BİRİNCİ
OTURUM
Açılma Saati: 14.00
31 Mayıs 2001 Perşembe
BAŞKAN : Başkanvekili Ali ILIKSOY
KÂTİP ÜYELER : Mehmet BATUK
(Kocaeli), Levent MISTIKOĞLU (Hatay)
-------o-------
BAŞKAN –
Sayın milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 111 inci Birleşimini
açıyorum.
Y
O K L A M A
BAŞKAN –
Elektronik cihazla yoklama yapacağım.
Yoklama
için 5 dakikalık süre vereceğim.
Sayın
milletvekillerinin, oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını
bildirmelerini; bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen arkadaşlarımızın,
teknik personelden yardım istemelerini; buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin
ise, yoklama pusulalarını, teknik personel aracılığıyla, 5 dakikalık süre
içerisinde Başkanlığımıza ulaştırmalarını rica ediyorum.
Yoklama
işlemini başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN –
Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız yoktur.
Saat
14.30’da toplanmak üzere Birleşime ara veriyorum.
Kapanma Saati: 14.07
İKİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 14.30
BAŞKAN:
Başkanvekili Ali ILIKSOY
KÂTİP
ÜYELER: Mehmet BATUK (Kocaeli), Levent MISTIKOĞLU (Hatay)
-----0-----
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 111 inci Birleşiminin ikinci oturumunu açıyorum.
Elektronik cihazla yoklama yapacağız.
Yoklama için 5 dakikalık süre vereceğim.
Süreyi başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
toplantı yetersayımız vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma
gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz, İstanbul’un fethinin
548 inci yıldönümü nedeniyle söz isteminde bulunan, İstanbul Milletvekili Sayın
Nazif Okumuş’a aittir.
Buyurun Sayın Okumuş. (MHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
NAZİF OKUMUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; millî heyecan günlerinin yıldönümleri dolayısıyla,
sadece hamaset köpürtme alışkanlığını 21 inci Yüzyılda da sürdürmenin
imkânsızlığını çok iyi bildiğine inandığım Yüce Meclisinizi ve Heyetinizi
saygıyla selamlarken, böyle durumlar için yeni yaklaşımları tartışmaya
başlamanın zamanı geldiğine işaret etmeme izin vereceğinizi umut ediyorum.
Bugünlerde 548 inci yıldönümünü
kutladığımız İstanbul’un fethi, böyle bir yaklaşım için, bendenize göre en
elverişli yıldönümlerinden biridir; çünkü, sizler de çok iyi bilirsiniz ki,
İstanbul’un fetih yıldönümü, bazı siyasetçilerimizi hiç ilgilendirmez. Asla
kınamak veya eleştirmek niyetiyle bu noktaya dikkat çekiyor değilim.
Vurgulamak istediğim şudur: Millî
günlerden herhangi birini veya birkaçını toplumun bir kesimi çok fazla
heyecanla karşılıyor, başka bir kesimi neredeyse görmezden geliyorsa, orada,
eleştirinin sadece kayıtsız kalanlara yöneltilmesi, gerçeği aramakla bağdaşmaz.
Daha açık ifade etmek gerekirse, siyasî
eğilimlerden biri, herhangi bir millî günü, başka bir siyasî eğilimden daha
fazla sahipleniyorsa, burada, sorun, sadece ilgi yoğunluğu eksik olanda
değildir. Artık, anlamamız gerekir ki, millî günleri, siyasî yelpazenin
sınıflarına göre tasnif etme ilkelliğinden kurtularak, 21 inci Yüzyılda,
hamasetin yerine çağdaş ilham alabilme becerisini yerleştirmemiz gerekir. Bunu,
bütün bir topluma mal edebilmek için de, öncelikle, hamaseti çok seven
kesimlerin, akılcı, gerçekçi ve kelimenin tam anlamıyla yenilikçi yaklaşımlar
sergilemesi zorunludur.
Biz, bu açıdan, İstanbul’un fethi
konusunda, millî mirasımızla ilgili gurur hakkımız saklı kalmak kaydıyla,
günümüze ve yarınımıza yönelik dersler aramak istiyoruz. Eğer bunu yapacaksak,
itiraf etmemiz gerekir ki, İstanbul’un fetih yıldönümlerinde, Türk Milletinin
şimdiki kuşakları olarak, sadece utanç duygusuyla işe başlayabiliriz. Üstüne
basa basa söylüyorum, utanç duygusundan daha ağır olarak, başka herhangi bir
duyguyu yaşamamıza, bugünkü İstanbul, asla izin vermez; çünkü, son ikiyüz,
üçyüz yılın Türkleri olarak, İstanbul’u, dünyanın bu cennet şehrini
katlettiğimizi kimseden gizlememiz mümkün değildir. Şair Nedim’in,
“O İstanbul ki bi misl ü bahadır,
Bir sengine yekpare acem mülkü fedadır”
diye övdüğü bu kentin, sadece Boğaziçi bölgesine uyguladığımız resmî ve
gayriresmî beton barbarlığı, en küçük bir güzellik duygusuna sahip her Türk
insanının yüzünü kızartacak, maalesef bir uygarlık ayıbıdır. O Boğaziçi ki,
Büyük Fatih’in torunları tarafından, önce, dünyaya cennetlik bir peyzaj gibi
sunulmuş; ama, yine, aynı Büyük Fatih’in torunları tarafından da, bir beton
çöplüğüne dönüştürülmemiş midir. Böyle bir uygarlık katliamına sebep olan veya
seyirci kalan bizlerin, Ulu Fatih Sultan Mehmet’le övünmeye hakkımız var mıdır.
Unutulmamalı ki, I. Konstantin,
Bizans’ı, Roma İmparatorluğunun başkenti yaptığı zaman, kenti yeniden
tasarladı, büyük anıtsal yapılar, yollar ve meydanlar düzenleyerek, onların
ifadesiyle Konstantinopolis’i yarattı. Bu İstanbul’a, 13 üncü Yüzyıldaki Haçlı
istilasında, yine kendileri darbeleri vurdular ve İstanbul’daki eserleri
Batı’ya kaçırdılar. Fatih Sultan Mehmet de, İstanbul’u aldıktan sonra, yaklaşık
1000 yıllık bu plana sadık kaldı; hatta, limanların, yük iskelelerinin, pazar
yerlerinin, çarşı merkezlerinin aynı işlevle varlığını sürdürmeye gayret etti.
Böylece, İstanbul’a Türk mührü de vuruldu, sanat ve estetiğe önem verildi,
mimarinin şaheserleri ortaya çıkarıldı.
Bugünkü Türk nesilleri olarak İstanbul
utancından kurtulmamızın ilk adımı, arzu ediyoruz ki, bu şehri olimpiyat şehri
yapmaktır. İstanbul’u ilkelliğin ve çirkinliğin, zevksizliğin ve bencilliğin
işgalinden kurtarmak eğer ikinci bir fetih olacaksa, bunun ilk muharebesi,
olimpiyat hedefidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – 1 dakika içinde toparlayınız
efendim.
NAZİF OKUMUŞ (Devamla) – Bu ise “ne
pahasına olursa olsun, biz de olimpiyat düzenleyelim” anlamında bir tutku
değildir. Elbette, olimpizm felsefesi insanlık için son derece önemli bir
gelişim çizgisini ifade etmektedir. Olimpiyat fikri ve uygulaması başlı başına,
yüce bir evrensel değerdir; ancak, İstanbul için böyle bir hedefi belirlemek,
gerçek anlamda bir dünya kenti olmak bakımından önemlidir; İstanbul’u
ilkellikten kurtarmak bakımından önemlidir; İstanbul’u bir üçüncü dünya kenti
olmaktan kurtarmak bakımından önemlidir. Bu hedefe yürümenin gerektirdiği
şartlar, 2008’de veya 2012’de hedefe varmış olmaktan çok daha önemlidir; çünkü,
bu uğurda yapılacak olanlar, İstanbul için yapılması gerekenlerin sadece bir
kısmıdır.
Olimpiyat heyecanı, şehrin olimpiyatla
doğrudan ilgisi bulunmayan sorunlarının da çözülmesi için önemli bir dinamik
teşkil edebilecektir ve buna sarılmamız gerekmektedir.
Değerli milletvekilleri, İstanbul,
gelenek ile geleceği bütünleştirebilen, tarihî, ama, kusursuz anlamda çağdaş
bir büyük kent haline gelecektir. Bunu, hep beraber, birlikte başaracağız.
İstanbul’un fetih yıldönümünde
peygamberimizin övgüsüne mazhar olmuş komutan ve askerlerini, pek tabiî ki, bir
kere daha rahmetle anıyoruz; ama, bunu, son çağlarda, özellikle de 21 inci
Yüzyıl içinde İstanbul’u katledenleri unutmadan yapıyoruz. (Alkışlar)
Saygılarımla...
BAŞKAN- Teşekkür ederiz Sayın Okumuş.
Gündemdışı ikinci söz, dışişleriyle
ilgili söz isteminde bulunan İzmir Milletvekili Işılay Saygın’a aittir. (ANAP
sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Saygın.
Süreniz 5 dakikadır efendim.
IŞILAY SAYGIN (İzmir) – Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; yurtdışı temsilciliklerimizde görev yapan personelin
hizmetdışı felsefelerinin geliştirilmesi ve verimliliklerinin sağlanması
gereğiyle ilgili olarak gündemdışı söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, siz
saygıdeğer milletvekillerini saygıyla selamlıyor ve Değerli Başkanıma da söz
verdiği için teşekkür ediyorum.
Bütün ülkelerin gelişmesi, kalkınması,
halkının refaha erişmesi, aynı, şirketlerdeki başarı gibi, o ülkenin üretmesine
ve üretebildiklerini satabilmesine bağlıdır. Bugün, artık, üretmek önemini
yitirmiştir. Satamadıktan sonra üretmenin hiçbir anlamı yoktur. Ülkeler de bu
felsefeden hareketle diğer ülkelerde açmış oldukları büyükelçiliklerle,
başkonsolosluklarla ve ticarî ataşeliklerle hem siyasî ilişkilerini hem de
ülkelerin ürettiklerinin satılabilmesi, iki ülke arasındaki ticaretin
geliştirilebilmesi ve aksaklıkların görülüp rapor edilebilmesi için
faaliyetlerde bulunmaktadırlar.
Ülke ekonomilerinin millî kaynaklara
dayalı olmaktan çıkarak uluslararası ölçekte dolaşan bilgi, emek ve sermayeden
pay alabilme yarışına dönüşmüş olması, artan refah düzeyiyle birlikte tüketici
beklentilerinin çeşitlenmesi ve çoğalması, ülkelerin ve üreticilerin rekabet
önceliğini elde edebilme yarışını hızlandırmıştır. Bu bağlamda, ülkelerin
yurtdışı temsilciliklerinde görev yapan bürokratların da önemli sorumluluklar
üstlendiği şüphesizdir.
Ülkemizin geleceği, insanlarımızın
refahı, ülkemizin ihracatına dayalı olduğuna göre, acilen, dışticaret
ataşeliklerimizin ve temsilciliklerimizin gözden geçirilmesinin gerekli
olduğuna inanıyorum. Büyükelçiliklerimizdeki ve başkonsolosluklarımızdaki
ticaret ataşeliklerimiz, ne yazık ki, başıboş ve sahipsizdir.
Sayın Dışişleri Bakanımızın dikkatlerini,
bu ve benzeri tavırlar ve olaylar üzerine çekmek istiyorum. Yurtdışı
temsilciliklerimizin durumu konusunda Sayın Kâmran İnan’ın zaman zaman dile
getirdiği eleştirilere katılmamak mümkün değil. Dünyayla entegre olma çabası
içinde olduğumuz bu süreçte, yurtdışı temsilciliklerimizde görev yapan
bürokratların ülkesini tanımalarına yardımcı olma amaçlı eğitimler başta olmak
üzere, dil ve insanlarla ilişki kurma becerilerini geliştirerek eğitim almaları
gerektiğine inanıyorum ve özellikle de, siyasî temsil dışında kalan görevler,
ticaret gibi sektörlerle ilgili temel görevlerin, diplomatik şemsiye altında
değil, ekonominin resmî temsilcisi olan sanayi ve ticaret odaları, ihracatçı
birlikleri gibi meslek kuruluşları temsilcileri aracılığıyla sürdürülmesinde
büyük faydalar olduğuna inanıyorum.
Ege Bölgesi Sanayi Odasının, 180 sanayi
odası üyesiyle birlikte, Türkiye-Mısır ekonomik ilişkilerinin geliştirilmesine
katkıda bulunmak amacıyla düzenlediği geniş katılımlı iş gezisinde olayları
yakinen görmekten üzüntü duyduğumu belirtmek istiyorum. Ege Bölgesi Sanayi
Odası, Mısır Büyükelçiliğimize ve Ticaret Müşavirliğimize Aralık 2000’de
başvurarak programlarını anlatıyorlar; mart ayına kadar bekliyorlar, cevap yok.
Bunun üzerine, Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulundan iki kişi, Mısır’a
gidip iş gezisini organize ediyor. Ne acıdır ki, Türkiye’nin en büyük ikinci
sanayi odasının 180 kişilik ticaret heyeti gezisini organize etmekle görevli
iki yönetim kurulu üyesine, kaldıkları üç günlük sürede, Büyükelçi vakit ayırarak
görüşmemiş ve işadamlarımızın tepkilerine neden olmuştur. Kapısına kadar giden
sanayicilere ve vatandaşa vakit ayıramayan bu anlayış değişmeden, ülkemizin
dışticaretinin başarısı, sadece ve sadece, sanayicilerimizin kendi çabalarına
kalmaktadır. Hükümet para bulmak için çırpınırken, herkesin kendisine düşen
görevi yerine getirerek çalışması gerektiğine inanıyorum. O zaman, hiçbir
ülkeden para bulmaya gerek kalmayacaktır.
Hükümetimizin, Yüce Meclisimizin siz
değerli üyelerinin, bu önemli konuya sahip çıkacağı inancıyla hepinize saygılar
sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Saygın.
Gündemdışı üçüncü söz, günümüzde
siyaset ve siyasetçiler konusunda söz isteminde bulunan Sıvas Milletvekili
Mehmet Cengiz Güleç’e aittir.
Buyurun Sayın Güleç. (DSP sıralarından
alkışlar)
Süre 5 dakika efendim.
M. CENGİZ GÜLEÇ (Sıvas) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün, gündemdışı konuşmada üzerinde
görüşlerimi sizlerle paylaşmak istediğim konu, günah keçisi haline getirilen
siyaset kurumu ve siyasetçiler.
İzin verirseniz, zaman darlığından, bu
görüşlerimi derli toplu size sunabilmek için notlarıma bakmak ihtiyacını
duyuyorum. Cumhuriyetin kuruluşundan beri sürekli kuşku ve güvensizlikle
izlenen, sıradan sayılabilecek toplumsal sıkıntılarda bile kolayca suçlanan
siyaset, bu sıralar yine tüm kötülüklerin anası olarak görülüyor. Millet
Meclisine, siyasî partilere ve milletvekillerine küfür derecesine varan
hakaretler, hep millî birlik ve beraberlik sloganlarıyla ifade ediliyor.
Günümüzde yürütülmekte olan bu siyaset
karşıtlığı, artık yaygın bir siyaset düşmanlığına dönüştürülmek üzere. Bir
yanda, demokratikleşme ve sivil inisiyatiflerin işlevleri ve piyasanın
erdemlerinden söz ederken; öte yandan, devletin içindeki sivil ve asker
bürokratlara inanılmaz bir yaranma yarışı da sürüp gidiyor. Seçilmişlere karşı
atanmışları bu kadar öne çıkaran bu tutumun, ülkemizde demokratikleşmeye ne
kadar ciddî bir yara açtığı görmezlikten geliniyor. Tek tek ya da gruplar,
partiler halinde örgütlenmiş milletvekillerine yüklenirken, temsil kurumunun,
yasamanın ve siyasetin ne ölçüde yıpratıldığı fark edilmiyor. Sanki, gizli bir
el, siyaseti ve dolayısıyla seçilmişliği devreden çıkarmaya çalışıyor.
Siyasete karşı bu akıl almaz tepkilerin
üç temel kaynağı var gibi görünüyor. Birincisi, Osmanlı düzeninden beri sürüp
gelen güçlü devlet tapınması. Geleneksel devletin, siyasetin etkinlik alanını
ve toplumsal rolünü belirlemek gibi tarihî bir işlevi var. Bu, tüm devleti
küçültme iddialarını ileri süren sözde liberallerin bile yadsıyamadıkları bir
temel zihniyet. Devleti, bir hizmet makamı olarak değil de, hizmet edilecek
kutsal bir varlık olarak görme alışkanlığı, en demokrat geçinen sivil
aydınlarımıza bile bulaşmıştır. Milletvekillerinin de, işte, bu kutsal
metafizik devlete hizmet etmekle yükümlü olduğuna inanlar, ister istemez
seçilmişlere saygılı davranamazlar.
Siyasete tepkinin ikinci kaynağı,
vatandaşlarımızdan geliyor. Örgütlenme geleneği gevşek ve yetersiz olan
ülkemizde, vatandaşların sözcülüğünü, siyaseti neredeyse gayrimeşru ilan etme
eğiliminde olan sivil toplum kuruluşlarında görmekteyiz ve kaynağı nereden
gelirse gelsin, ister yukarıdan ister alttan, vatandaştan kaynaklanan bu
siyaset düşmanlığının, demokratikleşme çabalarımızı ne kadar aksatacağını
hesaba katmak zorundayız.
Sanıyorum üçüncü faktör de, doğrudan
doğruya siyaset kurumuna ve siyasetçilere ilişkin. Bunu da, çok kısaca
özetlemek gerekirse ve yaşadığımız krizler de dahil olmak üzere,
siyasetçilerin, yaşadığımız bu toplumsal çalkantıları değerlendirme tarzlarında
ve tutumlarında yatıyor. Bu konuda da, siyasete ilişkin, izin verirseniz bir
değerlendirme, biraz özeleştiri içeren bir değerlendirme yapmak istiyorum.
Günümüzün egemen paradigması
“küreselleşme” bilindiği gibi, büyük sermaye çevrelerinin dünyanın tümünün
gümrüksüz ve sınırsız bir pazar haline getirilmesi sürecidir. Buna karşılık,
emeğin serbest dolaşımı sınırlandırılır ve ekonominin, siyasetin dışında, özerk
bir alan olarak gelişmesi savunulur. Küreselleşme, yapısı ve mantığı gereği,
açık ekonomiyi gerektiriyor. Bu da, verimliliği yüksek, sermaye birikimi güçlü,
siyasal düzenleri istikrarlı ülkelerin ve ülke topluluklarının dünya
pazarlarında yüksek rekabet gücü elde etmeleri anlamına geliyor. İşçi
ücretlerinin düşük, verimliliğin kısmen yüksek, sermayeden alınan vergilerin
düşük, teknolojik yatırımların yol açtığı çevre kirlenmelerine en az duyarlılık
gösteren, yabancı yatırımcıya hukuksal alanda da sağlam güvenceler sunan
ülkelerin, bu küreselleşme kervanına daha hızlı ve kolay katılacağı açık bir
gerçektir.
Sermaye yatırımları için bu eşsiz
nimetleri sunmak, artık, günümüzde yeterli olmuyor. Demokratik hukuk devletinin
tüm kurum ve mekanizmalarının düzenli ve yeterli işlerlikte olması, insan
haklarına duyarlılığın, sözde dünya standartlarına eriştirilmesi gibi
birbirleriyle ciddî çelişkiler taşıyan hedeflerin de gerçekleşmesi gerekiyor.
Toplumsal bütünleşmesini ve uluslaşmasını, tarihinden gelen büyük zorluklarla
ve imkânlarla tamamlamaya çalışan bizim gibi büyük bir imparatorluğun mirasçısı
bir ulusal devletin, sözü edilen ekonomik gelişmeyle, siyasal toplumsal
reformları, sancısız ve krizsiz atlatması mümkün değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – 1 dakika içinde toparlayın
efendim.
M. CENGİZ GÜLEÇ (Devamla) – Kamu
bütçesi, bu kadar sıkıntılı ve kaynakları sınırlı bir ülkenin düzlüğe
çıkarılması için, inanılmaz bir tarihsel sorumluluk yüklenen siyasî
iktidarların ve bütünüyle bakıldığında muhalefetiyle birlikte tüm siyasetin,
çok ciddî bir sorumluluk yüklenerek, aşınmadan, kirlenmeden, yıpranmadan,
çatışmalar içine düşmeden yoluna devam etmesi neredeyse imkânsız görünüyor.
Fırtınalı bir denizde, gemiyi sahile çıkarabilecek kaptanın; yani, hükümetin,
kuşkusuz, çok iyi yetişmiş, fedakâr ve liyakatli mürettebata ihtiyacı var.
Siyasî bütünlüğü ve inandırıcılığı
özellikle de, böyle sıkıntılı dönemlerde test edilen iktidarı ve muhalefetiyle
tüm siyasetin, tüm siyaset kurumunun, üzerine düşen bu ciddî sorumluluğun farkında olabileceği umuduyla, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Güleç.
Gündemdışı konuşmalar tamamlanmıştır.
Başkanlığın Genel Kurula diğer
sunuşları vardır:
Sayın milletvekilleri, sözlü soru
önergelerinin geri alınmasına dair 3 adet önerge vardır; okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 32,
507, 527, 539, 570, 571 sıralarında yer alan (6/727, 1318,1340, 1353, 1384 ve
1385) esas numaralı sözlü soru önergelerimi geri alıyorum.
Gereğini saygılarımla arz ederim.
Musa
Uzunkaya
Samsun
BAŞKAN – Sözlü soru önergeleri geri
verilmiştir.
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına.
Gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 608
inci sırasında yer alan (6/1423) esas numaralı sözlü soru önergeme yazılı
olarak cevap verildiği için geri alıyorum.
Gereğini saygılarımla arz ederim.
30.5.2001
Teoman
Özalp
Bursa
BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri
verilmiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 580
inci sırasında yer alan (6/1395) esas numaralı sözlü soru önergemi geri
alıyorum.
Gereğini saygılarımla arz ederim.
Mükremin
Taşkın
Nevşehir
BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri
verilmiştir.
Bir Meclis araştırma önergesi vardır,
okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Son aylarda, ilköğretim ve ortaöğretim
okullarından başlayan ve üniversiteyi de içine alacak biçimde, özellikle kız
öğrencilerin maruz kaldığı, dehşet verici taciz ve tecavüz olaylarının hangi
boyutlara ulaştığı yazılı ve görsel basından ibretle izlenmektedir. Durum,
eğitim öğretim ve öğrenciler açısından kaygı vericidir. Onun için, konunun
mutlaka incelenmesi ve acil tedbirler alınması gerekmektedir.
Konunun önemine binaen, Anayasanın 98
inci ve İçtüzüğün 104 üncü maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını,
saygılarımla arz ederiz. 24.5.2001
1- Zeki Ünal (Karaman)
2- Yaşar Canbay (Malatya)
3- Abdüllatif Şener (Sıvas)
4- İsmail Alptekin (Bolu)
5- Avni Doğan (Kahramanmaraş)
6- Turhan Alçelik (Giresun)
7- Şükrü Ünal (Osmaniye)
8- Abdullah Gül (Kayseri)
9- Cemil Çiçek (Ankara)
10- Kemal Albayrak (Kırıkkale)
11- Lütfi Yalman (Konya)
12- Salih Kapusuz (Kayseri)
13- Osman Pepe (Kocaeli)
14- Lütfü Esengün (Erzurum)
15- Ömer Vehbi Hatipoğlu (Diyarbakır)
16- İlyas Arslan (Yozgat)
17- Ahmet Cemil Tunç (Elazığ)
18- Aslan Polat (Erzurum)
19- Süleyman Arif Emre (İstanbul)
20- Mehmet Elkatmış (Nevşehir)
21- Latif Öztek (Elazığ)
Gerekçe:
Son birkaç aydan beri, ilköğretim ve
ortaöğretim okulları ile üniversitelerde meydana gelen son derece üzücü ve
kaygı verici taciz ve tecavüz haberlerini, yazılı ve görsel basından ürpererek
izlemekteyiz.
Güven ortamının olmadığı, yolları maddî
ve manevî engellerle dolu eğitim kurumları, bilinmelidir ki, topluma sağlıklı
ve faydalı bireyleri de yetiştiremez. Bireylerden meydana gelen millet ise,
çağdaşlığını, kalkınmışlığını, gelişmişliğini ve ahlakî erdem ve dinamizmini
hep eğitimle elde eder, onunla yücelir.
Kurulalı 77 yıl olan cumhuriyet
dönemimize göz atıldığı zaman, hâlâ, sistemin ne kadar geri, çağdaş ülkelerdeki
eğitim standartlarından ne kadar mesafeli ve yetersiz olduğu görülmektedir.
Eğitimde teknoloji ve kaliteyi yakalamak adına yaptığımız eğitim reformu ise,
yeterli altyapı ve planlaması olmadığı ve bu konularda gerekli tedbirler
alınmadığı için, artık SOS vermeye başlamıştır. Demek ki, birkısım okulların
kapatılması, birkısım okullarda okuyan öğrencilerin cüzamlılar gibi görülerek,
eğitim haklarının ellerinden alınması ve üniversitelerin yüzlerine kapatılması,
elbette, sağlıklı ve tutarlı birer adım değildir. Bütün bunlar, eğitimin
kalitesine bir katkı da sağlamamıştır. Ne hazindir ki, bugün okulların hali
pürmelali, örnekleriyle aşağıdadır.
Eskişehir’in bir beldesinde, ilköğretim
okuluna taşımalı eğitimle gelen bir kız öğrenciye, aynı okuldan altı öğrencinin
iki yıl süreyle tecavüz ettiği; tehdit altında bu acımasız zulme boyun eğen
öğrenci intihar noktasındayken kurtarılmış ve konu mahkemeye intikal
ettirilmiştir.
İstanbul Yedikule Lisesinde, okul
müdürünün, okulda görevli sekreteri ve bazı kız öğrencileri taciz etmesi
sonucu, konu emniyete intikal ettirilmiş ve şikâyet üzerine, emniyet soruşturma
başlatmıştır.
Bartın-Kozcağız Beldesine bağlı Ecikler
Köyünde, Kıranpazarı İlköğretim Okulunda, bir kız öğrencinin erkeklere
satıldığı, bir kız öğrencinin hamile kaldığı ve üç kız öğrencinin de erkek
öğrenciler tarafından pazarlandığı, basında yer alan haberler arasında
bulunmaktadır.
19 Mayıs Üniversitesine bağlı Merzifon
Meslek Yüksekokulunda, müdür vekilinin kız öğrencilere elle ve sözlü olarak tacizde
bulunduğu ve ilgili hakkında cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda
bulunulduğu, edinilen bilgiler arasındadır.
Şifahî olarak alınan bilgilere göre,
Sincan’da bir okulda, hamile kalan öğrencinin kürtaj yaptırdığı öğrenilmiş ve
öğrenci okuldan uzaklaştırılmıştır.
Bazı üniversitelerde, birkısım öğretim
üyesi ve görevlilerin, şantaj yaparak bazı öğrencilerle metres hayatı
yaşadıkları, daha önceki yıllarda da basına yansıyan bilgiler arasındadır.
Örneklendirilmeye çalışılan bu
bilgiler, şüphesiz, hiç de iç açıcı bir durum değildir; ancak, eğitim alacak
öğrencilerin gelecekleri açısından, onları bekleyen tehlikelerin bertaraf
edilmesi gerektiğine inanarak, bu konularda tedbirler alınması ve eğitim
kurumlarındaki vurdumduymazlık ve laçkalığın, özellikle de taciz ve
tecavüzlerin önlenmesi gerektiğine inanıyoruz.
Anayasanın Üçüncü Bölümünde yer alan
eğitim ve öğretim hakkı ve ödevine ilişkin 42 nci maddenin ve kanunlarla
düzenlenen ilgili mevzuatın ciddî biçimde uygulanması zorunlu görülmektedir.
Ayrıca, insan hakları, çocuk haklarına dair sözleşmenin 32 nci maddesine göre
“taraf devletler, çocuğun, ekonomik sömürüye, her türlü tehlikeli işte ya da
eğitime zarar verecek ya da sağlığı, bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaksal ya da
toplumsal gelişmesi için zararlı olabilecek nitelikte çalıştırılmasına karşı
koruma hakkını kabul ederler” denilmektedir. Uluslararası Af Örgütünce de,
çocuklara yönelik şiddet sürdüğü sürece, tüm insanlığın geleceğinin risk
altında olduğu hatırlatılmaktadır.
Geleceğin teminatı olan genç
nesillerin, eğitim süreçlerinde emin ellerde, güvenli ve kaliteli bir eğitim
almaları, milletçe arzu ettiğimiz bir durumdur. Bu duygu ve düşünceyle,
eğitimin önünde görülen tüm engellerin kaldırılması, araştırmaya bahis olan
taciz ve tecavüz olaylarının bir kez daha yaşanmaması için gerekli tedbirlerin
alınması dilek ve temennisiyle araştırma önergesini hazırlamış bulunuyoruz,
takdir Meclisindir.
Saygılarımızla.
BAŞKAN – Araştırma önergesi
bilgilerinize sunulmuş olup, gündemdeki yerini alacak ve Meclis araştırması
açılıp açılmaması hususundaki öngörüşme sırası geldiğinde yapılacaktır.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Çevre
Komisyonu, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca Tarım, Orman ve Köyişleri
Komisyonuna havale edilmiş bulunan Kara Avcılığı Kanunu Tasarısının İçtüzüğün
34 üncü maddesine göre kendi komisyonlarına da havalesini istemiştir. Tarım,
Orman ve Köyişleri Komisyonu da bu isteği uygun gördüğünde, İçtüzüğün 34 üncü
maddesine göre tasarı, görüşünü bildirmek üzere Çevre Komisyonuna gönderilecektir.
Bu hususu bilgilerinize sunuyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutuyorum:
31
Mayıs 2001
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Çek Cumhuriyeti Parlamentosu Millet
Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Lubomir Zaoralek’in vaki davetine
istinaden, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Kâmran İnan başkanlığında Dışişleri
Komisyonu üyelerinden oluşan bir Parlamento Heyetinin 5-7 Haziran 2001
tarihleri arasında söz konusu davete icabet etmesi hususu, Genel Kurulun
16.05.2001 tarihli 104 üncü birleşiminde kabul edilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış
İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 Sayılı Kanunun ikinci maddesi
uyarınca heyeti oluşturmak üzere siyasî parti gruplarının bildirmiş olduğu
isimler Genel Kurulun bilgilerine sunulur.
Ömer İzgi
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
Teoman
Özalp Bursa Milletvekili
Mehmet Ali
İrtemçelik İstanbul Milletvekili
BAŞKAN – Bilgilerinize
sunulmuştur.
Gündemin “Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
Önce, yarım kalan işlerden
başlayacağız.
İzmir Milletvekili Rıfat
Serdaroğlu’nun; İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın; Amasya Milletvekili
Ahmet İyimaya’nın; Ankara Milletvekili Yıldırım Akbulut’un; Şırnak Milletvekili
Mehmet Salih Yıldırım’ın; Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Konya
Milletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili Nejat Arseven’in; İstanbul
Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının; Zonguldak Milletvekili Hasan Gemici’nin
ve İzmir Milletvekili Işılay Saygın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve Anayasa Komisyonu
Raporu (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449)
(S.Sayısı: 527)
BAŞKAN – 10.01.2001 tarihli 42 nci
birleşimde İçtüzüğün 88 inci maddesine göre komisyona geri verilen Türkiye
Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde
Değişiklik
Yapılmasına Dair İçtüzük Tekliflerinin görüşülmeyen maddeleriyle ilgili
Komisyon raporu Başkanlığa verilmediğinden teklifin görüşmelerini erteliyoruz.
Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri
İzleme Kurulları Kanunu Tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam
edeceğiz.
Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri
İzleme Kurulları Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/851) (S. Sayısı:
669)
BAŞKAN – Komisyon?.. Yok
Ertelenmiştir.
Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve
Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar
Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa
Komisyonu raporunun müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve
Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar
Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa
Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon?.. Hazır.
Hükümet?.. Hazır.
Çerçeve 17 nci maddenin ek 1 inci
maddesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Ek 2 nci maddeyi okutuyorum:
EK MADDE 2. – Bu Kanunda belirtilen istisnalar dışında, Üst
Kuruldan izin almadan radyo ve televizyon yayını yapan ya da Üst Kurul
tarafından geçici ya da sürekli iptal edilmesine rağmen yayın yapan kişiye,
kuruluşların ise sahip ve yöneticilerine, fiilleri bir başka suç oluştursa
bile, fiilin ağırlığına göre altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ve bir
milyar liradan yüz milyar liraya kadar para cezası verilir. Ancak, Türkiye
Cumhuriyetinin varlık ve bağımsızlığına, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez
bütünlüğüne karşı yıkıcı ve bölücü faaliyetlere sevk edecek şekilde yayın
yaptıkları tespit edilerek yayınları durdurulan veya yayın izinleri iptal
edilen kişiler, bu kuruluşların sahipleri ve yöneticileri ile bu tür yayınlarda
görev alanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesine göre cezalandırılır.
Ayrıca tüm yayın cihazları Türk Ceza Kanununun 36 ncı maddesine göre müsadere
edilir.
Yayın bantlarını bir yıl süre ile muhafaza etmeyen ve bu
süre içinde Üst Kurul veya cumhuriyet savcılığınca istenmesine rağmen sesli ve
görüntülü olarak teslim etmeyen yayın kuruluşlarının sahip ve yöneticileri,
altı aydan bir yıla kadar ağır hapis ve bir milyar liradan on milyar liraya
kadar ağır para cezası ile cezalandırılır. Ayrıca, bir aydan üç aya kadar
ilgili kuruluşun yayınının durdurulmasına karar verilir. Gönderilen bandın
içerik bakımından istenen yayın olmaması veya bantta tahrifat, çıkarma, silme
gibi işlemler yapılması halinde, ayrıca iki yıldan on yıla kadar ağır hapis ve
iki milyar liradan on milyar liraya kadar ağır para cezası verilir.
Bu maddedeki para cezaları, her
yıl Maliye Bakanlığınca ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılır.
BAŞKAN – Ek Madde 2 ile ilgili olarak,
Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın Nevzat Yalçıntaş; buyurun. (FP sıralarından
alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
FP GRUBU ADINA NEVZAT YALÇINTAŞ
(İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; bu madde de ceza
maddesi. Madde, sayın arkadaşımız tarafından biraz evvel okundu; altı aydan iki
yıla kadar hapis, yayınların durdurulması, Türk Ceza Kanununun 314 üncü
maddesine göre hapis verilmesi, ayrıca cihazlara el konulması, bunun dışında,
yine alttaki fıkrada, altı aydan bir yıla kadar hapis, yine maddede, ayrıca iki
yıldan on yıla kadar ağır hapis vesaire.
Söz konusu olan medya, söz konusu
basın, söz konusu olan fikir, yayın hürriyeti, bunlara tekabül eden suçların
nevilerine lütfen bakınız ve suçla verilen ceza arasındaki nispetsizlik yine
ortada. Bu kürsüden, bundan önceki maddede de arz etmiştim; para cezaları ve bu
maddeye göre de hapis cezaları geliyor. Hepimiz biliyoruz, hukukun kaidesine
göre, bu suçlar ve cezalar arasında tenasüp aranmak gerekiyor; bu yok.
Diğer bir nokta; dün yine bundan önceki maddede arz
ettiğim bir husus var; şifrenin çözülmesi meselesi. Bunun, ister istemez, de
facto, fiilen Anadolu’daki ve Trakya’daki küçük ve orta sermayesi olan radyo ve
televizyonlara uygulanma durumu ortaya çıkacak. Daha önce kıymetli kardeşimiz
Sayın Çelebi, halen mevcut kanunun kalitesinden bahis buyurdular; bu kalite
olmadığı için, bazı sahiplik konularının açığa çıkarılmadığının anlaşıldığını
söylediler, katılabilirim; ama, aynı durum, dün reddedilen önergede, iznin
iptal edilmesi konusunda da yine Anadolu’daki ve Trakya’daki küçük ve orta boy
yayın kuruluşlarına uygulanacak. Düşünebiliyor musunuz, iptal edilecek ulusal
falanca kanal; yapılabilecek mi de facto? Yapılamamış olduğunu; yani,
sahipliklerinin dahi, yazıya rağmen bu administrasyon, idare, bu siyasî
mekanizma meydana çıkaramamış. Sayın Çelebi, bunu, haklı olarak, mevcut kanunun
bir zaafı olarak belirtti. Şimdi kapatacağız; mümkün mü? Yani, filanca ulusal
kanal...
İşte, yeni bir zaaf daha getiriyoruz. O kadar ki, işte
size bir yazı; gizli olduğu için okuyamıyorum; ama, mahiyetini söyleyeyim: Üst
Kurul, gereği için Başbakanlığa yazıyor. Tarihini söyleyebilirim 16.8.1999 ve
bilgi için Genelkurmay Başkanlığı, Millî Güvenlik Kurulu vesaire... Ne soruyor;
diyor ki: “İhaleleri hazırladım, şu ihaleleri yapacağız, birtakım durdurma
yazıları geliyor, bunu halledelim, toplantı yapalım” diyor. Toplantı dahi
gelmiyor. Gelin, toplantı yapın, şey edin... Administrasyonun, bürokrasinin bu
kadar lâgar, ağır, ihmalkâr çalıştığı bir ülkede, ulusal televizyona ihale
meselesi konuşulamadığı bir ülkede, biz kanal kapatacağız, biz hapis cezaları
vereceğiz, biz milyarlarla ceza vereceğiz! İşlemeyen mekanizma kimin için işlemedi;
büyük sermaye için işlemedi. Sermayeye karşı falan asla olmadığımız çok
açıktır, ne aile yapımız ne fikirlerimiz buna müsait değil. Bütün mesele
kontrol ve dengeleme, Frenkin dediği “check ambalance” Kontrol ve dengeleme mekanizmalarını
işler şekilde kuramazsak birtakım natürmort, ölü hükümler getireceğiz veyahut o
hükümleri zayıflara uygulayacağız.
Sayın Başkan, çekiniyor ve korkuyorum
ki, bu hükümlerde yine hepimizin ilinde, ilçesinde kurulu küçük ve orta
sermayeli kuruluşlara, radyolara ve televizyonlara işletilecek ve orada çoğu
masum, oranın yerlisi, gençlerin çalıştığı radyo ve televizyonların o çalışan
insanları savcılıklara, mahkemelere sevk edilecek, bir sene hapis, beş sene
hapis, on seneye kadar hapis...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
NEVZAT YALÇINTAŞ (Devamla) – Bunlar
yanlıştır. Bunların mutlaka düzeltilmesi gerektiğine inanıyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (FP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sağ olun, teşekkürler efendim.
Doğru Yol Partisi Grubu adına, Antalya
Milletvekili Sayın Kemal Çelik konuşacaklar.
Buyurun Sayın Çelik. (DYP sıralarından
alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
DYP GRUBU ADINA KEMAL ÇELİK (Antalya) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 17 nci maddesine bağlı ek 2
nci maddesi üzerinde Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bu tasarıyla
ilgili olarak Yüce Mecliste her şey söylendi. Ben, olaya dünyadaki gelişmeleri
baz alan bazı örneklerle değinmek istiyorum.
Dünya 21 inci Yüzyılın başında hızlı
bir değişim süreci içerisine girmiştir. Dünyada dengeler değişti, bilgi ve
insan önplana çıktı.
Teknolojinin, enformasyonun, finansın
ve ulaştırma hizmetlerinin özelleşmesi ve milyonlarca insanı birbirine bağlayan
bilgisayarlar ve internet sistemleriyle, dünya bilgi çağını yakaladı.
Bilgi toplumuna geçişin hızlanması ve
silikon vadisinin yaratılması, 1980’lerin ortasında, enformasyon,
telekomünikasyon, ulaşım ve finans sektörlerinin demokratikleşmesiyle atıldı.
Dünyada insan ve bilgi en büyük sermaye olarak görülmeye başlandı. Sağlanan
demokrasi ve özgürlükler ortamıyla, insan beyninin en iyi şekilde
kullanılmasına imkân sağlandı.
Dünyada, artık “teknolojinin,
enformasyonun ve finansın demokratikleşmesi” diye yeni kavramlar ortaya çıktı.
Bilgisayarlaşma, telekomünikasyon
teknolojileri, sıkıştırma teknolojisi, minyatürleşme ve dijitalleşme gibi
teknolojiler bir araya gelerek, dünyanın neresinde olursa olsun insanlara
iletişim hizmetlerini büyük bir hızla sunmaya başladılar.
Değerli milletvekilleri, teknolojinin
ve enformasyonun demokratikleşmesi ancak demokratik ortamlarda mümkündür.
Demokrasinin olmadığı ülkelerde teknolojik ilerlemeler ve değişimler mümkün
değildir.
Dünyamız değişiyor, Türkiye de değişmek
zorunda, Türkiye de dünyaya ayak uydurmak zorunda. Artık, hızla değişen dünyada
“Türkiye başka ülkelere benzemez, bizim özel şartlarımız var” söylemimizi
bırakalım. Kendi dünyamızda, kendi kısıtlamalarımızla “ben güçlüyüm, her şeyi
dikte ettiririm” anlayışından vazgeçelim.
Dışarıdaki hayatı karalamak ve
olduğundan kötü göstermek ya da içerideki hayatın propagandasını yapmak ve onu
olduğundan iyi göstermek de, Türkiye dışında artık imkânsızdır.
Çinli bir muhalif siyasetçi, Los
Angeles Times’a verdiği demeçte diyor ki “internet yardımıyla Çin’deki sansür
sistemini eninde sonunda yıkacağız. Bütün diğer halklar gibi, Çin halkının da
bilgi edinme ve fikir özgürlüğü hakkına dayalı olduğunu düşünüyoruz.” Buna
rağmen, mevcut Çin Hükümetinin bilgi teknolojisinden yararlanarak, internet
kanalıyla üniversite eğitim çalışmalarına başladığını da Yüce Meclise
hatırlatmak isterim; oysa biz, üniversitelerimizde enformasyon kürsülerini
oluşturmamış ve henüz enformasyon hukukunu getirmemiş durumdayız.
Yine, biz, bugünkü yasayla, özellikle,
internet ve bilgisayar teknolojisinin gelişimini sınırlayan cezalar
getiriyoruz. Bu, son derece yanlıştır. Dünyada bugün, her türlü internet
yayınları özgürlükler kapsamında sayılarak müdahale edilmiyor; çünkü, bilgi
toplumuna geçiş, bilgi teknolojisini sınırsızca ve özgür bir ortamda
kullanmakla olur.
Yine, bu temel yasayla, temel
özgürlüklerle ekonomik çıkarlar arasındaki denge ekonomik çıkarlar lehine
bozuluyor: medyanın tekelleşmesine imkân sağlıyoruz. Bu durum, Avrupa Birliği
normlarına ve Ulusal Programa da maalesef aykırıdır.
Tasarıyla, yerel medyaya getirilen ağır
para cezaları, iletişim sisteminin mantığına aykırıdır. Yerelde gelişmeyen
hiçbir sistemin genelde başarılı olması mümkün değildir.
Değerli milletvekilleri, bakınız, Sayın
Mesut Yılmaz özellikle, son günlerde, var gücüyle “hukuk, hukuk” diye, âdeta
çırpınıyor, görevini yapan yargıya ve jandarmaya veryansın ediyor. Dün, başka
siyasilere uygulanan hukuk dışı uygulamaları keyifle izleyerek
siyasallaştırırken, bugün, devam eden bir davayı baskı altına alarak etkilemeyi
ve hukuku siyasallaştırmayı bizzat kendisi sürdürüyor; ama, yine, aynı durum
söz konusu olacak. Bugün, bu yasayla, dünyanın gidişine aykırı olarak,
iletişimin demokratikleşmesi kapsamında medyanın demokratikleşmesini
tekelleşmeye sebebiyet verecek düzenlemelerle engelleyenlerin, kendi
çıkardıkları Organize Suçlarla Mücadele Yasasının oklarının kendilerine doğru
geldiğini görünce feryat ettikleri gibi, yine, feryatlarını duyar gibi
oluyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
KEMAL ÇELİK (Devamla)- Yüce Meclisin,
bu dönemde tartışılan itibarını, bu tür dayatma yasalarıyla tamamen
bitirebileceğini hiç unutmayalım; çünkü, yapılan, medyayı siyasetin üzerinde
kayıtsız şartsız egemen kılmaktır diyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum.
(DYP, FP ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çelik.
Madde üzerinde dört önerge vardır;
ancak, bunlardan ilk üçünü işleme alabileceğiz.
Önergeleri geliş sırasına göre okutup,
aykırılık sırasına göre işleme alacağım:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasa
tasarısının çerçeve 17 nci maddesi ile 3984 sayılı Kanuna eklenen ek madde
2’nin ikinci fıkrasının son cümlesindeki “iki yıldan on yıla kadar” ibaresinin
“bir yıldan beş yıla kadar” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Fethullah Erbaş Lütfi Yalman Alaattin
Sever Aydın
Van Konya Batman
Mustafa Geçer Aslan Polat Cevat Ayhan
Hatay Erzurum Sakarya
Mehmet Çiçek Zeki
Önal Mehmet Bekâroğlu
Yozgat Karaman Rize
Musa Uzunkaya
Samsun
BAŞKAN
– Diğer önergeyi okutuyorum:
Sayın Başkanlığa
Görüşülmekte
olan 682 sıra sayılı yasa tasarısının ek 2 nci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci
satırındaki “savcılığınca”dan sonra gelmek üzere “dava açılmış ise taraflarca”
ibaresinin ilavesini saygılarımla arz ederim.
Kamer Genç Fethullah
Gültepe Mehmet Gölhan
Tunceli Van Konya
İbrahim Konukoğlu Ahmet
İyimaya
Gaziantep Amasya
BAŞKAN
– Okutacağımız son önerge, aynı zamanda, en aykırı önergedir, okuttuktan sonra
işleme alacağız.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte
olan 628 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında
Kanunun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 17 nci maddesi ile 3984
sayılı Kanuna eklenmiş bulunan ek madde 2’nin birinci fıkrasının sonundaki
“ayrıca tüm yayın cihazları Türk Ceza Kanunun 36 ncı maddesine göre müsadere edilir”
ibaresinin fıkra metninden çıkarılmasını araz ve teklif ederiz.
Fethullah Erbaş Veysel Candan Cevat Ayhan
Van Konya Sakarya
Cevat Ayhan Lütfi Yalman Yakup Budak
Sakarya Konya Adana
Fahrettin
Kukaracı Ahmet Sünnetçioğlu Niyazi Yanmaz
Erzurum Bursa Şanlıurfa
Aslan Polat
Erzurum
BAŞKAN – Sayın Komisyon?..
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN
(Bursa) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın Hükümet?..
DEVLET BAKANI EDİP SAFDER GAYDALI
(Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Erbaş?..
FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Sayın Veysel
Candan konuşacaklar efendim.
BAŞKAN – Sayın Candan, buyurun. (FP
sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
VEYSEL CANDAN (Konya) – Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan RTÜK yasa tasarısının 16
ncı maddesi üzerinde verilen önerge üzerinde görüşlerimi açıklamak üzere söz
aldım; Muhterem Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN – Sayın Candan, 16 değil; 17’ye
2...
VEYSEL CANDAN (Devamla) – Evet, 17’ye
2...
Bu maddede, verilen cezalarla ilgili
yaptırımların çok ağır olması ve işletmelerin cezaları ödemediği zaman müsadere
edilmesi, yani, mallarına ve işletmelerine el konulma bölümünün tasarıdan
çıkarılmasının daha doğru olacağı kanaatindeyiz.
Değerli arkadaşlar, metni içerik
itibariyle incelediğimiz zaman, tasarıyı getiren hükümet, burada, şu temel
nitelikleri ortaya koymaktadır: Bunlardan bir tanesi, bu yasa 1994 yılında
çıkarıldı, birtakım eksiklikleri vardır, uygulamada sorunlar vardır ve bunlar
giderilmelidir. İkinci olarak, iktidar ve muhalefet dengesini yansıtmıyor.
Türkiye’de seçimler beş yılda değil dört yılda yapılıyor, halbuki, burada,
seçilen üyeler seçim süreleri beş yıl olduğu için uzundur ve hükümetler
değiştikçe, hükümetler tarafından seçilen üyeler arasında da dengesizlikler
olduğu söyleniyor ve görev sürelerinin altı yıl olmasının uzun olduğu ifade
ediliyor. Ayrıca, yine, gerekçede, RTÜK gelir ve giderlerini Sayıştay yerine
Yüksek Denetleme Kurulu tarafından incelenmesinin daha doğru olacağı kanaati
vardır. Dolayısıyla, 1994’te çıkarılan Yasada, bu, denetim dışı bırakılmıştır;
burada bir eksiklik vardır denilmektedir.
Yine, yaptırımlar yetersiz -esas, bizim
önergemiz de bununla ilgili- bölücü, yıkıcı, irticaî yayınlar önlenemiyor;
bunların da giderilmesi için, tarafsız, bağımsız ve özerk bir kuruluş
amaçlanmaktadır denilmektedir.
Bir kere, burada, mahallî
televizyonlara verilen cezalar çok fazladır. Bu cezalar ödenmediği zaman da
-ki, ödenmeyecektir- 250 milyar lira, 100 milyar lira gibi cezalar ödenmediği
zaman da, işletmelere müsadere, yani, el koyma imkânı kanunda tanınmaktadır.
Aslında, bu tasarı, belki en geç birkaç
ay sonra Cumhurbaşkanlığından geri dönecek ve Parlamentoda tekrar müzakere
edilecektir; ben, bunu, elimdeki belge ve bilgelere göre söylüyorum.
Bir kere, tasarıda birtakım muğlak
ifadeler var. Geçen maddelerde de, değişik milletvekili arkadaşlarım ifade
ettiler; hangi şartlarda, neye göre, verilen ruhsatlar tekrar geri alınacak;
burada bir belirsizlik vardır. Yani, bu, bir yerde, basının bir bölümünde sık
sık yazılıyor. Eğer, Türkiye’de, medya ile sermaye ilişkilerinde, yani, bu
sermaye çevrelerinin her birinin, bir televizyon kuruluşu, bir gazetesi, bir
bankası ve bir ithalat-ihracat şirketi varsa, burada doğru olan, aşırı parasal
cezalar yerine, bu müsadere, el koyma yerine, bunları önleyici olarak,
bankacıların, müteahhitlerin, ithalat-ihracat şirketi sahiplerinin ve
turizmcilerin radyo ve televizyon sahibi olmamaları gerekir diye düşünüyoruz.
Değerli arkadaşlarım, dünyada en çok
satan gazete, bir Japon gazetesi, 14 milyon satıyor ve bu gazetenin gelirleri,
sadece satıştan, ilan ve reklam gelirlerinden ibarettir. Halbuki, bizde, her
gazete, her televizyon kuruluşu sahiplerinin, öncelikle, bir bankası var, daha
sonra, bir ithalat ihracat şirketi var ve daha sonra, teşvikler var ve bu
işlere bulaşan, maalesef, çok üzücü, sayıları az da olsa, siyasetçiler var. Hepimizin,
Parlamento olarak, buradaki özlemi, kirliliğe bulaşmamış, dürüst ve temiz
siyaset ve aldığımız vekâleti tertemiz millete geri iade etmek
mecburiyetindeyiz. Yani, burada, mikrofon başında ayrı konuşmak, kamuoyuna,
halka indiğimiz zaman ayrı konuşmak veya oylamalara katılmamak suretiyle
protesto etmek, kanaatimce doğru değildir. Hepimiz, milletvekili olarak, hür
irademizle, doğru inandığımız veya bildiğimiz doğrular istikametinde oylarımızı
kullanmak mecburiyetindeyiz diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan,
karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.
AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Karar
yetersayısının aranılmasını istiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükümetin ve Komisyonun
katılmadığı önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.
Oylamayı elektronik cihazla yapacağım.
Oylama için 3 dakika süre veriyorum.
Oylama işlemini başlatıyorum:
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar
yetersayısı yoktur; 15.40’ta toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 15.30
ÜÇÜNCÜ
OTURUM
Açılma Saati: 15.45
BAŞKAN : Başkanvekili Ali ILIKSOY
KÂTİP ÜYELER : Mehmet BATUK
(Kocaeli), Levent MISTIKOĞLU (Hatay)
----- 0 -----
BAŞKAN –
Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 111 inci Birleşiminin
Üçüncü Oturumunu açıyorum.
Görüşmelere
kaldığımız yerden devam ediyoruz.
- Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir
Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682) (Devam)
BAŞKAN –
Komisyon?.. Hazır.
Hükümet?..
Hazır.
Ek 2 nci maddeyle ilgili olarak Sayın
Fethullah Erbaş ve arkadaşları tarafından verilen, komisyonun ve hükümetin
katılmadığı önergenin oylamasında karar yetersayısının aranılması istenilmişti;
karar yetersayısına ulaşılamadığı için, ara vermek zorunda kalmıştık.
Şimdi, yeniden oylama yapacağım ve
karar yetersayısını arayacağım.
Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar
yetersayısı vardır.
Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasa
tasarısının Çerçeve 17 nci maddesi ile 3984 sayılı Kanuna eklenen ek madde
2’nin ikinci fıkrasının son cümlesindeki “2 yıldan 10 yıla kadar” ibaresinin “1
yıldan 5 yıla kadar” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Fethullah ErbaŞ (Van) ve arkadaşları.
BAŞKAN – Sayın Komisyon?..
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN
(Bursa) – Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Sayın Hükümet?..
DEVLET BAKANI EDİP SAFDER GAYDALI
(Bitlis) – Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet
katılmıyor.
Sayın Erbaş?..
FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Sayın Başkan,
Sayın Musa Uzunkaya konuşacaklar efendim.
BAŞKAN – Sayın Uzunkaya, buyurun
efendim.
MUSA UZUNKAYA (Samsun)- Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Çerçeve 17 nci
maddeye bağlı ek 2 nci madde üzerinde verilen değişiklik önergemiz hakkında söz
almış bulunuyorum.
Değerli arkadaşlar, tabiî, bu yasa
tasarısı, tümüyle beraber yasakları ihtiva ettiği için, özellikle bu ek 2 nci
maddede de ceza mekanizmaları yoğun bir şekilde işletiliyor. Elbette, Roma
Jüstinyen Mektebinin hukuk kurallarının da, ceza hukukunun da gereği odur ki,
suç varsa, ceza olacaktır; ancak, cezanın suçlarla muadeleti esas olmalıdır.
Kanımca, daha önce buradan çıkmış olan birkısım başka yasalarda da görülmüştür
ki, suçlarla mütenasip olmayan cezalar uygulama fırsatını bulamamaktadır.
Nitekim, buradaki, iki yıldan on yıla kadar talep edilen ceza miktarının, biz,
bir yıldan beş yıla kadar düşürülmesini, yani, yarı yarıya düşürülmesini
istiyoruz. Zaten, yasa tasarısı, baştan sona kadar -arz ettiğim gibi- yasakları
ihtiva eden bir yasa tasarısı olarak toplumun önüne getirilmiştir.