BİRİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 14.00
6
Haziran 2001 Çarşamba
BAŞKAN:
Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU
KÂTİP
ÜYELER: Melda BAYER (Ankara), Yahya AKMAN (Şanlıurfa)
-----0-----
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 113 üncü Birleşimini açıyorum.
Y O K L A M A
BAŞKAN - Yoklama talebi vardır; yoklama
yapacağız.
MEHMET PAK (İstanbul) – Çoğunluk var
Başkanım.
BAŞKAN – Efendim, milletvekilleri talep
edince, akan sular durur; millî irade böyle...
Yoklama için 5 dakika süre vereceğim.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
toplantı yetersayısı olmadığı için 14.30’a kadar ara veriyorum.
Sayın Karakoyunlu, bakanlığınızı
kutluyor, başarılarınızın devamını diliyorum; hayırlı, uğurlu olsun efendim.
Kapanma
Saati: 14.08
İKİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 14.30
BAŞKAN:
Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU
KÂTİP
ÜYELER: Melda BAYER (Ankara), Yahya AKMAN (Şanlıurfa)
-----0-----
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 113 üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Y O K L A M A
BAŞKAN - Yoklama talebi vardır; ad
okunmak suretiyle yoklama yapacağım efendim.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkanım,
idare hukukunda bir usul vardır; nasıl başladıysa öyle devam eder; usul
aynıdır, değişmez. Bazı arkadaşlar istiyor diye, ad okunarak yoklama yapılamaz;
usul usuldür, yani, gelsinler, başka şey yok!
Bu kanun çıkmaz, kamu sendikalarına başlayacağız beyler, o kanun
lazım bize!
BAŞKAN – Yoklamaya Adana İlinden
başlıyoruz.
(Yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden
önce, üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz, Mübarek
Peygamberimiz Hazreti Muhammet’in doğum yıldönümü münasebetiyle söz isteyen
Antalya Milletvekili Osman Müderrisoğlu’na aittir.
Buyurun Sayın Müderrisoğlu. (MHP, ANAP
ve DSP sıralarından alkışlar)
OSMAN MÜDERRİSOĞLU (Antalya) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle
Peygamberimiz Hazreti Muhammet’in hayatı hakkında konuşma yapmak üzere
huzurlarınızdayım.
Peygamberler zincirinin son halkası
Peygamberimiz Aleyhisselamdır. O’nunla, peygamberlik zinciri hem tamamlanmış
hem de ilk halkayla bütünleşmiştir. Nübüvvet müessesesi O’nunla hitama ermiş, ilahî
vahiy onunla kemale ulaşmıştır. O, aynı zamanda, kusursuzluğun, eksiksizliğin,
mükemmelliğin ve kemalin eşsiz temsilcisidir. Dünyada hiçbir fani, Peygamber
Efendimiz kadar sevilmemiş ve onun kadar ilgi görmemiştir. İnsanlık, küfür,
kin, intikam, düşmanlık, zorbalık ve zulüm saltanatından, onun Allah katından
getirdiği din sayesinde kurtuldu; o, peygamberlik zincirinin son halkasıdır.
Dinimizde peygamber inancının son
derece merkezî bir önemi vardır. Yüce Allah, insanlığın kurtuluşu için gerekli
ve yeterli olan evrensel doğruları, bir taraftan, peygamber vasıtasıyla
beşeriyete ulaştırır, diğer taraftan da, bu evrensel doğruların sosyal hayata
nasıl getirileceğinin somut örneğini de, yine, peygamber vasıtasıyla gösterir.
Peygamberler, dinin insanlığa sunduğu
model insan konumundadırlar. Bu sebeple, Kur’an-ı Kerim’de, Peygamberimize
-insanlara- “eğer, Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun. Böylece Allah da sizi
sevsin ve günahlarınızı bağışlasın” buyurulmuştur.
Müslümanlar için Hazreti Peygamber
model insandır; çünkü, o, bir taraftan, Allah’ın buyruklarını olduğu gibi
insanlara ulaştıran, diğer taraftan da, ilahî buyrukları gündelik hayatında en
iyi şekilde uygulayarak, başka insanlara örnek olandır. Bu anlamda, Kur’an-ı
Kerim’de, Hazreti Peygamber’e hitaben “muhakkak sen, çok yüce bir ahlak
üzeresin” buyurulurken, insanlara da “gerçekten, sizin için, Resulullah’ta çok
güzel bir örnek vardır” denilmektedir. Dolayısıyla, Hazreti Peygamber’i örnek
almak, inanan insan için öncelikle dinî bir görev, dinî bir vecibedir.
Hazreti Peygamber’den 1 400 yıl sonra
yaşayan günümüz insanı, bugün Peygamberimizin nasıl örnek alınması gerektiği
konusunu son derece iyi anlamak zorundadır; bu, bir mecburiyettir.
Dolayısıyla, bir din için peygamberin
önemi her şeyin üstündedir. Her fani insan gibi, o da Rahmeti Rahman’a
kavuşmuştur; ama, getirdiği değerler ve normlar kıyamete kadar bâkidir. Bu
nedenle, Kur’an’la birlikte, Peygamberimiz Hazreti Muhammed’in çok iyi
tanınması, anlaşılması şarttır; ancak, bu şekilde onu örnek almak mümkün
olabilecektir.
Şimdi, bize düşen, yüce kitabımız
Kur’an’ı ve Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed’i ve yüce dinimizi doğru bir
şekilde anlamak ve anlatmak suretiyle, asırların getirdiği yanlış anlayışları
ortadan kaldırmak, Müslümanlara yeni bir ilim, yeni bir düşünce, tefekkür ve
çalışma aşkı kazandırmaktır. Bu, Yüce Meclisin görevidir; Türk insanına bunu
öğretmek Yüce Meclisin görevidir. Bugün muhtaç olduğumuz husus budur, bunun
yolu da, okullarımızda inanan insana inancını öğretmekten geçmektedir. (MHP, FP
ve DYP sıralarından alkışlar)
Biliyoruz ki, ülkemizde ve dünyamızda
her alanda çok hızlı ve baş döndürücü gelişmeler yaşanmaktadır;gelişen günlük
olaylar mutlaka bir yönüyle bizi, Müslümanları ilgilendirmektedir. Bu nedenle, çağın ve sosyal gelişmelerin
dışında kalmamalı, aktüaliteyi takip etmeli; kendimizi ilmî, meslekî ve
kültürel alanlarda devamlı yenilmeliyiz. Sosyal hadiseleri doğru algılayarak,
dinimizi özüne uygun bir şekilde yorumlayarak, bid’at ve hurafelerden arınmış
temiz bir din duygusuyla insanlarımızı, çocuklarımızı, gençlerimizi nakış gibi
işlemeli ve bezemeliyiz ki, yanlışlara sapmayalım.
Bu duygu ve düşüncelerle, Yüce
Peygamberimizi huzurlarınızda anıp, hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlarım.
(Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın
Müderrisoğlu.
Sayın Bakan, buyurun efendim.
DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Antalya Milletvekili Sayın Osman Müderrisoğlu’nun, Peygamberimizin doğum
yıldönümü nedeniyle yapmış olduğu gündemdışı konuşmayla ilgili olarak söz almış
bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Diyanet İşleri Başkanlığımız ve Türkiye
Diyanet Vakfı tarafından, 1989 yılından itibaren, Peygamberimizin doğum
yıldönümleri, her yıl “Kutlu Doğum Haftası” adıyla, bilimsel ve kültürel
etkinliklerle kutlanmaktadır. Kutlamaların 13 üncüsü, bu yıl 1-7 haziran
tarihleri arasında, Türkiye genelinde, konferans, panel ve diğer sosyal ve
kültürel etkinliklerle icra edilmektedir.
Diyanet İşleri Başkanlığımız ve Türkiye
Diyanet Vakfı, bu etkinliklerle, Peygamberimizin, insanın mutluluğuna yönelik
mesajlarını, günümüz koşullarını da dikkate alarak, geniş halk kesimlerine
ulaştırmanın yararlı olacağına inanmaktadır.
İnsanlığın hidayet rehberi, Allah kelamı
Kur’an-ı Kerimi vahiy yoluyla alıp, doğru bir şekilde insanlara tebliğ buyuran,
âlemlere rahmet Hazreti Muhammed’in (sallallahü aleyhi ve sellem) dünyayı
teşrifleri olan mevlidi nebevi, asırlardır, milletimiz tarafından “Mevlit
Kandili” olarak kutlanmaktadır.
Yüce dinimiz, huzurlu ve mutlu dünyanın
en büyük hayat kaynağıdır. Bu noktadan hareketle, dinî tefekkürü cami dışına
taşımak, değerli bilim adamlarımızın araştırmalarını ve düşüncelerini halka
aktarabilmek için, Mevlit Kandilini hayırlı bir vesile sayan Diyanet İşleri
Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfı, yüzyıllar önce bir bilim ve kültür
bayramı şeklinde kutlanan mevlit geleneğini canlandırmayı amaçlamış, bu
düşünceyle de, Peygamberimizin doğum gününü içine alan haftayı, Kutlu Doğum
Haftası olarak ilan etmiştir.
Bu etkinliğin, her zaman olduğu gibi,
özellikle sosyal bütünleşmede büyük etki ve katkı sağlayacağı bir gerçektir.
Kutlu Doğum Haftasını, Türk kültürünün sağlam bir dayanağı, milletimizi birlik
ve bütünlük içinde aydınlık geleceğe taşıyacak değerli bir gelenek olarak gören
Diyanet İşleri Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfı, hafta dolayısıyla
hazırladığı programlarda hep bu amacı göz önünde tutmuştur.
Bu yıl 13 yaşına basmış olan Kutlu
Doğum Haftası, milletimizin arzusu ve tarihî geleneği üzerine bina edilmiştir.
1989 yılında sadece Ankara’da başlayan
kutlama programları, bugün artık bütün Türkiye’ye, Türk dünyasına, Balkanlara,
Kıbrıs’a, Avrupa, Amerika ve dünyanın birçok ülkesine yayılmış durumdadır.
2001 yılı Kutlu Doğum Haftası çerçevesinde
Türkiye genelinde düzenlenen programlarda, ağırlıklı olarak “Toplumda güven
duygusunun önemi ve Muhammed’ül Emin olarak Hz.Peygamberimiz” ve “Sevgi ve
barış dini olarak İslam” konusu üzerinde durulmuştur.
Bu etkinlikler, ilahiyat fakülteleri, diğer
fakültelerin öğretim üyeleri ve müftülerimizin işbirliği çerçevesinde icra
edilmiştir.
Ayrıca, hafta münasebetiyle 1-3 Haziran
2001 tarihleri arasında Diyanet İşleri Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet
Vakfınca, müştereken “İslamın anlaşılmasında sünnetin yeri ve değeri” konulu
bir sempozyum da düzenlenmiştir.
Türkiye’nin dört bir yanından çok
sayıda bilim adamının katılımıyla 1 Haziran Cuma günü saat 14.30’da Kocatepe
Camii Konferans Salonunda başlayan ve üç gün süren sempozyum çok verimli
geçmiştir.
Hafta nedeniyle, Diyanet İşleri
Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından bugüne kadar toplumumuzun
gündeminde yer alan önemli konularda birçok sempozyum düzenlenmiş ve bu
sempozyumlarda sunulan tebliğler, daha sonra kitap haline getirilerek halkımızın
yararına sunulmuştur.
İslam ve demokrasi, dünyada ve
Türkiye’de İslam ve Müslüman imajı, değişim sürecinde İslam, “Türk Dünyasının
Dinî Meseleleri”,“Üçüncü Bine Girerken Türkiye” ve “Üçüncü Bine Girerken İslam”
bu sempozyumlardan bazılarıdır.
Bu yıl 13 üncüsü kutlanan Kutlu Doğum
Haftası, yurt içinde 81 il, 615 ilçede, yurt dışında ise Bulgaristan,
Kazakistan, Kırgızistan, Makedonya, Azerbaycan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti,
Kırım, Romanya, Türkmenistan ve Nahcivan’da icra edilmiştir.
Programlara, yurt içinden ve yurt
dışından alanlarında uzman pek çok din ve bilim adamı katılmıştır.
Ankara’da 1 Haziran 2001 Cuma günü saat
10.00’da Kocatepe Konferans Salonunda açılışı yapılan Kutlu Doğum Haftası
programına, başta Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekilimiz olmak üzere,
bakanlar, milletvekillerimiz, üst düzey bürokratlar ile halk kesiminden
davetliler katılmıştır.
Yine, bu kutlamalar çerçevesinde, aynı
gün, insanları bir sevgi halesi etrafında toplamak amacıyla, 7 ncisi düzenlenen
“sevdiklerinize bir gül verin” kampanyası, Diyanet İşleri Başkanımız Sayın
Mehmet Nuri Yılmaz’ın gül sunmasıyla başlatılmıştır.
Gül kampanyasından sonra, Kocatepe
Camii avlusunda, “Kutlu Doğum Aşı” adı altında, davetlilere etli pilav ve ayran
ikram edilmiştir.
Hafta münasebetiyle ülke genelindeki
bütün camilerde hutbe ve vaazlarda kutlu doğum konusu işlenmiştir.
3 Haziran 2001 tarihinde, TRT ile
müştereken Bodrum’un Turgutreis Beldesinde mevlit merasimi düzenlenmiş ve bu
merasim televizyondan yayınlanmıştır.
Kutlu Doğum Haftası çerçevesinde icra
edilen programların tüm giderleri, Türkiye Diyanet Vakfı tarafından
karşılanmaktadır.
Yüce ulusumuza nice Kutlu Doğum
Haftaları dileğiyle, Yüce Meclise en içten saygılarımı sunarım. (Alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Bakan teşekkür ederim.
Hepimize kutlu olsun.
Gündemdışı ikinci söz, Diyanet İşleri
Başkanlığı Kanunu hakkında söz isteyen Gümüşhane Milletvekili Lütfi Doğan’a
aittir.
Buyurun Sayın Doğan. (FP sıralarından
alkışlar)
LÜTFİ DOĞAN (Gümüşhane) – Sayın Başkan,
muhterem milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri
Hakkındaki Kanunla ilgili söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamazdan önce
hepinize en derin saygılarımı sunuyor, hepinizin geçmiş Mevlit Kandilinizi
tebrik ve tes’id ediyorum.
Efendim, mevzuuma geçmezden önce iki
sevincimi yüksek huzurunuzda dile getirmek istiyorum. Bunlardan birincisi, dün
tarla sulamasıyla ilgili bir kanun teklifi yüksek idarenizle gündeme girmiş
oldu. Burada, bendenizin sevinci şu: Değerli bir milletvekili arkadaşımız,
memleketimizin gelişmesi, bilhassa ziraî yönden ilerlemesi için düşüncelerini
dile getirdi, kanun teklifi olarak sundu; diğer arkadaşlarımız, ki mesela Sayın
Necati Albay Beyefendi arkadaşımız ve diğer arkadaşlarımız bu düşünceye
katıldılar, hepinizin ittifakıyla bu kanun teklifi gündemde yerini aldı. Bundan
fevkalade büyük sevinç duymamın sebebi şu. Demek ki, memleketimizin yararına
olan işlerde, güzel, rahat düşünülüyor ve çok güzel düşünceler ortaya
konuluyor, yüksek Meclisiniz de, milletvekillerimiz de, milletimize bu konuda
örnek oluyor.
İkinci bir sevincim, bugün, Sayın
Müderrisoğlu arkadaşımız bir konuyu Mevlit Kandilini dile getirdi, Resulü Ekrem
Efendimizle ilgili, hepinizin bildiği çok güzel düşünceleri dile getirdi ve
ayrıca Sayın Bakanımız da aynı düşünceleri paylaşarak, bu tebriki birlikte
yaptı, sizler de hüsnü kabul buyurdunuz. Bu benim için ne kadar sevindirici.
Emin olun, milletimiz için de çok sevindiricidir ve Allah’a çok şükür, millet
olarak, bizim zenginliklerimiz çok yüksektir, birlikteliklerimiz yüzde 99’dur,
belki yüzde 1 farklılıklar vardır. İnşallah, o farklılıkları da telafi etmeye
imkân buluruz. Onun için, bu sevincimi sizlerle paylaşıp, şimdi hemen konuma
geçiyorum.
Efendim, Diyanet İşleri Başkanlığı
Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun 1965’te yürürlüğe girdi, aradan 35 yıl
geçti; ancak, birkısım bölümleri Anayasa Mahkemesince iptal edildi. Tabiri caiz
ise, şu anda, Diyanet İşleri Başkanlığımızın kuruluş ve görevleriyle ilgili
kanun mevcut değildir.
Hükümetimizden istirhamım, bir an önce,
uzmanlarıyla da işbirliği yaparak, onların görüşlerinden de yararlanarak,
Diyanet İşleri Başkanlığı kuruluş kanununun bir an önce sizlerin yüksek
huzuruna getirilmesidir. Takriben 9 yıla yakındır, zaman zaman, sizin bir
arkadaşınız olarak bu konuyu dile getiriyorum; ama, ne hikmetse,
hükümetlerimizde iltifat buyurulmadı; ama, bundan sonra ümit ediyorum, bu
noksanlığı telafi ederiz.
Efendim, bu konuda ihtiyaçlar çok;
mesela, şu anda 10 000’den fazla kadro açıktır, tayin yapılamamaktadır.
Hükümetimizin, bu konuda da ilgisini ve iltifatlarını istirham ediyorum.
Şimdi, tabiî, bunların yapılmasında,
vücuda getirilmesinde milletimiz için ne büyük faydalar olacağını hepiniz
takdir buyurursunuz; ama, benim, hükümetimizden, Yüksek Meclisimizden
istirhamlarımla birlikte, Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilatının değerli
mensuplarından da, milletimize ifa ettikleri son derece mukaddes hizmetle
ilgili birtakım istirhamlarım var; çünkü, Diyanet İşleri Başkanlığı, bir
bakıma, memleketimize, dinî, ahlakî yönden hizmet etmekle yükümlüdür. Hatta,
633 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde şu cümleler yer almaktadır...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Hocam, buyurun.
LÜTFİ DOĞAN (Devamla) – “İslam Dininin
inançları, ibadet ve ahlak esaslarıyla ilgili işleri yürütmek, din konusunda
toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere, Başbakanlığa bağlı
Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur” O halde, din konusunda toplumu
aydınlatmak, üstün ahlakın ne kadar önemli olduğunu, sadece Millî Eğitimimiz
değil, bilhassa Diyanet İşleri Başkanlığımız, memleketimizin bütün fertlerine
ulaştırmakla da görevlidir.
Hepinizin takdir buyuracağı üzere -az
önce değerli arkadaşım Osman Müderrisoğlu Beyefendinin de belirttiği gibi-
İslam denilince, İslam dini, üstün ahlaktan ibarettir; üstün ahlak,
Allahüteala’nın yarattığı en üstün varlıktır, en üstün niteliktir. Bütün
insanlığın, hepimizin, insan olarak buna büyük ihtiyacımız vardır. Diyanet
İşleri Başkanlığı bu konuda örnek olmalıdır. Mesela, Diyanet İşleri Başkanlığı,
camilerimizde, camilerimiz dışında ahlakî değerlerimizi güzelce telkin ederken,
insanın değerini tanıtmalı, Allah katında insanların değerinin çok yüksek
olduğunu, bir insanın canına kıymanın bütün insanlığı mahvetmek kadar ağır bir
cürüm olduğunu anlatmalı, bir insanı Allah yoluna teşvik etmenin bütün
insanlığa hayat vermek kadar önemli bir iş olduğunu anlatmalıdır.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, bir
başka konu daha var, o da, “İslamiyeti çok iyi anlamak lazımdır” dedi
arkadaşımız; ne kadar güzel söyledi. Hakikaten, İslamiyette şu husus çok
önemlidir –hepsi önemli de- bir toplum, ilerlemek, yükselmek istiyorsa, o
toplumun içerisindeki en güçsüz kimselerin, hiçbir zorluğa takılmadan, hakkını
en güçlülerden alabilmelidir. İşte, Diyanet İşleri Başkanlığının, milletimizin
bütün fertlerine İslamın bu gerçeğini hatırlatması ve kendilerinin de örnek
olması zaruretini, bendeniz hissediyorum.
Değerli arkadaşlarım, vaktimin
dolduğunu biliyorum; ancak, izin verirseniz, bir şey daha arz etmek istiyorum.
Hepiniz, en az bendeniz kadar buna riayet ediyorsunuz, bundan eminim; ama,
Peygamber Efendimizin bütün insanlığa duyurduğu şu gerçeği de biz her zaman
hatırlamalıyız, o da şudur: “İslam şerefine eren insan, ya hayır söylemeli
yahut da sükut etmelidir.” O halde, bu
mesele, bugün de bizim için, insanlık için son derece önemlidir. Söylediğimiz
sözler, herkese yarar sağlamalıdır, faydalı olmalıdır, ışık tutmalıdır; ama,
bunu söylemeye muktedir olamıyorsak, o zaman, sükut edip, söyleyenlerden
yararlanmalıyız, hayatımızın sonuna kadar bunu devam ettirmeliyiz. Bunun ne
faydası olur bize; faydası çoktur; komşular arasında kırgınlıklar kalmaz,
partiler arasında kırgınlıklar kalmaz. Hepsi, inandığını, en faydalı gördüğünü
ortaya koyar, buna da ihtiyaç vardır,
medeniyet de zaten budur.
Sayın Başkan, vaktim bitti; ama, izin
verirseniz, bir hatıratımı arz etmek istiyorum.
BAŞKAN –Kesmedim sürenizi.
Buyurun efendim.
LÜTFİ DOĞAN (Devamla) – Teşekkür ederim
Sayın Başkanım.
Sene 1974, bendeniz, Türkiye Büyük
Millet Meclisimizin bir üyesi olma şerefine erdim. O sıra, Sayın Ecevit Beyin
birinci hükümeti kurulmuştu. Senatoda, hükümet programı okunurken -bizzat
kendisinden dinledim- şöyle söyleniliyordu: “Biz, bir partiyiz -o zaman, Millî
Selamet vardı- Millî Selamet de diğer bir partidir. Onların programlarında memlekete hizmet etme düşünceleri vardır,
prensipleri vardır; bizim de vardır; ama, konu şu: Biz, birlikte olabileceğimiz
konularda bir hükümet kurarak, memleketimize birlikte hizmet edelim kararına
vardık. Kendilerinin düşünceleri var, o düşünceleri kendilerine; bizim de
düşüncelerimiz var, o düşünceler de bize. Biz, ne zaman kendi başımıza iktidar
olursak, o prensipleri uygulama imkânı buluruz; Millî Selamet de ne zaman
iktidar olursa, kendisinin programına aldığı, Anayasanın teminatında olan programlarını
uygulama imkânı bulur.” Şimdi, bunu, niye hatırladım yüksek huzurunuzda değerli
arkadaşlarım:
Bizim bilge insanlarımızın; yani, ilim
sahibi, önder kabul ettiğimiz, bilhassa dinî ilimlerde, ahlakî ilimlerde önder
kabul ettiğimiz insanlarımızın, büyüklerimizin şöyle bir uygulamaları vardır:
Dinî, ilmî meselelerde görüşlerini birleştirmişlerse, görüş birliğine
varmışlarsa, onu birlikte uygularlar; ama, farklı görüşleri varsa, herkes
diğerinin farklı görüşüne saygı gösterir, hürmet eder; ama “o farklı görüşünüz
sizindir; o, öylece kalsın” derler.
Sonuç olarak, söz birliği ederler,
ittifak ederler, ilmî meselelerde birlikte yürürler, buna da toplumun ittifakı
adı verilir; ama, farklı düşünceler yok mu; onlar vardır; ama, onları zamana
bırakırlar, ya zaman içerisinde farklı görüşü taşıyan kimse, orada yanıldığını
anlar, onu bırakır, doğru olanı kabul eder...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Efendim, toparlarsanız
minnettar kalacağım.
Buyurun.
LÜTFİ DOĞAN (Devamla) – Hemen kesiyorum,
bağlayacağım Sayın Başkanım.
...yahut da o farklı görüşün, kendisi
için de, millet için de, toplum için de, insanlık için de faydalı yönlerini
görebilir, ortaya koyar, herkes kabul eder.
Bendenize öyle geliyor ki, bu Türkiye
Büyük Millet Meclisimizde, siz, değerli arkadaşlarımızın, hepinizin, güzel
düşüncelerinizin, güzel görüşlerinizin, tecrübelerinizin, yapılacak kanunlara
ışık tutmasına, hepimizin de, milletimizin de ihtiyacı vardır; ama, bunları,
güzel bir üslup içerisinde, hissî olmadan, aklıselimle, ilme uygun olarak, hele
edebî üsluba da riayet ederek ortaya koyacak olursak, milletimize, hem örnek
olur hem büyük hizmet etmiş oluruz.
Ben, tekrar, Diyanet İşleri Başkanlığı
Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun hükümetimizce ele alınıp bir an önce yüksek
huzurunuza getirilmesi ve hepinizin de katkılarda bulunarak, bu teşkilat
kanununun çıkarılmasına katkıda bulunmanız ve Diyanet İşleri Başkanlığımızın
da, İslamiyetin, dinî, ilmî, ahlakî konularda insanlığa örnek olacak şekilde
halkımıza hizmette bulunması dileğinde bulunuyor, dinlemek lütfunda
bulunduğunuz için hepinize, müsamahası için de Sayın Başkanıma teşekkürlerimi
arz ediyorum efendim. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğan.
Sayın Bakan, buyurun.
DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gümüşhane Milletvekilimiz Sayın Lütfi
Doğan’ın, Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunla
ilgili olarak yapmış olduğu gündemdışı konuşmayla ilgili olara söz almış
bulunuyorum; Yüce Heyetinizi, en içten saygılarla selamlıyorum.
Bildiğiniz üzere, 633 sayılı Kanun,
15.8.1965 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu Kanunla, Diyanet İşleri Başkanlığı,
yeniden yapılandırılmış, önceki teşkilat kanunlarına nazaran daha kapsamlı,
görevi ve yetkileri belirli bir teşkilat kimliği kazanmıştır.
Aradan geçen zaman içerisinde, Kanunun
uygulamasında görülen aksaklıkları gidermek ve yeni ihtiyaçlara cevap vermek
üzere, 1974 yılında, bu Kanunda bazı değişiklikler yapan yeni bir kanun
tasarısı hazırlanmış ve bu tasarı da, 26.4.1976 tarih ve 1982 sayıyla
yasalaşmıştır; ancak, zamanın Cumhurbaşkanının açtığı dava üzerine, 1982 sayılı
Kanun, Anayasa Mahkemesinin 18.2.1979 tarih ve 1979/25 ve 1979/46 sayılı
kararlarıyla, biçim yönünden iptal edilmiştir. Bu iptal kararında, iptal hükmünün,
1 yıl sonra, yani, 11.5.1981 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir. Bu
tarihe kadar yeni bir kanun çıkarılamadığından, Başkanlığın çalışmalarında yasa
boşlukları meydana gelmiştir. Bugüne kadar da yeni bir teşkilat kanunu
çıkarılması mümkün olamamıştır. Halbuki, 633 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten bugüne kadar geçen otuzbeş yılı aşkın süre içinde, Diyanet İşleri
Başkanlığı Teşkilatı, merkez, taşra ve yurt dışında 80 000’i aşan kadrosu ve
yürüttüğü hizmetler bakımından fevkalade büyük gelişmeler kaydetmiştir. Ayrıca,
dünyada ve ülkemizde meydana gelen toplumsal gelişme ve değişmeler, Diyanet
İşleri Başkanlığının yürüttüğü hizmetlerin önem ve değerini daha da
artırmıştır. Halen birçok önemli maddesi yürürlükte olmayan, yürürlükte bulunanları
ise ihtiyaca cevap vermeyen bir teşkilat kanunuyla bu hizmetlerin düzenli ve
verimli bir şekilde yürütülmesinde güçlüklerle karşılaşılmakta, Başkanlık
hizmetlerini düzenleyen mevzuat hükümleri kanunî dayanaktan yoksun kalması
nedeniyle de, tesis edilen işlemler zaman zaman yargı mercilerince iptale konu
edilmektedir. Bununla birlikte, yasal boşluk nedeniyle yürütülen hizmetlerin
durması mümkün olmadığından, zaman içinde, 633 sayılı Kanunun Din İşleri Yüksek
Kuruluyla ilgili maddeleri ile camilerin Diyanete devriyle ilgili maddesi
değiştirilmiş, bu kanuna bazı maddeler eklenmiş; çıkarılan veya değiştirilen
tüzük, Bakanlar Kurulu kararı ve yönetmeliklerle, Diyanet İşleri Başkanlığı
hizmetleri aksatılmaksızın yürütülmeye çalışılmıştır. Bu cümleden olarak, kanunun
iptalinden sonra, Din Şûrası Tüzüğü ile Teftiş Kurulu Tüzüğü ve Hac Kararnamesi
yeniden düzenlenmiş, Camilerin Bakım Onarım ve Çevre Tanzimi Yönetmeliğinden,
Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği ve Hac ve Umre Seyahatleriyle İlgili
Yönetmeliğe kadar, çıkarılan 20’ye yakın yönetmelik ve bir o kadar da yönerge
ile hizmetlerin yürütülmesi sürdürülmüştür.
Açıklanan nedenlerle, Diyanet İşleri
Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun bir an önce yeniden
düzenlenmesi gerekli görüldüğünden bir kanun tasarısı taslağı hazırlanmıştır.
Taslak hakkında ilgili bakanlıkların görüşleri alınmış; bu görüşler
doğrultusunda taslak üzerinde yeniden çalışma yapılmış ve alınan görüşler de
dikkate alınarak taslağa son şeklinin verilmesi aşamasına gelinmiştir. Alınan
görüşler de değerlendirilerek yapılmakta olan son çalışmalar çerçevesinde,
Diyanet İşleri Başkanlığının doğrudan Başbakana bağlanması, Diyanet İşleri
Başkanının Din İşleri Yüksek Kurulu seçimine benzer bir yöntemle
görevlendirilmesi, Kur’an kurslarının eğitim merkezlerine dönüştürülmesi,
Başkanlıkta bir genel sekreterlik ihdası, bazı yeni dairelerin kurulması,
Başkanlık müşavirlik kadrolarının ihdası ve mühürsüz Kur’an-ı Kerim basımının
önlenmesi gibi yeni hükümler getirilmesi üzerinde durulmaktadır. Yapılan
çalışmalar yakında sonuçlandırılarak Bakanlar Kurulumuza sunulacaktır.
Yüce Meclise en içten saygılarımı
sunarım; teşekkür ederim Sayın Başkanım. (DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Efendim, gündemdışı üçüncü söz, köy ve
mahalle muhtarlarının sorunları hakkında söz isteyen, Karabük Milletvekili
Mustafa Eren’e aittir.
Buyurun Sayın Eren. (DYP sıralarından
alkışlar)
MUSTAFA EREN (Karabük) – Sayın Başkan,
değerli arkadaşlar; muhtarlarımızın sorunlarıyla ilgili olarak gündemdışı söz
almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bugün, ülkemizde
görev yapan yaklaşık 50 000 köy ve mahalle muhtarlarımız -bunların 40 000’e
yakını köy muhtarlarımız olmak üzere- 18 Mart 1924 tarihinde çıkan kanunun
kendilerine vermiş olduğu salahiyet ve sorumluluk çerçevesi içerisinde
görevlerini yapmaya çalışmaktadırlar. Nüfusunun büyük bir çoğunluğu köyde
yaşayan ülkemizde, hâlâ daha, seksen yıllık geçmişi olan kanunlarla ve günümüz
gerçeklerinden çok uzak olan, buna rağmen hâlâ iyileştirilmesi düşünülmeyen
kanunlarla fedakâr ve cefakâr muhtarlarımızdan, ihtiyar heyetlerinden görev
beklemekteyiz.
442 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinde
“muhtar, köyün başıdır. İşbu kanuna göre köy işlerinde söz söylemek, emir vermek
ve emrini yaptırmak muhtarın hakkıdır. Muhtar, devletin memurudur” denilirken;
11 inci maddede de “köy muhtarının ne yapacağı ve yapacağı işte köy muhtarıyla
birlikte olanlar, köy işlerinde fenalıkları anlaşılırsa, devlet memuru gibi
muhakeme edilirler ve ceza görürler” denilmektedir.
Devletin memuru olan ve Memurin
Muhakematı Hakkında Kanuna göre yargılanan muhtarlarımızın almış olduğu ücret,
bugün, 54 milyon liradır; ayrıca, hiçbir sosyal güvencesi olmayan
muhtarlarımız, Bağ-Kur’la ilişkilendirilerek sosyal güvence şemsiyesi altına
alınmaya çalışılmıştır. Tam bir çelişkiler manzumesi olan uygulamaya mutlaka
son verilmelidir. Muhtarlarımıza ya devlet memurlarının almış olduğu katsayılı
gösterge rakamlarına endeksli maaş verilmeli ya da en az, asgari ücretin
üzerinde bir maaş verilmelidir. Bugün, almış olduğu 54 milyon lira aylıkla
birçok muhtarımız Bağ-Kur primlerini bile ödeyemez haldedir; birçoğu da haciz
işlemleriyle karşı karşıyadır. Ülkemizin değişik bölgelerinden hergün
muhtarlarımız gelerek dertlerini sıkıntılarını anlatmaktadır. Son olarak, Orta
Anadolu bölgesinden gelen muhtarlarımız da aynı dertlerden aynı sıkıntılardan
şikâyetçi olduklarını ifade etmişlerdir.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 442
sayılı Köy Kanununun 13 üncü maddesi köylünün mecburi işlerini, 14 üncü maddesi
de köylünün isteğine bağlı işleri belirlemektedir. Çağın gerisinde olmanın
ötesinde çağdışı kalmış bu Kanunun 13 üncü maddesine göre, köylünün yapacağı
mecburi hizmetlerden birkaç örnek vermek istiyorum: Her köyün bir başından öbür
başına kadar çaprazlama iki yol yapmak; bu yolları, köyün meydanından geçirmek
köylünün birinci vazifeleri arasında sayılmaktadır. İkinci bir maddede ise “Köy
yollarının ve meydanın etrafına ve köyün içine de ve etrafındaki su kenarlarına
ve mezarlıklara ve mezarlık ile köy arasına ağaç dikmek. (Köylü her sena
adambaşına en az bir ağaç dikecek ve bu ağaç tamamen tutup yeşilleninceye kadar
ağaca bakacak ve yeni dikilmişlere hayvanların sürünerek ve kemirerek zarar
vermesinin önünü almak için etrafına çalı çırpı sarıp, muhkemce bağlayacaktır)”
denilmektedir. Ayrıca, bir başka maddede, köy namına nalbant, bakkal, arabacı
dükkânı yaptırmak, yapmak, köylünün aslî görevleri arasında sayılmaktadır. Bu
örnekler, tam 37 madde halinde sıralanıp gidiyor.
“Köy gelirleri, köy işlerini gören
köyün aylıklı adamlarının aylık ve yıllıkları ile köy sınırları içinde
yapılacak mecburi köy işlerine yetmezse, en yüksek haddi 20 lirayı aşmamak
üzere -özellikle altını çizerek söylüyorum, en yüksek haddi 20 lirayı aşmamak üzere-
herkesin hal ve vaktine göre köy ihtiyar meclisi kararıyla köyde oturanlara ve
köyle maddî alakası bulunanlara salma salınır” denilmektedir. Ne acıdır ki,
bugün tedavülde olmayan parayı tahsil etme görevi verdiğimiz bu cefakâr
muhtarlarımız, canını dişine takarak, millî iradenin tecelli ettiği en alt
birimde görev yapma gayretini göstermektedirler.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; köye
gidip gelenlerin niçin gelip gitmekte olduklarını anlamak ve bunlar içinde
şüpheli adamları veya ecnebiler görülürse hemen yakın karakola haber vermek
mecburiyetinde olan ve kanunla bu işi yapmak zorunda olan muhtarlarımız, eğer,
köylüden toplanması gereken parayı zamanında toplamazsa, ihtiyar heyetiyle
birlikte, 10 liradan 50 liraya kadar para cezasına çarptırılıyorlar.
Mahalle muhtarlarımızın durumları da,
köy muhtarlarımızdan farklı değil. Muhtarlık binası bile bulmakta zorluk çeken,
bütçeleri dahi olmayan, telefon paralarını dahi ceplerinden veren
muhtarlarımız, köy muhtarlarıyla aynı kaderi paylaşmakta.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Toparlarsanız memnun olurum
efendim.
MUSTAFA EREN (Devamla) – Tabiî, bu
kadar sıkıntısı olan muhtarlarımızın dertlerini çok kısa sürede anlatmak mümkün
değil.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Jandarma çağırdığında karakola koşan,
kaymakam çağırdığında hükümetin yolunu tutan, yolunu yaptırmak için mazot
parasını cebinden veren, köyüne mahallesine bir misafir, bir siyasetçi
geldiğinde gönlünü, sofrasını açan muhtarlarımızın bu sorunlarını çözmek,
hepimizin görevi olmalıdır.
Muhtarlarımızın sorunlarını, kısa süre
içerisinde tümüyle aktarmak, tabiî ki mümkün olmamakta; 50 000 muhtarımızın
sorunlarına çözüm bulma noktasında olan hükümetimiz, maalesef, bu sorunlara da
kayıtsız kalmaktadır.
Doğru Yol Partisi olarak, muhtarlarımızın
hak ve menfaatlarının korunmasının, Köy Kanununun ve Mahallî İdareler Yasasının
bir an önce Meclisimizin gündemine gelmesinin takipçisi olacağımızı belirtir,
Yüce Heyetinize saygılar sunarım. (DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Eren.
Maşallah, bugün, bakanlar cevap
veriyor; Meclisimiz, böylece itibar kazanıyor.
Buyurun Sayın Keçeciler.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan,
yeni İçişleri Bakanı cevap versin efendim.
BAŞKAN – Yeni bakan, muhtarlarla mı
ilgili?
TURHAN GÜVEN (İçel) – İçişleri
Bakanından bahsediyorum.
BAŞKAN – Efendim, Keçeciler, her şeye
muktedir; onun sözü yetiyor.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Sağ olsunlar;
doğrudur.
DEVLET BAKANI MEHMET KEÇECİLER (Konya)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabiî, sözlerimin başında, Sayın
Başkanın bu nazik ve ince iltifatına çok teşekkür ediyorum.
Karabük Milletvekili Sayın Mustafa
Eren’in, muhtarların sorunlarına ilişkin yapmış olduğu gündemdışı konuşmaya
cevap vermek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Ülkemizde, 34 981 adet köy, 16 779 adet
mahalle bulunmaktadır. Köylerimiz, 1924 yılında çıkarılan 442 sayılı Köy
Kanunuyla idare edilmektedir. Köy Kanunu, muhtarı, köy organlarından birisi ve
köy idaresinin başı olarak kabul etmiştir. Kanuna göre, muhtarın göreceği
işler, devlet işleri ve köy işleri diye ikiye ayrılmakta; köy içerisinde kanun
ve nizamları ilan etmek, emniyet ve asayişi sağlamaktan, köylülere öğüt vermeye
kadar yüzlerce konuyu kapsamaktadır. Bu kadar çok sayıda görev ve yetki
verilmiş bulunan muhtarlarımız, köy idaresinde, muhakkak ki, çok önemli bir
yere sahiptir.
Mahalle muhtarlıkları ise, 1944 yılında
çıkarılan 4541 sayılı Şehir ve Kasabalarda Mahalle Muhtar ve İhtiyar Heyetleri
Teşkiline Dair Kanunla kurulmuştur. Ancak, mahallelerin, Türk toplumunda
oynadığı rol ve tarihi çok eskilere dayanan görevleri mevcuttur. Kanunla,
mahalle muhtarlıklarına da, nüfus, askerlik, adlî görevlerin takibi gibi
işlerden, hayvan hırsızlarının takibine kadar çok sayıda görev yüklenmiş
bulunmaktadır. Mahallelerin toplum içinde daha mütecanis ve küçük birimler
olduğu göz önüne alındığında, mahalle muhtarlıklarının, şehir ve
kasabalarımızda, hem birlik ve dayanışmanın sağlanması açısından hem de
belediye ve diğer kamu kuruluşlarına ait hizmetlerin görülmesi açısından ne
kadar önemli oldukları kendiliğinden ortaya çıkacaktır.
Sayın milletvekilleri, bütün bu
önemlerine rağmen, köy ve mahalle muhtarlarının, bugün, gerek maddî gerekse
görevin yerine getirilmesi bakımından yeterli donanıma sahip oldukları
söylenemez. Muhtarların durumlarının iyileştirilmesi için, İçişleri
Bakanlığımızca ve hükümetimizce çeşitli çalışmalar yapılmış olup, bu yönde,
muhtar kuruluşlarından da sürekli olarak talepler gelmektedir. Muhtarların
sosyal güvenlik kapsamına alınması, aylık ödenek sağlanması, silah taşıma
yetkisi verilmesi, geçmişte yapılan önemli ve faydalı çalışmalar olarak altı
çizilmesi gereken hususlardır.
Sayın milletvekilleri, yeterli olmayan
bu imkânları daha da ileriye götürmek ve muhtarların toplum içerisindeki
önemine yakışır şekilde görev yapmalarını sağlamak amacıyla, İçişleri
Bakanlığımızca hazırlanan ve 20 Nisan 2001 tarihinde Türkiye Büyük Millet
Meclisine intikal ettirilen, merkezî idareyle mahallî idareler arasında görev
bölüşümü ve hizmet ilişkilerinin esaslarıyla, mahallî idarelere ilişkin çeşitli
kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısında da çeşitli
düzenlemeler, yeni düzenlemeler getirilmiştir. Tasarıyla, köy muhtarlarının, il
genel meclisleri ihtisas komisyonları; mahalle muhtarlarının belediye
meclisleri ihtisas komisyonları toplantılarına katılması, görev alanlarıyla
ilgili konularda görüş ve önerilerde bulunması ve bildirmeleri sağlanmaktadır.
İl özel idarelerine köyler ve köylerin
üyesi olduğu mahalle, mahallî idare birlikleriyle işbirliği yaparak içmesuyu,
kullanmasuyu, kanalizasyon ve benzeri ihtiyaçların karşılanma, köyün ortak
hizmetlerinde kullanılan bina ve tesislerin yapım ve onarımlarının sağlanması
görevi de verilmektedir.
En az dört köyü olan ilçelerde ilçe köy
birlikleri kurulması ve bu birliklere özel idare bütçesinden pay aktarılmak
suretiyle, köylerin sorunlarının çözülmesinde muhtarın hizmet yapma imkânları
da genişletilmektedir. Belediyelere, mahallelere yönelik hizmetlerin
planlanması ve yürütülmesinde mahalle muhtarlığının ve halkın katılımını
sağlayıcı tedbirler alma, mahalle halkının önereceği ve katkı sağlayacağı
projeleri öncelikle değerlendirme ve muhtar bina ve bürolarının temin ve
tefrişine yardımcı olma görevi verilmektedir. Böylece, mahallenin ve mahalle
muhtarının şehir yönetimindeki etkisi de artırılmaktadır.
Muhtarlar, halen 3 000 gösterge rakamı
üzerinden net olarak 61 429 200 lira ödenek almakta olup, gösterge rakamı 4 000
olarak yeniden düzenlenmekte, Bağ-Kur primlerinin kaynaktan kesilmesi
sağlanmaktadır. Bu konuda, devletin imkânlarının da gözden uzak tutulmaması
gerektiğini düşünüyoruz.
Köy meraları ve Emlak Vergilerinin
köylere bırakılması gibi hususların ise, bu konulardaki mevzuatla bir bütün
olarak uygulanması zorunluluğu vardır. Bu nedenle, muhtar ödenekleriyle ilgili
düzenlemelerle değil, bu konudaki yasal düzenlemelerle birlikte ele alınmasının
uygun olacağı düşünülmektedir. Yerel Yönetim Kanunu, en kısa süre içerisinde,
hükümetimizde gereken imzalar tamamlanıp Yüce Meclisimize, aynı şekilde,
yeniden arz edilecektir.
Bilgilerinize sunarım.
Saygılarımla. (ANAP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.
Başkanlığın Genel Kurula diğer
sunuşları vardır; ancak, sunuşlarımız çok olduğu için kâtip üyenin oturarak
okuması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Cumhurbaşkanlığı tezkeresi vardır;
okutuyorum:
5
Haziran 2001
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
İlgi: Başbakanlığın, 5 Haziran 2001
tarihli ve B.02.0.PPG.0.12-300-02/8954 sayılı yazısı.
Yüksel Yalova’nın istifasıyla boşalan
Devlet Bakanlığına İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın,
İçişleri Bakanlığına Devlet Bakanı
Rüştü Kâzım Yücelen’in,
Devlet Bakanlığına İstanbul
Milletvekili Yılmaz Karakoyunlu’nun atanmaları, Türkiye Cumhuriyet Anayasasının
109 ve 113 üncü maddeleri gereğince uygun görülmüştür.
Bilgilerinize sunarım.
Ahmet
Necdet Sezer
Cumburbaşkanı
TURHAN GÜVEN (İçel) – De facto durum
var ama...
BAŞKAN – Efendim, bilgilerinize
sunulmuştur.
Anlamadım efendim...
TURHAN GÜVEN (İçel) – Ajanslar verdi...
De facto bir durum...
BAŞKAN – Efendim, de facto durum başka.
Malumunuz, cumhurbaşkanı, atama olmuş... O yeni bir durum, yenisi gelince
yenisi okuruz.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Yenisi geldi de,
okumadınız.
BAŞKAN – Hayır, gelmedi efendim;
gelecek...
TURHAN GÜVEN (İçel) – Kulağınıza
gelmedi mi Sayın Başkan?!
BAŞKAN – Hayır efendim, gelmedi.
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Geldi,
geldi...
BAŞKAN – Hayır, istifası bize gelmedi
efendim.
MUSTAFA NİYAZİ YANMAZ (Şanlıurfa) –
Sayın Başkan, Meclis gündemin gerisinde kalıyor.
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – İstifası
gelmedi mi?!.
BAŞKAN – Sözlü soru önergesinin geri
alınmasına dair bir tezkere vardır; okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gündemin “Sözlü Soralar” kısmının 658
inci sırasında yer alan (6/1482) esas numaralı sözlü soru önergemi geri
alıyorum.
Gereğini saygılarımla arz ederim.
Akif
Gülle
Amasya
BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri
verilmiştir.
Sayın Bedük, affedersiniz, bir bakanın
istifası bize değil Başbakana gider.
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Hayır;
Meclis Başkanlığına müracaat etmedi mi?
BAŞKAN – Hayır efendim, istirham
ederim... Meclis Başkanlığına, mensup olduğu partiyle ilgili müracaatı var.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Bir dakika...
BAŞKAN – Buyurun.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Bir
milletvekilinin partiden istifası Meclis Başkanlığına da gelir Başkanım,
yapmayın.
BAŞKAN – Efendim, partisinden istifası
Meclis Başkanlığına intikal etmiş; ama, Meclis Başkanlığı, Oturum Başkanlığına
intikal ettirememiş. Ne yapacağız yani... Sonra, partiden istifayı burada
okumamız mümkün değil, böyle bir usulümüz yok.
MUSTAFA ÖRS (Burdur) – Partiden istifa
etmesi...
TURHAN GÜVEN (İçel) – Siz, hep, ilklere
imza atan başkansınız, yine bir ilke imza atın da, okuyun canım!..
BAŞKAN – İnsaf yani!..
Efendim, arkadaşlarımızı daha fazla
incitmemek gerektiğine inanıyorum. Sayın Tantan’ı incitmeyelim lütfen.
Bir Meclis araştırması önergesi vardır,
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Dünya bor madenleri rezervlerinin yüzde
70’i ülkemizde bulunmaktadır. Bor madenleri, önümüzdeki yüzyılın madeni
olacaktır. Sanayiin 400’e yakın ürününde kullanılmakta ve uzay teknolojisinin
vazgeçilmez madenidir. Ülkemizin bor madenleri rezervi 900 milyar doları
bulmaktadır.
Bor madenlerinin stratejik ve ekonomik
değerini tam tespit etmek, özelleştirilmesi durumunda dünyanın ve ülkemizin
ekonomik ve siyasal yapısı üzerine etkilerini araştırmak amacıyla Anayasamızın
98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince
Meclis araştırması açılması hususunda gereğinin yapılmasını arz ederim.
1 - Mehmet Yalçınkaya (Şanlıurfa)
2 – İlyas Yılmazyıldız (Balıkesir)
3 – Turhan Güven (İçel)
4 – Ahmet İyimaya (Amasya)
5 – Mehmet Sadri Yıldırım (Eskişehir)
6 – Kemal Çelik (Antalya)
7 – Celal Adan (İstanbul)
8 – Mustafa Cihan Paçacı (Ankara)
9 – Hakkı Töre (Hakkâri)
10 – Mehmet Halit Dağlı (Adana)
11 – Ayfer Yılmaz (İçel)
12 – Sevgi Esen (Kayseri)
13 – Mehmet Gölhan (Konya)
14 – Murat Akın (Aksaray)
15 – Nevzat Ercan (Sakarya)
16 – Mahmut Nedim Bilgiç (Adıyaman)
17 – Saffet Arıkan Bedük (Ankara)
18 – İbrahim Konukoğlu (Gaziantep)
19 – Mehmet Selim Ensarioğlu (Diyarbakır)
20 – Takiddin Yarayan (Siirt)
Gerekçe:
Tabiatta pek çok çeşidi bulunan bor
cevherlerinin en önemlilerinden biri olan molemanit, üleksit ve tinkal
cevherlerinin ülkemizde bulunanları daha yüksek kalitededir. Dünya toplam bor
rezervlerinin yüzde 63’ü, kolemanit rezervinin ise yaklaşık yüzde 95’i
Türkiye’dedir.
Türkiye bor
rezervi, bugünkü kapasiteyle, dünya bor ihtiyacının tümünü, 400 yılı aşkın bir
süre karşılayabilecek durumdadır. Bize en yakın karşılama süresi ise Amerika
Birleşik Devletleri 76 yıl, Rusya 47 yıldır. Görüldüğü gibi, rezervin en önemli
bölümü ülkemizde olduğu ve tespit edilen rezerv bugün için uzun süreli dünya
ihtiyacını karşılamada yeterli görüldüğünden, arama çalışmaları belli bir
tarihten sonra devam ettirilmemiştir. Tahminlere göre, ülkemizin bor rezervi
tespit edilenden çok daha fazladır.
Bor mineralleri, fiberglas, camyünü, ısıya dayanıklı cam,
deterjanlar, seramik yapımı, lehim ve kaynak işleri, tarımda gübre yapımı,
fotoğrafçılık, yangın söndürme ve geciktirme maddeleri ile özel çelik imali,
nükleer reaktörler, roket yakıtı, kimya sanayi, ilaç imali gibi çok yaygın alanlarda
kullanılmaktadır.
Çağımızın ileri teknoloji çağı olduğu düşünülürse,
bilgisayar, fiber optik ve savunma sanayiindeki kullanımı nedeniyle, yakın
dönemde, sanayiin vazgeçilmez bir katkı maddesi olacaktır.
Tunus’un fosfatları, Ortadoğu ülkelerinin petrolü, Güney
Amerika’nın bakırları, Güney Afrika’nın altın ve elmasları, Fransa’nın
potasları ne anlam ifade ediyorsa, Türkiye için, bor madenleri aynı anlamı
taşımaktadır.
Ülkemizin kalkınması, önemli ölçüde bor madenlerine
bağlıdır. Modern ve ileri uzay teknolojileri kullanan bütün dünya bu açıdan
Türkiye’ye zorunlu olarak muhtaçtır.
Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını kazanabileceği ve
dünya pazarında söz sahibi olabileceği yegâne hammadde bordur.
Sadece Türkiye ekonomisi için değil, dünya ekonomisi ve
dünyanın stratejik dengeleri açısından da önemli olan bor madenlerinin
özelleştirilmesi durumunda oluşacak ekonomik, siyasal ve stratejik etkilerinin
araştırılması, tespit edilmesi ve ülkemiz açısından gerekli önlemlerin alınması
amacıyla bu Meclis araştırması talep edilmiştir.
BAŞKAN – Efendim, bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması
açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmeler, sırasında yapılacaktır.
Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, sözlü
sorular ile diğer denetim konularını görüşmüyoruz.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan
Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
Önce, yarım kalan işlerden başlayacağız.
- İzmir Milletvekili Rıfat Serdaroğlu’nun; İstanbul
Milletvekili Bülent Akarcalı’nın; Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya’nın; Ankara
Milletvekili Yıldırım Akbulut’un; Şırnak Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım’ın;
Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, KonyaMilletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili
Nejat Arseven’in; İstanbul Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının; Zonguldak
Milletvekili Hasan Gemici’nin ve İzmir Milletvekili Işılay Saygın’ın; Türkiye
Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri
ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325,
2/442, 2/449) (S.Sayısı: 527)
BAŞKAN – İçtüzük teklifinin görüşülmeyen maddeleriyle
ilgili Komisyon raporu Başkanlığa henüz verilmediğinden, teklifin görüşülmesini
erteliyoruz.
Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kanunu
Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporunun görüşülmesine kaldığımız yerden devam
edeceğiz.
- Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/851) (S. Sayısı: 669)
BAŞKAN - Komisyon?..Yok.
Ertelenmiştir efendim.
FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Sayın Başkan, açlık grevleri bu
kadar devam ederken bu kanunun çıkarılması lazım efendim.
BAŞKAN - Açıyorum mikrofonunuzu,
anlayamadım da onun için efendim.
Buyurun.
FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Efendim, açlık
grevlerinin Türkiye’yi sarstığı bugünlerde, zaten çıkarılması gereken birkaç
tane önemli kanun tasarısı vardı. Bunlardan bir tanesi de, cezaevlerinin izleme
komitelerinin kurulmasıyla ilgiliydi. Bu tasarı şu anda gündemde sırada, bir
türlü komisyon ve Sayın Bakanım oturmuyor, açlık grevleri böyle devam ediyor.
Bunun bir an önce çıkarılmasında yarar var.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Mesele anlaşılmıştır efendim,
yarım kalan tasarıdan bahsediyorsunuz, inşallah çıkacak.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Efendim, işimiz
inşallahla, maşallaha mı kaldı?!
BAŞKAN – Ee, ne yapacağız, nasıl
yapacağız Sayın Güven?
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Manisa) - Ne
yapacak yani?..
BAŞKAN – Ben ne yapacağım? Efendim,
muhatabınız ben değilim, niye beni sıkıştırıyorsunuz? Yarım kalmış tasarıyı
takip etmek hükümetin işi.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkanım,
dört değerli bakan orada oturuyor. Biz alıştık artık, Adalet Bakanının yerine
Devlet Bakanının, Devlet Bakanının yerine...
BAŞKAN – Efendim, komisyon yok.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Komisyon da hazır
efendim.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Radyo
ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir
Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve Anayasa Komisyonu raporunun müzakerelerine kaldığımız yerden devam
ediyoruz.
-Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve
Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar
Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa
Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682) (Devam)......(x)
BAŞKAN - Komisyon?.. (DYP sıralarından
“yok” sesleri)
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN
(Bursa) – Burada.
BAŞKAN - Burada komisyon, nasıl yok
efendim.
Hükümet?..
DEVLET BAKANI YILMAZ KARAKOYUNLU
(İstanbul) – Burada.
BAŞKAN – Aa, Sayın Bakan, ilk defa
buraya geldiniz, teşekkür ederim, hayırlı olsun efendim. (Alkışlar)
Alkışlayalım Sayın Bakanı.
Efendim, ek 3 üncü madde üzerinde
verilen üçüncü önergenin oylamasında kalınmıştı.
Şimdi, Hükümetin ve Komisyonun
katılmadığı önergeyi hatırlatmak için tekrar okutup oylarınıza sunacağım:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo
ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir
Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının çerçeve 17 nci maddesiyle 3984 sayılı Kanuna eklenmiş bulunan ek
madde 3’ün (b) fıkrasındaki “İçişleri Bakanlığının görevlendireceği birimlere
devredilir” ibaresinin “Ulaştırma Bakanlığının görevlendireceği birimlere
devredilir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Fethullah
Erbaş (Van) ve arkadaşları
BAŞKAN – Efendim, Komisyonun ve
Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) – Sayın
Başkan, yoklama talebimiz vardı.
BAŞKAN – İstirham ederim efendim...
Bırakın bana bu işi, ben idare edeyim yahut da yer değiştirelim. Yoklama
yapılmasını 3 üncü maddenin oylanmasında istiyorsunuz, yazılı; okuma yazmam
var. İstirham ederim yani...
Efendim, Komisyonun ve Hükümetin
katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Sayar mısınız...
Kabul etmeyenler... Onu da sayın... Önerge kabul edilmemiştir.
YOKLAMA
BAŞKAN – 3 üncü maddenin oylanmasından
önce, bir yoklama talebi vardır.
Yoklama isteyen sayın
milletvekillerinin Genel Kurul salonunda bulunup bulunmadıklarına bakacağım.
Avni Doğan?.. Burada.
Fethullah Erbaş?.. Burada.
Mehmet Bekâroğlu?.. Burada.
Aslan Polat?.. Burada.
Ahmet Sünnetçioğlu?.. Burada.
Nezir Aydın?.. Burada.
Niyazi Yanmaz?.. Burada.
Ali Rıza Ulucak?.. Burada.
Ali Oğuz?.. Burada.
Yakup Budak?.. Burada.