BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

29 Mayıs 2001 Salı

        BAŞKAN: Başkanvekili Ali ILIKSOY

             KÂTİP ÜYELER: Mehmet BATUK (Kocaeli), Levent MISTIKOĞLU (Hatay)

        -----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109 uncu Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayımız vardır.

Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Sayın Başkan, acaba, görme yeteneğimi mi yitirdim ben?! Toplanı yetersayısı yok...

BAŞKAN – Yok, öyle bir şey yok.

Gündemdışı ilk söz, Bor madenlerinin ülkemiz açısından önemi hakkında söz isteyen Balıkesir Milletvekili Sayın İsmail Özgün’e aittir.

Buyurun Sayın Özgün. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

AHMET GÜZEL (İstanbul) – Sayın Özgün, bakın, sizi konuşturmak istemiyor Sayın Grup Başkanvekiliniz!..

BAŞKAN – Sayın Özgün’ün sunacağı bilgilerden sizi mahrum etmek istemedim efendim.

Buyurun.

 

İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bor madeni, tarımdan nükleer tesislere ve uzay çalışmalarına kadar pek çok alanda alternatifsiz olarak kullanılmaktadır. Bor, kimyasının özelliği gereği, vazgeçilmez bir elementtir; sanayiin tuzu olarak bilinmektedir; 2 300 derecede ergimesi, yangın geciktirici olarak uzay mekiğinden inşaatlara kadar, bugün pek çok alanda kullanılmaktadır.

Bor, yüksek kalitede enerji anlamına gelmekte ve gelecekte enerji santrallarında da kullanım imkânını taşımaktadır. Bu özelliğinden dolayı roket yakıtı olarak faydalanıldığı bilinmektedir. Akü yapımında, motor yağlarında, akaryakıtta kullanılmaktadır. Ayrıca, fiberglas, e-glas ve cam sektöründe alternatifsiz olarak kullanılmaktadır.

E-glas, elektronik sektöründe vazgeçilmez bir önemi haiz olup, bu bor olmasa, elektronik sanayiinin yeterince gelişmeyeceği anlamına gelmektedir. Keza, kaliteli ve optik cam uygulamalarında, borun, yine vazgeçilmezliği söz konusudur. Bu alanda otomobil camı üretimi en önemli bor tüketim alanını oluşturmaktadır.

Bor, darbelere karşı mukavemeti artırmaktadır. Borun önemli bir kullanım alanı da seramik sektörüdür.

Bunun yanında, deterjanın ana maddelerinden biri de bordur. Gelişen teknolojiyle birlikte bora olan ihtiyaç daha da artmaktadır.

Bora alternatif olarak sodyum karbonat geliştirme çabaları da olumlu bir sonuç vermemiştir.

Bunlardan başka, antiseptik olarak ilaç sektöründe; böcek öldürücü olarak tarımda, gübrede; korozyon önleyici olarak çimentoda; kozmetikte, fotoğrafçılıkta; sır kaplama olarak emayede; izolasyon malzemesi olarak inşaatlarda; boya sanayiinde, yangına mukavemet açısından da ağaç sanayii olmak üzere birçok alanda alternatifsiz olarak kullanılmaktadır. Yine, son yıllarda, özellikle bilgisayar teknolojisinde giderek daha çok kullanılmaktadır. Teknolojinin genel yönelimi bor kullanımını giderek artırmaktadır. Borun stratejik mineral olma özelliği, bugün, giderek daha da yaygın hale gelmiş bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, dünya bor pazarında fiyatların oluştuğu bir borsa mevcut olmayıp, piyasadaki geçerli fiyatlar Eti Holding ve Amerikan firması olan US Borax tarafından belirlenmektedir. Dünya bor rezervinin yüzde 70’ini bünyesinde bulunduran Eti Holding, dünya bor pazarında büyük bir rekabet içerisinde bulunduğu ABD kökenli US Borax firmasıyla birlikte önemli bir konumda bulunmaktadır. Yaklaşık 1,5 milyon ton olan dünya bor üretiminden Eti Holding yüzde 31, US Borax yüzde 37 gibi birbirlerine yakın paylar alırken, yaklaşık 1,2 milyar dolar olan parasal büyüklükten; yani, pazardan US Borax yüzde 65 pay alırken, Eti Holding, ne yazık ki, yüzde 21 civarında pay almaktadır.

Dikkat edilirse, Amerikan şirketinin pazar payı neredeyse bizim Eti Holdingin 3 katı kadardır. Bunun nedeni, Eti Holdingin 350 000 ton/yıl rafine bor ürünü satışına karşılık US Boraxın 1,3 milyon ton/yıl rafine ürün satışıdır. Burada yapılması gereken, Eti Holdingin rafine bor üretimini ve uluslararası pazar ağını geliştirmek ve güçlendirmek olmalıdır. Yoksa, böylesi önemli bir kuruluşu özelleştirmeye kalkışmak, takdir edersiniz ki, akıl kârı bir iş değildir.

Değerli milletvekilleri, Eti Holdingin özelleştirilmek istenilmesinin ve halen özelleştirme kapsamının dışına çıkarılmamış olmasının sebebi, bünyesinde bulunan bor işletmelerinin kâr marjının çok yüksek olmasından kaynaklanmaktadır. Bu durum, yurtiçinde ve yurtdışında birtakım çevrelerin iştahını kabartmaktadır. Yurtiçi ve yurtdışındaki bu çevrelerin bor işletmelerini ele geçirmek istedikleri öteden beri bilinmektedir; buna kesinlikle fırsat verilmemelidir.

Gerçi, Bakanlar Kurulu, gelen tepkiler üzerine, bor madenlerinin özelleştirme kapsamı dışına çıkarılması yönünde bir karar almış bulunmaktadır; ama, bu yeterli değildir, Özelleştirme Yüksek Kurulu tarafından aynı şekilde bir karar alınması gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özgün, 1 dakika içinde toparlar mısınız.

İSMAİL ÖZGÜN (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkanım.

Ama, aradan bu kadar zaman geçtiği halde, Özelleştirme Yüksek Kurulu, söz konusu kararı, ne yazık ki, bugüne kadar çıkarmamıştır ve özelleştirme konusu hâlâ gündemdedir. Bandırma’da çıkan bir yerel gazetede de bu konu gündeme getirilmiştir ve borun özelleştirilmesinin halen gündemde tutulduğu ifade edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı bir an evvel çıkarılmalı ve bu maceraya son verilmelidir; çünkü, bor, ülkemiz açısından, fevkalade önemli ve stratejik bir madendir. Ülkemizde, bilinen bor madeni rezervi yaklaşık 2,5 milyar ton civarındadır, bunun da karşılığı 700-750 milyar dolarlık bir millî servettir. Bugün ülkemizin borçlarının 200 milyar dolar civarında olduğunu düşünürsek, borun ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlamış oluruz. Doğalgaz ve petrole sahip ülkeler için doğalgaz ve petrol neyse, bor da, Türkiyemiz açısından o derece önemlidir ve stratejik bir madendir.

Bu bakımdan, Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlık sembollerinden biri olan bor madenleri, bu birtakım güçlere verilmemeli, peşkeş çekilmemeli diyor; hepinize saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özgün.

Gündemdışı ikinci söz, İstanbul’un fethi konusunda söz isteyen, İstanbul Milletvekili Mehmet Pak’a aittir.

Buyurun Sayın Pak. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

 

 

MEHMET PAK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul’un fethinin 548 inci yılı nedeniyle gündemdışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlarken, bana gündemdışı söz verdiği için Sayın Başkana teşekkürlerimi arz etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, İstanbul’un fethiyle ilgili olan en önemli hususlardan biri, Peygamber halkasının sonu olan Peygamberimizin bunu daha önceden bilmesi idi. Peygamberimizin hadisine nail olmak bazılarını heyecanlandırmış, gerekli hazırlıkları yapmış olmalarına rağmen, İstanbul’un fethini başaramamışlardır.

İstanbul’un fethi hiç de kolay olmamıştır. Çok iyi tahsil yapan Fatih Sultan Mehmet sadece kendini yetiştirmekle kalmayarak, inançlı, imanlı Türk Ordusunu yetiştirmiştir. Ulubatlı Hasan gibi gözünü hiç kırpmadan, yanında 30 arkadaşıyla birlikte surun tepesine bayrağı dikmeye giderken, yolda 18 arkadaşını kaybetmiş olmasına rağmen, inancını kaybetmeyen, burca Türk Bayrağını diktikten sonra şehadet şerbetini içmiştir. Bu durum, Fatih’i son derece üzmüş “Ben de Fatih olmasaydım, Ulubatlı Hasan’ın yerinde olmak isterdim” demek zorunda bırakmıştır.

Değerli arkadaşlar, 21 yaşında İstanbul’u fetheden Fatih’ten Türk Gençliğinin alacağı çok dersler vardır. Nedir bu dersler? Bilime, teknolojiye çok önem veren Fatih, genç yaşına rağmen, 5 lisan bilmektedir. Atatürk’ün “Türk tarihinin en büyük kumandanlarının başında gelir” dediği büyük asker, aynı zamanda iyi bir mühendis, iyi bir tarihçi, Doğu ve Batı düşüncesini yakından inceleyen, bilim ve kültür adamıdır.

İstanbul’un fethi çağlar açıp, çağlar kapatmakla kalmamış, 1071 yılında Malazgirt Zaferiyle Anadolu’ya yerleşen Türkler İstanbul’un fethiyle kendilerini garanti altına almış, Türk Milletini Anadolu’da yok etmeye çalışan Bizans’ı fethederek, Türk Milletinin Anadolu’da sağlam temeller üzerinde oturmasını sağlamıştır.

Değerli arkadaşlar, İstanbul’un fethi, Türklerin sadece Avrupa Kıtasına geçişini sağlamakla kalmamış, Türklerin Viyana kapılarına dayanmasını, üç kıtada at koşturmasını sağlamıştır. Bu vesileyle tarihler yeniden yazılmaya başlanmış, coğrafyalar yer değiştirmiştir.

Başta Alparslanları, Fatihleri ve Ulu Önder Atatürk’ü saygıyla yad ederken, 1071’de Malazgirt’te kaybettiğimiz şehitlerimizin, 1453’te İstanbul’un fethinde başta Ulubatlı Hasan olmak üzere, Akşemseddinlerin, kaybettiğimiz şehitlerimizin ve yine, İstanbul’un fethiyle, bugünkü misakımillî sınırlarımızın çizilmesinde Kurtuluş Savaşında kaybettiğimiz şehitlerimizin de ruhlarının şad olmasını Cenabı Allah’tan dilerim.

Yedi tepenin üzerinde kurulmuş, iki kıtayı birbirine bağlayan, güzel incisi boğazla bütünlük arz eden bir dünya şehri aziz İstanbul, dünya siyasetinin ve ticaretinin merkezi olduğu gibi, Türk-İslam kültürünün de merkezidir. Dünyanın her tarafından insanın yaşadığı ve 128 ülkeden büyük olan İstanbul, ülke nüfusumuzun altıda 1’ini de bağrında taşımaktadır.

Çalışmalarını takdirle karşıladığım Kültür Bakanımız Sayın İstemihan Talay Beyin, İstanbul’un fethiyle ilgili düzenlemeleri daha etkin hale getireceğine olan inancım tamdır diyor, bu vesileyle Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ederiz Sayın Pak.

Gündemdışı üçüncü söz, bürokrasi sorunu konusunda söz isteyen Niğde Milletvekili Eyüp Doğanlar’a aittir.

Buyurun Sayın Doğanlar.

Süreniz 5 dakika efendim.

 

EYÜP DOĞANLAR (Niğde) – Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri; sözlerime başlarken, hepinizi en içten duygularımla, saygıyla selamlıyorum.

Millî Mücadelenin cefakâr ve vatanperver Meclisi hariç, bu dönemin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin en hızlı çalışan ve reform niteliğindeki yasaları çıkaran Meclisi olduğunu ifade etmeyi bir görev sayıyorum.

Yüce Meclisimizce kabul edilen ve uygulanmaları için hükümetimizce özveriyle çaba gösterilen bu yasalar, bürokrasinin ağır işlemesi, çekingen davranması, hatta, bazı birimlerde dirençle karşılaşması nedeniyle uygulanamamaktadır. Bu gibiler, devletimize hem para hem de zaman kaybettirmektedir. Bunlar, ayrıcalıklarını kaybetmemek ve bırakmamak için direnmektedirler. Bu hal, vatandaşlarımıza verilecek hizmetleri aksatmakta, hatta, durdurmaktadır. Bunun sonucu olarak  yatırımlar gecikmekte, hatta, durmakta, yabancı sermaye kaçmakta, üretim yavaşlamakta, ihracat hedefleri şaşmaktadır; özetle, plan ve programlarla belirlenen hedeflere ulaşmak hayal olmakta. Devlet çarkı işlememekte, özlenen ve belirlenen hedeflere ulaşılamamaktadır. Vatandaşlarımızın işleri zamanında yapılamadığı için vatandaş çok saygı duyduğu ve baba olarak kabul ettiği devletine gücenmekte ve küsmektedir. Bu durum, yasalara uyulmamasının ve uygulanmamasının sonucudur.

Mevkii, makamı ve unvanı ne olursa olsun hiçbir kimse yasalara uymama ve uygulanmasını geciktirme hak, yetki ve imtiyazına sahip değildir. Yasalar ne kadar mükemmel olursa olsun hükümetler ne denli çalışkan ve yapıcı bulunursa bulunsun yasaları ve alınan kararları uygulayacak bilgili, yetenekli, etkin, bürokratik yönetim oluşturulmamış ise, işleri yürütmek ve vatandaşa hizmet götürmek olanağı yoktur. Yüce Meclisimizin büyük çabalarla gece gündüz demeden çıkardığı yasalar ve hükümetimizin aldığı kararlar, vatandaşa hizmet olarak ulaşmamakta, tasarruf tedbirlerine uyulmamakta veya gerektiğince uygulanmamaktadır.

Son günlerde medyada sık sık izlemekteyiz: “Yolsuzluk olayları nedeniyle soruşturulan veya tutuklanan bazı bürokratlar yüzünden, imza atmaktan çekiniliyor ve işler durma noktasına geldi” deniliyor. İşlerini, yasaların sözüne ve özüne uygun olarak yapan, devletine ve milletine saygılı hiçbir bürokrat, ne sorgulamaya ne de tutuklamaya gerek görülmektedir

Devlet yönetiminde görevlendirilmiş bürokratların çoğunluğu, yasalara saygılı, onları titizlikle ve süratle uygulayan ve ülkesine en iyi hizmet verme aşkıyla çalışanlardan oluşmaktadır. Bunları takdir ediyor ve teşekkür ediyorum.

Ne yazık ki azınlıkta kalan birkısım makam ve mevki sahipleri ile bulunduğu yerin hizmet .yeri olduğunu unutmuş bazı zavallılar, devlet işlerini türlü bahanelerle savsaklamakta, vatandaşa ve iş sahiplerine eziyet etmekten zevk almaktadırlar. İyiniyet sahibi olmayan bu kişilerin süratle belirlenmesi ve devlet hizmetlerinden alınması şarttır. Bu çürükler ayıklanmadıkça, bürokrasimize düşen kötü imaj silinmeyecek ve devlet çarkını işler hale getirme imkânı bulunamayacaktır.

Hükümetimizin büyük bir azim ve kararlılıkla yürüttüğü yolsuzluk, rüşvet ve talanla ilgili başarılı çalışmaları, devlet bürokrasisinde her nasılsa yer almış olan bu kötüleri de bulacak, onları devlet hayatından dışlayacak ve yargıya teslim edecektir.

Avrupa Topluluğuna aday bir ülke olarak bürokraside yapılması gereken bu işlemler de yeterli değildir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, bu yönleriyle, memurun iş güvenliği yasası olmuş, çalışmayan, iş görmeyen, tembelleri koruyan, onlara iş ve aş sağlayan bir sığınak olmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – 1 dakika içerisinde toparlayınız efendim.

EYÜP DOĞANLAR (Devamla) – Bu yasanın ivedilikle ele alınması, devlet sırtından bedava geçinenlerin elenmesi; verimli çalışan, kaliteli hizmet üreten ve vatandaşlarımıza güler yüzle hizmet sunan memurlarımız da ekonomik durumlarının düzeltilmesi gerekmektedir.

Yatırımların ve üretimin artırılması, işsizliğin azaltılması, ihracatın yükseltilmesi, vatandaşa süratli hizmet götürülmesi ve onların devletiyle barışık hale getirilmesi için bürokraside hizmet maliyetlerinin düşürülmesi ve hizmet kalitesinin yükseltilmesi şarttır.

Özet olarak diyorum ki: Devlet yönetiminde, bürokrasi, çok kişiyle zamanında yapılmayan kalitesiz hizmet veren yapısından kurtarılmalı, süratle ve kaliteli hizmet verme aşkı taşıyan insanlardan oluşturulmalı ve bunlara insanca yaşama olanakları mutlaka verilmelidir.

Milletimizin öncelikli sorunlarından olan bu konunun, hükümetimiz ve Yüce Meclisimizce en kısa sürede çözüme kavuşturulacağına inanıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğanlar.

Sözlü soru önergesinin geri alınmasına dair bir önerge vardır; okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 607 nci sırasında yer alan (6/1422) esas numaralı sözlü soru önergeme yazılı cevap verildiğinden geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

          Teoman Özalp

             Bursa

BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

Komisyondan istifa tezkeresi vardır; okutuyorum:

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Anavatan Partisi Grup Başkanvekilliğine seçilmem sebebiyle, üyesi bulunduğum Plan ve Bütçe Komisyonu Sözcü ve üyeliğinden çekilmek istiyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

              Nihat Gökbulut

         Kırıkkale

ANAP Grup Başkanvekili

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Bir meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Anayasamızın 98 inci maddesi ile TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca, ülkemiz için stratejik bir önemi olan otomotiv ana ve yan sanayiinin, sorunlarının incelenerek aksaklıkların tespit edilmesi, geleceğinin tartışılması ile yeni yaklaşımların ve sorunların çözüm yollarının ana ve yan sanayii-devlet mutabakatı içerisinde, bir master plan çerçevesinde ortaya konabilmesini sağlamak üzere bir Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

Saygılarımızla.

1- Ali Rahmi Beyreli                  (Bursa)

2- Hayati Korkmaz                  (Bursa)

3-Ahmet Arkan                  (Kocaeli)

4- Ali Arabacı                  (Bursa)

5- Ertuğrul Kumcuoğlu                  (Aydın)

6- Zeki Sezer                  (Ankara)

7- Hikmet Uluğbay                  (Ankara)

8- Tayfun İçli                  (Ankara)

9- M.Cihan Yazar                  (Manisa)

10- Fadlı Ağaoğlu                  (İstanbul)

11- Burhan Bıçakçıoğlu                  (İzmir)

12- Hüseyin Mert                  (İstanbul)

13- Ergün Bayrak                  (Artvin)

14- Osman Kılıç                  (İstanbul)

15- Mehmet Yaşar Ünal                  (Uşak)

16- Halit Dikmen                  (Aydın)

17- Gönül Saray Alphan                  (Amasya)

18- Zeki Eker                  (Muş)

19- Mustafa Güven Karahan                  (Balıkesir)

20- Hasan Macit                  (Burdur)

21- Namık Kemal Atahan                  (Hatay)

22- Numan Gültekin                  (Balıkesir)

23- Mustafa Karslıoğlu                  (Bolu)

24- Halil Çalık                  (Kocaeli)

25- Melda Bayer                  (Ankara)

26- Şenel Kapıcı                  (Samsun)

27- Oğuz Aygün                  (Ankara)

28- Evliya Parlak                   (Hakkâri)

29- Hasan Gülay                  (Manisa)

30- Eyüp Doğanlar                  (Niğde)

31- Mehmet Kocabatmaz                  (Denizli)

32- Ali Günay                  (Hatay)

33- Emin Karaa                  (Kütahya)

34- Nural Karagöz                  (Kırklareli)

35- Salih Dayıoğlu                  (İzmir)

36- Mehmet Çümen                  (İzmir)

37- Rahmi Sezgin                  (İzmir)

38- Esvet Özdoğu                  (Ankara)

39- Yücel Erdener                  (İstanbul)

40- Suat Çağlayan                  (İzmir)

41- Necdet Tekin                  (Kırklareli)

42- Erol Karan                  (Karabük)

43- Hasan Metin                  (İzmir)

44- Turhan İmamoğlu                  (Kocaeli)

45- Mehmet Tahir Köse                  (İstanbul)

46- Mustafa Tuğmaner                  (Mardin)

47- Bayram Fırat Dayanıklı                  (Tekirdağ)

48- Bülent Ersin Gök                  (İstanbul)

49- Orhan Ocak                  (Bursa)

50- Ş. Ramis Savaş                  (Sakarya)

51- Mahmut Erdir                  (Eskişehir)

52- Fahrettin Gülener                  (Bursa)

53- Ahmet Güzel                  (İstanbul)

54- Nazif Topaloğlu                  (Muğla)

Gerekçe:

Otomotiv sanayii, tüm sanayileşmiş ülkelerde ekonominin lokomotifi olarak kabul edilmektedir. Sektörün ekonomideki sürükleyici lokomotif etkisinin nedeni, diğer sanayi dalları ve ekonominin diğer sektörleriyle olan çok yakın ilişkisidir. Otomotiv sanayii, demir-çelik, döküm, petro-kimya, lastik gibi temel sanayi dallarında başlıca alıcı ve bu sektörlerdeki teknolojik gelişmenin de sürükleyicisidir.

Otomotiv sanayii, cam, tekstil, elektrik-elektronik, plastik ve kimya gibi diğer tüm sanayi dallarıyla da yakın ilişki içindedir. Turizm, altyapı ve inşaat ile ulaştırma ve tarım sektörlerinin gerek duyduğu her çeşit motorlu araçlar sektör ürünleriyle sağlanmaktadır. Bu sektördeki değişimler, ekonominin tümünü yakından etkilemektedir.

Otomotiv sanayii, bazı temel niteliklere sahiptir:

Otomotiv sanayii, uzay-havacılık sanayiinden sonraki en karmaşık teknolojiyi içermektedir.

Motorlu taşıt aracı; niteliği, malzeme yapısı, prosesi, teknolojisi ve üretim yeri farklı olan 5 000 dolayında parçanın bir araya getirilmesiyle ortaya çıkar.

Bir motorlu aracın üretimi ve trafiğe çıkabilmesi için güvenlik, trafik ve çevreyle ilgili 50 dolayında küresel teknik mevzuata uyumu zorunludur.

Pazardaki yoğun rekabet nedeniyle, müşteri tatmini ancak teknolojik gelişmeyle sağlanmaktadır. Bu nedenle, sektörde, yoğun Ar-Ge ve sürekli gelişme esastır.

1900’lü yılların başından itibaren, dünyada Etkin bir sektör olmaya başlayan otomotiv sanayii, bugüne kadar hemen tüm yeni üretim teknik ve metotlarının gelişmesine öncülük etmiş ve bu sektörün ürünü olan otomobil ise, uluslararası tanımıyla “Dünya Değiştiren Makine” olmuştur. Bu anlamda otomobil üretimi, Türkiye’de de, toplam kalite ve verimlilik yöntemleriyle, modern yönetim tekniklerinin uygulanmasında öncülük etmiştir.

Otomotiv sektörü kendisi dışında, hammadde ve yan sanayi ile otomotiv ürünlerinin tüketiciye ulaşmasını sağlayan ve bunu destekleyen pazarlama, bayi, servis, akaryakıt, finans ve sigorta sektörlerinde geniş iş hacmi ve istihdam yaratmaktadır. Otomotiv sektörü ülkedeki savunma ve makine sanayiinin gelişmesinde ve teknolojik düzeyin yükselmesinde temel oluşturmaktadır.

Bu özellikleri nedeniyle, otomotiv sanayii, stratejik bir sanayi olarak tüm dünyada hükümetlerin yakın ilgisini çekmekte ve bu sektör için özel bir planlama yapılmaktadır.

1960’lı yıllarda “ithal ikamesi” amacıyla kurulmaya başlanan Türkiye’deki otomotiv sanayii, başlangıçta, iç pazarda tarım ve taşımacılık sektörlerinin ihtiyaçlarına dönük olarak traktör ve yük taşıyan ticarî araçların üretimini gerçekleştirmiştir. 1970’li yıllarda otomobil üretimi için de küçük ölçekli yatırımlara başlanmıştır.

1990’lı yılların başında, özellikle, otomobilde talebin her yıl yüzde 25’ler düzeyinde ve istikrarlı olarak artışıyla, ana ve yan sanayide çok yoğun yatırımlar yapılmıştır. Kapasite artışı yanında, özellikle, rekabet için teknoloji yenileme ve yeni model yatırımlar ile Ar-Ge çalışmaları bu dönemde büyük hız kazanmıştır. Öte yandan, 1990’lı yıllarda ana ve yan sanayideki üretici firmalarla, pazarlama kuruluşlarında yeniden yapılanma çalışmaları tamamlanmıştır.

2001 yılının başında Türkiye’deki otomotiv sanayiinin taşıt aracı ile aksam, parça ve hammadde üretimi olarak durumu incelendiğinde; kapasite, ulaştığı teknoloji düzeyi, ürünlerinin dış pazardaki rekabet gücü ve sektördeki yetişmiş insan gücü varlığı açısından önemli bir rekabet potansiyeli vardır.

Otomotiv sektörü, yarattığı katma değer açısından ülkemizin üçüncü büyük sanayi dalıdır; ancak, son yıllarda, sektör, ortalama yüzde 50 kapasiteyle çalışmakta, bu alana yapılmış yaklaşık 30 milyar dolarlık yatırım, gereği gibi kullanılamamaktadır. Dolayısıyla, yeterince istihdam sağlayamamakta, ülkemiz ekonomisine gereği gibi katkı yapamamaktadır.

Otomotiv sanayiinde yaşanmakta olan olumsuz koşullara rağmen, teknoloji yatırımları hızla ve sürekli olarak devam etmektedir. Sektör, bu yapısıyla, Türkiye’deki teknolojik gelişmenin de temelini oluşturmakta, bu alanda öncülük yapmaktadır.

Öte yandan, tümüyle kayıt altında olan üretim ve ticarî faaliyet nedeniyle, otomotiv sanayii güvenilir ve kesin bir vergi kaynağıdır.

1980’li yılların başında, Kore otomotiv sanayiine yakın üretime sahip olan ülkemizde, ölçek ekonomisine hiçbir zaman önem verilmemiştir. Kore, ölçek ekonomisi kavramına önem vererek, üreticilerine uluslararası rekabet gücü kazandırarak, dünyanın sayılı otomotiv üreticileri arasına girmiştir.

Dünyada bütün üretimin yüzde 90’ının 9-10 firma tarafından yapıldığı ve 10 yıl içinde bunların sayısının 5-6’ya ineceği göz önüne alındığında, ölçek ekonomisi kavramını Türkiye’de hayata geçirmenin önemi ve bunun olmaması halinde Türk otomotiv sanayiinin geleceğinin pek parlak olmadığı açıktır.

Oysa, Türkiye, bulunduğu coğrafyada ileri düzeyde bir otomotiv sanayiini kurmuş olan tek ülkedir. Bu anlamda, ortaya konacak doğru politikalarla, güçlü ve rekabetçi bir sanayie sahip olmak olanaklıdır. Bu nedenle, otomotiv sanayii, Türkiye için stratejik bir önem taşımaktadır.

Otomotiv sanayii gelişmiş bütün ülkelerde, kamu, bu sanayiinin stratejik bir sanayi olarak gelişmesinde uzun süreli ve tutarlı politikalar ortaya koymaktadır; ancak, ülkemizde bu nitelikte bir politika bugüne kadar oluşturulmamıştır. Sanayiin farklı kamu kurum ve kuruluşları ile ilişkisinin bir bütünlük içinde ele alınması, sektörün geleceğine yönelik bir master planının hazırlanması hem sektör için hem de bu sektörü her alanda ülkemiz için de verimli bir şekilde kullanabilmek için önem taşımaktadır.

Tüm bunları sağlayacak önlemlerin ve uygulama yöntemlerinin belirlenmesi amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir araştırma komisyonu kurulması için bir önerge verilmesinde yarar görülmüştür.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge, gündemdeki yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması hususundaki öngörüşme sırası geldiğinde yapılacaktır.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır. Önce okutup işleme alacağım, sonra oylarınıza sunacağım:

 

 

 

 

                                                                  29.5.2001

Danışma Kurulu Önerisi                                   

Gündemin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler kısmının 99 uncu sırasında yer alan, Bitlis-Ahlat İlçesinin tarihî, kültürel ve turistik değerlerinin araştırılarak ekonomik ve sosyal yönden kalkınması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi konusundaki (10/124) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin görüşmelerinin 5.6.2001 Salı günkü Birleşimde yapılmasının Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.

                                    Ömer İzgi

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                    Başkanı

 

Aydın Tümen                                                      Mehmet Şandır

DSP Grubu Başkanvekili                               MHP Grubu Başkanvekili

 

Avni Doğan                                                      İbrahim Yaşar Dedelek

FP Grubu Başkanvekili                                ANAP Grubu Başkanvekili

 

                               Nevzat Ercan

                      DYP Grubu Başkanvekili

 

BAŞKAN – Lehte, aleyhte söz isteği var mı efendim?.. Yok.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

Demokratik Sol Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve Anavatan Partisi Gruplarının İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş müşterek önerileri vardır. Önce tümünü okutup işleme alacağım, sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım:

Önerileri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 29 Mayıs 2001 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, gruplarımızın ekteki müşterek önerilerinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Aydın Tümen         Mehmet Şandır İbrahim Yaşar Dedelek

DSP Grup Başkanvekili MHP Grup Başkanvekili ANAP Grup Başkanvekili

Öneriler:

1-        Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 263 üncü sırasında yer alan 683 sıra sayılı kanun tasarısının, bu kısmın 12 nci sırasına alınması önerilmiştir.

2-        Genel Kurulun 29 Mayıs 2001 Salı günü 15.00-20.00, 30 Mayıs 2001 Çarşamba ve 31 Mayıs 2001 Perşembe günleri 14.00-20.00 saatleri arasında çalışması; 30 Mayıs 2001 Çarşamba günü sözlü soruların görüşülmemesi, 29 Mayıs 2001 Salı günü sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmeyerek kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi; 30 Mayıs 2001 Çarşamba günü gündemin 9 uncu sırasına kadar olan tasarı ve tekliflerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerilerin lehinde ve aleyhinde söz isteğinde bulunan var mı?

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan aleyhinde söz istiyorum.

BAŞKAN – Önerinin aleyhinde olmak üzere, Sayın Avni Doğan. (FP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Doğan.

Süreniz 10 dakika.

 

) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine bir grup önerisi üzerinde söz almış bulunuyorum. Zaten, Yüce Mecliste, 57 nci hükümet kurulduktan bu yana aşağı yukarı her salı günü, öyle zannediyorum ki, gündemin ilk konusu, iktidar partilerinin grup önerileri. Danışma Kurulu, çok önemli kanun tasarı ve tekliflerinin, aciliyeti olan tasarıların daha öne çekilmesi için Yüce Mecliste oluşturulmuş bir kurum. Bu, geçmiş hükümetler zamanında da kullanıldı; ama, gerçekten önemli, acil konular üzerinde kullanıldı. Ancak, 57 nci hükümet döneminde, haftada bir kere mutlaka, bazen iki kere, bazen üç kere, bazen dört kere, Meclis gündemi yaz boz tahtasına çevrildi; hatta, Danışma Kurulunda ittifakla alınan kararlar henüz görüşülmeye başlanmadan, hükümet, yeni bir Danışma Kuruluna ihtiyaç duydu. Tabiî, bu, hükümetin, oturup, uzun boylu bir plan, program yapmadığının da bir göstergesi. Hangi kanunu görüşeceğinin, hangi tasarıyı görüşeceğinin iradesi kendinde olmayan bir hükümet olursa, Yüce Meclis, bu tür oldu bittilerle sürekli karşılaşır, Türk Milleti, bu tür oldu bittilerle sürekli karşılaşır.

Tabiî, Meclisin gündemini, Meclisin dışındaki birtakım mihraklar belirliyor; bunu biliyoruz. Bu Mecliste, özellikle, iktidar kanadının bir iki partisi, sürekli, istemediği kanunları çıkarıyor. Mesela, Telekom Kanunu istenmeyen bir kanun, çıkaranların istemediği bir kanun. Mesela, bugün görüşeceğimiz RTÜK Yasası, özellikle, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki iki partinin, iki iktidar partisinin istemediği bir kanun; ama, istem dışı olarak, bu kanun çıkarılıyor.

Çok garip şeylere tanık oluyoruz. Bir taraftan IMF’ye niyet mektubu veriliyor, diğer taraftan “ben yapmadım, Derviş yaptı” işareti yapılıyor. Bir taraftan, IMF’ye verdiğiniz niyet mektubunda buğday taban fiyatları konusunda bir taahhüde giriyorsunuz, öbür taraftan, bir işaretle “ben yapmadım, Devriş yaptı” diyorsunuz. Şimdi, ben, size soruyorum: Derviş ne bilsin çiftçinin halini? Derviş, hayatında çiftçi gördü mü? Çiftçiyi yolda görse tanır mı? Buğdayı avucuna koysanız bilir mi?

MURAT SÖKMENOĞLU (İstanbul) – Toprağı saksıda görmüş...

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Şimdi, böyle bir anlayış, böyle bir hükümetle varılabilecek hiçbir yer yok; bunu, iyi bilmemiz lazım.

Bir RTÜK Kanunu görüşüyoruz. Dışarıda, bize  “Başkan direnin, başkan direnin” deniyor; iyi, direniyoruz, direniyoruz da; üç partiden insanlar, siz, bu istemediğiniz şeye niye sessizce destek oluyorsunuz, kerhen destek oluyorsunuz?!. Yani bunlar çok acı, bu Yüce Meclis için acı. Eğer, bu ülkede siyasetin dibe vurduğu tartışılıyorsa, bu yüzden siyaset dibe vuruyor.

Efendim, ekonomiyi siyasetin elinden almak lazım; buna çanak tutuyorsunuz. Eğer ekonomiyi siyasetin elinden alırsanız, (a) partisi, (b) partisi, (c) partisinin ekonomideki görüş ayrılıkları nerede kalır? Demokrasi dediğimiz şey nereden alır? Devlet idaresini üst kurullarla siyasetin elinden alıyorsunuz. Zaten ekonomiyi siyasetin elinden alıyorsunuz, ülkeyi bir üst kurullar cenneti haline getiriyorsunuz, siyaset zaten üç sene boyunca siyasetçinin elinden alındı. Siz, hangi öneriyle geliyorsunuz; Derviş önerileriyle, IMF önerileriyle, perde arkasındakilerin önerileriyle.

Şimdi, bugün bize getirilen bir teklif var, aklı başında bir teklif, sendikalar yasası. Bu, bir uyum yasasıdır. Anayasada devlet memurlarına sendika kurma hakkı tanınıyor, esasen çok da gecikti bu konu. Bu konunun bir an önce çıkartılması da lazım; ama, sendika yasası gibi çok önemli bir yasa, toplumun bütün kesimlerini, memurun bütün kesimlerini, siyasetin bütün kesimlerini asgari müştereklerde birleştirmesi lazım. Şimdi, Türkiye’de kurulmuş üç tane sendika var. Getirdiğiniz tasarıya iki tanesi kesin karşı, ki yollarda coplar yediler, 1 000 kişi içeriye alındı, devletin memurları, devletin polisinin coplarıyla karşılandı Gölbaşında, Ankara’nın varoşlarında. Bir devlet, kendi memurunu coplayacak kadar aciz değildir. Bir devlet, kendi memurunun yakasını yırtacak, onu nezarethanelere atacak kadar zavallı duruma düşürülemez. 21 inci Yüzyılda başka yöntemler de var.

Şimdi, bu iki sendika buna karşı. Birinin itirazları kabul edilebilir, eğer Memur-Sen’in itirazlarını şurada oturup, bizimle görüşseniz ya da onlarla görüşseniz, oturup bir anlaşma zemini arasak çok rahatlıkla uzlaşabiliriz.

Şimdi, bu sendika kanununun çıkmasını isteyen diğer bir değerli sendika var, onlar çok istiyor; ama, onların da çok ciddî itirazları var, yirmi civarında itirazları var. Bir kere, geniş memur kitleleri sendika dışı tutuluyor; okul müdürleri sendika dışı tutuluyor, din görevlileri sendika dışı tutuluyor, birtakım yöneticiler sendika dışı tutuluyor. Kamu-Sen’in de bu konuda çok ciddî itirazları var.

Şimdi, 3 sendikanın 2’si karşı, hiç dinlemiyorsunuz, öbürüne de diyorsunuz ki; efendim, biz istediğimiz şekilde çıkarırız. Çıkaramazsınız, bunu açık ve net söylüyorum, çıkaramazsınız. Şimdi biraz sonra görüşeceğimiz RTÜK yasasında karşılaşacağınız şeyle karşılaşırsınız. Her şeye bir gerekçe bulabilirsiniz. RTÜK kanununa nasıl gerekçe uyduruyorsunuz; efendim şeffaflık istiyoruz, böyle diyorsunuz. Aslında, konu şeffaf; televizyonların sahibi rolüne bürünenlerin kapıcılar olduğunu devlet biliyor, konu çok şeffaf, çok açık! Sorun o kâtiplere, sorun o kapıcılara, siz bu televizyonun yüzde 15’ine nasıl ortak oldunuz, nereden kazandınız, size söylerler.

Devlet, bütün bunları, kendini aldatanları, kendini kandıranı, evrakta sahtekârlık yapanı tespit edemez duruma düşecek, ondan sonra da diyecek ki, efendim, ben bunu yapamıyorum, patronlar kendilerini gizliyor, kapıcılarını sahip gösteriyor, biz bu patronların dediğini yapalım da, konuyu şeffaflaştıralım. Türk Devleti bu kadar aciz değil. Türk Devleti bu kadar aciz değil; ama, 57 nci hükümet, söylediğimden çok daha fazla aciz! 57 nci hükümeti, medya patronları idare ediyor, medya patronlarının istediği şeyleri çıkarma yolunda, habire ilerliyorlar. Küçücük bir direniş göstermiş Tarım Bakanı Bakanlar Kurulunda, bugün gazetenin biri yazıyor; “temel gerçek şu: Bunlar, ne kadar değiştim deseler de, eskisi gibi kalıyorlar.” MHP’liler, bakın, aslında, siz, “biz değişeceğiz” diye oy istemediniz; siz, bir duruş sergilediniz, erkek bir duruş sergilediniz, öyle söylediniz, öyle oy istediniz, “biz değişeceğiz, biz ürkekleşeceğiz, biz bir elimizle IMF’ye mektup gönderip, öbür elimizle ‘Derviş yaptı’ işareti yapacağız” diye oy istemediniz. Bütün bu olanları, bitenleri Amerikalı Derviş’e havale ederek milletin elinden kurtulamazsınız. Kendi duruşunuza, kendi konumunuza sahip olun.

Bakın, Sendika Yasası meselesinde şunu söylüyorum: Oturup konuşalım; keskin birtakım itirazları var, aşırı bulabilirsiniz; ama, Memur-Sen’in itirazları, eğer dinlerseniz, eğer bizimle görüşürseniz, muhalefetle görüşürseniz, kabul edilebilir nitelikte. Kamu-Sen’in itirazları, vicdanı olanın kabul edebileceği nitelikte. Yani, bir uzlaşmayla bu tasarıyı çabucak çıkarabiliriz; eğer uzlaşma arıyorsanız. Benim bildiğim, parlamentolarda, iktidar kanatları uzlaşma arar. Yahu, hep biz uzlaşıyoruz, hep burada biz yardımcı olmaya çalışıyoruz; bir kere de bizim kapımızı çalın; hiçbir şey kaybetmezsiniz, Türkiye kazanır. Eğer muhalefeti dinlemeden, hükümet olabileceğinizi zannediyorsanız, iktidar olamazsınız, kriz olursunuz, kriz çıkarırsınız. Zaten hükümet programı çok başarılı olduğundan bu kriz çıktı! Eğer başarı olmasaydı hiç kriz çıkar mıydı!..

Hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Doğan.

Aleyhte olmak üzere, Sayın Nevzat Ercan; buyurun Sayın Ercan.

Süreniz 10 dakika efendim.

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğru Yol Partisi Grubu olarak, dünkü tarihle bir Danışma Kurulu önerisi Sayın Meclis Başkanlığına takdim ettik. Gündemin son sırasında yerini almış bulunan kamu çalışanlarına ilişkin kanun tasarısının, öncelikle Meclis gündeminde ele alınmasını, müzakere edilmesini istedik. İktidar grupları karşı öneri getirdiler, gündemin yeniden tanzimini istediler, çalışma saatlerinin yeniden belirlenmesini talep ettiler. Bizim vaki talebimiz üzerine  -yani kamu çalışanlarının sendika kurma hakkına ilişkin tasarının Meclis gündeminde öncelikle görüşülmesi isteğimize karşın- iktidar grupları, kendi önerilerine ilaveten, bu tasarının gündemin 12 nci sırasına alınmasını, bir ölçüde kabullendiler.

Değerli arkadaşlarım, bugün, Meclis, RTÜK yasa tasarısını görüşmeye devam edecek; yarın, bu tasarının bitimine kadar, Meclis  çalıştırılacak. Öyle anlaşılıyor ki, iktidar grupları, iktidar partileri, emeği değil de sermayeyi tercih etmekteler ve buna ilişkin tasarının görüşülmesini arzu etmekteler.

Bakın, 1995 yılında, Sayın Çiller’in Başbakanlığı döneminde, kamu çalışanlarına sendika kurma hakkını tanıyan bir anayasa değişikliğini gerçekleştirdik; yani, kamu çalışanlarının sendikal faaliyetlerini yasaklayan Anayasanın 52 ve 53 üncü maddelerinde değişiklik yaptık. Bu değişiklik sonrası, buna paralel uyum yasasının çıkması lazımdı. 20 nci Dönemde, Doğru Yol Partisi olarak, biz, bir kanun teklifi verdik. Kamu görevlilerinin sendikalaşma isteklerine, çabalarına bir ölçüde katkı sağlamak için teklifimizi Meclisin zeminine taşıdık; hatta, 20 nci Dönemde, bu Mecliste, o tasarının, teklifin; çünkü, o komisyonda birleştirildi, iktidar kanadının da tasarılarıyla, birkısım tekliflerle birleştirildi ve Meclis Genel Kurulunda, tasarının 24 üncü maddesine kadar müzakeresi yapıldı; ama, o tarihte, iktidar grupları, hiçbir haklı gerekçe göstermeden tasarıyı geri çekti, görüşmeleri yarıda kestiler.

Seçim oldu, Haziran 1999’da, yine Doğru Yol Partisi Grubu olarak, kamu çalışanlarına sendika hakkını veren, kurma hakkını tanıyan teklifi tekrar Meclis Başkanlığına takdim ettik, ilgili komisyonlara havale edildi; ancak, süresinde görüşülemedi, sonra diğer tasarı ve tekliflerle tekrar birleştirildi.

Bakınız, Türkiye, Avrupa Birliğine girme sürecinde uluslararası birçok sözleşmelere imza koymuş. Bu uluslararası sözleşmeler Meclisin onayından geçmiş. Tabiî, bu sözleşmelerde, çalışanlara, kamu görevlilerine sendika kurma hakkını tanıyan hükümler yer almakta. Dolayısıyla, bu uluslararası sözleşmelere imza koymuş, onay vermiş bu Parlamentonun, kendi iç hukuk sisteminde de buna paralel düzenlemeleri yapması lazım. 1,5 milyonu aşkın memurumuz, Anayasaya paralel uyum yasasının süratle bu Mecliste müzakere edilerek yasalaşmasını arzu etmektedir; ama, nedense, iktidar grupları, tekrar ediyorum, emeğe değil de sermayeye öncelik vermektedir. Hem öylesine ki, bakınız, halkın doğru haber alma hakkını bir ölçüde kısıtlayan ve tekelleşmeyi öngören bir tasarıyı, Meclis gündemine süratle indiriyorsunuz.

Şimdi, ben, buradaki bütün milletvekili arkadaşlarıma, bir hususun altını çizerek, seslenmek istiyorum. Bu tasarıyla –bugün görüşmeye devam edeceğiniz ve yarın da, bütün çabanızla, gayretinizle, tamamlamak istediğiniz, bu Meclisten çıkarmaya çalıştığınız bu RTÜK Yasasıyla- ilgili bir iki hususu, altını çizerek ifade etmek istiyorum ve diyorum ki, bu tasarının ne için geldiğini anlamanızı istiyorum; çünkü, tarih sizi sorgulayacak, gerçekten sorgulayacak, kamu vicdanı da sorgulayacak ve sorgulamaktadır da zaten.

Bakın, bu konuda, Danıştayda bir süreç var; RTÜK’le ilgili, daha doğrusu televizyon sahiplerinin girdiği ihalelerle ilgili bir süreç işledi ve devam ediyor. Nisan ayı içerisinde, Danıştayın ilgili dairesi ve Danıştayın İdarî Davalar Genel Kurulunun farklı kararları birleştirilerek -bir içtihadı birleştirme kararı şeklinde- Nisan ayında, Danıştaydan, ilgili kuruldan sadır olmuş bir karar var. Nisan ayı içerisinde böyle bir karar çıktı. Karar henüz yazılmadı; ama, o kararın içeriğine baktığımızda, televizyon sahiplerinin ihaleye girme yasağı açısından bir karar veriliyor ve ihaleler iptal ediliyor.

Danıştayın içtihadı birleştirme kararı, kanun hükmündedir; altını çizerek söylüyorum, kanun hükmündedir ve Anayasanın 138 inci maddesi hepinizi, hepimizi bağlar. Şimdi, böyle bir karar varken, yüksek yargı organından sadır olmuş böyle bir karar varken, nisan ayında verilmiş böyle bir karar varken –çok dikkat çekici- iktidar grupları, diyet borçlarını ödeme çerçevesinde –çıkar ilişkisi içerisinde olan bu gruplar- belirli çevrelere, bu içtihadı -ortadaki bu tevhidi içtihat kararından bahisle, ondan hareketle, o kaygıdan dolayı- böyle bir tasarıyı süratle Meclis gündemine getirmiş oluyorsunuz. Yani, işin sebebi, nedeni, gerekçesi bu, hadise bu.

Şimdi, demokratik bir devlet mi; demokratik bir devlet... Hukuk devleti mi; hukuk devleti... Yüksek yargı organının ortada duran bir kararı var. Şimdi, size düşen görev ne, hepimize düşen görev ne; eğer demokratik devletse, hukuk devletiyse, hukukun üstünlüğü varsa, ortada yüksek yargı organınca verilmiş bir karar çerçevesinde, gereğinin yapılması lazım. Şimdi, hukuk mu, yoksa, çıkar çevrelerinin menfaatı mı; şimdi onu soracağım size. Evet; hukukun üstünlüğü mü, hukuk mu, ona mı itibar edeceksiniz; yoksa, al gülüm ver gülüm, o çıkar ilişkisine dayalı karşılıklı menfaatlarınıza, siz, vatandaşın doğru haber alma hakkını, gerçeği öğrenme hakkını paspas mı yapacaksınız; onu soruyoruz biz. O zaman, sizlere söylüyoruz, bu sıralarda oturan milletvekillerine; elbette ki, birilerinin isteğine göre değil, çıkar ilişkilerine dayalı, menfaat ilişkilerine dayalı ve dayatmacı bir anlayışa teslimiyet içinde davranarak iradenizi ortaya koymak yerine -sizi seçen, birileri değil; sizi seçen, millet- milletin isteklerine tercüman olacaksınız. Siz, onların istediği, arzu ettiği doğrultuda iradenizi ortaya koyacak ve oylarınızı kullanacaksınız. Umarım, inşallah bu yanlıştan dönersiniz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ercan.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, lehte söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Genç.

Süreniz 10 dakika efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidar partisi grubunun getirdiği Meclisin çalışma biçimiyle ilgili bir önerinin lehinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.

Getirilen bu önerinin birinci kısmı kamu görevlilerinin sendika kanununun bir an önce görüşülmesidir. Bunun aleyhinde olmak, zaten, bize düşmez. Biz, bunu baştan beri savunuyoruz. Aslında, tabiî, burada bir yanlışlık yapılıyor. Önce Anayasada değişiklik yapıp, kamu görevlilerinin grevli ve toplu sözleşmeli sendika kurma ve direnme hakkını verecek imkânlar getirmek lazım. Getirilen bu tasarının bu yönü eksiktir. Bunu, zaten, kamu görevlileri de, KESK de beğenmiyor. Bence, bu yönde önemli bir değişiklik yapılması lazım.

İkincisi, önerinin ikinci kısmıyla Mecliste denetim kaldırılıyor. Zaten, bu hükümetin, bu iktidarın en önemli vasıflarından birisi de denetimden kaçmasıdır. Hakikaten, denetime ne gerek var canım?! Hükümet, çok kusursuz çalışıyor! Sonra, soru niye soralım, Sayın Başbakanımızı, bakanlarımızı rahatsız edelim?! Onlar orada rahat rahat otursunlar. Zaten, bir soru sorup da, denetim getirip de adamların keyfini ne kaçıralım?! Zaten, herkes devlette bir şeyler çalıyor, ceplerini dolduruyorlar: Canım, ne gerek var?!

İdi Amin, Uganda Başkanı olunca iki maddelik bir anayasa yapmış. Birincisi “İdi Amin daima haklıdır” demiş; ikincisi “İdi Amin’in haksız olduğu konularda da yine birinci madde geçerlidir” demiş.

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) – Her zaman...

KAMER GENÇ (Devamla) – Tabiî, İdi Amin her zaman haklıdır. Haksız olduğu zaman da yine birinci madde geçerlidir.

Şimdi, bu hükümetin de bir anayasa yapması lazım. Bu koalisyon hükümeti daima haklıdır; haksız olduğu konularda da birinci madde hükmü geçerlidir şeklinde bir düzenleme getirirseniz daha iyi olur.

Değerli milletvekilleri, tabiî, getirilen bu RTÜK kanunu tasarısı, biliyorsunuz, daha önce bu salonda reddedildi. Niye reddedildi; Türkiye’yi, aşağı yukarı, yönetilemez bir duruma getirdiği için. Yani, devletin bütün kaynaklarını üç beş basın patronunun emrine vereceksiniz. Adamların medya gücü olacak. Ondan sonra, hiç kimse Türkiye’de ne iktidar olacak ne iktidar yapabilecek... Ancak, birtakım şeyler, o medya patronlarının emrindeki kişiler; yani, o medya patronu pijamayla çıkacak, çağıracak ayağına, gel bakayım diyecek, haddine düşmüşse gitmesin bakalım. Ondan sonra, bütün bunlar niye yapılıyor; bütün bunlar... Türkiye’de belli bir oyun oynandı. Baştan beri “Türkiye’de evvela ikibuçuk parti kuracağız ve ikibuçukda medya olacak, başka olmayacak” dediler; ama, parti kurma konusunda pek fazla başarılı olamadık. Tabiî, halkın bu konuda şeyi vardı; ama, medya konusunda maalesef, çok ciddî, hükümetinizin büyük desteğiyle büyük bir aşamaya gidiliyor.

Şimdi, biraz önce, Sayın Nevzat Ercan burada söyledi. Danıştayın içtihadı birleştirme kararına rağmen, siz, niye bu kanunu çıkarıyorsunuz? Sizin hükümetiniz, bu medya patronlarının emrine göre hareket etmek zorunda. Mümkün değil... Aksi takdirde, bu medya doğruları yazdığı zaman, siz, bu salona giremezsiniz; çünkü, yapılan usulsüzlüklerin, yapılan suiistimallerin, artık, Türkiye’yi, dış ülkelerde en güvensiz bir ülke haline getirdiği ortada mı; ortada. Yani, Türkiye’yi, artık, hasta adam değil, organları çürümüş bir bünye olarak tanıtan dış düşmanların yanında kim getirdi memleketi bu duruma; sizin iktidarınız zamanında getirildi. Geçen hafta ben burada yoktum. Şimdi, Mesut Yılmaz çıkıyor, diyor ki: “Efendim, ben, Moskova’ya gittim; görüştüğüm adam heykeltraştı; Gasprom’un genel müdürü değildi.” Ya, peki, sen, heykeltraşla niye görüştün?! Heykeltraşla görüştün de, yaptığın suiistimallerin heykellerini mi yapmak için gittin, görüştün?! (FP sıralarından alkışlar) Hayır, yani, bir meslek grubuyla insan görüşürse, bir şey için yani...

BEYHAN ASLAN (Denizli) – Esrarcıyla görüştün sen, esrarcıyla!..

KAMER GENÇ (Devamla) - Halbuki, hep kelime oyunu yapıyorlar. Yani, kimle görüştüğünün bir oyunu var. Gidelim, aramızdan bir milletvekili seçelim, o gazetede çıkan resmi getirelim, Gasprom’un genel müdürüyle, yönetim kurulu başkanıyla karşılaştıralım, hakikaten bu adam, o mudur, değil midir? Bunun başka çaresi var mı, yok mu; yok...

BEYHAN ASLAN (Denizli) - Örfi Çetinkaya ne oldu?!

KAMER GENÇ (Devamla) - Biz, burada söyledik onu. Bundan birbuçuk, iki sene önce “Daltonlar Moskova’da” diye Melih Aşık’ın köşesinde çıkan... Getirdik, burada gösterdik; ama, o zaman kimse ses çıkarmadı. Şimdi, herhalde bir fotoğrafta bir silinti yapıyorlar veyahut da orada bir şey etmişler...

Değerli milletvekilleri, bakın, iktidar olmak, devlet adamı olmak çok önemli bir vasıftır. Devlet adamı olmak, yani, esen rüzgardan, en ufak dedikodudan bile çekinen insan demektir; yani, hem yalan söyleyeceksin, her şeyi inkâr edeceksin; yalanlar ortaya çıktığı zaman, yeniden birtakım başka yerlere çekeceksin. Bu, devlet adamlığı vasfına yakışmayan bir davranıştır.

Şimdi, deniliyor ki, Mavi Akımı İtalyan firması yapıyor. Hani, gemi gelmedi? O Saphia mıdır; bir gemi gelecekti -2 200 metre derinlikte- hani gemi gelmedi. Bakın, olmayan gaz için, 1998 yılında, Mavi Akım da dahil, 175 milyon dolar, yüzde 15 avans verdi ANAP, iktidarı zamanında. 9 tane ihale yapıldı, bu gaz boruları döşendi; fakat, gaz yok ortada.

BEYHAN ASLAN (Denizli) – Ne alakası var?!

ŞÜKRÜ YÜRÜR (Ordu) – Başkan, bu konuşmanın gündemle ne alakası var?!

  KAMER GENÇ (Devamla) - Ayrıca da, işin kötü tarafı, bu gaz Türkiye’ye gelmediği takdirde ne oluyor biliyor musunuz; bu gaz gelmediği zaman, sizin yaptığınız, o santral sahipleriyle yaptığınız sözleşme gereği, gaz gelmeden, o santral senede 300 megavat mı, 400 megavat elektrik üretiyormuş gibi devletten para alacak. Siz, daha bunun hesabını veremezsiniz.

Ben, bir başka zaman da demiştim, Yunanistan’dan bir adam getirseniz, deseniz ki, şu Türkiye’yi nasıl batıracaksın; vallahi, bu kadar batıracak şeytanlıkları bulamazlar bunlar, yani, bulamazlar. Böyle bir şey olur mu?!

Değerli milletvekilleri, onun için, yani, biz, niye denetim?.. Denetim yapmaya gerek yok; yani, bu hükümetin denetlenmesine gerek yok. Basını da, şimdi, bu kanunla peşinize alıyorsunuz, devletin bütün imkânlarını, enerji santrallarını, elektrik dağıtımlarını, telefonları onlara veriyorsunuz; onlar da, katrilyonlarca lira... Bugün, Telsim ve Türkcell’de devletin alacağı kaç liradır düşündünüz mü? İktidar partisisiniz; niye tahsil etmiyorsunuz? Gidip de, efendim, Dünya Bankasından, IMF’den 12 milyar dileneceğine, orada biriken alacaklar bunların kat be kat üstü; yani, biz, Telsim ve Türkcell’i, 400 000’erden 800 000 aboneyi iki şirkete vermedik mi, 1 milyar dolara vermedik mi? Şimdi 20 milyon abone yok mu? Bunların paralarını getirin, hiç dışarıya gitmeye gerek yok değerli milletvekilleri; ama, tabiî, sizin, bir hedef, bir şeyiniz var; yani, inanmanızı istiyorum. Siz, özellikle bu iktidar partisi, ben anlamadım, nasıl oluyor da böyle Türkiye’yi bu kadar halktan kopuk, ülkenin millî yararlarından kopuk bir şekilde yönetiliyor ve belirli çevrelerin, bu memleketin özellikle yabancı ülkelerin sömürü düzeni haline getirilmesi konusunda bu kadar çalışılır...

Değerli milletvekilleri, şimdi, bakın, ekonomi batmış, ülke çok kötü vaziyette, insanlar aç, 13-14 milyon işsiz var. Bu insanlara çare bulmamız lazım. Çare nedir; çare, Türk Halkının sahip olduğu olanaklardır. Gerekirse -yani, ben, tabiî, çeşitli vesilelerle söyledim- evvela bir ekonomik olağanüstü hal ilan edip, bu kasım ve şubat krizinde parayı getirenlerin paralarını geri getirtmek lazım. Bir gecede 5 milyar doları kim aldı Merkez Bankasından? Arkasından yüzde 40 devalüasyonda 2 milyar doları kim verdi? Kim cebine götürdü; kim?.. Kim?.. Bunu bulmak zorundasınız. Bulmuyorsanız, siz onların ortağısınız. Başka çaresi yok. Birisi eğer bir hırsızlığı örtüyorsa; o, hırsızın ortağı demektir. Sayın Başbakan diyor ki: “Efendim, ben dürüstüm” Ya, dürüst olmak, senin cebine bir şey girmiyor demek değildir; yanındaki adam hırsızlık yapıyorsa, sen ona göz yumuyorsan, sen de onun ortağısın. Bunun artık başka çaresi yok.

Bu Türkiye’de, artık, basını peşine alarak bazı gerçekleri örtemezsiniz. Basın patronlarına devletin elektrik santrallarını vereceksiniz, telefon ihalelerini vereceksiniz, her şeyini vereceksiniz... Ee, peki, bu kadar zengin olacak bir basın patronu, televizyonu var, gazetesi var, bankası var; ondan sonra ne olacak, bu memleketi kim kurtaracak değerli milletvekilleri; sokak hareketleri mi yapmak zorunda?..

Şimdi, ANAP’ın en yakın adamı, Erol Aksoy. Gidiyor, yüzde 7 500 faizle para topladı mı? Bu paralar nerde; Amerika’da mı, değil mi? Gelsin söylesinler burada. Ondan sonra, yüzde 7 500’le sen parayı toplayacaksın vatandaştan, yandaşlarından, taahhüde gireceksin, “gelin benim bankama el koyun” diyeceksin.

Şimdi, Reha Muhtar’a soruyorum: Reha Muhtar, sen bu kadar milleti çekiyorsun sıygaya, hele bir dön bakalım, bu patronuna de bakalım “ya patron, sen bu paraları nereye getirdin; getir bu paraları, getir hele...” Bir ona sor bakalım. Bu köşe yazarlarına soruyorum, senin patronların içerideyken, bankaları dolandırmışken; yahu, siz bir de bunlara sorun bakalım: “Ey patron yahu, hele gel bu paralar nerede; Amerika’da mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Genç, 1 dakika içinde toparlar mısınız.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, iktidar sizsiniz, kimin... Meşru zeminde, alınan paralarla, edinilen mülklere kimse bir şey diyemez; ama, bunlar, devletin parasını götürdüler. Varsa, bunu da... Kaç senedir uğraştınız; o konuda bir şey yapamadınız.

Şimdi, değerli milletvekilleri, tabiî, içtüzük değişikliği yaparak, milletvekilinin burada konuşma hakkını kıstınız ve Anayasa Mahkemesine de özellikle bir serzenişte bulunuyorum; yani, bu içtüzük değişikliği konusunda, yürütmeyi durdurma talebiyle açılan davayı niye karara bağlamıyor? Acaba, Anayasa Mahkemesi de bu iktidarın emrine göre mi hareket ediyor?! Ben bir milletvekili olarak, bir madde üzerinde ve hiçbir surette, bağımsız bir söz alma hakkım yok; böyle bir Meclis olur mu?! Bu memlekette her gün kıyamet koparken, memlekette yüzlerce binlerce suiistimal varken, binlerce sorun varken, ben milletvekili olarak Parlamentoda bunları dile getirmeyeceğim de nerede dile getireceğim?! Bunu, Anayasa Mahkemesi sayın üyelerine de sormak istiyorum. Lütfen, bu içtüzük değişikliğini bir an önce inceleyin ve biz milletvekillerinin Mecliste çalışma hakkını sağlayın. Ben yine diyorum; yani, siz, Idi Amin vari kanunlarla bu memleketi yönetebilirsiniz...

Saygılar sunuyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) – Sayın Başkan, söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Kürsüye buyurun.

Lehte Sayın Yaşar Dedelek; buyurun.

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli üyeler; Yüce Meclisimizde yapılacak olan konuşmaların bir seviyede olması ve bir seviyeyi taşıyan kişilerce konuşulması lazım.

Kamer Genç’i bu noktada bir sefer daha şiddetle kınıyorum. Bu Meclisin en yaşlı üyesi olmasına rağmen, sadece, şu kürsüden ve Yüce Meclisin bu imkânından yararlanarak siyasî popülizm yapmak amacıyla, kişileri yaralayan, aşağılayan konuşmalarına bir son vermesini, kendisinden bir sefer daha rica ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Sayın Genel Başkanımı bir konuda suçlarken, kendisi, burada, geçen hafta içerisinde Mavi Akım Projesiyle ilgili gerekli izahatı Yüce Meclise verdi ve Mavi Akım Projesi, 54 üncü hükümet döneminde başlamış olan, ön anlaşmaları yapılan ve Türkiye’ye fayda sağlayacağına inandığımız bir proje. Burada, heykeltıraş ile yok efendim Gasprom yetkilisini birbirine karıştırmak, ki, bu konuda da aydınlatıcı birtakım bilgiler verildi, açıklamalar yapıldı.

Şimdi, burada, siz, kalkıp da, bu suçlamayı yaparken, bizde, kalkıp sizin şahsınıza “uyuşturucu kaçakçısı Örfi Çetinkaya’yla ne işiniz vardı, fotoğraflarınız çıktı” demek hakkına sahip olmaz mıyız? (ANAP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bu tür konuşmaların cevabını vermek dahi istemezdim; ancak, bu arkadaşımıza, lütfen, Yüce Meclisten bir ders verelim. Eğer, onun her konuştuğunu alkışlarsak, onun birtakım bu sıçratmalarına, etrafa, bu tarzdaki birtakım konuşmalara imkân verirsek, Meclisimizi kirleteceğimizi açıklamak istiyorum.

Lehte de oy vereceğimizi ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bana sataştı; lütfen, konuşma hakkı rica ediyorum. (ANAP sıralarından gürültüler) Sataşmadı mı şimdi?!

Efendim, sataştı bana; lütfen sataşmadan söz verin.

BAŞKAN – 2 dakika içerisinde açıklamak üzere, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – 2 dakika değil efendim, hiç olmazsa 5 dakika verin.

BAŞKAN – Hayır efendim, 2 dakika içerisinde... Ben size mütemadiyen...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, o kadar laf söyledi ki...

BAŞKAN – Sayın Genç, 2 dakika içerisinde toparlayınız, süreyi de uzatmayacağım.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Örfi’yle fotoğraf çektirdin mi çektirmedin mi, onu söyle.

 

 

 

 

 

 

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, değerli arkadaşlar, ben, Sayın Yaşar Dedelek’le Doğru Yol Partisinde beraberdim, o zaman kendisine saygı duyuyorum; ama, şu ANAP’ın müdafaası konusunda gösterdiği çabayı da kınıyorum; çünkü, insanlar, savunduğu şeylerin bir arkasına bakacak, neler var orada, ne kirlilikler var.

Benim, burada kirli konuştuğumu söylüyor. Tabiî ki, sizin kirlilikleri, kirli ifadelerde dile getireceğim; herhalde, sizin yaptığınız suiistimalleri, böyle çok tertemiz, ne namuslu hırsızlar diyemeyeceğim, ne namusluca çalmışlar demeyeceğim değil mi yani; herhalde, o kirliliğe uygun bir ifade kullanmak zorundayım.

Şimdi, benim, Örfi Çetinkaya’yla meselemi gazeteler yazdı. Benim, şu kadar, Arkamda şey olsa, evvela, siz, beni burada asarsınız; ben biliyorum.

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) – Estağfurullah!..

KAMER GENÇ (Devamla) – Basın patronları beni asar.

Şimdi, üç sene önce, birisi bana telefon etti; bir 29 Ekimde “biz, cumhuriyet balosu yapıyoruz” dedi. Cumhuriyetin bu kadar tehlikeli olduğu bir dönemde, ben de “hay hay; ben de Malatyalıyım, hemşeriyim, sizi çok seviyorum” dedim. Gidelim sokağa, insanların hepsi beni tanıyor ve birçok insan, beni, açılışına, düğününe davet ediyor. “Bizim bu cumhuriyet balosuna katılır mısınız” dedi. Ben de, gittim oraya; bir yanda devletin generali, emniyet kuvvetleri; 100’ün üzerinde insan var. Şimdi, bu adam, çıkmış... Şimdi, bakın, Sayın Yaşar Dedelek, senin, her restoranda gördüğün, her düğününe katıldığın insan tertemiz mi; oradaki herkesin kirliliğini sana mı... Sen de mi o kirliliği taşıyorsun?!

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) – Fotoğrafım çıkmadı daha...

KAMER GENÇ (Devamla) – Yani, bir milletvekiliyiz. Bir milletvekili, gittiği düğünde veya gittiği bir davette, o davete katılan insanların bütün suçluluğunun ortağı mıdır sayın milletvekilleri. Namusu, haysiyeti varsa, benim, eroinle, afyonla, kaçakçılıkla ne ilgim varsa ispatlasın. Aksi takdirde, bu iğrenç iftiraları reddediyorum. Beni, burada kızdırmak istiyorsunuz. Niye kızdırmak istiyorsunuz; çünkü, dile getirdiğim suiistimallerin önüne geçmesini istiyorsunuz. Ben, burada, çok seviyeli konuşuyorum Sayın Yaşar Dedelek.

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) – Seni severiz biz de...

KAMER GENÇ (Devamla) - Bir daha, benim üzerime gelirsen, seni perişan edeceğim; bunu bilesin.

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) – Seni biz de perişan ederiz! Senin yüreğin yetmez!..

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben, senin partini perişan edeceğim.

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) – Senin yüreğin yetmez!..

KAMER GENÇ (Devamla) - Benimle burada...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) – Senin ben ne olduğunu biliyorum.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, ben, önce Özal’la uğraştım, bitirdim.

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) – Senin ne şartlarla o partiye geldiğini de biliyoruz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Sayın Demirel gitti, Mesut da gidecek, başkaları da gidecek...

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) – Sana kalacak!..

KAMER GENÇ (Devamla) - Benimle yarışacak herkesi ben bitiririm.

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) – Elinden geleni ardına koyma!..

KAMER GENÇ (Devamla) – Saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) – Şaşırdın... Evinde neden oturduğunu söyle; Örfi’nin evinde ne yaptın sen, onu söyle... Bak, şaşırdın, sarardın, perişan oldun. Partine yazık!..

 

 

 

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önerileri teker teker okutup, oylarınıza sunacağım; o arada, karar yetersayısını da arayacağım tabiî ki.

Birinci öneriyi okutuyorum:

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 263 üncü sırasında yer alan 683 sıra sayılı kanun tasarısının, bu kısmın 12 nci sırasına alınması.

BAŞKAN – Efendim, oylamayı, elektronik oylama cihazıyla yapacağım ve oylama için 5 dakikalık süre vereceğim; karar yetersayısını da arayacağım.

Vekâleten oy kullanacak sayın bakan var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve imzasını havi oy pusulalarını, aynı süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, öneri kabul edilmiştir; karar yetersayısı vardır.

İkinci öneriyi okutuyorum:

2.- Genel Kurulun 29 Mayıs 2001 Salı günü 15.00-20.00, 30 Mayıs 2001 Çarşamba ve 31 Mayıs 2001 Perşembe günleri 14.00-20.00 saatleri arasında çalışması, 30 Mayıs 2001 Çarşamba günü sözlü soruların görüşülmemesi, 29 Mayıs 2001 Salı günü sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmeyerek kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi, 30 Mayıs 2001 Çarşamba günü gündemin 9 uncu sırasına kadar olan tasarı ve tekliflerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birinci öneriyle ilgili olarak Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili Sayın Nevzat Ercan ve arkadaşları tarafından verilen bir grup önerisi vardır; ancak, birinci öneride Genel Kurulun kararı belli olduğu için öneriyi işleme alma şansım maalesef yoktur.

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Önerinin içeriğiyle ilgili olarak...

AHMET İYİMAYA (Amasya) – Önerinin içeriğini söyleyin Sayın Başkan. Kamu sendikalarıyla ilgili...

BAŞKAN – Efendim, öneriniz, gündemin 263 üncü sırasında bulunan 683 sıra sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısının gündemin 6 ncı sıraya alınmasıydı; yani, Sendikalar Kanunuyla ilgiliydi, bu nedenle gündeme alma şansımız olmamıştır.

Sayın milletvekilleri, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre verilmiş doğrudan gündeme alınma önergeleri vardır; ayrı ayrı okutup işleme alacağım, daha sonra da oylarınıza sunacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

 

 

 

 

1.- Aydın Milletvekili Bekir Ongun’un; Bir İlçe Kurulmasına İlişkin Kanun Teklifinin (2/284), İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan Gündeme alınmasına ilişkin önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/284) esas numaralı bir ilçe kurulmasına ilişkin kanun teklifim havale edildiği komisyonlarda kırkbeş gün geçmesine rağmen görüşülmediği için İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasını saygılarımla arz ederim.

Bekir Ongun

Aydın

BAŞKAN – Önerge sahibi olarak Sayın Ongun; buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BEKİR ONGUN (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aydın İline bağlı Bağarası Beldesinin ilçe olmasıyla ilgili teklifim komisyonda görüşülmediği için, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin verdiğim önerge üzerinde söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, 1982 Anayasası, ülkemizin merkezî idare teşkilatı bakımından, coğrafya durumuna, ekonomik şartlar ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre illere, illerin de, diğer kademeli bölümlere ayrılacağını hüküm altına almış bulunmaktadır. Anayasamızın bu ilkesi doğrultusunda ülkemiz, il, ilçe ve -bugün işlerliğini yitirmiş olan- bucak olarak teşkilatlanmıştır. Ülkemizdeki kamu hizmetlerinin çok önemli bir bölümü, bu taşra teşkilatı tarafından yerine getirilmektedir.

Bilimin ve teknolojinin her gün baş döndürücü bir hızla geliştiği dünyamızda, insan ihtiyaçları da, bu gelişmeye paralel olarak artmakta, ihtiyaçlarının karşılanması yeni örgütlenmelere gereksinim yaratmaktadır. Diğer taraftan, sosyal devlet ilkesi gereğince, devletin, özellikle sosyal hayata giderek artan müdahalesi, insanları, devletten daha çok hizmet bekler duruma getirmektedir. Devletten giderek artan bu beklentiler karşısında, merkezî idare, coğrafî yapıdan, nüfus yoğunluğundan, ulaşım ve haberleşmedeki yetersizliklerden dolayı, kamu hizmetlerini etkin ve verimli bir şekilde zamanında yerine getirememektedir; ancak, taşra teşkilatını geliştirmek ve güçlendirmek yoluyla sorunların üstesinden gelmek mümkün olabilecektir.

Bugün görüştüğümüz Bağarası beldesi, 1952 yılında belediyelik olmuştu. Bağarası, Beşparmak Dağlarının eteklerinde, Sarıçay’ın güneyinde ve Büyük Menderes Nehrinin doğusunda kurulmuştur.

Bucak, dört mahalleden meydana gelmiştir. Bugün, tasarruf tedbirleri sebebiyle, bankaların kapandığı bir zamanda, Bağarası’nda hiçbir banka kapanmamakta, Ziraat Bankası, Halk Bankası ve İş bankası gibi bankalar faaliyetlerini devam ettirmekte, diğer özel bankalar da araştırma yapıp, yeni şube açma planları yapmaktadırlar.

Bağarası beldesinde zeytinyağı ve pamuk çırçır fabrikaları mevcuttur. Merkez nüfusu, son nüfus sayımına göre 14 bin civarındadır ve Bağarası beldesine 20 köy bağlı bulunmaktadır.

Bağarası beldesine, Ekim ve hasat zamanlarında, özellikle pamuk ekim ve hasat zamanlarında doğu illerimizden büyük göç olmakta ve 14 000 olan nüfusu 2 katına çıkmaktadır ve bu da, ilçe olmaması nedeniyle, büyük problemlere sebep olmaktadır. Bu bakımdan, yukarıda belirtilen nedenlerden ötürü, Bağarası Beldesinin bir an önce ilçe statüsüne kavuşturulmasının her yönüyle faydalı olacağı malumunuzdur.

Bu 37 nci madde teklifleriyle yeni ilçe olma kıstasları en kısa zamanda gündeme getirilmelidir. Bugün, nüfusu 2 000’in altına inen ilçeler mevcuttur, bunlar da değerlendirilmelidir; neredeyse köy statüsüne inen ilçeler mevcuttur; ama, bugün görüştüğümüz gibi, sadece merkez nüfusu 15 000’e ve daha fazla nüfusa sahip olan beldeler mevcuttur; bu beldeleri, ilçe olma hayalinden mahrum edemeyiz.

Bu sebeple, Aydın’ın Söke İlçesi Bağarası Beldesinin ilçe olmasıyla ilgili teklifimin gündeme alınmasıyla ilgili önergemin desteklenmesini siz sayın milletvekillerimden bekliyorum.

Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ongun.

Başka söz isteği?.. Yok.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

İkinci önergeyi okutuyorum:

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

26.6.2000 tarihinde vermiş bulunduğum (2/565) esas numaralı Ordu’da 19 Eylül Üniversitesi Adıyla Yeni Bir Üniversite Kurulmasına Dair Kanun Teklifim havale edildiği Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda süresi içerisinde görüşülemediğinden, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınması hususunu arz ederim. 15.2.2001

Saygılarımla.

   Sefer Koçak

               Ordu

BAŞKAN – Önerge sahibi sıfatıyla, Sayın Koçak; buyurun efendim.

Süreniz 5 dakika.

SEFER KOÇAK (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2000 yılı haziran ayında, imzası bulunan milletvekili arkadaşlarımla birlikte, Ordu İlinde “19 Eylül Üniversitesi” adıyla yeni bir üniversite kurulmasını Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına teklif ettik. Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı Kanuna Bir Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifimizin -süresi içinde Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmediğinden- doğrudan Meclis gündemine alınması için söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi şahsım ve Ordu İli adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri; ülkelerin kalkınmışlıklarının ölçütü eğitim, öğretim, araştırma kurumu olan üniversitelerdir. Gelişmiş, ileri, çağdaş teknolojiyi kullanan ülkeler, eğitime en üst seviyede önem veren, kaynak ayıran ülkelerdir. Bu nedenle, ülkemizde halen mevcut üniversitelerin iyileştirilerek Batı’daki normları yakalaması ve aynı normlarda yeni üniversitelerin kurulması kaçınılmazdır. Yeni üniversiteler kurulurken bölgelerarası dengelerin de korunması gerekmektedir. Hedefler bu gerçeğin ışığı altında belirlenmelidir. Bu açıdan bakıldığında, Ordu İli penceresinden ortaya çıkan çarpıcı durumu zamanın elverdiği ölçüde izaha çalışacağım.

Ordu İli, nüfus bakımından 81 il içinde 21 inci sıradaki ilimizdir. Bu sıralamada Ordu’dan önce yer alan 20 ilimizde en az 1 üniversite mevcuttur; kendisinden sonra gelen 19 ilimizde de en az 1 üniversite kurulmuştur. 1992 yılında 25 devlet üniversitesi, 2 yüksek teknoloji enstitüsü kurulurken Ordu’nun neden atlanıldığının bugüne kadar mantıklı bir açıklaması hiçbir yetkili tarafından henüz yapılmamıştır. Tüm istatistikî veriler Ordu İlinin devlet yatırımları açısından son derece yetersiz olduğunu göstermektedir. Kişi başına yapılan kamu yatırımı açısından Türkiye ortalamasının dörtte 1’i civarında olması durumun ne derece kötü olduğunun bir göstergesidir.

Devlet yatırımıyla Türkiye genelinde 71 inci sırada olan Ordu İli, tarımsal üretimde değer olarak 33 üncü, gayri safî millî hâsılada 59 uncu, toplam asfalt yol olarak 73 üncü, elektrik üretiminde 57 nci sırada yer almaktadır; en vahimi ise, kişi başına devlet harcamalarında Türkiye ortalamasının ancak onda 1’ine sahiptir.

Denize kıyısı olup, limanı olmayan tek il yine Ordu İlidir. 81 il içinde büyüklükte 21 inci sırada olan Ordu İli, diğer tüm istatistiki verilerde 57 ilâ 73 üncü sıralar arasında yer alarak, ihmal edilmiş bir il olmanın üzüntüsü yaşamaktadır.

Bu veriler sebebiyle, 1998 yılından itibaren, kalkınmada birinci derecede öncelikli yöre statüsü ve Olağanüstü Hal Bölgesine uygulanan yatırım teşvikleri kapsamına alınmıştır. Denize kıyısı olup, bu teşviklerden istifade etmek zorunda kalan tek il, yine, Ordu İlidir.

Bölgeler ve üniversiteleri açısından bakıldığında, Türkiye’yi batı Anadolu, güney Anadolu, kuzey Anadolu şeklinde üçe ayırırsak ve bunu, batı Anadolu’yu, Sakarya, Ankara, Adana hattının batısı olarak düşünürsek, burada 30 ilimiz var ve üniversitesi olan il sayısı 22, üniversitesi olmayan il sayısı 8, toplam nüfus 35 milyon, 1 üniversiteye düşen nüfus 660 bin kişi, toplam üniversite sayısı 53, üniversitesi olmayan illerin toplam nüfusu 2 milyon 700 bindir.

Güney Anadolu eğitim bölgesini de, yine, Ankara-Van hattının güneyi olarak değerlendirirsek, bu bölgede de 25 ilimiz var; üniversitesi olan il 10, üniversitesi olmayan il 15, toplam nüfus 14 milyon, 1 üniversiteye düşen nüfus 1 milyon 390 bin kişi, toplam üniversite sayısı 10, üniversitesi olmayan illerin toplam nüfusu 5 milyondur.

Kuzey Anadolu eğitim bölgesi olarak da, yine, Sakarya, Ankara, Van hattının kuzeyi olarak düşünürsek, bu bölgede 26 ilimiz mevcut; üniversitesi olan il sayısı 8, üniversitesi olmayan il sayısı 18, yine, toplam nüfus 14 milyon, 1 üniversiteye düşen nüfus 1 milyon 750 bin kişi, toplam üniversite sayısı 8, üniversitesi olmayan illerin toplam nüfusu 8 milyondur.

Bu verilere göre; Türkiye’de, yaklaşık olarak, vakıf üniversiteleriyle birlikte, 883 bin kişiye 1 üniversite düşmektedir. Ordu İlinin içinde bulunduğu kuzey Anadolu eğitim bölgesinde, 1 milyon 750 bin kişiye; yani, Türkiye ortalamasının 2 katından fazla öğrenciye 1 üniversite düşmektedir. Rakamlar, bölgeler arasındaki çarpıklığı, haksızlığı, yanlışlığı net olarak göstermektedir.

Ordu İlinde, halen, Karadeniz Teknik Üniversitesine bağlı Ordu Ziraat Fakültesi 3 bölümüyle öğretim yapmaktadır. Ünye İktisadî ve İdari Bilimler Fakültesi 2 bölümüyle, Ordu Meslek Yüksek Okulu 12 bölümüyle, Samsun 19 Mayıs Üniversitesine bağlı Ordu Fen-Edebiyat Fakültesi 4 bölümüyle öğretim yapmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- 1 dakika içinde toparlayınız.

SEFER KOÇAK (Devamla) - 4 Yıllık Sağlık Meslek Okulu bir bölümüyle öğrenim yapmaktadır.

19 Mayıs Üniversitesi Senatosu, Ordu Eğitim Fakültesi açılmasını karar altına almış ve YÖK’e göndermiştir.

Ayrıca, Fatsa İlçesinde, Özelleştirme Yüksek Kurulunun bu İlçemizdeki Et ve Balık Ürünleri Anonim Şirketine ait varlıklarının, 19 Mayıs Üniversitesine tahsis edilmesi kararından sonra, Deniz Bilimleri Fakültesi olarak eğitime açılması çalışmaları sürmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu verilere göre Ordu İlinde halen mevcut bulunan yükseköğrenim kurumlarında 180’ye yakın akademik ve idarî personel mevcut olup, 2 600 civarında öğrenci eğitim görmektedir. 603 000 metrekare arazide öğretim devam ederken, 1 000 dönümlük arazi de imar planlarında koruma altına alınmıştır.

Bütün bunlar değerlendirildiğinde, Ordu İlinde 1 milyon nüfus yaşamasına rağmen hâlâ bir üniversite kurulmamıştır.

YÖK’ün ve Bakanlığın belirleyeceği ve belirlediği kriterlerin tamamına yakınını bünyesinde toplayan Ordu İlinde üniversite kuruluşu geç kalmış bir karardır.

Değerli arkadaşlarım, Ordu halkı devletinden adil olmasını, hakkının teslim edilmesini bekliyor. Bu kısa zaman diliminde özetlemeye çalıştığım sebeplerden dolayı, Yüce Meclisin, Ordu’nun üniversite kurulması konusundaki hassasiyetine, oylarıyla destek vereceğine inanıyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Koçak.

Sayın milletvekilleri, İçtüzüğe göre önergeyle ilgili olarak bir sayın üyeye söz vereceğim; ancak, bu arada, , Ordu Milletvekilleri, Sayın Eyüp Fatsa, Sayın İhsan Çabuk, Sayın Yener Yıldırım ve Sayın Şükrü Yürür’ün önergeyi destekler mahiyette olumlu görüş bildirmek üzere söz aldıklarını varsayıyorum, görüşlerinin bu doğrultuda olduğunu bildiriyorum ve milletvekili sıfatıyla Sayın Cemal Enginyurt’a söz veriyorum.

Buyurun Sayın Enginyurt. (MHP sıralarından alkışlar)

ŞÜKRÜ YÜRÜR (Ordu) – Farklı muamele niye Sayın Başkan?..

BAŞKAN – Kime efendim?

ŞÜKRÜ YÜRÜR (Ordu) – Cemal Enginyurt’a farklı muamele niye?

BAŞKAN – Sayın Yürür, İçtüzüğe göre önce gelen sıraya alınır, diğer arkadaşların da -seçmenlere karşı mahçup olmamaları için- isimlerini burada okumak zaruretini duydum.

Buyurun Sayın Enginyurt.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmak üzere...

KAMER GENÇ (Tunceli) – İçtüzüğü kim uyguluyor?!.

BAŞKAN – Her şeye karışmak zorunda değilsin Sayın Genç, otur biraz yerinde, ayıp yani... Her şeye karışmak zorunda mısın

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karışırım tabiî sen yanlış yaparsan!..

CEMAL ENGİNYURT (Devamla) – ...Sayın Sefer Koçak’ın vermiş olduğu teklifi desteklemek üzere söz almış bulunuyorum, hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Sayın Koçak, Ordu’ya üniversite kurulmasının gereklerini ve şartlarını en iyi şekilde ifade etti. Bu kürsüden, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir milletvekili olarak, sadece Ordu’nun değil, Yozgat’ın, Çorum’un, Rize’nin, Osmaniye’nin, Ağrı’nın, Kastamonu’nun, Kilis’in de üniversitesi olması gerektiğine inanıyorum. Dolayısıyla, eğitimin en önemli gereklerinden birisi olan üniversitenin -o ilin de kalkınması açısından büyük faydalar sağlayacak bu eğitim müessesesinin- Ordu İline kurulmasını da canı gönülden arzu ediyorum.

Sayın Koçak’ın da ifade ettiği gibi, Ordulular, devletine karşı gerçekten büyük bir kadirşinaslık göstermişler, vergi tahakkukunda 33 üncü sırada, vergi tahsilatında 36 ncı sırada yer alarak devlete gerçekten gerekli ödevlerini yerine getirmişlerdir; ama, cumhuriyetin kuruluşundan bu tarafa, bu kürsüden, çıkan herkes, muhakkak ki, kendi ilinin hizmet almadığını söyler, ama, Ordu’yu bilenler, siyasetle ilgilenen herkes bilir ki, Ordu, ciddî anlamda -Türkiye Cumhuriyeti geçmiş dönem hükümetleri de dahil olmak üzere- hiçbir devlet katkısı almayan bir vilayet olarak büyük bir mağduriyet çekmiştir. Bugün, bu mağduriyetin giderilmesi noktasında sizlere bir vazife düşmüştür; Sayın Koçak’ın Ordu üniversitesiyle ilgili teklifinin gündeme alınması, bizler için, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, 57 nci hükümetin ve sizlerin büyük bir teveccühü olacaktır.

Ben, hepinizin ilgisini, alakasını bekliyor, hepinize Ordulular adına saygı ve sevgilerimi sunuyor, teşekkür ediyorum. (MHP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Enginyurt.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Üçüncü önergeyi okutuyorum:

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

23.3.2000 tarihinde vermiş olduğumuz, Kozan adı ile bir il kurulması hakkında kanun teklifimiz, havale edildiği İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonlarında bugüne kadar görüşülememiştir.

İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınması hususunda gereğini arz ederiz. 15.3.2001

Ali Halaman Musa Öztürk M. Halit Dağlı

             Adana             Adana             Adana

BAŞKAN – Önerge sahibi sıfatıyla, Sayın Dağlı; buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır efendim.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MEHMET HALİT DAĞLI (Adana) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; aylardan beri komisyonlarda bekleyen Kozan İlçemizin il olmasıyla ilgili, Adana milletvekili iki arkadaşımla birlikte vermiş olduğum kanun teklifinin doğrudan gündeme alınması konusunda söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Anayasamızın öngördüğü ve İçişleri Bakanlığımızın da konuya bu şekilde yaklaştığı, bir ilçenin il olmasıyla ilgili belli objektif kriterler vardır. Bir ilçe, şayet il olacaksa, bu objektif kriterlere uyması gereklidir. Nedir bu objektif kriterler; bunlara baktığımız vakit, nüfus yoğunluğu, hinterlant, ulaşım, ekonomik yapı, kamu hizmetlerinin yeterli derecede yapılıp yapılmadığı, halkın talepleri ve ayrılacağı ile etkisi.

Şimdi, bu objektif kriterleri baz alarak Kozan’ın durumunu değerlendirdiğimiz vakit, coğrafya bakımından, Kozan, 2 265 kilometre idarî sınırı, 85 000 merkez ilçe nüfusu, 400 000 civarında hinterlandıyla birçok ilimizden büyük bir ilçedir.

Ulaşım açısından konuya yaklaştığımız vakit, Feke, Saimbeyli ve Tufanbeyli İlçeleri ile Adana İlinin ulaşımı ancak Kozan içerisinden geçmek suretiyle sağlanmaktadır ve bugün, Adana’dan en uç noktada olan Tufanbeyli’ye En hızlı vasıta Mercedes arabayla gitmek istediğiniz vakit 3 ile 3,5 saat arasında gitmeniz mümkündür, şayet, otobüsle gitmeye kalkarsanız, bu süre, 5 ile 6 saat arasındadır. Bir ilden ilçe merkezine 5-6 saatte gidilirse; bir başka ifadeyle, geniş bir hinterlanda sahip olan Adana İli, idarî bakımdan hantal bir yapıya sahiptir. Kozan’ın il olmasıyla ilgili teklifimiz gerçekleşirse, böylece, Adana İli de rahatlamış olacaktır.

Ekonomik yapıdan değerlendirdiğimiz vakit, Adana’ya bağlı bir ilçe olması nedeniyle, Kozan’a bağlanacak ilçelerin hepsi kırsal olduğu için, Kozan’dan Adana İlimiz yoğun göçe sahne olmaktadır ve bu yoğun göçün de Adana İlimize yüklediği büyük problemler, büyük sorunlar vardır; özellikle, sağlıksız yapılaşma bakımından, yerel yönetimlerin de karşılaştığı büyük problemlerle karşı karşıyadır. Şayet, teklifimiz kanunlaşırsa, böylece, Adana İlimiz da hantallıktan kurtulmuş olacaktır.

Kozan’ın tarihine baktığımız vakit, Kozan, Asurlular ve Romalılar olmak üzere, birçok medeniyete merkezlik yapmış ilçelerden bir tanesidir. Değerli milletvekilleri, Kozan, tarih içerisinde, 1920 yılına kadar sancak olarak kalmış, 1923’ten sonra, sancakların il yapılmasıyla beraber il olmuş ve bu durumu, 1926 yılına kadar devam etmiştir; 1926 yılında da, tekrar, ilçe olmuştur.

Halkın talepleri bakımından değerlendirdiğimiz vakit... Değerli milletvekilleri, Yüce Meclisimiz bu teklifimizi değerlendirecektir. Psikolojik bakımdan da, Kozanlılar, bir an evvel, Kozan’ın il olmasını beklemektedirler. Kozan’ın il yapılması gecikmiş bir hakkın iadesi olacaktır. Yüce Meclisin bu hakkın iadesini yerine getireceğine inanıyor ve siz değerli milletvekillerinin bu teklifimize olumlu yaklaşacağı düşüncesiyle, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Dağlı.

Milletvekili olarak Sayın Yakup Budak; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

Sayın Halaman da yerinden söz istemiş; ama, sanıyorum, o da, aynı görüşü belirtiyor ve teklife katıldığını ifade ediyor, zaten, teklif sahibi.

Buyurun.

YAKUP BUDAK (Adana) – Sayın Başkan, değerli üyeler; sözlerime başlarken Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarımızın vermiş oldukları Kozanımızın il olmasıyla ilgili kanun teklifini elbette destekliyoruz. Gerçekten, Kozanımız, bulunduğu çevre itibariyle, diğer merkezlere uzaklığı itibariyle, aynı zamanda, sosyal ve kültürel yapısı itibariyle, ekonomik gelişmesi itibariyle, tarımsal potansiyeli açısından da il olmayı hak etmiş Türkiyemizin en güzel, en büyük ilçelerinden biridir.

Bu zamana kadar, yüzyıllar boyunca çok değişik medeniyetlere beşiklik etmiştir. Kozanoğlu Sancağının başkentliğini yapmıştır. Gelişme potansiyeli itibariyle de en büyük ilçelerimizden biridir.

Gerçekten, Kozan, çevresinde yer alan İmamoğlu, Saimbeyli, Feke, Tufanbeyli gibi İlçelerimize merkezlik yapmaktadır. Kozanımızda yüksekokullar vardır. Gelişmesi itibariyle, tarım arazisi itibariyle ve ekonomik potansiyeli itibariyle de il olmayı çoktan hak etmiştir. Kozanlılar da, bunu, Meclisimizden beklemektedirler. İnşallah, burada verilecek kararla, hem Kozanımızın gelişmesine ve kalkınmadaki potansiyeline katkıda bulunacağımızı hem de Kozanımızın bir il olarak Türkiyemizin güzel bağrında yer alacağını ifade ediyorum.

Teklifi uygun bulduğumuzu ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Budak.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

 

 

 

 

BAŞKAN – Plan ve Bütçe Komisyonunda boşalan ve Anavatan Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için, Sinop Milletvekili Yaşar Topçu aday gösterilmiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN – Oylarınıza sunup, karar yetersayısını arayacağım.

Oylamayı elektronik cihazla yapacağım ve 5 dakika süre vereceğim.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Oylama süresi bitti, bundan sonra gelen oy pusulalarını kabul etmeyiniz.

BAŞKAN – Sayın Genç, bırakın, burada, biz yapacağımızı biliyoruz.

Sabırsızlanmayın efendim, ne söyleyeceğimi biliyor musunuz siz? Sayın Genç, bakın, her şeye de müdahale etmek zorunda değilsiniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Meclisi doğru yönetmedikten sonra müdahale edeceğim.

BAŞKAN – Siz her şeye karışmak zorunda değilsiniz.

Lütfen, ben söz vermeden de konuşmayın.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Sayın Yaşar Topçu’nun, Plan ve Bütçe Komisyonu adaylığı için yapılan oylamada karar yetersayısı bulunamamıştır.

Birleşime saat 17.00’de toplanmak üzere ara veriyorum,

Kapanma Saati: 1650

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.00

BAŞKAN: Başkanvekili Ali ILIKSOY

KÂTİP ÜYELER: Mehmet BATUK (Kocaeli), Levent MISTIKOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109 uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

 

 

BAŞKAN- Plan ve Bütçe Komisyonunda boş bulunan ve Anavatan Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için, aday gösterilen Sayın Yaşar Topçu’yla ilgili seçim yapıyorduk. Seçim sırasında karar yetersayısı aranmıştı, karar yetersayısına ulaşılamamıştı.

Şimdi, yeniden, elektronik cihazla oylama yapacağım ve karar yetersayısını arayacağım.

Oylama için 3 dakikalık süre vereceğim.

Bu süre içerisinde sisteme giremeyen arkadaşlarımızın, teknik personelden yardım istemelerini; buna rağmen giremeyen arkadaşlarımızın, oy pusulalarını aynı süre içerisinde Başkanlığımıza ulaştırmalarını; vekâleten oy kullanacak Sayın Bakan var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve imzasını havi oy pusulasını, yine, belirlenen süre içerisinde Başkanlığımıza ulaştırmalarını rica ediyor ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı vardır; Sayın Yaşar Topçu’nun Plan ve Bütçe Komisyonuna seçilmesi kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince sözlü sorular ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler kısmına geçiyoruz.

 

 

 

- İzmir Milletvekili Rıfat Serdaroğlu’nun; İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın; Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya’nın; Ankara Milletvekili Yıldırım Akbulut’un; Şırnak Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım’ın; Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Konya Milletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili Nejat Arseven’in; İstanbul Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının;  Zonguldak Milletvekili Hasan Gemici’nin ve İzmir Milletvekili Işılay Saygın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449) (S.Sayısı: 527)

BAŞKAN - 10.01.2001 tarihli 42 nci Birleşimde, İçtüzüğün 88 inci maddesine göre komisyona geri verilen Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifinin görüşülmeyen maddeleri ile ilgili komisyon raporu Başkanlığa verilmediğinden, teklifin görüşmelerini erteliyoruz.

Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/851

BAŞKAN – Komisyon?.. Yok.

Ertelenmiştir.

Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682) x

BAŞKAN - Komisyon?.. Hazır

Hükümet?.. Hazır.

5 inci maddenin görüşmeleri tamamlanmış idi.

Şimdi, maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 5 inci madde kabul edilmiştir.

6 ncı maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 6. – 3984 sayılı Kanunun 11 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Madde 11. – Üst Kurul, tam gün esasına göre çalışır, haftada birden az olmamak üzere en az beş üye ile toplanır ve en az beş üyenin aynı yönde oyuyla karar alır. Geçerli mazereti olmaksızın üst üste üç kez toplantıya katılmayan Üst Kurul üyeleri çekilmiş sayılır.”

BAŞKAN - Maddeyle ilgili olarak, Fazilet Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Zeki Çelik. (FP sıralarından alkışlar)

Buyurun efendim.

Süreniz 5 dakika.

FP GRUBU ADINA MEHMET ZEKİ ÇELİK (Ankara) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; 682 sıra sayılı kanun tasarısının 6 ncı maddesi üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, zayıflamış, halk desteğini kaybetmiş bir iktidarın, medyanın arkasına sığınmak için Meclisi ve milletvekillerini kullanmasını anlamak mümkün değil. Bu işlerin yapısal değişiklikle ne alakası var diye bazen düşünüyorum.

Bakınız, bazı şeyler var ki, bunlar sembollerle ifade edilir; mesela 3 K gibi, 2 M gibi. Ne demek 3 K; şöyle tarif ediyorlar: Birincisi kasa gücü, ikincisi kafa gücü, üçüncüsü de kas gücü. Hakimiyetinizi kurmak için para lazım; bunu alınteriyle elde etmek kolay değil; ya devletin imkânlarını, teşviklerini kullanacaksınız ya açıklardan istifadeyle müesseselerin, bankaların imkânlarını lehinize çevireceksiniz ve o insanları da yanınıza almak suretiyle buralardan çeşitli metalar elde edeceksiniz. Tabiî, bunları yapabilmek için de kafa gücüne ihtiyacınız var. Ne demektir; beyinlere ihtiyacınız var, devletin değişik kademelerinde görev yapmış, kanunun boşluklarını bilen insanları alıp müesseselerinizde çalıştıracak ve bu arada, bu işi bilen hukukçu, maliyeci, ekonomist ve teknik ilimlere vakıf beyinleri ve ayrıca da üst seviyede görev yapmış, çeşitli mahfillerle irtibatı olan insanlardan emekli olanları da yine bu kadronuza dahil etmek suretiyle işinizi yürüteceksiniz.

Gelelim kas gücüne, bu kaba kuvvete; normal yollardan güç yetirilemeyen yerlerde de, usulüne göre iş yapacak adamları mutlaka devreye sokmak gerekecektir; özelleştirmelerde, banka satışlarında, ihalelerde neler yapıldığını, televizyon ekranlarına yansıyan tehditleri, pazarlıkları hep beraber seyrettik, gördük. Ayrıca, televizyon, gazete ve radyoların, kamuoyu oluşturmadaki etkinliğini, gücünü hepimiz biliyor ve hakikaten, bu korkunç gücün karşısında, ister istemez, kendimizi hesaba çekmemiz gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, Bu televizyon ve gazeteler, bir insanı, isterlerse bir gecede vezir, isterlerse bir gecede rezil edebilme imkânına sahipler. Tabiî ki, bunlar yapılırken, sizin, kendinizi savunma gücünüz ve imkânınız yok. Adamların bankası var, parası var, ticareti var, müesseseleri var, holdingleri var, her şeyleri var; bu yüzden kimse karşı çıkamıyor, onlarla mücadele edemiyor. Atılan çamurları, yapılan ithamları, sizin kendi üzerinizden temizleme imkânınız yok; yani, eşit şartlarda değilsiniz. Demokrasi, hukuk, özgürlük;   bunların hepsi lafta kalıyor.

Bakınız, ayrıca, Amerika’da, yıllarca Dışişleri Bakanlığı yapmış Henry Kissinger diyor ki: ”2000’li yıllar 2M ile şartlandırılacaktır; birinci (M) medya, ikinci (M) de mafyadır ve bunların birbirleriyle ilintili olmadığı hiçbir zaman söylenemeyecek, iddia edilemeyecektir.”

Siyaset, medya ve mafya aktörlerinin kelepçelendiği bir dönemde, hapishanelere atıldığı bir dönemde, böyle bir kanun tasarısının Meclis gündemine gelmesi kafaları karıştırıyor.

Değerli arkadaşlar, özel radyo ve televizyonlarda yüzde 10’dan fazla hissesi bulunanların doğrudan ve dolaylı olarak devletten taahhüt işi üstlenemeyeceklerine ve menkul kıymet borsalarında muamele yapamayacaklarına ilişkin yasak, bu tasarıyla kaldırılmaktadır; patronların birden fazla televizyon sahibi olması sınırlaması da böylece kalkmış bulunuyor .

Şimdi, bu kanun tasarısıyla getirilen şeyin şeffaflık olduğu iddia ediliyor. Tabiî ki, biz de şeffaflıktan yanayız. Şeffaflık, medya patronlarının kim olduğu, kimler olduğu manasında anlaşılmamalıdır; bu önemli değil. Esas şeffaflığın, haberleşmede ve yayında doğruların ifade edilmesinde olması gerekmektedir. Siz, olaylar vuku bulduğunda gazetelerin attığı başlıkları, televizyon yayınlarını bir hatırlayın bakalım; biz, burnumuzun dibini göremezken “on yıl ilerisini görüyoruz” diye az mı başlıklar atıldı; hep beraber bunları seyrettik.

Değerli arkadaşlar, RTÜK Başkanının kamuoyuna yapmış olduğu açıklamalar çok ibret vericidir. “

 “Bu tasarı, demokrasinin intihar girişimidir. Ayrıca, medya, zaten, siyaset üzerinde çok ciddî bir baskı oluşturuyordu, bundan sonra bu baskı daha da artacaktır. Belki de, artık, Türkiye’de, iktidarları da medya belirleyecektir” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – 1 dakika içinde toparlar mısınız efendim.

MEHMET ZEKİ ÇELİK (Devamla) – Bazı medya kuruluşları, bugün, zaten, kendilerini yasamanın da, yürütmenin de, yargının da üstünde bir güç olarak görmektedir. Onlara yeni güçler verilmemeli, hatta, mevcut güçlerinin bile dizginlenmesi için gereken düzenlemeler yapılmalıdır.

Tabiî ki, bu tasarıyla, frekans planlama yetkisinin Telekomünikasyon Kurumuna verilmesi, artık, ihale yapılmayacağı anlamına geliyor. Hükümet zayıf olunca, medyanın taleplerine direnemiyor; hükümet güçsüz olunca -güçsüz olduğu- ve medyanın da biraz yüklenmesi halinde ayakta duramaz hale geliyor. O nedenle, maalesef, böyle tavizler veriliyor. Frekans ihalesinin yapılmaması, devlete 1 katrilyon liraya mal olmuştur, büyük bir kayıp meydana gelmiştir. IMF kapılarında, Dünya Bankası kapılarında para peşinde koşulduğu bir zamanda, bu, büyük bir kaynak israfıdır.

Değerli arkadaşlar, buna benzer, İçişlerini Bakanının da bir açıklaması var. Sayın Tantan’ın “medyanın tehdit terörü, siyaseti ve bürokrasiyi kilitledi” beyanı düşündürücüdür.

Hepinize saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çelik.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Aksaray Milletvekili Sayın Murat Akın; buyurun.

Süreniz 5 dakika.

DYP GRUBU ADINA MURAT AKIN (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 682 sıra sayılı tasarının 6 ncı maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Grubum ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Üst Kurulun tam gün esasına göre çalışacağını ve haftada en az bir gün toplanacağını ve bu toplantıda da, toplantının en az, yine, beş kişiyle ve alınacak kararın da, aynı yönde beş kişinin oy kullanmasıyla oluşacağını getiren bir Hükümdür. Bu, umumiyetle tüm dernek, vakıf ve sendika üst kurullarında benzeri toplantılara yönelik düzenlenmiş bir maddedir.

Değerli milletvekilleri, demokrasilerde yasama, yürütme ve yargı güçlerine ilaveten, dördüncü kuvvet olarak kabul edilen basın, kısa vadede toplumların yönetiminde ve yönlendirilmesinde; uzun vadede ise, toplumların gelişmesinde ve demokratik erklerin, yasama, yürütme ve yargı güçlerinin kullanılma biçimlerinin şekillendirilmesinde geniş anlamda, önemli ve tek kuvvettir. Fonksiyonu ve müessiriyeti bakımından önemli olan bu toplumsal kurumun, verimli ve etkili olarak çalışabilmesi için kamu yararı ilkesini büyük bir dikkatle koruması gerekir. Kamu menfaatinin nasıl ve ne ölçüde gözetileceği ise, sadece basının değil, başta, beşinci kuvvet olarak vasıflandırdığımız sivil toplum kuruluşları olmak üzere, hemen her kesimin ortak mesuliyetleridir.

Günümüzde basının gelişimi, piyasadaki rekabet ortamı, basında sahipliğin düzenlenmesi ve çoğulculuğun sağlanması gerçeğiyle örtüşmekte, toplumun, doğru bilgi ve haber alma hakkı her zamankinden daha fazla önem kazanmaktadır. Türk medyasındaki mülkiyet ilişkileri ve ekonomik örgütlenme biçiminde kaynaklanan meseleler, medya etiğinin önündeki önemli engellerden biri haline gelmiştir. Maalesef, kamu yayıncılığı yapan TRT Kurumu, etkinliğini ciddî ölçüde yitirmiş, kamu hizmeti yayıncılığı yapması öngörülen özel yayıncılık, her bakımdan kontrol edilmez bir büyüme göstermeye başlamıştır.

Değerli milletvekilleri, basın, bir yandan ciddî ölçüde tekelleşmiş iken, diğer yandan, yolsuzluklara bulaştığı açıkça bilinen ve yargıya intikal eden basın patronları, kendilerinde güç vehmedip kamuoyunu yanlış yönlendirme, panik ve öfkeye sevk etme eylemlerini alışkanlık haline getirmiş, devlet ricalini haksız, yersiz ve sebepsiz biçimlerde tezvir ederek, siyasî rant sağlama arayışlarını olağanlaştırmıştır. Buna mukabil, kamuoyu, kuralsızlığın sürdüğü Türk basınında, medyasında, televizyon ve gazete sahip ve yöneticilerinin, bizzat veya yanlarında kolayca buldukları yandaş ve koruyucuları eliyle yanlı veya yanlış yönlendirilmekten, kamu otoritesinin zedelenmesine yönelik sanal krizler oluşturmasından rahatsızlık duymaktadır.

Değerli milletvekilleri, devlet büyüklerinin, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve meri yasaları yanında, basının ulusal ve evrensel yazılı kurallarıyla ve etik anlayışlarıyla da kaynağını bulan ilkelere aykırı olarak eleştiri sınırının ötesinde küçük düşürücü yaklaşımlarla açık veya zımnî tezvir içeren haber ve yorumlarla sayfalarına taşımakta ve bundan her kesim ciddî kaygı duymaktadır.

Bu değerlendirmeler ışığında, jeostratejik, jeoekonomik ve jeopolitik bakımdan önemli fırsatlarla iç içe olan Türkiye’nin, siyasetçisinden kamu yöneticisine, müteşebbislerinden sade vatandaşına kadar, ülke sorunlarına duyarlı olması ve ciddî bir toplumsal sorumluluk anlayışıyla ülkenin iyi yönlendirilmesine, en azından birer vatandaş olarak her kesimin, bulunduğu kurum itibariyle katkı sağlaması gerekir.

Türk basını, ülkenin sahip olduğu dinamiklere ve kinetiklere uygun olarak, yazılı, görsel, işitsel yayınları, kamu menfaatına -eski tabirle, umuma hadim hizmetlerine- uygun olarak, yaşanan ağır sorunların çözümünde, sorumluluk içerisinde, geleceğin Türkiyesine ve Türk insanına sunarak, birey ve toplumsal sorumlulukların yerine getirilmesinde önemli bir yer tutması gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akın, 1 dakika içinde toparlar mısınız.

MURAT AKIN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, RTÜK, haftada, bir, iki, üç, beş kez toplanıyor; ülkenin gündemi, aslında bu değil. Ülkenin gündeminde, bu yıl 37 milyar dolarlık iç ve dış borç itfası söz konusudur. Bugün, Hazine, borçlanmak istediği miktarı borçlanamamış; Türk ticareti, Türk sanayii tabiri caizse bıçak sırtında yaşıyor. Acaba, bu ülke ekonomisini idare edenler gelse, şu en mühim noktada bu 37 milyar dolar iç ve dış borç itfası nasıl yapılacak... Bunu, dünya, Türkiye herkes takip ediyor.

Ülkenin en önemli meselesi bu iken, hiç mesele olmayan RTÜK’ü buraya taşıyıp, burada, şu Yüce Meclisin gündemini işgal etmenin doğru olmadığı düşüncesiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akın.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde dört adet önerge vardır; ancak, İçtüzüğün 87 nci maddesine göre bunlardan üçünü işleme alacağım.

Şimdi, önergeleri geliş sırasına göre okutup, sonra işleme alacağım:

       TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluşu ve Yayınları Hakkındaki Kanun Tasarısının 6 ncı maddesinde düzenlenen 11 inci maddede yer alan “Geçerli mazereti olmaksızın üst üste 3 kez toplantıya katılmayan Üst Kurul üyeleri çekilmiş sayılır” bölümü “Geçerli mazereti olmaksızın üst üste 2 kez toplantıya katılmayan üyeleri çekilmiş sayılır” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Maliki Ejder Arvas                           Aslan Polat                  Eyyüp Sanay

Van                                              Erzurum                    Ankara

 

Cevat Ayhan                                               Fahrettin Kukaracı                 

Sakarya                                               Erzurum

 

       BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

       TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasa tasarısının çerçeve 6 ncı maddesi ile değiştirilen 3984 sayılı Yasanın 11 inci maddesinin ikinci cümlesinin “Geçerli mazereti olmaksızın üst üste dört kez toplantıya katılmayan Üst Kurul üyeleri çekilmiş sayılır” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Fethullah Erbaş                  M.Zeki Çelik                                    M.Niyazi Yanmaz

Van                                    Ankara                                    Şanlıurfa

 

Nezir Aydın                  Yahya Akman                  Lütfi Yalman

Sakarya                  Şanlıurfa                                    Konya

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, okutacağım üçüncü önerge, aynı zamanda en aykırı önerge olup, okuttuktan sonra işleme alacağım.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

682 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 6 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

A.Nazlı Ilıcak İrfan Gündüz            M.Altan Karapaşaoğlu

          İstanbul          İstanbul              Bursa

Sait Açba       Abdülkadir Aksu

              Afyon           İstanbul

“Madde 11.- Üst Kurul, tam gün esasına göre çalışır, haftada ikiden az olmamak üzere, en az 7 üye ile toplanır ve en az 7 üyenin aynı yönde oyuyla karar alır. Geçerli mazereti olmaksızın, üst üste üç kez toplantıya katılmayan Üst Kurul üyeleri çekilmiş sayılır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükümet?..

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Ilıcak, buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Değerli Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 682 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 6 ncı maddesinde Üst Kurulun karar nisabına ilişkin bir değişiklik önerdik; şimdi, bu önergemiz üzerinde, önerge sahipleri adına söz almış bulunuyorum.

RTÜK, çok ağır cezalar takdir edebiliyor; dolayısıyla, 4’e 5 karar almasın, hiç değilse 2’ye 7 karar alabilsin diye bu önergeyi verdik. Şimdi, iddiaların aksine, ekran karartılmıyor değil; RTÜK tarafından ekran karartılabiliyor. Aksine, (a), (b) ve (c) şıklarına aykırı hareket etmişseniz, uyarısız bir şekilde, bir ay ekran karartılabiliyor; iş, süresiz karartmaya, hatta lisansın iptaline kadar gidebiliyor; yani, çok daha koyu bir sansür var.

Ayrıca, çok ağır para cezaları var. Buradan, özellikle bölge televizyonlarını uyarmak istiyorum. Keşke, bölge milletvekillerine ulaşabilseler ve keşke, bizim ipimiz çekiliyor aman dikkat diye, onları ikaz edebilseler. Şimdi, bir bölge televizyonu, 125 milyar lira ceza ödeyebilir mi ufacık bir hata yaptı diye?! Üstelik, düşünün ki, bunlar, siyasî direktifler doğrultusunda alınacak kararlardır; çünkü, RTÜK’ün yapısı, daha ziyade siyasî bir yapıya dönüştürülüyor. Burada, (a) ve (b) şıklarını tekrar hatırlatmak istiyorum: Atatürk ilkelerine aykırılık, bölücülük, halkı kin ve düşmanlığa sevk gibi, gayet muğlak tarifler. Bir anlamda, 312 nci madde, bu yasanın içine taşınıyor ve bünyesi zayıf olan, özellikle, bölge televizyonları, RTÜK üyelerinin beşinin  dudağının arasında; onlar da, talimatı iktidardan alacaklar.

Ayrıca, yine, bu kanun, bir patrona, yüzde 25 izlenme payına kadar, çok sayıda televizyon kanalının sahibi olma imkânını getirdi. Dolayısıyla, izlenme oranına göre, birkaç ulusal kanalın sahibi olabilir; ama, çok sayıda bölge televizyonunun sahibi olabilir; çünkü, bölge televizyonları kendi yörelerinde ağırlıklı olmakla birlikte, izlenme oranları çok düşük olan televizyonlardır. İşte bu kanun, yerel televizyonları sessizce kapatma kanunudur. Değerli arkadaşlar, biz burada, güçsüzlerle güçlüler arasında, kendilerine güç vehmedenler arasında bir mücadeleyi yaşıyoruz                  -demokrasi, halkın doğru haber alma özgürlüğü- siyaseti, birkaç medya patronunun tahakkümünden kurtarmaya çalışıyoruz, özellikle birinin tahakkümünden kurtarmaya çalışıyoruz.

Değerli arkadaşlar, bugün, bizim sorunumuz, falanca medya patronunun önündeki ihale engelini kaldırmak veyahut Danıştay kararını aşarak onların yolunu açmak değil. “Bunu, şeffaflık adına yapıyoruz” diyorlar; burada, şeffaflık yok. Şeffaflık... Hangi patron hangi televizyonun sahibi zaten biz biliyoruz. Şeffaflık, haberlerin özel çıkarlardan etkilenmeden kamuoyuna duyurulmasıdır. Bir telefon konuşmasını, burada, hatırlatmak istiyorum. Bir medya patronunun yanında çalışan, bugün de aramızda olan bir milletvekili, gazetesinin bir üst düzey yöneticisini arayarak, şöyle uyarıyordu: “Cumhur Ersümer aleyhinde sakın yazı yazmayalım, bize ne kadar yardımcı oldu biliyorsunuz”. Belki gazete ve televizyon patronları enerji ihalesine girmeseydi, bu enerji soygunu daha önce ortaya çıkacaktı, eğer medya patronları banka ihalelerine girmeseydi, bu banka soygunu daha önce ortaya çıkacaktı.

Bakın, burada Danıştayın aldığı karar, içtihatı birleştirme kararı. Burada, enerji ihaleleri iptal edilmiştir; biz, burada bu iptal edilen enerji ihalelerinin önünü açmak üzere toplanmış bulunuyoruz değerli arkadaşlar; bu bize yakışmaz! Size de yakışmaz MHP’li arkadaşlarım, size de yakışmaz, size de yakışmaz DSP’li arkadaşlarım.

Ben, geçen hafta cereyan eden nahoş bir olaya üzüntüyle temas etmek istiyorum. Ben, MHP’li arkadaşlarımı hiçbir zaman kırmayı düşünmedim. Ta, 12 Eylül öncesine gidelim. 12 Eylül döneminde, Milliyetçi Hareket Partili arkadaşlarımız hapishanede iken, o zaman ben “faşizm yargılanıyor” diye bir yazı yazmış ve üç aylık mahkûmiyet almıştım, helal olsun. Oradaki mücadelemiz şu idi: Güçsüzün ezilmesini önlemek, haklıyı getirip başa oturtmak. Bakın, 12 Eylül dönemi arkada kaldı, onlar, köşelerine çekildikleri zaman, sizler bu koltukta oturuyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ilıcak, 1 dakika içinde toparlayınız.

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - O bakımdan, gelin, ben eminim, sizler de yerel medyayı koruyacaksınız, sizler de güçsüzü koruyan insanlarsınız; çünkü siz, buram buram Anadolu kokuyorsunuz. Birkaç medya, özellikle bir medya patronuyla yapılan bir pazarlığa, ben eminim ki, bu pazarlığa uymaya sizin gönlünüz razı gelmeyecek.

Değerli arkadaşlar, gelin elele verelim şu demokrasiyi savunalım, biz millete borçluyuz. Bizi bu koltuklara medya patronları getirmedi, sizleri medya patronları getirmedi, sizleri de getirmedi. Öyle ise, elele bu yanlışlığı düzeltelim; gelin bu yasayı geri çekelim, bir uyum sağlayalım. Belki bir kişi bir medyanın patronu olabilsin; ama, üç tane televizyon kanalının sahibi, hem de gazetelerin sahibi olmasın hem de banka sahibi olmasın hem de kamu ihalesine girmesin. Gelin, bu milletin parasını çaldırmayalım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN – Komisyonun ve hükümetin katılmadığı, gerekçesini Sayın Ilıcak’tan dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yetersayısı arayacağım.

Oylamayı elektronik cihazla yapacağım ve 3 dakikalık süre vereceğim.

Vekâleten oy kullanacak sayın bakan varsa, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve imzasını havi oy pusulasını, belirtilen süre içerisinde Başkanlığımıza ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önergenin oylamasında karar yetersayısı bulunamamıştır.

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Sayın Başkanım, İçtüzüğü biliyorum, böyle bir mecburiyet yok; ama, her fırsatta karar yetersayısını bulamıyor isek, karar yetersayısını sağlayacak çoğunluk sağlanamıyorsa, aç-kapa görüntüsü fevkalade yanlıştır. Grup başkanvekilleriyle de istişare ederek, birleşimi kapatmanızı teklif ediyorum; böyle bir mecburiyet olmamakla beraber.

BAŞKAN – Efendim, siz grup başkanvekilleriyle kendi aranızda o görüşmeyi yaparsanız, biz de gereğini yaparız.

Birleşime, saat 17.50’de toplanmak üzere, ara veriyorum.

       Kapanma Saati: 17.35

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.50

BAŞKAN : Başkanvekili Ali ILIKSOY

KÂTİP ÜYELER: Mehmet BATUK (Kocaeli), Levent MISTIKOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109 uncu Birleşiminin üçüncü oturumunu açıyorum.

Görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

 

 

8.- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682)                                                                 ----------------- (Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve hükümet yerlerini aldı.

6 ncı madde üzerinde Sayın Nazlı Ilıcak ve arkadaşları tarafından verilen, komisyonun ve hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum.

Oylamayı elektronik oylama cihazıyla yapacağım ve karar yetersayısını arayacağım.

Oylama için 3 dakikalık süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen arkadaşlarımızın, teknik personelden yardım istemelerini; buna rağmen, giremeyen üye arkadaşlarımızın, aynı süre içerisinde, oy pusulalarını Başkanlığımıza ulaştırmalarını; bu arada, vekâleten oy kullanacak sayın bakan varsa, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve imzasını havi oy pusulasını, yine aynı süre içerisinde, Başkanlığımıza ulaştırmalarını rica ediyor; oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın Milletvekilleri, önerge kabul edilmemiştir; karar yetersayısı vardır.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasa tasarısının çerçeve 6 ncı maddesiyle değiştirilen 3984 sayılı Yasanın 11 inci maddesinin ikinci cümlesinin “geçerli mazereti olmaksızın üst üste dört kez toplantıya katılmayan Üst Kurul üyeleri çekilmiş sayılır” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Fethullah Erbaş (Van) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükümet?..

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Erbaş?..

FETHULLAH  ERBAŞ (Van) – Sayın Yanmaz konuşacaklar efendim.

BAŞKAN – Sayın Yanmaz, buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika efendim.

 

 

MUSTAFA NİYAZİ YANMAZ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önerge sahipleri adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, yaklaşık bir haftadır, bu tasarı, Türkiye’nin gündemini meşgul etmekte; hem Genel Kurulumuzu hem Türkiye’nin gündemini hem medyamızı meşgul etmekte. Dolayısıyla, bu konu hakkında, bir kamuoyu da oluşmuş durumda.

Değerli arkadaşlar, öyle bir kamuoyu oluştu ki, konular görüşüldükçe, tartışıldıkça, aradaki görüş farklılığı da gün geçtikçe çoğalıyor; âdeta, derin uçurumlar oluşuyor.

Değerli arkadaşlar, işin ilginç yanı, burada, Genel Kurulda, biz, bu yasanın çıkarılmaması gerektiği noktasında fikir beyan ederken, özellikle bu yasanın çıkması gerektiği noktasında İktidar Partisi üyelerinin söz hakları olduğu halde, bu haklarını kullanmayıp, sadece susmakla, bu yasa tasarısını pasif direnişle geçirmek istiyorlar.

Değerli milletvekilleri, görünen o ki, bu yasa tasarısı İktidar Partisi milletvekillerinin kendi aralarında bile içlerine sinmemiş olduğundan olsa gerek, Genel Kurulda, bir haftadır, habire karar yetersayısı, yoklama istenildiği halde, bu arkadaşlarımız buraya gelmiyorlar. O zaman, bundan anlaşılan şu ki, liderlerin, İktidar Partisi üyelerine bir dayatması söz konusu.

Değerli arkadaşlar, bizim, kimseye kinimiz, husumetimiz, garazımız yok. Biz, mutlaka, ülkede doğru bir kamuoyunun oluşmasını, sağlıklı bir medyanın olmasını canı gönülden arzu etmekteyiz. Ben inanıyorum ki, bu çatı altında bulunan herkes, bu ülkeyi seven herkes, sağlıklı bir medyanın oluşmasını istiyordur; çünkü, böylece kamuoyu doğrudan bilgilenir ve enformasyon doğru olur; ancak, arkadaşlar, görünen o ki, mevcut yasadan bile daha kötüsü, daha çağdışı olanı geliyor. Mevcut yasada ekran karartmadan şikâyet edilirken, gelecek olan yasada, bırakın ekran karartmayı, çok ağır para cezaları, onun yanında ekran karartma, onun yanında da aklın ve hukukun hiç kabul etmeyeceği bir şekilde, lisansın iptali, ekranın tamamen kapanması, sadece ekran karartma değil, ekranın tamamen kapatılması söz konusu.

Değerli arkadaşlar, bu yasa ülkemize hiçbir hayır getirmez ve biz de bu kanaattayız.

Değerli arkadaşlar, bizi bu fikre alıştıran yegâne şey, geçmişte medyanın notunun kırık olması, mazisinin kötü olmuş olması... Bakın, Cüneyt Arcayürek’in “Etekli Demokrasi” diye bir kitabı var; orada okursanız, görürsünüz; o zamanın ekonomiden sorumlu Bakanı, genel başkan olabilmek için, başbakan olabilmek için medyayla nasıl bir ilişki içerisine girmiş, nasıl teşvikler verilmiş, nasıl ucuz krediler verilmiş ve devletin kaynakları nasıl peşkeş çekilmiş, orada bir bir sıralanmakta.

Bu çerçeve içerisinde, yine, şimdi, o süreci yaşadığımız 28 Şubat süreci içerisinde, medyada ne tür asparagas haberlerin üretildiği, kamuoyunun nasıl oluştuğu, istenilen haberlerin nasıl maniple edildiği, masa başında haberin üretildiği herkesin bilgisi dahilindedir ve herkesin bildiği konulardır. Bu çerçeve içerisinde, değerli arkadaşlar, bu yasanın, ben inanıyorum ki, siz, değerli iktidar partisi üyeleri tarafından da bir sağduyu gösterilerek tekrar komisyona getirilip, enine boyuna tartışılması, hiç olmazsa, bir uzlaşmanın, bir konsensüsün oluşması gerekir diye düşünüyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bir diğer konu, mevcut yasadan şikâyet ediliyor, illegal çalışmalardan şikâyet ediliyor; bir şeffaflığın, açıklığın olması isteniyor. Doğrudur; bu, hepimizin arzusu, isteğidir; fakat, öyle ilginç bir tablo karşımıza çıkıyor ki, çok affedersiniz, ama, sanki, bükülemeyen el öpülüyormuş gibime geliyor.

Değerli arkadaşlar, illegal halde bu kadar çalışan medya bu ihalelere giriyorsa, borsada oynuyorsa, her istediğini yapıyorsa, yüzde 20’den fazla hisseye sahipse, yüzde 10’dan fazla sahip olup bir de ihalelere girebiliyorsa, düşünün, biz, bunu yasal hale getirirsek, bunlar neler neler yapmazlar ve ben inanıyorum ki, bu yasayla Türkiye’de Berlusconi özlemi içerisinde olan insanlar var. Nereden çıktı İtalya’da bu Berlusconi, bizimkilerin iştahları birden kabardı ve bu yasa, hiç, bayram değil seyran değil diyen Nevzat Hocamın dediği gibi, bir anda gündeme geldi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – 1 dakika içinde toparlayın Sayın Yanmaz.

MUSTAFA NİYAZİ YANMAZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bizim tekrar tekrar söylemek istediğimiz şey şu: Özellikle, burada, siz değerli arkadaşların da toplanmamalarından, sıkıntılarını, endişelerini anlıyoruz. İnanıyoruz ki, siz de kendi parti grubunuzda birtakım baskılar oluşturarak bu yasanın tekrar komisyona geri getirilip, komisyonlarda görüşülüp ve bu yasama dönemi kapanmadan bu konuyu da tekrar Genel Kurula getirip, sağlıklı bir medyamızın oluşması için, kamuoyumuzun daha doğru bilgi alması için, daha doğru enforme edilmesi için, yeni bir yasa, hepimizin arzu ettiği, toplumun, kamuoyunun konsensüs içerisinde olduğu bir yasa çıkarılır diye düşünüyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı, gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun Tasarısının 6 ncı maddesinde düzenlenen 11 inci maddede yer alan “Geçerli mazereti olmaksızın üst üste üç kez toplantıya katılmayan Üst Kurul üyeleri çekilmiş sayılır” bölümü “Geçerli mazereti olmaksızın üst üste iki kez toplantıya katılmayan üyeler çekilmiş sayılır” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Aslan Polat (Erzurum) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükümet?..

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Komisyon ve Hükümet katılmıyor.

Buyurun Sayın Aslan Polat.

ASLAN POLAT (Erzurum) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Konuşmama başlamadan önce, yaklaşık bir saat önce Erzurum ve çevresinde olan 4,6 şiddetindeki depremden dolayı da bütün hemşerilerime geçmiş olsun diyorum. Gerçi önemli bir zarar yok; ama, yine de bir deprem tehlikesi bizim orada yine başladı.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şimdi, biz, neden bu üst kurula iki toplantı dahil üst üste gelmeyenin üyeliğinin düşmesini teklif ettik; şundan ettik: Üst kurula seçilen üyelerin bu kurula ciddî ciddî gelmeleri lazım. Sayın milletvekilleri, şimdi, hepimizin de bildiği gibi, bundan önceki dönemde, üst kurul, Türkiye Büyük Millet Meclisinde iktidar ve muhalefet milletvekillerince seçiliyordu. Şimdi, bu üst kurulun yapısı tamamen devletçi bir yapı aldı. 2 üye YÖK tarafından, 1 üye de MGK’dan bu üst kurula gelecek ve bunları da hükümet seçecek. Dolayısıyla, bu 9 üyenin 3’ü, şu anda, bu hükümet tarafından da son derece tenkit edilen YÖK ve sivilleşmesi istenen MGK’nın göstereceği üyeler olacaklar. Dolayısıyla, burada –bu 3 üyenin oraya devam edeceği belli zaten- diğer üyelerin de hiç olmazsa bu toplantıya devam edip, biraz kararların sivil olarak alınmalarına yardım etmelerinin önemli olduğunu belirtmek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, şimdi, hiç kendimizi yanıltmayalım. Günlerden beri iktidar partisi milletvekillerinin söylemiş olduğu bir konu var. Diyorlar ki: “Biz, şeffaflığı sağlamak için bunu getiriyoruzŞeffaflığı sağlamaktan maksat nedir; televizyon sahiplerinin kimler olduğu belli olsun deniliyor. Halbuki, mevcut yasada da, zaten, televizyonlardaki bu anonim şirket hisseleri şahsa, nama yazılı. Hisseler nama yazılı olduğu için, aslında, kimlere ait olduğu bellidir; fakat, nedense, hükümet, bunların üzerine gitmiyor, adalete ve hukuka inandığını söyleyen bu hükümet, Danıştay İçtihatı Birleştirme Kurulunun, devlet ihalelerine giren radyo ve televizyon sahiplerinin yüzde 10’dan fazla hisseleri varsa, bu hisselerin iptal  edilmesine karar alır almaz, alelacele bu tasarıyı Meclise getirdi ve sırf o ihaleyi alan, yani, enerji ihaleleri ve diğer devlet ihalelerini alan televizyon sahiplerinin almış olduğu ihaleler iptal edilmesin diye bu  tasarıyı getirdi.

Bunun en basit ispatı, Demokratik Sol Parti Grubu adına burada konuşma yapan sözcünün ifadelerinde vardır. Şimdi, Demokratik Sol Parti Grubu adına konuşan arkadaş, burada aynen şunları söyledi: “Kamu ihalelerine girme yasağı konusuna. 3984 Sayılı Yasadaki bu sınırlama...” Devam ediyor “böyle bir hüküm, girişim özgürlüğünü açıkça sınırlamaktadır” diyor.

Şimdi, Demokratik Sol Partililerin girişim özgürlüğünden, özgürlükten anladığı, radyo ve televizyon sahiplerinin kamu ihalelerine girmeme özgürlüğüdür; ama, diğer taraftan, düşünce özgürlüğü yokmuş bu ülkede, memurların grev, sendika özgürlüğü yokmuş, işçiler cumhuriyet tarihinin en düşük toplusözleşmesini yapıyorlarmış, Sayın Tarım Bakanı buğday fiyatlarına istediği fiyatı veremiyor, Derviş’in dediği rakamı kabul etmek zorunda kalıyormuş; bunlar hiç önemli değil! Demokratik Sol Partinin sözcülerinin bütün özelliği, ihalelere... İşte, burada tutanak; aynen, aynen...

Sayın Başkan, şuradan aynen okuyayım, halk nasıl anlıyorsa öyle anlasın. Demokratik Sol Parti Grubu adına konuşan arkadaşın aynı konuşmaları: “Kamu ihalelerine girme yasağı konusuna. 3984 sayılı Yasadaki bu sınırlama...” diyor, devam ediyor “böyle bir hüküm, girişim özgürlüğünü de açıkça sınırlamaktadır” diyor ve devam ediyor “Koç Grubu, Sabancı Grubu ve Anadolu Grubu dışında tüm sermaye gruplarının radyo ve televizyonları vardır.” Halbuki öyle bir şey yok... 500 tane... Alın, vergi verenlere bakın, içlerinde radyo televizyon sahibi olanlar üç dört kişiyi geçmez.

Hal böyle iken, sermaye birikimi olan her gruba kamu ihalelerine girme yasağı koyarsanız, özelleştirmeyi kiminle yapacaksınız? Şimdi, radyo ve televizyon kurumlarından özelleştirme yapanların bugün birçoğunun da DGM’de olduğunu herkes biliyor; ama, ne var; o şahısları, yani “girişim özgürlüğü” diye, radyo ve televizyon sahiplerinin kamu ihalesi alması özgürlünü savunma hakkı kala kala sosyal demokratların temsilcilerine kalıyor. İşte, bunun için de sizi halk tenkit ediyor; etmeye de haklıdırlar.

Sayın milletvekilleri, şimdi, bir konu daha var; bu da çok önemli. Sayın İçişleri Bakanının bile bir ifadesi var; diyor ki: “Medyanın tehdit terörü, siyaseti ve bürokrasiyi kilitlemiştir.” Kim diyor bunu; bu hükümetin İçişleri Bakanı diyor. Şimdi, bu medya teröründen bu kadar şikâyet ederken, siz, bunların borsada oynamalarını serbest hale getirirseniz, kamu ihalelerine girmelerini serbest hale getirirseniz, birkaç tane televizyon sahibi olmalarını isterseniz, bu sene, tüm bu kamu ihalelerini -İçişleri Bakanının ifadesinde “terör” kabul ettiği- bunlara vermeye çalışırsanız, bu ülkede girişim özgürlüğü mü olur; yoksa, bir despotluk mu olur; bunu hepinizin takdirine sunuyorum.

Şimdi, bu tasarının bütün özelliği zaten budur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ASLAN POLAT (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika müsaade eder misiniz...

BAŞKAN – Buyurun.

ASLAN POLAT (Devamla) – Sayın Başkanım, şimdi, mesele şu: Bu tasarının üç büyük özelliği var: Birincisi, radyo ve televizyon sahiplerinin ihaleye girmesi. İkincisi, 2 nci maddedeki (a) ve (b) fıkralarıyla, 312 nci maddeye getirdiğiniz bu fıkralarla, Anadolu’daki ve Türkiye’deki, istemediğiniz, aykırı yayın yapan bütün televizyonları kapatması. Üçüncüsü, Anadolu basınına büyük para cezası getiren... Anadolu’yu susturmak istiyorsunuz. Anadolu basınını susturmak, esasında, Milliyetçi Hareket Partisinin de işine gelmemesi lazım; çünkü, bu Anadolu basını, yine, ne de olsa, halkın oradan temsilcilerinin çok olduğu insanlara yarar.

Şimdi, sizin bu getirdiğiniz yasa -başka hiçbir izahı yok- halkın içerisinde pek tanınmayan; fakat, halka yanlış bir imajla tarif edilen ve yeni kurulacak olan Derviş hükümetini destekleme yasasıdır; başka hiçbir şey değildir. Siz, bu getirdiğiniz yasayla, bu televizyon sahipleri, sabahtan akşama kadar, Derviş tenisi eline böyle aldı, topa böyle vurdu, böyle baktı diyecek ve siz de bunlara yardımcı olmuş olacaksınız.

Hepiniz tekrar düşünün, bu tasarıyı, Anayasa Komisyonuna çekin, orada tekrar tartışın diyor; saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Polat.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN - Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı, gerekçesini Sayın Polat’tan dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısı arayacağım.

Evet, önergeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı vardır; önerge kabul edilmemiştir.

 

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, maddenin oylanmasından önce, bir yoklama isteği var; talepte bulunan arkadaşların Genel Kurul salonunda hazır bulunup bulunmadıklarını arayacağım:

Sayın Yakup Budak?.. Burada.

Sayın Niyazi Yanmaz?.. Burada.

Sayın Ahmet Sünnetçioğlu?.. Burada.

Sayın Yahya Akman?.. Burada.

Sayın Nezir Aydın?.. Burada.

Sayın Mehmet Bekâroğlu?..

ŞEREF MALKOÇ (Trabzon) – Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN – Tekabbül ediyorsunuz.

Sayın Yasin Hatiboğlu?.. Burada.

Sayın Nazlı Ilıcak?.. Burada.

Sayın İsmail Kahraman?..

Sayın Musa Uzunkaya (Samsun) – Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN – Tekabbül ediyorsunuz.

Sayın Zeki Okudan?.. Burada.

Sayın Hüseyin Kansu?..

MEHMET ÇİÇEK (Yozgat) – Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Çiçek tekabbül ediyor.

Sayın İrfan Gündüz?.. Burada.

Sayın Azmi Ateş?.. Burada.

Sayın Veysel Candan?.. Burada.

Sayın İsmail Özgün?.. Burada.

Sayın Mehmet Özyol?.. Burada.

Sayın Altan Karapaşaoğlu?.. Burada.

Sayın Osman Aslan?.. Burada.

Sayın Mahfuz Güler?.. Burada.

Sayın Fethullah Erbaş?.. Burada.

Sayın Fehim Adak?..

SACİT GÜNBEY (Diyarbakır) – Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Günbey tekabbül ediyor.

Bu 21 arkadaşımızın sisteme girmemelerini istiyorum.

Yoklamayı, elektronik cihazla yapacağım, 3 dakikalık süre vereceğim.

Yoklama pusulası gönderecek sayın üyelerin, Genel Kuruldan ayrılmamalarını özellikle rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın grup başkanvekilleri, toplantı yetersayımız yok.

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Sayın Başkanım, efendim, bendeniz, görüşümüz arz edeyim, izniniz olursa. 3 defa...

BAŞKAN – Efendim, arza gerek yok Sayın Hatiboğlu. Ben, sadece, arkadaşlardan eğilim alacağım; yoksa, gereğini yapacağım.

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Güzel kardeşim, ben de o arkadaşlardan biriyim; ben de eğilimimi arz ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun efendim; siz, kapatalım mı diyorsunuz?

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Sayın Başkan, onu arz ediyorum; 3 defa karar yetersayısını aradık; şimdi, bir de yoklama istedik. İzin verirseniz, arkadaşlarımız da uygun görürse, kapatalım efendim.

AYDIN TÜMEN (Ankara) – 15 dakika ara verelim.

BEYHAN ASLAN (Denizli) – 15 dakika ara verelim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Saat 18.30’da toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum efendim.

                                                             Kapanma Saati: 18.18

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.30

BAŞKAN: Başkanvekili Ali ILIKSOY

KÂTİP ÜYELER: Mehmet BATUK (Kocaeli), Levent MISTIKOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109 uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

YO K L A M A

 

BAŞKAN- 6 ncı maddenin oylanması sırasında yoklama isteği gelmişti ve Genel Kurulda toplantı yetersayısı bulunamamıştı.

Şimdi, yeniden yoklama yapacağım. Yoklamayı elektronik cihazla yapacağım ve 3 dakikalık süre vereceğim.

Bu süre içerisinde sisteme giremeyen arkadaşlarımızın teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen arkadaşlarımızın, aynı süre içerisinde yoklama pusulalarını Başkanlığımıza ulaştırmalarını rica ediyor ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız yoktur.

Bu nedenle, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 30 Mayıs 2001 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 18.35



x 682 S.Sayılı Basmayazı 23.5.2001 tarihli 107 nci Birleşim Tutanağına eklidir.