BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

31 Mayıs 2001 Perşembe

BAŞKAN : Başkanvekili Ali ILIKSOY

             KÂTİP ÜYELER : Mehmet BATUK (Kocaeli), Levent MISTIKOĞLU (Hatay)

   -------o-------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 111 inci Birleşimini açıyorum.

 

Y  O  K  L  A  M  A

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağım.

Yoklama için 5 dakikalık süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin, oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini; bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen arkadaşlarımızın, teknik personelden yardım istemelerini; buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise, yoklama pusulalarını, teknik personel aracılığıyla, 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığımıza ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız yoktur.

Saat 14.30’da toplanmak üzere Birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.07

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.30

BAŞKAN: Başkanvekili Ali ILIKSOY

KÂTİP ÜYELER: Mehmet BATUK (Kocaeli), Levent MISTIKOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 111 inci Birleşiminin ikinci oturumunu açıyorum.

Elektronik cihazla yoklama yapacağız. Yoklama için 5 dakikalık süre vereceğim.

Süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, İstanbul’un fethinin 548 inci yıldönümü nedeniyle söz isteminde bulunan, İstanbul Milletvekili Sayın Nazif Okumuş’a aittir.

Buyurun Sayın Okumuş. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

 

 

NAZİF OKUMUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; millî heyecan günlerinin yıldönümleri dolayısıyla, sadece hamaset köpürtme alışkanlığını 21 inci Yüzyılda da sürdürmenin imkânsızlığını çok iyi bildiğine inandığım Yüce Meclisinizi ve Heyetinizi saygıyla selamlarken, böyle durumlar için yeni yaklaşımları tartışmaya başlamanın zamanı geldiğine işaret etmeme izin vereceğinizi umut ediyorum.

Bugünlerde 548 inci yıldönümünü kutladığımız İstanbul’un fethi, böyle bir yaklaşım için, bendenize göre en elverişli yıldönümlerinden biridir; çünkü, sizler de çok iyi bilirsiniz ki, İstanbul’un fetih yıldönümü, bazı siyasetçilerimizi hiç ilgilendirmez. Asla kınamak veya eleştirmek niyetiyle bu noktaya dikkat çekiyor değilim.

Vurgulamak istediğim şudur: Millî günlerden herhangi birini veya birkaçını toplumun bir kesimi çok fazla heyecanla karşılıyor, başka bir kesimi neredeyse görmezden geliyorsa, orada, eleştirinin sadece kayıtsız kalanlara yöneltilmesi, gerçeği aramakla bağdaşmaz.

Daha açık ifade etmek gerekirse, siyasî eğilimlerden biri, herhangi bir millî günü, başka bir siyasî eğilimden daha fazla sahipleniyorsa, burada, sorun, sadece ilgi yoğunluğu eksik olanda değildir. Artık, anlamamız gerekir ki, millî günleri, siyasî yelpazenin sınıflarına göre tasnif etme ilkelliğinden kurtularak, 21 inci Yüzyılda, hamasetin yerine çağdaş ilham alabilme becerisini yerleştirmemiz gerekir. Bunu, bütün bir topluma mal edebilmek için de, öncelikle, hamaseti çok seven kesimlerin, akılcı, gerçekçi ve kelimenin tam anlamıyla yenilikçi yaklaşımlar sergilemesi zorunludur.

Biz, bu açıdan, İstanbul’un fethi konusunda, millî mirasımızla ilgili gurur hakkımız saklı kalmak kaydıyla, günümüze ve yarınımıza yönelik dersler aramak istiyoruz. Eğer bunu yapacaksak, itiraf etmemiz gerekir ki, İstanbul’un fetih yıldönümlerinde, Türk Milletinin şimdiki kuşakları olarak, sadece utanç duygusuyla işe başlayabiliriz. Üstüne basa basa söylüyorum, utanç duygusundan daha ağır olarak, başka herhangi bir duyguyu yaşamamıza, bugünkü İstanbul, asla izin vermez; çünkü, son ikiyüz, üçyüz yılın Türkleri olarak, İstanbul’u, dünyanın bu cennet şehrini katlettiğimizi kimseden gizlememiz mümkün değildir. Şair Nedim’in,

“O İstanbul ki bi misl ü bahadır,

Bir sengine yekpare acem mülkü fedadır” diye övdüğü bu kentin, sadece Boğaziçi bölgesine uyguladığımız resmî ve gayriresmî beton barbarlığı, en küçük bir güzellik duygusuna sahip her Türk insanının yüzünü kızartacak, maalesef bir uygarlık ayıbıdır. O Boğaziçi ki, Büyük Fatih’in torunları tarafından, önce, dünyaya cennetlik bir peyzaj gibi sunulmuş; ama, yine, aynı Büyük Fatih’in torunları tarafından da, bir beton çöplüğüne dönüştürülmemiş midir. Böyle bir uygarlık katliamına sebep olan veya seyirci kalan bizlerin, Ulu Fatih Sultan Mehmet’le övünmeye hakkımız var mıdır.

Unutulmamalı ki, I. Konstantin, Bizans’ı, Roma İmparatorluğunun başkenti yaptığı zaman, kenti yeniden tasarladı, büyük anıtsal yapılar, yollar ve meydanlar düzenleyerek, onların ifadesiyle Konstantinopolis’i yarattı. Bu İstanbul’a, 13 üncü Yüzyıldaki Haçlı istilasında, yine kendileri darbeleri vurdular ve İstanbul’daki eserleri Batı’ya kaçırdılar. Fatih Sultan Mehmet de, İstanbul’u aldıktan sonra, yaklaşık 1000 yıllık bu plana sadık kaldı; hatta, limanların, yük iskelelerinin, pazar yerlerinin, çarşı merkezlerinin aynı işlevle varlığını sürdürmeye gayret etti. Böylece, İstanbul’a Türk mührü de vuruldu, sanat ve estetiğe önem verildi, mimarinin şaheserleri ortaya çıkarıldı.

Bugünkü Türk nesilleri olarak İstanbul utancından kurtulmamızın ilk adımı, arzu ediyoruz ki, bu şehri olimpiyat şehri yapmaktır. İstanbul’u ilkelliğin ve çirkinliğin, zevksizliğin ve bencilliğin işgalinden kurtarmak eğer ikinci bir fetih olacaksa, bunun ilk muharebesi, olimpiyat hedefidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – 1 dakika içinde toparlayınız efendim.

NAZİF OKUMUŞ (Devamla) – Bu ise “ne pahasına olursa olsun, biz de olimpiyat düzenleyelim” anlamında bir tutku değildir. Elbette, olimpizm felsefesi insanlık için son derece önemli bir gelişim çizgisini ifade etmektedir. Olimpiyat fikri ve uygulaması başlı başına, yüce bir evrensel değerdir; ancak, İstanbul için böyle bir hedefi belirlemek, gerçek anlamda bir dünya kenti olmak bakımından önemlidir; İstanbul’u ilkellikten kurtarmak bakımından önemlidir; İstanbul’u bir üçüncü dünya kenti olmaktan kurtarmak bakımından önemlidir. Bu hedefe yürümenin gerektirdiği şartlar, 2008’de veya 2012’de hedefe varmış olmaktan çok daha önemlidir; çünkü, bu uğurda yapılacak olanlar, İstanbul için yapılması gerekenlerin sadece bir kısmıdır.

Olimpiyat heyecanı, şehrin olimpiyatla doğrudan ilgisi bulunmayan sorunlarının da çözülmesi için önemli bir dinamik teşkil edebilecektir ve buna sarılmamız gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, İstanbul, gelenek ile geleceği bütünleştirebilen, tarihî, ama, kusursuz anlamda çağdaş bir büyük kent haline gelecektir. Bunu, hep beraber, birlikte başaracağız.

İstanbul’un fetih yıldönümünde peygamberimizin övgüsüne mazhar olmuş komutan ve askerlerini, pek tabiî ki, bir kere daha rahmetle anıyoruz; ama, bunu, son çağlarda, özellikle de 21 inci Yüzyıl içinde İstanbul’u katledenleri unutmadan yapıyoruz. (Alkışlar)

Saygılarımla...

BAŞKAN- Teşekkür ederiz Sayın Okumuş.

Gündemdışı ikinci söz, dışişleriyle ilgili söz isteminde bulunan İzmir Milletvekili Işılay Saygın’a aittir. (ANAP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Saygın.

Süreniz 5 dakikadır efendim.

 

 

IŞILAY SAYGIN (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yurtdışı temsilciliklerimizde görev yapan personelin hizmetdışı felsefelerinin geliştirilmesi ve verimliliklerinin sağlanması gereğiyle ilgili olarak gündemdışı söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, siz saygıdeğer milletvekillerini saygıyla selamlıyor ve Değerli Başkanıma da söz verdiği için teşekkür ediyorum.

Bütün ülkelerin gelişmesi, kalkınması, halkının refaha erişmesi, aynı, şirketlerdeki başarı gibi, o ülkenin üretmesine ve üretebildiklerini satabilmesine bağlıdır. Bugün, artık, üretmek önemini yitirmiştir. Satamadıktan sonra üretmenin hiçbir anlamı yoktur. Ülkeler de bu felsefeden hareketle diğer ülkelerde açmış oldukları büyükelçiliklerle, başkonsolosluklarla ve ticarî ataşeliklerle hem siyasî ilişkilerini hem de ülkelerin ürettiklerinin satılabilmesi, iki ülke arasındaki ticaretin geliştirilebilmesi ve aksaklıkların görülüp rapor edilebilmesi için faaliyetlerde bulunmaktadırlar.

Ülke ekonomilerinin millî kaynaklara dayalı olmaktan çıkarak uluslararası ölçekte dolaşan bilgi, emek ve sermayeden pay alabilme yarışına dönüşmüş olması, artan refah düzeyiyle birlikte tüketici beklentilerinin çeşitlenmesi ve çoğalması, ülkelerin ve üreticilerin rekabet önceliğini elde edebilme yarışını hızlandırmıştır. Bu bağlamda, ülkelerin yurtdışı temsilciliklerinde görev yapan bürokratların da önemli sorumluluklar üstlendiği şüphesizdir.

Ülkemizin geleceği, insanlarımızın refahı, ülkemizin ihracatına dayalı olduğuna göre, acilen, dışticaret ataşeliklerimizin ve temsilciliklerimizin gözden geçirilmesinin gerekli olduğuna inanıyorum. Büyükelçiliklerimizdeki ve başkonsolosluklarımızdaki ticaret ataşeliklerimiz, ne yazık ki, başıboş ve sahipsizdir.

Sayın Dışişleri Bakanımızın dikkatlerini, bu ve benzeri tavırlar ve olaylar üzerine çekmek istiyorum. Yurtdışı temsilciliklerimizin durumu konusunda Sayın Kâmran İnan’ın zaman zaman dile getirdiği eleştirilere katılmamak mümkün değil. Dünyayla entegre olma çabası içinde olduğumuz bu süreçte, yurtdışı temsilciliklerimizde görev yapan bürokratların ülkesini tanımalarına yardımcı olma amaçlı eğitimler başta olmak üzere, dil ve insanlarla ilişki kurma becerilerini geliştirerek eğitim almaları gerektiğine inanıyorum ve özellikle de, siyasî temsil dışında kalan görevler, ticaret gibi sektörlerle ilgili temel görevlerin, diplomatik şemsiye altında değil, ekonominin resmî temsilcisi olan sanayi ve ticaret odaları, ihracatçı birlikleri gibi meslek kuruluşları temsilcileri aracılığıyla sürdürülmesinde büyük faydalar olduğuna inanıyorum.

Ege Bölgesi Sanayi Odasının, 180 sanayi odası üyesiyle birlikte, Türkiye-Mısır ekonomik ilişkilerinin geliştirilmesine katkıda bulunmak amacıyla düzenlediği geniş katılımlı iş gezisinde olayları yakinen görmekten üzüntü duyduğumu belirtmek istiyorum. Ege Bölgesi Sanayi Odası, Mısır Büyükelçiliğimize ve Ticaret Müşavirliğimize Aralık 2000’de başvurarak programlarını anlatıyorlar; mart ayına kadar bekliyorlar, cevap yok. Bunun üzerine, Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulundan iki kişi, Mısır’a gidip iş gezisini organize ediyor. Ne acıdır ki, Türkiye’nin en büyük ikinci sanayi odasının 180 kişilik ticaret heyeti gezisini organize etmekle görevli iki yönetim kurulu üyesine, kaldıkları üç günlük sürede, Büyükelçi vakit ayırarak görüşmemiş ve işadamlarımızın tepkilerine neden olmuştur. Kapısına kadar giden sanayicilere ve vatandaşa vakit ayıramayan bu anlayış değişmeden, ülkemizin dışticaretinin başarısı, sadece ve sadece, sanayicilerimizin kendi çabalarına kalmaktadır. Hükümet para bulmak için çırpınırken, herkesin kendisine düşen görevi yerine getirerek çalışması gerektiğine inanıyorum. O zaman, hiçbir ülkeden para bulmaya gerek kalmayacaktır.

Hükümetimizin, Yüce Meclisimizin siz değerli üyelerinin, bu önemli konuya sahip çıkacağı inancıyla hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Saygın.

Gündemdışı üçüncü söz, günümüzde siyaset ve siyasetçiler konusunda söz isteminde bulunan Sıvas Milletvekili Mehmet Cengiz Güleç’e aittir.

Buyurun Sayın Güleç. (DSP sıralarından alkışlar)

Süre 5 dakika efendim.

 

M. CENGİZ GÜLEÇ (Sıvas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, gündemdışı konuşmada üzerinde görüşlerimi sizlerle paylaşmak istediğim konu, günah keçisi haline getirilen siyaset kurumu ve siyasetçiler.

İzin verirseniz, zaman darlığından, bu görüşlerimi derli toplu size sunabilmek için notlarıma bakmak ihtiyacını duyuyorum. Cumhuriyetin kuruluşundan beri sürekli kuşku ve güvensizlikle izlenen, sıradan sayılabilecek toplumsal sıkıntılarda bile kolayca suçlanan siyaset, bu sıralar yine tüm kötülüklerin anası olarak görülüyor. Millet Meclisine, siyasî partilere ve milletvekillerine küfür derecesine varan hakaretler, hep millî birlik ve beraberlik sloganlarıyla ifade ediliyor.

Günümüzde yürütülmekte olan bu siyaset karşıtlığı, artık yaygın bir siyaset düşmanlığına dönüştürülmek üzere. Bir yanda, demokratikleşme ve sivil inisiyatiflerin işlevleri ve piyasanın erdemlerinden söz ederken; öte yandan, devletin içindeki sivil ve asker bürokratlara inanılmaz bir yaranma yarışı da sürüp gidiyor. Seçilmişlere karşı atanmışları bu kadar öne çıkaran bu tutumun, ülkemizde demokratikleşmeye ne kadar ciddî bir yara açtığı görmezlikten geliniyor. Tek tek ya da gruplar, partiler halinde örgütlenmiş milletvekillerine yüklenirken, temsil kurumunun, yasamanın ve siyasetin ne ölçüde yıpratıldığı fark edilmiyor. Sanki, gizli bir el, siyaseti ve dolayısıyla seçilmişliği devreden çıkarmaya çalışıyor.

Siyasete karşı bu akıl almaz tepkilerin üç temel kaynağı var gibi görünüyor. Birincisi, Osmanlı düzeninden beri sürüp gelen güçlü devlet tapınması. Geleneksel devletin, siyasetin etkinlik alanını ve toplumsal rolünü belirlemek gibi tarihî bir işlevi var. Bu, tüm devleti küçültme iddialarını ileri süren sözde liberallerin bile yadsıyamadıkları bir temel zihniyet. Devleti, bir hizmet makamı olarak değil de, hizmet edilecek kutsal bir varlık olarak görme alışkanlığı, en demokrat geçinen sivil aydınlarımıza bile bulaşmıştır. Milletvekillerinin de, işte, bu kutsal metafizik devlete hizmet etmekle yükümlü olduğuna inanlar, ister istemez seçilmişlere saygılı davranamazlar.

Siyasete tepkinin ikinci kaynağı, vatandaşlarımızdan geliyor. Örgütlenme geleneği gevşek ve yetersiz olan ülkemizde, vatandaşların sözcülüğünü, siyaseti neredeyse gayrimeşru ilan etme eğiliminde olan sivil toplum kuruluşlarında görmekteyiz ve kaynağı nereden gelirse gelsin, ister yukarıdan ister alttan, vatandaştan kaynaklanan bu siyaset düşmanlığının, demokratikleşme çabalarımızı ne kadar aksatacağını hesaba katmak zorundayız.

Sanıyorum üçüncü faktör de, doğrudan doğruya siyaset kurumuna ve siyasetçilere ilişkin. Bunu da, çok kısaca özetlemek gerekirse ve yaşadığımız krizler de dahil olmak üzere, siyasetçilerin, yaşadığımız bu toplumsal çalkantıları değerlendirme tarzlarında ve tutumlarında yatıyor. Bu konuda da, siyasete ilişkin, izin verirseniz bir değerlendirme, biraz özeleştiri içeren bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Günümüzün egemen paradigması “küreselleşme” bilindiği gibi, büyük sermaye çevrelerinin dünyanın tümünün gümrüksüz ve sınırsız bir pazar haline getirilmesi sürecidir. Buna karşılık, emeğin serbest dolaşımı sınırlandırılır ve ekonominin, siyasetin dışında, özerk bir alan olarak gelişmesi savunulur. Küreselleşme, yapısı ve mantığı gereği, açık ekonomiyi gerektiriyor. Bu da, verimliliği yüksek, sermaye birikimi güçlü, siyasal düzenleri istikrarlı ülkelerin ve ülke topluluklarının dünya pazarlarında yüksek rekabet gücü elde etmeleri anlamına geliyor. İşçi ücretlerinin düşük, verimliliğin kısmen yüksek, sermayeden alınan vergilerin düşük, teknolojik yatırımların yol açtığı çevre kirlenmelerine en az duyarlılık gösteren, yabancı yatırımcıya hukuksal alanda da sağlam güvenceler sunan ülkelerin, bu küreselleşme kervanına daha hızlı ve kolay katılacağı açık bir gerçektir.

Sermaye yatırımları için bu eşsiz nimetleri sunmak, artık, günümüzde yeterli olmuyor. Demokratik hukuk devletinin tüm kurum ve mekanizmalarının düzenli ve yeterli işlerlikte olması, insan haklarına duyarlılığın, sözde dünya standartlarına eriştirilmesi gibi birbirleriyle ciddî çelişkiler taşıyan hedeflerin de gerçekleşmesi gerekiyor. Toplumsal bütünleşmesini ve uluslaşmasını, tarihinden gelen büyük zorluklarla ve imkânlarla tamamlamaya çalışan bizim gibi büyük bir imparatorluğun mirasçısı bir ulusal devletin, sözü edilen ekonomik gelişmeyle, siyasal toplumsal reformları, sancısız ve krizsiz atlatması mümkün değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – 1 dakika içinde toparlayın efendim.

M. CENGİZ GÜLEÇ (Devamla) – Kamu bütçesi, bu kadar sıkıntılı ve kaynakları sınırlı bir ülkenin düzlüğe çıkarılması için, inanılmaz bir tarihsel sorumluluk yüklenen siyasî iktidarların ve bütünüyle bakıldığında muhalefetiyle birlikte tüm siyasetin, çok ciddî bir sorumluluk yüklenerek, aşınmadan, kirlenmeden, yıpranmadan, çatışmalar içine düşmeden yoluna devam etmesi neredeyse imkânsız görünüyor. Fırtınalı bir denizde, gemiyi sahile çıkarabilecek kaptanın; yani, hükümetin, kuşkusuz, çok iyi yetişmiş, fedakâr ve liyakatli mürettebata ihtiyacı var.

Siyasî bütünlüğü ve inandırıcılığı özellikle de, böyle sıkıntılı dönemlerde test edilen iktidarı ve muhalefetiyle tüm siyasetin, tüm siyaset kurumunun, üzerine düşen bu ciddî  sorumluluğun farkında olabileceği umuduyla, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Güleç.

Gündemdışı konuşmalar tamamlanmıştır.

Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır:

Sayın milletvekilleri, sözlü soru önergelerinin geri alınmasına dair 3 adet önerge vardır; okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 32, 507, 527, 539, 570, 571 sıralarında yer alan (6/727, 1318,1340, 1353, 1384 ve 1385) esas numaralı sözlü soru önergelerimi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                             Musa Uzunkaya

                                                                   Samsun

BAŞKAN – Sözlü soru önergeleri geri verilmiştir.

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına.

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 608 inci sırasında yer alan (6/1423) esas numaralı sözlü soru önergeme yazılı olarak cevap verildiği için geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim. 30.5.2001

  Teoman Özalp

Bursa

BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 580 inci sırasında yer alan (6/1395) esas numaralı sözlü soru önergemi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

Mükremin Taşkın

Nevşehir

BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

Bir Meclis araştırma önergesi vardır, okutuyorum:

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Son aylarda, ilköğretim ve ortaöğretim okullarından başlayan ve üniversiteyi de içine alacak biçimde, özellikle kız öğrencilerin maruz kaldığı, dehşet verici taciz ve tecavüz olaylarının hangi boyutlara ulaştığı yazılı ve görsel basından ibretle izlenmektedir. Durum, eğitim öğretim ve öğrenciler açısından kaygı vericidir. Onun için, konunun mutlaka incelenmesi ve acil tedbirler alınması gerekmektedir.

Konunun önemine binaen, Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün 104 üncü maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını, saygılarımla arz ederiz. 24.5.2001

1- Zeki Ünal                  (Karaman)

2- Yaşar Canbay                  (Malatya)

3- Abdüllatif Şener                  (Sıvas)

4- İsmail Alptekin                  (Bolu)

5- Avni Doğan                  (Kahramanmaraş)

6- Turhan Alçelik                  (Giresun)

7- Şükrü Ünal                  (Osmaniye)

8- Abdullah Gül                  (Kayseri)

9- Cemil Çiçek                  (Ankara)

10- Kemal Albayrak                  (Kırıkkale)

11- Lütfi Yalman                  (Konya)

12- Salih Kapusuz                  (Kayseri)

13- Osman Pepe                  (Kocaeli)

14- Lütfü Esengün                  (Erzurum)

15- Ömer Vehbi Hatipoğlu                  (Diyarbakır)

16- İlyas Arslan                   (Yozgat)

17- Ahmet Cemil Tunç                  (Elazığ)

18- Aslan Polat                  (Erzurum)

19- Süleyman Arif Emre                  (İstanbul)

20- Mehmet Elkatmış                  (Nevşehir)

21- Latif Öztek                  (Elazığ)

Gerekçe:

Son birkaç aydan beri, ilköğretim ve ortaöğretim okulları ile üniversitelerde meydana gelen son derece üzücü ve kaygı verici taciz ve tecavüz haberlerini, yazılı ve görsel basından ürpererek izlemekteyiz.

Güven ortamının olmadığı, yolları maddî ve manevî engellerle dolu eğitim kurumları, bilinmelidir ki, topluma sağlıklı ve faydalı bireyleri de yetiştiremez. Bireylerden meydana gelen millet ise, çağdaşlığını, kalkınmışlığını, gelişmişliğini ve ahlakî erdem ve dinamizmini hep eğitimle elde eder, onunla yücelir.

Kurulalı 77 yıl olan cumhuriyet dönemimize göz atıldığı zaman, hâlâ, sistemin ne kadar geri, çağdaş ülkelerdeki eğitim standartlarından ne kadar mesafeli ve yetersiz olduğu görülmektedir. Eğitimde teknoloji ve kaliteyi yakalamak adına yaptığımız eğitim reformu ise, yeterli altyapı ve planlaması olmadığı ve bu konularda gerekli tedbirler alınmadığı için, artık SOS vermeye başlamıştır. Demek ki, birkısım okulların kapatılması, birkısım okullarda okuyan öğrencilerin cüzamlılar gibi görülerek, eğitim haklarının ellerinden alınması ve üniversitelerin yüzlerine kapatılması, elbette, sağlıklı ve tutarlı birer adım değildir. Bütün bunlar, eğitimin kalitesine bir katkı da sağlamamıştır. Ne hazindir ki, bugün okulların hali pürmelali, örnekleriyle aşağıdadır.

Eskişehir’in bir beldesinde, ilköğretim okuluna taşımalı eğitimle gelen bir kız öğrenciye, aynı okuldan altı öğrencinin iki yıl süreyle tecavüz ettiği; tehdit altında bu acımasız zulme boyun eğen öğrenci intihar noktasındayken kurtarılmış ve konu mahkemeye intikal ettirilmiştir.

İstanbul Yedikule Lisesinde, okul müdürünün, okulda görevli sekreteri ve bazı kız öğrencileri taciz etmesi sonucu, konu emniyete intikal ettirilmiş ve şikâyet üzerine, emniyet soruşturma başlatmıştır.

Bartın-Kozcağız Beldesine bağlı Ecikler Köyünde, Kıranpazarı İlköğretim Okulunda, bir kız öğrencinin erkeklere satıldığı, bir kız öğrencinin hamile kaldığı ve üç kız öğrencinin de erkek öğrenciler tarafından pazarlandığı, basında yer alan haberler arasında bulunmaktadır.

19 Mayıs Üniversitesine bağlı Merzifon Meslek Yüksekokulunda, müdür vekilinin kız öğrencilere elle ve sözlü olarak tacizde bulunduğu ve ilgili hakkında cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, edinilen bilgiler arasındadır.

Şifahî olarak alınan bilgilere göre, Sincan’da bir okulda, hamile kalan öğrencinin kürtaj yaptırdığı öğrenilmiş ve öğrenci okuldan uzaklaştırılmıştır.

Bazı üniversitelerde, birkısım öğretim üyesi ve görevlilerin, şantaj yaparak bazı öğrencilerle metres hayatı yaşadıkları, daha önceki yıllarda da basına yansıyan bilgiler arasındadır.

Örneklendirilmeye çalışılan bu bilgiler, şüphesiz, hiç de iç açıcı bir durum değildir; ancak, eğitim alacak öğrencilerin gelecekleri açısından, onları bekleyen tehlikelerin bertaraf edilmesi gerektiğine inanarak, bu konularda tedbirler alınması ve eğitim kurumlarındaki vurdumduymazlık ve laçkalığın, özellikle de taciz ve tecavüzlerin önlenmesi gerektiğine inanıyoruz.

Anayasanın Üçüncü Bölümünde yer alan eğitim ve öğretim hakkı ve ödevine ilişkin 42 nci maddenin ve kanunlarla düzenlenen ilgili mevzuatın ciddî biçimde uygulanması zorunlu görülmektedir. Ayrıca, insan hakları, çocuk haklarına dair sözleşmenin 32 nci maddesine göre “taraf devletler, çocuğun, ekonomik sömürüye, her türlü tehlikeli işte ya da eğitime zarar verecek ya da sağlığı, bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaksal ya da toplumsal gelişmesi için zararlı olabilecek nitelikte çalıştırılmasına karşı koruma hakkını kabul ederler” denilmektedir. Uluslararası Af Örgütünce de, çocuklara yönelik şiddet sürdüğü sürece, tüm insanlığın geleceğinin risk altında olduğu hatırlatılmaktadır.

Geleceğin teminatı olan genç nesillerin, eğitim süreçlerinde emin ellerde, güvenli ve kaliteli bir eğitim almaları, milletçe arzu ettiğimiz bir durumdur. Bu duygu ve düşünceyle, eğitimin önünde görülen tüm engellerin kaldırılması, araştırmaya bahis olan taciz ve tecavüz olaylarının bir kez daha yaşanmaması için gerekli tedbirlerin alınması dilek ve temennisiyle araştırma önergesini hazırlamış bulunuyoruz, takdir Meclisindir.

Saygılarımızla.

BAŞKAN – Araştırma önergesi bilgilerinize sunulmuş olup, gündemdeki yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması hususundaki öngörüşme sırası geldiğinde yapılacaktır.

 

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Çevre Komisyonu, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonuna havale edilmiş bulunan Kara Avcılığı Kanunu Tasarısının İçtüzüğün 34 üncü maddesine göre kendi komisyonlarına da havalesini istemiştir. Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu da bu isteği uygun gördüğünde, İçtüzüğün 34 üncü maddesine göre tasarı, görüşünü bildirmek üzere Çevre Komisyonuna gönderilecektir.

Bu hususu bilgilerinize sunuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutuyorum:

 

 

31 Mayıs 2001

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Çek Cumhuriyeti Parlamentosu Millet Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Lubomir Zaoralek’in vaki davetine istinaden, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Kâmran İnan başkanlığında Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir Parlamento Heyetinin 5-7 Haziran 2001 tarihleri arasında söz konusu davete icabet etmesi hususu, Genel Kurulun 16.05.2001 tarihli 104 üncü birleşiminde kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 Sayılı Kanunun ikinci maddesi uyarınca heyeti oluşturmak üzere siyasî parti gruplarının bildirmiş olduğu isimler Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

       Ömer İzgi

Türkiye Büyük Millet Meclisi

          Başkanı

 

 

Teoman Özalp             Bursa Milletvekili

Mehmet Ali İrtemçelik          İstanbul Milletvekili

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

Önce, yarım kalan işlerden başlayacağız.

 

 

İzmir Milletvekili Rıfat Serdaroğlu’nun; İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın; Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya’nın; Ankara Milletvekili Yıldırım Akbulut’un; Şırnak Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım’ın; Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Konya Milletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili Nejat Arseven’in; İstanbul Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının; Zonguldak Milletvekili Hasan Gemici’nin ve İzmir Milletvekili Işılay Saygın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449) (S.Sayısı: 527)

BAŞKAN – 10.01.2001 tarihli 42 nci birleşimde İçtüzüğün 88 inci maddesine göre komisyona geri verilen Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde

Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Tekliflerinin görüşülmeyen maddeleriyle ilgili Komisyon raporu Başkanlığa verilmediğinden teklifin görüşmelerini erteliyoruz.

Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanunu Tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/851) (S. Sayısı: 669)

BAŞKAN – Komisyon?.. Yok

Ertelenmiştir.

Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu raporunun müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682)      (Devam)

BAŞKAN - Komisyon?.. Hazır.

Hükümet?.. Hazır.

Çerçeve 17 nci maddenin ek 1 inci maddesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Ek 2 nci maddeyi okutuyorum:

 

EK MADDE 2. – Bu Kanunda belirtilen istisnalar dışında, Üst Kuruldan izin almadan radyo ve televizyon yayını yapan ya da Üst Kurul tarafından geçici ya da sürekli iptal edilmesine rağmen yayın yapan kişiye, kuruluşların ise sahip ve yöneticilerine, fiilleri bir başka suç oluştursa bile, fiilin ağırlığına göre altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ve bir milyar liradan yüz milyar liraya kadar para cezası verilir. Ancak, Türkiye Cumhuriyetinin varlık ve bağımsızlığına, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne karşı yıkıcı ve bölücü faaliyetlere sevk edecek şekilde yayın yaptıkları tespit edilerek yayınları durdurulan veya yayın izinleri iptal edilen kişiler, bu kuruluşların sahipleri ve yöneticileri ile bu tür yayınlarda görev alanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesine göre cezalandırılır. Ayrıca tüm yayın cihazları Türk Ceza Kanununun 36 ncı maddesine göre müsadere edilir.

Yayın bantlarını bir yıl süre ile muhafaza etmeyen ve bu süre içinde Üst Kurul veya cumhuriyet savcılığınca istenmesine rağmen sesli ve görüntülü olarak teslim etmeyen yayın kuruluşlarının sahip ve yöneticileri, altı aydan bir yıla kadar ağır hapis ve bir milyar liradan on milyar liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır. Ayrıca, bir aydan üç aya kadar ilgili kuruluşun yayınının durdurulmasına karar verilir. Gönderilen bandın içerik bakımından istenen yayın olmaması veya bantta tahrifat, çıkarma, silme gibi işlemler yapılması halinde, ayrıca iki yıldan on yıla kadar ağır hapis ve iki milyar liradan on milyar liraya kadar ağır para cezası verilir.

Bu maddedeki para cezaları, her yıl Maliye Bakanlığınca ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılır.

BAŞKAN – Ek Madde 2 ile ilgili olarak, Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın Nevzat Yalçıntaş; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

FP GRUBU ADINA NEVZAT YALÇINTAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; bu madde de ceza maddesi. Madde, sayın arkadaşımız tarafından biraz evvel okundu; altı aydan iki yıla kadar hapis, yayınların durdurulması, Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesine göre hapis verilmesi, ayrıca cihazlara el konulması, bunun dışında, yine alttaki fıkrada, altı aydan bir yıla kadar hapis, yine maddede, ayrıca iki yıldan on yıla kadar ağır hapis vesaire.

Söz konusu olan medya, söz konusu basın, söz konusu olan fikir, yayın hürriyeti, bunlara tekabül eden suçların nevilerine lütfen bakınız ve suçla verilen ceza arasındaki nispetsizlik yine ortada. Bu kürsüden, bundan önceki maddede de arz etmiştim; para cezaları ve bu maddeye göre de hapis cezaları geliyor. Hepimiz biliyoruz, hukukun kaidesine göre, bu suçlar ve cezalar arasında tenasüp aranmak gerekiyor; bu yok.

Diğer bir nokta; dün yine bundan önceki maddede arz ettiğim bir husus var; şifrenin çözülmesi meselesi. Bunun, ister istemez, de facto, fiilen Anadolu’daki ve Trakya’daki küçük ve orta sermayesi olan radyo ve televizyonlara uygulanma durumu ortaya çıkacak. Daha önce kıymetli kardeşimiz Sayın Çelebi, halen mevcut kanunun kalitesinden bahis buyurdular; bu kalite olmadığı için, bazı sahiplik konularının açığa çıkarılmadığının anlaşıldığını söylediler, katılabilirim; ama, aynı durum, dün reddedilen önergede, iznin iptal edilmesi konusunda da yine Anadolu’daki ve Trakya’daki küçük ve orta boy yayın kuruluşlarına uygulanacak. Düşünebiliyor musunuz, iptal edilecek ulusal falanca kanal; yapılabilecek mi de facto? Yapılamamış olduğunu; yani, sahipliklerinin dahi, yazıya rağmen bu administrasyon, idare, bu siyasî mekanizma meydana çıkaramamış. Sayın Çelebi, bunu, haklı olarak, mevcut kanunun bir zaafı olarak belirtti. Şimdi kapatacağız; mümkün mü? Yani, filanca ulusal kanal...

İşte, yeni bir zaaf daha getiriyoruz. O kadar ki, işte size bir yazı; gizli olduğu için okuyamıyorum; ama, mahiyetini söyleyeyim: Üst Kurul, gereği için Başbakanlığa yazıyor. Tarihini söyleyebilirim 16.8.1999 ve bilgi için Genelkurmay Başkanlığı, Millî Güvenlik Kurulu vesaire... Ne soruyor; diyor ki: “İhaleleri hazırladım, şu ihaleleri yapacağız, birtakım durdurma yazıları geliyor, bunu halledelim, toplantı yapalım” diyor. Toplantı dahi gelmiyor. Gelin, toplantı yapın, şey edin... Administrasyonun, bürokrasinin bu kadar lâgar, ağır, ihmalkâr çalıştığı bir ülkede, ulusal televizyona ihale meselesi konuşulamadığı bir ülkede, biz kanal kapatacağız, biz hapis cezaları vereceğiz, biz milyarlarla ceza vereceğiz! İşlemeyen mekanizma kimin için işlemedi; büyük sermaye için işlemedi. Sermayeye karşı falan asla olmadığımız çok açıktır, ne aile yapımız ne fikirlerimiz buna müsait değil. Bütün mesele kontrol ve dengeleme, Frenkin dediği “check ambalance” Kontrol ve dengeleme mekanizmalarını işler şekilde kuramazsak birtakım natürmort, ölü hükümler getireceğiz veyahut o hükümleri zayıflara uygulayacağız.

Sayın Başkan, çekiniyor ve korkuyorum ki, bu hükümlerde yine hepimizin ilinde, ilçesinde kurulu küçük ve orta sermayeli kuruluşlara, radyolara ve televizyonlara işletilecek ve orada çoğu masum, oranın yerlisi, gençlerin çalıştığı radyo ve televizyonların o çalışan insanları savcılıklara, mahkemelere sevk edilecek, bir sene hapis, beş sene hapis, on seneye kadar hapis...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NEVZAT YALÇINTAŞ (Devamla) – Bunlar yanlıştır. Bunların mutlaka düzeltilmesi gerektiğine inanıyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sağ olun, teşekkürler efendim.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Antalya Milletvekili Sayın Kemal Çelik konuşacaklar.

Buyurun Sayın Çelik. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

DYP GRUBU ADINA KEMAL ÇELİK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 17 nci maddesine bağlı ek 2 nci maddesi üzerinde Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu tasarıyla ilgili olarak Yüce Mecliste her şey söylendi. Ben, olaya dünyadaki gelişmeleri baz alan bazı örneklerle değinmek istiyorum.

Dünya 21 inci Yüzyılın başında hızlı bir değişim süreci içerisine girmiştir. Dünyada dengeler değişti, bilgi ve insan önplana çıktı.

Teknolojinin, enformasyonun, finansın ve ulaştırma hizmetlerinin özelleşmesi ve milyonlarca insanı birbirine bağlayan bilgisayarlar ve internet sistemleriyle, dünya bilgi çağını yakaladı.

Bilgi toplumuna geçişin hızlanması ve silikon vadisinin yaratılması, 1980’lerin ortasında, enformasyon, telekomünikasyon, ulaşım ve finans sektörlerinin demokratikleşmesiyle atıldı. Dünyada insan ve bilgi en büyük sermaye olarak görülmeye başlandı. Sağlanan demokrasi ve özgürlükler ortamıyla, insan beyninin en iyi şekilde kullanılmasına imkân sağlandı.

Dünyada, artık “teknolojinin, enformasyonun ve finansın demokratikleşmesi” diye yeni kavramlar ortaya çıktı.

Bilgisayarlaşma, telekomünikasyon teknolojileri, sıkıştırma teknolojisi, minyatürleşme ve dijitalleşme gibi teknolojiler bir araya gelerek, dünyanın neresinde olursa olsun insanlara iletişim hizmetlerini büyük bir hızla sunmaya başladılar.

Değerli milletvekilleri, teknolojinin ve enformasyonun demokratikleşmesi ancak demokratik ortamlarda mümkündür. Demokrasinin olmadığı ülkelerde teknolojik ilerlemeler ve değişimler mümkün değildir.

Dünyamız değişiyor, Türkiye de değişmek zorunda, Türkiye de dünyaya ayak uydurmak zorunda. Artık, hızla değişen dünyada “Türkiye başka ülkelere benzemez, bizim özel şartlarımız var” söylemimizi bırakalım. Kendi dünyamızda, kendi kısıtlamalarımızla “ben güçlüyüm, her şeyi dikte ettiririm” anlayışından vazgeçelim.

Dışarıdaki hayatı karalamak ve olduğundan kötü göstermek ya da içerideki hayatın propagandasını yapmak ve onu olduğundan iyi göstermek de, Türkiye dışında artık imkânsızdır.

Çinli bir muhalif siyasetçi, Los Angeles Times’a verdiği demeçte diyor ki “internet yardımıyla Çin’deki sansür sistemini eninde sonunda yıkacağız. Bütün diğer halklar gibi, Çin halkının da bilgi edinme ve fikir özgürlüğü hakkına dayalı olduğunu düşünüyoruz.” Buna rağmen, mevcut Çin Hükümetinin bilgi teknolojisinden yararlanarak, internet kanalıyla üniversite eğitim çalışmalarına başladığını da Yüce Meclise hatırlatmak isterim; oysa biz, üniversitelerimizde enformasyon kürsülerini oluşturmamış ve henüz enformasyon hukukunu getirmemiş durumdayız.

Yine, biz, bugünkü yasayla, özellikle, internet ve bilgisayar teknolojisinin gelişimini sınırlayan cezalar getiriyoruz. Bu, son derece yanlıştır. Dünyada bugün, her türlü internet yayınları özgürlükler kapsamında sayılarak müdahale edilmiyor; çünkü, bilgi toplumuna geçiş, bilgi teknolojisini sınırsızca ve özgür bir ortamda kullanmakla olur.

Yine, bu temel yasayla, temel özgürlüklerle ekonomik çıkarlar arasındaki denge ekonomik çıkarlar lehine bozuluyor: medyanın tekelleşmesine imkân sağlıyoruz. Bu durum, Avrupa Birliği normlarına ve Ulusal Programa da maalesef aykırıdır.

Tasarıyla, yerel medyaya getirilen ağır para cezaları, iletişim sisteminin mantığına aykırıdır. Yerelde gelişmeyen hiçbir sistemin genelde başarılı olması mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, bakınız, Sayın Mesut Yılmaz özellikle, son günlerde, var gücüyle “hukuk, hukuk” diye, âdeta çırpınıyor, görevini yapan yargıya ve jandarmaya veryansın ediyor. Dün, başka siyasilere uygulanan hukuk dışı uygulamaları keyifle izleyerek siyasallaştırırken, bugün, devam eden bir davayı baskı altına alarak etkilemeyi ve hukuku siyasallaştırmayı bizzat kendisi sürdürüyor; ama, yine, aynı durum söz konusu olacak. Bugün, bu yasayla, dünyanın gidişine aykırı olarak, iletişimin demokratikleşmesi kapsamında medyanın demokratikleşmesini tekelleşmeye sebebiyet verecek düzenlemelerle engelleyenlerin, kendi çıkardıkları Organize Suçlarla Mücadele Yasasının oklarının kendilerine doğru geldiğini görünce feryat ettikleri gibi, yine, feryatlarını duyar gibi oluyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL ÇELİK (Devamla)- Yüce Meclisin, bu dönemde tartışılan itibarını, bu tür dayatma yasalarıyla tamamen bitirebileceğini hiç unutmayalım; çünkü, yapılan, medyayı siyasetin üzerinde kayıtsız şartsız egemen kılmaktır diyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP, FP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çelik.

Madde üzerinde dört önerge vardır; ancak, bunlardan ilk üçünü işleme alabileceğiz.

Önergeleri geliş sırasına göre okutup, aykırılık sırasına göre işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasa tasarısının çerçeve 17 nci maddesi ile 3984 sayılı Kanuna eklenen ek madde 2’nin ikinci fıkrasının son cümlesindeki “iki yıldan on yıla kadar” ibaresinin “bir yıldan beş yıla kadar” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Fethullah Erbaş      Lütfi Yalman Alaattin Sever Aydın

                 Van             Konya          Batman

          Mustafa Geçer    Aslan Polat     Cevat Ayhan

              Hatay          Erzurum          Sakarya

Mehmet Çiçek Zeki Önal          Mehmet Bekâroğlu

            Yozgat        Karaman                Rize

                                    Musa Uzunkaya

                               Samsun

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Sayın Başkanlığa

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasa tasarısının ek 2 nci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci satırındaki “savcılığınca”dan sonra gelmek üzere “dava açılmış ise taraflarca” ibaresinin ilavesini saygılarımla arz ederim.

Kamer Genç        Fethullah Gültepe          Mehmet Gölhan

           Tunceli                 Van             Konya

          İbrahim Konukoğlu                  Ahmet İyimaya

       Gaziantep                                Amasya

BAŞKAN – Okutacağımız son önerge, aynı zamanda, en aykırı önergedir, okuttuktan sonra işleme alacağız.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 628 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 17 nci maddesi ile 3984 sayılı Kanuna eklenmiş bulunan ek madde 2’nin birinci fıkrasının sonundaki “ayrıca tüm yayın cihazları Türk Ceza Kanunun 36 ncı maddesine göre müsadere edilir” ibaresinin fıkra metninden çıkarılmasını araz ve teklif ederiz.

        Fethullah Erbaş   Veysel Candan Cevat Ayhan

                 Van             Konya          Sakarya

Cevat Ayhan           Lütfi Yalman          Yakup Budak

       Sakarya         Konya         Adana

     Fahrettin Kukaracı         Ahmet Sünnetçioğlu       Niyazi Yanmaz

       Erzurum         Bursa     Şanlıurfa

  Aslan Polat

       Erzurum

BAŞKAN – Sayın Komisyon?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükümet?..

DEVLET BAKANI EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Erbaş?..

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Sayın Veysel Candan konuşacaklar efendim.

BAŞKAN – Sayın Candan, buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

VEYSEL CANDAN (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan RTÜK yasa tasarısının 16 ncı maddesi üzerinde verilen önerge üzerinde görüşlerimi açıklamak üzere söz aldım; Muhterem Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Candan, 16 değil; 17’ye 2...

VEYSEL CANDAN (Devamla) – Evet, 17’ye 2...

Bu maddede, verilen cezalarla ilgili yaptırımların çok ağır olması ve işletmelerin cezaları ödemediği zaman müsadere edilmesi, yani, mallarına ve işletmelerine el konulma bölümünün tasarıdan çıkarılmasının daha doğru olacağı kanaatindeyiz.

Değerli arkadaşlar, metni içerik itibariyle incelediğimiz zaman, tasarıyı getiren hükümet, burada, şu temel nitelikleri ortaya koymaktadır: Bunlardan bir tanesi, bu yasa 1994 yılında çıkarıldı, birtakım eksiklikleri vardır, uygulamada sorunlar vardır ve bunlar giderilmelidir. İkinci olarak, iktidar ve muhalefet dengesini yansıtmıyor. Türkiye’de seçimler beş yılda değil dört yılda yapılıyor, halbuki, burada, seçilen üyeler seçim süreleri beş yıl olduğu için uzundur ve hükümetler değiştikçe, hükümetler tarafından seçilen üyeler arasında da dengesizlikler olduğu söyleniyor ve görev sürelerinin altı yıl olmasının uzun olduğu ifade ediliyor. Ayrıca, yine, gerekçede, RTÜK gelir ve giderlerini Sayıştay yerine Yüksek Denetleme Kurulu tarafından incelenmesinin daha doğru olacağı kanaati vardır. Dolayısıyla, 1994’te çıkarılan Yasada, bu, denetim dışı bırakılmıştır; burada bir eksiklik vardır denilmektedir.

Yine, yaptırımlar yetersiz -esas, bizim önergemiz de bununla ilgili- bölücü, yıkıcı, irticaî yayınlar önlenemiyor; bunların da giderilmesi için, tarafsız, bağımsız ve özerk bir kuruluş amaçlanmaktadır denilmektedir.

Bir kere, burada, mahallî televizyonlara verilen cezalar çok fazladır. Bu cezalar ödenmediği zaman da -ki, ödenmeyecektir- 250 milyar lira, 100 milyar lira gibi cezalar ödenmediği zaman da, işletmelere müsadere, yani, el koyma imkânı kanunda tanınmaktadır.

Aslında, bu tasarı, belki en geç birkaç ay sonra Cumhurbaşkanlığından geri dönecek ve Parlamentoda tekrar müzakere edilecektir; ben, bunu, elimdeki belge ve bilgelere göre söylüyorum.

Bir kere, tasarıda birtakım muğlak ifadeler var. Geçen maddelerde de, değişik milletvekili arkadaşlarım ifade ettiler; hangi şartlarda, neye göre, verilen ruhsatlar tekrar geri alınacak; burada bir belirsizlik vardır. Yani, bu, bir yerde, basının bir bölümünde sık sık yazılıyor. Eğer, Türkiye’de, medya ile sermaye ilişkilerinde, yani, bu sermaye çevrelerinin her birinin, bir televizyon kuruluşu, bir gazetesi, bir bankası ve bir ithalat-ihracat şirketi varsa, burada doğru olan, aşırı parasal cezalar yerine, bu müsadere, el koyma yerine, bunları önleyici olarak, bankacıların, müteahhitlerin, ithalat-ihracat şirketi sahiplerinin ve turizmcilerin radyo ve televizyon sahibi olmamaları gerekir diye düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, dünyada en çok satan gazete, bir Japon gazetesi, 14 milyon satıyor ve bu gazetenin gelirleri, sadece satıştan, ilan ve reklam gelirlerinden ibarettir. Halbuki, bizde, her gazete, her televizyon kuruluşu sahiplerinin, öncelikle, bir bankası var, daha sonra, bir ithalat ihracat şirketi var ve daha sonra, teşvikler var ve bu işlere bulaşan, maalesef, çok üzücü, sayıları az da olsa, siyasetçiler var. Hepimizin, Parlamento olarak, buradaki özlemi, kirliliğe bulaşmamış, dürüst ve temiz siyaset ve aldığımız vekâleti tertemiz millete geri iade etmek mecburiyetindeyiz. Yani, burada, mikrofon başında ayrı konuşmak, kamuoyuna, halka indiğimiz zaman ayrı konuşmak veya oylamalara katılmamak suretiyle protesto etmek, kanaatimce doğru değildir. Hepimiz, milletvekili olarak, hür irademizle, doğru inandığımız veya bildiğimiz doğrular istikametinde oylarımızı kullanmak mecburiyetindeyiz diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükümetin ve Komisyonun katılmadığı önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.

Oylamayı elektronik cihazla yapacağım.

Oylama için 3 dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum:

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı yoktur; 15.40’ta toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

                                                             Kapanma Saati: 15.30

        ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.45

BAŞKAN : Başkanvekili Ali ILIKSOY

             KÂTİP ÜYELER : Mehmet BATUK (Kocaeli), Levent MISTIKOĞLU (Hatay)

      ----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 111 inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

 

 

- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682)                                 (Devam)

BAŞKAN – Komisyon?.. Hazır.

Hükümet?.. Hazır.

Ek 2 nci maddeyle ilgili olarak Sayın Fethullah Erbaş ve arkadaşları tarafından verilen, komisyonun ve hükümetin katılmadığı önergenin oylamasında karar yetersayısının aranılması istenilmişti; karar yetersayısına ulaşılamadığı için, ara vermek zorunda kalmıştık.

Şimdi, yeniden oylama yapacağım ve karar yetersayısını arayacağım.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı vardır.

Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasa tasarısının Çerçeve 17 nci maddesi ile 3984 sayılı Kanuna eklenen ek madde 2’nin ikinci fıkrasının son cümlesindeki “2 yıldan 10 yıla kadar” ibaresinin “1 yıldan 5 yıla kadar” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Fethullah ErbaŞ (Van) ve arkadaşları.

BAŞKAN – Sayın Komisyon?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükümet?..

DEVLET BAKANI EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet katılmıyor.

Sayın Erbaş?..

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Sayın Başkan, Sayın Musa Uzunkaya konuşacaklar efendim.

BAŞKAN – Sayın Uzunkaya, buyurun efendim.

MUSA UZUNKAYA (Samsun)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Çerçeve 17 nci maddeye bağlı ek 2 nci madde üzerinde verilen değişiklik önergemiz hakkında söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, tabiî, bu yasa tasarısı, tümüyle beraber yasakları ihtiva ettiği için, özellikle bu ek 2 nci maddede de ceza mekanizmaları yoğun bir şekilde işletiliyor. Elbette, Roma Jüstinyen Mektebinin hukuk kurallarının da, ceza hukukunun da gereği odur ki, suç varsa, ceza olacaktır; ancak, cezanın suçlarla muadeleti esas olmalıdır. Kanımca, daha önce buradan çıkmış olan birkısım başka yasalarda da görülmüştür ki, suçlarla mütenasip olmayan cezalar uygulama fırsatını bulamamaktadır. Nitekim, buradaki, iki yıldan on yıla kadar talep edilen ceza miktarının, biz, bir yıldan beş yıla kadar düşürülmesini, yani, yarı yarıya düşürülmesini istiyoruz. Zaten, yasa tasarısı, baştan sona kadar -arz ettiğim gibi- yasakları ihtiva eden bir yasa tasarısı olarak toplumun önüne getirilmiştir.

Bizim tümüyle karşı çıktığımız bu yasa tasarısının topluma neyi getirdiğini, neyi yüklediğini, birkaç gündür medyayı yakından izleyenler çok iyi hatırlayacaklar. Mesela, bir gazetemiz bugün bu yasa tasarısını “Taliban kafası” olarak tarif ediyor. Taliban kafası!.. Hani, biz, Taliban’ı, hakikaten, Afganistan’da ciddî olarak eleştiriyoruz. Bu yasa tasarısını getirenleri Taliban’ın benzeri olmakla suçlayan ben değilim. İşte çok önemli bir gazetenin sahifesinden, isterseniz, bir iki noktayı buradan hatırlatmak istiyorum: “RTÜK yasa tasarısı, Türk iletişim sektörünün gelişmesini ve uluslararası alanda büyümesini engelleyebilecek pek çok yasak içeriyor. Tasarının neredeyse büyük bölümünü bu yasak ve cezalar oluşturuyor. Yasaklardan belli başlıları şöyle: Siyasî partiler, dernekler, sendikalar, meslek kuruluşları, kooperatifler, vakıflar, mahallî idareler ile bunlar tarafından kurulan veya bunların ortak oldukları şirketler, iş ortaklıkları, birlikler” filan... Bütün bunlar hep yasaklar kapsamında, biliyorsunuz.

kanunda da var bunlar Musa Bey.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Efendim, eskinin yanlışını devam ettirmek zorunda değilsiniz; siz, Demokratik Sol Partisiniz, demokratikleşmeyi, tabiî, Türkiye genelinde sağlaması gereken bir partisiniz; ama, bu yasakları, nedense, katmerleştirerek artırmak gibi bir görev üstlendiniz.

Değerli arkadaşlar, tabiî, biz biliyoruz, bu hükümetin haddi zatında gündemine girmesi gereken bunca önemli yasa var. Bakın, birçok belediye başkanınız geliyor burada size isyan ediyorlar, diyorlar ki “partilerimiz iktidarda olmasına rağmen, bir türlü yıllardır iktidarda olmadığınız dönemlerde de vaat ettiğiniz mahallî idareler yasası niye çıkmıyor?!”

Bakın, bugün, şu anda Ankara’da bulunan Sümer Holdinge bağlı TEKSİF Sendikasının Antalya, Bursa, İzmir, Manisa, Bergama, Malatya, Adıyaman ve Bakırköy Şube Başkanları var; Sayın Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan Beyle de görüştüler. Sayın Özkan –gece- saat 01.00’lere kadar buraları bekleyeceğine, bu insanların sorunlarını çözmek için çare arasaydı. Neydi sorunları; bu bölgelerde Sümer Holdingde çalışan 7 000 işçi ve bunların ailelerini de sayarsanız 50 000’den fazla nüfus iki aydır maaş alamıyor, kıdem tazminatlarını alamıyor, ikramiyelerini alamıyor, izin bedellerini alamıyor ve perişan hale gelmişler, hangi konumda olduklarını merak ediyorlar.

Değerli arkadaşlar, bunları düşünmeyeceksiniz, önemli, hakikaten halkın sorunlarını çözmesi gereken yasaları düşünmeyeceksiniz, daha önce var olduğuna inandığınız, sığındığınız cezaların artırılmasını talep edeceksiniz!

Değerli arkadaşlar, önemli bir çağrı da Ortadoğu Gazetesinin bugünkü bir köşesinden var; “RTÜK için MHP’ye çağrı” diyor... Değerli MHP’li arkadaşlarım, bu gazeteyi öteden beri biliyorum, benim de zaman zaman okuduğum, sizin de çok sevdiğiniz ve itibar duyduğunuz bir gazete. Bakın, size bugün son çağrısıdır belki; bu, halk adına, bu, halkın çağrısıdır. Diyor ki “yasayı onaylamayın” ben uzunca okumuyorum, Allahaşkına, yazının içinde feryatlar var, Anadolu’nun feryadıdır bu. Eğer, siz birkısım medya patronunun çağrılarına icabet ederseniz, geçici olarak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Geçici olarak onların size sağlayabileceği imkânlar, ikballer olabilir. Benim anlayışıma göre şu yasa, hükümetle birkısım medya arasında mütareke yasasıdır, geçici anlaşma yasasıdır. Bu geçici anlaşmanın mahiyeti şudur:Şu anda saldırmazlık anlaşması, paktı imzalıyorsunuz; ama, bu, şu an içindir. Dün, burada, birinci cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in 1926 yılında medya ile ilgili enteresan bir değerlendirmesini sunmuştum.

Değerli arkadaşlar, medya öyle taleplerle yarın sizi sıkıştıracaktır ki, bugün belki birkısım kirlilikleri geçici olarak örtebilir, belki cumhuriyet tarihinde 57 nci hükümetin içindeki bakanlar kadar medyanın merhametine  muhtaç olan bir başka bakanlar kurulu da olmayabilir, hatta başbakanı düzeyinde buna muhtaç olabilirler; ama, arkadaşlar, şunu söylüyorum: Bilesiniz ki, bu mütarekeniz geçicidir, bu sözleşmeniz geçicidir, nihaî olarak size sağlayacağı bir şey yoktur.

Buradaki teklifimize destek vermenizi umuyor, Yüce Heyetinizi  saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Son önergeyi okutuyorum:

 

 

Sayın Başkanlığa

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasa tasarısının ek 2 nci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci satırındaki “savcılığınca”dan sonra gelmek üzere “dava açılmış ise taraflarca” ibaresinin ilavesini saygılarımla arz ederim.

Kamer Genç (Tunceli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükümet?..

DEVLET BAKANI EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Genç, buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)

 

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ek 2 nci maddeyle ilgili bir önerge vermiş bulunuyorum. Bu önergede şunu istiyorum: Yayın bantlarını bir yıl süreyle muhafaza etmeyen ve bu süre içinde Üst Kurul veya cumhuriyet savcılığınca istenmesine rağmen dava açılmışsa, taraflara...

Biliyorsunuz, bu tazminat davalarında bir yıl süre içerisinde dava açılıyor; aslında, buradaki bir yıllık süre, bana göre yetersiz bir süre; çünkü, kişilik hakları ihlal edilen kişilerin, bu yayınlara karşı açtığı davaların bantlarının da, bence, hiç olmazsa, dava süresi geçtikten sonra saklanması lazım; bunun için bir yıllık süre tespit edilmiş; ama, dava açılmışsa, hiç olmazsa, taraflar da bu bantları alsın ki, bant ortada kaybolmasın. Benim istediğim bu. Bu, herkesi ilgilendiren bir şey. Önergemiz bir gerçeği ifade ediyor. Tabiî, hangi gerçekleri söylersek söyleyelim, siz, bunu kabul etmiyorsunuz.

Şimdi, bakıyorum, Sayın Ahmet Özal da gelmiş, burada oy veriyor. Sayın Özal seçime girdiği zaman, tam bu 9 Nisan seçimlerinden önce, duyduğuma göre, Emlak Kredi Bankasından 1,5 trilyon lira borç para almıştı ve bunu ödemediği için de bir ay hapis cezası vardı. Hapis cezası tam Yargıtayda onaylanacağı gün o davadan feragat edildiği söylendi. Şimdi kendisine sormak istiyorum, acaba, o para cezasını ödedi mi, o hapis cezası ne oldu? Bunu öğrenmek istiyorum.

Yine, bir arkadaşımızı burada hiç görmüyorduk; önce Sayın Mesut Yılmaz’ın Başbakanlık Müsteşarıydı, oradan ayrıldı, gitti Aydın Doğan’a, oradan, Aydın Doğan’ın şirketlerinin temsilcisi olarak geldi, enerji ihalelerini karara bağladılar gittiler. Hatta, o zaman gazetelerde çıktı; Başbakanlık Müsteşarıyla beraber gittiler Danıştayda görüştüler, sonra ANAP’tan milletvekili olarak buraya geldi. Aslında, bunları söylemek lazım; halk bilsin.

Değerli milletvekilleri, bakın, çok büyük bir hata yapıyorsunuz. Bu kanun çıktıktan sonra, medya patronları, egemenliğe hâkim olur; inanmanızı istiyorum. Buradaki “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ibaresini kaldırmak zorunda kalacaksınız. İtalya bunun örneği. Yani, siz zannediyor musunuz ki, biz, burada, Aydın Doğan’a, Dinç Bilgin’e, Kararmehmet’lere yağ çekiyoruz ve bunların istedikleri kanunu çıkaracağız; yarın sizi destekleyecek. Sayın Mesut Yılmaz, dün gece saat 1’e kadar buradaydı. Vallahi, gelse, burada bir sene de beklese, CNN de desteklese, bütün televizyon kanalları da desteklese bittiniz... Bu memleket böyle hor kullanılamaz.

Vakıflar Bankasından, Aydın Doğan’a, niye 270 milyon dolar verdiniz? Niye, İş Bankasından, Petrol Ofisi özelleştirilirken?.. Hem nasıl veriliyor biliyor musunuz; sayın milletvekilleri, o 270 milyon dolar, verildiği tarihte Türk Lirasına çevriliyor, en düşük faizle veriliyor.

Bakın, Güney Petrol diye bir petrol var; Halk Bankasından 1998 yılında 10 milyon dolar verildi. Niye; güya, Irak’ta alacakları varmış. O gün, Türk Lirasına çevirdiler, 10 milyar liraydı; bugün, 10 milyon dolar kaç lira ediyor; 10 trilyon ediyor; hatta, 12 trilyon ediyor.

Şimdi, bu devlet niye battı sizin devri iktidarınızda; bundan battı. Şimdi, medya patronlarını bu kadar her şeye hâkim ederseniz, bu kadar güç... Adamın bankası var, gazetesi var, televizyonu var, bütün yayın organları elinde; ne yapacak?.. Yani, benim çekinecek bir tarafım yok. Görüyorum; bundan önce burada görmediğim bakanlara özellikle telefon edilmiş “bak ha! Senin arkandaki açıklarını çıkarırım” diye; buraya geliyorlar. Ben bunları biliyorum; kimlere telefon edildiğini.

Bakın, hakikaten, bu milletin geleceğini karanlık yapmayalım. Zaten, ülke, elden, aşağı yukarı, gitti sayılır; ekonomi bitmiş. Buna rağmen, burada, gerçekleri söylüyoruz size; ama, arkadaşlar, bu kanunları çıkardıktan sonra, Meclisin de bir anlamı kalmaz.

Dün de söyledim; yani, alacak adam ihaleyi... Bakın, Petrol Ofisini 1 milyar 160 milyon dolara aldı. Gidin, Karşıyaka’da, Petrol Ofisinin 80 000 dönümlük arsasını, onun 3 misli parayı verin alabilir misiniz? Neler gitti, neler... Çünkü, karşısında direnecek güç yok arkadaşlar.

Bugün, Vakıflar Bankasından, Çörtük’e, niye o krediler verildi? Söylüyoruz burada; verilmediyse -bu hükümet sağır değil- çıksın, burada konuşsun efendim;  “vermedik” desin. Ha, Emlak Bankasından kimlere ne krediler verildi; çıkın, söyleyin burada. Niye bu bankalar battı?! Bakın, batık bankaların büyük bir kısmı medya patronlarının oyunlarıyla battı. Şimdi...

NİDAİ SEVEN (Ağrı) – Emlak Bankası ne zaman verdi?!

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, ne zaman battıysa, getirelim. Siz iktidardasınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Genç, toparlar mısınız.

KAMER GENÇ (Devamla) – Toparlıyoruz, toparlıyoruz; toparlıyoruz da, nereyi toparlayalım onu düşünüyorum şimdi.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bakın, hepimiz...

EROL AL (İstanbul) – Bilmediğiniz...

KAMER GENÇ (Devamla) – Bilmediysek... Şimdi, senin bunu nasıl bir fikirle savunduğunu herkes bilir. Senin... O savunmayı yapmak, bir milletvekiline yakışmayan bir savunmadır. Bana çok iyi yakışıyor, halk da şey ediyor. Yani, diyorsun ki, medya patronları ihaleye girmezse, ihaleye girecek kimse olmaz. Hangi cahil buna kanar canım; bırak akıllıyı, cahil kanmaz buna!.. Onun için, yani, belli medya patronlarından taktik alıp da, gelip burada milleti kandırmanın da bir anlamı yok.

Bu kanunla, Türkiye’nin geleceğini ipotek altına alıyorsunuz, siyasetin geleceğini ipotek altına alıyorsunuz; ekonomi zaten batmış... Bunu yapacağınıza, bir kanun getirelim; diyelim ki, bütçenin yarısı medya patronlarınındır arkadaş. Ya bunu söyleyin, daha iyi yani! Ekonomiyi düzeltmek için vergi kanunu çıkarmak lazım. Milletin, bu memleketin ekonomisi, Türk Milletinin fedakârlığıyla mümkündür; yoksa, ne Amerika’nın ne İngiltere’nin, ne bilmem IMF’nin imkânlarıyla mümkündür. Bunları getirin, biz, bu memleketi düzeltelim; ama, siz, tabiî, bir karar vermişsiniz; ama, bu karardan en fazla zararı da siz göreceksiniz.

Saygılar sunuyorum efendim.

Karar yetersayının aranılmasını istiyorum.

EROL AL (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun Sayın Al.

EROL AL (İstanbul) – Sayın milletvekili bana sataşmada bulundu; cevap vermek istiyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tabiî sataştım; konuşması ortada...

BAŞKAN – Sayın Al, 2 dakika içerisinde cevaplayın.

Buyurun efendim.

 

 

 

 

EROL AL (İstanbul) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; değerli vaktinizi böyle bir konu için aldığımdan özür diliyorum.

Bir arkadaşımızın, şu ana kadar... Ben, milletvekili olarak, burada bulunan tüm insanların belirli bir kalitede, belirli bir seviyede konuşması gerektiğine inanıyorum ve özellikle, RTÜK’le ilgili kanun tasarısının görüşmeleri süresince, bu seviyenin korunmuş olmasından çok büyük mutluluk duyduğumu ifade etmek istiyorum.

Toplum bizi izliyor, kimin, ne olduğunu çok iyi biliyor. Danışma Meclisinden bu yana, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olan bu arkadaşımız, kendi iline, yirmi yılda hangi hizmeti getirmiş, Türkiye’nin hangi meselesine çare bulmuş, Türkiye’nin hangi meselesini çözmüş? İki yıllık bir milletvekiliyim; bana, buradan, böyle fütursuzca saldırıda bulunabilir; bunun hesabını bir versin bakalım bu millete! Yirmi yıldır burada milletvekilliği yapıyorsunuz, yirmi yıldır! Beni suçlayacak kalite sizde var mı? Buradaki sözlerinizle bunu göstereceksiniz Hangi medya patronundan emir aldığımı kanıtlamayan da müfteridir. Hangi medya patronu bana emir verebilir, hangi?..(DSP sıralarından “Bravo”sesleri, alkışlar) Beni satın alacak para daha hiçbir merkez bankası basmadı. Siz, başka insanlarla karıştırıyorsunuz galiba. Gidin, Kartal Cezaevini bir ziyaret edin; o sıralardan kimlerin orada olduğunu göreceksiniz.

Saygılar sunuyorum, tekrar özür diliyorum efendim.(DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Al.

KAMER GENÇ (Tunceli)- Sayın Başkan, efendim bir arkadaşa medya patronları satın aldı demedim. Niye o kendi kendine böyle bir ithamda bulundu;ben anlamıyorum. Ben öyle bir ifade kullanmadım; dedim ki, o paralellde sana düşünce telkin ettiler dedim. Düşünce telkin etmek demek satın almak demek ki?

BAŞKAN – Sayın Genç, tabiî irticalen konuşurken insan bazen amacını aşan ifadeler bulunuyor.

KAMER GENÇ (Tunceli)- O, sizlere mahsus; ben amacımı hiçbir zaman aşmam, düşünerek konuşurum....

 

- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682)                                 (Devam)

 

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aslan.

BEYHAN ASLAN (Denizli)- Efendim, Başkanlığınızdan usule ilişkin bir talebim olacak.

BAŞKAN – Buyurun.

BEYHAN ASLAN (Denizli)- İçtüzüğümüzün 66 ncı maddesi açık. Burada önerge veriyor sayın milletvekilleri. Şimdiye kadar Sayın Genç de bir sürü önerge verdi, diğer arkadaşlarımız da önerge verdi. Şimdiye kadar izledik ki, önergesi üzerinde konuşan çok az arkadaşımız oldu; yani, 66 ncı madde Başkanlığa bir görev yüklüyor. Konuşmacının konudan ayrılmamaya özen göstermesine dikkat ediyor. Ayrıldığı anda, sizin ikaz etmeniz gerekir. Tekrar devam ederse, Genel Kurulun oyuyla 66’ya göre bizi konuşturmama...

KAMER GENÇ (Tunceli)- Konuşturmamanız lazım tabiî.

BEYHAN ASLAN (Denizli)- ...67’ye göre de yine, yaralayıcı ve kaba dil kullanırsa, üslubu çirkin olursa yine gerekirse salondan çıkartılma işlemi de söz konusudur.

Sayın Genç  şimdiye kadar hiçbir zaman verdiği önerge hakkında, önergenin konusu hakkında net bir cümle sarf etmemiş ve diğer arkadaşlarımız da aynı şekilde...

 

Ben, Başkanlığın bu konuda daha dikkatli davranmasını ve her çıkan konuşmacının, konu üzerinde konuşması konusunda Başkanlığın uyarmasını ve İçtüzüğün 66 ve 67 nci maddelerinin uygulanması konusunda titizlikle davranılmasını talep ediyorum saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:

ASLAN POLAT (Erzurum) – Karar yetersayısını arayacaktınız...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yetersayısının aranılmasını istemiştim.

BAŞKAN – Karar yetersayısını arayacağım.

Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı, Sayın Genç’ten gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunacağım ve oylamayı elektronik cihazla yapacağım.

Oylama işlemini başlatıyorum.

Vekâleten oy kullanacak sayın bakan varsa, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve imzasını taşıyan oy pusulalarını, bu süre içerisinde Başkanlığımıza ulaştırmalarını ayrıca rica ediyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önerge reddedilmiştir; karar yetersayısı vardır.

Ek madde 2’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...  Kabul edilmiştir.

Ek madde 3’ü okutuyorum:

 

EK MADDE 3. – Radyo ve televizyon yayınları, yayın ilkeleri ve bu Kanunda belirtilen diğer esaslara uygunluğu yönünden,

 

a)       Ulusal, bölgesel ve yerel düzeydeki yayınlar Üst Kurul tarafından izlenir ve değerlendirilir.

 

b) Üst Kurulun uygun göreceği yerlerdeki yerel ve bölgesel yayınların izlenmesi ve kayda alınması İçişleri Bakanlığının görevlendireceği birimlere devredilebilir. Bu halde gerekli teknik donanım ve ilgili personelin eğitimi Üst Kurulca sağlanır ve masrafları Üst Kurulca karşılanır. Yayın ilkeleri ve bu Kanunda belirtilen diğer esaslara aykırılığından kuşkulanılan yayınların bandı, değerlendirilmek üzere Üst Kurula gönderilir. İçişleri Bakanlığı ile Üst Kurul arasındaki işbirliği bir protokol ile düzenlenir.

Telekomünikasyon Kurumunun millî monitoring faaliyetleri kapsamında yayınları izleme imkanının olması halinde, Üst Kurul ile Telekomünikasyon Kurumu arasında imzalanan bir protokol kapsamında bu yayınlar Telekomünikasyon Kurumunca izlenir ve değerlendirilmek üzere Üst Kurula iletilir.

 

BAŞKAN – Ek madde 3’le ilgili olarak, Fazilet Partisi Grubu adına, Konya Milletvekili Veysel Candan. (FP sıralarından alkışlar)

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Sayın Başkan, bu maddede Nevzat Yalçıntaş...

BAŞKAN – Sayın Hatiboğlu, konuşmacıyı değiştirme hakkına sahipsiniz.

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Efendim, arkadaşımız kürsüye geldi, değiştirmeye gerek yok.

BAŞKAN – Peki.

Buyurun Sayın Candan.

FP GRUBU ADINA VEYSEL CANDAN (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasa tasarısının 17 nci maddesinin ek 3 üncü maddesi üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına söz aldım; muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu maddede, RTÜK’ün görevleri, tekrar bir daha gözden geçiriliyor ve RTÜK’e, burada, Telekom ve Haberleşme Yüksek Kurulu adı altında iki tane kurum daha oluşturuluyor. Burada, yayınlar Üst Kurulunca incelenecek. RTÜK uygun görürse, illerde izlemeyi, İçişleri Bakanlığıyla, valilerle protokol yapacak; benzeri başka bir protokolü Telekomla da yapacak. Şimdi, Telekom özelleştirildiği zaman bir problem var. Haberleşme Yüksek Kurulu yeni kuruldu; bununla da ilgili birtakım sıkıntılar var. Yani, aslında, bir yerde, bu ek maddeyle, RTÜK tam anlamıyla görevini yapamıyor diye, yanına ek birtakım kurumlar oluşturuyoruz. Peki, işin doğrusu böyle mi; tabiî ki, böyle değil.

Şimdi, 1999 yılında, Kutlu Savaş, Radyo ve Televizyon Üst Kurul Başkanı, Başbakanlığa bir yazı yazıyor. Bu yazısında, 3984 sayılı RTÜK Yasasını gösteriyor ve orada “ hissedarların toplam yüzde 20’den fazla pay sahibi olmamalarını ve yüzde 10’dan fazla pay sahibi olanların da kamu ihalelerine girmelerini engelleyici hükümler taşımaktadır” diyor ve devamla, bir televizyon programıyla ilgili olarak 4 trilyonluk bir sermaye değişimi vardır; bununla ilgili bir işlem yapılması için, Başbakanlığa ve Maliye Bakanlığına yazılıyor, tarih 2001, bu yazıya şu ana kadar hiçbir cevap verilmediği gibi, hakkında da hiçbir işlem yapılmamıştır. Demek ki, sadece yasaları çıkarmak yetmiyor, yasaları takip etmek de çok önemli.

Değerli arkadaşlar, aslında, sıkıntı bu yasayla bir kat daha artacaktır. Sebebine gelince: Türkiye’de televizyon ve medyada şu anda mevcut üç tane tekel grubu var; bunların üçü de kartel oluşturmuştur ve her üçünün de sahasını dikkatle takip ettiğimiz zaman, devletle, devlet ekonomisiyle, devlet kaynaklarıyla içiçedir.

Şimdi sırayla örnek vermek istiyorum. Bunlardan bir tanesi meşhur Uzan Grubu; Star Gazetesi, Star Televizyonu, Kral Televizyonu, radyosu, Teleon ve Kanal – 6 Televizyon işletmeciliğini yapmaktadır; bunların iki tane bankası bulunmaktadır, İmar Bankası ve Adabank. Devletle devamlı muvazaalı haldedir, şu anda Çukurova, Kepez ve Rumeli Elektrik İşletmelerini yapmaktadır, SPK ile davalıdır, Maliye Bakanlığıyla mahkemeliktir. İşin vahametini gösterme açısından söylüyorum; ama, bu saydığım televizyon kanalları, hükümetin grup sözcüsü gibi, her gün, batan ekonomiye rağmen, hükümet programını, ekonomisini methetmektedir. Şimdi, bundan sonra, daha içiçe olduğumuz zaman vahamet daha da artacaktır, hükümeti de yanlış yönlendirecektir.

Şu anda Çukurova Elektrikte, Kepez’de ve Rumeli Elektrikte devamlı surette Maliye Bakanlığıyla ciddî anlamda yargıda hesaplaşma devam etmektedir.

Ayrıca, yine kartelleşme devam etmekte; Trabzon, Ladik, Van, Şanlıurfa, Bartın, Antep, Rumeli Holding çimento fabrikalarında kartel oluşturmuşlardır.

Yine, ulaştırmada, cep telefonlarıyla ilgili olarak, geçen dönemde yapılan ihalede Telsim’i temsil etmektedirler ve daha birçok şirketle birliktedir.

Bizi, hiç kimsenin, hangi sermayeyle ne yaptığı ilgilendirmiyor; bizi ilgilendiren taraf, devlet hukukunun, kamu hukukunun siyasetçilerle içiçe olan bir durumda netice alınamayacağıdır. Mesela, bir tane örnek vermek istiyorum. Şu ana kadar, bu cep telefonlarıyla ilgili olarak, gerek Türkcell’de gerek Telsim’de 50 milyon dolarlık KDV alınamamıştır ve Maliye Bakanımız buradaysa cevap verebilir. Şu anda, bu para, iki yıl olmasına rağmen tahsil edilememiştir, konu yargıya intikal etmiştir. Maliye Bakanı, daha fazla konunun üzerine gidemez, giderse, saydığım televizyonlarda, Show TV’de, Star’da, Kral’da, Kanal 6’da, hemen, hem Maliye Bakanı hakkında hem hükümet aleyhinde yayınlar yapılır, şantaj yapılır ve bu şantajlarla da bu para tahsil edilemez.

Peki, şimdi getirdiğiniz bu yasayla ne olacak; bundan sonra, bu ilişkiler daha içiçe girecek -biraz önce arkadaşımızın ifade ettiği gibi- siyaset alanı her geçen gün biraz daha şantaja dönüştürülecek ve daraltılacaktır. Ümit ediyoruz ki, bunlardan biraz daha uzak durmak durumundayız.

Yine, üçüncü medya grubunun da, aynı şekilde, bankası var, elektrik ihaleleri almış ve şu anda Danıştay’da, aleyhinde davalar var.

Bütün bu şartlara baktığımız zaman, siyasetçi bir tarafta, medya, bankacı bir tarafta ve o sektörden gelen parlamenterler bir tarafta, içiçe ve burada netliği bulmak mümkün değil; yani, bu şaibeden kurtulmak ve uzak durmak da mümkün değil.

Siz, bu tasarıyla şunu yaptınız: Bu içiçe olan girift işlemleri, girift muameleleri daha da artırmış oldunuz.

Değerli arkadaşlar, dünkü konuşmamın bir yerinde ifade ettim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlar mısınız Sayın Candan.

VEYSEL CANDAN (Devamla) - Bu tasarının tamamı, sevabıyla günahıyla hükümete aittir; ancak, konuşmalarda, grup sözcülerini dikkatle dinlediğimiz zaman, ne söyledikleri ve nasıl oy kullandıkları arasındaki çelişkiyi de anlamak mümkün değil. Mesela, özellikle MHP Grup sözcüsü arkadaşımın ifadesinde –biraz sonraki önergelerde de konuşmak istiyorum- çok enteresan tezatlar var; “medya sahipleri banka sahibi olmasınlar, birden fazla da olmasın, izlemede de yanlışlıklar yapılır, bu yasada da eksiklikler var...” MHP sözcüsü, tasarının ele alınmadık yerini koymamış, her tarafını tenkit ediyor; ama, sıra oylamaya geldiği zaman, birkısım MHP’li milletvekili arkadaşlarımız dışarıda; ancak, bakıyoruz maddeler tıkır tıkır geçiyor. Yani, bu tasarı kanunlaştıktan iki ay sonra, tekrar bu Parlamentoya geldiği zaman, müzakerelerde, bu konuşmalarınızı, bir kere daha, hem grup sözcülerine hem savunan milletvekili arkadaşlarımıza hatırlatacağımı ifade eder, muhterem heyetinize saygılar sunarım. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Doğru Yol Partisi Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Yalçınkaya...

Buyurun Sayın Yalçınkaya. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DYP GRUBU ADINA MEHMET YALÇINKAYA (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

RTÜK ile ilgili yasa tasarısının 17 nci maddesinin üçüncü fıkrasına geldik. Tabiî, bu tasarı, onbeş gündür burada görüşülüyor, rötarlı tren gibi yolumuza devam ediyoruz. Tabiî, iktidara mensup arkadaşlarımız da bu yasaya inanmıyorlar, bizler de bu yasanın gerekli olduğuna ve bu şekliyle düzenlenmesine karşı olduğumuz için, maalesef, yolumuza ağır aksak devam ediyoruz.

Geçmişte, Tahkim Yasasında, en zor Anayasa değişikliğinde bile, iktidarın yanında yer alarak, ülkenin önünü açma hususunda gerekli gayretimizi gösterdik. Bugün, geçmişte çıkarılan vergi yasaları, nereden buldun yasası, Bankalar Yasası gibi yasaların neticeleri ortada... Aynı iktidar, U dönüşü yaparak, bu yanlışından dönme faziletini göstermiştir; ama, bu millet büyük bedel ödemiştir.

Radyo, televizyon ve gazete; bunlar çok sihirli kelimeler; çağımızın buluşu ve en büyük etkileme aracı. Bu sebeple, ben bu yasayı çok önemsiyorum; yani, bu Meclisin, günlerce bu tasarı üzerinde çalışması gerekir ve çok ciddî bir kanun çıkarması gerekir; ama, maalesef, görüyoruz ki, bugün, burada yaptığımız bütün tartışmalarda, medya patronlarının menfaatleri veya menfaatlerine zarar verme noktasında nasıl bir kanun çıkarılacak, onun münakaşası yapılıyor.

Türkçede çok önemli bir deyim var “il gider töre kalır.” “İl”den kasıt, toprak parçasıdır değerli arkadaşlar; “töre”den kasıt, bir milletin kültürüdür, bir milletin manevî ve millî değerleridir. Şimdi, bir toprak parçası elinizden çıkabilir; ama, millî değerlerinize sahipseniz, manevî değerlerinize sahipseniz, törenize sahipseniz, yeniden, bir toprak parçasını vatan yapma imkânınız vardır. Dikkat ederseniz, İsrail, töresine sahip olduğu için, 2 bin yıl sonra, Filistin toprağına döndü ve İsrail’i yarattı. Ama, törenizi, değerlerinizi kaybettiğiniz zaman, ülkenizde müstemleke olursunuz. Türkiye, bugünkü televizyonlar ve yayınlar vasıtasıyla, maalesef, çok ciddî sıkıntılar ve büyük bir kültür buhranıyla, kültür erozyonuyla karşı karşıyadır.

Tabiî “bu yasa tasarısının içerisinde yine şarkılar, türküler ve Türk müziği olmalı” deniyor; biz de olmalı diyoruz; ama, bugün, Türkçenin bozulmasından, şarkıların, türkülerin yozlaşmasından hep şikâyetçiyiz. Bunun müsebbibi, bugünkü televizyon, radyo ve gazetelerdir.

Bir şarkı: “Titrer yüreğim her ne zaman yadıma gelsen...” Bu, geçmişte, bizim kültürümüzün yarattığı bir şarkı. Ama, bugün, bu neslin ve bu televizyonların yarattığı şarkı “kıl oldum abi.” Düşünebiliyor musunuz, seviye ve irtifa kaybetmesini?! İşte, bunları yaratan bugünkü televizyonlardır, bugünkü gazetelerdir.

Şimdi, bu gazete patronlarının sicili bozuk. Sicili bozuk; çünkü, bir kısmı içeride; yani, bu Sabah Grubunda çok muteber olan insan, Sabah’ın sahibi içeride; onun yanında, Cavit Çağlar içeride. Buna benzer, daha bir sürü bunun uzantıları içeride.

Değerli arkadaşlar, bu memleket, hortumculardan şikâyetçi, soygunculardan şikâyetçi, batan paralardan şikâyetçi; ama, bu paraları soyanlar Urfa’nın çiftçileri değil, Urfa’nın esnafı değil, Urfa’nın sanayicisi değil; çünkü, çiftçinin takipteki alacağı -ben de komisyondayım- yüzde 6; yani, çiftçiye 100 milyon lira para vermişiz, 6 milyon lirası takipte, 94 milyon lirasını geri almışız; ama, bugün, bu devleti soyanlar, bugün, 40 milyar dolar civarında soygunu yapanlar, işte bu medya patronlarıdır. Bugün, bu medya patronlarına, maalesef, işte bunları sonsuz yetkilerle donatacak imkânlar veriyoruz, yasalar hazırlıyoruz.

Yanımızda İtalya örneği var, Berlusconi var. Üç tane televizyonu var, o da sabıkalı, sicili bozuk bir kişi; başbakan oluyor. Yarın, bu insanların, bu ülkenin başına geçmeyeceklerini nereden bilebiliriz?

Bu sebeple, bu yasanın çıkarılmasında çok dikkatli ve hassas davranmak zorundayız ve geri çekilmesinde de bu ülkenin çok büyük faydası vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yalçınkaya.

MEHMET YALÇINKAYA (Devamla) – Sağolun Sayın Başkanım.

Şimdi, siyasetin ve siyasetçinin itibar kazanmasında, bu televizyonların çok büyük bir katkısı olmuştur. [!]

Değerli arkadaşlar, iki yıldan beri sizler buradasınız, ben de buradayım. Televizyonları akşam seyrediyorum. Çoluk çocuğuma, seçmenime, ülkeme, milletime karşı utanç duyuyorum. Neden; çünkü, siyasetçiyi hırsız göstermektedir, siyasetçiyi üçkâğıtçı göstermektedir, siyasetçiyi dolandırıcı göstermektedir. İşte bütün bunları yapan televizyondur, radyodur, gazetecidir. Aslında, bu ülkede en büyük soygunu yapan radyo, televizyon ve gazete sahipleridir. Burada, içimizden ne kadar mahkûm olmuş insan var, ne kadar kredi alıp batıran milletvekili var, bunların açıklanması gerekir.

İşte bu noktada, muhalefetiyle iktidarıyla, hep birlikte, elbirliğiyle doğru bir yasa çıkarmamız lazım. Bu ülkeyi, bu siyasetçiyi ve bu siyaseti yücelten bir program ortaya koymamız lazım.

RTÜK yıllardır işbaşında. Bu arkadaşlarımızı bizler seçtik. Bizler seçtik ve bunlardan şikayetçi olmadık. Bunlar, hiçbir zaman bir partinin borazanı olmadılar.

Geçmişte TRT savaşları yaşandı. Burada, bu savaşlarla ilgili Nevzat Hocam var, İsmail Cem var, bunun mücadelesi yapıldı.

Gelin, doğru karar alalım, doğru iş yapalım.

Saygılar sunuyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yalçınkaya.

Madde üzerinde 3 adet önerge vardır; geliş sırasına göre okutacağım, aykırılık derecesine göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 17 nci maddesiyle 3984 sayılı Kanuna eklenmiş bulunan ek madde 3’ün (b) fıkrasındaki “İçişleri Bakanlığının görevlendireceği birimlere devredilir” ibaresinin “Ulaştırma Bakanlığının görevlendireceği birimlere devredilir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Fethullah Erbaş Cevat Ayhan           Lütfi Yalman

  Van      Sakarya         Konya

Yakup Budak     Fahrettin Kukaracı         Ahmet Sünnetçioğlu

Adana    Erzurum         Bursa

Niyazi Yanmaz        Osman Pepe  Aslan Polat

Şanlıurfa Kocaeli      Erzurum

Veysel Candan

Konya

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

        Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 17 nci maddesiyle 3984 sayılı Kanuna eklenmiş bulunan ek madde 3’ün (b) fıkrasındaki “Yayın ilkeleri ve bu Kanunda belirtilen diğer esaslara aykırılığından kuşkulanılan yayınların bandı değerlendirilmek üzere Üst Kurul’a gönderilir” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Fethullah Erbaş        Veysel Candan Cevat Ayhan

  Van         Konya      Sakarya

Lütfi Yalman         Yakup Budak     Fahrettin Kukaracı

Konya       Adana      Erzurum

Ahmet Sünnetçioğlu       Niyazi Yanmaz Aslan Polat

Bursa   Şanlıurfa      Erzurum

BAŞKAN – Okutacağım son önerge, aynı zamanda en aykırı önergedir; okuttuktan sonra işleme alacağım.

Önergeyi okutuyorum:

                 Sayın Başkanlığa

682 sıra sayılı yasa tasarının ek 3 üncü maddesinin (b) bendinin madde metninden çıkarılmasını saygılarımızla arz ederiz.

Kamer Genç       İbrahim Konukoğlu       Mehmet Gölhan

Tunceli   Gaziantep         Konya

Nurettin Atik          Metin Kocabaş

Diyarbakır Kahramanmaraş

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükümet?..

DEVLET BAKANI EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Genç, buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
ek 3 üncü maddeyle ilgili verdiğim önergede, (b) fıkrasının kaldırılmasını istiyorum.

Bu (b) fıkrasında “Üst Kurulun uygun göreceği yerlerde yerel ve bölgesel yayınların izlenmesi ve kayda alınması İçişleri Bakanlığının görevlendireceği birimlere devredilebilir” şeklinde bir değişiklik getirilmiştir. Tabiî, burada, İktidar Partisi milletvekilleri biz konuştuğumuz zaman ne söylediğimizi dinlemedikleri için, efendim “önergeyle ilgili konuşmadı...” Başta, önergeyle ilgili, zaten her şeyi açık açık konuşuyoruz; ama, önergenin yan uzantılarının nereye vardığını da izah etmek zorundayız.

Şimdi, neden ben İçişleri Bakanlığına bunun devredilmesini istemiyorum; çünkü, İçişleri Bakanlığı siyasî bir makamdır. Biliyorsunuz, bugünkü iktidar zamanında da, İçişleri Bakanı ile hükümetin bir çatışması var gibi görünüyor. İşte, bazı operasyonlar yapılıyor; bu operasyonlar, bir bakıyorsunuz, kendi partisinin yöneticilerine, Bakanlarına gelip dayanınca, operasyonlar örtbas ediliyor. Dolayısıyla, böyle bir sonuç ortaya çıkınca, hayalî ihracatçılar, kredi yolsuzlukları, ihale yolsuzlukları geliyor, ondan sonra, partinin yöneticilerine, partinin Bakanlarına dayanınca, bu defa, bakan örtbas ediyor. Enerji ihalesi, bunun en önemli unsurlarındandır.

Şimdi, özellikle İsmail Köse’ye sormak istiyorum: Geçen gün, burada, Cumhur Ersümer, Türk Jandarması için şöyle bir ibare kullanıyor “yasal olmayan kolluk gücü” diyor. Sayın Köse, sen nasıl bu sözü alkışladın da oy verdin?! Türk Jandarması, yasal olmayan kolluk kuvveti midir?! “Yasal olmayan kolluk kuvveti” kimin için kullanılır; kanun dışı örgütler için kullanılır; DHKP-C için, PKK için, TİKKO için kullanılır...

BEYHAN ASLAN (Denizli) – Nereden çıkarıyorsun bunları?!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, Bakanınızın söylediği ibare... Diyor ki...

BEYHAN ASLAN (Denizli) – Yalan söylüyorsun!.. Yalan söylüyorsun!..

KAMER GENÇ (Devamla) – ...“Yasal olmayan kolluk gücünün, yasal olmayan imkânlarla yaptığı inceleme” diyor. Kimin yalan söylediği şimdi çıkacak ortaya; ama, bunlar burada söyleniyor; ondan sonra, tabiî ki, haklı olarak, Jandarma Genel Kumandanı da gidiyor, Millî Güvenlik Kurulunda Sayın Başbakana diyor ki: “Jandarmanın yaptığı incelemeyi, siz, nasıl şık bulmuyorsunuz; sizin yaptığınız şıklık değil, şıklık yapmıyorsunuz.” Bakın, hükümeti böyle bu duruma getirdiniz.

SALİH DAYIOĞLU (İzmir) – Sen orada mıydın?

KAMER GENÇ (Devamla) - Efendim, işte, bugün Sayın Başbakan kendisi itiraf ediyor: “Bazı şeyler söylendi; ama, ben mi hedef alındım, başkası mı hedef alındı, ben de anlamıyorum.” Sayın Başbakan anlamamışsa ben nasıl anlayayım?! Şimdi, Sayın Başbakana bir şey tavsiye ediyorum. Sayın Başbakanın kanatları, çok soyguncuları altına alacak boyutta geniş. Lütfen, bu kanatlarını ya kessin ya da çok daraltsın. Hakikaten, cumhuriyetin hiçbir döneminde, bu kanatlar, bu kadar, başbakanların kanatları geniş değildi.

Şimdi, değerli milletvekilleri, burada, İçişleri Bakanlığına bu izlenimin verilmesi, gerçekten, hatalı ve özellikle bazı siyasîlerle ilgili, yani, iktidar partileri, özellikle İçişleri Bakanlığının bağlı olduğu partilerin ve yöneticilerin izlenmesine engelleyici bir durum meydana getirir. İçişleri Bakanının Türkiye’deki durumu belli. Bugün, Türk polisi, tarihinin en yoksul, en kötü dönemini yaşamaktadır. Maaşları devlet memurları içinde en kötü durumda olan bir güvenlik gücü haline getirilmiştir; çünkü, bu arkadaşımız, polisin işini bırakmış; kendi Bakanlığıyla ilgili işlerle uğraşacağına tribünlere oynuyor. Efendim, güya, Başbakan Yardımcısıyla araları bozuk. Bunlar hep danışıklı dövüş. Peki, bozuksa yazsın bir önerge, bir yazı yazsın Başbakana, görevine son versin; Anayasa buna imkân veriyor. Hep danışıklı dövüş. Milleti kandırıyorlar. İşte, görüyorsunuz, bunlar yine kavga ediyorlar. Yok öyle bir şey. Perde arkasında, bu dövüşün arkasında birçok suiistimal gizleniyor; ama, tabiî, bizim elimizde imkân olmadığı için, her şey muhalefetten saklandığı için, maalesef, biz de bu gerçekleri halkın karşısına çıkıp söylemiyoruz. ANAP Grup Başkanvekili diyor ki: “Kamer Genç’i burada konuşturmayalım.” Tabiî, siz, zaptiye düşüncesiyle düşünürseniz, yasakçı düşünceyle düşünürseniz... Bıyıklarınızı da kesmişsiniz; o nereden çıktı?! Bugüne kadar... Ondan sonra, bizi de konuşturmayın canım; isterseniz, milletvekilliğimizi de kaldırın o zaman... Sizi çok rahatsız ediyor...

NİHAT GÖKBULUT (Kırıkkale) – Daha gür çıkacak.

KAMER GENÇ (Devamla) – Yok efendim, bıyık biraz olgunlaştırır insanı, olgun gösterir de o bakımdan... Yani, dedim...

BAŞKAN – Sayın Genç, toparlar mısınız.

KAMER GENÇ (Devamla) – Toparlayayım.

Sayın milletvekilleri, bakın, o bakımdan, İçişleri Bakanı siyasî bir makamdır; siyasî bir makama, böyle bir tarafsız kurumun yapması gereken görevi veremeyiz. Bugün, İçişleri Bakanı, hakikaten, göreve geldiği günden beri, Türk polisini çok zor duruma düşürmüştür, itibarını zedelemiştir. Özellikle, çok çalışkan, çok dürüst, ülkeye gelecekte çok büyük yarar sağlayacak yöneticileri almıştır, kendisinin ve Başkanının hemşerilerini getirmiştir, hemşericilik oynanmıştır ve emniyet güçleri çok zor duruma düşmüştür. Hatta, altı yedi senedir benim memleketimde yapılması gereken 250 polis lojmanı da, bize söz verilmesine rağmen, hâlâ yapılmamıştır. Biraz önce DSP’li milletvekili diyor ki, “ne hizmet getirdin?!.” Kardeşim, sen, iktidar partisisin; benim hiçbir talebimi kabul etmezsen, ben silah zoruyla mı hizmet getireyim oraya?! Biz, iktidara geldiğimiz zaman... Tabiî ki, orası olağanüstü hal ve hiçbir şey götürmüyorsunuz.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Genç.

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) – Sen Tunceli’ye ne yaptın, onu söyle.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yaptım, yaptım bir şeyler.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, şurada 25 kişi yok, burada en azından 25 kişi var...

BAŞKAN – Saydım.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Hani nerede?..

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) – Say, say!

BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 17 nci maddesiyle 3984 sayılı Kanuna eklenmiş bulunan ek madde 3’ün (b) fıkrasındaki “Yayın ilkeleri ve bu kanunda belirtilen diğer esaslara aykırılığından kuşkulanılan yayınların bandı değerlendirilmek üzere Üst Kurul’a gönderilir” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Fethullah Erbaş (Van) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

DEVLET BAKANI EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Erbaş?..

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Yakup Budak Bey konuşacaklar.

BAŞKAN –Sayın Budak, buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

YAKUP BUDAK (Adana) – Sayın Başkan, değerli üyeler; sözlerime başlarken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kanun tasarısı, baştan sona, yasaklarla, antidemokratik hükümlerle dolu bir kanun tasarısıdır. Zaten, bunu hazırlayan kafalar da antidemokratiktir ve dayatmacı bir zihniyetle, Meclise ve ülkemize birtakım şeyleri zor zoruna dayatmaktadırlar. Bunun için de, bu kanun tasarısı, A’dan Z’ye kadar ülkenin gerçeklerine, demokrasinin ilkelerine ve girmeye çalışmış olduğumuz Avrupa Birliğinin ve vermiş olduğumuz, altına imza atmış olduğumuz taahhütlerin hiçbirisine uymamaktadır. Öyle zannediyorum, üç dört ay sonra, tekrar, bu hükümet, bunların değiştirilmesi için,  bir yerlerden aldığı mesaj doğrultusunda, değişiklik tekliflerini de birlikte getirecektir. Öylesine yasakçı, öylesine kuşkucu bir kafayla hazırlanmış ki “yayın ilkeleri ve bu Kanunda belirtilen diğer esaslara aykırılığından kuşkulanılan yayınların bandı, değerlendirilmek üzere Üst Kurula gönderilir” deniliyor.

Arkadaşlar, kuşkulanan ne demektir; her şeyden kuşkulanabilirsiniz. Zaten, Türkiye’de, üç dört senedir o hale geldik ki, âdeta, toplumdaki insanlar birbirlerinden kuşkulanıyorlar, hükümet üyeleri bile birbirlerinin aldığı kararlardan kuşkulanıyor. (FP sıralarından alkışlar) Öyle bir iktidar var yani.

Bakanın birisi çıkıyor “ben, buğday fiyatıyla az talepte bulunmadım; ama, verecekler galiba” diyor. Sayın Bakan öyle bir şov yapıyor ki, acaba, diyorum, bu bakan değil de ziraat odası başkanı mı ki, hükümetten bir talepte bulundu diye düşünüyorum.

Böylesine birbirini anlamayan kafaların ortaya koymuş olduğu tekliflerin üzerinde, elbette, durmak lazım gelir. Zaten, öylesine bir anlayışla “üst kurula gönderilir” diyoruz. Üst kurulun yapısı, bir defa, antidemokratik. Niye; Büyük Millet Meclisi seçerse, Üst kuruldaki insanlar güvenilmez, bağımsız olmaz,  taraflı davranır; ama, Millî Güvenlik Kurulu, YÖK seçerse, bilmem ne cemiyeti seçerse, o insanlara güvenilir!..

 Hangi Meclis, hangi iktidar, hangi parlamento, kendi seçtiklerini güvenilmez, bir başkalarının seçtiğini güvenilir ilan edebilir ve bunu kanun tasarısına yazabilir; bu mantığı ortaya koyması açısından, ibretle sizlere arz etmek istiyorum. Ne biçim bir mantıktır kendi seçtiklerinizin tarafsızlığına, güvenilirliğine inanmıyorsunuz, bir başka kurumun seçtiğine güveniyorsunuz. Demek ki, siz, yaptığınız işe de güvenmiyorsunuz, inanmıyorsunuz; ama, bunu, sizin, isteyerek, güvenerek yaptığınıza da inanmıyoruz. Niye; çünkü, her ne kadar parmaklarınız kalkıp inse, kabul oyu da verseniz bile, gönlünüzün aynı şekilde değerlendirmediği kanaatini taşıyoruz. Neden; çünkü, birileri sizi yumuşak buldu, dayatıyor da dayatıyor, “çıkacak da, çıkacak” diyor. Siz de “ne yapalım; çıkaralım” diyorsunuz ve maalesef, toplumu, öyle birbirinden korkar, totaliter bir anlayışla yönetiyorsunuz ki, herkes birbirinden kuşkulanıyor, âdeta her sakallıyı dedesi zanneden bir topluluk haline dönüştük ve insanlar, böyle, korkularla, umutsuzluklarla idare edilmeye çalışılıyor. Halbuki, bizim güzel Türkiyemizin güzel insanlarının, geleceğe ait umutlarla, ümitlerle beslenmesi, birbirine kardeşçe yanaşması, yaklaşması gerekmektedir. Bu maddeler, maalesef, toplumsal bütünlüğümüz, millî beraberliğimiz, manevî beraberliğimiz için de ciddî tehdit teşkil etmektedir.

“Kuşkulanmak” ne demek? Bir memuru atamamışız. İçişleri Bakanlığı görevlendirecek, Üst Kurul o memuru eğitecek. Bu memurların da yeterlilik seviyesi, eğitimi tartışılabilir, siyasî düşünceleri üzerinde durulabilir. Genellikle bu memurların kimler olacağını burada bulunan arkadaşlarımızla çok iyi biliyoruz. Bu memurların, şimdiye kadar hazırlamış oldukları raporlardan, suç duyurularından yüzde kaçının da ne şekilde cevaplandırıldığını veya neticelendirildiğini hep birlikte biliyoruz. Onun için, bu “kuşku” kelimesi bir hukukî tabir midir allahaşkına?.. “Şaibe” olabilir, “şüphe” olabilir; ama, bizim hukuk mevzuatımızda “kuşku” diye bir kelime var mıdır ki?.. Bu kanun tekniği ve dili açısından da çok yanlış bir şeydir. Bizim toplumumuzda kuşku kelimesini kullanan insan sayısı nedir?.. Onun için, yapılan düzenlemelerin, muhakkak surette, kanun tekniğine ve hukuk literatürüne de uygun olması gerektiği kanaatimi ifade etmek istiyorum.

Düşünün, bir memur bir programı izliyor; çünkü, burada, Üst Kurul izleyecek, İçişleri Bakanlığının görevlendirdiği bir memur izleyecek, Telekomünikasyon Kurumunun memurları izleyecek. Ayrıca, o kadar da, olay dağıtılmış, çarpıtılmış ki; birinin ak dediğine, birisi de kara diyebilecek; dolayısıyla, koordinasyon da kendiliğinden ortadan kalkacak. Bununla bir polis devleti oluşturuyorsunuz. Siyasî düşüncesine göre bir bandı alacak, ben bundan kuşkulanıyorum diyecek, gönderecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Budak, 1 dakika içinde toparlayın.

YAKUP BUDAK (Devamla) – Üst kurul buna boğulacak; çünkü, Türkiye’nin binlerce televizyonundan binlerce radyosundan her gün binlerce kuşku bantları gelecek; bunu, kim inceleyecek; hangi mantıkla bunu yapacağız?! Elbette, yapılan yayınların bir kontrolünün olması gerekir; ama, biz, insanımıza da bu ülkenin vatandaşına da güvenmek mecburiyetindeyiz. Siz, gönüllerinizdeki kuşku tohumlarını, güvensizliği, topluma da yansıtmak istiyorsunuz. Dolayısıyla, devlet millet bütünlüğünün sağlanması, devletin milletine, milletin de devletine güvenmesine bağlıdır. Bu iktidara da, bu milletin ne kadar güvendiğini de yazılanlar çizilenler ortaya koymaktadır; onun için, biz, bu cümlenin bu maddeden çıkarılması arz ve teklif ediyoruz.

Geleceğe umutla bakan bir toplum oluşturma yolunda gayret göstermemiz gerektiğini ifade ediyorum. Vehimlerle, paranoyalarla değil, umutlarla hareket edelim diyor; saygılar sunuyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Budak.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

MUSTAFA NİYAZİ YANMAZ (Şanlıurfa) – Karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz. (DSP sıralarından “geçti, geçti” sesleri)

BAŞKAN – Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Sayın Başkan, karar yetersayısı istenildi!

BAŞKAN – Hayır efendim, istenilmedi. Oylamaya... (FP sıralarından gürültüler)

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Karar yetersayısı istenildi Sayın Başkan!

LÜTFİ YALMAN (Konya) – Yoklama da istenildi.

BAŞKAN – Efendim, oylamaya geçtikten sonra istenildi.

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – O başka efendim...

BAŞKAN – Geri almışsınız; ben bilemem ki.

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – O başka efendim. O da ayrı ama, söylemiyorum onu. Lütfen...

BAŞKAN – Üçüncü ve son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 17 nci maddesiyle 3984 sayılı Kanuna eklenmiş bulunan ek madde 3’ün (b) fıkrasındaki “İçişleri Bakanlığının görevlendireceği birimlere devredilir” ibaresinin “Ulaştırma Bakanlığının görevlendireceği birimlere devredilir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Fethullah Erbaş (Van) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükümet?..

DEVLET BAKANI EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Fırat, buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika efendim.

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün sabah, evden çıkmadan önce, Türkiye’de çıkan bir gazetede bir haber okudum; Türkiye’de ekonomik kriz nedeniyle artan intihar olaylarının, bazı psikiyatrlar tarafından nedenlerini açıklayan bir haberdi. Dikkatimi çekti, sonuna kadar okudum; ancak, bu haberin yan tarafında da, iki sütun üstünde, insanı intihara sürükleyen nedenler ile intihara karar vermiş olan insanlardaki değişiklikleri belirtiyordu. Tabiî, bu benim konumla ilgili değil; Meclisimizde de çok değerli psikiyatrlar var, bunu, mutlaka değerlendirmişlerdir; ancak, bana enteresan geldi.

Biraz geriye döndüğüm zaman, bunun, bazen toplumsal olarak, kitlelere de sirayet ettiğini gördüm ve hatırladım; mesela, bir Moon Tarikatındaki toplu intihar veya Amerika’da buna benzer tarikatlardaki toplu intiharlar... Demek, bu, bir sosyal olay. Ancak, yaşamım boyunca düşündüğüm zaman ve özellikle de siyaset tarihine baktığım zaman, siyasetin, siyasetçinin intihar ettiğine hiçbir toplumda rastlamadım. Bu konuda birinciliği ve önceliği de Türk siyasetinin üstlenmiş olması, bence, enteresan bir olay.

Türkiye’de gelişen şu son olaylara, özellikle, şu Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçirilmeye çalışılan ve geçmiş olan yasalara baktığımda, temelinde, siyasetin ve siyasetçinin nedense bir intihar psikozuna girdiğini gördüm. (FP sıralarından alkışlar) Aslında, bir yerde siyaset bilimcilerin, özellikle sosyologların ve belki, bir yerde de, biraz evvel gündemdışı konuşma yapan Sayın Cengiz Güleç gibi, bu konuda uzman olan arkadaşların da, aslında, bu konuyu incelemeleri gerektiği kanısındayım.

Anlayamıyorum, daha evvel, burada, 4422 çıkarken, özellikle, ANAP sıralarına dönerek, ben, şunu söylemiştim; demiştim ki, şu çıkardığınız yasa, hukuka aykırı bir yasadır. Hukuk, mutlaka, bir gün, sizlere de lazım olacaktır ve bu iki tarafı kesen bıçak, iki tarafı kesen kılıç, bir gün sizleri kesecektir ve enteresan olan, kesmeye başladı ve yine, dünya parlamento tarihinde görülmeyen bir olay gerçekleşti; sizin çıkarmış olduğunuz bir yasa için, Meclis araştırması istemek lüzumunu hissettiniz.

Bunun yanında, çıkarılan bir çok yasayla, baktığınız zaman, aslında, siyaset ile idarenin, devletin idaresinin birbirinden ayrıştığını görüyorsunuz. Birileri, kalkıp, onu söylüyor; diyor ki, ekonomi ile siyaseti ayıracağım, ekonomi ile sosyal durumu ayıracağım. Peki, o zaman, siyaset müessesesinin nedeni nedir? Şu çıkarmış olduğunuz yasa, ikinci bir 4422’dir beyler. Belki, bedel ödüyorsunuz, bedel ödeyeceksiniz; ancak, bu tasarı kanunlaşıp Resmî Gazetede yayımlandıktan sonra, inanıyorum ki, bir süre sonra -ama, hangi grup olacak, onu bilemiyorum- yeniden bir Meclis araştırması isteyeceksiniz bu yasa hakkında Çünkü, eğer, 4422 ip ise, bu, ayağınızın altındaki iskemledir.

Siyaset müessesesi ve siyasetçiler, biraz evvel, Sayın Cengiz Güleç’in çok güzel izah ettiği şekilde, toplumun gözünde en alt noktaya indirilmiştir. Bunun temelinde yatan, toplumu yönlendiren dezenformasyondur. Dezenformasyonu yapan medyadır. Medyanın yapısını incelediğiniz zaman, medya ile kapitalizmin, Türkiye’deki, özellikle devlete yaslanmış olan kapitalizmin aynı olduğunu görürsünüz ve bu çıkarlarını koruyabilmek için, şu Meclisi teşkil eden 5 tane siyasî parti teker teker yeniyor, teker teker siyaset sahnesinden dışlanıyor.

BAŞKAN – Sayın Fırat, 1 dakika içerisinde toparlar mısınız efendim.

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) – Ben toparlamaya çalışayım da, siyaset nasıl toparlanacak, onu da siyasiler düşünsün.

Bugün birisi dışlanmıştır, birisi dışlanmaktadır, bir süre sonra başka birisidir; ancak, lütfen, şunun farkında olalım ki, hiçbirimiz, hiçbir grup, hiçbir siyasî parti, bu yok edilme sürecinin dışında değildir. İster ortanın solunda olsun ister ortanın sağında olsun, yelpazenin neresinde olursanız olun, bugün, siyaset sahasında bir siyasî temizlik, siyasî enkaz kaldırma çalışması vardır. Burada, oluşturulmak istenen yeni oluşumlar vardır ve ne yazık ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak da, çıkardığımız yasalarla bu temizlik hareketine sırt veriyoruz, o enkazın bir kısmını da biz taşımak durumunda kalıyoruz.

Bunun, size hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Bir süre sonra, Meclis araştırması istediğiniz zaman...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - ... yine, kalkıp, burada, bu söylediklerimi hatırlatacağım; ancak, Türkiye Büyük Millet Meclisinin en büyük özelliklerinden birisi tutanaklarıdır, Türkiye Büyük Millet Meclisinin hafızasıdır. Lütfen, geriye doğru dönüp, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tutanaklarını okumanızı tavsiye ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, üçüncü önergenin oylanmasından önce, bir yoklama isteği vardır.

İstemde bulunan arkadaşların Genel Kurulda hazır olup olmadıklarını arayacağım.

Sayın Yalçıntaş?.. Burada.

Sayın Yıldız?..

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Tekabbül ediyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Ali Sezal?.. Burada.

Sayın Kukaracı?.. Burada.

Sayın Ulucak?.. Burada.

Sayın Yanmaz?.. Burada.

Sayın Veysel Candan?..

LÜTFİ YALMAN (Konya) – Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Yahya Akman?.. Burada.

Sayın Karapaşaoğlu?.. Burada.

Sayın Osman Pepe?..

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Sait Açba?..

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tevhit Karakaya?..

MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Nurettin Aktaş?..

ABDULLAH VELİ SEYDA (Şırnak) - Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan Öksüz?.. Burada.

Sayın Musa Demirci?.. Burada.

Sayın Azmi Ateş?.. Burada.

Sayın Akif Gülle?.. Burada.

Sayın Osman Aslan?..

İSMAİL KAHRAMAN (İstanbul) - Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Maliki Ejder Arvas?.. Burada.

Sayın Eyyüp Sanay?.. Burada.

Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

İsmini okuduğumuz arkadaşlarımız sisteme girmesinler.

Yoklama için 3 dakikalık süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı yoktur.

Saat 17.15’te toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

       Kapanma Saati : 16.57

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

        Açılma Saati: 17.15

BAŞKAN : Başkanvekili Ali ILIKSOY

         KÂTİP ÜYELER : Mehmet BATUK (Kocaeli), Levent MISTIKOĞLU (Hatay)

  ----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 111 inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

 

 

 

BAŞKAN – Bir önceki oturumda toplantı yetersayısının aranılması istenilmişti ve bulunamamıştı.

Şimdi, toplantı yetersayısının bulunup bulunmadığına dair yoklama yapacağım.

Yoklamayı elektronik cihazla yapacağım ve 3 dakika süre vereceğim.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız yoktur.

Sözlü sorular ile diğer denetim konularını sırasıyla görüşmek için, 5 Haziran 2001 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

  Kapanma Saati : 17.20