil; zaten, bu iktidar yasa getirmiyor ki, ya IMF’den geliyor ya Dünya Bankasından geliyor...

BAŞKAN – Sayın Budak... Sayın Budak...

YAKUP BUDAK (Devamla) - ...ya Derviş getiriyor ya da Batı Çalışma Grubunun getirdiği yasalar bu Meclisten geçiriliyor.

BAŞKAN – Sayın Budak, sözünüzü kesmek mecburiyetindeyim.

YAKUP BUDAK (Devamla) – Onun için ifade ediyorum.

Bu duygularla, saygılar sunuyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Budak, ifadeniz yanlış; Türkiye Cumhuriyetinin 57 nci hükümeti var, bir de Başbakanı var. Gelen tasarılar, hükümet tasarıları.

Buyurun...

YAKUP BUDAK (Devamla) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Bu, siyaset yapmak değil. İstirham ederim... Buyurun...

YAKUP BUDAK (Devamla) – Sayın Başkan, ifadelerinize saygı duyuyorum.

BAŞKAN – Hepimizi alakadar ediyor; Türkiye Cumhuriyetinin bütün vatandaşlarını ve bütün milletvekillerini alakadar ediyor.

Buyurun efendim... Teşekkür ederim.

YAKUP BUDAK (Devamla) – Sayın Başkan, ifadelerinize saygı duyuyorum.

BAŞKAN – Efendim, lütfen... Sayın Budak, buyurun efendim...

YAKUP BUDAK (Devamla) – Ama gerekçelerinde, AB normları diyor, IMF talepleri diyor, Dünya Bankası talepleri diyor. Bunu da mı inkar edeceksiniz?! Derviş yasaları diye sayın bakanlar söylüyorlar. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Doğru Yol Partisi Grubu adına, İçel Milletvekili Sayın Turhan Güven; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

 

 

DYP GRUBU ADINA TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğer, benden evvel konuşan arkadaşımızın bazı elfazına müdahaleniz olmasaydı, belki söz almayacaktım; ancak, Yüce Meclisin önünde, eğer gerçekleri konuşmayacaksak, gerçekler bu Büyük Millet Meclisinin siz değerli üyeleri önünde açığa çıkarılmayacaksa, biz niye varız? Biz niye varız değerli milletvekilleri?! Yani kamuoyunda oluşan “hangi kanun gelirse gelsin geçer” düşüncesini bir kere ortadan kaldırmak gerekliğine olalım. Bu görev yalnız muhalefete değil, hepimize düşüyor, bütün milletvekillerine düşüyor. Bu yanlış anlaşılmayı, bu halk üzerinde yapılmak istenen şeyi ortadan kaldıralım; millette böyle bir şey uyanmaya başlamadı mı, ne gelirse geçer... Çok kanun çıkarmakla övünebilirsiniz; ama, gerekli olan kanunları çıkarmakla övünelim. Millete yararı olan kanunları çıkarmakla övünelim.

Hükümetin gönderdiği tasarıda olmayan maddeleri ekleyeceksiniz, arkadan da bunları savunacaksınız, yok böyle bir şey! Hükümetin tasarısında var mı bu maddeler; yok. Peki, siz neyi istiyorsunuz o zaman? Acaba bir danışıklı dövüş mü var ortada?! Böyle bir şey yok; ben, olduğuna da inanmıyorum.

Ama, bakınız, biraz evvel, Sayın Başkan ne derse desin, Meclis Başkanlarının ve Başkanvekillerinin Anayasada yeri vardır, partileriyle ilişkileri kesilir, oy kullanamazlar ve onlara müdahaleye de hiçbir partilisinin hakkı yoktur. Ne grup başkanvekillerinin, ne genel başkanlarının veya genel başkan yardımcılarının, bir Meclis Başkanvekiline müdahale hakkı yoktur. Evvela, gelin, bunları tartışalım. Anayasada açık hüküm koymuşuz, siyasî faaliyetlerine katılamaz bile Meclis Başkanı veya Başkanvekilleri, katılabilir mi partisinin; katılamaz. O zaman, bu Mecliste bir şeyler oluyor. Bakın, bunları gözden ırak tutmayalım. Bir bakan, oturup, gerektiğinde yazabiliyor “oyla, sen aldırma” diyebiliyorsa, o zaman bu Mecliste bazı şeylerin üzerinde durmak lazım, durmak lazım.

Değerli arkadaşlarım, o bakımdan, siz, Millet Meclisi olarak bir süreden beri, bir şeyin farkında mıyız, hep beraber farkına varmakta yarar görüyorum, o da şu: Kendi yetkilerimizi, milletin bize verdiği yetkiyi, millî iradenin size tevcih ettiği yetkiyi başkalarına devretmek için niye bu acele?! Niye bu acele?! Niye, niye hükümetin hiç mi çok daha önemli görevi yok da, bir kanun için, millete değil, bazı kişilere yarar sağlayacak şu kanun için, hemen tamamına yakını burada! Bunun bir sebebi olsa gerek. Bunu beraber düşünelim, buna bir çözüm bulalım. Değerli milletvekilleri, niye, niye?!

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Millete yarar sağlayacak...

TURHAN GÜVEN (Devamla) – Evet, millete yarar sağlayacak diyorsanız, o zaman, şu değerli görüşlerinizden yararlanalım, çıkın şu kürsüye de -hiçbir kanun maddesinde, görüşünüzü duymak ihtiyacında olduğumuz halde duyamıyoruz- çıkın bir konuşun, deyin ki, biz de buna şu nedenle katılıyoruz. Komisyonlara, “önergeye katılıyor musunuz?”, “katılmıyoruz...” Ne kadar havada kalan bir laf. Halbuki, İçtüzüğe göre, gerektiğinde cevap verilmesi lazım; yani, cevap verin deniliyor. Komisyon cevap vermiyor, hükümet cevap vermiyor ve salt muhalefetten geldiği için, yanlış veya doğru olduğuna bakılmaksızın ret; ama, iktidardan geldiği için, hemen kabul; bu yanlış. Gelin, şu yanlışı beraber düzeltelim.

Dün de söyledim, bir memlekette iktidar olabilir; ama, bir memlekette demokrasi olması için, mutlaka, muhalefete ihtiyaç vardır. Bir memlekette muhalefet yoksa, iktidar hiçbir şey ifade etmez. Orada, olsa olsa dikta rejimi vardır. Orada, olsa olsa, adını siz ne koyarsanız koyun, başka rejmden bahsetmek mümkündür. Onun için, gelin, iktidarıyla muhalefetiyle, memlekette bir konsensüs sağlayalım, memleketin yararına ve daha çok da milletin yararına olacak kanunları geçirmekte elbirliği içinde olalım; ama, siz bunlardan vazgeçtiğiniz sürece, siz, bu memlekette, sadece ve sadece, bazı yerlerden gelen, kim ne derse desin, cumhuriyet hükümetinin kanunlarıdır elbette, bu Meclis çıkaracak; ama, çıkardığı zaman, arkasından onbeş gün sonra bunun yanlışını görüp tekrar çıkaracaksa, o zaman, sağlıklı kanun çıkmıyor demektir. Bir bankalar kanunu üç defa geldi mi huzurlarınıza; eğer doğruyu bulduysak niye değiştirdiniz, eğer yanlış varsa, niye müdahale etmediniz? 

Siz, milletin helal oylarıyla gelmiş insanlarsınız, millî iradeyi siz mi temsil ediyorsunuz; evet. O zaman, niye kendi haklarınızı başkasına devrediyorsunuz?! Niye, RTÜK’te 9 üyeyi, muhalefetiyle iktidarıyla beraber seçme yerine, 5’ini size?..

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlar mısınız efendim?

TURHAN GÜVEN (Devamla) – Toparlıyorum efendim.

Niye başkasına seçtiriyorsunuz, niye hakkınızdan feragat ediyorsunuz, niye hakkınızdan vazgeçiyorsunuz?! Vazgeçmeyin canım.

İSMAİL AYDINLI (İstanbul) – Biz hakkımızdan vazgeçmiyoruz.

TURHAN GÜVEN (Devamla) – Eğer, bir kere vazgeçmeye başlarsanız, bunun nerede duracağını siz bilemezsiniz. O zaman, bu kanun çıktıktan sonra göreceksiniz –çıkacağına inanmıyorum ama- bu memlekette çok haktan feragat edilmiş varsayılacaktır bazıları.

O nedenle değerli arkadaşlarım, gelin, tekrar, sağduyuyla, hep birlikte, daha evvel yaptığımız gibi, birlikte olmanın yollarını arayalım ve millet için yararlı olan ne varsa onu çıkarmaya çalışalım. Daha doğrusu, hükümet, yaptığı yanlışlığın farkına varsın, bazıları için çıkarılmaya çalışılan şu kanundan vazgeçsin. Gerekli talimatı verir mi vermez mi bilmiyorum -tabiî, bu kanun tasarısı, artık Meclisin malı olmuştur; ama, o talimat her zaman veriliyor, malumâliniz, İçtüzükte olduğu gibi- ama, talimatı versin, bu tasarı geri çekilsin. Daha sağduyuyla, bir konsensüsle, bir şeyin esasını, özünü, doğrusunu birlikte buluruz.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Söz sırası, Demokratik Sol Partide.

İstanbul Milletvekili Sayın Erol Al; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)

 

EROL AL (İstanbul) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben, söz alma nedenimi hemen açıklayayım. Bu tasarının mutfağında çalışan bir arkadaşınızım. Bu tasarının sahibi, koalisyon hükümetinin partileridir. Bir kesim ya da grup tarafından dayatılmış olmasına ilişkin sözlerin tümü gerçekdışıdır. Bu, kesin olarak bütün arkadaşlarımızın tanık olduğu bir konudur.

İSMAİL YILMAZYILDIZ (Balıkesir) – Sen geçen dönem milletvekili miydin?

EROL AL (Devamla) - İkinci bir konu daha var; bu tasarıyla ilgili söylenenlerin doğru olması lazım. Bu tasarı, doğru haber, tarafsız haber, yalansız haberin sağlanması için oluşturulup buraya getirilmiştir, bir ihtiyaçtan doğmuştur. Yalan haber özgürlüğü dünyanın hiçbir yerinde yoktur, Türkiye'de de olmayacaktır. (DSP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Uluç Gürkan...

EROL AL (Devamla) - Şimdi, birkaç yanlış aksettirilen –belki kasıtlı olmayabilir, arkadaşlarımı tenzih ediyorum- birkaç hususu dikkatinize getirmek istiyorum.

Şimdi, 3984 sayılı Kanunu bir açın bakalım, bu kanunun sayfaları arasında, kelimeleri arasında “ihale” diye bir laf var mı? Bir açın, bakalım. Yani, yedi senedir, medya patronlarına bedava kullandırılan kanal ve frekanslar bir yetmiş sene daha kullandırılsın! Tahsis edeceksiniz.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Yasağı kaldırın...

EROL AL (Devamla) – Lütfen, dinleyin hanımefendi. Lütfen, dinleyin.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım efendim.

EROL AL (Devamla) – Bakın, şimdi, arkadaşlarımız diyor ki: “Telekomünikasyon Kurumu kuruyorsunuz, haberleşme yüksek kurulu kuruyorsunuz.” Allah, Allah! 1983 senesinde kurulmuş Telsiz Genel Müdürlüğünün adı, geçen sene, Telekomünikasyon Kurumu oldu. Bu tasarı, sadece bunu düzeltiyor; yani, bir şey kurduğu yok. Telekomünikasyon Kurumu -yani, eski Telsiz Genel Müdürlüğü- Haberleşme Yüksek Kurulu da 2813’ün 5 inci maddesindedir; açın, okuyun. Bu tasarı, bunu tescil ediyor, bir hakkı teslim ediyor. Frekans ve kanal, sadece radyo ve televizyonlar için mi geçerli; hayır efendim. 1983’te, 2813 sayılı kanunun 4 üncü maddesiyle bu yetki verilmiş. Biz, bu yetkiyi sahibine veriyoruz.

Bakın, ben, size bir şey söyleyeyim. Çok üstünde duruyorsunuz. RTÜK, frekans planı yaptı mı?

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) – Yaptı tabiî.

EROL AL (Devamla) – Nerede yaptı? Bilmediğiniz bir şeyi söylüyorsunuz.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayın. Bir dakika efendim...

EROL AL (Devamla) – Frekans planlarını...

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) – İhale kararı çıktı; haberin yok...

RAMAZAN GÜL (Isparta) – İhale kararı çıktı.

EROL AL (Devamla) – Dinleyin... Dinleyin... Dinlemeyi öğrenin. Ben söyleyeceğim size.

BAŞKAN – Sayın Yılmazyıldız, Sayın Gül, bir dakika efendim. 

EROL AL (Devamla) – Sayın Başkan, müdahale edin lütfen.

BAŞKAN – Bir dakika efendim.

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) – 1997’de ihale kararı çıktı, yapıldı. Hiç araştırmadan, bilgi sahibi olmadan...

EROL AL (Devamla) – Bilmediğiniz bir konuda konuşmayın.

BAŞKAN – Sayın Al, bir dakika.

Sayın Yılmazyıldız, bir bileni bırakın da anlatsın efendim.

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) – Eğer, bu tasarı çıkmasaydı, yüzlerce trilyon şu anda kasadaydı.

EROL AL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bakın...

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) – Yazıklar olsun sana! Yazıklar olsun!..

BAŞKAN – Siz, bunun uzmanı mısınız?

RAMAZAN GÜL (Isparta) – Bu memlekete yazık ettiniz!

EROL AL (Devamla) – Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, frekans planı yapmamıştır; frekans planını, Bilkent Üniversitesinde özel bir şirkete yaptırmıştır; tonla da para ödemiştir.

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) – Tamam ödeyebilir. İhale yapıldı; var mı frekans planı?!

EROL AL (Devamla) – Bilmediğiniz konular hakkında konuşmayın, Yüce Meclisi ve halkımızı yanıltmayın.

Biz, bu planların, Telekomünikasyon Kurumuna, gerçek sahibine devredilmesini savunuyoruz. Biz, kamu parasının çarçur edilmemesini savunuyoruz. Biz, bu kaynakların nasıl harcandığının denetlenmesini savunuyoruz. Neyine karşı çıkıyorsunuz bunun?!

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) –Bırakın bu demagojiyi! İyi demagoji yapıyorsun!

EROL AL (Devamla) - Ortadoğu Teknik Üniversitesi bir kamu üniversitesidir, niçin o kuruma yaptırılmamıştır bu frekans planı?! Niçin Bilkent Üniversitesi?! “YÖK,  YÖK” diyorsunuz; YÖK’ün kurucusunun üniversitesine niye yaptırıyorsunuz frekans planını??

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Yapılmış demek... Bitmiş.

EROL AL (Devamla) - Yani, biraz tutarlı olun canım!

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) – Neyse... İyi araştırmadan çıkmışsın, öğreneceksin.

EROL AL (Devamla) – Sen öğreneceksin bunları...

BAŞKAN – Sayın Al, lütfen, Genel Kurula hitap edin efendim.

EROL AL (Devamla) – Bu şekilde halkı yanıltarak, hiçbir yere varamazsınız.

BAŞKAN – Sayın Al, lütfen efendim.

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) ­– Frekans planlamasını...

BAŞKAN – Sayın Yılmazyıldız, bir bilene bırak.

EROL AL (Devamla) – Ben, anlayanlara anlatıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Kanununun 35 inci maddesi gereksiz bir maddedir, şantaja açık bir maddedir, o nedenle kaldırılıyor.

Arkadaşlarımız burada dediler ki “son anda eklendi.” Hayır efendim, 35 inci madde, başından beri bu kanunda vardı, birbuçuk sene önce vardı. TRT Genel Müdürlüğü hadisesi, yeni bir hadisedir.

Şimdi, 35 inci maddede ne deniliyor: “TRT Genel Müdürü, durdurmayı gerektirecek bir yayın yaparsa, genel müdür görevden düşürülür.” Böyle bir genel müdür görev yapabilir mi? Yollayın 50 adam, alsın; yollayın 100  adam, alsın. Mecbur alacak, yoksa görevden düşürülecek.

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) – Akrabalarını alıyor.

EROL AL (Devamla) – 2954 sayılı Yasa, genel müdürün nasıl getirileceğini, nasıl götürüleceğini tasnif etmiş. Böyle bir yasa varken, yeni bir yasayla, bunun üzerine, böyle bir hüküm getirilmesi yanlıştır. Biz, bunu aldık.

Ben, bu bilgileri, Yüce Meclisimize ve yüce halkımıza verdim, anlayan anlamıştır.

Teşekkür ediyor; saygılar sunuyorum efendim. (DSP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Yanlış bilgi verdi...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bana söz verecektiniz?

BAŞKAN – Efendim, zabıtları bekliyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Oturum bitmek üzere, İçtüzük...

BAŞKAN – Zabıtlar gelirse vereceğim efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, geldi zabıtlar canım!

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Efendim, oturduğum yerden, değerli konuşmacı bir ifadede bulundu. Frekans planlamasının RTÜK tarafından yapılmadığını ve dolayısıyla, ihalenin de yapılmadığını söyledi. Oysa, televizyonlarda, RTÜK Başkanı, frekans ihalelerinin yapıldığından, planlamasının yapıldığından bahsetti. Bir ikilem var; farklı, çelişkili ifadeler var. Sayın Bakan, acaba, bu konuda açıklama yapma zarureti hissetmez mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim efendim.

Madde üzerinde 3 adet önerge vardır; geliş sıralarına göre okutup, aykırılık derecesine göre işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasa tasarısının çerçeve 19 uncu maddesiyle değiştirilen 15.7.1950 tarih ve 5680 sayılı Basın Kanununun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci bendinin ikinci cümlesindeki “ancak” ibaresinden sonra gelmek üzere “sorumlu müdürler ve yukarıda yazılı şahıslar için verilen” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Fethullah Erbaş          Musa Uzunkaya       Alaattin Sever Aydın

  Van      Samsun       Batman

Mustafa Geçer Aslan Polat Cevat Ayhan

Hatay     Erzurum      Sakarya

Lütfi Yalman       Mehmet Çiçek    Zeki Ünal

Konya       Yozgat     Karaman

BAŞKAN – İkinci önergeyi okutuyorum:

                        

              Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 687 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 19 uncu Maddesiyle değiştirilen 15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının 1 numaralı bendindeki “19. maddeye aykırı hareket edilmesi halinde ise sözü edilen kişilerle birlikte mevkutenin sahibi olan gerçek kişiye ve mevkute sahibi olan anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı ile diğer şirket ve tüzelkişilere ait mevkutelerde tüzel kişiliğin en üst yöneticisine ve idare heyetiyle mütevelli heyetine aittir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Fethullah Erbaş          Musa Uzunkaya       Alaattin Sever Aydın

  Van      Samsun       Batman

Mustafa Geçer Aslan Polat Cevat Ayhan

Hatay     Erzurum      Sakarya

Lütfi Yalman       Mehmet Çiçek    Zeki Ünal

Konya       Yozgat     Karaman

BAŞKAN – Efendim, son okutacağım önerge, en aykırı önergedir; okutup, işleme alacağım.

Önergeyi okutuyorum:

              Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 19 uncu Maddesiyle değiştirilen 15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinin “ancak sorumlu müdürler, mevkutenin sahibi olan gerçek kişiler ve tüzelkişilerin üst yöneticileri için hürriyeti bağlayıcı cezalar süresine bakılmaksızın para cezasına çevrilerek hükmolunur ve bu cezalar ertelenemez” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                             Fethullah Erbaş (Van) ve arkadaşları

BAŞKAN – Efendim, önergeye, Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükümet?..

DEVLET BAKANI EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Erbaş?..

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Sayın Nazlı Ilıcak konuşacaklar efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ilıcak. (FP sıralarından alkışlar)

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Basın Kanununun 16 ncı maddesini değiştiren çerçeve 19 uncu madde üzerinde bir önerge verdik. Cevap hakkı kullanılmadığı takdirde, yazıyı yazanın yanı sıra, sorumlu müdürün yanı sıra, mevkutenin sahibi gerçek kişinin veyahut sahip gibi görülen tüzelkişinin yöneticisinin de hapis cezasına mahkûm olması mümkün iken, bunun tasarıdan çıkarılması ve bu cezanın para cezasına dönüştürülmesini talep ettik.

Tabiî, önerge vesilesiyle konuşuyoruz; ama, kanunun tümü üzerinde görüşlerimi burada ifade edeceğim; kanun, bir bütün...

Verilen cezalarla, basın özgürlüğünün özü zedeleniyor. Cemiyetin tabiriyle “bu verilen cezalar, caydırıcı cezalar değil, öldürücü para cezaları.” Ayrıca, birkaç medya patronunu kayıracak şekilde, medyadaki sermayenin yoğunlaşmasına yol açılıyor. Ayrıca, gerek RTÜK’e gerekse RTÜK’ü yönlendiren Haberleşme Yüksek Kuruluna, Avrupa Birliği normlarına aykırı olarak, asker üyeler girebilecek ve burada, Millî Güvenlik Kurulunun bir yönlendirmesi söz konusu olabilecek ki, bu da, doğrusu, bizim üye olmak istediğimiz Avrupa Birliği şartlarına aykırı. Geçtiğimiz aylarda, devlet güvenlik mahkemesinden asker üyeleri saf dışı ettik, şimdi, getiriyoruz RTÜK’e; bu anlamda, sivillerin yanına asker üyeler de koyuyoruz ki, bu doğru değil.

Şimdi, ben, buraya iki kitap getirdim; bir tanesi “Dolar Baronları” İngilizce olarak yazılmış; bir tanesi, Fransızca “La Politique Mensonge” bunu da yazan bir siyasetçi, bir bakan. Dolar Baronları kitabında, haksız rekabete yol açtığı için çok eleştirilen holding bankacılığı üzerinde duruluyor. Bir zamanlar, Amerika’da, 1968 ile 1970 arasında, holding bankacılığı, yani, bankaların hem sınaî hem ticarî hem de malî gücü üzerinde toplaması çok eleştirilmişti. Hatta, bazen, bu banka sahipleri medyanın da sahibi oluyordu; o zaman “hem paranın sahibi hem de kamuoyunun sahibi olmak çok tehlikelidir” gibi, hem Mecliste büyük tartışmalar hem de kamuoyunda önemli tartışmalar cereyan ediyordu.

Şimdi, bir finans kuruluşunun, Amerika’da, sınırlı sayıda medya sahibi olması bile kıyameti koparabiliyor. Zaten, 1970’de, bu tartışmaların sonunda holding bankacılığı sona ermiştir, yani, bir banka sahibi, aynı zamanda sigorta sahibi olamaz, çünkü, orada da para toplama imkânı var veyahut aynı zamanda borsada oynayan bir aracı kuruluşun sahibi olamaz, medya sahibi hiç olamaz, ticarî ve sınaî kuruluşların ortağı olamaz. Güç odaklarının parçalanması lazım, demokrasinin sağlıklı işlemesi için. Oysa, Türkiye’de, bakıyoruz, hem gazete patronu hem banka sahibi hem sigorta şirketi var hem borsada işlem yapan bir aracı kuruluşu var hem de çeşitli televizyonları ve medyası var; bu, olmaz değerli arkadaşlar. Amerika’da bu kanun değiştiği zaman hiç kimse demedi ki, efendim, biz bu kanuna uyamayız; bizim ticarî şirketlerimiz var, bizim sınaî kuruluşlarımız var; bunları elden çıkaramayız; gelin, şu kanunu siz bize uydurun. Hayır, hiç kimse böyle bir şey söylemeye cesaret edemedi.

Geçtiğimiz hafta, Fransa’da Bouygues örneğini verdi, burada, değerli bir milletvekilimiz. Şimdi, bu Bouygues örneği fevkalade kötü bir örnek; bunu da, zaten, bu kitabı yazan bir solcu bakan anlatıyor. Biliyorsunuz, solculuğun raconu, değerli arkadaşlar, tekelleşmeyi desteklemek değil, tekelleşmeye karşı çıkmaktır; bunu da size hatırlatmak isterim.

Şimdi, Fransa’daki Bouygues denilen müteahhit şirket TF1 hisselerinin sadece yüzde 39’una sahip. Yüzde 39’una sahip olmasına rağmen, öyle, değerli meslektaşımız Sayın Işın Çelebi’nin ifade ettiği gibi, yüzde 35 izlenme payıyla sınırlı değil. Yüzde 35’ine sahip olmasına rağmen, ihaleye girmesi büyük bir rahatsızlık yaratıyor. Neden kötü bir örnek olduğunu Bouygues örneğinin, hemen, burada ifade etmek istiyorum. Bu Bouygues çok büyük bir şirket; o televizyonun sadece yüzde 39’unun sahibi. Buna rağmen, Lyon Belediye Başkanı Michel Noir’ı destekliyor. Michel Noir belediye başkanı olunca, Bouygues firmasına Lyon çevre yolunu veriyor ve 3 milyar 700 milyon frank yerine 6 milyar franga mal oluyor bu çevre yolu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN –Toparlayın efendim.

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bunun üzerine Michel Noir yargılanıyor; kamu kaynaklarını şeffaflığa özen göstererek kullanmadığı iddiasıyla tam 18 aya mahkûm oluyor, 5 yıl da siyaset yasağı. Yani, Fransa’da bunlar eleştiriliyor. Burada, şimdi, bir değerli arkadaşımız “bu kanunda ‘ihale’ sözü var mı, ispat edin” dedi. Zaten bütün mesele bu. “İhale” sözü vardı, ihale yasağı vardı. Siz, bu yasağı kaldırıyorsunuz. Buraya dizilen değerli bakanlarımız, Sayın Başbakanımız hele çıksın şu kürsüye, bir açıklayıversin. Anladık, bir televizyonun bir kişi sahibi olacak; olabilir, buna karşı değiliz; ama, bir kişi, aynı zamanda basının sahibi olmadığı takdirde buna karşı değiliz veyahut iki ulusal televizyonun sahibi olmadığı takdirde buna karşı değiliz. Ee, peki, niye kamu ihalelerinde serbest hale getiriyorsunuz? Ben rica ediyorum: Burada bulunan değerli bakanlar...

BAŞKAN – Efendim, toparlar mısınız.

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) – Selamlıyorum ve ayrılıyorum.

...buraya çıkıp, hele şunu bir izah etsinler. Bütün sevgili vatandaşlarımız burayı dinlemekte; bunu, hepimiz gibi onlar da öğrenirler. Saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Efendim, Komisyonun ve...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, Yüce Genel Kurulun kararı var.

BAŞKAN – Devam.

Komisyonun ve hükümetin kabul etmediği önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 687 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 19 uncu maddesiyle değiştirilen 15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanunun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının 1 numaralı bendindeki “19 uncu maddeye aykırı hareket edilmesi halinde ise sözü edilen kişilerle birlikte mevkutenin sahibi olan gerçek kişiye ve mevkute sahibi olan anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı ile diğer şirket ve tüzelkişilere ait mevkutelerde tüzelkişiliğin en üst yöneticisine ve idare heyetiyle mütevelli heyetine aittir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Fethullah Erbaş (Van) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükümet?...

DEVLET BAKANI EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Erbaş?..

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Konya Milletvekili Sayın Remzi Çetin konuşacak.

BAŞKAN – Siz de söz sıranızı ihaleye çıkardınız...

Sayın Çetin, buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

REMZİ ÇETİN (Konya) – Muhterem Başkan, muhterem milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Demokrasilerde esas olan, sivil denetim, sivil gözetim, sivil otorite, sivil otorite kontrolü. Bunlar vazgeçilmez unsurlardır ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin fonksiyonlarını tam icra edebilmesi için, bu hususları da tam yerine getirme mecburiyeti vardır. Esas olan şeylerden bir tanesi de, cemiyetin dengesini bozacak şekilde tekelleşmeye yol açmaktır. Bu fevkalade önemli bir husustur. Buna dikkat etmemiz lazım.

Bu Meclisin içerisinde 68 kuşağını temsil eden arkadaşlarımız da vardır. Hepimizin bildiği gibi, o dönemde, özellikle tekelleşmenin yol açtığı, gençlerimiz arasında çok ciddî bir mücadele olmuştu. Bugün, bu anıları hep beraber anmaya devam ediyoruz. O bakımdan, cemiyetin dengesini altüst edecek yeni tekelleşmelere yol açmamak, bugün üzerinde duracağımız en önemli konulardan birisi olması gerekir.

Değerli arkadaşlarım, devlette şu anda 29 tane üst kurul oluşturulmuştur. Âdeta, Türkiye Devleti üst kurullarla idare edilir hale getirilmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin fonksiyonları sürekli olarak azaltılma cihetine gidilmiştir. Bizim bu konuda fevkalade hassas olmamız lazım ve Türkiye Büyük Millet Meclisini teşkil eden 550 milletvekilinin her birinin, bunu vicdanî olarak değerlendirme mecburiyeti vardır. Bize yakışan, 21 inci Döneme yakışan, bu hususun üzerinde ısrarla durmamızdır ve millet bizden bunu bekliyor.

Değerli arkadaşlarım, eğer sivil denetim Türkiye Büyük Millet Meclisinde olmazsa ülkede nelerin olabileceğini, kısa zamanda yaşadığımız olaylar bize her bakımdan göstermektedir. Dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kontrolüne ve denetimine herkes uymaya kendisini mecbur hissetmelidir. Bu mecburiyeti hissetmeyen kurumların oluşturulması halinde, gerçekten, demokrasimiz ağır bir yara alacaktır.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun tasarısı savunulamıyor. İki haftadan beri bu Mecliste bu tasarının gereksizliği ve yol açacağı yaralar üzerinde ciddî şeyler söylenmesine rağmen, savunma noktasında önemli hiçbir kayda değer ifade kullanılamamıştır. Şeffaflık üzerinde duruldu, birkaç cılız savunma sergilenmeye çalışıldı. Dolayısıyla, bu kanun tasarısını getiren arkadaşlarımız, bu kanun tasarısına destek vermeye çalışan arkadaşlarımız, gerçekten, savunma noktasında fevkalade yetersiz kalmışlardır. Dolayısıyla, bizim, burada, muhalefet ettiğimiz hususların, savunabilecek arkadaşlarımız tarafından dile getirilmesi lazım, ana gerekçeler nelerse onların gösterilmesi lazım. Gösterilemediğine göre, bu kanun tasarısına destek vermenin de hiçbir vicdanî ve aklî yönünün olmadığı otomatikman ortaya çıkmaktadır.

Medyanın ana görevi, sağlıklı bilgilendirme, sağlıklı kamuoyu oluşturmadır. Şimdi, bu tekelleşmeye yol açılmak suretiyle, kamuoyunun sağlıklı bilgilendirilmesi noktasında, gerçekten, ciddî bir açık verilmiş olacaktır. Bundan sonra, televizyonlarımızda, program yapımcısı arkadaşlarımız, korkmadan, bir cezaya maruz kalacağı hissine kapılmadan, objektif programlar yapma şanslarını da kaybedecekler. Şu anda, şu haliyle bile, televizyonlarımızda, kamuoyunu bilgilendiren önemli konular, gerçekten, gündeme gelebilmekte; ama, bu kanun çıktığı andan itibaren, gerek ulusal gerekse yerel televizyonlarımızın hiçbirisinde kayda değer programlar yapılamayacaktır.

Şimdi, A’dan Z’ye hep cezalar getirilmeye çalışılmaktadır. 16 ulusal televizyon, 15 bölgesel televizyon, 220 civarında da yerel televizyon mevcuttur. Şimdi, bunları sıraladığımız zaman, 220 civarındaki yerel televizyon, bu tasarıda, “yok” kabul edilmektedir ve çok ciddî cezalara maruz kalmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bu şekilde ağır cezaları havi bir kanunun çıkması halinde, ortaya çıkacak olan tablo, âdeta bir yasaklar ülkesi haline dönüştürülmüş, medya ciddî şekilde kendisini sansür altında hisseden bir durumla karşı karşıya kalacağız. Bu, Türkiye’nin karartılması anlamına gelmekte, ifade özgürlüğü -zaten yeteri kadar olmadığını her zaman tartışıyoruz ama- o zaman, iyice kısıtlanmış hale gelecektir.

Mesela, iletişim fakülteleri bünyesinde, rektörlerin gözetiminde, mütevazı radyolar ve televizyonlar bulunmaktadır. Burada, öğrencilerimiz, gerçekten, kendi meslekleriyle ilgili bir antrenman, bir staj yapma imkânı bulmaktadır. Bu tasarıyla, maalesef, onlar da ortadan kaldırılıyor.

Yine, bu tasarı, yargı mensuplarıyla da müzakere edilmemiştir. Mesela, Doktor Bilal Kartal, Yargıtay 4 üncü Hukuk Dairesi Başkanı olarak, bu konuyla ilgili yazmış olduğu bir makalede sonuç olarak şunu söylüyor: “İki yasada yapılması öngörülen bu düzenlemenin, istenen ve beklenen amacı gerçekleştirmeye yeterli bulunmadığı ve pek çok hukuksal hataları da beraberinde getirdiği anlaşılmaktadır. Böylece, değişiklikle, hukukun öngördüğü sorunların çözümünün değil, düşünülen bazı sonuçların gerçekleştirilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır.” Bu da, bir hukukçu gözüyle yapılan bir değerlendirmedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

REMZİ ÇETİN (Devamla) – Sayın Başkan...

Ayrıca, konuyla doğrudan ilgili bulunan kurumlar, kuruluşlar, kişiler, bütün milletvekillerimize açıklamalar gönderdi. Mesela, biraz önce de ifade edildiği gibi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti “bu kanunda öngörülen cezalardan dolayı, ki bunlar para cezası ise, caydırıcı olma yerine öldürücü olmaktadır” demektedir. Televizyon Yayıncıları Derneği, aynı şekilde, konunun üzerinde hassasiyetle durmakta ve bütün bunların yanında, RTÜK Başkanı olarak Nuri Kayış çok önemli hususlara işaret etmektedir: Frekans ihaleleri üzerinde durmak suretiyle bu alanda yapılacak olan yanlışlıklara dikkat çekiyor; aynı zamanda, denetim açısından Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve Sayıştayın mutlaka devrede olması lazımgeldiği üzerinde ısrarla duruyor ve RTÜK üyelerinin tamamının Meclis tarafından seçilmesi gerektiğini de ayrıca ifade ediyor.

BAŞKAN – Sayın Çetin, teşekkür ediyorum.

REMZİ ÇETİN (Devamla) – Ben de çok teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, şunu bir kez daha vurgulamadan edemeyeceğim: Hepimizin üzerine düşen en önemli görevlerden bir tanesi, siyasetin, siyasetçinin ve siyaset kurumunun mutlaka hak nezdinde yüksek bir itibara layık olacak tarzda davranmayı millet bizden beklemektedir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir efendim.

Üçüncü ve son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasa tasarısının çerçeve 19 uncu maddesiyle değiştirilen 15.7.1950 tarih ve 5680 sayılı Basın Kanunun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci bendinin ikinci cümlesindeki “ancak” ibaresinden sonra gelmek üzere “sorumlu müdürler ve yukarıda yazılı şahıslar için verilen” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                           Fethullah Erbaş (Van) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükümet?..

DEVLET BAKANI EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Karaman Milletvekili Sayın Zeki Ünal konuşacaklar efendim.

BAŞKAN – Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

ZEKİ ÜNAL (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vermiş olduğumuz önerge üzerindeki görüşlerimi arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, önergemizle yaptığımız teklife geçmeden önce, önemli gördüğüm bir hususun altını çizmek istiyorum. “Mevkutelerle işlenen suçlarda” ibaresiyle başlayan bent, âdeta, totaliter, baskıcı ve despotik rejimlerin yönetim ve denetim anlayışının izlerini taşıyor; basın, yayım ve ifade özgürlüğü önünde ciddî bir engel oluşturuyor.

Avrupa Birliği, Katılım Ortaklık Belgesi, Kopenhag kriterleri, uluslararası anlaşmalar deyip dururken, biz, hâlâ, mevkutelerle işlenen ve ileride işlenmesi muhtemel olan suçlarla uğraşıyoruz. Bu suçlara, hangi caydırıcı cezayı verelim ki, yazar, çizer, düşünürü ezelim paranoyası içinde olaylara yaklaşılmaktadır; âdeta, tüm yazar ve çizer camiasına, önyargıyla bakılmaktadır. Eğer, bir yazar, statükonun dışına çıkar, rejimin tabularına şöyle hafiften bir fiske vuracak olursa, kendini kodeste bulacağından, hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Bunları, laf olsun diye söylemiyorum. Konuyla ilgili, sizlere sayısız örnekler vermek mümkündür; en yeni örneğini, geçen hafta yaşadık. “Deprem, ilahî bir ikazdır” dediği için, Yeni Asya Gazetesini sahibi Mehmet Kutlular, 2 yıla mahkûm olmuştur. Halbuki, modernist dünyanın ilahiyatçısı olan bir profesör, aynı çıplak uyarıyı yaptığı halde, başına herhangi bir şey gelmemiştir. Yine, geçen hafta, bayan yazar Emine Şenlikoğlu, bir kitabından dolayı, 20 aya mahkûm olmuştur. Selam Gazetesinin Yazı İşleri Müdürü Nurettin Şirin, bundan üç sene önce, hiçbir teröre ve eyleme karışmadığı halde, statükoya ters düşen söz ve yazılarından dolayı, tam 17,5 yıla mahkûm olmuştur. Teröristler, katiller, hırsızlar, soysuzlar, namussuzlar, maalesef, affedilirken, sadece Nurettin Şirin değil, onun gibi, şu anda hapiste bulunan, fikir ve düşünce hayatımıza katkısı olan birçok gazeteci, maalesef, affedilmemişlerdir. Somut olması yönünden, bir örnek vermek istiyorum: Bendenizin 3 tane yayınım oldu; 3’ü de mahkemelik oldu. Bunun 2 tanesi de DGM’lik ve maalesef, bunlardan birinden, tam 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmam isteniyor.

Değerli arkadaşlar, yasaklarla, baskı ve tehditlerle bir yere varılamayacağını artık bilmemiz gerekir. Şimdiye kadar, baskı ve tehditle, insanların fikirlerini, düşüncelerini değiştirdikleri vaki olmamıştır, hiç kimse şahit olmamıştır. Takdir edersiniz ki, yasaklar, bir ülkenin fikir ve sanat, kültür hayatının gelişmesinde en büyük engeldir. Uluslararası arenada, zaten, esamimizin okunmamasının sebebi de budur. Bu bentle, yasaklar, suçlar ve cezalar, somut bir şekilde ifade edilmektedir. Öyle ki, sorumlu müdürler için verilen hürriyeti bağlayıcı cezalar para cezasına çevrilebilirken, mevkutenin çıkarılmasına emek veren yazar, çizer ve sahibi, bu haktan mahrum edilmektedir. Böylece, ülkenin fikir ve düşünce dünyasına katkı sağlamak isteyen bir yatırımcı veya bir fikir adamının eli kolu bağlanmaktadır ve açıkça, onlar tehdit edilmektedir. Birinci bendin tamamını değiştirmek gibi bir niyetiniz olmadığını bildiğimiz için, kısmen faydalı olur düşüncesiyle, bu bendin ikinci cümlesindeki “ancak” ibaresinden sonra gelmek üzere “sorumlu müdürler ve yukarıda yazılı şahıslar için verilen” ibaresinin eklenmesini teklif etmiş bulunuyoruz.

Teklifimizin kabulü istikametinde oy kullanmanızı rica eder, hepinize saygılar sunarım. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Efendim, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

19 uncu maddeyi oylarınıza...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bana söz verin efendim; geldi tutanaklar...

BAŞKAN – Efendim, bir dakika... Oylamayı yapayım...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki, yapın oylamayı...

BAŞKAN – Allah Allah!.. Ben de korktum, yoklama istiyorsunuz tekrar diye...

Efendim, 19 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir efendim.

Sayın Genç, yeni bir sataşmaya mahal vermeden, çok kısa... Lüften...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama, bütün beyanlarım için “yalan” dediğine göre, 5 dakika süre verin...

BAŞKAN – Efendim, 5 dakika değil... Lütfen...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, ben ne zaman sataşma yaptım?! Şimdiye kadar sataşma yapmadım ki!

BAŞKAN – Sayın Genç, buyurun.

Pazarlık etmeyin... Daha gelirken pazarlık ediyorsunuz...

Zabıtta gördüm, zatıâlinize söylenmiş...

Dışarıda işiniz var, gideceksiniz diye, hemen söz veriyorum; yoksa, ben, ara vermiyorum, çalışıyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yok canım!.. Benim bütün mesaim burada...

BAŞKAN – Buyurun efendim.

İstirham edeceğim, yeni bir sataşmaya mahal vermeyin.

 

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, ben, dışarıdaki işimi hiçbir zaman kale almam. Benim için en onurlu görev, bu çatı altında yapılan görevdir; her şeyin de başında ve önünde gelir; ama, sizler...

Bakın, ben, ya seçim bölgeme gidiyorum... İki gündür, gittim, oralardayım. Orada, saat 3’te, Erzincan’dan uçağa bindim, geldim; burada önergelerimi savunuyorum. Neyse...

Ben, burada yaptığım konuşmada... ANAP Grup Başkanvekili “hep yalan, uluorta konuşuyor” diyor.

Değerli milletvekilleri, şimdi, ben ne dedim? Dedim ki...

BAŞKAN – Yok, öyle dememiş efendim. Zabıtta “uluorta, yalan beyanlarda bulunması” deniyor.

KAMER GENÇ (Devamla) – Tabiî “yalan beyanlarda...”

BAŞKAN – O sebepten dolayı size söz verdim.

Buyurun.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bir dakika efendim... İşte...

Sayın Başkan, şimdi, ben ne dedim? Dedim ki, çiçeği burnunda sayın bakan, Türkbank ihalesinde devleti 1 milyar 600 milyon dolar zarara sokan Sayın Mesut Yılmaz’ın hakkında kurulan soruşturma komisyonunun başkanlığına gelmişti; öyle güzel bir rapor düzenledi ki, kendisini akladı. Bu, yalan mı doğru mu?!

AHMET KABİL (Rize) – Yalan, bu işte!

KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi, Türkbank ihalesinde –hatırlarsınız, siz, o zaman bir kısmınız yoktunuz burada- Sayın Mesut Yılmaz, Sayın Ali Şener, Sayın Kamuran Çörtük sabaha kadar pazarlık ettiler, 390 milyon dolar, Bank Eksprese verdiler, sonra bu ihalenin iptali dolayısıyla Türkbankın alması gereken 600 milyon dolardan vazgeçildi, bir de bu bankanın içi; yani, vatandaşa karşı olan mükellefiyetlerini yerine getirmek için 600 milyon dolar da, Hazine, kaynak verdi. Bu, etti mi 1 milyar 600 milyon dolar...

BEYHAN ASLAN (Denizli) – Yine yalan!.. Hepsi yalan!..

KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi, iki; Mavi Akım Projesinde 339 milyon dolara, Mavi Akım Projesini, ANAP yöneticisinin de içinde olduğu şirkete verdiniz mi vermediniz mi?.. Bugüne kadar 52 milyon dolarını avans verdiniz. Bununla ilgili birçok şayialar var. Ben ne dedim size; yapılan ihalelerde rüşvet alındığı konusunda benim ciddî kuşkum var; ama, bir komisyon kuralım, yine, başkanları sizden olsun, başkanvekilleri sizden olsun; ama, ben de o komisyonun içinde bulunayım; eğer, rüşvet aldığınızı ispat edemezsem, milletvekilliğinden istifa ederim, var mısınız?!

BEYHAN ASLAN (Denizli) – Kimsin sen, kimsin sen!..

KAMER GENÇ (Devamla) - O zaman, eğer yoksanız, siz, milletin parasına el atmaktan, gasp etmekten büyük bir onur duyuyorsunuz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bir dakika ama, benim dediklerimi... Sayın Başkan; yani, yalan beyanla beni itham etti.

BEYHAN ASLAN (Denizli) – Sen Örfi Çetinkaya’dan bahset!

KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi, Sayın Tantan istifa ettirildi. Sayın Tantan, o gün...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – Bir cümle söylememe müsaade eder misiniz...

BAŞKAN – Yalan beyanda bulunmadığınızı ifade ettiniz. Lütfen... Bir cümleyle kapatın. Rica edeceğim efendim.

Sayın Tantan da burada yok!

KAMER GENÇ (Devamla) – Sayın milletvekilleri, bakın, şimdi, komisyon da geçti oraya, önergelerimizde de bizi konuşturmayacaksınız.

BEYHAN ASLAN (Denizli) – Böyle konuşursan, konuşturmayız, konuşturmayacağız!

KAMER GENÇ (Devamla) - Bakın, ben... (ANAP sıralarından gürültüler) Ama, siz, bu milletin sesini kısamazsınız, sokakta sizi, tek tek gezeceğiz, halka şikâyet edeceğiz, bu memleketi kimin lehinde, nasıl karanlık rejimlere getirdiğinizi o halka anlatacağız.

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

KAMER GENÇ (Devamla) – En büyük zararı siz göreceksiniz!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI A. MESUT YILMAZ (Rize) – Sayın Başkan, söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Genç, size rica ettim, başka bir sataşma olmasın diye...

Buyurun Sayın Yılmaz.

 

 

 

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI A. MESUT YILMAZ (Rize) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Biraz önce burada konuşan sayın konuşmacının şahsımla ilgili söylediklerinin tümü yalandır! Kendisinin yaptığı konuşmanın zaptını biraz sonra temin edeceğim, kendisi hakkında dava açacağım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Açıyorsunuz zaten her gün.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Bu dava dolayısıyla, söylediklerini tevsik etme imkânını da kendisine sunacağım.

Saygılarımla arz ederim. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben de istifamı koyuyorum ortaya! Mavi Akımda, Türkbank ihalesinde ne varsa, getirelim, şey edelim... Yani, beni davayla...

BAŞKAN – Efendim, sinei millete döneceğiniz zabıtlara geçti; tamam.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Zaten, hepsi korkup benim aleyhimde dava açıyorlar.

BEYHAN ASLAN (Denizli) – Zaten çok malın var senin.

BAŞKAN – Efendim, sizi kimse korkutmuyor... Bitmiştir mesele.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye bitsin efendim?! Bizi susturuyorsunuz, onları konuşturuyorsunuz.

BAŞKAN – Allah Allah!..

 

 

Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682)                  (Devam)

BAŞKAN – 20 nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 20. – 5680 sayılı Kanunun 17 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Madde 17. – Basın yolu ile işlenen yalan haber, hakaret, sövme ve her türlü fiilden doğacak maddi ve manevi zararlardan, 16 ncı maddeye göre sorumlu olanlarla birlikte Borçlar Kanununun genel hükümlerine göre mevkutelerde sahibi ve mevkute olmayanlarda naşiri; mevkute sahibi ile mevkute olmayanların naşirinin şirket olması halinde şirket ile birlikte anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı, diğer şirket ve tüzel kişilerde en üst yönetici, müştereken ve müteselsilen sorumludur. Tazminat talebinin haklı görülmesi halinde tazminat miktarı, on milyar liradan az olmamak üzere fiilen ağırlık derecesine göre belirlenir. On milyar liralık  alt sınır her yıl Maliye Bakanlığınca ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılır. Bu maddeye göre açılacak manevi tazminat davalarında hakim tensip kararı ile birlikte bilirkişiyi de tayin eder ve davayı en geç altı ay içinde karara bağlar.

Zarar doğurucu fiilin işlenmesinden sonra mevkutenin devredilmesi, başka bir mevkute ile birleşmesi veya sahibi olan gerçek kişi ya da şirketin herhangi bir surette değişmesi halinde mevkuteyi devralan, birleşen ve her ne suretle olursa olsun mevkutenin sahibi gerçek kişiler ile anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı diğer şirket ve tüzel kişilerde en üst yönetici de, bu fiil nedeniyle hükmedilen tazminattan birinci fıkrada sayılanlarla birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.

Basılmış eser sahiplerinin dernek, vakıf ve benzeri tüzel kişiler olması halinde tüzel kişilikle birlikte yönetim organlarında yer alanlar hakkında da yukarıdaki hükümler uygulanır.

Bu maddeye göre açılan davalarda tazminata hükmedilmesi halinde, bankalarca uygulanan en yüksek işletme kredisi faizi üzerinden temerrüt faizine de hükmedilir.”

BAŞKAN – 20 nci madde üzerinde Fazilet Partisi Grubu adına, Manisa Milletvekili Sayın Bülent Arınç; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

FP GRUBU ADINA BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

19’dan başlayan 20, 21 ile devam eden maddeler, Anayasa Komisyonuna gelen tasarı içerisinde yoktu. Bu tasarı, Radyo ve Televizyon Üst Kuruluyla ilgili 3984 sayılı Kanunun değiştirilmesi amacıyla getirilmişti; ama, akşam görüşmeleri sırasında, ani bir önergeyle, hiç alakası yokken, 5680 sayılı Basın Kanunuyla ilgili bu hükümler değiştirildi.

Arkadaşlarımızın muhalefet şerhinden de göreceğiniz gibi, bir konu müzakere edilirken, hiç konuyla alakası olmayan maddelerin önerge yoluyla tasarıya eklenmesi, İçtüzüğün 35, 36 ncı maddelerine aykırıdır, dolayısıyla Anayasanın 95 inci maddesine de aykırıdır ve yanlıştır.

Bu önergelerin geleceğinden Anayasa Komisyonu üyelerinin de haberi yoktu; âdeta bir oldu bittiye getirildi. Komisyon üyelerinin büyük bir kısmı komisyondan ayrılmışlardı ve bu maddeler eklendi. Bir açıdan bunu ifade etmek istiyorum.

İkinci nokta ise, getirilen bu düzenleme, hukuka da aykırıdır. Basın yoluyla işlenen hakaret, sövme, haber ve her türlü fiilden doğacak maddî ve manevî zararların karşılanması amaçlanıyor. Baktığımız zaman, buna “oh olsun” demek mümkün; çünkü, bunun mağduru olan insanlar aramızda fazlasıyla mevcut. Birtakım sorumsuz basının, yalan haberlerle “çamur at, tutmasa da izi kalsın” düşüncesiyle hareket ettiğini biliyoruz. Namuslu insanlara -siyasetçiler de dahil olmak üzere- maalesef, yalan haberlerle hücum ediliyor, kurşun sıkmak yerine, bu yalan haberler kullanılıyor. Bundan dolayı içimizde mağdur ve şikâyetçi olmayan bir tek kişiyi göstermek mümkün değil. Evet, bunun önlenmesi lazım; Basın Kanununun belki tümüyle değişmesi lazım. Bu konuda bir taslak zamanında elimize verilmiş ve incelememiz istenmişti; ama, neticesini bile alma tenezzülünde bulunmadan, bunun içerisine maddeler monte edildi ve getirildi.

Değerli arkadaşlarım, şimdi şu düzenlemeye bakınız; içinizde hukukçu arkadaşlarımızın daha da duyarlık göstereceğine inanıyorum: Şimdi, yargının hükmedeceği tazminat miktarının en az sınırı belirlenmiş, yani on milyardan aşağı olmayacak maddî ve manevî tazminat. Mahkeme, hemen tensiple birlikte bilirkişi tespit edecek, delilleri toplayacak ve davayı en geç altı ay içerisinde bitirecek; hükmedilecek tazminatlara, genel faiz oranının dışında en yüksek işletme kredisinin faizleri uygulanacak; para cezaları ise bir önceki maddeden başlayarak, ölçüsüz derecede artırılıyor ve bir de tecil edilmiyor.

Değerli arkadaşlarım, yıllarını bu mesleğe vermiş bir kardeşinizim -içimizde de hukukçu arkadaşlarımız var- maddî tazminatlar hesaplanır, yani bunların içlerinde işten güçten kalmak vardır, kârdan zarar vardır, birtakım faturalara dayanan belgeli tazminatı gerektirecek harcamalar vardır. Manevî tazminat ise, o kişinin uğradığı manevî zararın, yani üzüntünün, teessürün karşılığıdır. Bunu da mahkeme tayin ve tespit eder; kaldı ki, bilirkişiye başvurmak hâkim için mecburiyet değildir. İhtisas gerektiren işlerde bilirkişiye hâkim isterse müracaat edebilir; bu da, daha çok genel ve teknik konularda olur. Şimdi, burada mecburiyet getirilmektedir “bilirkişiye mutlaka gideceksiniz” şeklinde.

Değerli arkadaşlarım, o zaman hâkimin yerine bilirkişi geçmiş olur. Oysa, bazı davalarda, öylesine yazılar, çiziler, karikatürler, fotoğraflar, fotomontajlar vardır ki, çıplak gözle baktığınız zaman, buradaki hakaret amacını siz görürsünüz hâkim olarak ve kararınızı rahatlıkla verebilirsiniz. Eğer, mahkemeleri bilirkişiler yönetecekse, o zaman hâkimlere hiçbir zaman yer kalmamak gerektir ve bu, fevkalade yanlıştır.

Şimdi, eğer 10 milyar lira alt sınır olarak kabul edildiyse, sordum bazı arkadaşlara onlar da cevap veremediler; çünkü “biz bu konuyu tartışmadık” dediler. Yani, dava açmak isteyen kişi, en az 10 milyarlık mı dava açacaktır? Bunun maddî karşılığı bir masraf olarak düşünülmüş müdür? Yoksa, mahkeme, diyelim ki 5 milyarlık dava açıldığı zaman “kanun 10 milyardan az olamaz diyor, sen 5 istedin; ama, ben 10 veriyorum” mu diyecektir? Öyle manevî tazminat davaları vardır ki, sembolik olarak 5 liralık, 500 liralık, 5 milyon liralık davalar da açılabilir, yeter ki karşı taraf mahkûm edilsin ve bu manevî tatmine ulaşsın şeklinde.

Şimdi, siz 2 milyarlık dava açtığınız zaman, hâkim ilk incelemesinde “kanun 10 milyar diyor, sen 2’lik açmışsın davanı reddediyorum” mu diyecektir daha ilk başta ve tensipte; yoksa “2 milyarlık dava açtın; ama, sen kanunu herhalde bilmiyorsun, al sana 10 milyar” mı diyecektir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Arınç, toparlar mısınız efendim.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Harcını nasıl yatıracaktır?

BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Harcını nasıl yatıracaktır? Bilirkişi masraflarını verecektir ve belki de bu insanlara istemediğinden çok daha fazlasını veya istediğinden tamamen daha azını teklif etmek gibi bir yanlışlığa, bir hataya yol açabilecektir.

Değerli arkadaşlarım, burada karşılaştığımız bu usuller elbette hukukun temel prensiplerine aykırıdır. Bunlar hukuk davalarıdır, ceza davalarının görülmesi ayrı. Maddî ve manevî tazminat davalarının düzeltme hakkıyla, tekzip hakkıyla, sorumlularının tespit edilmesiyle doğru olduğunu söylüyorum; ama, şu hükümler hukukta hiçbir zaman haklı karşılanmayacak, uygulamada çelişkiler meydana getirecek fevkalade zararlı ve yanlış hükümlerdir. Böyle bir madde nasıl konabilmiştir, gerekçesinde ne vardır; bu bir tepki olarak gelmiştir ona eminim. Bu basından illallah diyenler, öyle bir ceza getirelim ki bunların ağızlarını kapatalım diye düşünmüşlerdir; ama, hukuk herkese lazımdır ve bir yanlışı düzeltirken başka bir yanlış yapamayız, daha büyük bir yanlış yapamayız, bu haksızlık olur; dolayısıyla, bu maddenin yeniden düzenlenmesi lazım.

Anayasaya aykırılık iddiamız var, önergemiz var, bunun üzerinde konuşacağız; ama, değerli arkadaşlarım, sözümün son noktasında bir hareketliliğe dikkatinizi çekmek istiyorum. Burada bu tasarı üç haftadan beri görüşülüyor, bugün Sayın Başbakan başta olmak üzere, yanında çok değerli Genel Başkan Yardımcıları ve Başbakan Yardımcıları, ara da verilmeden Genel Kurulda “bu iş ya olacak ya olacak” mantığıyla bu kanun tasarısını bitirmeye çalışıyorsunuz ve Anayasa Komisyonu sıralarına da arkadaşlarımızı doldurdunuz. Bunun anlamını biliyoruz; bundan sonraki önergelerimizin önünü kesmek istiyorsunuz. Burada sözümüzü kesebilirsiniz, önergelerimizin tartışılmasına imkân vermeyebilirsiniz; bu zulüm olur, bu despotluk olur, bu yanlışlık olur, bu yanlışlığı yapmayın. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Sizin hatalarınızı ortaya koymak ve ikaz etmek bizim vazifemizdir. Lütfen, bu despotluğa gitmeden, mademki çıkaracaksınız, her maddesinde, her önergesinde rahatlıkla burada konuşalım. Yoksa, bundan utanacaksınız sonunda; bu bizi daha fazla üzecek.

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama görevini hiçbir baskı ve dayatmaya maruz kalmadan yapmalıdır, yapacağına inanıyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

Sayın Arınç, kendime tekabül eden bir cevap vereyim. “Ara vermeden” dediniz; ama, ara verme yetkisi Başkanın olduğuna göre, saat 20.00’den sonra, tabiî ara vereceğim efendim; ara vermeme diye bir hadise yok. Normal bir rutin var, o rutinin içinde vereceğim.

BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sağ olun.

BAŞKAN – Doğru Yol Partisi Grubu adına, Eskişehir Milletvekili Sayın Sadri Yıldırım; buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)

Sayın Yıldırım, madde üzerinde konuşacaksınız değil mi efendim...

DYP GRUBU ADINA MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 682 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun Tasarısının 20 nci maddesi üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinize Grubum ve şahsım adına saygılar sunuyorum.

Türkiye’de, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ve devamlılığını her koşulda savunmak ve korumak Anayasal bir zorunluluktur. Birey olarak hepimiz ve kurumsal olarak da demokratik güçlerin tümü için gerekli olan bu hassasiyet, basın; yani, medya açısından da önemlidir.

Demokrasilerde yasama, yürütme ve yargı güçlerine ilaveten, dördüncü kuvvet olarak kabul edilen basın, kısa vadede toplumların yönetiminde ve yönlendirilmesinde, uzun vadede ise, toplumların gelişmesinde ve demokratik erklerin kullanılma biçimlerinin şekillendirilmesinde, geniş anlamda önemli ve tek kuvvettir; çünkü, toplumun doğru bilgi ve haber alma hakkı her zamankinden daha fazla önem kazanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, tasarıda, bir tüzel ya da gerçek kişiye bir yayın kuruluşunun tamamına sahip olma imkânı verildiği gibi, birden fazla radyo ve televizyon sahiplerinin devlet ihalelerine girmelerinin önü açılmak istenmektedir. Böylece, üzülerek belirtmek istiyorum ki, maddî imkânları kısıtlı olan yerel medya kuruluşları teker teker büyük sermaye tarafından elde edilecek, ulusal kültürümüzün aslî kaynağı olan yerel kültür önemli bir solunum aracını yitirecektir.

Esasen, bu tasarı, Anadolu basınına ve mahallî televizyonlara büyük darbe vuracaktır; çünkü, yayın ihlalleri dolayısıyla uğrayacağı ağır para cezaları alması nedeniyle, zaten, maddî zorluklar içerisinde bölgenin ve bölge halkının sesini duyurmaya çalışan, olaya kâr etme gözüyle bakmayan, yalnızca, bölge halkının bölgeden haberdar olması, bölgenin sorunları üzerine yayın yapmayı ilke haline getiren yerel medya kuruluşları kapanma noktasına gelecektir. Çünkü, tasarının yerel medyaya getirdiği para cezaları çok ağırdır. Cezalar ve tazminatlar, 10 milyar lirayla 125 milyar lira arasında alınmaktadır; ancak, takdir edersiniz ki, tazminatı hâkim takdir eder. Güç şartlar altında yayın faaliyetlerini sürdüren yerel kuruluşlar, bir ihlal halinde bile ekonomik olarak çökecekler, yayın faaliyetlerini durdurmak zorunda kalacaklardır. Medyada tekelleşme eğilimlerinin hız kazandığı şu dönemde yerel medya yok edilmemeli; aksine, güçlendirilmesi için gerekli önlemler alınmalıdır.

Bakınız, Eskişehir’de on yıldır hizmet eden iki televizyon kanalı kendi imkânlarıyla ayakta durmaya çalışmakta, çalışanlarına da zor şartlar altında ücret ödemektedir. Keza, tüm mahallî basınımız da zor şartlar altında çalışmaktadır; ama, bu tasarı kanunlaşırsa, televizyonlarımız ve radyolarımız kapanmak mecburiyetinde kalacaktır. Çünkü, cezaları ve tazminatları çok yüksektir, ödemeleri mümkün değildir. Zira, bu tasarıyla, bir yandan, tekelleşme sağlanırken, bir yandan da, yerel medya yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakılmaktadır. Hal böyleyken, bu tasarıyı yasalaştırmak yanlıştır. Yanlış olduğunu fark edersiniz, ama, iş işten geçmiş olur.

Değerli milletvekilleri, Anayasanın 28 inci maddesinde “basın hürdür, sansür edilemez. Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır” denildiğine göre, nerede kalıyor Anayasanın bu hükmü?! Bu tasarı, Anayasaya, tüm yasalara, demokrasiye ve basın özgürlüğüne aykırıdır.

Danıştayın 10.4.2001 tarihli içtihadı birleştirme kararında “televizyon sahipleri ihalelere giremez” denildiğine göre, bu kararın hükmü ne olacak, bunu hiç nazara almıyor musunuz? Eğer, bu kararı nazara almıyorsanız, o zaman, hukuk devletinden nasıl bahsedeceksiniz? Yani, bu tasarıyla, açıkça görülmektedir ki, medya demokrasimizde birinci güç olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla, bu yasa tasarısıyla, siyasetçinin, ülkenin ve demokrasinin, tekelleşen medyanın ipoteği altına alınması istenmektedir; yani, bu tasarıyla, ülkeye, demokrasiye ve millet iradesine darbe vurulmaktadır. Millet iradesinin üstüne kimse çıkamaz ve çıkmamalıdır; çünkü, millet her şeyin üstündedir.

Şimdi, soruyorum, sayın hükümet, siz, ne yapmak istiyorsunuz; milletin verdiği yetkiyi başkasına devretmeye hakkınız var mı? Ülkenin ve milletin dert ve sıkıntıları varken, bu tasarının gece gündüz görüşülmesinin aciliyeti nedir, bunu anlamak mümkün değildir.

Çiftçi, maliyetin altında tespit edilen fiyatlar nedeniyle, alın teri ve el emeğinin karşılığını alamadığına mı üzülsün, kasabalardaki ziraat bankasının kapatılmasına mı üzülsün, yoksa, halen ziraî kredi faizlerinin düşürülmediğine mi üzülsün...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET SADRİ YILDIRIM (Devamla) – Bitiriyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, metni bitirmek mecburiyetinde değilsiniz, ama, toparlayın.

MEHMET SADRİ YILDIRIM (Devamla) – Değerli milletvekilleri, vatandaş hangi derdine yansın. Sayın hükümet, çiftçiyi ve esnafı gözden çıkardı.

BAŞKAN – İşte, ben bunu bekliyordum ki...

MEHMET SADRİ YILDIRIM (Devamla) – Bir saniye Sayın Başkan...

BAŞKAN – RTÜK’le çiftçiyi karıştırdık yine...

MEHMET SADRİ YILDIRIM (Devamla) – Hayır efendim, karıştırmayız.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Yani, çiftçi gazete okumasın mı, televizyon seyretmesin mi?!

MEHMET SADRİ YILDIRIM (Devamla) – Bir saniye Sayın Başkan, söyleyeceğimi duyun. Acaba, mahallî televizyonları, radyoları ve mahallî basını da mı susturmak istiyorsunuz?

Değerli milletvekilleri, esnaf borcunu ödeyemiyor, vergisini veremiyor. Bağ-Kur primleri çok yüksek, ödeyemiyor, halk perişan, evine ekmek götüremez hale gelmiş.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, dün de aynı şeyleri söylediniz...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Doğru, her yerde doğrudur.

MEHMET SADRİ YILDIRIM (Devamla) – Hal böyleyken, daha acil kanunlar varken, siz, neden bu tasarıda ısrar ediyorsunuz?!. İyi düşünün, demokrasiye, ülkeye ve millete kötülük yapmayın!..

Basının, milletin ve ülkenin aleyhine ve Avrupa Birliği normlarına da aykırı olan bu tasarının yol yakınken geri çekilmesini diliyor, Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Ben, sonunda bekledim ki televizyonumu geri istiyorum... Mikrofonumu geri istiyorum diyeceksiniz, onu demediniz.

Teşekkür ederim efendim.

MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) – Bir dahakine onu da söyleriz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Üç adet önerge vardır; okutup, aykırılık derecesine göre işleme koyacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

682 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 20 nci maddesinden aşağıdaki bölümün çıkarılmasını arz ederiz.

 

Nazlı Ilıcak İrfan Gündüz               Altan Karapaşaoğlu

          İstanbul          İstanbul             Bursa

Sait Açba      Abdülkadir Akın

              Afyon          İstanbul

“Tazminat talebinin haklı görülmesi halinde, tazminat miktarı on milyar liradan az olmamak üzere, fiilin ağırlık derecesine göre belirlenir. On milyar liralık alt sınır her yıl Maliye Bakanlığınca ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılır.

Bu maddeye göre açılan davalarda tazminata hükmedilmesi halinde, bankalarca uygulanan en yüksek işletme kredisi faizi üzerinden temerrüt faizine de hükmedilir”

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 687 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 20 nci maddesiyle değiştirilen 15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun 17 nci maddesinin birinci fıkrasındaki “10 milyar liradan az olmamak” ibaresinin “5 milyar liradan az olmamak” olarak değiştirilmesini az ve teklif ederiz.

        Fethullah Erbaş     Musa Uzunkaya           Alaattin SeverAydın

                 Van         Samsun          Batman

          Mustafa Geçer    Aslan Polat     Cevat Ayhan

              Hatay         Erzurum          Sakarya

Lütfi Yalman Mehmet Çiçek       Zeki Ünal

             Konya            Yozgat        Karaman

BAŞKAN – Efendim, son okunacak önerge en aykırı önergedir; okutup, işleme koyacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

682 sıra sayılı tasarının 20 nci maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Teklif edenler

Bülent Arınç T. Rıza Güneri     Lütfi Yalman