BİRİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 15.00
29
Mayıs 2001 Salı
BAŞKAN:
Başkanvekili Ali ILIKSOY
KÂTİP
ÜYELER: Mehmet BATUK (Kocaeli), Levent MISTIKOĞLU (Hatay)
-----0-----
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 109 uncu Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayımız vardır.
Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma
gündemdışı söz vereceğim.
YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Sayın Başkan,
acaba, görme yeteneğimi mi yitirdim ben?! Toplanı yetersayısı yok...
BAŞKAN – Yok, öyle bir şey yok.
Gündemdışı ilk söz, Bor madenlerinin
ülkemiz açısından önemi hakkında söz isteyen Balıkesir Milletvekili Sayın
İsmail Özgün’e aittir.
Buyurun Sayın Özgün. (FP sıralarından
alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır.
AHMET GÜZEL (İstanbul) – Sayın Özgün,
bakın, sizi konuşturmak istemiyor Sayın Grup Başkanvekiliniz!..
BAŞKAN – Sayın Özgün’ün sunacağı
bilgilerden sizi mahrum etmek istemedim efendim.
Buyurun.
İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi hürmetle selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bor madeni,
tarımdan nükleer tesislere ve uzay çalışmalarına kadar pek çok alanda
alternatifsiz olarak kullanılmaktadır. Bor, kimyasının özelliği gereği,
vazgeçilmez bir elementtir; sanayiin tuzu olarak bilinmektedir; 2 300 derecede
ergimesi, yangın geciktirici olarak uzay mekiğinden inşaatlara kadar, bugün pek
çok alanda kullanılmaktadır.
Bor, yüksek kalitede enerji anlamına
gelmekte ve gelecekte enerji santrallarında da kullanım imkânını taşımaktadır.
Bu özelliğinden dolayı roket yakıtı olarak faydalanıldığı bilinmektedir. Akü
yapımında, motor yağlarında, akaryakıtta kullanılmaktadır. Ayrıca, fiberglas,
e-glas ve cam sektöründe alternatifsiz olarak kullanılmaktadır.
E-glas, elektronik sektöründe
vazgeçilmez bir önemi haiz olup, bu bor olmasa, elektronik sanayiinin yeterince
gelişmeyeceği anlamına gelmektedir. Keza, kaliteli ve optik cam
uygulamalarında, borun, yine vazgeçilmezliği söz konusudur. Bu alanda otomobil
camı üretimi en önemli bor tüketim alanını oluşturmaktadır.
Bor, darbelere karşı mukavemeti artırmaktadır.
Borun önemli bir kullanım alanı da seramik sektörüdür.
Bunun yanında, deterjanın ana
maddelerinden biri de bordur. Gelişen teknolojiyle birlikte bora olan ihtiyaç
daha da artmaktadır.
Bora alternatif olarak sodyum karbonat geliştirme
çabaları da olumlu bir sonuç vermemiştir.
Bunlardan başka, antiseptik olarak ilaç sektöründe; böcek
öldürücü olarak tarımda, gübrede; korozyon önleyici olarak çimentoda;
kozmetikte, fotoğrafçılıkta; sır kaplama olarak emayede; izolasyon malzemesi
olarak inşaatlarda; boya sanayiinde, yangına mukavemet açısından da ağaç
sanayii olmak üzere birçok alanda alternatifsiz olarak kullanılmaktadır. Yine,
son yıllarda, özellikle bilgisayar teknolojisinde giderek daha çok kullanılmaktadır.
Teknolojinin genel yönelimi bor kullanımını giderek artırmaktadır. Borun
stratejik mineral olma özelliği, bugün, giderek daha da yaygın hale gelmiş bulunmaktadır.
Değerli milletvekilleri, dünya bor pazarında fiyatların
oluştuğu bir borsa mevcut olmayıp, piyasadaki geçerli fiyatlar Eti Holding ve
Amerikan firması olan US Borax tarafından belirlenmektedir. Dünya bor
rezervinin yüzde 70’ini bünyesinde bulunduran Eti Holding, dünya bor pazarında
büyük bir rekabet içerisinde bulunduğu ABD kökenli US Borax firmasıyla birlikte
önemli bir konumda bulunmaktadır. Yaklaşık 1,5 milyon ton olan dünya bor
üretiminden Eti Holding yüzde 31, US Borax yüzde 37 gibi birbirlerine yakın
paylar alırken, yaklaşık 1,2 milyar dolar olan parasal büyüklükten; yani, pazardan
US Borax yüzde 65 pay alırken, Eti Holding, ne yazık ki, yüzde 21 civarında pay
almaktadır.
Dikkat edilirse, Amerikan şirketinin pazar payı neredeyse
bizim Eti Holdingin 3 katı kadardır. Bunun nedeni, Eti Holdingin 350 000
ton/yıl rafine bor ürünü satışına karşılık US Boraxın 1,3 milyon ton/yıl rafine
ürün satışıdır. Burada yapılması gereken, Eti Holdingin rafine bor üretimini ve
uluslararası pazar ağını geliştirmek ve güçlendirmek olmalıdır. Yoksa, böylesi
önemli bir kuruluşu özelleştirmeye kalkışmak, takdir edersiniz ki, akıl kârı
bir iş değildir.
Değerli milletvekilleri, Eti Holdingin özelleştirilmek
istenilmesinin ve halen özelleştirme kapsamının dışına çıkarılmamış olmasının
sebebi, bünyesinde bulunan bor işletmelerinin kâr marjının çok yüksek
olmasından kaynaklanmaktadır. Bu durum, yurtiçinde ve yurtdışında birtakım
çevrelerin iştahını kabartmaktadır. Yurtiçi ve yurtdışındaki bu çevrelerin bor
işletmelerini ele geçirmek istedikleri öteden beri bilinmektedir; buna
kesinlikle fırsat verilmemelidir.
Gerçi, Bakanlar Kurulu, gelen tepkiler
üzerine, bor madenlerinin özelleştirme kapsamı dışına çıkarılması yönünde bir
karar almış bulunmaktadır; ama, bu yeterli değildir, Özelleştirme Yüksek Kurulu
tarafından aynı şekilde bir karar alınması gerekmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Özgün, 1 dakika içinde
toparlar mısınız.
İSMAİL ÖZGÜN (Devamla) – Toparlıyorum
Sayın Başkanım.
Ama, aradan bu kadar zaman geçtiği
halde, Özelleştirme Yüksek Kurulu, söz konusu kararı, ne yazık ki, bugüne kadar
çıkarmamıştır ve özelleştirme konusu hâlâ gündemdedir. Bandırma’da çıkan bir
yerel gazetede de bu konu gündeme getirilmiştir ve borun özelleştirilmesinin
halen gündemde tutulduğu ifade edilmektedir.
Değerli milletvekilleri, bu
Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı bir an evvel çıkarılmalı ve bu maceraya son
verilmelidir; çünkü, bor, ülkemiz açısından, fevkalade önemli ve stratejik bir
madendir. Ülkemizde, bilinen bor madeni rezervi yaklaşık 2,5 milyar ton
civarındadır, bunun da karşılığı 700-750 milyar dolarlık bir millî servettir.
Bugün ülkemizin borçlarının 200 milyar dolar civarında olduğunu düşünürsek,
borun ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlamış oluruz. Doğalgaz ve petrole
sahip ülkeler için doğalgaz ve petrol neyse, bor da, Türkiyemiz açısından o
derece önemlidir ve stratejik bir madendir.
Bu bakımdan, Türkiye Cumhuriyetinin
bağımsızlık sembollerinden biri olan bor madenleri, bu birtakım güçlere
verilmemeli, peşkeş çekilmemeli diyor; hepinize saygıyla selamlıyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özgün.
Gündemdışı ikinci söz, İstanbul’un
fethi konusunda söz isteyen, İstanbul Milletvekili Mehmet Pak’a aittir.
Buyurun Sayın Pak. (MHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
MEHMET
PAK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul’un fethinin
548 inci yılı nedeniyle gündemdışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle
hepinizi saygıyla selamlarken, bana gündemdışı söz verdiği için Sayın Başkana
teşekkürlerimi arz etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, İstanbul’un
fethiyle ilgili olan en önemli hususlardan biri, Peygamber halkasının sonu olan
Peygamberimizin bunu daha önceden bilmesi idi. Peygamberimizin hadisine nail
olmak bazılarını heyecanlandırmış, gerekli hazırlıkları yapmış olmalarına
rağmen, İstanbul’un fethini başaramamışlardır.
İstanbul’un fethi hiç de kolay olmamıştır.
Çok iyi tahsil yapan Fatih Sultan Mehmet sadece kendini yetiştirmekle
kalmayarak, inançlı, imanlı Türk Ordusunu yetiştirmiştir. Ulubatlı Hasan gibi
gözünü hiç kırpmadan, yanında 30 arkadaşıyla birlikte surun tepesine bayrağı
dikmeye giderken, yolda 18 arkadaşını kaybetmiş olmasına rağmen, inancını
kaybetmeyen, burca Türk Bayrağını diktikten sonra şehadet şerbetini içmiştir.
Bu durum, Fatih’i son derece üzmüş “Ben de Fatih olmasaydım, Ulubatlı Hasan’ın
yerinde olmak isterdim” demek zorunda bırakmıştır.
Değerli arkadaşlar, 21 yaşında
İstanbul’u fetheden Fatih’ten Türk Gençliğinin alacağı çok dersler vardır.
Nedir bu dersler? Bilime, teknolojiye çok önem veren Fatih, genç yaşına rağmen,
5 lisan bilmektedir. Atatürk’ün “Türk tarihinin en büyük kumandanlarının
başında gelir” dediği büyük asker, aynı zamanda iyi bir mühendis, iyi bir
tarihçi, Doğu ve Batı düşüncesini yakından inceleyen, bilim ve kültür adamıdır.
İstanbul’un fethi çağlar açıp, çağlar
kapatmakla kalmamış, 1071 yılında Malazgirt Zaferiyle Anadolu’ya yerleşen
Türkler İstanbul’un fethiyle kendilerini garanti altına almış, Türk Milletini
Anadolu’da yok etmeye çalışan Bizans’ı fethederek, Türk Milletinin Anadolu’da
sağlam temeller üzerinde oturmasını sağlamıştır.
Değerli arkadaşlar, İstanbul’un fethi,
Türklerin sadece Avrupa Kıtasına geçişini sağlamakla kalmamış, Türklerin Viyana
kapılarına dayanmasını, üç kıtada at koşturmasını sağlamıştır. Bu vesileyle
tarihler yeniden yazılmaya başlanmış, coğrafyalar yer değiştirmiştir.
Başta Alparslanları, Fatihleri ve Ulu
Önder Atatürk’ü saygıyla yad ederken, 1071’de Malazgirt’te kaybettiğimiz
şehitlerimizin, 1453’te İstanbul’un fethinde başta Ulubatlı Hasan olmak üzere,
Akşemseddinlerin, kaybettiğimiz şehitlerimizin ve yine, İstanbul’un fethiyle,
bugünkü misakımillî sınırlarımızın çizilmesinde Kurtuluş Savaşında
kaybettiğimiz şehitlerimizin de ruhlarının şad olmasını Cenabı Allah’tan
dilerim.
Yedi tepenin üzerinde kurulmuş, iki
kıtayı birbirine bağlayan, güzel incisi boğazla bütünlük arz eden bir dünya
şehri aziz İstanbul, dünya siyasetinin ve ticaretinin merkezi olduğu gibi,
Türk-İslam kültürünün de merkezidir. Dünyanın her tarafından insanın yaşadığı
ve 128 ülkeden büyük olan İstanbul, ülke nüfusumuzun altıda 1’ini de bağrında
taşımaktadır.
Çalışmalarını takdirle karşıladığım
Kültür Bakanımız Sayın İstemihan Talay Beyin, İstanbul’un fethiyle ilgili
düzenlemeleri daha etkin hale getireceğine olan inancım tamdır diyor, bu
vesileyle Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür ederiz Sayın Pak.
Gündemdışı üçüncü söz, bürokrasi sorunu
konusunda söz isteyen Niğde Milletvekili Eyüp Doğanlar’a aittir.
Buyurun Sayın Doğanlar.
Süreniz 5 dakika efendim.
EYÜP DOĞANLAR (Niğde) – Sayın Başkan,
Değerli Milletvekilleri; sözlerime başlarken, hepinizi en içten duygularımla,
saygıyla selamlıyorum.
Millî Mücadelenin cefakâr ve
vatanperver Meclisi hariç, bu dönemin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin en hızlı
çalışan ve reform niteliğindeki yasaları çıkaran Meclisi olduğunu ifade etmeyi
bir görev sayıyorum.
Yüce Meclisimizce kabul edilen ve
uygulanmaları için hükümetimizce özveriyle çaba gösterilen bu yasalar,
bürokrasinin ağır işlemesi, çekingen davranması, hatta, bazı birimlerde
dirençle karşılaşması nedeniyle uygulanamamaktadır. Bu gibiler, devletimize hem
para hem de zaman kaybettirmektedir. Bunlar, ayrıcalıklarını kaybetmemek ve
bırakmamak için direnmektedirler. Bu hal, vatandaşlarımıza verilecek hizmetleri
aksatmakta, hatta, durdurmaktadır. Bunun sonucu olarak yatırımlar gecikmekte, hatta, durmakta,
yabancı sermaye kaçmakta, üretim yavaşlamakta, ihracat hedefleri şaşmaktadır;
özetle, plan ve programlarla belirlenen hedeflere ulaşmak hayal olmakta. Devlet
çarkı işlememekte, özlenen ve belirlenen hedeflere ulaşılamamaktadır.
Vatandaşlarımızın işleri zamanında yapılamadığı için vatandaş çok saygı duyduğu
ve baba olarak kabul ettiği devletine gücenmekte ve küsmektedir. Bu durum,
yasalara uyulmamasının ve uygulanmamasının sonucudur.
Mevkii, makamı ve unvanı ne olursa
olsun hiçbir kimse yasalara uymama ve uygulanmasını geciktirme hak, yetki ve
imtiyazına sahip değildir. Yasalar ne kadar mükemmel olursa olsun hükümetler ne
denli çalışkan ve yapıcı bulunursa bulunsun yasaları ve alınan kararları
uygulayacak bilgili, yetenekli, etkin, bürokratik yönetim oluşturulmamış ise,
işleri yürütmek ve vatandaşa hizmet götürmek olanağı yoktur. Yüce Meclisimizin
büyük çabalarla gece gündüz demeden çıkardığı yasalar ve hükümetimizin aldığı
kararlar, vatandaşa hizmet olarak ulaşmamakta, tasarruf tedbirlerine uyulmamakta
veya gerektiğince uygulanmamaktadır.
Son günlerde medyada sık sık
izlemekteyiz: “Yolsuzluk olayları nedeniyle soruşturulan veya tutuklanan bazı
bürokratlar yüzünden, imza atmaktan çekiniliyor ve işler durma noktasına geldi”
deniliyor. İşlerini, yasaların sözüne ve özüne uygun olarak yapan, devletine ve
milletine saygılı hiçbir bürokrat, ne sorgulamaya ne de tutuklamaya gerek
görülmektedir
Devlet yönetiminde görevlendirilmiş
bürokratların çoğunluğu, yasalara saygılı, onları titizlikle ve süratle
uygulayan ve ülkesine en iyi hizmet verme aşkıyla çalışanlardan oluşmaktadır.
Bunları takdir ediyor ve teşekkür ediyorum.
Ne yazık ki azınlıkta kalan birkısım
makam ve mevki sahipleri ile bulunduğu yerin hizmet .yeri olduğunu unutmuş bazı
zavallılar, devlet işlerini türlü bahanelerle savsaklamakta, vatandaşa ve iş
sahiplerine eziyet etmekten zevk almaktadırlar. İyiniyet sahibi olmayan bu
kişilerin süratle belirlenmesi ve devlet hizmetlerinden alınması şarttır. Bu
çürükler ayıklanmadıkça, bürokrasimize düşen kötü imaj silinmeyecek ve devlet
çarkını işler hale getirme imkânı bulunamayacaktır.
Hükümetimizin büyük bir azim ve
kararlılıkla yürüttüğü yolsuzluk, rüşvet ve talanla ilgili başarılı
çalışmaları, devlet bürokrasisinde her nasılsa yer almış olan bu kötüleri de
bulacak, onları devlet hayatından dışlayacak ve yargıya teslim edecektir.
Avrupa Topluluğuna aday bir ülke olarak
bürokraside yapılması gereken bu işlemler de yeterli değildir. 657 sayılı
Devlet Memurları Kanunu, bu yönleriyle, memurun iş güvenliği yasası olmuş,
çalışmayan, iş görmeyen, tembelleri koruyan, onlara iş ve aş sağlayan bir
sığınak olmuştur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – 1 dakika içerisinde
toparlayınız efendim.
EYÜP DOĞANLAR (Devamla) – Bu yasanın
ivedilikle ele alınması, devlet sırtından bedava geçinenlerin elenmesi; verimli
çalışan, kaliteli hizmet üreten ve vatandaşlarımıza güler yüzle hizmet sunan
memurlarımız da ekonomik durumlarının düzeltilmesi gerekmektedir.
Yatırımların ve üretimin artırılması,
işsizliğin azaltılması, ihracatın yükseltilmesi, vatandaşa süratli hizmet
götürülmesi ve onların devletiyle barışık hale getirilmesi için bürokraside
hizmet maliyetlerinin düşürülmesi ve hizmet kalitesinin yükseltilmesi şarttır.
Özet olarak diyorum ki: Devlet yönetiminde,
bürokrasi, çok kişiyle zamanında yapılmayan kalitesiz hizmet veren yapısından
kurtarılmalı, süratle ve kaliteli hizmet verme aşkı taşıyan insanlardan
oluşturulmalı ve bunlara insanca yaşama olanakları mutlaka verilmelidir.
Milletimizin öncelikli sorunlarından
olan bu konunun, hükümetimiz ve Yüce Meclisimizce en kısa sürede çözüme
kavuşturulacağına inanıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DSP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın
Doğanlar.
Sözlü soru önergesinin geri alınmasına
dair bir önerge vardır; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 607
nci sırasında yer alan (6/1422) esas numaralı sözlü soru önergeme yazılı cevap
verildiğinden geri alıyorum.
Gereğini saygılarımla arz ederim.
Teoman Özalp
Bursa
BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri
verilmiştir.
Komisyondan istifa tezkeresi vardır;
okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Anavatan Partisi Grup Başkanvekilliğine
seçilmem sebebiyle, üyesi bulunduğum Plan ve Bütçe Komisyonu Sözcü ve
üyeliğinden çekilmek istiyorum.
Gereğini saygılarımla arz ederim.
Nihat Gökbulut
Kırıkkale
ANAP
Grup Başkanvekili
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Bir meclis araştırması önergesi vardır;
okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Anayasamızın 98 inci maddesi ile TBMM
İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca, ülkemiz için stratejik bir
önemi olan otomotiv ana ve yan sanayiinin, sorunlarının incelenerek
aksaklıkların tespit edilmesi, geleceğinin tartışılması ile yeni yaklaşımların
ve sorunların çözüm yollarının ana ve yan sanayii-devlet mutabakatı içerisinde,
bir master plan çerçevesinde ortaya konabilmesini sağlamak üzere bir Meclis
araştırması açılmasını arz ederiz.
Saygılarımızla.
1- Ali Rahmi Beyreli (Bursa)
2- Hayati Korkmaz (Bursa)
3-Ahmet Arkan (Kocaeli)
4- Ali Arabacı (Bursa)
5- Ertuğrul Kumcuoğlu (Aydın)
6- Zeki Sezer (Ankara)
7- Hikmet Uluğbay (Ankara)
8- Tayfun İçli (Ankara)
9- M.Cihan Yazar (Manisa)
10- Fadlı Ağaoğlu (İstanbul)
11- Burhan Bıçakçıoğlu (İzmir)
12- Hüseyin Mert (İstanbul)
13- Ergün Bayrak (Artvin)
14- Osman Kılıç (İstanbul)
15- Mehmet Yaşar Ünal (Uşak)
16- Halit Dikmen (Aydın)
17- Gönül Saray Alphan (Amasya)
18- Zeki Eker (Muş)
19- Mustafa Güven Karahan (Balıkesir)
20- Hasan Macit (Burdur)
21- Namık Kemal Atahan (Hatay)
22- Numan Gültekin (Balıkesir)
23- Mustafa Karslıoğlu (Bolu)
24- Halil Çalık (Kocaeli)
25- Melda Bayer (Ankara)
26- Şenel Kapıcı (Samsun)
27- Oğuz Aygün (Ankara)
28- Evliya Parlak (Hakkâri)
29- Hasan Gülay (Manisa)
30- Eyüp Doğanlar (Niğde)
31- Mehmet Kocabatmaz (Denizli)
32- Ali Günay (Hatay)
33- Emin Karaa (Kütahya)
34- Nural Karagöz (Kırklareli)
35- Salih Dayıoğlu (İzmir)
36- Mehmet Çümen (İzmir)
37- Rahmi Sezgin (İzmir)
38- Esvet Özdoğu (Ankara)
39- Yücel Erdener (İstanbul)
40- Suat Çağlayan (İzmir)
41- Necdet Tekin (Kırklareli)
42- Erol Karan (Karabük)
43- Hasan Metin (İzmir)
44- Turhan İmamoğlu (Kocaeli)
45- Mehmet Tahir Köse (İstanbul)
46- Mustafa Tuğmaner (Mardin)
47- Bayram Fırat Dayanıklı (Tekirdağ)
48- Bülent Ersin Gök (İstanbul)
49- Orhan Ocak (Bursa)
50- Ş. Ramis Savaş (Sakarya)
51- Mahmut Erdir (Eskişehir)
52- Fahrettin Gülener (Bursa)
53- Ahmet Güzel (İstanbul)
54- Nazif Topaloğlu (Muğla)
Gerekçe:
Otomotiv sanayii, tüm sanayileşmiş
ülkelerde ekonominin lokomotifi olarak kabul edilmektedir. Sektörün ekonomideki
sürükleyici lokomotif etkisinin nedeni, diğer sanayi dalları ve ekonominin
diğer sektörleriyle olan çok yakın ilişkisidir. Otomotiv sanayii, demir-çelik,
döküm, petro-kimya, lastik gibi temel sanayi dallarında başlıca alıcı ve bu
sektörlerdeki teknolojik gelişmenin de sürükleyicisidir.
Otomotiv sanayii, cam, tekstil,
elektrik-elektronik, plastik ve kimya gibi diğer tüm sanayi dallarıyla da yakın
ilişki içindedir. Turizm, altyapı ve inşaat ile ulaştırma ve tarım
sektörlerinin gerek duyduğu her çeşit motorlu araçlar sektör ürünleriyle
sağlanmaktadır. Bu sektördeki değişimler, ekonominin tümünü yakından
etkilemektedir.
Otomotiv sanayii, bazı temel
niteliklere sahiptir:
Otomotiv sanayii, uzay-havacılık
sanayiinden sonraki en karmaşık teknolojiyi içermektedir.
Motorlu taşıt aracı; niteliği, malzeme
yapısı, prosesi, teknolojisi ve üretim yeri farklı olan 5 000 dolayında
parçanın bir araya getirilmesiyle ortaya çıkar.
Bir motorlu aracın üretimi ve trafiğe
çıkabilmesi için güvenlik, trafik ve çevreyle ilgili 50 dolayında küresel
teknik mevzuata uyumu zorunludur.
Pazardaki yoğun rekabet nedeniyle,
müşteri tatmini ancak teknolojik gelişmeyle sağlanmaktadır. Bu nedenle,
sektörde, yoğun Ar-Ge ve sürekli gelişme esastır.
1900’lü yılların başından itibaren,
dünyada Etkin bir sektör olmaya başlayan otomotiv sanayii, bugüne kadar hemen
tüm yeni üretim teknik ve metotlarının gelişmesine öncülük etmiş ve bu sektörün
ürünü olan otomobil ise, uluslararası tanımıyla “Dünya Değiştiren Makine”
olmuştur. Bu anlamda otomobil üretimi, Türkiye’de de, toplam kalite ve
verimlilik yöntemleriyle, modern yönetim tekniklerinin uygulanmasında öncülük
etmiştir.
Otomotiv sektörü kendisi dışında,
hammadde ve yan sanayi ile otomotiv ürünlerinin tüketiciye ulaşmasını sağlayan
ve bunu destekleyen pazarlama, bayi, servis, akaryakıt, finans ve sigorta
sektörlerinde geniş iş hacmi ve istihdam yaratmaktadır. Otomotiv sektörü
ülkedeki savunma ve makine sanayiinin gelişmesinde ve teknolojik düzeyin
yükselmesinde temel oluşturmaktadır.
Bu özellikleri nedeniyle, otomotiv
sanayii, stratejik bir sanayi olarak tüm dünyada hükümetlerin yakın ilgisini
çekmekte ve bu sektör için özel bir planlama yapılmaktadır.
1960’lı yıllarda “ithal ikamesi”
amacıyla kurulmaya başlanan Türkiye’deki otomotiv sanayii, başlangıçta, iç
pazarda tarım ve taşımacılık sektörlerinin ihtiyaçlarına dönük olarak traktör
ve yük taşıyan ticarî araçların üretimini gerçekleştirmiştir. 1970’li yıllarda
otomobil üretimi için de küçük ölçekli yatırımlara başlanmıştır.
1990’lı yılların başında, özellikle,
otomobilde talebin her yıl yüzde 25’ler düzeyinde ve istikrarlı olarak
artışıyla, ana ve yan sanayide çok yoğun yatırımlar yapılmıştır. Kapasite
artışı yanında, özellikle, rekabet için teknoloji yenileme ve yeni model
yatırımlar ile Ar-Ge çalışmaları bu dönemde büyük hız kazanmıştır. Öte yandan,
1990’lı yıllarda ana ve yan sanayideki üretici firmalarla, pazarlama
kuruluşlarında yeniden yapılanma çalışmaları tamamlanmıştır.
2001 yılının başında Türkiye’deki
otomotiv sanayiinin taşıt aracı ile aksam, parça ve hammadde üretimi olarak
durumu incelendiğinde; kapasite, ulaştığı teknoloji düzeyi, ürünlerinin dış
pazardaki rekabet gücü ve sektördeki yetişmiş insan gücü varlığı açısından
önemli bir rekabet potansiyeli vardır.
Otomotiv sektörü, yarattığı katma değer
açısından ülkemizin üçüncü büyük sanayi dalıdır; ancak, son yıllarda, sektör,
ortalama yüzde 50 kapasiteyle çalışmakta, bu alana yapılmış yaklaşık 30 milyar
dolarlık yatırım, gereği gibi kullanılamamaktadır. Dolayısıyla, yeterince
istihdam sağlayamamakta, ülkemiz ekonomisine gereği gibi katkı yapamamaktadır.
Otomotiv sanayiinde yaşanmakta olan
olumsuz koşullara rağmen, teknoloji yatırımları hızla ve sürekli olarak devam
etmektedir. Sektör, bu yapısıyla, Türkiye’deki teknolojik gelişmenin de
temelini oluşturmakta, bu alanda öncülük yapmaktadır.
Öte yandan, tümüyle kayıt altında olan
üretim ve ticarî faaliyet nedeniyle, otomotiv sanayii güvenilir ve kesin bir
vergi kaynağıdır.
1980’li yılların başında, Kore otomotiv
sanayiine yakın üretime sahip olan ülkemizde, ölçek ekonomisine hiçbir zaman
önem verilmemiştir. Kore, ölçek ekonomisi kavramına önem vererek, üreticilerine
uluslararası rekabet gücü kazandırarak, dünyanın sayılı otomotiv üreticileri
arasına girmiştir.
Dünyada bütün üretimin yüzde 90’ının
9-10 firma tarafından yapıldığı ve 10 yıl içinde bunların sayısının 5-6’ya
ineceği göz önüne alındığında, ölçek ekonomisi kavramını Türkiye’de hayata
geçirmenin önemi ve bunun olmaması halinde Türk otomotiv sanayiinin geleceğinin
pek parlak olmadığı açıktır.
Oysa, Türkiye, bulunduğu coğrafyada
ileri düzeyde bir otomotiv sanayiini kurmuş olan tek ülkedir. Bu anlamda,
ortaya konacak doğru politikalarla, güçlü ve rekabetçi bir sanayie sahip olmak
olanaklıdır. Bu nedenle, otomotiv sanayii, Türkiye için stratejik bir önem
taşımaktadır.
Otomotiv sanayii gelişmiş bütün
ülkelerde, kamu, bu sanayiinin stratejik bir sanayi olarak gelişmesinde uzun
süreli ve tutarlı politikalar ortaya koymaktadır; ancak, ülkemizde bu nitelikte
bir politika bugüne kadar oluşturulmamıştır. Sanayiin farklı kamu kurum ve
kuruluşları ile ilişkisinin bir bütünlük içinde ele alınması, sektörün
geleceğine yönelik bir master planının hazırlanması hem sektör için hem de bu
sektörü her alanda ülkemiz için de verimli bir şekilde kullanabilmek için önem
taşımaktadır.
Tüm bunları sağlayacak önlemlerin ve
uygulama yöntemlerinin belirlenmesi amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinde
bir araştırma komisyonu kurulması için bir önerge verilmesinde yarar
görülmüştür.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge, gündemdeki yerini alacak ve
Meclis araştırması açılıp açılmaması hususundaki öngörüşme sırası geldiğinde
yapılacaktır.
Danışma Kurulunun bir önerisi vardır.
Önce okutup işleme alacağım, sonra oylarınıza sunacağım:
29.5.2001
Danışma Kurulu
Önerisi
Gündemin, Genel
Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler kısmının 99 uncu
sırasında yer alan, Bitlis-Ahlat İlçesinin tarihî, kültürel ve turistik
değerlerinin araştırılarak ekonomik ve sosyal yönden kalkınması için alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi konusundaki (10/124) esas numaralı Meclis
araştırması önergesinin görüşmelerinin 5.6.2001 Salı günkü Birleşimde
yapılmasının Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun
görülmüştür.
Ömer İzgi
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
Aydın Tümen Mehmet
Şandır
DSP Grubu Başkanvekili MHP Grubu Başkanvekili
Avni Doğan İbrahim
Yaşar Dedelek
FP Grubu Başkanvekili ANAP Grubu Başkanvekili
Nevzat Ercan
DYP Grubu Başkanvekili
BAŞKAN – Lehte, aleyhte söz isteği var
mı efendim?.. Yok.
Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.
Demokratik Sol Parti, Milliyetçi
Hareket Partisi ve Anavatan Partisi Gruplarının İçtüzüğün 19 uncu maddesine
göre verilmiş müşterek önerileri vardır. Önce tümünü okutup işleme alacağım,
sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım:
Önerileri okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun 29 Mayıs 2001 Salı
günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasî parti grupları arasında oybirliği
sağlanamadığından, gruplarımızın ekteki müşterek önerilerinin Genel Kurulun
onayına sunulmasını arz ve teklif ederiz.
Saygılarımızla.
Aydın Tümen
Mehmet Şandır İbrahim Yaşar Dedelek
DSP Grup Başkanvekili MHP Grup Başkanvekili ANAP
Grup Başkanvekili
Öneriler:
1-
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler” kısmının 263 üncü sırasında yer alan 683 sıra sayılı kanun
tasarısının, bu kısmın 12 nci sırasına alınması önerilmiştir.
2-
Genel Kurulun 29 Mayıs 2001 Salı günü 15.00-20.00, 30 Mayıs
2001 Çarşamba ve 31 Mayıs 2001 Perşembe günleri 14.00-20.00 saatleri arasında
çalışması; 30 Mayıs 2001 Çarşamba günü sözlü soruların görüşülmemesi, 29 Mayıs
2001 Salı günü sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmeyerek kanun
tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi; 30 Mayıs 2001 Çarşamba günü gündemin 9
uncu sırasına kadar olan tasarı ve tekliflerin görüşmelerinin tamamlanmasına
kadar çalışma süresinin uzatılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Önerilerin lehinde ve aleyhinde söz
isteğinde bulunan var mı?
AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan aleyhinde
söz istiyorum.
BAŞKAN – Önerinin aleyhinde olmak üzere, Sayın Avni
Doğan. (FP sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Doğan.
Süreniz 10 dakika.
) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine bir
grup önerisi üzerinde söz almış bulunuyorum. Zaten, Yüce Mecliste, 57 nci
hükümet kurulduktan bu yana aşağı yukarı her salı günü, öyle zannediyorum ki,
gündemin ilk konusu, iktidar partilerinin grup önerileri. Danışma Kurulu, çok
önemli kanun tasarı ve tekliflerinin, aciliyeti olan tasarıların daha öne
çekilmesi için Yüce
Mecliste oluşturulmuş bir kurum. Bu, geçmiş hükümetler zamanında da kullanıldı;
ama, gerçekten önemli, acil konular üzerinde kullanıldı. Ancak, 57 nci hükümet
döneminde, haftada bir kere mutlaka, bazen iki kere, bazen üç kere, bazen dört
kere, Meclis gündemi yaz boz tahtasına çevrildi; hatta, Danışma Kurulunda
ittifakla alınan kararlar henüz görüşülmeye başlanmadan, hükümet, yeni bir
Danışma Kuruluna ihtiyaç duydu. Tabiî, bu, hükümetin, oturup, uzun boylu bir
plan, program yapmadığının da bir göstergesi. Hangi kanunu görüşeceğinin, hangi
tasarıyı görüşeceğinin iradesi kendinde olmayan bir hükümet olursa, Yüce
Meclis, bu tür oldu bittilerle sürekli karşılaşır, Türk Milleti, bu tür oldu
bittilerle sürekli karşılaşır.
Tabiî, Meclisin gündemini, Meclisin
dışındaki birtakım mihraklar belirliyor; bunu biliyoruz. Bu Mecliste,
özellikle, iktidar kanadının bir iki partisi, sürekli, istemediği kanunları
çıkarıyor. Mesela, Telekom Kanunu istenmeyen bir kanun, çıkaranların istemediği
bir kanun. Mesela, bugün görüşeceğimiz RTÜK Yasası, özellikle, Türkiye Büyük
Millet Meclisindeki iki partinin, iki iktidar partisinin istemediği bir kanun;
ama, istem dışı olarak, bu kanun çıkarılıyor.
Çok garip şeylere tanık oluyoruz. Bir
taraftan IMF’ye niyet mektubu veriliyor, diğer taraftan “ben yapmadım, Derviş
yaptı” işareti yapılıyor. Bir taraftan, IMF’ye verdiğiniz niyet mektubunda
buğday taban fiyatları konusunda bir taahhüde giriyorsunuz, öbür taraftan, bir
işaretle “ben yapmadım, Devriş yaptı” diyorsunuz. Şimdi, ben, size soruyorum:
Derviş ne bilsin çiftçinin halini? Derviş, hayatında çiftçi gördü mü? Çiftçiyi
yolda görse tanır mı? Buğdayı avucuna koysanız bilir mi?
MURAT SÖKMENOĞLU (İstanbul) – Toprağı
saksıda görmüş...
AVNİ DOĞAN (Devamla) – Şimdi, böyle bir
anlayış, böyle bir hükümetle varılabilecek hiçbir yer yok; bunu, iyi bilmemiz
lazım.
Bir RTÜK Kanunu görüşüyoruz. Dışarıda,
bize “Başkan direnin, başkan direnin”
deniyor; iyi, direniyoruz, direniyoruz da; üç partiden insanlar, siz, bu
istemediğiniz şeye niye sessizce destek oluyorsunuz, kerhen destek
oluyorsunuz?!. Yani bunlar çok acı, bu Yüce Meclis için acı. Eğer, bu ülkede
siyasetin dibe vurduğu tartışılıyorsa, bu yüzden siyaset dibe vuruyor.
Efendim, ekonomiyi siyasetin elinden
almak lazım; buna çanak tutuyorsunuz. Eğer ekonomiyi siyasetin elinden
alırsanız, (a) partisi, (b) partisi, (c) partisinin ekonomideki görüş
ayrılıkları nerede kalır? Demokrasi dediğimiz şey nereden alır? Devlet
idaresini üst kurullarla siyasetin elinden alıyorsunuz. Zaten ekonomiyi
siyasetin elinden alıyorsunuz, ülkeyi bir üst kurullar cenneti haline
getiriyorsunuz, siyaset zaten üç sene boyunca siyasetçinin elinden alındı. Siz,
hangi öneriyle geliyorsunuz; Derviş önerileriyle, IMF önerileriyle, perde
arkasındakilerin önerileriyle.
Şimdi, bugün bize getirilen bir teklif
var, aklı başında bir teklif, sendikalar yasası. Bu, bir uyum yasasıdır.
Anayasada devlet memurlarına sendika kurma hakkı tanınıyor, esasen çok da
gecikti bu konu. Bu konunun bir an önce çıkartılması da lazım; ama, sendika
yasası gibi çok önemli bir yasa, toplumun bütün kesimlerini, memurun bütün
kesimlerini, siyasetin bütün kesimlerini asgari müştereklerde birleştirmesi
lazım. Şimdi, Türkiye’de kurulmuş üç tane sendika var. Getirdiğiniz tasarıya
iki tanesi kesin karşı, ki yollarda coplar yediler, 1 000 kişi içeriye alındı,
devletin memurları, devletin polisinin coplarıyla karşılandı Gölbaşında,
Ankara’nın varoşlarında. Bir devlet, kendi memurunu coplayacak kadar aciz
değildir. Bir devlet, kendi memurunun yakasını yırtacak, onu nezarethanelere
atacak kadar zavallı duruma düşürülemez. 21 inci Yüzyılda başka yöntemler de
var.
Şimdi, bu iki sendika buna karşı.
Birinin itirazları kabul edilebilir, eğer Memur-Sen’in itirazlarını şurada
oturup, bizimle görüşseniz ya da onlarla görüşseniz, oturup bir anlaşma zemini
arasak çok rahatlıkla uzlaşabiliriz.
Şimdi, bu sendika kanununun çıkmasını
isteyen diğer bir değerli sendika var, onlar çok istiyor; ama, onların da çok
ciddî itirazları var, yirmi civarında itirazları var. Bir kere, geniş memur
kitleleri sendika dışı tutuluyor; okul müdürleri sendika dışı tutuluyor, din
görevlileri sendika dışı tutuluyor, birtakım yöneticiler sendika dışı
tutuluyor. Kamu-Sen’in de bu konuda çok ciddî itirazları var.
Şimdi, 3 sendikanın 2’si karşı, hiç
dinlemiyorsunuz, öbürüne de diyorsunuz ki; efendim, biz istediğimiz şekilde
çıkarırız. Çıkaramazsınız, bunu açık ve net söylüyorum, çıkaramazsınız. Şimdi
biraz sonra görüşeceğimiz RTÜK yasasında karşılaşacağınız şeyle
karşılaşırsınız. Her şeye bir gerekçe bulabilirsiniz. RTÜK kanununa nasıl
gerekçe uyduruyorsunuz; efendim şeffaflık istiyoruz, böyle diyorsunuz. Aslında,
konu şeffaf; televizyonların sahibi rolüne bürünenlerin kapıcılar olduğunu
devlet biliyor, konu çok şeffaf, çok açık! Sorun o kâtiplere, sorun o
kapıcılara, siz bu televizyonun yüzde 15’ine nasıl ortak oldunuz, nereden
kazandınız, size söylerler.
Devlet, bütün bunları, kendini
aldatanları, kendini kandıranı, evrakta sahtekârlık yapanı tespit edemez duruma
düşecek, ondan sonra da diyecek ki, efendim, ben bunu yapamıyorum, patronlar
kendilerini gizliyor, kapıcılarını sahip gösteriyor, biz bu patronların
dediğini yapalım da, konuyu şeffaflaştıralım. Türk Devleti bu kadar aciz değil.
Türk Devleti bu kadar aciz değil; ama, 57 nci hükümet, söylediğimden çok daha
fazla aciz! 57 nci hükümeti, medya patronları idare ediyor, medya patronlarının
istediği şeyleri çıkarma yolunda, habire ilerliyorlar. Küçücük bir direniş
göstermiş Tarım Bakanı Bakanlar Kurulunda, bugün gazetenin biri yazıyor; “temel
gerçek şu: Bunlar, ne kadar değiştim deseler de, eskisi gibi kalıyorlar.”
MHP’liler, bakın, aslında, siz, “biz değişeceğiz” diye oy istemediniz; siz, bir
duruş sergilediniz, erkek bir duruş sergilediniz, öyle söylediniz, öyle oy
istediniz, “biz değişeceğiz, biz ürkekleşeceğiz, biz bir elimizle IMF’ye mektup
gönderip, öbür elimizle ‘Derviş yaptı’ işareti yapacağız” diye oy istemediniz.
Bütün bu olanları, bitenleri Amerikalı Derviş’e havale ederek milletin elinden
kurtulamazsınız. Kendi duruşunuza, kendi konumunuza sahip olun.
Bakın, Sendika Yasası meselesinde şunu
söylüyorum: Oturup konuşalım; keskin birtakım itirazları var, aşırı
bulabilirsiniz; ama, Memur-Sen’in itirazları, eğer dinlerseniz, eğer bizimle
görüşürseniz, muhalefetle görüşürseniz, kabul edilebilir nitelikte. Kamu-Sen’in
itirazları, vicdanı olanın kabul edebileceği nitelikte. Yani, bir uzlaşmayla bu
tasarıyı çabucak çıkarabiliriz; eğer uzlaşma arıyorsanız. Benim bildiğim,
parlamentolarda, iktidar kanatları uzlaşma arar. Yahu, hep biz uzlaşıyoruz, hep
burada biz yardımcı olmaya çalışıyoruz; bir kere de bizim kapımızı çalın;
hiçbir şey kaybetmezsiniz, Türkiye kazanır. Eğer muhalefeti dinlemeden, hükümet
olabileceğinizi zannediyorsanız, iktidar olamazsınız, kriz olursunuz, kriz
çıkarırsınız. Zaten hükümet programı çok başarılı olduğundan bu kriz çıktı!
Eğer başarı olmasaydı hiç kriz çıkar mıydı!..
Hepinize saygılar sunuyorum. (FP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Doğan.
Aleyhte olmak üzere, Sayın Nevzat
Ercan; buyurun Sayın Ercan.
Süreniz 10 dakika efendim.
NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Doğru Yol Partisi Grubu olarak, dünkü
tarihle bir Danışma Kurulu önerisi Sayın Meclis Başkanlığına takdim ettik.
Gündemin son sırasında yerini almış bulunan kamu çalışanlarına ilişkin kanun
tasarısının, öncelikle Meclis gündeminde ele alınmasını, müzakere edilmesini
istedik. İktidar grupları karşı öneri getirdiler, gündemin yeniden tanzimini
istediler, çalışma saatlerinin yeniden belirlenmesini talep ettiler. Bizim vaki
talebimiz üzerine -yani kamu çalışanlarının
sendika kurma hakkına ilişkin tasarının Meclis gündeminde öncelikle görüşülmesi
isteğimize karşın- iktidar grupları, kendi önerilerine ilaveten, bu tasarının
gündemin 12 nci sırasına alınmasını, bir ölçüde kabullendiler.
Değerli arkadaşlarım, bugün, Meclis,
RTÜK yasa tasarısını görüşmeye devam edecek; yarın, bu tasarının bitimine
kadar, Meclis çalıştırılacak. Öyle
anlaşılıyor ki, iktidar grupları, iktidar partileri, emeği değil de sermayeyi
tercih etmekteler ve buna ilişkin tasarının görüşülmesini arzu etmekteler.
Bakın, 1995 yılında, Sayın Çiller’in
Başbakanlığı döneminde, kamu çalışanlarına sendika kurma hakkını tanıyan bir
anayasa değişikliğini gerçekleştirdik; yani, kamu çalışanlarının sendikal
faaliyetlerini yasaklayan Anayasanın 52 ve 53 üncü maddelerinde değişiklik
yaptık. Bu değişiklik sonrası, buna paralel uyum yasasının çıkması lazımdı. 20
nci Dönemde, Doğru Yol Partisi olarak, biz, bir kanun teklifi verdik. Kamu
görevlilerinin sendikalaşma isteklerine, çabalarına bir ölçüde katkı sağlamak için
teklifimizi Meclisin zeminine taşıdık; hatta, 20 nci Dönemde, bu Mecliste, o
tasarının, teklifin; çünkü, o komisyonda birleştirildi, iktidar kanadının da
tasarılarıyla, birkısım tekliflerle birleştirildi ve Meclis Genel Kurulunda,
tasarının 24 üncü maddesine kadar müzakeresi yapıldı; ama, o tarihte, iktidar
grupları, hiçbir haklı gerekçe göstermeden tasarıyı geri çekti, görüşmeleri
yarıda kestiler.
Seçim oldu, Haziran 1999’da, yine Doğru
Yol Partisi Grubu olarak, kamu çalışanlarına sendika hakkını veren, kurma
hakkını tanıyan teklifi tekrar Meclis Başkanlığına takdim ettik, ilgili
komisyonlara havale edildi; ancak, süresinde görüşülemedi, sonra diğer tasarı
ve tekliflerle tekrar birleştirildi.
Bakınız, Türkiye, Avrupa Birliğine
girme sürecinde uluslararası birçok sözleşmelere imza koymuş. Bu uluslararası
sözleşmeler Meclisin onayından geçmiş. Tabiî, bu sözleşmelerde, çalışanlara,
kamu görevlilerine sendika kurma hakkını tanıyan hükümler yer almakta.
Dolayısıyla, bu uluslararası sözleşmelere imza koymuş, onay vermiş bu
Parlamentonun, kendi iç hukuk sisteminde de buna paralel düzenlemeleri yapması
lazım. 1,5 milyonu aşkın memurumuz, Anayasaya paralel uyum yasasının süratle bu
Mecliste müzakere edilerek yasalaşmasını arzu etmektedir; ama, nedense, iktidar
grupları, tekrar ediyorum, emeğe değil de sermayeye öncelik vermektedir. Hem
öylesine ki, bakınız, halkın doğru haber alma hakkını bir ölçüde kısıtlayan ve
tekelleşmeyi öngören bir tasarıyı, Meclis gündemine süratle indiriyorsunuz.
Şimdi, ben, buradaki bütün milletvekili
arkadaşlarıma, bir hususun altını çizerek, seslenmek istiyorum. Bu tasarıyla
–bugün görüşmeye devam edeceğiniz ve yarın da, bütün çabanızla, gayretinizle,
tamamlamak istediğiniz, bu Meclisten çıkarmaya çalıştığınız bu RTÜK Yasasıyla-
ilgili bir iki hususu, altını çizerek ifade etmek istiyorum ve diyorum ki, bu
tasarının ne için geldiğini anlamanızı istiyorum; çünkü, tarih sizi
sorgulayacak, gerçekten sorgulayacak, kamu vicdanı da sorgulayacak ve
sorgulamaktadır da zaten.
Bakın, bu konuda, Danıştayda bir süreç
var; RTÜK’le ilgili, daha doğrusu televizyon sahiplerinin girdiği ihalelerle
ilgili bir süreç işledi ve devam ediyor. Nisan ayı içerisinde, Danıştayın
ilgili dairesi ve Danıştayın İdarî Davalar Genel Kurulunun farklı kararları
birleştirilerek -bir içtihadı birleştirme kararı şeklinde- Nisan ayında,
Danıştaydan, ilgili kuruldan sadır olmuş bir karar var. Nisan ayı içerisinde
böyle bir karar çıktı. Karar henüz yazılmadı; ama, o kararın içeriğine
baktığımızda, televizyon sahiplerinin ihaleye girme yasağı açısından bir karar
veriliyor ve ihaleler iptal ediliyor.
Danıştayın içtihadı birleştirme kararı,
kanun hükmündedir; altını çizerek söylüyorum, kanun hükmündedir ve Anayasanın
138 inci maddesi hepinizi, hepimizi bağlar. Şimdi, böyle bir karar varken,
yüksek yargı organından sadır olmuş böyle bir karar varken, nisan ayında
verilmiş böyle bir karar varken –çok dikkat çekici- iktidar grupları, diyet
borçlarını ödeme çerçevesinde –çıkar ilişkisi içerisinde olan bu gruplar-
belirli çevrelere, bu içtihadı -ortadaki bu tevhidi içtihat kararından bahisle,
ondan hareketle, o kaygıdan dolayı- böyle bir tasarıyı süratle Meclis gündemine
getirmiş oluyorsunuz. Yani, işin sebebi, nedeni, gerekçesi bu, hadise bu.
Şimdi, demokratik bir devlet mi;
demokratik bir devlet... Hukuk devleti mi; hukuk devleti... Yüksek yargı
organının ortada duran bir kararı var. Şimdi, size düşen görev ne, hepimize
düşen görev ne; eğer demokratik devletse, hukuk devletiyse, hukukun üstünlüğü
varsa, ortada yüksek yargı organınca verilmiş bir karar çerçevesinde, gereğinin
yapılması lazım. Şimdi, hukuk mu, yoksa, çıkar çevrelerinin menfaatı mı; şimdi
onu soracağım size. Evet; hukukun üstünlüğü mü, hukuk mu, ona mı itibar
edeceksiniz; yoksa, al gülüm ver gülüm, o çıkar ilişkisine dayalı karşılıklı
menfaatlarınıza, siz, vatandaşın doğru haber alma hakkını, gerçeği öğrenme
hakkını paspas mı yapacaksınız; onu soruyoruz biz. O zaman, sizlere söylüyoruz,
bu sıralarda oturan milletvekillerine; elbette ki, birilerinin isteğine göre
değil, çıkar ilişkilerine dayalı, menfaat ilişkilerine dayalı ve dayatmacı bir
anlayışa teslimiyet içinde davranarak iradenizi ortaya koymak yerine -sizi
seçen, birileri değil; sizi seçen, millet- milletin isteklerine tercüman
olacaksınız. Siz, onların istediği, arzu ettiği doğrultuda iradenizi ortaya
koyacak ve oylarınızı kullanacaksınız. Umarım, inşallah bu yanlıştan
dönersiniz.
Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP ve FP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ercan.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan,
lehte söz istiyorum.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Genç.
Süreniz 10 dakika efendim.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; iktidar partisi grubunun getirdiği Meclisin çalışma
biçimiyle ilgili bir önerinin lehinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla
selamlarım.
Getirilen bu önerinin birinci kısmı
kamu görevlilerinin sendika kanununun bir an önce görüşülmesidir. Bunun
aleyhinde olmak, zaten, bize düşmez. Biz, bunu baştan beri savunuyoruz.
Aslında, tabiî, burada bir yanlışlık yapılıyor. Önce Anayasada değişiklik
yapıp, kamu görevlilerinin grevli ve toplu sözleşmeli sendika kurma ve direnme
hakkını verecek imkânlar getirmek lazım. Getirilen bu tasarının bu yönü
eksiktir. Bunu, zaten, kamu görevlileri de, KESK de beğenmiyor. Bence, bu yönde
önemli bir değişiklik yapılması lazım.
İkincisi, önerinin ikinci kısmıyla
Mecliste denetim kaldırılıyor. Zaten, bu hükümetin, bu iktidarın en önemli
vasıflarından birisi de denetimden kaçmasıdır. Hakikaten, denetime ne gerek var
canım?! Hükümet, çok kusursuz çalışıyor! Sonra, soru niye soralım, Sayın
Başbakanımızı, bakanlarımızı rahatsız edelim?! Onlar orada rahat rahat
otursunlar. Zaten, bir soru sorup da, denetim getirip de adamların keyfini ne
kaçıralım?! Zaten, herkes devlette bir şeyler çalıyor, ceplerini dolduruyorlar:
Canım, ne gerek var?!
İdi Amin, Uganda Başkanı olunca iki
maddelik bir anayasa yapmış. Birincisi “İdi Amin daima haklıdır” demiş;
ikincisi “İdi Amin’in haksız olduğu konularda da yine birinci madde geçerlidir”
demiş.
İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) – Her
zaman...
KAMER GENÇ (Devamla) – Tabiî, İdi Amin
her zaman haklıdır. Haksız olduğu zaman da yine birinci madde geçerlidir.
Şimdi, bu hükümetin de bir anayasa
yapması lazım. Bu koalisyon hükümeti daima haklıdır; haksız olduğu konularda da
birinci madde hükmü geçerlidir şeklinde bir düzenleme getirirseniz daha iyi
olur.
Değerli milletvekilleri, tabiî,
getirilen bu RTÜK kanunu tasarısı, biliyorsunuz, daha önce bu salonda
reddedildi. Niye reddedildi; Türkiye’yi, aşağı yukarı, yönetilemez bir duruma
getirdiği için. Yani, devletin bütün kaynaklarını üç beş basın patronunun
emrine vereceksiniz. Adamların medya gücü olacak. Ondan sonra, hiç kimse
Türkiye’de ne iktidar olacak ne iktidar yapabilecek... Ancak, birtakım şeyler,
o medya patronlarının emrindeki kişiler; yani, o medya patronu pijamayla
çıkacak, çağıracak ayağına, gel bakayım diyecek, haddine düşmüşse gitmesin
bakalım. Ondan sonra, bütün bunlar niye yapılıyor; bütün bunlar... Türkiye’de
belli bir oyun oynandı. Baştan beri “Türkiye’de evvela ikibuçuk parti kuracağız
ve ikibuçukda medya olacak, başka olmayacak” dediler; ama, parti kurma
konusunda pek fazla başarılı olamadık. Tabiî, halkın bu konuda şeyi vardı; ama,
medya konusunda maalesef, çok ciddî, hükümetinizin büyük desteğiyle büyük bir
aşamaya gidiliyor.
Şimdi, biraz önce, Sayın Nevzat Ercan
burada söyledi. Danıştayın içtihadı birleştirme kararına rağmen, siz, niye bu
kanunu çıkarıyorsunuz? Sizin hükümetiniz, bu medya patronlarının emrine göre
hareket etmek zorunda. Mümkün değil... Aksi takdirde, bu medya doğruları
yazdığı zaman, siz, bu salona giremezsiniz; çünkü, yapılan usulsüzlüklerin,
yapılan suiistimallerin, artık, Türkiye’yi, dış ülkelerde en güvensiz bir ülke
haline getirdiği ortada mı; ortada. Yani, Türkiye’yi, artık, hasta adam değil,
organları çürümüş bir bünye olarak tanıtan dış düşmanların yanında kim getirdi
memleketi bu duruma; sizin iktidarınız zamanında getirildi. Geçen hafta ben
burada yoktum. Şimdi, Mesut Yılmaz çıkıyor, diyor ki: “Efendim, ben, Moskova’ya
gittim; görüştüğüm adam heykeltraştı; Gasprom’un genel müdürü değildi.” Ya,
peki, sen, heykeltraşla niye görüştün?! Heykeltraşla görüştün de, yaptığın
suiistimallerin heykellerini mi yapmak için gittin, görüştün?! (FP sıralarından
alkışlar) Hayır, yani, bir meslek grubuyla insan görüşürse, bir şey için
yani...
BEYHAN ASLAN (Denizli) – Esrarcıyla
görüştün sen, esrarcıyla!..
KAMER GENÇ (Devamla) - Halbuki, hep
kelime oyunu yapıyorlar. Yani, kimle görüştüğünün bir oyunu var. Gidelim,
aramızdan bir milletvekili seçelim, o gazetede çıkan resmi getirelim,
Gasprom’un genel müdürüyle, yönetim kurulu başkanıyla karşılaştıralım,
hakikaten bu adam, o mudur, değil midir? Bunun başka çaresi var mı, yok mu;
yok...
BEYHAN ASLAN (Denizli) - Örfi Çetinkaya
ne oldu?!
KAMER GENÇ (Devamla) - Biz, burada
söyledik onu. Bundan birbuçuk, iki sene önce “Daltonlar Moskova’da” diye Melih
Aşık’ın köşesinde çıkan... Getirdik, burada gösterdik; ama, o zaman kimse ses
çıkarmadı. Şimdi, herhalde bir fotoğrafta bir silinti yapıyorlar veyahut da
orada bir şey etmişler...
Değerli milletvekilleri, bakın, iktidar
olmak, devlet adamı olmak çok önemli bir vasıftır. Devlet adamı olmak, yani,
esen rüzgardan, en ufak dedikodudan bile çekinen insan demektir; yani, hem
yalan söyleyeceksin, her şeyi inkâr edeceksin; yalanlar ortaya çıktığı zaman,
yeniden birtakım başka yerlere çekeceksin. Bu, devlet adamlığı vasfına
yakışmayan bir davranıştır.
Şimdi, deniliyor ki, Mavi Akımı İtalyan
firması yapıyor. Hani, gemi gelmedi? O Saphia mıdır; bir gemi gelecekti -2 200
metre derinlikte- hani gemi gelmedi. Bakın, olmayan gaz için, 1998 yılında,
Mavi Akım da dahil, 175 milyon dolar, yüzde 15 avans verdi ANAP, iktidarı
zamanında. 9 tane ihale yapıldı, bu gaz boruları döşendi; fakat, gaz yok
ortada.
BEYHAN ASLAN (Denizli) – Ne alakası
var?!
ŞÜKRÜ YÜRÜR (Ordu) – Başkan, bu
konuşmanın gündemle ne alakası var?!
KAMER GENÇ (Devamla) - Ayrıca da, işin kötü tarafı, bu gaz Türkiye’ye
gelmediği takdirde ne oluyor biliyor musunuz; bu gaz gelmediği zaman, sizin
yaptığınız, o santral sahipleriyle yaptığınız sözleşme gereği, gaz gelmeden, o
santral senede 300 megavat mı, 400 megavat elektrik üretiyormuş gibi devletten
para alacak. Siz, daha bunun hesabını veremezsiniz.
Ben, bir başka zaman da demiştim,
Yunanistan’dan bir adam getirseniz, deseniz ki, şu Türkiye’yi nasıl
batıracaksın; vallahi, bu kadar batıracak şeytanlıkları bulamazlar bunlar,
yani, bulamazlar. Böyle bir şey olur mu?!
Değerli milletvekilleri, onun için,
yani, biz, niye denetim?.. Denetim yapmaya gerek yok; yani, bu hükümetin denetlenmesine
gerek yok. Basını da, şimdi, bu kanunla peşinize alıyorsunuz, devletin bütün
imkânlarını, enerji santrallarını, elektrik dağıtımlarını, telefonları onlara
veriyorsunuz; onlar da, katrilyonlarca lira... Bugün, Telsim ve Türkcell’de
devletin alacağı kaç liradır düşündünüz mü? İktidar partisisiniz; niye tahsil
etmiyorsunuz? Gidip de, efendim, Dünya Bankasından, IMF’den 12 milyar
dileneceğine, orada biriken alacaklar bunların kat be kat üstü; yani, biz,
Telsim ve Türkcell’i, 400 000’erden 800 000 aboneyi iki şirkete vermedik mi, 1
milyar dolara vermedik mi? Şimdi 20 milyon abone yok mu? Bunların paralarını
getirin, hiç dışarıya gitmeye gerek yok değerli milletvekilleri; ama, tabiî,
sizin, bir hedef, bir şeyiniz var; yani, inanmanızı istiyorum. Siz, özellikle
bu iktidar partisi, ben anlamadım, nasıl oluyor da böyle Türkiye’yi bu kadar
halktan kopuk, ülkenin millî yararlarından kopuk bir şekilde yönetiliyor ve
belirli çevrelerin, bu memleketin özellikle yabancı ülkelerin sömürü düzeni
haline getirilmesi konusunda bu kadar çalışılır...
Değerli milletvekilleri, şimdi, bakın,
ekonomi batmış, ülke çok kötü vaziyette, insanlar aç, 13-14 milyon işsiz var.
Bu insanlara çare bulmamız lazım. Çare nedir; çare, Türk Halkının sahip olduğu
olanaklardır. Gerekirse -yani, ben, tabiî, çeşitli vesilelerle söyledim- evvela
bir ekonomik olağanüstü hal ilan edip, bu kasım ve şubat krizinde parayı
getirenlerin paralarını geri getirtmek lazım. Bir gecede 5 milyar doları kim
aldı Merkez Bankasından? Arkasından yüzde 40 devalüasyonda 2 milyar doları kim
verdi? Kim cebine götürdü; kim?.. Kim?.. Bunu bulmak zorundasınız.
Bulmuyorsanız, siz onların ortağısınız. Başka çaresi yok. Birisi eğer bir
hırsızlığı örtüyorsa; o, hırsızın ortağı demektir. Sayın Başbakan diyor ki:
“Efendim, ben dürüstüm” Ya, dürüst olmak, senin cebine bir şey girmiyor demek
değildir; yanındaki adam hırsızlık yapıyorsa, sen ona göz yumuyorsan, sen de
onun ortağısın. Bunun artık başka çaresi yok.
Bu Türkiye’de, artık, basını peşine
alarak bazı gerçekleri örtemezsiniz. Basın patronlarına devletin elektrik
santrallarını vereceksiniz, telefon ihalelerini vereceksiniz, her şeyini
vereceksiniz... Ee, peki, bu kadar zengin olacak bir basın patronu, televizyonu
var, gazetesi var, bankası var; ondan sonra ne olacak, bu memleketi kim
kurtaracak değerli milletvekilleri; sokak hareketleri mi yapmak zorunda?..
Şimdi, ANAP’ın en yakın adamı, Erol
Aksoy. Gidiyor, yüzde 7 500 faizle para topladı mı? Bu paralar nerde;
Amerika’da mı, değil mi? Gelsin söylesinler burada. Ondan sonra, yüzde 7 500’le
sen parayı toplayacaksın vatandaştan, yandaşlarından, taahhüde gireceksin,
“gelin benim bankama el koyun” diyeceksin.
Şimdi, Reha Muhtar’a soruyorum: Reha
Muhtar, sen bu kadar milleti çekiyorsun sıygaya, hele bir dön bakalım, bu
patronuna de bakalım “ya patron, sen bu paraları nereye getirdin; getir bu
paraları, getir hele...” Bir ona sor bakalım. Bu köşe yazarlarına soruyorum,
senin patronların içerideyken, bankaları dolandırmışken; yahu, siz bir de
bunlara sorun bakalım: “Ey patron yahu, hele gel bu paralar nerede; Amerika’da
mı?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Genç, 1 dakika içinde
toparlar mısınız.
KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, iktidar
sizsiniz, kimin... Meşru zeminde, alınan paralarla, edinilen mülklere kimse bir
şey diyemez; ama, bunlar, devletin parasını götürdüler. Varsa, bunu da... Kaç
senedir uğraştınız; o konuda bir şey yapamadınız.
Şimdi, değerli milletvekilleri, tabiî,
içtüzük değişikliği yaparak, milletvekilinin burada konuşma hakkını kıstınız ve
Anayasa Mahkemesine de özellikle bir serzenişte bulunuyorum; yani, bu içtüzük
değişikliği konusunda, yürütmeyi durdurma talebiyle açılan davayı niye karara
bağlamıyor? Acaba, Anayasa Mahkemesi de bu iktidarın emrine göre mi hareket
ediyor?! Ben bir milletvekili olarak, bir madde üzerinde ve hiçbir surette,
bağımsız bir söz alma hakkım yok; böyle bir Meclis olur mu?! Bu memlekette her
gün kıyamet koparken, memlekette yüzlerce binlerce suiistimal varken, binlerce
sorun varken, ben milletvekili olarak Parlamentoda bunları dile getirmeyeceğim
de nerede dile getireceğim?! Bunu, Anayasa Mahkemesi sayın üyelerine de sormak
istiyorum. Lütfen, bu içtüzük değişikliğini bir an önce inceleyin ve biz
milletvekillerinin Mecliste çalışma hakkını sağlayın. Ben yine diyorum; yani,
siz, Idi Amin vari kanunlarla bu memleketi yönetebilirsiniz...
Saygılar sunuyorum. (DYP ve FP
sıralarından alkışlar)
İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) –
Sayın Başkan, söz almak istiyorum.
BAŞKAN – Kürsüye buyurun.
Lehte Sayın Yaşar Dedelek; buyurun.
İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) –
Sayın Başkan, değerli üyeler; Yüce Meclisimizde yapılacak olan konuşmaların bir
seviyede olması ve bir seviyeyi taşıyan kişilerce konuşulması lazım.
Kamer Genç’i bu noktada bir sefer daha
şiddetle kınıyorum. Bu Meclisin en yaşlı üyesi olmasına rağmen, sadece, şu
kürsüden ve Yüce Meclisin bu imkânından yararlanarak siyasî popülizm yapmak
amacıyla, kişileri yaralayan, aşağılayan konuşmalarına bir son vermesini,
kendisinden bir sefer daha rica ediyorum.
Değerli arkadaşlar, Sayın Genel
Başkanımı bir konuda suçlarken, kendisi, burada, geçen hafta içerisinde Mavi
Akım Projesiyle ilgili gerekli izahatı Yüce Meclise verdi ve Mavi Akım Projesi,
54 üncü hükümet döneminde başlamış olan, ön anlaşmaları yapılan ve Türkiye’ye
fayda sağlayacağına inandığımız bir proje. Burada, heykeltıraş ile yok efendim
Gasprom yetkilisini birbirine karıştırmak, ki, bu konuda da aydınlatıcı
birtakım bilgiler verildi, açıklamalar yapıldı.
Şimdi, burada, siz, kalkıp da, bu
suçlamayı yaparken, bizde, kalkıp sizin şahsınıza “uyuşturucu kaçakçısı Örfi
Çetinkaya’yla ne işiniz vardı, fotoğraflarınız çıktı” demek hakkına sahip olmaz
mıyız? (ANAP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, bu tür konuşmaların
cevabını vermek dahi istemezdim; ancak, bu arkadaşımıza, lütfen, Yüce Meclisten
bir ders verelim. Eğer, onun her konuştuğunu alkışlarsak, onun birtakım bu
sıçratmalarına, etrafa, bu tarzdaki birtakım konuşmalara imkân verirsek,
Meclisimizi kirleteceğimizi açıklamak istiyorum.
Lehte de oy vereceğimizi ifade ediyor,
hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan,
bana sataştı; lütfen, konuşma hakkı rica ediyorum. (ANAP sıralarından
gürültüler) Sataşmadı mı şimdi?!
Efendim, sataştı bana; lütfen
sataşmadan söz verin.
BAŞKAN – 2 dakika içerisinde açıklamak
üzere, buyurun.
KAMER GENÇ (Tunceli) – 2 dakika değil
efendim, hiç olmazsa 5 dakika verin.
BAŞKAN – Hayır efendim, 2 dakika
içerisinde... Ben size mütemadiyen...
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, o
kadar laf söyledi ki...
BAŞKAN – Sayın Genç, 2 dakika
içerisinde toparlayınız, süreyi de uzatmayacağım.
CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Örfi’yle
fotoğraf çektirdin mi çektirmedin mi, onu söyle.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, değerli
arkadaşlar, ben, Sayın Yaşar Dedelek’le Doğru Yol Partisinde beraberdim, o
zaman kendisine saygı duyuyorum; ama, şu ANAP’ın müdafaası konusunda gösterdiği
çabayı da kınıyorum; çünkü, insanlar, savunduğu şeylerin bir arkasına bakacak,
neler var orada, ne kirlilikler var.
Benim, burada kirli konuştuğumu
söylüyor. Tabiî ki, sizin kirlilikleri, kirli ifadelerde dile getireceğim;
herhalde, sizin yaptığınız suiistimalleri, böyle çok tertemiz, ne namuslu
hırsızlar diyemeyeceğim, ne namusluca çalmışlar demeyeceğim değil mi yani;
herhalde, o kirliliğe uygun bir ifade kullanmak zorundayım.
Şimdi, benim, Örfi Çetinkaya’yla
meselemi gazeteler yazdı. Benim, şu kadar, Arkamda şey olsa, evvela, siz, beni
burada asarsınız; ben biliyorum.
İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) –
Estağfurullah!..
KAMER GENÇ (Devamla) – Basın patronları
beni asar.
Şimdi, üç sene önce, birisi bana
telefon etti; bir 29 Ekimde “biz, cumhuriyet balosu yapıyoruz” dedi.
Cumhuriyetin bu kadar tehlikeli olduğu bir dönemde, ben de “hay hay; ben de
Malatyalıyım, hemşeriyim, sizi çok seviyorum” dedim. Gidelim sokağa, insanların
hepsi beni tanıyor ve birçok insan, beni, açılışına, düğününe davet ediyor.
“Bizim bu cumhuriyet balosuna katılır mısınız” dedi. Ben de, gittim oraya; bir
yanda devletin generali, emniyet kuvvetleri; 100’ün üzerinde insan var. Şimdi,
bu adam, çıkmış... Şimdi, bakın, Sayın Yaşar Dedelek, senin, her restoranda
gördüğün, her düğününe katıldığın insan tertemiz mi; oradaki herkesin
kirliliğini sana mı... Sen de mi o kirliliği taşıyorsun?!
İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) –
Fotoğrafım çıkmadı daha...
KAMER GENÇ (Devamla) – Yani, bir
milletvekiliyiz. Bir milletvekili, gittiği düğünde veya gittiği bir davette, o
davete katılan insanların bütün suçluluğunun ortağı mıdır sayın
milletvekilleri. Namusu, haysiyeti varsa, benim, eroinle, afyonla, kaçakçılıkla
ne ilgim varsa ispatlasın. Aksi takdirde, bu iğrenç iftiraları reddediyorum.
Beni, burada kızdırmak istiyorsunuz. Niye kızdırmak istiyorsunuz; çünkü, dile
getirdiğim suiistimallerin önüne geçmesini istiyorsunuz. Ben, burada, çok
seviyeli konuşuyorum Sayın Yaşar Dedelek.
İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) –
Seni severiz biz de...
KAMER GENÇ (Devamla) - Bir daha, benim
üzerime gelirsen, seni perişan edeceğim; bunu bilesin.
İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) –
Seni biz de perişan ederiz! Senin yüreğin yetmez!..
KAMER GENÇ (Devamla) – Ben, senin
partini perişan edeceğim.
İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) –
Senin yüreğin yetmez!..
KAMER GENÇ (Devamla) - Benimle
burada...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) –
Senin ben ne olduğunu biliyorum.
KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, ben, önce
Özal’la uğraştım, bitirdim.
İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) –
Senin ne şartlarla o partiye geldiğini de biliyoruz.
KAMER GENÇ (Devamla) – Sayın Demirel
gitti, Mesut da gidecek, başkaları da gidecek...
İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) –
Sana kalacak!..
KAMER GENÇ (Devamla) - Benimle
yarışacak herkesi ben bitiririm.
İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) –
Elinden geleni ardına koyma!..
KAMER GENÇ (Devamla) – Saygılar
sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)
İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) –
Şaşırdın... Evinde neden oturduğunu söyle; Örfi’nin evinde ne yaptın sen, onu
söyle... Bak, şaşırdın, sarardın, perişan oldun. Partine yazık!..
AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Sayın
Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
önerileri teker teker okutup, oylarınıza sunacağım; o arada, karar
yetersayısını da arayacağım tabiî ki.
Birinci öneriyi okutuyorum:
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 263 üncü sırasında yer alan 683 sıra
sayılı kanun tasarısının, bu kısmın 12 nci sırasına alınması.
BAŞKAN – Efendim, oylamayı, elektronik
oylama cihazıyla yapacağım ve oylama için 5 dakikalık süre vereceğim; karar
yetersayısını da arayacağım.
Vekâleten oy kullanacak sayın bakan var
ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve imzasını havi oy
pusulalarını, aynı süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, öneri
kabul edilmiştir; karar yetersayısı vardır.
İkinci öneriyi okutuyorum:
2.- Genel Kurulun 29 Mayıs 2001 Salı
günü 15.00-20.00, 30 Mayıs 2001 Çarşamba ve 31 Mayıs 2001 Perşembe günleri
14.00-20.00 saatleri arasında çalışması, 30 Mayıs 2001 Çarşamba günü sözlü
soruların görüşülmemesi, 29 Mayıs 2001 Salı günü sözlü sorular ile diğer
denetim konularının görüşülmeyerek kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi,
30 Mayıs 2001 Çarşamba günü gündemin 9 uncu sırasına kadar olan tasarı ve
tekliflerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılması
önerilmiştir.
BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, birinci öneriyle
ilgili olarak Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili Sayın Nevzat Ercan ve
arkadaşları tarafından verilen bir grup önerisi vardır; ancak, birinci öneride
Genel Kurulun kararı belli olduğu için öneriyi işleme alma şansım maalesef
yoktur.
NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Önerinin
içeriğiyle ilgili olarak...
AHMET İYİMAYA (Amasya) – Önerinin
içeriğini söyleyin Sayın Başkan. Kamu sendikalarıyla ilgili...
BAŞKAN – Efendim, öneriniz, gündemin
263 üncü sırasında bulunan 683 sıra sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu
Tasarısının gündemin 6 ncı sıraya alınmasıydı; yani, Sendikalar Kanunuyla
ilgiliydi, bu nedenle gündeme alma şansımız olmamıştır.
Sayın milletvekilleri, İçtüzüğün 37 nci
maddesine göre verilmiş doğrudan gündeme alınma önergeleri vardır; ayrı ayrı
okutup işleme alacağım, daha sonra da oylarınıza sunacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
1.- Aydın Milletvekili Bekir Ongun’un;
Bir İlçe Kurulmasına İlişkin Kanun Teklifinin (2/284), İçtüzüğün 37 nci
maddesine göre doğrudan Gündeme alınmasına ilişkin önergesi
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
(2/284) esas numaralı bir ilçe
kurulmasına ilişkin kanun teklifim havale edildiği komisyonlarda kırkbeş gün
geçmesine rağmen görüşülmediği için İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan
gündeme alınmasını saygılarımla arz ederim.
Bekir
Ongun
Aydın
BAŞKAN – Önerge sahibi olarak Sayın
Ongun; buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır.
BEKİR ONGUN (Aydın) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Aydın İline bağlı Bağarası Beldesinin ilçe olmasıyla
ilgili teklifim komisyonda görüşülmediği için, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre
doğrudan gündeme alınmasına ilişkin verdiğim önerge üzerinde söz almış
bulunuyorum.
Değerli milletvekilleri, 1982 Anayasası,
ülkemizin merkezî idare teşkilatı bakımından, coğrafya durumuna, ekonomik
şartlar ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre illere, illerin de, diğer
kademeli bölümlere ayrılacağını hüküm altına almış bulunmaktadır. Anayasamızın
bu ilkesi doğrultusunda ülkemiz, il, ilçe ve -bugün işlerliğini yitirmiş olan-
bucak olarak teşkilatlanmıştır. Ülkemizdeki kamu hizmetlerinin çok önemli bir
bölümü, bu taşra teşkilatı tarafından yerine getirilmektedir.
Bilimin ve teknolojinin her gün baş
döndürücü bir hızla geliştiği dünyamızda, insan ihtiyaçları da, bu gelişmeye
paralel olarak artmakta, ihtiyaçlarının karşılanması yeni örgütlenmelere
gereksinim yaratmaktadır. Diğer taraftan, sosyal devlet ilkesi gereğince,
devletin, özellikle sosyal hayata giderek artan müdahalesi, insanları,
devletten daha çok hizmet bekler duruma getirmektedir. Devletten giderek artan
bu beklentiler karşısında, merkezî idare, coğrafî yapıdan, nüfus yoğunluğundan,
ulaşım ve haberleşmedeki yetersizliklerden dolayı, kamu hizmetlerini etkin ve
verimli bir şekilde zamanında yerine getirememektedir; ancak, taşra teşkilatını
geliştirmek ve güçlendirmek yoluyla sorunların üstesinden gelmek mümkün
olabilecektir.
Bugün görüştüğümüz Bağarası beldesi,
1952 yılında belediyelik olmuştu. Bağarası, Beşparmak Dağlarının eteklerinde,
Sarıçay’ın güneyinde ve Büyük Menderes Nehrinin doğusunda kurulmuştur.
Bucak, dört mahalleden meydana
gelmiştir. Bugün, tasarruf tedbirleri sebebiyle, bankaların kapandığı bir
zamanda, Bağarası’nda hiçbir banka kapanmamakta, Ziraat Bankası, Halk Bankası
ve İş bankası gibi bankalar faaliyetlerini devam ettirmekte, diğer özel
bankalar da araştırma yapıp, yeni şube açma planları yapmaktadırlar.
Bağarası beldesinde zeytinyağı ve pamuk
çırçır fabrikaları mevcuttur. Merkez nüfusu, son nüfus sayımına göre 14 bin
civarındadır ve Bağarası beldesine 20 köy bağlı bulunmaktadır.
Bağarası beldesine, Ekim ve hasat
zamanlarında, özellikle pamuk ekim ve hasat zamanlarında doğu illerimizden
büyük göç olmakta ve 14 000 olan nüfusu 2 katına çıkmaktadır ve bu da, ilçe
olmaması nedeniyle, büyük problemlere sebep olmaktadır. Bu bakımdan, yukarıda
belirtilen nedenlerden ötürü, Bağarası Beldesinin bir an önce ilçe statüsüne
kavuşturulmasının her yönüyle faydalı olacağı malumunuzdur.
Bu 37 nci madde teklifleriyle yeni ilçe olma kıstasları
en kısa zamanda gündeme getirilmelidir. Bugün, nüfusu 2 000’in altına inen
ilçeler mevcuttur, bunlar da değerlendirilmelidir; neredeyse köy statüsüne inen
ilçeler mevcuttur; ama, bugün görüştüğümüz gibi, sadece merkez nüfusu 15 000’e
ve daha fazla nüfusa sahip olan beldeler mevcuttur; bu beldeleri, ilçe olma hayalinden
mahrum edemeyiz.
Bu sebeple, Aydın’ın Söke İlçesi Bağarası Beldesinin ilçe
olmasıyla ilgili teklifimin gündeme alınmasıyla ilgili önergemin
desteklenmesini siz sayın milletvekillerimden bekliyorum.
Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ongun.
Başka söz isteği?.. Yok.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
İkinci önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
26.6.2000 tarihinde vermiş bulunduğum (2/565) esas
numaralı Ordu’da 19 Eylül Üniversitesi Adıyla Yeni Bir Üniversite Kurulmasına
Dair Kanun Teklifim havale edildiği Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor
Komisyonunda süresi içerisinde görüşülemediğinden, İçtüzüğün 37 nci maddesine
göre doğrudan gündeme alınması hususunu arz ederim. 15.2.2001
Saygılarımla.
Sefer Koçak
Ordu
BAŞKAN
– Önerge sahibi sıfatıyla, Sayın Koçak; buyurun efendim.
Süreniz
5 dakika.
SEFER
KOÇAK (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2000 yılı haziran ayında,
imzası bulunan milletvekili arkadaşlarımla birlikte, Ordu İlinde “19 Eylül Üniversitesi”
adıyla yeni bir üniversite kurulmasını Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına teklif ettik. Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı Kanuna Bir
Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifimizin -süresi içinde Plan ve Bütçe
Komisyonunda görüşülmediğinden- doğrudan Meclis gündemine alınması için söz
almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi şahsım ve Ordu İli adına saygıyla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri; ülkelerin
kalkınmışlıklarının ölçütü eğitim, öğretim, araştırma kurumu olan üniversitelerdir.
Gelişmiş, ileri, çağdaş teknolojiyi kullanan ülkeler, eğitime en üst seviyede
önem veren, kaynak ayıran ülkelerdir. Bu nedenle, ülkemizde halen mevcut
üniversitelerin iyileştirilerek Batı’daki normları yakalaması ve aynı normlarda
yeni üniversitelerin kurulması kaçınılmazdır. Yeni üniversiteler kurulurken
bölgelerarası dengelerin de korunması gerekmektedir. Hedefler bu gerçeğin ışığı
altında belirlenmelidir. Bu açıdan bakıldığında, Ordu İli penceresinden ortaya
çıkan çarpıcı durumu zamanın elverdiği ölçüde izaha çalışacağım.
Ordu İli, nüfus bakımından 81 il içinde
21 inci sıradaki ilimizdir. Bu sıralamada Ordu’dan önce yer alan 20 ilimizde en
az 1 üniversite mevcuttur; kendisinden sonra gelen 19 ilimizde de en az 1
üniversite kurulmuştur. 1992 yılında 25 devlet üniversitesi, 2 yüksek teknoloji
enstitüsü kurulurken Ordu’nun neden atlanıldığının bugüne kadar mantıklı bir
açıklaması hiçbir yetkili tarafından henüz yapılmamıştır. Tüm istatistikî
veriler Ordu İlinin devlet yatırımları açısından son derece yetersiz olduğunu
göstermektedir. Kişi başına yapılan kamu yatırımı açısından Türkiye
ortalamasının dörtte 1’i civarında olması durumun ne derece kötü olduğunun bir
göstergesidir.
Devlet yatırımıyla Türkiye genelinde 71
inci sırada olan Ordu İli, tarımsal üretimde değer olarak 33 üncü, gayri safî
millî hâsılada 59 uncu, toplam asfalt yol olarak 73 üncü, elektrik üretiminde
57 nci sırada yer almaktadır; en vahimi ise, kişi başına devlet harcamalarında
Türkiye ortalamasının ancak onda 1’ine sahiptir.
Denize kıyısı olup, limanı olmayan tek
il yine Ordu İlidir. 81 il içinde büyüklükte 21 inci sırada olan Ordu İli,
diğer tüm istatistiki verilerde 57 ilâ 73 üncü sıralar arasında yer alarak,
ihmal edilmiş bir il olmanın üzüntüsü yaşamaktadır.
Bu veriler sebebiyle, 1998 yılından
itibaren, kalkınmada birinci derecede öncelikli yöre statüsü ve Olağanüstü Hal
Bölgesine uygulanan yatırım teşvikleri kapsamına alınmıştır. Denize kıyısı
olup, bu teşviklerden istifade etmek zorunda kalan tek il, yine, Ordu İlidir.
Bölgeler ve üniversiteleri açısından
bakıldığında, Türkiye’yi batı Anadolu, güney Anadolu, kuzey Anadolu şeklinde
üçe ayırırsak ve bunu, batı Anadolu’yu, Sakarya, Ankara, Adana hattının batısı
olarak düşünürsek, burada 30 ilimiz var ve üniversitesi olan il sayısı 22,
üniversitesi olmayan il sayısı 8, toplam nüfus 35 milyon, 1 üniversiteye düşen
nüfus 660 bin kişi, toplam üniversite sayısı 53, üniversitesi olmayan illerin
toplam nüfusu 2 milyon 700 bindir.
Güney Anadolu eğitim bölgesini de,
yine, Ankara-Van hattının güneyi olarak değerlendirirsek, bu bölgede de 25
ilimiz var; üniversitesi olan il 10, üniversitesi olmayan il 15, toplam nüfus
14 milyon, 1 üniversiteye düşen nüfus 1 milyon 390 bin kişi, toplam üniversite
sayısı 10, üniversitesi olmayan illerin toplam nüfusu 5 milyondur.
Kuzey Anadolu eğitim bölgesi olarak da,
yine, Sakarya, Ankara, Van hattının kuzeyi olarak düşünürsek, bu bölgede 26
ilimiz mevcut; üniversitesi olan il sayısı 8, üniversitesi olmayan il sayısı
18, yine, toplam nüfus 14 milyon, 1 üniversiteye düşen nüfus 1 milyon 750 bin
kişi, toplam üniversite sayısı 8, üniversitesi olmayan illerin toplam nüfusu 8
milyondur.
Bu verilere göre; Türkiye’de, yaklaşık
olarak, vakıf üniversiteleriyle birlikte, 883 bin kişiye 1 üniversite
düşmektedir. Ordu İlinin içinde bulunduğu kuzey Anadolu eğitim bölgesinde, 1
milyon 750 bin kişiye; yani, Türkiye ortalamasının 2 katından fazla öğrenciye 1
üniversite düşmektedir. Rakamlar, bölgeler arasındaki çarpıklığı, haksızlığı,
yanlışlığı net olarak göstermektedir.
Ordu İlinde, halen, Karadeniz Teknik
Üniversitesine bağlı Ordu Ziraat Fakültesi 3 bölümüyle öğretim yapmaktadır.
Ünye İktisadî ve İdari Bilimler Fakültesi 2 bölümüyle, Ordu Meslek Yüksek Okulu
12 bölümüyle, Samsun 19 Mayıs Üniversitesine bağlı Ordu Fen-Edebiyat Fakültesi
4 bölümüyle öğretim yapmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN- 1 dakika içinde toparlayınız.
SEFER KOÇAK (Devamla) - 4 Yıllık Sağlık
Meslek Okulu bir bölümüyle öğrenim yapmaktadır.
19 Mayıs Üniversitesi Senatosu, Ordu
Eğitim Fakültesi açılmasını karar altına almış ve YÖK’e göndermiştir.
Ayrıca, Fatsa İlçesinde, Özelleştirme
Yüksek Kurulunun bu İlçemizdeki Et ve Balık Ürünleri Anonim Şirketine ait
varlıklarının, 19 Mayıs Üniversitesine tahsis edilmesi kararından sonra, Deniz
Bilimleri Fakültesi olarak eğitime açılması çalışmaları sürmektedir.
Değerli milletvekilleri, bu verilere
göre Ordu İlinde halen mevcut bulunan yükseköğrenim kurumlarında 180’ye yakın
akademik ve idarî personel mevcut olup, 2 600 civarında öğrenci eğitim
görmektedir. 603 000 metrekare arazide öğretim devam ederken, 1 000 dönümlük
arazi de imar planlarında koruma altına alınmıştır.
Bütün bunlar değerlendirildiğinde, Ordu
İlinde 1 milyon nüfus yaşamasına rağmen hâlâ bir üniversite kurulmamıştır.
YÖK’ün ve Bakanlığın belirleyeceği ve
belirlediği kriterlerin tamamına yakınını bünyesinde toplayan Ordu İlinde
üniversite kuruluşu geç kalmış bir karardır.
Değerli arkadaşlarım, Ordu halkı
devletinden adil olmasını, hakkının teslim edilmesini bekliyor. Bu kısa zaman
diliminde özetlemeye çalıştığım sebeplerden dolayı, Yüce Meclisin, Ordu’nun
üniversite kurulması konusundaki hassasiyetine, oylarıyla destek vereceğine
inanıyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Koçak.
Sayın milletvekilleri, İçtüzüğe göre
önergeyle ilgili olarak bir sayın üyeye söz vereceğim; ancak, bu arada, , Ordu
Milletvekilleri, Sayın Eyüp Fatsa, Sayın İhsan Çabuk, Sayın Yener Yıldırım ve
Sayın Şükrü Yürür’ün önergeyi destekler mahiyette olumlu görüş bildirmek üzere
söz aldıklarını varsayıyorum, görüşlerinin bu doğrultuda olduğunu bildiriyorum
ve milletvekili sıfatıyla Sayın Cemal Enginyurt’a söz veriyorum.
Buyurun Sayın Enginyurt. (MHP
sıralarından alkışlar)
ŞÜKRÜ YÜRÜR (Ordu) – Farklı muamele
niye Sayın Başkan?..
BAŞKAN – Kime efendim?
ŞÜKRÜ YÜRÜR (Ordu) – Cemal Enginyurt’a
farklı muamele niye?
BAŞKAN – Sayın Yürür, İçtüzüğe göre
önce gelen sıraya alınır, diğer arkadaşların da -seçmenlere karşı mahçup
olmamaları için- isimlerini burada okumak zaruretini duydum.
Buyurun Sayın Enginyurt.
CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme
alınmak üzere...
KAMER GENÇ (Tunceli) – İçtüzüğü kim
uyguluyor?!.
BAŞKAN – Her şeye karışmak zorunda
değilsin Sayın Genç, otur biraz yerinde, ayıp yani... Her şeye karışmak zorunda
mısın
KAMER GENÇ (Tunceli) – Karışırım tabiî
sen yanlış yaparsan!..
CEMAL ENGİNYURT (Devamla) – ...Sayın
Sefer Koçak’ın vermiş olduğu teklifi desteklemek üzere söz almış bulunuyorum,
hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
Sayın Koçak, Ordu’ya üniversite
kurulmasının gereklerini ve şartlarını en iyi şekilde ifade etti. Bu kürsüden,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir milletvekili olarak, sadece Ordu’nun değil,
Yozgat’ın, Çorum’un, Rize’nin, Osmaniye’nin, Ağrı’nın, Kastamonu’nun, Kilis’in
de üniversitesi olması gerektiğine inanıyorum. Dolayısıyla, eğitimin en önemli
gereklerinden birisi olan üniversitenin -o ilin de kalkınması açısından büyük
faydalar sağlayacak bu eğitim müessesesinin- Ordu İline kurulmasını da canı
gönülden arzu ediyorum.
Sayın Koçak’ın da ifade ettiği gibi,
Ordulular, devletine karşı gerçekten büyük bir kadirşinaslık göstermişler,
vergi tahakkukunda 33 üncü sırada, vergi tahsilatında 36 ncı sırada yer alarak
devlete gerçekten gerekli ödevlerini yerine getirmişlerdir; ama, cumhuriyetin
kuruluşundan bu tarafa, bu kürsüden, çıkan herkes, muhakkak ki, kendi ilinin
hizmet almadığını söyler, ama, Ordu’yu bilenler, siyasetle ilgilenen herkes
bilir ki, Ordu, ciddî anlamda -Türkiye Cumhuriyeti geçmiş dönem hükümetleri de
dahil olmak üzere- hiçbir devlet katkısı almayan bir vilayet olarak büyük bir
mağduriyet çekmiştir. Bugün, bu mağduriyetin giderilmesi noktasında sizlere bir
vazife düşmüştür; Sayın Koçak’ın Ordu üniversitesiyle ilgili teklifinin gündeme
alınması, bizler için, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, 57 nci hükümetin ve
sizlerin büyük bir teveccühü olacaktır.
Ben, hepinizin ilgisini, alakasını
bekliyor, hepinize Ordulular adına saygı ve sevgilerimi sunuyor, teşekkür ediyorum.
(MHP ve DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Enginyurt.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
Üçüncü önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
23.3.2000 tarihinde vermiş olduğumuz,
Kozan adı ile bir il kurulması hakkında kanun teklifimiz, havale edildiği
İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonlarında bugüne kadar görüşülememiştir.
İçtüzüğün 37 nci maddesine göre
doğrudan gündeme alınması hususunda gereğini arz ederiz. 15.3.2001
Ali Halaman Musa
Öztürk M. Halit Dağlı
Adana Adana Adana
BAŞKAN – Önerge sahibi sıfatıyla, Sayın
Dağlı; buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır efendim.
MEHMET HALİT DAĞLI (Adana) – Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; aylardan beri komisyonlarda bekleyen Kozan
İlçemizin il olmasıyla ilgili, Adana milletvekili iki arkadaşımla birlikte
vermiş olduğum kanun teklifinin doğrudan gündeme alınması konusunda söz almış
bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Anayasamızın öngördüğü ve İçişleri
Bakanlığımızın da konuya bu şekilde yaklaştığı, bir ilçenin il olmasıyla ilgili
belli objektif kriterler vardır. Bir ilçe, şayet il olacaksa, bu objektif
kriterlere uyması gereklidir. Nedir bu objektif kriterler; bunlara baktığımız
vakit, nüfus yoğunluğu, hinterlant, ulaşım, ekonomik yapı, kamu hizmetlerinin
yeterli derecede yapılıp yapılmadığı, halkın talepleri ve ayrılacağı ile
etkisi.
Şimdi, bu objektif kriterleri baz
alarak Kozan’ın durumunu değerlendirdiğimiz vakit, coğrafya bakımından, Kozan,
2 265 kilometre idarî sınırı, 85 000 merkez ilçe nüfusu, 400 000 civarında
hinterlandıyla birçok ilimizden büyük bir ilçedir.
Ulaşım açısından konuya yaklaştığımız
vakit, Feke, Saimbeyli ve Tufanbeyli İlçeleri ile Adana İlinin ulaşımı ancak
Kozan içerisinden geçmek suretiyle sağlanmaktadır ve bugün, Adana’dan en uç
noktada olan Tufanbeyli’ye En hızlı vasıta Mercedes arabayla gitmek istediğiniz
vakit 3 ile 3,5 saat arasında gitmeniz mümkündür, şayet, otobüsle gitmeye
kalkarsanız, bu süre, 5 ile 6 saat arasındadır. Bir ilden ilçe merkezine 5-6
saatte gidilirse; bir başka ifadeyle, geniş bir hinterlanda sahip olan Adana
İli, idarî bakımdan hantal bir yapıya sahiptir. Kozan’ın il olmasıyla ilgili
teklifimiz gerçekleşirse, böylece, Adana İli de rahatlamış olacaktır.
Ekonomik yapıdan değerlendirdiğimiz
vakit, Adana’ya bağlı bir ilçe olması nedeniyle, Kozan’a bağlanacak ilçelerin
hepsi kırsal olduğu için, Kozan’dan Adana İlimiz yoğun göçe sahne olmaktadır ve
bu yoğun göçün de Adana İlimize yüklediği büyük problemler, büyük sorunlar
vardır; özellikle, sağlıksız yapılaşma bakımından, yerel yönetimlerin de
karşılaştığı büyük problemlerle karşı karşıyadır. Şayet, teklifimiz
kanunlaşırsa, böylece, Adana İlimiz da hantallıktan kurtulmuş olacaktır.
Kozan’ın tarihine baktığımız vakit,
Kozan, Asurlular ve Romalılar olmak üzere, birçok medeniyete merkezlik yapmış
ilçelerden bir tanesidir. Değerli milletvekilleri, Kozan, tarih içerisinde,
1920 yılına kadar sancak olarak kalmış, 1923’ten sonra, sancakların il
yapılmasıyla beraber il olmuş ve bu durumu, 1926 yılına kadar devam etmiştir;
1926 yılında da, tekrar, ilçe olmuştur.
Halkın talepleri bakımından
değerlendirdiğimiz vakit... Değerli milletvekilleri, Yüce Meclisimiz bu
teklifimizi değerlendirecektir. Psikolojik bakımdan da, Kozanlılar, bir an
evvel, Kozan’ın il olmasını beklemektedirler. Kozan’ın il yapılması gecikmiş
bir hakkın iadesi olacaktır. Yüce Meclisin bu hakkın iadesini yerine
getireceğine inanıyor ve siz değerli milletvekillerinin bu teklifimize olumlu
yaklaşacağı düşüncesiyle, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Dağlı.
Milletvekili olarak Sayın Yakup Budak;
buyurun. (FP sıralarından alkışlar)
Sayın Halaman da yerinden söz istemiş;
ama, sanıyorum, o da, aynı görüşü belirtiyor ve teklife katıldığını ifade
ediyor, zaten, teklif sahibi.
Buyurun.
YAKUP BUDAK (Adana) – Sayın Başkan,
değerli üyeler; sözlerime başlarken Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarımızın vermiş
oldukları Kozanımızın il olmasıyla ilgili kanun teklifini elbette
destekliyoruz. Gerçekten, Kozanımız, bulunduğu çevre itibariyle, diğer
merkezlere uzaklığı itibariyle, aynı zamanda, sosyal ve kültürel yapısı
itibariyle, ekonomik gelişmesi itibariyle, tarımsal potansiyeli açısından da il
olmayı hak etmiş Türkiyemizin en güzel, en büyük ilçelerinden biridir.
Bu zamana kadar, yüzyıllar boyunca çok
değişik medeniyetlere beşiklik etmiştir. Kozanoğlu Sancağının başkentliğini
yapmıştır. Gelişme potansiyeli itibariyle de en büyük ilçelerimizden biridir.
Gerçekten, Kozan, çevresinde yer alan
İmamoğlu, Saimbeyli, Feke, Tufanbeyli gibi İlçelerimize merkezlik yapmaktadır.
Kozanımızda yüksekokullar vardır. Gelişmesi itibariyle, tarım arazisi
itibariyle ve ekonomik potansiyeli itibariyle de il olmayı çoktan hak etmiştir.
Kozanlılar da, bunu, Meclisimizden beklemektedirler. İnşallah, burada verilecek
kararla, hem Kozanımızın gelişmesine ve kalkınmadaki potansiyeline katkıda
bulunacağımızı hem de Kozanımızın bir il olarak Türkiyemizin güzel bağrında yer
alacağını ifade ediyorum.
Teklifi uygun bulduğumuzu ifade ediyor,
hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Budak.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.
BAŞKAN – Plan ve Bütçe Komisyonunda
boşalan ve Anavatan Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için, Sinop Milletvekili
Yaşar Topçu aday gösterilmiştir.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan,
karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.
BAŞKAN – Oylarınıza sunup, karar
yetersayısını arayacağım.
Oylamayı elektronik cihazla yapacağım
ve 5 dakika süre vereceğim.
Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)
KAMER GENÇ (Tunceli) – Oylama süresi
bitti, bundan sonra gelen oy pusulalarını kabul etmeyiniz.
BAŞKAN – Sayın Genç, bırakın, burada,
biz yapacağımızı biliyoruz.
Sabırsızlanmayın efendim, ne
söyleyeceğimi biliyor musunuz siz? Sayın Genç, bakın, her şeye de müdahale
etmek zorunda değilsiniz.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Meclisi doğru
yönetmedikten sonra müdahale edeceğim.
BAŞKAN – Siz her şeye karışmak zorunda
değilsiniz.
Lütfen, ben söz vermeden de konuşmayın.
(Elektronik cihazla oylamaya devam
edildi)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Sayın
Yaşar Topçu’nun, Plan ve Bütçe Komisyonu adaylığı için yapılan oylamada karar
yetersayısı bulunamamıştır.
Birleşime saat 17.00’de toplanmak üzere
ara veriyorum,
Kapanma
Saati: 1650
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 17.00
BAŞKAN: Başkanvekili Ali ILIKSOY
KÂTİP ÜYELER: Mehmet BATUK (Kocaeli), Levent MISTIKOĞLU (Hatay)
-----0-----
BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 109 uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Görüşmelere kaldığımız yerden devam
ediyoruz.
BAŞKAN- Plan ve Bütçe Komisyonunda boş
bulunan ve Anavatan Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için, aday gösterilen Sayın
Yaşar Topçu’yla ilgili seçim yapıyorduk. Seçim sırasında karar yetersayısı
aranmıştı, karar yetersayısına ulaşılamamıştı.
Şimdi, yeniden, elektronik cihazla
oylama yapacağım ve karar yetersayısını arayacağım.
Oylama için 3 dakikalık süre vereceğim.
Bu süre içerisinde sisteme giremeyen
arkadaşlarımızın, teknik personelden yardım istemelerini; buna rağmen giremeyen
arkadaşlarımızın, oy pusulalarını aynı süre içerisinde Başkanlığımıza
ulaştırmalarını; vekâleten oy kullanacak Sayın Bakan var ise, hangi bakana
vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve imzasını havi oy pusulasını, yine,
belirlenen süre içerisinde Başkanlığımıza ulaştırmalarını rica ediyor ve oylama
işlemini başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar
yetersayısı vardır; Sayın Yaşar Topçu’nun Plan ve Bütçe Komisyonuna seçilmesi
kabul edilmiştir.
Alınan karar gereğince sözlü sorular
ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin kanun tasarı ve teklifleri
ile komisyonlardan gelen diğer işler kısmına geçiyoruz.
- İzmir Milletvekili Rıfat Serdaroğlu’nun; İstanbul
Milletvekili Bülent Akarcalı’nın; Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya’nın; Ankara
Milletvekili Yıldırım Akbulut’un; Şırnak Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım’ın;
Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Konya Milletvekili Ömer İzgi ve Ankara
Milletvekili Nejat Arseven’in; İstanbul Milletvekili Ziya Aktaş ve 42
Arkadaşının; Zonguldak Milletvekili
Hasan Gemici’nin ve İzmir Milletvekili Işılay Saygın’ın; Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve Anayasa
Komisyonu Raporu (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449)
(S.Sayısı: 527)
BAŞKAN - 10.01.2001 tarihli 42 nci
Birleşimde, İçtüzüğün 88 inci maddesine göre komisyona geri verilen Türkiye
Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifinin
görüşülmeyen maddeleri ile ilgili komisyon raporu Başkanlığa verilmediğinden,
teklifin görüşmelerini erteliyoruz.
Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri
İzleme Kurulları Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu raporunun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Ceza
İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanunu Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu (1/851
BAŞKAN – Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve
Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar
Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu
Raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında
Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705)
(S. Sayısı: 682) x
BAŞKAN - Komisyon?.. Hazır
Hükümet?.. Hazır.
5 inci maddenin görüşmeleri tamamlanmış
idi.
Şimdi, maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Etmeyenler... 5 inci madde kabul edilmiştir.
6 ncı maddeyi okutuyorum:
MADDE
6. – 3984 sayılı Kanunun 11 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Madde
11. – Üst Kurul, tam gün esasına göre çalışır, haftada birden az olmamak üzere
en az beş üye ile toplanır ve en az beş üyenin aynı yönde oyuyla karar alır.
Geçerli mazereti olmaksızın üst üste üç kez toplantıya katılmayan Üst Kurul
üyeleri çekilmiş sayılır.”
BAŞKAN
- Maddeyle ilgili olarak, Fazilet Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili
Sayın Zeki Çelik. (FP sıralarından alkışlar)
Buyurun efendim.
Süreniz 5 dakika.
FP GRUBU ADINA MEHMET ZEKİ ÇELİK
(Ankara) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; 682 sıra sayılı kanun
tasarısının 6 ncı maddesi üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, zayıflamış,
halk desteğini kaybetmiş bir iktidarın, medyanın arkasına sığınmak için Meclisi
ve milletvekillerini kullanmasını anlamak mümkün değil. Bu işlerin yapısal
değişiklikle ne alakası var diye bazen düşünüyorum.
Bakınız, bazı şeyler var ki, bunlar
sembollerle ifade edilir; mesela 3 K gibi, 2 M gibi. Ne demek 3 K; şöyle tarif
ediyorlar: Birincisi kasa gücü, ikincisi kafa gücü, üçüncüsü de kas gücü.
Hakimiyetinizi kurmak için para lazım; bunu alınteriyle elde etmek kolay değil;
ya devletin imkânlarını, teşviklerini kullanacaksınız ya açıklardan istifadeyle
müesseselerin, bankaların imkânlarını lehinize çevireceksiniz ve o insanları da
yanınıza almak suretiyle buralardan çeşitli metalar elde edeceksiniz. Tabiî,
bunları yapabilmek için de kafa gücüne ihtiyacınız var. Ne demektir; beyinlere
ihtiyacınız var, devletin değişik kademelerinde görev yapmış, kanunun
boşluklarını bilen insanları alıp müesseselerinizde çalıştıracak ve bu arada,
bu işi bilen hukukçu, maliyeci, ekonomist ve teknik ilimlere vakıf beyinleri ve
ayrıca da üst seviyede görev yapmış, çeşitli mahfillerle irtibatı olan
insanlardan emekli olanları da yine bu kadronuza dahil etmek suretiyle işinizi
yürüteceksiniz.
Gelelim kas gücüne, bu kaba kuvvete;
normal yollardan güç yetirilemeyen yerlerde de, usulüne göre iş yapacak
adamları mutlaka devreye sokmak gerekecektir; özelleştirmelerde, banka
satışlarında, ihalelerde neler yapıldığını, televizyon ekranlarına yansıyan
tehditleri, pazarlıkları hep beraber seyrettik, gördük. Ayrıca, televizyon,
gazete ve radyoların, kamuoyu oluşturmadaki etkinliğini, gücünü hepimiz biliyor
ve hakikaten, bu korkunç gücün karşısında, ister istemez, kendimizi hesaba
çekmemiz gerekiyor.
Değerli arkadaşlar, Bu televizyon ve
gazeteler, bir insanı, isterlerse bir gecede vezir, isterlerse bir gecede rezil
edebilme imkânına sahipler. Tabiî ki, bunlar yapılırken, sizin, kendinizi
savunma gücünüz ve imkânınız yok. Adamların bankası var, parası var, ticareti
var, müesseseleri var, holdingleri var, her şeyleri var; bu yüzden kimse karşı
çıkamıyor, onlarla mücadele edemiyor. Atılan çamurları, yapılan ithamları,
sizin kendi üzerinizden temizleme imkânınız yok; yani, eşit şartlarda
değilsiniz. Demokrasi, hukuk, özgürlük;
bunların hepsi lafta kalıyor.
Bakınız, ayrıca, Amerika’da, yıllarca Dışişleri
Bakanlığı yapmış Henry Kissinger diyor ki: ”2000’li yıllar 2M ile
şartlandırılacaktır; birinci (M) medya, ikinci (M) de mafyadır ve bunların
birbirleriyle ilintili olmadığı hiçbir zaman söylenemeyecek, iddia
edilemeyecektir.”
Siyaset, medya ve mafya aktörlerinin
kelepçelendiği bir dönemde, hapishanelere atıldığı bir dönemde, böyle bir kanun
tasarısının Meclis gündemine gelmesi kafaları karıştırıyor.
Değerli arkadaşlar, özel radyo ve
televizyonlarda yüzde 10’dan fazla hissesi bulunanların doğrudan ve dolaylı
olarak devletten taahhüt işi üstlenemeyeceklerine ve menkul kıymet borsalarında
muamele yapamayacaklarına ilişkin yasak, bu tasarıyla kaldırılmaktadır;
patronların birden fazla televizyon sahibi olması sınırlaması da böylece
kalkmış bulunuyor .
Şimdi, bu kanun tasarısıyla getirilen
şeyin şeffaflık olduğu iddia ediliyor. Tabiî ki, biz de şeffaflıktan yanayız.
Şeffaflık, medya patronlarının kim olduğu, kimler olduğu manasında
anlaşılmamalıdır; bu önemli değil. Esas şeffaflığın, haberleşmede ve yayında
doğruların ifade edilmesinde olması gerekmektedir. Siz, olaylar vuku bulduğunda
gazetelerin attığı başlıkları, televizyon yayınlarını bir hatırlayın bakalım;
biz, burnumuzun dibini göremezken “on yıl ilerisini görüyoruz” diye az mı
başlıklar atıldı; hep beraber bunları seyrettik.
Değerli arkadaşlar, RTÜK Başkanının
kamuoyuna yapmış olduğu açıklamalar çok ibret vericidir. “
“Bu tasarı, demokrasinin intihar girişimidir. Ayrıca, medya,
zaten, siyaset üzerinde çok ciddî bir baskı oluşturuyordu, bundan sonra bu
baskı daha da artacaktır. Belki de, artık, Türkiye’de, iktidarları da medya
belirleyecektir” diyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – 1 dakika içinde toparlar
mısınız efendim.
MEHMET ZEKİ ÇELİK (Devamla) – Bazı
medya kuruluşları, bugün, zaten, kendilerini yasamanın da, yürütmenin de,
yargının da üstünde bir güç olarak görmektedir. Onlara yeni güçler verilmemeli,
hatta, mevcut güçlerinin bile dizginlenmesi için gereken düzenlemeler
yapılmalıdır.
Tabiî ki, bu tasarıyla, frekans planlama
yetkisinin Telekomünikasyon Kurumuna verilmesi, artık, ihale yapılmayacağı
anlamına geliyor. Hükümet zayıf olunca, medyanın taleplerine direnemiyor;
hükümet güçsüz olunca -güçsüz olduğu- ve medyanın da biraz yüklenmesi halinde
ayakta duramaz hale geliyor. O nedenle, maalesef, böyle tavizler veriliyor.
Frekans ihalesinin yapılmaması, devlete 1 katrilyon liraya mal olmuştur, büyük
bir kayıp meydana gelmiştir. IMF kapılarında, Dünya Bankası kapılarında para
peşinde koşulduğu bir zamanda, bu, büyük bir kaynak israfıdır.
Değerli arkadaşlar, buna benzer,
İçişlerini Bakanının da bir açıklaması var. Sayın Tantan’ın “medyanın tehdit
terörü, siyaseti ve bürokrasiyi kilitledi” beyanı düşündürücüdür.
Hepinize saygılar sunarım.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çelik.
Doğru Yol Partisi Grubu adına, Aksaray
Milletvekili Sayın Murat Akın; buyurun.
Süreniz 5 dakika.
DYP GRUBU ADINA MURAT AKIN (Aksaray) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 682 sıra sayılı tasarının 6 ncı maddesi
üzerinde söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Grubum ve şahsım adına hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Üst Kurulun
tam gün esasına göre çalışacağını ve haftada en az bir gün toplanacağını ve bu
toplantıda da, toplantının en az, yine, beş kişiyle ve alınacak kararın da,
aynı yönde beş kişinin oy kullanmasıyla oluşacağını getiren bir Hükümdür.
Bu, umumiyetle tüm dernek, vakıf ve sendika üst kurullarında benzeri
toplantılara yönelik düzenlenmiş bir maddedir.
Değerli milletvekilleri,
demokrasilerde yasama, yürütme ve yargı güçlerine ilaveten, dördüncü kuvvet
olarak kabul edilen basın, kısa vadede toplumların yönetiminde ve
yönlendirilmesinde; uzun vadede ise, toplumların gelişmesinde ve demokratik
erklerin, yasama, yürütme ve yargı güçlerinin kullanılma biçimlerinin şekillendirilmesinde
geniş anlamda, önemli ve tek kuvvettir. Fonksiyonu ve müessiriyeti bakımından
önemli olan bu toplumsal kurumun, verimli ve etkili olarak çalışabilmesi için
kamu yararı ilkesini büyük bir dikkatle koruması gerekir. Kamu menfaatinin
nasıl ve ne ölçüde gözetileceği ise, sadece basının değil, başta, beşinci
kuvvet olarak vasıflandırdığımız sivil toplum kuruluşları olmak üzere, hemen
her kesimin ortak mesuliyetleridir.
Günümüzde basının gelişimi,
piyasadaki rekabet ortamı, basında sahipliğin düzenlenmesi ve çoğulculuğun
sağlanması gerçeğiyle örtüşmekte, toplumun, doğru bilgi ve haber alma hakkı her
zamankinden daha fazla önem kazanmaktadır. Türk medyasındaki mülkiyet
ilişkileri ve ekonomik örgütlenme biçiminde kaynaklanan meseleler, medya
etiğinin önündeki önemli engellerden biri haline gelmiştir. Maalesef, kamu
yayıncılığı yapan TRT Kurumu, etkinliğini ciddî ölçüde yitirmiş, kamu hizmeti
yayıncılığı yapması öngörülen özel yayıncılık, her bakımdan kontrol edilmez bir
büyüme göstermeye başlamıştır.
Değerli milletvekilleri, basın,
bir yandan ciddî ölçüde tekelleşmiş iken, diğer yandan, yolsuzluklara bulaştığı
açıkça bilinen ve yargıya intikal eden basın patronları, kendilerinde güç vehmedip
kamuoyunu yanlış yönlendirme, panik ve öfkeye sevk etme eylemlerini alışkanlık
haline getirmiş, devlet ricalini haksız, yersiz ve sebepsiz biçimlerde tezvir ederek,
siyasî rant sağlama arayışlarını olağanlaştırmıştır. Buna mukabil, kamuoyu,
kuralsızlığın sürdüğü Türk basınında, medyasında, televizyon ve gazete sahip ve
yöneticilerinin, bizzat veya yanlarında kolayca buldukları yandaş ve
koruyucuları eliyle yanlı veya yanlış yönlendirilmekten, kamu otoritesinin zedelenmesine
yönelik sanal krizler oluşturmasından rahatsızlık duymaktadır.
Değerli milletvekilleri, devlet
büyüklerinin, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve meri yasaları yanında, basının
ulusal ve evrensel yazılı kurallarıyla ve etik anlayışlarıyla da kaynağını
bulan ilkelere aykırı olarak eleştiri sınırının ötesinde küçük düşürücü
yaklaşımlarla açık veya zımnî tezvir içeren haber ve yorumlarla sayfalarına
taşımakta ve bundan her kesim ciddî kaygı duymaktadır.
Bu değerlendirmeler ışığında,
jeostratejik, jeoekonomik ve jeopolitik bakımdan önemli fırsatlarla iç içe olan
Türkiye’nin, siyasetçisinden kamu yöneticisine, müteşebbislerinden sade
vatandaşına kadar, ülke sorunlarına duyarlı olması ve ciddî bir toplumsal
sorumluluk anlayışıyla ülkenin iyi yönlendirilmesine, en azından birer vatandaş
olarak her kesimin, bulunduğu kurum itibariyle katkı sağlaması gerekir.
Türk basını, ülkenin sahip olduğu
dinamiklere ve kinetiklere uygun olarak, yazılı, görsel, işitsel yayınları,
kamu menfaatına -eski tabirle, umuma hadim hizmetlerine- uygun olarak, yaşanan
ağır sorunların çözümünde, sorumluluk içerisinde, geleceğin Türkiyesine ve Türk
insanına sunarak, birey ve toplumsal sorumlulukların yerine getirilmesinde
önemli bir yer tutması gerekir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Akın, 1 dakika içinde
toparlar mısınız.
MURAT AKIN (Devamla) - Değerli milletvekilleri,
RTÜK, haftada, bir, iki, üç, beş kez toplanıyor; ülkenin gündemi, aslında bu
değil. Ülkenin gündeminde, bu yıl 37 milyar dolarlık iç ve dış borç itfası söz
konusudur. Bugün, Hazine, borçlanmak istediği miktarı borçlanamamış; Türk
ticareti, Türk sanayii tabiri caizse bıçak sırtında yaşıyor. Acaba, bu ülke
ekonomisini idare edenler gelse, şu en mühim noktada bu 37 milyar dolar iç ve
dış borç itfası nasıl yapılacak... Bunu, dünya, Türkiye herkes takip ediyor.
Ülkenin en önemli meselesi bu iken, hiç
mesele olmayan RTÜK’ü buraya taşıyıp, burada, şu Yüce Meclisin gündemini işgal
etmenin doğru olmadığı düşüncesiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akın.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde
dört adet önerge vardır; ancak, İçtüzüğün 87 nci maddesine göre bunlardan üçünü
işleme alacağım.
Şimdi, önergeleri geliş sırasına göre
okutup, sonra işleme alacağım:
TBMM
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo
ve Televizyonların Kuruluşu ve Yayınları Hakkındaki Kanun Tasarısının 6 ncı
maddesinde düzenlenen 11 inci maddede yer alan “Geçerli mazereti olmaksızın üst
üste 3 kez toplantıya katılmayan Üst Kurul üyeleri çekilmiş sayılır” bölümü
“Geçerli mazereti olmaksızın üst üste 2 kez toplantıya katılmayan üyeleri
çekilmiş sayılır” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Maliki Ejder Arvas Aslan Polat Eyyüp
Sanay
Van Erzurum Ankara
Cevat Ayhan Fahrettin Kukaracı
Sakarya Erzurum
BAŞKAN
– Diğer önergeyi okutuyorum:
TBMM
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasa
tasarısının çerçeve 6 ncı maddesi ile değiştirilen 3984 sayılı Yasanın 11 inci
maddesinin ikinci cümlesinin “Geçerli mazereti olmaksızın üst üste dört kez
toplantıya katılmayan Üst Kurul üyeleri çekilmiş sayılır” olarak
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Fethullah Erbaş M.Zeki Çelik M.Niyazi Yanmaz
Van Ankara Şanlıurfa
Nezir Aydın Yahya Akman Lütfi
Yalman
Sakarya Şanlıurfa Konya
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
okutacağım üçüncü önerge, aynı zamanda en aykırı önerge olup, okuttuktan sonra
işleme alacağım.
Önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
682 sıra sayılı kanun tasarısının
çerçeve 6 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
A.Nazlı Ilıcak İrfan
Gündüz M.Altan Karapaşaoğlu
İstanbul İstanbul Bursa
Sait Açba Abdülkadir Aksu
Afyon
İstanbul
“Madde 11.-
Üst Kurul, tam gün esasına göre çalışır, haftada ikiden az olmamak üzere, en az
7 üye ile toplanır ve en az 7 üyenin aynı yönde oyuyla karar alır. Geçerli
mazereti olmaksızın, üst üste üç kez toplantıya katılmayan Üst Kurul üyeleri
çekilmiş sayılır.”
BAŞKAN –
Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA
KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN –
Hükümet?..
DEVLET
BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) – Katılmıyoruz.
BAŞKAN –
Sayın Ilıcak, buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5
dakika.
AYŞE NAZLI
ILICAK (İstanbul) – Değerli Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 682 sıra sayılı
kanun tasarısının çerçeve 6 ncı maddesinde Üst Kurulun karar nisabına ilişkin
bir değişiklik önerdik; şimdi, bu önergemiz üzerinde, önerge sahipleri adına
söz almış bulunuyorum.
RTÜK, çok
ağır cezalar takdir edebiliyor; dolayısıyla, 4’e 5 karar almasın, hiç değilse
2’ye 7 karar alabilsin diye bu önergeyi verdik. Şimdi, iddiaların aksine, ekran
karartılmıyor değil; RTÜK tarafından ekran karartılabiliyor. Aksine, (a), (b)
ve (c) şıklarına aykırı hareket etmişseniz, uyarısız bir şekilde, bir ay ekran
karartılabiliyor; iş, süresiz karartmaya, hatta lisansın iptaline kadar
gidebiliyor; yani, çok daha koyu bir sansür var.
Ayrıca, çok
ağır para cezaları var. Buradan, özellikle bölge televizyonlarını uyarmak
istiyorum. Keşke, bölge milletvekillerine ulaşabilseler ve keşke, bizim ipimiz
çekiliyor aman dikkat diye, onları ikaz edebilseler. Şimdi, bir bölge
televizyonu, 125 milyar lira ceza ödeyebilir mi ufacık bir hata yaptı diye?! Üstelik, düşünün
ki, bunlar, siyasî direktifler doğrultusunda alınacak kararlardır; çünkü, RTÜK’ün
yapısı, daha ziyade siyasî bir yapıya dönüştürülüyor. Burada, (a) ve (b)
şıklarını tekrar hatırlatmak istiyorum: Atatürk ilkelerine aykırılık,
bölücülük, halkı kin ve düşmanlığa sevk gibi, gayet muğlak tarifler. Bir
anlamda, 312 nci madde, bu yasanın içine taşınıyor ve bünyesi zayıf olan,
özellikle, bölge televizyonları, RTÜK üyelerinin beşinin dudağının arasında; onlar da, talimatı
iktidardan alacaklar.
Ayrıca, yine, bu kanun, bir patrona,
yüzde 25 izlenme payına kadar, çok sayıda televizyon kanalının sahibi olma
imkânını getirdi. Dolayısıyla, izlenme oranına göre, birkaç ulusal kanalın
sahibi olabilir; ama, çok sayıda bölge televizyonunun sahibi olabilir; çünkü,
bölge televizyonları kendi yörelerinde ağırlıklı olmakla birlikte, izlenme
oranları çok düşük olan televizyonlardır. İşte bu kanun, yerel televizyonları
sessizce kapatma kanunudur. Değerli arkadaşlar, biz burada, güçsüzlerle
güçlüler arasında, kendilerine güç vehmedenler arasında bir mücadeleyi
yaşıyoruz -demokrasi,
halkın doğru haber alma özgürlüğü- siyaseti, birkaç medya patronunun
tahakkümünden kurtarmaya çalışıyoruz, özellikle birinin tahakkümünden
kurtarmaya çalışıyoruz.
Değerli arkadaşlar, bugün, bizim
sorunumuz, falanca medya patronunun önündeki ihale engelini kaldırmak veyahut
Danıştay kararını aşarak onların yolunu açmak değil. “Bunu, şeffaflık adına
yapıyoruz” diyorlar; burada, şeffaflık yok. Şeffaflık... Hangi patron hangi
televizyonun sahibi zaten biz biliyoruz. Şeffaflık, haberlerin özel çıkarlardan
etkilenmeden kamuoyuna duyurulmasıdır. Bir telefon konuşmasını, burada,
hatırlatmak istiyorum. Bir medya patronunun yanında çalışan, bugün de aramızda
olan bir milletvekili, gazetesinin bir üst düzey yöneticisini arayarak, şöyle
uyarıyordu: “Cumhur Ersümer aleyhinde sakın yazı yazmayalım, bize ne kadar
yardımcı oldu biliyorsunuz”. Belki gazete ve televizyon patronları enerji
ihalesine girmeseydi, bu enerji soygunu daha önce ortaya çıkacaktı, eğer medya
patronları banka ihalelerine girmeseydi, bu banka soygunu daha önce ortaya
çıkacaktı.
Bakın, burada Danıştayın aldığı karar,
içtihatı birleştirme kararı. Burada, enerji ihaleleri iptal edilmiştir; biz,
burada bu iptal edilen enerji ihalelerinin önünü açmak üzere toplanmış
bulunuyoruz değerli arkadaşlar; bu bize yakışmaz! Size de yakışmaz MHP’li
arkadaşlarım, size de yakışmaz, size de yakışmaz DSP’li arkadaşlarım.
Ben, geçen hafta cereyan eden nahoş bir
olaya üzüntüyle temas etmek istiyorum. Ben, MHP’li arkadaşlarımı hiçbir zaman
kırmayı düşünmedim. Ta, 12 Eylül öncesine gidelim. 12 Eylül döneminde,
Milliyetçi Hareket Partili arkadaşlarımız hapishanede iken, o zaman ben “faşizm
yargılanıyor” diye bir yazı yazmış ve üç aylık mahkûmiyet almıştım, helal
olsun. Oradaki mücadelemiz şu idi: Güçsüzün ezilmesini önlemek, haklıyı getirip
başa oturtmak. Bakın, 12 Eylül dönemi arkada kaldı, onlar, köşelerine
çekildikleri zaman, sizler bu koltukta oturuyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Ilıcak, 1 dakika içinde
toparlayınız.
AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - O
bakımdan, gelin, ben eminim, sizler de yerel medyayı koruyacaksınız, sizler de
güçsüzü koruyan insanlarsınız; çünkü siz, buram buram Anadolu kokuyorsunuz.
Birkaç medya, özellikle bir medya patronuyla yapılan bir pazarlığa, ben eminim
ki, bu pazarlığa uymaya sizin gönlünüz razı gelmeyecek.
Değerli arkadaşlar, gelin elele verelim
şu demokrasiyi savunalım, biz millete borçluyuz. Bizi bu koltuklara medya
patronları getirmedi, sizleri medya patronları getirmedi, sizleri de getirmedi.
Öyle ise, elele bu yanlışlığı düzeltelim; gelin bu yasayı geri çekelim, bir
uyum sağlayalım. Belki bir kişi bir medyanın patronu olabilsin; ama, üç tane
televizyon kanalının sahibi, hem de gazetelerin sahibi olmasın hem de banka
sahibi olmasın hem de kamu ihalesine girmesin. Gelin, bu milletin parasını
çaldırmayalım.
Hepinize saygılar sunuyorum. (FP ve DYP
sıralarından alkışlar)
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan,
karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.
BAŞKAN – Komisyonun ve hükümetin
katılmadığı, gerekçesini Sayın Ilıcak’tan dinlediğiniz önergeyi oylarınıza
sunacağım, karar yetersayısı arayacağım.
Oylamayı elektronik cihazla yapacağım
ve 3 dakikalık süre vereceğim.
Vekâleten oy kullanacak sayın bakan
varsa, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve imzasını havi
oy pusulasını, belirtilen süre içerisinde Başkanlığımıza ulaştırmalarını rica
ediyorum.
Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
önergenin oylamasında karar yetersayısı bulunamamıştır.
YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Sayın
Başkanım, İçtüzüğü biliyorum, böyle bir mecburiyet yok; ama, her fırsatta karar
yetersayısını bulamıyor isek, karar yetersayısını sağlayacak çoğunluk
sağlanamıyorsa, aç-kapa görüntüsü fevkalade yanlıştır. Grup başkanvekilleriyle
de istişare ederek, birleşimi kapatmanızı teklif ediyorum; böyle bir mecburiyet
olmamakla beraber.
BAŞKAN – Efendim, siz grup
başkanvekilleriyle kendi aranızda o görüşmeyi yaparsanız, biz de gereğini
yaparız.
Birleşime, saat 17.50’de toplanmak
üzere, ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 17.35
ÜÇÜNCÜ
OTURUM
Açılma
Saati: 17.50
BAŞKAN
: Başkanvekili Ali ILIKSOY
KÂTİP ÜYELER: Mehmet BATUK (Kocaeli), Levent MISTIKOĞLU (Hatay)
-----0-----
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109 uncu Birleşiminin üçüncü
oturumunu açıyorum.
Görüşmelere
kaldığımız yerden devam ediyoruz.
8.-
Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu,
Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682) -----------------
(Devam)
BAŞKAN – Komisyon
ve hükümet yerlerini aldı.
6 ncı madde
üzerinde Sayın Nazlı Ilıcak ve arkadaşları tarafından verilen, komisyonun ve
hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum.
Oylamayı
elektronik oylama cihazıyla yapacağım ve karar yetersayısını arayacağım.
Oylama için 3
dakikalık süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen
arkadaşlarımızın, teknik personelden yardım istemelerini; buna rağmen,
giremeyen üye arkadaşlarımızın, aynı süre içerisinde, oy pusulalarını
Başkanlığımıza ulaştırmalarını; bu arada, vekâleten oy kullanacak sayın bakan
varsa, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve imzasını havi
oy pusulasını, yine aynı süre içerisinde, Başkanlığımıza ulaştırmalarını rica
ediyor; oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın Milletvekilleri, önerge
kabul edilmemiştir; karar yetersayısı vardır.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasa
tasarısının çerçeve 6 ncı maddesiyle değiştirilen 3984 sayılı Yasanın 11 inci
maddesinin ikinci cümlesinin “geçerli mazereti olmaksızın üst üste dört kez
toplantıya katılmayan Üst Kurul üyeleri çekilmiş sayılır” olarak
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Fethullah Erbaş (Van) ve arkadaşları
BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye
katılıyor musunuz?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN
(Bursa) – Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Sayın Hükümet?..
DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN
(İçel) – Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Sayın Erbaş?..
FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Sayın Yanmaz konuşacaklar efendim.
BAŞKAN – Sayın Yanmaz, buyurun. (FP
sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika efendim.
MUSTAFA NİYAZİ YANMAZ (Şanlıurfa) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önerge sahipleri adına söz almış
bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, yaklaşık bir
haftadır, bu tasarı, Türkiye’nin gündemini meşgul etmekte; hem Genel Kurulumuzu
hem Türkiye’nin gündemini hem medyamızı meşgul etmekte. Dolayısıyla, bu konu
hakkında, bir kamuoyu da oluşmuş durumda.
Değerli arkadaşlar, öyle bir kamuoyu
oluştu ki, konular görüşüldükçe, tartışıldıkça, aradaki görüş farklılığı da gün
geçtikçe çoğalıyor; âdeta, derin uçurumlar oluşuyor.
Değerli arkadaşlar, işin ilginç yanı,
burada, Genel Kurulda, biz, bu yasanın çıkarılmaması gerektiği noktasında fikir
beyan ederken, özellikle bu yasanın çıkması gerektiği noktasında İktidar
Partisi üyelerinin söz hakları olduğu halde, bu haklarını kullanmayıp, sadece
susmakla, bu yasa tasarısını pasif direnişle geçirmek istiyorlar.
Değerli milletvekilleri, görünen o ki,
bu yasa tasarısı İktidar Partisi milletvekillerinin kendi aralarında bile
içlerine sinmemiş olduğundan olsa gerek, Genel Kurulda, bir haftadır, habire
karar yetersayısı, yoklama istenildiği halde, bu arkadaşlarımız buraya
gelmiyorlar. O zaman, bundan anlaşılan şu ki, liderlerin, İktidar Partisi
üyelerine bir dayatması söz konusu.
Değerli arkadaşlar, bizim, kimseye
kinimiz, husumetimiz, garazımız yok. Biz, mutlaka, ülkede doğru bir kamuoyunun
oluşmasını, sağlıklı bir medyanın olmasını canı gönülden arzu etmekteyiz. Ben
inanıyorum ki, bu çatı altında bulunan herkes, bu ülkeyi seven herkes, sağlıklı
bir medyanın oluşmasını istiyordur; çünkü, böylece kamuoyu doğrudan bilgilenir
ve enformasyon doğru olur; ancak, arkadaşlar, görünen o ki, mevcut yasadan bile
daha kötüsü, daha çağdışı olanı geliyor. Mevcut yasada ekran karartmadan
şikâyet edilirken, gelecek olan yasada, bırakın ekran karartmayı, çok ağır para
cezaları, onun yanında ekran karartma, onun yanında da aklın ve hukukun hiç
kabul etmeyeceği bir şekilde, lisansın iptali, ekranın tamamen kapanması,
sadece ekran karartma değil, ekranın tamamen kapatılması söz konusu.
Değerli arkadaşlar, bu yasa ülkemize
hiçbir hayır getirmez ve biz de bu kanaattayız.
Değerli arkadaşlar, bizi bu fikre
alıştıran yegâne şey, geçmişte medyanın notunun kırık olması, mazisinin kötü
olmuş olması... Bakın, Cüneyt Arcayürek’in “Etekli Demokrasi” diye bir kitabı
var; orada okursanız, görürsünüz; o zamanın ekonomiden sorumlu Bakanı, genel
başkan olabilmek için, başbakan olabilmek için medyayla nasıl bir ilişki
içerisine girmiş, nasıl teşvikler verilmiş, nasıl ucuz krediler verilmiş ve
devletin kaynakları nasıl peşkeş çekilmiş, orada bir bir sıralanmakta.
Bu çerçeve içerisinde, yine, şimdi, o
süreci yaşadığımız 28 Şubat süreci içerisinde, medyada ne tür asparagas
haberlerin üretildiği, kamuoyunun nasıl oluştuğu, istenilen haberlerin nasıl
maniple edildiği, masa başında haberin üretildiği herkesin bilgisi dahilindedir
ve herkesin bildiği konulardır. Bu çerçeve içerisinde, değerli arkadaşlar, bu
yasanın, ben inanıyorum ki, siz, değerli iktidar partisi üyeleri tarafından da
bir sağduyu gösterilerek tekrar komisyona getirilip, enine boyuna tartışılması,
hiç olmazsa, bir uzlaşmanın, bir konsensüsün oluşması gerekir diye düşünüyorum.
Şimdi, değerli arkadaşlar, bir diğer
konu, mevcut yasadan şikâyet ediliyor, illegal çalışmalardan şikâyet ediliyor;
bir şeffaflığın, açıklığın olması isteniyor. Doğrudur; bu, hepimizin arzusu,
isteğidir; fakat, öyle ilginç bir tablo karşımıza çıkıyor ki, çok affedersiniz,
ama, sanki, bükülemeyen el öpülüyormuş gibime geliyor.
Değerli arkadaşlar, illegal halde bu
kadar çalışan medya bu ihalelere giriyorsa, borsada oynuyorsa, her istediğini
yapıyorsa, yüzde 20’den fazla hisseye sahipse, yüzde 10’dan fazla sahip olup
bir de ihalelere girebiliyorsa, düşünün, biz, bunu yasal hale getirirsek,
bunlar neler neler yapmazlar ve ben inanıyorum ki, bu yasayla Türkiye’de
Berlusconi özlemi içerisinde olan insanlar var. Nereden çıktı İtalya’da bu
Berlusconi, bizimkilerin iştahları birden kabardı ve bu yasa, hiç, bayram değil
seyran değil diyen Nevzat Hocamın dediği gibi, bir anda gündeme geldi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – 1 dakika içinde toparlayın
Sayın Yanmaz.
MUSTAFA NİYAZİ YANMAZ (Devamla) –
Değerli arkadaşlar, bizim tekrar tekrar söylemek istediğimiz şey şu: Özellikle,
burada, siz değerli arkadaşların da toplanmamalarından, sıkıntılarını, endişelerini
anlıyoruz. İnanıyoruz ki, siz de kendi parti grubunuzda birtakım baskılar
oluşturarak bu yasanın tekrar komisyona geri getirilip, komisyonlarda görüşülüp
ve bu yasama dönemi kapanmadan bu konuyu da tekrar Genel Kurula getirip,
sağlıklı bir medyamızın oluşması için, kamuoyumuzun daha doğru bilgi alması
için, daha doğru enforme edilmesi için, yeni bir yasa, hepimizin arzu ettiği,
toplumun, kamuoyunun konsensüs içerisinde olduğu bir yasa çıkarılır diye
düşünüyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz.
Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı,
gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Son önergeyi okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo
ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun Tasarısının 6 ncı
maddesinde düzenlenen 11 inci maddede yer alan “Geçerli mazereti olmaksızın üst
üste üç kez toplantıya katılmayan Üst Kurul üyeleri çekilmiş sayılır” bölümü
“Geçerli mazereti olmaksızın üst üste iki kez toplantıya katılmayan üyeler
çekilmiş sayılır” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Aslan Polat (Erzurum) ve arkadaşları
BAŞKAN – Sayın Komisyon?..
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN
(Bursa) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın Hükümet?..
DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN
(İçel) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın Komisyon ve Hükümet
katılmıyor.
Buyurun Sayın Aslan Polat.
ASLAN POLAT (Erzurum) – Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.
Konuşmama başlamadan önce, yaklaşık bir
saat önce Erzurum ve çevresinde olan 4,6 şiddetindeki depremden dolayı da bütün
hemşerilerime geçmiş olsun diyorum. Gerçi önemli bir zarar yok; ama, yine de
bir deprem tehlikesi bizim orada yine başladı.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
şimdi, biz, neden bu üst kurula iki toplantı dahil üst üste gelmeyenin
üyeliğinin düşmesini teklif ettik; şundan ettik: Üst kurula seçilen üyelerin bu
kurula ciddî ciddî gelmeleri lazım. Sayın milletvekilleri, şimdi, hepimizin de
bildiği gibi, bundan önceki dönemde, üst kurul, Türkiye Büyük Millet Meclisinde
iktidar ve muhalefet milletvekillerince seçiliyordu. Şimdi, bu üst kurulun
yapısı tamamen devletçi bir yapı aldı. 2 üye YÖK tarafından, 1 üye de MGK’dan
bu üst kurula gelecek ve bunları da hükümet seçecek. Dolayısıyla, bu 9 üyenin
3’ü, şu anda, bu hükümet tarafından da son derece tenkit edilen YÖK ve
sivilleşmesi istenen MGK’nın göstereceği üyeler olacaklar. Dolayısıyla, burada
–bu 3 üyenin oraya devam edeceği belli zaten- diğer üyelerin de hiç olmazsa bu
toplantıya devam edip, biraz kararların sivil olarak alınmalarına yardım
etmelerinin önemli olduğunu belirtmek istiyorum.
Sayın milletvekilleri, şimdi, hiç
kendimizi yanıltmayalım. Günlerden beri iktidar partisi milletvekillerinin
söylemiş olduğu bir konu var. Diyorlar ki: “Biz, şeffaflığı sağlamak için bunu
getiriyoruz.” Şeffaflığı
sağlamaktan maksat nedir; televizyon sahiplerinin kimler olduğu belli olsun
deniliyor. Halbuki, mevcut
yasada da, zaten, televizyonlardaki bu anonim şirket hisseleri şahsa, nama
yazılı. Hisseler nama yazılı olduğu için, aslında, kimlere ait olduğu bellidir;
fakat, nedense, hükümet, bunların üzerine gitmiyor, adalete ve hukuka inandığını
söyleyen bu hükümet, Danıştay İçtihatı Birleştirme Kurulunun, devlet
ihalelerine giren radyo ve televizyon sahiplerinin yüzde 10’dan fazla hisseleri
varsa, bu hisselerin iptal edilmesine karar alır almaz, alelacele bu
tasarıyı Meclise getirdi ve sırf o ihaleyi alan, yani, enerji ihaleleri ve
diğer devlet ihalelerini alan televizyon sahiplerinin almış olduğu ihaleler
iptal edilmesin diye bu tasarıyı
getirdi.
Bunun en basit ispatı, Demokratik Sol
Parti Grubu adına burada konuşma yapan sözcünün ifadelerinde vardır. Şimdi,
Demokratik Sol Parti Grubu adına konuşan arkadaş, burada aynen şunları söyledi:
“Kamu ihalelerine girme yasağı konusuna. 3984 Sayılı Yasadaki bu sınırlama...”
Devam ediyor “böyle bir hüküm, girişim özgürlüğünü açıkça sınırlamaktadır”
diyor.
Şimdi, Demokratik Sol Partililerin
girişim özgürlüğünden, özgürlükten anladığı, radyo ve televizyon sahiplerinin
kamu ihalelerine girmeme özgürlüğüdür; ama, diğer taraftan, düşünce özgürlüğü
yokmuş bu ülkede, memurların grev, sendika özgürlüğü yokmuş, işçiler cumhuriyet
tarihinin en düşük toplusözleşmesini yapıyorlarmış, Sayın Tarım Bakanı buğday
fiyatlarına istediği fiyatı veremiyor, Derviş’in dediği rakamı kabul etmek
zorunda kalıyormuş; bunlar hiç önemli değil! Demokratik Sol Partinin sözcülerinin
bütün özelliği, ihalelere... İşte, burada tutanak; aynen, aynen...
Sayın Başkan, şuradan aynen okuyayım,
halk nasıl anlıyorsa öyle anlasın. Demokratik Sol Parti Grubu adına konuşan
arkadaşın aynı konuşmaları: “Kamu ihalelerine girme yasağı konusuna. 3984
sayılı Yasadaki bu sınırlama...” diyor, devam ediyor “böyle bir hüküm, girişim
özgürlüğünü de açıkça sınırlamaktadır” diyor ve devam ediyor “Koç Grubu,
Sabancı Grubu ve Anadolu Grubu dışında tüm sermaye gruplarının radyo ve
televizyonları vardır.” Halbuki öyle bir şey yok... 500 tane... Alın, vergi
verenlere bakın, içlerinde radyo televizyon sahibi olanlar üç dört kişiyi geçmez.
Hal böyle iken, sermaye birikimi olan
her gruba kamu ihalelerine girme yasağı koyarsanız, özelleştirmeyi kiminle
yapacaksınız? Şimdi, radyo ve televizyon kurumlarından özelleştirme yapanların
bugün birçoğunun da DGM’de olduğunu herkes biliyor; ama, ne var; o şahısları,
yani “girişim özgürlüğü” diye, radyo ve televizyon sahiplerinin kamu ihalesi
alması özgürlünü savunma hakkı kala kala sosyal demokratların temsilcilerine
kalıyor. İşte, bunun için de sizi halk tenkit ediyor; etmeye de haklıdırlar.
Sayın milletvekilleri, şimdi, bir konu
daha var; bu da çok önemli. Sayın İçişleri Bakanının bile bir ifadesi var;
diyor ki: “Medyanın tehdit terörü, siyaseti ve bürokrasiyi kilitlemiştir.” Kim
diyor bunu; bu hükümetin İçişleri Bakanı diyor. Şimdi, bu medya teröründen bu
kadar şikâyet ederken, siz, bunların borsada oynamalarını serbest hale
getirirseniz, kamu ihalelerine girmelerini serbest hale getirirseniz, birkaç
tane televizyon sahibi olmalarını isterseniz, bu sene, tüm bu kamu ihalelerini
-İçişleri Bakanının ifadesinde “terör” kabul ettiği- bunlara vermeye
çalışırsanız, bu ülkede girişim özgürlüğü mü olur; yoksa, bir despotluk mu
olur; bunu hepinizin takdirine sunuyorum.
Şimdi, bu tasarının bütün özelliği
zaten budur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ASLAN POLAT (Devamla) – Sayın Başkan,
bir dakika müsaade eder misiniz...
BAŞKAN – Buyurun.
ASLAN POLAT (Devamla) – Sayın Başkanım,
şimdi, mesele şu: Bu tasarının üç büyük özelliği var: Birincisi, radyo ve
televizyon sahiplerinin ihaleye girmesi. İkincisi, 2 nci maddedeki (a) ve (b)
fıkralarıyla, 312 nci maddeye getirdiğiniz bu fıkralarla, Anadolu’daki ve
Türkiye’deki, istemediğiniz, aykırı yayın yapan bütün televizyonları kapatması.
Üçüncüsü, Anadolu basınına büyük para cezası getiren... Anadolu’yu susturmak
istiyorsunuz. Anadolu basınını susturmak, esasında, Milliyetçi Hareket
Partisinin de işine gelmemesi lazım; çünkü, bu Anadolu basını, yine, ne de
olsa, halkın oradan temsilcilerinin çok olduğu insanlara yarar.
Şimdi, sizin bu getirdiğiniz yasa
-başka hiçbir izahı yok- halkın içerisinde pek tanınmayan; fakat, halka yanlış
bir imajla tarif edilen ve yeni kurulacak olan Derviş hükümetini destekleme
yasasıdır; başka hiçbir şey değildir. Siz, bu getirdiğiniz yasayla, bu
televizyon sahipleri, sabahtan akşama kadar, Derviş tenisi eline böyle aldı,
topa böyle vurdu, böyle baktı diyecek ve siz de bunlara yardımcı olmuş
olacaksınız.
Hepiniz tekrar düşünün, bu tasarıyı,
Anayasa Komisyonuna çekin, orada tekrar tartışın diyor; saygılar sunuyorum. (FP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Polat.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan,
karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.
BAŞKAN - Komisyonun ve Hükümetin
katılmadığı, gerekçesini Sayın Polat’tan dinlediğiniz önergeyi oylarınıza
sunacağım ve karar yetersayısı arayacağım.
Evet, önergeyi kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Karar yetersayısı vardır; önerge kabul edilmemiştir.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
maddenin oylanmasından önce, bir yoklama isteği var; talepte bulunan
arkadaşların Genel Kurul salonunda hazır bulunup bulunmadıklarını arayacağım:
Sayın Yakup Budak?.. Burada.
Sayın Niyazi Yanmaz?.. Burada.
Sayın Ahmet Sünnetçioğlu?.. Burada.
Sayın Yahya Akman?.. Burada.
Sayın Nezir Aydın?.. Burada.
Sayın Mehmet Bekâroğlu?..
ŞEREF MALKOÇ (Trabzon) – Tekabbül
ediyorum.
BAŞKAN – Tekabbül ediyorsunuz.
Sayın Yasin Hatiboğlu?.. Burada.
Sayın Nazlı
Ilıcak?.. Burada.
Sayın İsmail Kahraman?..
Sayın Musa Uzunkaya (Samsun) – Tekabbül
ediyorum.
BAŞKAN – Tekabbül ediyorsunuz.
Sayın Zeki Okudan?.. Burada.
Sayın Hüseyin Kansu?..
MEHMET ÇİÇEK (Yozgat) – Tekabbül
ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Çiçek tekabbül
ediyor.
Sayın İrfan Gündüz?.. Burada.
Sayın Azmi
Ateş?.. Burada.
Sayın
Veysel Candan?..
Burada.
Sayın
İsmail Özgün?..
Burada.
Sayın
Mehmet Özyol?..
Burada.
Sayın Altan Karapaşaoğlu?.. Burada.
Sayın Osman Aslan?.. Burada.
Sayın Mahfuz Güler?.. Burada.
Sayın Fethullah Erbaş?.. Burada.
Sayın Fehim Adak?..
SACİT GÜNBEY (Diyarbakır) – Tekabbül
ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Günbey tekabbül ediyor.
Bu 21 arkadaşımızın sisteme
girmemelerini istiyorum.
Yoklamayı, elektronik cihazla
yapacağım, 3 dakikalık süre vereceğim.
Yoklama pusulası gönderecek sayın üyelerin,
Genel Kuruldan ayrılmamalarını özellikle rica ediyorum.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın grup başkanvekilleri,
toplantı yetersayımız yok.
YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Sayın
Başkanım, efendim, bendeniz, görüşümüz arz edeyim, izniniz olursa. 3 defa...
BAŞKAN – Efendim, arza gerek yok Sayın
Hatiboğlu. Ben, sadece, arkadaşlardan eğilim alacağım; yoksa, gereğini
yapacağım.
YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Güzel
kardeşim, ben de o arkadaşlardan biriyim; ben de eğilimimi arz ediyorum.
BAŞKAN – Buyurun efendim; siz,
kapatalım mı diyorsunuz?
YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Sayın Başkan,
onu arz ediyorum; 3 defa karar yetersayısını aradık; şimdi, bir de yoklama
istedik. İzin verirseniz, arkadaşlarımız da uygun görürse, kapatalım efendim.
AYDIN TÜMEN (Ankara) – 15 dakika ara
verelim.
BEYHAN ASLAN (Denizli) – 15 dakika ara
verelim Sayın Başkan.
BAŞKAN – Saat 18.30’da toplanmak üzere,
birleşime ara veriyorum efendim.
Kapanma
Saati: 18.18
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 18.30
BAŞKAN: Başkanvekili Ali ILIKSOY
KÂTİP ÜYELER: Mehmet BATUK (Kocaeli), Levent MISTIKOĞLU (Hatay)
-----0-----
BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 109 uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
Görüşmelere kaldığımız yerden devam
ediyoruz.
YO
K L A M A
BAŞKAN- 6 ncı maddenin oylanması
sırasında yoklama isteği gelmişti ve Genel Kurulda toplantı yetersayısı
bulunamamıştı.
Şimdi, yeniden yoklama yapacağım.
Yoklamayı elektronik cihazla yapacağım ve 3 dakikalık süre vereceğim.
Bu süre içerisinde sisteme giremeyen
arkadaşlarımızın teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme
giremeyen arkadaşlarımızın, aynı süre içerisinde yoklama pusulalarını
Başkanlığımıza ulaştırmalarını rica ediyor ve yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
toplantı yetersayımız yoktur.
Bu nedenle, alınan karar gereğince,
kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 30 Mayıs 2001 Çarşamba
günü saat 14.00’te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.
Kapanma
Saati: 18.35