BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

29 Mayıs 2001 Salı

        BAŞKAN: Başkanvekili Ali ILIKSOY

             KÂTİP ÜYELER: Mehmet BATUK (Kocaeli), Levent MISTIKOĞLU (Hatay)

        -----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109 uncu Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayımız vardır.

Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Sayın Başkan, acaba, görme yeteneğimi mi yitirdim ben?! Toplanı yetersayısı yok...

BAŞKAN – Yok, öyle bir şey yok.

Gündemdışı ilk söz, Bor madenlerinin ülkemiz açısından önemi hakkında söz isteyen Balıkesir Milletvekili Sayın İsmail Özgün’e aittir.

Buyurun Sayın Özgün. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

AHMET GÜZEL (İstanbul) – Sayın Özgün, bakın, sizi konuşturmak istemiyor Sayın Grup Başkanvekiliniz!..

BAŞKAN – Sayın Özgün’ün sunacağı bilgilerden sizi mahrum etmek istemedim efendim.

Buyurun.

 

İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bor madeni, tarımdan nükleer tesislere ve uzay çalışmalarına kadar pek çok alanda alternatifsiz olarak kullanılmaktadır. Bor, kimyasının özelliği gereği, vazgeçilmez bir elementtir; sanayiin tuzu olarak bilinmektedir; 2 300 derecede ergimesi, yangın geciktirici olarak uzay mekiğinden inşaatlara kadar, bugün pek çok alanda kullanılmaktadır.

Bor, yüksek kalitede enerji anlamına gelmekte ve gelecekte enerji santrallarında da kullanım imkânını taşımaktadır. Bu özelliğinden dolayı roket yakıtı olarak faydalanıldığı bilinmektedir. Akü yapımında, motor yağlarında, akaryakıtta kullanılmaktadır. Ayrıca, fiberglas, e-glas ve cam sektöründe alternatifsiz olarak kullanılmaktadır.

E-glas, elektronik sektöründe vazgeçilmez bir önemi haiz olup, bu bor olmasa, elektronik sanayiinin yeterince gelişmeyeceği anlamına gelmektedir. Keza, kaliteli ve optik cam uygulamalarında, borun, yine vazgeçilmezliği söz konusudur. Bu alanda otomobil camı üretimi en önemli bor tüketim alanını oluşturmaktadır.

Bor, darbelere karşı mukavemeti artırmaktadır. Borun önemli bir kullanım alanı da seramik sektörüdür.

Bunun yanında, deterjanın ana maddelerinden biri de bordur. Gelişen teknolojiyle birlikte bora olan ihtiyaç daha da artmaktadır.

Bora alternatif olarak sodyum karbonat geliştirme çabaları da olumlu bir sonuç vermemiştir.

Bunlardan başka, antiseptik olarak ilaç sektöründe; böcek öldürücü olarak tarımda, gübrede; korozyon önleyici olarak çimentoda; kozmetikte, fotoğrafçılıkta; sır kaplama olarak emayede; izolasyon malzemesi olarak inşaatlarda; boya sanayiinde, yangına mukavemet açısından da ağaç sanayii olmak üzere birçok alanda alternatifsiz olarak kullanılmaktadır. Yine, son yıllarda, özellikle bilgisayar teknolojisinde giderek daha çok kullanılmaktadır. Teknolojinin genel yönelimi bor kullanımını giderek artırmaktadır. Borun stratejik mineral olma özelliği, bugün, giderek daha da yaygın hale gelmiş bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, dünya bor pazarında fiyatların oluştuğu bir borsa mevcut olmayıp, piyasadaki geçerli fiyatlar Eti Holding ve Amerikan firması olan US Borax tarafından belirlenmektedir. Dünya bor rezervinin yüzde 70’ini bünyesinde bulunduran Eti Holding, dünya bor pazarında büyük bir rekabet içerisinde bulunduğu ABD kökenli US Borax firmasıyla birlikte önemli bir konumda bulunmaktadır. Yaklaşık 1,5 milyon ton olan dünya bor üretiminden Eti Holding yüzde 31, US Borax yüzde 37 gibi birbirlerine yakın paylar alırken, yaklaşık 1,2 milyar dolar olan parasal büyüklükten; yani, pazardan US Borax yüzde 65 pay alırken, Eti Holding, ne yazık ki, yüzde 21 civarında pay almaktadır.

Dikkat edilirse, Amerikan şirketinin pazar payı neredeyse bizim Eti Holdingin 3 katı kadardır. Bunun nedeni, Eti Holdingin 350 000 ton/yıl rafine bor ürünü satışına karşılık US Boraxın 1,3 milyon ton/yıl rafine ürün satışıdır. Burada yapılması gereken, Eti Holdingin rafine bor üretimini ve uluslararası pazar ağını geliştirmek ve güçlendirmek olmalıdır. Yoksa, böylesi önemli bir kuruluşu özelleştirmeye kalkışmak, takdir edersiniz ki, akıl kârı bir iş değildir.

Değerli milletvekilleri, Eti Holdingin özelleştirilmek istenilmesinin ve halen özelleştirme kapsamının dışına çıkarılmamış olmasının sebebi, bünyesinde bulunan bor işletmelerinin kâr marjının çok yüksek olmasından kaynaklanmaktadır. Bu durum, yurtiçinde ve yurtdışında birtakım çevrelerin iştahını kabartmaktadır. Yurtiçi ve yurtdışındaki bu çevrelerin bor işletmelerini ele geçirmek istedikleri öteden beri bilinmektedir; buna kesinlikle fırsat verilmemelidir.

Gerçi, Bakanlar Kurulu, gelen tepkiler üzerine, bor madenlerinin özelleştirme kapsamı dışına çıkarılması yönünde bir karar almış bulunmaktadır; ama, bu yeterli değildir, Özelleştirme Yüksek Kurulu tarafından aynı şekilde bir karar alınması gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özgün, 1 dakika içinde toparlar mısınız.

İSMAİL ÖZGÜN (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkanım.

Ama, aradan bu kadar zaman geçtiği halde, Özelleştirme Yüksek Kurulu, söz konusu kararı, ne yazık ki, bugüne kadar çıkarmamıştır ve özelleştirme konusu hâlâ gündemdedir. Bandırma’da çıkan bir yerel gazetede de bu konu gündeme getirilmiştir ve borun özelleştirilmesinin halen gündemde tutulduğu ifade edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı bir an evvel çıkarılmalı ve bu maceraya son verilmelidir; çünkü, bor, ülkemiz açısından, fevkalade önemli ve stratejik bir madendir. Ülkemizde, bilinen bor madeni rezervi yaklaşık 2,5 milyar ton civarındadır, bunun da karşılığı 700-750 milyar dolarlık bir millî servettir. Bugün ülkemizin borçlarının 200 milyar dolar civarında olduğunu düşünürsek, borun ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlamış oluruz. Doğalgaz ve petrole sahip ülkeler için doğalgaz ve petrol neyse, bor da, Türkiyemiz açısından o derece önemlidir ve stratejik bir madendir.

Bu bakımdan, Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlık sembollerinden biri olan bor madenleri, bu birtakım güçlere verilmemeli, peşkeş çekilmemeli diyor; hepinize saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özgün.

Gündemdışı ikinci söz, İstanbul’un fethi konusunda söz isteyen, İstanbul Milletvekili Mehmet Pak’a aittir.

Buyurun Sayın Pak. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

 

 

MEHMET PAK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul’un fethinin 548 inci yılı nedeniyle gündemdışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlarken, bana gündemdışı söz verdiği için Sayın Başkana teşekkürlerimi arz etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, İstanbul’un fethiyle ilgili olan en önemli hususlardan biri, Peygamber halkasının sonu olan Peygamberimizin bunu daha önceden bilmesi idi. Peygamberimizin hadisine nail olmak bazılarını heyecanlandırmış, gerekli hazırlıkları yapmış olmalarına rağmen, İstanbul’un fethini başaramamışlardır.

İstanbul’un fethi hiç de kolay olmamıştır. Çok iyi tahsil yapan Fatih Sultan Mehmet sadece kendini yetiştirmekle kalmayarak, inançlı, imanlı Türk Ordusunu yetiştirmiştir. Ulubatlı Hasan gibi gözünü hiç kırpmadan, yanında 30 arkadaşıyla birlikte surun tepesine bayrağı dikmeye giderken, yolda 18 arkadaşını kaybetmiş olmasına rağmen, inancını kaybetmeyen, burca Türk Bayrağını diktikten sonra şehadet şerbetini içmiştir. Bu durum, Fatih’i son derece üzmüş “Ben de Fatih olmasaydım, Ulubatlı Hasan’ın yerinde olmak isterdim” demek zorunda bırakmıştır.

Değerli arkadaşlar, 21 yaşında İstanbul’u fetheden Fatih’ten Türk Gençliğinin alacağı çok dersler vardır. Nedir bu dersler? Bilime, teknolojiye çok önem veren Fatih, genç yaşına rağmen, 5 lisan bilmektedir. Atatürk’ün “Türk tarihinin en büyük kumandanlarının başında gelir” dediği büyük asker, aynı zamanda iyi bir mühendis, iyi bir tarihçi, Doğu ve Batı düşüncesini yakından inceleyen, bilim ve kültür adamıdır.

İstanbul’un fethi çağlar açıp, çağlar kapatmakla kalmamış, 1071 yılında Malazgirt Zaferiyle Anadolu’ya yerleşen Türkler İstanbul’un fethiyle kendilerini garanti altına almış, Türk Milletini Anadolu’da yok etmeye çalışan Bizans’ı fethederek, Türk Milletinin Anadolu’da sağlam temeller üzerinde oturmasını sağlamıştır.

Değerli arkadaşlar, İstanbul’un fethi, Türklerin sadece Avrupa Kıtasına geçişini sağlamakla kalmamış, Türklerin Viyana kapılarına dayanmasını, üç kıtada at koşturmasını sağlamıştır. Bu vesileyle tarihler yeniden yazılmaya başlanmış, coğrafyalar yer değiştirmiştir.

Başta Alparslanları, Fatihleri ve Ulu Önder Atatürk’ü saygıyla yad ederken, 1071’de Malazgirt’te kaybettiğimiz şehitlerimizin, 1453’te İstanbul’un fethinde başta Ulubatlı Hasan olmak üzere, Akşemseddinlerin, kaybettiğimiz şehitlerimizin ve yine, İstanbul’un fethiyle, bugünkü misakımillî sınırlarımızın çizilmesinde Kurtuluş Savaşında kaybettiğimiz şehitlerimizin de ruhlarının şad olmasını Cenabı Allah’tan dilerim.

Yedi tepenin üzerinde kurulmuş, iki kıtayı birbirine bağlayan, güzel incisi boğazla bütünlük arz eden bir dünya şehri aziz İstanbul, dünya siyasetinin ve ticaretinin merkezi olduğu gibi, Türk-İslam kültürünün de merkezidir. Dünyanın her tarafından insanın yaşadığı ve 128 ülkeden büyük olan İstanbul, ülke nüfusumuzun altıda 1’ini de bağrında taşımaktadır.

Çalışmalarını takdirle karşıladığım Kültür Bakanımız Sayın İstemihan Talay Beyin, İstanbul’un fethiyle ilgili düzenlemeleri daha etkin hale getireceğine olan inancım tamdır diyor, bu vesileyle Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ederiz Sayın Pak.

Gündemdışı üçüncü söz, bürokrasi sorunu konusunda söz isteyen Niğde Milletvekili Eyüp Doğanlar’a aittir.

Buyurun Sayın Doğanlar.

Süreniz 5 dakika efendim.

 

EYÜP DOĞANLAR (Niğde) – Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri; sözlerime başlarken, hepinizi en içten duygularımla, saygıyla selamlıyorum.

Millî Mücadelenin cefakâr ve vatanperver Meclisi hariç, bu dönemin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin en hızlı çalışan ve reform niteliğindeki yasaları çıkaran Meclisi olduğunu ifade etmeyi bir görev sayıyorum.

Yüce Meclisimizce kabul edilen ve uygulanmaları için hükümetimizce özveriyle çaba gösterilen bu yasalar, bürokrasinin ağır işlemesi, çekingen davranması, hatta, bazı birimlerde dirençle karşılaşması nedeniyle uygulanamamaktadır. Bu gibiler, devletimize hem para hem de zaman kaybettirmektedir. Bunlar, ayrıcalıklarını kaybetmemek ve bırakmamak için direnmektedirler. Bu hal, vatandaşlarımıza verilecek hizmetleri aksatmakta, hatta, durdurmaktadır. Bunun sonucu olarak  yatırımlar gecikmekte, hatta, durmakta, yabancı sermaye kaçmakta, üretim yavaşlamakta, ihracat hedefleri şaşmaktadır; özetle, plan ve programlarla belirlenen hedeflere ulaşmak hayal olmakta. Devlet çarkı işlememekte, özlenen ve belirlenen hedeflere ulaşılamamaktadır. Vatandaşlarımızın işleri zamanında yapılamadığı için vatandaş çok saygı duyduğu ve baba olarak kabul ettiği devletine gücenmekte ve küsmektedir. Bu durum, yasalara uyulmamasının ve uygulanmamasının sonucudur.

Mevkii, makamı ve unvanı ne olursa olsun hiçbir kimse yasalara uymama ve uygulanmasını geciktirme hak, yetki ve imtiyazına sahip değildir. Yasalar ne kadar mükemmel olursa olsun hükümetler ne denli çalışkan ve yapıcı bulunursa bulunsun yasaları ve alınan kararları uygulayacak bilgili, yetenekli, etkin, bürokratik yönetim oluşturulmamış ise, işleri yürütmek ve vatandaşa hizmet götürmek olanağı yoktur. Yüce Meclisimizin büyük çabalarla gece gündüz demeden çıkardığı yasalar ve hükümetimizin aldığı kararlar, vatandaşa hizmet olarak ulaşmamakta, tasarruf tedbirlerine uyulmamakta veya gerektiğince uygulanmamaktadır.

Son günlerde medyada sık sık izlemekteyiz: “Yolsuzluk olayları nedeniyle soruşturulan veya tutuklanan bazı bürokratlar yüzünden, imza atmaktan çekiniliyor ve işler durma noktasına geldi” deniliyor. İşlerini, yasaların sözüne ve özüne uygun olarak yapan, devletine ve milletine saygılı hiçbir bürokrat, ne sorgulamaya ne de tutuklamaya gerek görülmektedir

Devlet yönetiminde görevlendirilmiş bürokratların çoğunluğu, yasalara saygılı, onları titizlikle ve süratle uygulayan ve ülkesine en iyi hizmet verme aşkıyla çalışanlardan oluşmaktadır. Bunları takdir ediyor ve teşekkür ediyorum.

Ne yazık ki azınlıkta kalan birkısım makam ve mevki sahipleri ile bulunduğu yerin hizmet .yeri olduğunu unutmuş bazı zavallılar, devlet işlerini türlü bahanelerle savsaklamakta, vatandaşa ve iş sahiplerine eziyet etmekten zevk almaktadırlar. İyiniyet sahibi olmayan bu kişilerin süratle belirlenmesi ve devlet hizmetlerinden alınması şarttır. Bu çürükler ayıklanmadıkça, bürokrasimize düşen kötü imaj silinmeyecek ve devlet çarkını işler hale getirme imkânı bulunamayacaktır.

Hükümetimizin büyük bir azim ve kararlılıkla yürüttüğü yolsuzluk, rüşvet ve talanla ilgili başarılı çalışmaları, devlet bürokrasisinde her nasılsa yer almış olan bu kötüleri de bulacak, onları devlet hayatından dışlayacak ve yargıya teslim edecektir.

Avrupa Topluluğuna aday bir ülke olarak bürokraside yapılması gereken bu işlemler de yeterli değildir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, bu yönleriyle, memurun iş güvenliği yasası olmuş, çalışmayan, iş görmeyen, tembelleri koruyan, onlara iş ve aş sağlayan bir sığınak olmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – 1 dakika içerisinde toparlayınız efendim.

EYÜP DOĞANLAR (Devamla) – Bu yasanın ivedilikle ele alınması, devlet sırtından bedava geçinenlerin elenmesi; verimli çalışan, kaliteli hizmet üreten ve vatandaşlarımıza güler yüzle hizmet sunan memurlarımız da ekonomik durumlarının düzeltilmesi gerekmektedir.

Yatırımların ve üretimin artırılması, işsizliğin azaltılması, ihracatın yükseltilmesi, vatandaşa süratli hizmet götürülmesi ve onların devletiyle barışık hale getirilmesi için bürokraside hizmet maliyetlerinin düşürülmesi ve hizmet kalitesinin yükseltilmesi şarttır.

Özet olarak diyorum ki: Devlet yönetiminde, bürokrasi, çok kişiyle zamanında yapılmayan kalitesiz hizmet veren yapısından kurtarılmalı, süratle ve kaliteli hizmet verme aşkı taşıyan insanlardan oluşturulmalı ve bunlara insanca yaşama olanakları mutlaka verilmelidir.

Milletimizin öncelikli sorunlarından olan bu konunun, hükümetimiz ve Yüce Meclisimizce en kısa sürede çözüme kavuşturulacağına inanıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğanlar.

Sözlü soru önergesinin geri alınmasına dair bir önerge vardır; okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 607 nci sırasında yer alan (6/1422) esas numaralı sözlü soru önergeme yazılı cevap verildiğinden geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

          Teoman Özalp

             Bursa

BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

Komisyondan istifa tezkeresi vardır; okutuyorum:

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Anavatan Partisi Grup Başkanvekilliğine seçilmem sebebiyle, üyesi bulunduğum Plan ve Bütçe Komisyonu Sözcü ve üyeliğinden çekilmek istiyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

              Nihat Gökbulut

         Kırıkkale

ANAP Grup Başkanvekili

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Bir meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Anayasamızın 98 inci maddesi ile TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca, ülkemiz için stratejik bir önemi olan otomotiv ana ve yan sanayiinin, sorunlarının incelenerek aksaklıkların tespit edilmesi, geleceğinin tartışılması ile yeni yaklaşımların ve sorunların çözüm yollarının ana ve yan sanayii-devlet mutabakatı içerisinde, bir master plan çerçevesinde ortaya konabilmesini sağlamak üzere bir Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

Saygılarımızla.

1- Ali Rahmi Beyreli                  (Bursa)

2- Hayati Korkmaz                  (Bursa)

3-Ahmet Arkan                  (Kocaeli)

4- Ali Arabacı                  (Bursa)

5- Ertuğrul Kumcuoğlu                  (Aydın)

6- Zeki Sezer                  (Ankara)

7- Hikmet Uluğbay                  (Ankara)

8- Tayfun İçli                  (Ankara)

9- M.Cihan Yazar                  (Manisa)

10- Fadlı Ağaoğlu                  (İstanbul)

11- Burhan Bıçakçıoğlu                  (İzmir)

12- Hüseyin Mert                  (İstanbul)

13- Ergün Bayrak                  (Artvin)

14- Osman Kılıç                  (İstanbul)

15- Mehmet Yaşar Ünal                  (Uşak)

16- Halit Dikmen                  (Aydın)

17- Gönül Saray Alphan                  (Amasya)

18- Zeki Eker                  (Muş)

19- Mustafa Güven Karahan                  (Balıkesir)

20- Hasan Macit                  (Burdur)

21- Namık Kemal Atahan                  (Hatay)

22- Numan Gültekin                  (Balıkesir)

23- Mustafa Karslıoğlu                  (Bolu)

24- Halil Çalık                  (Kocaeli)

25- Melda Bayer                  (Ankara)

26- Şenel Kapıcı                  (Samsun)

27- Oğuz Aygün                  (Ankara)

28- Evliya Parlak                   (Hakkâri)

29- Hasan Gülay                  (Manisa)

30- Eyüp Doğanlar                  (Niğde)

31- Mehmet Kocabatmaz                  (Denizli)

32- Ali Günay                  (Hatay)

33- Emin Karaa                  (Kütahya)

34- Nural Karagöz                  (Kırklareli)

35- Salih Dayıoğlu                  (İzmir)

36- Mehmet Çümen                  (İzmir)

37- Rahmi Sezgin                  (İzmir)

38- Esvet Özdoğu                  (Ankara)

39- Yücel Erdener                  (İstanbul)

40- Suat Çağlayan                  (İzmir)

41- Necdet Tekin                  (Kırklareli)

42- Erol Karan                  (Karabük)

43- Hasan Metin                  (İzmir)

44- Turhan İmamoğlu                  (Kocaeli)

45- Mehmet Tahir Köse                  (İstanbul)

46- Mustafa Tuğmaner                  (Mardin)

47- Bayram Fırat Dayanıklı                  (Tekirdağ)

48- Bülent Ersin Gök                  (İstanbul)

49- Orhan Ocak                  (Bursa)

50- Ş. Ramis Savaş                  (Sakarya)

51- Mahmut Erdir                  (Eskişehir)

52- Fahrettin Gülener                  (Bursa)

53- Ahmet Güzel                  (İstanbul)

54- Nazif Topaloğlu                  (Muğla)

Gerekçe:

Otomotiv sanayii, tüm sanayileşmiş ülkelerde ekonominin lokomotifi olarak kabul edilmektedir. Sektörün ekonomideki sürükleyici lokomotif etkisinin nedeni, diğer sanayi dalları ve ekonominin diğer sektörleriyle olan çok yakın ilişkisidir. Otomotiv sanayii, demir-çelik, döküm, petro-kimya, lastik gibi temel sanayi dallarında başlıca alıcı ve bu sektörlerdeki teknolojik gelişmenin de sürükleyicisidir.

Otomotiv sanayii, cam, tekstil, elektrik-elektronik, plastik ve kimya gibi diğer tüm sanayi dallarıyla da yakın ilişki içindedir. Turizm, altyapı ve inşaat ile ulaştırma ve tarım sektörlerinin gerek duyduğu her çeşit motorlu araçlar sektör ürünleriyle sağlanmaktadır. Bu sektördeki değişimler, ekonominin tümünü yakından etkilemektedir.

Otomotiv sanayii, bazı temel niteliklere sahiptir:

Otomotiv sanayii, uzay-havacılık sanayiinden sonraki en karmaşık teknolojiyi içermektedir.

Motorlu taşıt aracı; niteliği, malzeme yapısı, prosesi, teknolojisi ve üretim yeri farklı olan 5 000 dolayında parçanın bir araya getirilmesiyle ortaya çıkar.

Bir motorlu aracın üretimi ve trafiğe çıkabilmesi için güvenlik, trafik ve çevreyle ilgili 50 dolayında küresel teknik mevzuata uyumu zorunludur.

Pazardaki yoğun rekabet nedeniyle, müşteri tatmini ancak teknolojik gelişmeyle sağlanmaktadır. Bu nedenle, sektörde, yoğun Ar-Ge ve sürekli gelişme esastır.

1900’lü yılların başından itibaren, dünyada Etkin bir sektör olmaya başlayan otomotiv sanayii, bugüne kadar hemen tüm yeni üretim teknik ve metotlarının gelişmesine öncülük etmiş ve bu sektörün ürünü olan otomobil ise, uluslararası tanımıyla “Dünya Değiştiren Makine” olmuştur. Bu anlamda otomobil üretimi, Türkiye’de de, toplam kalite ve verimlilik yöntemleriyle, modern yönetim tekniklerinin uygulanmasında öncülük etmiştir.

Otomotiv sektörü kendisi dışında, hammadde ve yan sanayi ile otomotiv ürünlerinin tüketiciye ulaşmasını sağlayan ve bunu destekleyen pazarlama, bayi, servis, akaryakıt, finans ve sigorta sektörlerinde geniş iş hacmi ve istihdam yaratmaktadır. Otomotiv sektörü ülkedeki savunma ve makine sanayiinin gelişmesinde ve teknolojik düzeyin yükselmesinde temel oluşturmaktadır.

Bu özellikleri nedeniyle, otomotiv sanayii, stratejik bir sanayi olarak tüm dünyada hükümetlerin yakın ilgisini çekmekte ve bu sektör için özel bir planlama yapılmaktadır.

1960’lı yıllarda “ithal ikamesi” amacıyla kurulmaya başlanan Türkiye’deki otomotiv sanayii, başlangıçta, iç pazarda tarım ve taşımacılık sektörlerinin ihtiyaçlarına dönük olarak traktör ve yük taşıyan ticarî araçların üretimini gerçekleştirmiştir. 1970’li yıllarda otomobil üretimi için de küçük ölçekli yatırımlara başlanmıştır.

1990’lı yılların başında, özellikle, otomobilde talebin her yıl yüzde 25’ler düzeyinde ve istikrarlı olarak artışıyla, ana ve yan sanayide çok yoğun yatırımlar yapılmıştır. Kapasite artışı yanında, özellikle, rekabet için teknoloji yenileme ve yeni model yatırımlar ile Ar-Ge çalışmaları bu dönemde büyük hız kazanmıştır. Öte yandan, 1990’lı yıllarda ana ve yan sanayideki üretici firmalarla, pazarlama kuruluşlarında yeniden yapılanma çalışmaları tamamlanmıştır.

2001 yılının başında Türkiye’deki otomotiv sanayiinin taşıt aracı ile aksam, parça ve hammadde üretimi olarak durumu incelendiğinde; kapasite, ulaştığı teknoloji düzeyi, ürünlerinin dış pazardaki rekabet gücü ve sektördeki yetişmiş insan gücü varlığı açısından önemli bir rekabet potansiyeli vardır.

Otomotiv sektörü, yarattığı katma değer açısından ülkemizin üçüncü büyük sanayi dalıdır; ancak, son yıllarda, sektör, ortalama yüzde 50 kapasiteyle çalışmakta, bu alana yapılmış yaklaşık 30 milyar dolarlık yatırım, gereği gibi kullanılamamaktadır. Dolayısıyla, yeterince istihdam sağlayamamakta, ülkemiz ekonomisine gereği gibi katkı yapamamaktadır.

Otomotiv sanayiinde yaşanmakta olan olumsuz koşullara rağmen, teknoloji yatırımları hızla ve sürekli olarak devam etmektedir. Sektör, bu yapısıyla, Türkiye’deki teknolojik gelişmenin de temelini oluşturmakta, bu alanda öncülük yapmaktadır.

Öte yandan, tümüyle kayıt altında olan üretim ve ticarî faaliyet nedeniyle, otomotiv sanayii güvenilir ve kesin bir vergi kaynağıdır.

1980’li yılların başında, Kore otomotiv sanayiine yakın üretime sahip olan ülkemizde, ölçek ekonomisine hiçbir zaman önem verilmemiştir. Kore, ölçek ekonomisi kavramına önem vererek, üreticilerine uluslararası rekabet gücü kazandırarak, dünyanın sayılı otomotiv üreticileri arasına girmiştir.

Dünyada bütün üretimin yüzde 90’ının 9-10 firma tarafından yapıldığı ve 10 yıl içinde bunların sayısının 5-6’ya ineceği göz önüne alındığında, ölçek ekonomisi kavramını Türkiye’de hayata geçirmenin önemi ve bunun olmaması halinde Türk otomotiv sanayiinin geleceğinin pek parlak olmadığı açıktır.

Oysa, Türkiye, bulunduğu coğrafyada ileri düzeyde bir otomotiv sanayiini kurmuş olan tek ülkedir. Bu anlamda, ortaya konacak doğru politikalarla, güçlü ve rekabetçi bir sanayie sahip olmak olanaklıdır. Bu nedenle, otomotiv sanayii, Türkiye için stratejik bir önem taşımaktadır.

Otomotiv sanayii gelişmiş bütün ülkelerde, kamu, bu sanayiinin stratejik bir sanayi olarak gelişmesinde uzun süreli ve tutarlı politikalar ortaya koymaktadır; ancak, ülkemizde bu nitelikte bir politika bugüne kadar oluşturulmamıştır. Sanayiin farklı kamu kurum ve kuruluşları ile ilişkisinin bir bütünlük içinde ele alınması, sektörün geleceğine yönelik bir master planının hazırlanması hem sektör için hem de bu sektörü her alanda ülkemiz için de verimli bir şekilde kullanabilmek için önem taşımaktadır.

Tüm bunları sağlayacak önlemlerin ve uygulama yöntemlerinin belirlenmesi amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir araştırma komisyonu kurulması için bir önerge verilmesinde yarar görülmüştür.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge, gündemdeki yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması hususundaki öngörüşme sırası geldiğinde yapılacaktır.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır. Önce okutup işleme alacağım, sonra oylarınıza sunacağım:

 

 

 

 

                                                                  29.5.2001

Danışma Kurulu Önerisi                                   

Gündemin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler kısmının 99 uncu sırasında yer alan, Bitlis-Ahlat İlçesinin tarihî, kültürel ve turistik değerlerinin araştırılarak ekonomik ve sosyal yönden kalkınması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi konusundaki (10/124) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin görüşmelerinin 5.6.2001 Salı günkü Birleşimde yapılmasının Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.

                                    Ömer İzgi

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                    Başkanı

 

Aydın Tümen                                                      Mehmet Şandır

DSP Grubu Başkanvekili                               MHP Grubu Başkanvekili

 

Avni Doğan                                                      İbrahim Yaşar Dedelek

FP Grubu Başkanvekili                                ANAP Grubu Başkanvekili

 

                               Nevzat Ercan

                      DYP Grubu Başkanvekili

 

BAŞKAN – Lehte, aleyhte söz isteği var mı efendim?.. Yok.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

Demokratik Sol Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve Anavatan Partisi Gruplarının İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş müşterek önerileri vardır. Önce tümünü okutup işleme alacağım, sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım:

Önerileri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 29 Mayıs 2001 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, gruplarımızın ekteki müşterek önerilerinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Aydın Tümen         Mehmet Şandır İbrahim Yaşar Dedelek

DSP Grup Başkanvekili MHP Grup Başkanvekili ANAP Grup Başkanvekili

Öneriler:

1-        Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 263 üncü sırasında yer alan 683 sıra sayılı kanun tasarısının, bu kısmın 12 nci sırasına alınması önerilmiştir.

2-        Genel Kurulun 29 Mayıs 2001 Salı günü 15.00-20.00, 30 Mayıs 2001 Çarşamba ve 31 Mayıs 2001 Perşembe günleri 14.00-20.00 saatleri arasında çalışması; 30 Mayıs 2001 Çarşamba günü sözlü soruların görüşülmemesi, 29 Mayıs 2001 Salı günü sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmeyerek kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi; 30 Mayıs 2001 Çarşamba günü gündemin 9 uncu sırasına kadar olan tasarı ve tekliflerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerilerin lehinde ve aleyhinde söz isteğinde bulunan var mı?

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan aleyhinde söz istiyorum.

BAŞKAN – Önerinin aleyhinde olmak üzere, Sayın Avni Doğan. (FP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Doğan.

Süreniz 10 dakika.

 

) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine bir grup önerisi üzerinde söz almış bulunuyorum. Zaten, Yüce Mecliste, 57 nci hükümet kurulduktan bu yana aşağı yukarı her salı günü, öyle zannediyorum ki, gündemin ilk konusu, iktidar partilerinin grup önerileri. Danışma Kurulu, çok önemli kanun tasarı ve tekliflerinin, aciliyeti olan tasarıların daha öne çekilmesi için Yüce Mecliste oluşturulmuş bir kurum. Bu, geçmiş hükümetler zamanında da kullanıldı; ama, gerçekten önemli, acil konular üzerinde kullanıldı. Ancak, 57 nci hükümet döneminde, haftada bir kere mutlaka, bazen iki kere, bazen üç kere, bazen dört kere, Meclis gündemi yaz boz tahtasına çevrildi; hatta, Danışma Kurulunda ittifakla alınan kararlar henüz görüşülmeye başlanmadan, hükümet, yeni bir Danışma Kuruluna ihtiyaç duydu. Tabiî, bu, hükümetin, oturup, uzun boylu bir plan, program yapmadığının da bir göstergesi. Hangi kanunu görüşeceğinin, hangi tasarıyı görüşeceğinin iradesi kendinde olmayan bir hükümet olursa, Yüce Meclis, bu tür oldu bittilerle sürekli karşılaşır, Türk Milleti, bu tür oldu bittilerle sürekli karşılaşır.

Tabiî, Meclisin gündemini, Meclisin dışındaki birtakım mihraklar belirliyor; bunu biliyoruz. Bu Mecliste, özellikle, iktidar kanadının bir iki partisi, sürekli, istemediği kanunları çıkarıyor. Mesela, Telekom Kanunu istenmeyen bir kanun, çıkaranların istemediği bir kanun. Mesela, bugün görüşeceğimiz RTÜK Yasası, özellikle, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki iki partinin, iki iktidar partisinin istemediği bir kanun; ama, istem dışı olarak, bu kanun çıkarılıyor.

Çok garip şeylere tanık oluyoruz. Bir taraftan IMF’ye niyet mektubu veriliyor, diğer taraftan “ben yapmadım, Derviş yaptı” işareti yapılıyor. Bir taraftan, IMF’ye verdiğiniz niyet mektubunda buğday taban fiyatları konusunda bir taahhüde giriyorsunuz, öbür taraftan, bir işaretle “ben yapmadım, Devriş yaptı” diyorsunuz. Şimdi, ben, size soruyorum: Derviş ne bilsin çiftçinin halini? Derviş, hayatında çiftçi gördü mü? Çiftçiyi yolda görse tanır mı? Buğdayı avucuna koysanız bilir mi?

MURAT SÖKMENOĞLU (İstanbul) – Toprağı saksıda görmüş...

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Şimdi, böyle bir anlayış, böyle bir hükümetle varılabilecek hiçbir yer yok; bunu, iyi bilmemiz lazım.

Bir RTÜK Kanunu görüşüyoruz. Dışarıda, bize  “Başkan direnin, başkan direnin” deniyor; iyi, direniyoruz, direniyoruz da; üç partiden insanlar, siz, bu istemediğiniz şeye niye sessizce destek oluyorsunuz, kerhen destek oluyorsunuz?!. Yani bunlar çok acı, bu Yüce Meclis için acı. Eğer, bu ülkede siyasetin dibe vurduğu tartışılıyorsa, bu yüzden siyaset dibe vuruyor.

Efendim, ekonomiyi siyasetin elinden almak lazım; buna çanak tutuyorsunuz. Eğer ekonomiyi siyasetin elinden alırsanız, (a) partisi, (b) partisi, (c) partisinin ekonomideki görüş ayrılıkları nerede kalır? Demokrasi dediğimiz şey nereden alır? Devlet idaresini üst kurullarla siyasetin elinden alıyorsunuz. Zaten ekonomiyi siyasetin elinden alıyorsunuz, ülkeyi bir üst kurullar cenneti haline getiriyorsunuz, siyaset zaten üç sene boyunca siyasetçinin elinden alındı. Siz, hangi öneriyle geliyorsunuz; Derviş önerileriyle, IMF önerileriyle, perde arkasındakilerin önerileriyle.

Şimdi, bugün bize getirilen bir teklif var, aklı başında bir teklif, sendikalar yasası. Bu, bir uyum yasasıdır. Anayasada devlet memurlarına sendika kurma hakkı tanınıyor, esasen çok da gecikti bu konu. Bu konunun bir an önce çıkartılması da lazım; ama, sendika yasası gibi çok önemli bir yasa, toplumun bütün kesimlerini, memurun bütün kesimlerini, siyasetin bütün kesimlerini asgari müştereklerde birleştirmesi lazım. Şimdi, Türkiye’de kurulmuş üç tane sendika var. Getirdiğiniz tasarıya iki tanesi kesin karşı, ki yollarda coplar yediler, 1 000 kişi içeriye alındı, devletin memurları, devletin polisinin coplarıyla karşılandı Gölbaşında, Ankara’nın varoşlarında. Bir devlet, kendi memurunu coplayacak kadar aciz değildir. Bir devlet, kendi memurunun yakasını yırtacak, onu nezarethanelere atacak kadar zavallı duruma düşürülemez. 21 inci Yüzyılda başka yöntemler de var.

Şimdi, bu iki sendika buna karşı. Birinin itirazları kabul edilebilir, eğer Memur-Sen’in itirazlarını şurada oturup, bizimle görüşseniz ya da onlarla görüşseniz, oturup bir anlaşma zemini arasak çok rahatlıkla uzlaşabiliriz.

Şimdi, bu sendika kanununun çıkmasını isteyen diğer bir değerli sendika var, onlar çok istiyor; ama, onların da çok ciddî itirazları var, yirmi civarında itirazları var. Bir kere, geniş memur kitleleri sendika dışı tutuluyor; okul müdürleri sendika dışı tutuluyor, din görevlileri sendika dışı tutuluyor, birtakım yöneticiler sendika dışı tutuluyor. Kamu-Sen’in de bu konuda çok ciddî itirazları var.

Şimdi, 3 sendikanın 2’si karşı, hiç dinlemiyorsunuz, öbürüne de diyorsunuz ki; efendim, biz istediğimiz şekilde çıkarırız. Çıkaramazsınız, bunu açık ve net söylüyorum, çıkaramazsınız. Şimdi biraz sonra görüşeceğimiz RTÜK yasasında karşılaşacağınız şeyle karşılaşırsınız. Her şeye bir gerekçe bulabilirsiniz. RTÜK kanununa nasıl gerekçe uyduruyorsunuz; efendim şeffaflık istiyoruz, böyle diyorsunuz. Aslında, konu şeffaf; televizyonların sahibi rolüne bürünenlerin kapıcılar olduğunu devlet biliyor, konu çok şeffaf, çok açık! Sorun o kâtiplere, sorun o kapıcılara, siz bu televizyonun yüzde 15’ine nasıl ortak oldunuz, nereden kazandınız, size söylerler.

Devlet, bütün bunları, kendini aldatanları, kendini kandıranı, evrakta sahtekârlık yapanı tespit edemez duruma düşecek, ondan sonra da diyecek ki, efendim, ben bunu yapamıyorum, patronlar kendilerini gizliyor, kapıcılarını sahip gösteriyor, biz bu patronların dediğini yapalım da, konuyu şeffaflaştıralım. Türk Devleti bu kadar aciz değil. Türk Devleti bu kadar aciz değil; ama, 57 nci hükümet, söylediğimden çok daha fazla aciz! 57 nci hükümeti, medya patronları idare ediyor, medya patronlarının istediği şeyleri çıkarma yolunda, habire ilerliyorlar. Küçücük bir direniş göstermiş Tarım Bakanı Bakanlar Kurulunda, bugün gazetenin biri yazıyor; “temel gerçek şu: Bunlar, ne kadar değiştim deseler de, eskisi gibi kalıyorlar.” MHP’liler, bakın, aslında, siz, “biz değişeceğiz” diye oy istemediniz; siz, bir duruş sergilediniz, erkek bir duruş sergilediniz, öyle söylediniz, öyle oy istediniz, “biz değişeceğiz, biz ürkekleşeceğiz, biz bir elimizle IMF’ye mektup gönderip, öbür elimizle ‘Derviş yaptı’ işareti yapacağız” diye oy istemediniz. Bütün bu olanları, bitenleri Amerikalı Derviş’e havale ederek milletin elinden kurtulamazsınız. Kendi duruşunuza, kendi konumunuza sahip olun.

Bakın, Sendika Yasası meselesinde şunu söylüyorum: Oturup konuşalım; keskin birtakım itirazları var, aşırı bulabilirsiniz; ama, Memur-Sen’in itirazları, eğer dinlerseniz, eğer bizimle görüşürseniz, muhalefetle görüşürseniz, kabul edilebilir nitelikte. Kamu-Sen’in itirazları, vicdanı olanın kabul edebileceği nitelikte. Yani, bir uzlaşmayla bu tasarıyı çabucak çıkarabiliriz; eğer uzlaşma arıyorsanız. Benim bildiğim, parlamentolarda, iktidar kanatları uzlaşma arar. Yahu, hep biz uzlaşıyoruz, hep burada biz yardımcı olmaya çalışıyoruz; bir kere de bizim kapımızı çalın; hiçbir şey kaybetmezsiniz, Türkiye kazanır. Eğer muhalefeti dinlemeden, hükümet olabileceğinizi zannediyorsanız, iktidar olamazsınız, kriz olursunuz, kriz çıkarırsınız. Zaten hükümet programı çok başarılı olduğundan bu kriz çıktı! Eğer başarı olmasaydı hiç kriz çıkar mıydı!..

Hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Doğan.

Aleyhte olmak üzere, Sayın Nevzat Ercan; buyurun Sayın Ercan.

Süreniz 10 dakika efendim.

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğru Yol Partisi Grubu olarak, dünkü tarihle bir Danışma Kurulu önerisi Sayın Meclis Başkanlığına takdim ettik. Gündemin son sırasında yerini almış bulunan kamu çalışanlarına ilişkin kanun tasarısının, öncelikle Meclis gündeminde ele alınmasını, müzakere edilmesini istedik. İktidar grupları karşı öneri getirdiler, gündemin yeniden tanzimini istediler, çalışma saatlerinin yeniden belirlenmesini talep ettiler. Bizim vaki talebimiz üzerine  -yani kamu çalışanlarının sendika kurma hakkına ilişkin tasarının Meclis gündeminde öncelikle görüşülmesi isteğimize karşın- iktidar grupları, kendi önerilerine ilaveten, bu tasarının gündemin 12 nci sırasına alınmasını, bir ölçüde kabullendiler.

Değerli arkadaşlarım, bugün, Meclis, RTÜK yasa tasarısını görüşmeye devam edecek; yarın, bu tasarının bitimine kadar, Meclis  çalıştırılacak. Öyle anlaşılıyor ki, iktidar grupları, iktidar partileri, emeği değil de sermayeyi tercih etmekteler ve buna ilişkin tasarının görüşülmesini arzu etmekteler.

Bakın, 1995 yılında, Sayın Çiller’in Başbakanlığı döneminde, kamu çalışanlarına sendika kurma hakkını tanıyan bir anayasa değişikliğini gerçekleştirdik; yani, kamu çalışanlarının sendikal faaliyetlerini yasaklayan Anayasanın 52 ve 53 üncü maddelerinde değişiklik yaptık. Bu değişiklik sonrası, buna paralel uyum yasasının çıkması lazımdı. 20 nci Dönemde, Doğru Yol Partisi olarak, biz, bir kanun teklifi verdik. Kamu görevlilerinin sendikalaşma isteklerine, çabalarına bir ölçüde katkı sağlamak için teklifimizi Meclisin zeminine taşıdık; hatta, 20 nci Dönemde, bu Mecliste, o tasarının, teklifin; çünkü, o komisyonda birleştirildi, iktidar kanadının da tasarılarıyla, birkısım tekliflerle birleştirildi ve Meclis Genel Kurulunda, tasarının 24 üncü maddesine kadar müzakeresi yapıldı; ama, o tarihte, iktidar grupları, hiçbir haklı gerekçe göstermeden tasarıyı geri çekti, görüşmeleri yarıda kestiler.

Seçim oldu, Haziran 1999’da, yine Doğru Yol Partisi Grubu olarak, kamu çalışanlarına sendika hakkını veren, kurma hakkını tanıyan teklifi tekrar Meclis Başkanlığına takdim ettik, ilgili komisyonlara havale edildi; ancak, süresinde görüşülemedi, sonra diğer tasarı ve tekliflerle tekrar birleştirildi.

Bakınız, Türkiye, Avrupa Birliğine girme sürecinde uluslararası birçok sözleşmelere imza koymuş. Bu uluslararası sözleşmeler Meclisin onayından geçmiş. Tabiî, bu sözleşmelerde, çalışanlara, kamu görevlilerine sendika kurma hakkını tanıyan hükümler yer almakta. Dolayısıyla, bu uluslararası sözleşmelere imza koymuş, onay vermiş bu Parlamentonun, kendi iç hukuk sisteminde de buna paralel düzenlemeleri yapması lazım. 1,5 milyonu aşkın memurumuz, Anayasaya paralel uyum yasasının süratle bu Mecliste müzakere edilerek yasalaşmasını arzu etmektedir; ama, nedense, iktidar grupları, tekrar ediyorum, emeğe değil de sermayeye öncelik vermektedir. Hem öylesine ki, bakınız, halkın doğru haber alma hakkını bir ölçüde kısıtlayan ve tekelleşmeyi öngören bir tasarıyı, Meclis gündemine süratle indiriyorsunuz.

Şimdi, ben, buradaki bütün milletvekili arkadaşlarıma, bir hususun altını çizerek, seslenmek istiyorum. Bu tasarıyla –bugün görüşmeye devam edeceğiniz ve yarın da, bütün çabanızla, gayretinizle, tamamlamak istediğiniz, bu Meclisten çıkarmaya çalıştığınız bu RTÜK Yasasıyla- ilgili bir iki hususu, altını çizerek ifade etmek istiyorum ve diyorum ki, bu tasarının ne için geldiğini anlamanızı istiyorum; çünkü, tarih sizi sorgulayacak, gerçekten sorgulayacak, kamu vicdanı da sorgulayacak ve sorgulamaktadır da zaten.

Bakın, bu konuda, Danıştayda bir süreç var; RTÜK’le ilgili, daha doğrusu televizyon sahiplerinin girdiği ihalelerle ilgili bir süreç işledi ve devam ediyor. Nisan ayı içerisinde, Danıştayın ilgili dairesi ve Danıştayın İdarî Davalar Genel Kurulunun farklı kararları birleştirilerek -bir içtihadı birleştirme kararı şeklinde- Nisan ayında, Danıştaydan, ilgili kuruldan sadır olmuş bir karar var. Nisan ayı içerisinde böyle bir karar çıktı. Karar henüz yazılmadı; ama, o kararın içeriğine baktığımızda, televizyon sahiplerinin ihaleye girme yasağı açısından bir karar veriliyor ve ihaleler iptal ediliyor.

Danıştayın içtihadı birleştirme kararı, kanun hükmündedir; altını çizerek söylüyorum, kanun hükmündedir ve Anayasanın 138 inci maddesi hepinizi, hepimizi bağlar. Şimdi, böyle bir karar varken, yüksek yargı organından sadır olmuş böyle bir karar varken, nisan ayında verilmiş böyle bir karar varken –çok dikkat çekici- iktidar grupları, diyet borçlarını ödeme çerçevesinde –çıkar ilişkisi içerisinde olan bu gruplar- belirli çevrelere, bu içtihadı -ortadaki bu tevhidi içtihat kararından bahisle, ondan hareketle, o kaygıdan dolayı- böyle bir tasarıyı süratle Meclis gündemine getirmiş oluyorsunuz. Yani, işin sebebi, nedeni, gerekçesi bu, hadise bu.

Şimdi, demokratik bir devlet mi; demokratik bir devlet... Hukuk devleti mi; hukuk devleti... Yüksek yargı organının ortada duran bir kararı var. Şimdi, size düşen görev ne, hepimize düşen görev ne; eğer demokratik devletse, hukuk devletiyse, hukukun üstünlüğü varsa, ortada yüksek yargı organınca verilmiş bir karar çerçevesinde, gereğinin yapılması lazım. Şimdi, hukuk mu, yoksa, çıkar çevrelerinin menfaatı mı; şimdi onu soracağım size. Evet; hukukun üstünlüğü mü, hukuk mu, ona mı itibar edeceksiniz; yoksa, al gülüm ver gülüm, o çıkar ilişkisine dayalı karşılıklı menfaatlarınıza, siz, vatandaşın doğru haber alma hakkını, gerçeği öğrenme hakkını paspas mı yapacaksınız; onu soruyoruz biz. O zaman, sizlere söylüyoruz, bu sıralarda oturan milletvekillerine; elbette ki, birilerinin isteğine göre değil, çıkar ilişkilerine dayalı, menfaat ilişkilerine dayalı ve dayatmacı bir anlayışa teslimiyet içinde davranarak iradenizi ortaya koymak yerine -sizi seçen, birileri değil; sizi seçen, millet- milletin isteklerine tercüman olacaksınız. Siz, onların istediği, arzu ettiği doğrultuda iradenizi ortaya koyacak ve oylarınızı kullanacaksınız. Umarım, inşallah bu yanlıştan dönersiniz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ercan.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, lehte söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Genç.

Süreniz 10 dakika efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidar partisi grubunun getirdiği Meclisin çalışma biçimiyle ilgili bir önerinin lehinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.

Getirilen bu önerinin birinci kısmı kamu görevlilerinin sendika kanununun bir an önce görüşülmesidir. Bunun aleyhinde olmak, zaten, bize düşmez. Biz, bunu baştan beri savunuyoruz. Aslında, tabiî, burada bir yanlışlık yapılıyor. Önce Anayasada değişiklik yapıp, kamu görevlilerinin grevli ve toplu sözleşmeli sendika kurma ve direnme hakkını verecek imkânlar getirmek lazım. Getirilen bu tasarının bu yönü eksiktir. Bunu, zaten, kamu görevlileri de, KESK de beğenmiyor. Bence, bu yönde önemli bir değişiklik yapılması lazım.

İkincisi, önerinin ikinci kısmıyla Mecliste denetim kaldırılıyor. Zaten, bu hükümetin, bu iktidarın en önemli vasıflarından birisi de denetimden kaçmasıdır. Hakikaten, denetime ne gerek var canım?! Hükümet, çok kusursuz çalışıyor! Sonra, soru niye soralım, Sayın Başbakanımızı, bakanlarımızı rahatsız edelim?! Onlar orada rahat rahat otursunlar. Zaten, bir soru sorup da, denetim getirip de adamların keyfini ne kaçıralım?! Zaten, herkes devlette bir şeyler çalıyor, ceplerini dolduruyorlar: Canım, ne gerek var?!

İdi Amin, Uganda Başkanı olunca iki maddelik bir anayasa yapmış. Birincisi “İdi Amin daima haklıdır” demiş; ikincisi “İdi Amin’in haksız olduğu konularda da yine birinci madde geçerlidir” demiş.

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) – Her zaman...

KAMER GENÇ (Devamla) – Tabiî, İdi Amin her zaman haklıdır. Haksız olduğu zaman da yine birinci madde geçerlidir.

Şimdi, bu hükümetin de bir anayasa yapması lazım. Bu koalisyon hükümeti daima haklıdır; haksız olduğu konularda da birinci madde hükmü geçerlidir şeklinde bir düzenleme getirirseniz daha iyi olur.

Değerli milletvekilleri, tabiî, getirilen bu RTÜK kanunu tasarısı, biliyorsunuz, daha önce bu salonda reddedildi. Niye reddedildi; Türkiye’yi, aşağı yukarı, yönetilemez bir duruma getirdiği için. Yani, devletin bütün kaynaklarını üç beş basın patronunun emrine vereceksiniz. Adamların medya gücü olacak. Ondan sonra, hiç kimse Türkiye’de ne iktidar olacak ne iktidar yapabilecek... Ancak, birtakım şeyler, o medya patronlarının emrindeki kişiler; yani, o medya patronu pijamayla çıkacak, çağıracak ayağına, gel bakayım diyecek, haddine düşmüşse gitmesin bakalım. Ondan sonra, bütün bunlar niye yapılıyor; bütün bunlar... Türkiye’de belli bir oyun oynandı. Baştan beri “Türkiye’de evvela ikibuçuk parti kuracağız ve ikibuçukda medya olacak, başka olmayacak” dediler; ama, parti kurma konusunda pek fazla başarılı olamadık. Tabiî, halkın bu konuda şeyi vardı; ama, medya konusunda maalesef, çok ciddî, hükümetinizin büyük desteğiyle büyük bir aşamaya gidiliyor.

Şimdi, biraz önce, Sayın Nevzat Ercan burada söyledi. Danıştayın içtihadı birleştirme kararına rağmen, siz, niye bu kanunu çıkarıyorsunuz? Sizin hükümetiniz, bu medya patronlarının emrine göre hareket etmek zorunda. Mümkün değil... Aksi takdirde, bu medya doğruları yazdığı zaman, siz, bu salona giremezsiniz; çünkü, yapılan usulsüzlüklerin, yapılan suiistimallerin, artık, Türkiye’yi, dış ülkelerde en güvensiz bir ülke haline getirdiği ortada mı; ortada. Yani, Türkiye’yi, artık, hasta adam değil, organları çürümüş bir bünye olarak tanıtan dış düşmanların yanında kim getirdi memleketi bu duruma; sizin iktidarınız zamanında getirildi. Geçen hafta ben burada yoktum. Şimdi, Mesut Yılmaz çıkıyor, diyor ki: “Efendim, ben, Moskova’ya gittim; görüştüğüm adam heykeltraştı; Gasprom’un genel müdürü değildi.” Ya, peki, sen, heykeltraşla niye görüştün?! Heykeltraşla görüştün de, yaptığın suiistimallerin heykellerini mi yapmak için gittin, görüştün?! (FP sıralarından alkışlar) Hayır, yani, bir meslek grubuyla insan görüşürse, bir şey için yani...

BEYHAN ASLAN (Denizli) – Esrarcıyla görüştün sen, esrarcıyla!..

KAMER GENÇ (Devamla) - Halbuki, hep kelime oyunu yapıyorlar. Yani, kimle görüştüğünün bir oyunu var. Gidelim, aramızdan bir milletvekili seçelim, o gazetede çıkan resmi getirelim, Gasprom’un genel müdürüyle, yönetim kurulu başkanıyla karşılaştıralım, hakikaten bu adam, o mudur, değil midir? Bunun başka çaresi var mı, yok mu; yok...

BEYHAN ASLAN (Denizli) - Örfi Çetinkaya ne oldu?!

KAMER GENÇ (Devamla) - Biz, burada söyledik onu. Bundan birbuçuk, iki sene önce “Daltonlar Moskova’da” diye Melih Aşık’ın köşesinde çıkan... Getirdik, burada gösterdik; ama, o zaman kimse ses çıkarmadı. Şimdi, herhalde bir fotoğrafta bir silinti yapıyorlar veyahut da orada bir şey etmişler...

Değerli milletvekilleri, bakın, iktidar olmak, devlet adamı olmak çok önemli bir vasıftır. Devlet adamı olmak, yani, esen rüzgardan, en ufak dedikodudan bile çekinen insan demektir; yani, hem yalan söyleyeceksin, her şeyi inkâr edeceksin; yalanlar ortaya çıktığı zaman, yeniden birtakım başka yerlere çekeceksin. Bu, devlet adamlığı vasfına yakışmayan bir davranıştır.

Şimdi, deniliyor ki, Mavi Akımı İtalyan firması yapıyor. Hani, gemi gelmedi? O Saphia mıdır; bir gemi gelecekti -2 200 metre derinlikte- hani gemi gelmedi. Bakın, olmayan gaz için, 1998 yılında, Mavi Akım da dahil, 175 milyon dolar, yüzde 15 avans verdi ANAP, iktidarı zamanında. 9 tane ihale yapıldı, bu gaz boruları döşendi; fakat, gaz yok ortada.

BEYHAN ASLAN (Denizli) – Ne alakası var?!

ŞÜKRÜ YÜRÜR (Ordu) – Başkan, bu konuşmanın gündemle ne alakası var?!

  KAMER GENÇ (Devamla) - Ayrıca da, işin kötü tarafı, bu gaz Türkiye’ye gelmediği takdirde ne oluyor biliyor musunuz; bu gaz gelmediği zaman, sizin yaptığınız, o santral sahipleriyle yaptığınız sözleşme gereği, gaz gelmeden, o santral senede 300 megavat mı, 400 megavat elektrik üretiyormuş gibi devletten para alacak. Siz, daha bunun hesabını veremezsiniz.

Ben, bir başka zaman da demiştim, Yunanistan’dan bir adam getirseniz, deseniz ki, şu Türkiye’yi nasıl batıracaksın; vallahi, bu kadar batıracak şeytanlıkları bulamazlar bunlar, yani, bulamazlar. Böyle bir şey olur mu?!

Değerli milletvekilleri, onun için, yani, biz, niye denetim?.. Denetim yapmaya gerek yok; yani, bu hükümetin denetlenmesine gerek yok. Basını da, şimdi, bu kanunla peşinize alıyorsunuz, devletin bütün imkânlarını, enerji santrallarını, elektrik dağıtımlarını, telefonları onlara veriyorsunuz; onlar da, katrilyonlarca lira... Bugün, Telsim ve Türkcell’de devletin alacağı kaç liradır düşündünüz mü? İktidar partisisiniz; niye tahsil etmiyorsunuz? Gidip de, efendim, Dünya Bankasından, IMF’den 12 milyar dileneceğine, orada biriken alacaklar bunların kat be kat üstü; yani, biz, Telsim ve Türkcell’i, 400 000’erden 800 000 aboneyi iki şirkete vermedik mi, 1 milyar dolara vermedik mi? Şimdi 20 milyon abone yok mu? Bunların paralarını getirin, hiç dışarıya gitmeye gerek yok değerli milletvekilleri; ama, tabiî, sizin, bir hedef, bir şeyiniz var; yani, inanmanızı istiyorum. Siz, özellikle bu iktidar partisi, ben anlamadım, nasıl oluyor da böyle Türkiye’yi bu kadar halktan kopuk, ülkenin millî yararlarından kopuk bir şekilde yönetiliyor ve belirli çevrelerin, bu memleketin özellikle yabancı ülkelerin sömürü düzeni haline getirilmesi konusunda bu kadar çalışılır...

Değerli milletvekilleri, şimdi, bakın, ekonomi batmış, ülke çok kötü vaziyette, insanlar aç, 13-14 milyon işsiz var. Bu insanlara çare bulmamız lazım. Çare nedir; çare, Türk Halkının sahip olduğu olanaklardır. Gerekirse -yani, ben, tabiî, çeşitli vesilelerle söyledim- evvela bir ekonomik olağanüstü hal ilan edip, bu kasım ve şubat krizinde parayı getirenlerin paralarını geri getirtmek lazım. Bir gecede 5 milyar doları kim aldı Merkez Bankasından? Arkasından yüzde 40 devalüasyonda 2 milyar doları kim verdi? Kim cebine götürdü; kim?.. Kim?.. Bunu bulmak zorundasınız. Bulmuyorsanız, siz onların ortağısınız. Başka çaresi yok. Birisi eğer bir hırsızlığı örtüyorsa; o, hırsızın ortağı demektir. Sayın Başbakan diyor ki: “Efendim, ben dürüstüm” Ya, dürüst olmak, senin cebine bir şey girmiyor demek değildir; yanındaki adam hırsızlık yapıyorsa, sen ona göz yumuyorsan, sen de onun ortağısın. Bunun artık başka çaresi yok.

Bu Türkiye’de, artık, basını peşine alarak bazı gerçekleri örtemezsiniz. Basın patronlarına devletin elektrik santrallarını vereceksiniz, telefon ihalelerini vereceksiniz, her şeyini vereceksiniz... Ee, peki, bu kadar zengin olacak bir basın patronu, televizyonu var, gazetesi var, bankası var; ondan sonra ne olacak, bu memleketi kim kurtaracak değerli milletvekilleri; sokak hareketleri mi yapmak zorunda?..

Şimdi, ANAP’ın en yakın adamı, Erol Aksoy. Gidiyor, yüzde 7 500 faizle para topladı mı? Bu paralar nerde; Amerika’da mı, değil mi? Gelsin söylesinler burada. Ondan sonra, yüzde 7 500’le sen parayı toplayacaksın vatandaştan, yandaşlarından, taahhüde gireceksin, “gelin benim bankama el koyun” diyeceksin.

Şimdi, Reha Muhtar’a soruyorum: Reha Muhtar, sen bu kadar milleti çekiyorsun sıygaya, hele bir dön bakalım, bu patronuna de bakalım “ya patron, sen bu paraları nereye getirdin; getir bu paraları, getir hele...” Bir ona sor bakalım. Bu köşe yazarlarına soruyorum, senin patronların içerideyken, bankaları dolandırmışken; yahu, siz bir de bunlara sorun bakalım: “Ey patron yahu, hele gel bu paralar nerede; Amerika’da mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Genç, 1 dakika içinde toparlar mısınız.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, iktidar sizsiniz, kimin... Meşru zeminde, alınan paralarla, edinilen mülklere kimse bir şey diyemez; ama, bunlar, devletin parasını götürdüler. Varsa, bunu da... Kaç senedir uğraştınız; o konuda bir şey yapamadınız.

Şimdi, değerli milletvekilleri, tabiî, içtüzük değişikliği yaparak, milletvekilinin burada konuşma hakkını kıstınız ve Anayasa Mahkemesine de özellikle bir serzenişte bulunuyorum; yani, bu içtüzük değişikliği konusunda, yürütmeyi durdurma talebiyle açılan davayı niye karara bağlamıyor? Acaba, Anayasa Mahkemesi de bu iktidarın emrine göre mi hareket ediyor?! Ben bir milletvekili olarak, bir madde üzerinde ve hiçbir surette, bağımsız bir söz alma hakkım yok; böyle bir Meclis olur mu?! Bu memlekette her gün kıyamet koparken, memlekette yüzlerce binlerce suiistimal varken, binlerce sorun varken, ben milletvekili olarak Parlamentoda bunları dile getirmeyeceğim de nerede dile getireceğim?! Bunu, Anayasa Mahkemesi sayın üyelerine de sormak istiyorum. Lütfen, bu içtüzük değişikliğini bir an önce inceleyin ve biz milletvekillerinin Mecliste çalışma hakkını sağlayın. Ben yine diyorum; yani, siz, Idi Amin vari kanunlarla bu memleketi yönetebilirsiniz...

Saygılar sunuyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) – Sayın Başkan, söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Kürsüye buyurun.

Lehte Sayın Yaşar Dedelek; buyurun.

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli üyeler; Yüce Meclisimizde yapılacak olan konuşmaların bir seviyede olması ve bir seviyeyi taşıyan kişilerce konuşulması lazım.

Kamer Genç’i bu noktada bir sefer daha şiddetle kınıyorum. Bu Meclisin en yaşlı üyesi olmasına rağmen, sadece, şu kürsüden ve Yüce Meclisin bu imkânından yararlanarak siyasî popülizm yapmak amacıyla, kişileri yaralayan, aşağılayan konuşmalarına bir son vermesini, kendisinden bir sefer daha rica ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Sayın Genel Başkanımı bir konuda suçlarken, kendisi, burada, geçen hafta içerisinde Mavi Akım Projesiyle ilgili gerekli izahatı Yüce Meclise verdi ve Mavi Akım Projesi, 54 üncü hükümet döneminde başlamış olan, ön anlaşmaları yapılan ve Türkiye’ye fayda sağlayacağına inandığımız bir proje. Burada, heykeltıraş ile yok efendim Gasprom yetkilisini birbirine karıştırmak, ki, bu konuda da aydınlatıcı birtakım bilgiler verildi, açıklamalar yapıldı.

Şimdi, burada, siz, kalkıp da, bu suçlamayı yaparken, bizde, kalkıp sizin şahsınıza “uyuşturucu kaçakçısı Örfi Çetinkaya’yla ne işiniz vardı, fotoğraflarınız çıktı” demek hakkına sahip olmaz mıyız? (ANAP sırala