BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

24 Mayıs 2001 Perşembe

BAŞKAN : Başkanvekili Nejat ARSEVEN

KÂTİP ÜYELER: Sebahattin KARAKELLE (Erzincan), Cahit Savaş YAZICI (İstanbul)

---O ---

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 108 inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekili arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, arıcılık ve bal üretiminde yaşanan sorunlar konusunda söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın Saffet Arıkan Bedük’e aittir.

Buyurun Sayın Bedük. (DYP sıralarından alkışlar)

 

 

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, önce, Sayın Başkana söz verdiği için teşekkür ediyorum.

Arıcılıkla ilgili olarak gerek yurt içinden ve gerekse yurt dışından kaynaklanan, arıcılık sektörünü doğrudan ilgilendiren son derece önemli darboğazlarımızın olduğunu sözlerimin başında belirtmek istiyorum.

Son olarak Hakkâri Milletvekilimiz biraz evvel bana bir ifadede bulundu; altı kamyon dolusu boş arı kovanı kontrol noktasında uzun süre beklediği ve delikleri tıkandığı için, maalesef, bütün arıları ölmüştür. Dolayısıyla, yurt içinde bir taraftan bir tarafa nakillerde daha fazla hassasiyet gösterilmesi hususunu bilhassa gündeme getirmek istiyorum.

İkincisi de, Ankara başta olmak üzere, Anadolu’nun her tarafında arıcılık ve bal üretimi konusu, yine bizim köylümüzün, çiftçimizin önemli bir gelir kaynağıdır. Arıcılık ve bal üretimi, Türk Milletinin, asırlar boyu önemle üzerinde durduğu bir gıda maddesi ve gelir kaynağıdır; âdeta, Türk Milletiyle bütünleşmiştir. Bitki ve çiçek florası en tabiî ve en fazla olan ülkemizde, doğal şartlar ve tabiî ortamda yapılan arıcılık ve elde edilen bal, bir tarım ürünü, sağlıklı, toplumun aradığı bir vitamin deposudur.

Türk balı, kalitesi ve hijyenik şartları itibariyle, doğal hayatımızın ürettiği bir gıda maddesi olarak dünyada aranır bir konuma gelmişti. Köylümüzün, çiftçimizin önemli bir gelir kaynağı olması itibariyle, her geçen gün, biraz daha fazla üretim artmasına doğru gidilmiş; ambalajlaması, kalitesi sebebiyle de dünya piyasasında rekabet eder konuma gelmiştir. Önceleri kara kovanla yapılan arıcılık, sonra fennî kovana dönüşmüştür. Nitekim, köylü ve çiftçilerimize, kendi imkânlarının yanında devletin desteği ve katkısı eklenince, kovan koloni sayısı ve bal üretimi artmıştır.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığının, valiliklerin, özel idarelerin, Or-Köy’ün, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının kaynaklarıyla, her yıl yaklaşık 100 000 adet arı kolonisi satın alınarak, karşılıksız olarak köylüye ve çiftçiye dağıtılmıştır; âdeta, Türkiye’de, her yıl 100 000 arı kolonisi ticareti yapılabilir konuma gelmiştir; 150 000 aile, arıcılıktan ve bal üretiminden istifade eder konuma gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliği ülkeleri, her yıl 200 000 ton bal ithal etmektedir. Türkiye, yılda 60 000 ton bal üretmekteydi. Gerekli önlemler alınırsa, bal üretiminin 3-4 misli daha fazla artabileceğini, yine uzmanlar söylemektedir. Dünya bal ihracatında üçüncülüğe soyunan Türkiye, 1997-1998 yıllarında ve ondan evvelki yıllar da dahil olmak üzere, 7 000 ton ihraç eder konuma gelmiş; ama, 1999 yılında, bu rakam, 2 500 tona inmiştir; 7 000 tondan 2 500 tona iniyor. Bugün ise, aldığımız bilgilere göre ve yine, basında yer alan haberler çerçevesinde, bal ticaretinin durma noktasına geldiğini üzülerek ifade etmek mecburiyetindeyim. Bu durum, ülke ekonomisine 10 trilyon zarar vermektedir.

Sayın milletvekilleri, Avrupa Birliği Komisyonu, 1 Ocak 1999 tarihinden itibaren, üçüncü ülkelerden ilaç, katkı maddesi kullanılan balın satın alınmayacağına dair bir açıklama yapmıştır. Bu açıklama, Hürriyet Gazetesinin, 2 Ağustos 1998 tarihli nüshasında da haber konusu olmuştur. Bu karar üzerine, Alman Bal Birliği, Türk ihracatçılarını uyarmış, bu konunun hükümete intikalini istemiş ve özellikle, beş aylık süre içerisinde yeterli tedbirlerin alınmasını talep etmiştir. Avrupa Birliği Komisyonun bu talepleri ihracatçılar birliğine intikal etmiş ve ihracatçılar birliği de, Hazine aracılığıyla, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının ve diğer ilgili kuruluşların, acil tedbir alınması hususunda müracaatı olmuştur; ama, ne yazık ki, hükümetler, Avrupa Birliğinin standartlarına uygun bal üretimi ve arıcılıkla ilgili alınması gereken tedbirlerin alınmaması sebebiyle, maalesef, ihraç edilen bal iade edilir konuma düşmüştür. İşte, bugün gündeme getirmemin sebebi de, bir taraftan köylünün ve çiftçinin en önemli gelir kaynağı olması, bir taraftan millî ekonomimize katkısı bulunması ve bir diğer taraftan da, alınması gereken tedbirlerle, çok daha fazla rekoltenin artırılması mümkün iken, bununla ilgili tedbirlerin alınmaması sebebiyle, içerisinde yaşadığımız birkısım darboğazların ortadan kaldırılması istikametinde hükümetin tedbir alması gerektiğini hatırlatmaya yöneliktir. Ben, bunu, kendim söylemiyorum. Ben, elimdeki, özellikle basında çıkan haberler sebebiyle gündeme getirmeye çalışıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim; lütfen tamamlayın.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, önceleri ihraç edilen bal, arıyı yapay şekerle beslemiş oldukları gerekçesiyle iade edilmiş. Şimdi de, Avrupa Birliği ülkeleri, ithal edilen balda naftalin kalıntısı buldukları için hepsini iade ettikleri, kanserojen madde ihtiva ettiği ifade ediliyor. Bu, çok acı bir şey. Bu, köylü ve çiftçimizi gerçekten yaralamaktadır. Dolayısıyla, Tarım ve Köyişleri Bakanlığıyla birlikte bütün kuruluşların, ülkemizde, bir taraftan damızlık sorunu, bir taraftan sağlık sorununu da içerisine alacak birkısım tedbirleri alma zorunluluğu vardır. 1994 yılında alınmış olan bir karar çerçevesinde, danışma kurulu İhdas edilmiştir. Birinci danışma kurulundan sonra yılda iki sefer toplantılar yapılmış ve bu toplantılarda arıcılığın geliştirilmesiyle ilgili alınması gereken tedbirler önerilmiş; ama, buna paralel olarak herhangi bir tedbir alınmamıştır.

1997 yılında Resmî Gazetede yayınlanan yine bir kanuna göre, bal üretenlerin kim tarafından, ne zaman, nerede üretildiği hususunda bir etiket yapıştırılması gerekmesine rağmen, bu etiket yapıştırılmadığından dolayı neden iade edildiği ve kimden dolayı iade edildiği de ortaya çıkmamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla)- Sayın Başkan, izniniz olursa, çok önemli çünkü..

BAŞKAN – Efendim, buyurun lütfen tamamlar mısınız.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Balda kalıntı testini yapacak cihaz Türkiye’de yeteri kadar yoktur. Haşere ve hastalıklarla mücadelede kullanılan yöntem ve ilaçlarla ilgili üreticilerin yeteri kadar eğitilmediği anlaşılmaktadır. Şimdi de arılardaki hastalıktan,  mesela, Varoa hastalığına karşı kullanılan aşırı ve bilgisizce ilaçlar ve yine kovanda güve oluşmasına neden olan ve onları ortadan kaldırmaya yönelik naftalin kullanılması sektörü fevkalade önemli bir şekilde sıkıntıya sokmuştur.

Ben, özellikle, bu konuyu gündeme getirirken şunu belirtmek istiyorum değerli milletvekilleri. Arıda görülen hastalıklarla ilgili ilacın acilen alınıp üreticiye parasız olarak dağıtılması; cihazların alınması ve bu cihazların özellikle, naftalin veya benzeri bir kısım ilaç kalıntılarının olup olmadığı hususunun tespiti ve ondan sonra ihracatına doğru gidilmesi, dolayısıyla, dünya piyasasındaki yerimizi kaybetmememiz açısından bir kısım tedbirlerinin alınmasının zaruretine işaret etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bir taraftan arı, arı beyinin üretimi, dağıtılması, bir taraftan kovanların alınması, yine keza, aynı şekilde dağıtılması ve üretimin sağlıklı şartlar içerisinde yetiştirilebilmesi için mutlaka çiftçi ve köylülerimizin eğitilmesi, elde edilen balın da hijyenik şartlar içerisinde ambalajlanması ve satılması ve nihayet danışma kurullarının almış olduğu kararların gözden geçirilmesi, aynı zamanda, Hacettepe  Üniversitesinde konuyla ilgili yapmış olduğu araştırma sonucunda arıcılıkta ve balda görülen sıkıntılarla ilgili neler yapılması gerektiği hususundaki tekliflerin ve temennilerin dikkate alınmasını ve nihayet, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının bu konuda alması gereken tedbirlerle ilgili olarak hükümet tarafından da desteklenmesi gerektiğini hatırlatıyorum. Bunun, aynı zamanda hem köylümüz ve çiftçimiz için -150 000 çiftçimiz için- hem de millî ekonomimiz için önemli olduğunu değerlendiriyor; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyor, Sayın Başkan, size de teşekkür ediyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bedük.

Gündemdışı konuşmaya, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Gökalp cevap verecekler.

Buyurun efendim. (MHP ve DSP sıralarından alkışlar)

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Sıvas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, bu gündemdışı konuşmaya cevap vermek için söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, bu gündemdışı konuşmaya cevap vermeyecektim, sebebi de şu: Tarımın meselelerini her gün burada konuşuyoruz; bugün de, tarımın çok önemli bir dalı olan arıcılık ve bal üretimi konusunda da sayın valimiz, milletvekilimiz, çok değerli bilgiler sunacaklardı, onları dinlemekle yetinmeyi yeğlemiştim; ancak, bu kadar konuşmadan sonra cevap vermek mecburiyeti hissettim; sayın valimize, milletvekilimize çok teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilimize ve değerli milletvekillerimize şunu söylemek istiyorum ki: Ben, mezuniyetimden sonra, bir süre arıcılık alanında da çalıştım ve mesleğim icabı da, arıcılıkla üniversitede de ilgilendim; bal üretimi, balın ambalajlanması, ihracatı, bal ticaretiyle de, yine, mesleğim gereği ilgilendim. Sayın milletvekilimizin söylediği doğrudur; ancak, lütfen yanlış anlaşılmasın, şunu sormak lazım: Bunların hepsi, tarımdaki sahipsizliğin sonucu; hâlâ, Türkiye’de, arıcılık ve bal üretimi, bir sektör olarak kabul edilmemiş.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Doğru; geliştirmek lazım.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla) – Arıcılık, bal üretimi, hobi olarak ele alınıyor; emekli öğretmenlerin, emekli memurların yaptığı bir iş olarak hep dikkate alınmış. Üniversitelerimiz tarafından gereği şekilde konu üzerinde durulmamış. Hele hele ekonomik anlamda Ankara’daki yetkililer, bu ekonomi hesabını çok yapanlar, arı ve bal üzerinde maalesef durmamış, Devlette de fazla kayıtları yoktur; ama, sayın milletvekilimizin de söylediği gibi, arıcılıkta, Türkiye -özellikle, o hobi olarak yapanlardan Allah razı olsun, onların yıllarca gayreti sonucu belirli bir yere ulaşmış- kovan sayısı açısından dünya dördüncüsü, bal üretimi açısından dünya yedincisi, sekizincisidir. Ne yazık ki, bal ticaretinde, kovan sayısı ve bal üretimi oranında gelişme sağlayamamışız.

Şimdi, ne yapmamız gerekli ve biz ne yaptık: Öncelikle arıcılığı tarımda bir alt sektör olarak kabul ettik ve aynı arıcılığı da sığırcılık, koyunculuk, kümes hayvanları gibi bir dal olarak belirledik ve bunun bir sorumlusunu tayin ettik. Şimdiye kadar, Tarım Bakanlığında, bunun dairesi de yoktu, şubesi de yoktu. Öncelikle, biz, bunun bir şubesini oluşturduk, bir dairesini oluşturduk...

MEHMET DÖNEN (Hatay) – Bir de müsteşarlık kuralım, arıcılık müsteşarlığı!

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla) – Tenakuza düşüyorsunuz.

Bakınız, Grubunuzdan, arıcılığa sahip çıkılmadığı söylüyor sayın milletvekiliniz; ben de, geldik, 1999’dan sonra sahip çıktık, şube müdürlüğünü kurduk diyorum, anlayamıyorsunuz “bir de müsteşarlığını kuralım” diyorsunuz. Müsteşarlık kurmakla, bazılarına, biz sizin gibi makamlar, mevkiler çıkarmayacağız. Gerekirse müsteşarlığını da kurarız...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Siz yapıyorsunuz onları, siz.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla) – Bakınız, arıcılık dendiği zaman, sayın milletvekilimiz hâlâ arıcılığın önemini anlamamış Kendi grubundan konuşan kişinin konuştuklarını, demek ki gaileye almıyor ben bunları anlatırken,

Evet, trilyonlarca geliri var, binlerce ailenin geçimini sağlıyor. Bir kere biz bunu sektör kabul ettik. Şimdiye kadar sektör kabul edilmemişken, tarım içerisinde biz sektör kabul ettik.

Bundan iki ay önce, Muğla’da...

MEHMET DÖNEN (Hatay) – Sonuca bak; sonuçta ne kadar gelişti?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili laf atmayı bırakır da, bu ciddî konuyu dinlerse, ben, anlatmaya devam edeyim.

BAŞKAN – Buyurun efendim, siz anlatmaya devam edin.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla) – Ama, bu çiftçiler, bu arıcılar, sizi, bu televizyondan izliyorlar.

İki ay önce, Muğla’da, Türkiye’de ilk defa, tüm arıcıların katılımıyla bir toplantı yaptık. Arıcılığın bütün meselelerini, orada, arıcılar, Ege İhracatçılar Birliği... Hatta, orada, bunun ihracatındaki bu ihracatçılar birliğinin başkanlarının da tebliğlerini, tek tek takip ettik.

Arıcılıktaki problemler şunlardır:

1-   Yetiştiricilikteki problem,

2-   Bal ticaretindeki problem.

Yetiştiricilikteki problem şudur: Bir kere, arıcılık, göçer arıcılıktır, meraya bağlı bir arıcılıktır. Arının besini çiçektir. Bu nedenle, Türkiye’de, arıcılığın, göçer arıcılık şeklinde yapılması lazım; dünyada da böyle yapılıyor. İlk defa yaptığımız bir şeyi söyleyeyim; Türkiye’de, ilk defa, arıcılar için bir harita hazırladık; zaman, yer, kapasite haritası hazırlayarak tüm valiliklere gönderdik. Bundan sonra, Muğla’dan kalkan bir arıcı, Ordu’dan kalkan bir arıcı, hangi zamanda, nereye gideceğini, nerede konaklayacağını bilecek ve buna göre, bir bölgede arıda bir birikme olmayacak. O bölgeye gittiği zaman, o bölgeye sokulmaması diye bir sıkıntıyla karşılaşmayacak. Tüm il müdürlüklerimizde, bir harita mevcut; bu haritaya göre hareket edecekler ve arıcılar, gittikleri zaman serbestçe konaklayabilecekler. Böylelikle, orada maddî açıdan da bir problemle karşılaşmayacaklar; bu, çok önemli bir mesele. Sayın milletvekilimizin belirttiği gibi, işte arıya geçit verilmiyor, arı durduruluyor ve arılar da boğuluyor... Aynı zamanda, bu arı harekelerini trafiğe de bildirdik.

İkinci yaptığımız iş, anaarı yetiştirme için merkezler oluşturduk. Arıcılık Danışma Kurulunu sık sık topluyoruz ve bu Danışma Kurulunun bildirdiği raporlara, önerilere göre yön veriyoruz.

Arıcılıktaki sıkıntı, yanlış ilaç kullanma ve bu ilacın da, baldaki kalıntısıdır. Sayın milletvekilimizin önerilerine katılıyorum; yalnız, son önerisine katılmıyorum. Öncelikle, hemen ilaçlar alınsın, arıcılara dağıtılsın... İşte, bakkalların ilaç satmasından dolayı, reçetesiz ilaç satılmasından dolayı, balda kalıntıyla karşı karşıyayız. Bazı ilaçları, bizim, arıda kullanmamamız gerekli ve ilaçların da, muhakkak surette, bir reçeteyle satılması gerek. Türkiye’de, arı hastalıkları konusunda ihtisas sahibi hiç kimse yoktur. İhtisas yapmak üzere, dışarıya eleman gönderdik. Arı hastalıkları konusunda eleman yetiştiriyoruz ve uygun ilaçlar ithal ederek, yine, arıcılara, valiliklerin ve İhracatçılar Birliğinin de yardımlarıyla, ilacı, biz, kendi kontrolümüzde dağıtıyoruz. Ben, buradan, İzmir Valiliğine, Manisa Valiliğine, özellikle İzmir Valiliğine ve İhracatçılar Birliğine çok teşekkür ediyorum. İhracatçılar Birliğinin finansmanı ile oluşturduğumuz bir projeyle, 250 000 arıcıyı eğitimden geçiriyoruz; buna, Aydın arıcıları, Muğla arıcıları da dahil, hangi ilacı kullanacak, ne zaman kullanacak, arıya nasıl bakacak... Özellikle İhracatçılar Birliğini finansını karşılıyor, tarım il müdürlüğüyle beraber yapıyoruz.

Naftalin ve antibiyotik kalıntısı konusunda laboratuarlarımızı oluşturduk. Yine, sayın milletvekilimiz “bu kalıntıları tespit edecek cihaz yok” dedi. O cihazları temin ettik. Özellikle, karbon-14 analiz cihazını, bu aleti, burada, özellikle söylüyorum; konuya verdiğimiz önemi vurgulamak açısından, karbon-14 analiz cihazını da aldık; yine, özel sektörün yardımıyla aldık ve şu anda, İstanbul, Ankara, Samsun laboratuarlarımızda, baldaki her türlü kalıntı, naftalin kalıntısı, antibiyotik kalıntısı ölçülüyor. Yurt dışına olan bal ihracatımızın son yıllarda gerilemesinin asıl nedeni; bu kuraklık arıyı da vurdu; çünkü, kuraklık olduğu zaman merada çiçek olmuyor, çiçek olmayınca da bal üretimi olmuyor.

Biz, arıcılarımızın da, tarım kredi kooperatiflerine ve Ziraat Bankasına olan borçlarının ertelenmesi konusunda teklifte bulunduk; ama, maalesef, bunu çıkaramadık; çünkü, denildi ki, kuraklığın arıyla ne ilişkisi var?.. Kuraklık arıyla direkt ilişkili; çünkü, merada çiçek olmayınca arı bal yapamıyor. Bu konu üzerinde duruyoruz.

Naftalinsiz bal, antibiyotiksiz bal üretimi konusunda çalışmalarımızı yürütüyoruz. Yine bu sene, özellikle batıdaki arıcılığımızı ve bal üretimimizi etkileyen en önemli nedenlerden birisi, kuraklıktan dolayı Muğla ormanlarında, çam üzerinde oluşan, özel böceklerin salgıladığı basra oluşmamasıdır. Basra oluşmayınca da arı bal yapamıyor. Tabiat öyle bir denge kurmuş ki, Yüce Mevlam öyle bir sistem kurmuş ki, birisinin atığı öbürünün beslenmesi oluyor. Basra konusunda da çalışmalarımızı yürütüyoruz. Hatta, biz, şimdi, basralı ağaçları artırmaya çalışıyoruz. Bunun için de, Orman Bakanlığıyla bir projemiz var. Bunların hepsini, arıcılığa verdiğimiz önemi anlatmak açısından söylüyorum.

Almanya’yla, Avrupa’yla yaptığımız anlaşmalarda, şimdi, antibiyotiksiz, naftalinsiz bal vermeye çalışıyoruz. Bunun yanında, kendi tüketicimiz bizim için çok önemli, piyasaya sürülecek balların da muhakkak surette antibiyotik ve naftalin analizini yapıyoruz.

Avrupa’ya ihracatımızın düşmesinin bir nedeni kuraklık. Özellikle çam balı bağlantımız var, çam balı üretemedik basra olmamasından dolayı Muğla ormanlarında, dışarıdan çam balı alıp, burada ambalajlayıp tekrar dışarıya satma mecburiyetinde kaldık. İhracatımızın düşmesinin diğer bir nedeni de, maalesef, yıllardır, bizim, laboratuvarlarımızı kurarak antibiyotik ve naftalin analizi yapmadığımızdan dolayı, Avrupa'dan bu balların geri dönmesidir; ama, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı olarak, şu sözü burada, Meclisin huzurunda veriyorum: Bundan sonra, naftalinli, antibiyotikli balı dışarıya vermeyeceğiz ve kendi tüketicimize de ulaştırmayacağız.

Tabiî, bu konuda diğer bir sıkıntımız, şekerle besleme; bunu da kontrol ediyoruz. Bu konuda, yine, İzmir, Aydın ve Muğla Valiliklerine teşekkür ediyorum, oradaki üreticilere teşekkür ediyorum. Beraber bir organizasyonla şekersiz bal üretimi projemizi devam ettiriyoruz. İşin başı da, yine, gelip, üretici örgütlerine dayanıyor.

Diğer bir problem, maalesef, ülkemize sınırdan kaçak olarak çok fazla bal sokuluyordu. Bal, sınır ticareti kapsamındaydı, onu da bu kapsamdan çıkardık. Kaçak sokulan bala karşı da her türlü mücadelemizi devam ettiriyoruz.

Tabiî, bir de Türkiye'nin özelliği olan ballar var, Anzer balı gibi. Bu sene 5 500 kadar kovan dağıtırken, özellikle bu bölgelerdeki o müstesna Anzer balının üretimi konusunda da özel bir proje geliştiriyoruz.

Benim bunları söylemekteki gayem, sayın milletvekilimizin değindiği konularda, arıcılığa verdiğimiz önemi, arıcılıkta başlattığımız organizasyonu izah içindir. Sayın Bakanım oradan söz atsa da, evet arıcılığı sektör kabul ettik ve müsteşarlığını kurmayacağız ama, daire başkanlığını kurduk. Keşke bunu 1990’larda siz kursaydınız da, biz de geldiğimizde kurulanı ileriye götürseydik.

Saygılarımı arz ediyorum efendim.

NİHAN İLGÜN (Tekirdağ) – Müsteşar ANAP’lı olacak.

MEHMET DÖNEN (Hatay) – Onu arıcılara sor.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz, yerimden iki cümle söylemek istiyorum. Bir tanesi, Ankara’nın da, diğer İzmir ve Muğla Valilikleri gibi, hatta Trabzon, Bitlis –ki meşhur Hizan balı var- Hakkâri gibi yerlerde valilerimizi de devreye sokmaları olumlu olacaktır.

Ankara’da arılarda hastalık olduğu şeklinde bir haber çıktı; doğrudur, değildir, bilmiyorum; ama, öyle söyleniyor, birkaç kişiden de sordum, öyle öğrendim. Sayın Bakanımızın bu hassasiyetini, arılardaki hastalığın ortadan kaldırılmasına yönelik yapacağı çalışmalara dahil etmesini diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

Gündemdışı ikinci söz, İstanbul’da yaşanan yönetim kargaşası hakkında söz isteyen İstanbul Mehmet Ali Şahin’e aittir.

Buyurun Sayın Şahin. (FP sıralarından alkışlar)

 

 

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinize saygılarımı sunuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde uzun yıllar Parlamento muhabirliği yapmış; ama, şu anda, bir gazetede köşe yazarlığı yapmakta olan bir değerli gazeteci, geçtiğimiz gün, sütunlarında şöyle demişti: “Vali-Emniyet Müdürü savaşları.

Atanmış bürokratlar arasında inanılmaz bir savaş yaşanıyor bugünlerde. Vali-emniyet müdürü kavgaları bir hayli çoğaldı. Zonguldak Valisi İsmet Metin ile Emniyet Müdürü Mümtaz Karaduman, Amasya Valisi Hüseyin Poro ile Emniyet Müdürü Zekeriya Yelken, Giresun Valisi Haydar Öner ile Emniyet Müdürü Ahmet Demirci kavgalıydı. Kavga, emniyet müdürlerinin merkeze alınmasıyla sonuçlandı.

İstanbul Valisi Erol Çakır ile Emniyet Müdürü Kazım Abanoz arasındaki kavga, halen, bütün hızıyla sürüyor. Bu kavganın sesi, Mısır’daki sağır sultan tarafından bile duyuldu. Bunlar, ilk anda aklıma gelenler. Daha, kim bilir, kaç tane atanmış kavgası vardır. Hiç aynı ilin valisiyle emniyet müdürü kavgalı olur mu?” Köşe yazarı, böyle soruyor ve devam ediyor: “İl bürokrasisinin tepesindeki bu savaşa hükümetin el koyması lazım; ama, hükümetin bakanları ya da partinin milletvekilleri de takım tutar gibi taraf tutunca, kavganın boyutları da büyüyor. Başbakan Ecevit de şimdilik seyretmekle yetiniyor. Bakalım, bu işin sonu nereye varacak?” Yazı, böyle bitiyor.

Değerli arkadaşlarım “bu işin sonu nereye varacak” sorusunu ben de sormak istiyorum. Türkiye’nin en büyük kendi İstanbul’un tepesinde, İstanbul Valisi Sayın Erol Çakır ile İstanbul Emniyet Müdürü Sayın Kazım Abanoz arasında, aylardır devam etmekte olan ve bugün hâlâ devam eden kavgaya Parlamentomuzun dikkatini çekmek istiyorum. Özellikle İçişleri Bakanımız Sayın Tantan’ı ve sayın hükümeti bu konuda göreve davet etmek istiyorum.

İstanbul’a bugüne kadar onlarca vali, emniyet müdürü geldi, görev yaptı, İstanbul’a ve İstanbullulara hizmet etmeye gayret ettiler, çalıştılar; ama, hiçbir zaman, bugün yaşananlara benzer durumlarla karşılaşmadı İstanbullular. İstanbul’a hizmet etmek, hiç şüphesiz ki büyük bir şereftir; ama, bu şeref, buna paralel olarak büyük sorumluluklar da getirir, getirmelidir. Nedir Allahaşkına, bu gazete sütunlarına, TV ekranlarına yansıyanlar?

Sayın Vali Emniyet Müdürünü suçluyor, Emniyet Müdürünü Sayın Tantan’ın sözlü emriyle, hiçbir yasa ya da yönetmelikte yer almayan Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Amirliği adında bir teşkilat kurmakla suçluyor, telefonlarının dinlendiğini iddia ediyor. Emniyet Müdürü de Valiyi iftira atmakla itham ediyor.

Sayın Vali, İçişleri Bakanına mektup yazıyor, Emniyet Müdürünü tarikatçılıkla suçluyor, görevden alınmasını istiyor. Sonra, bu gizli mektubu -basından izliyoruz- bir gazeteye veriyor, Sayın Tantan ve Emniyet Müdürü aleyhinde basında kampanya başlatıyor ve en son olarak, değerli arkadaşlarım, İstanbul Malî Şube Müdürünün İzmit’e tayini çıkıyor. Vali diyor ki “bu tayin nereden çıktı, benim bu işten haberim yok.” Emniyet Müdürü diyor ki ”bu sözü söyleyen yalancıdır.” Şimdi, bir ilin Emniyet Müdürü, Valiye “yalancı” diyor, o, ona “müfteri” diyor, sonra bu kavga devam ediyor.

Değerli arkadaşlarım, işin ilginç yanı, belki de üzücü yanı, bu söylediklerimin öyle gizli kapaklı meydana gelmemesi. Bütün bu sözler, bu anlattıklarım, bu karşılıklı atışmalar, yazılı ve görüntülü basında izleniyor, izliyoruz; tabiî, bunları izlerken üzülüyoruz, en fazla da İstanbullular üzülüyor.

Sözü geçen Vali ve Emniyet Müdürünün şahsında, İstanbullular ve İstanbul milletvekili olarak, ben, inanıyorum ki diğer milletvekili arkadaşlarımız da, devletin yıpranmakta olduğunu acı acı müşahede ediyoruz.

İstanbul, Türkiye’nin, altıda 1’i; ticaret merkezi, kültür merkezi, dünyanın gözünün üzerinde olduğu bir kentimiz. Üstelik, İstanbul, hem Sayın İçişleri Bakanımızın hem de Sayın Başbakanımızın seçim bölgesi. Her ikisinin de, bu duruma seyirci kalmamaları gerekir; aylardır süren bu kavgaya, mutlaka, bir dur demeleri, el atmaları gerekir...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Sayın Başkanım, 1 dakika daha lütfederseniz tamamlayacağım.

BAŞKAN – Açıyorum mikrofonunuzu, buyurun, lütfen tamamlayın efendim.

MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Şurası anlaşılmıştır ki: Hem Sayın İstanbul Valisi Çakır’a hem de İstanbul Emniyet Müdürü Sayın Abanoz’a, İstanbul, herhalde biraz bol gelmiş, büyük gelmiştir. Özellikle Sayın Vali, İstanbul’a gelir gelmez, çok yadırganacak uygulamalar içerisinde oldu. Belediyelerin otoparklarına el koyarak, onları İstanbul Trafik Vakfına bağlama gibi birtakım lüzumsuz işlerle uğraştı. Hatta, gazete haberi yanımdadır “Valiye Otopark Davası...” Bu tür işlerle uğraştı; hatta, bir münasebetle, bu kürsüden, bunu dile getirmiştim.

YILMAZ KARAKOYUNLU (İstanbul) – Mehmet Bey, zabıtlara geçirtin lütfen; o vakıf, hâlâ, siyah plakayla ve polisler kontrolünde...

BAŞKAN – Sayın Karakoyunlu...

MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Evet, Sayın Karakoyunlu da haklıdır. Eminönü’de bir otoparktır; ama, Sayın Karakoyunlu, hemen ifade edeyim, yargı, bu konuda kararını verdi ve o otopark, yargı kararıyla ve icra marifetiyle gerçek sahibine teslim edildi. Şu anda gerçek sahibi tarafından kullanılıyor; ama, birkaç ay, maalesef, İstanbul Valisinin talimatıyla, yirmidört saat, özel bir şahsın otoparkı koruma altında tutuldu.

Şimdi, sözlerimi tamamlıyorum. Artık, Sayın Vali Çakır ve Sayın Emniyet Müdürü Abanoz, bütün bu durumlar karşısında –benim kanaatimdir; takdir hükümetindir- İstanbul’da kalamazlar; her ikisi de, derhal görevlerinden alınmalıdırlar. Eğer kavga etmek istiyorlarsa, bunu, İstanbul’un tepesinde yapmaya hakları yoktur; kavga edeceklerse –hiç tavsiye etmiyorum- başka zeminde yapsınlar ve İstanbul’un huzurunu bozmasınlar.

Hepinize saygılar sunuyorum efendim. (FP, DYP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şahin.

Gündemdışı üçüncü söz, Türkiye’de yükseköğretim elemanlarının ücretleri ve Türkiye’nin geleceği konusunda söz isteyen, Ankara Milletvekili Birkan Erdal’a aittir.

Buyurun Sayın Erdal.

 

 

BİRKAN ERDAL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğitimin önemi üzerine fazla bir şey söylememe gerek olduğunu sanmıyorum. Bugüne kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisine gelen yasa teklif ve tasarıları içerisinde eğitimle ilgili olanlara hepimiz büyük bir hassasiyetle yaklaştık; bu, tutanaklarda tespitli.

Sayın milletvekilleri, ülkemizin geleceği, vasıflı insan gücünün artışıyla sıkı sıkıya bağlı. Vasıflı insan gücünün yetiştirilmesi de üniversitelerin görevleri. Üniversitelerin vasat insanlar yetiştirdiği ülkelerde gelişme olmaz, olamaz; vasatlık, sıradanlık, hiçbir yerde ilerleme sağlayamaz. İlerlemenin, gelişmenin motoru, vasıflı, iyi yetişmiş insan gücüdür. Bu unsur, günümüzde, her zamankinden daha fazla önem kazanmıştır. Bilgi çağında, iletişim çağında, bilişim çağında en önemli ülke serveti, insanlık serveti, beyin gücüdür, yaratıcı fikirdir, düşünen beyindir. Düşünen beyin, yaratıcı fikir denince akla gelen en önemli kaynak da üniversitedir. Üniversitelerin gücü, itibarı, büyüklüğü, yetiştirdiği gençlerin yaratıcılığı ve gelişmişliğiyle ölçülür; bunu sağlayan da, o üniversitelerin öğretim üyeleridir. Üniversite binalarının büyüklüğü, lükslüğü hiçbir şey ifade etmez. Tabiî ki, yeterli laboratuvar, yeterli kütüphane ve uygun eğitim ortamı şartı vardır, bunlar olmazsa olmaz; ama, bir başka olmazsa olmaz vardır ki, biz, o olmasa da idare ederiz zannetmişiz bugüne kadar. Bu, kaliteli öğretim üyesidir, kaliteli öğretim elemanıdır, iyi yetişmiş bilim doktorudur, doçenttir, profesördür. Bunu sağlamak adına ne yapıyoruz? Birkaç somut örnek vermek istiyorum: Türkiye Cumhuriyeti bütçesinden devlet üniversiteleri için ayrılan pay, 28 devlet üniversitesi bulunan 1990 yılında yüzde 3,9 iken, 1994’te, devlet, yine 53 üniversitesi için bu payı yüzde 3,8’e düşürmüş, 2000 yılında da, bu 53 üniversitenin bütçeden aldığı pay yüzde 2,2’de kalmıştır. Üniversite sayısı, gördüğünüz gibi, on yılda yaklaşık iki katına çıkarken, bütçeden ayrılan pay yarı yarıya azalmış, dolayısıyla, üniversitelerin sistem içerisindeki durumu dört kere geriye gitmiştir.

Sayın milletvekilleri, bugün, 40 yıllık hizmet süresine sahip bir öğretim üyesinin, bir profesörün aylık ücreti, Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre, dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırındaki geçim düzeyini, maalesef, ancak karşılar duruma gelmiştir. Son on yıl içerisinde, öğretim üyelerinin yoksullaşması, hemen hemen, başka hiçbir zümrede olmadık ölçüde fazla olmuştur. Yüksek Öğretim Personel Kanununun çıkarıldığı 1983 yılında bir profesörün aylığı, o gün, eşit maaş aldığı kesimlerle kıyaslandığında bunların bugünkü seviyesinin üçte birine düşmüştür. Yine, 1983’te bir profesör maaşıyla bir yüksek mahkeme yargıcının maaşı eşitken, bugün, profesör maaşı, yüksek yargı üyesinin maaşının yarısının altına inmiştir. 1983 yılında birinci derecenin dördündeki bir profesör 81 468 Türk Lirası maaş alırken, yine, birinci derecenin dördündeki yüksek mahkeme üyesi 79 306 lira almaktaydı; yani, bir profesörün maaşı, az da olsa, bir yüksek yargıç maaşının üzerinde idi. Bugün, bu maaşlar, profesörde 560 milyon lira, yüksek mahkeme üyesinde 998 milyon liradır; yani, tersine, iki misli artış vardır. Sakın ola ki, yüksek mahkeme yargıçlarının maaşlarını yüksek bulduğum için bu kıyaslamayı yaptığım sanılmasın. Çarpıtılmaması için, bu konudaki kanaatimi de açıkça belirtmek isterim ki, o ücretler de düşüktür, mutlaka düzeltilmeleri gerekir; ancak, bulabildiğim en uygun kıyaslama rakamı o olduğu için bu örneği verdim. Mutlaka, onların da ücretlerini yükseltmenin bir yolu bulunmalıdır; fakat, yükseköğretim kurumlarındaki durum -çok çok özür dileyerek, utanarak, sıkılarak söylüyorum- gerçekten, vahim bir hal almıştır. Yarının Türkiyesi, bu öğretim üyelerimizin yetiştireceği gençlerimizin eseri olacaktır. Üniversite öğretim üyeliğini en cazip bir konuma getirebilmeliyiz ki, en iyi, en gelişmiş beyinlerimizi bu sahaya yönlendirebilelim. Bilim adamı dünyayla yarışır. Bilimsel çalışmaların bize göresi olmaz. Bilim, evrenseldir. 600 dolar maaş verdiğiniz bilim adamınızdan, dünyadaki meslektaşlarıyla yarışmasını ve dünyayla yarışacak gençleri yetiştirmesini bekleyemezsiniz. Bilim adamlarımıza, hiç olmazsa utanmayacakları bir ücret verilmeli ki, onların yetiştirdiği gençler de çağdaş Türkiye’yi yaratabilsinler...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonu açıyorum; buyurun, tamamlayın Sayın Erdal.

BİRKAN ERDAL (Devamla) – Bu konuda harcanacak her kuruş, en yüksek çarpan etkisiyle, pozitif yönde, ülke ekonomisine kazanç olarak dönecektir. Burada yapılacak bir düzeltme, bugün uygulamakta olduğumuz ekonomik programa da aykırı değildir; aksine, onun ruhuna en uygun bir düzeltme olacaktır. Verimliliğin artırılması, toptan değişim, güçlü ekonomi, güçlü Türkiye, eğer bu programımızın hedefiyse, bu hedefe, ancak en iyi öğretim üyelerinin, en iyi bilim doktorlarının, doçentlerin, profesörlerin yetiştirdiği gençlerle ulaşabiliriz. Bu konuda daha fazla geç kalmanın maliyeti çok yüksek olabilir; doğabilecek erozyonu telafi edemeyebiliriz. Hemen, fazla gecikmeden, en öncelikle, yüksek öğretim kurumu öğretim üyelerinin maaşlarını yeniden düzenleyen yasal tedbirleri almaya, hükümeti davet ediyorum. Lütfen, daha fazla geç kalmayalım.

Üniversitelerimizde öğretim üyelerimizin problemleri, yalnız ücretler değil; ancak, konunun dağılmasını engellemek, ücretlerin bugün ulaştığı vahim durumu vurgulayabilmek için, sadece bu konu üzerine yoğunlaşmış bulunuyorum. Bu ücretler konusunun, hükümetimiz tarafından en kısa süre içerisinde ele alınacağını ve Türkiye’nin geleceğini doğrudan etkileyecek bu hususta acul davranılacağını ümit ediyor; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdal.

Efendim, gündemdışı konuşmaya Millî Eğitim Bakanımız Sayın Bostancıoğlu cevap verecekler.

Buyurun Sayın Bostancıoğlu. (DSP sıralarından alkışlar)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; aslında, Sayın Birkan Erdal’ın söylediklerine cevap teşkil edecek bir husus mevcut değil; kendilerine teşekkür etmek için söz aldım; tespitleri için söz almış aldım.

Bir ülkenin gelişmesi, bilimde ve üniversitede gelişmesiyle mümkündür. Bir üniversite ise, öncelikle öğretim üyeleriyle vardır. Öğretim üyelerinin bu görevlerini yerlerine getirirken, ekonomik ve sosyal durumları başta olmak üzere, gaileleri, kaygıları olmaması gerekir.

Ülkemiz, konuşmada da örnek verildiği gibi, çok uzun yıllardan beri, üniversiteye ayırdığı pay bakımından, diğer ülkelerle kıyaslanamayacak alt seviyelere inmiştir. Öğretim üyesi olmak cazibesini yitirmiştir. Fakültelerin öğretim üyesi almak için verdikleri ilanlara başvurular yoktur veya yok denecek kadar azdır. Ücretler ise, belirtildiği gibidir; ancak, devlette ücret bir bütün içinde, bir sistem içinde değerlendirilmektedir.

Üniversitelerimizin öğretim üyelerinin ve üniversitede çalışanların ekonomik ve sosyal durumları daha önce hükümetimizde ele alınmış; fakat, çalışmalar tamamlanamamıştır. Şimdi, içerisinde bulunduğumuz ekonomik şartlar, ülkenin genel ücret politikası ve personel politikası içerisinde bir bütün olarak ele alınmaktadır, çalışmalar devam etmektedir. Bu çalışmalarda da ön sırayı üniversite öğretim üyelerinin özlük hakları almaktadır.

Bilgilerinize sunuyor, saygılar sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bostancıoğlu.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz efendim.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutup, değerli oylarınıza sunacağım:

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Kıtası HABİTAT Global Parlamenterler Bölgesel Konsey Başkanı Peter Götz, 5-8 Haziran 2001 tarihinde Amerika’nın New York kentinde düzenlenecek Birleşmiş Milletler Genel Kurulu İstanbul+5 Özel Oturumuna İstanbul Milletvekili TBMM Çevre Komisyonu Başkanı Ediz Hun’u ismen davet etmiştir.

Söz konusu toplantıya TBMM Çevre Komisyonunun iki üyesinden oluşan parlamenter bir heyetle icabet edilmesi hususu Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

        Ömer İzgi

Türkiye Büyük Millet Meclisi

           Başkanı

BAŞKAN – Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bir sözlü soru önergesinin geri alınmasına dair bir önerge vardır; okutuyorum:

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 571 inci sırasında yer alan (6/1386) esas numaralı sözlü soru önergemi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.                               24.5.2001

     Mehmet Ay

        Gaziantep

BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

Önce, yarım kalan işlerden başlayacağız.

 

 

 

 

 

6- İzmir Milletvekili Rıfat Serdaroğlu’nun; İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın; Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya’nın; Ankara Milletvekili Yıldırım Akbulut’un; Şırnak Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım’ın; Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Konya Milletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili Nejat Arseven’in; İstanbul Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının;  Zonguldak Milletvekili Hasan Gemici’nin ve İzmir Milletvekili Işılay Saygın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449) (S.Sayısı: 527)

BAŞKAN - 10.1.2001 tarihli 42 nci Birleşimde, İçtüzüğün 88 inci maddesine göre komisyona geri verilen Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Tekliflerinin görüşülmeyen maddeleriyle ilgili komisyon raporu Başkanlığa verilmediğinden, teklifin müzakeresini erteliyoruz.

Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanunu Tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

7.- Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/851) (S. Sayısı: 669)

BAŞKAN – Komisyon?.. Yok.

Ertelenmiştir.

Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu raporunun müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

8.- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682)-------(X)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.

3 üncü madde üzerinde, Fazilet Partisi ve Doğru Yol Partisi Grupları adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştı.

Madde üzerinde başka söz isteyen olmadığına göre, madde üzerindeki önergeleri işleme alarak çalışmalarımıza devam ediyoruz.

3 üncü madde üzerinde, 1 tanesi hükümet adına verilmiş, 4 adat önerge vardır; geliş sırasına göre okutup, aykırılık derecesine göre işleme alacağım.

Birinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

628 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 3 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

 

A.    Nazlı Ilıcak Ramazan Toprak      Sait Açba

İstanbul             Aksaray              Afyon

 

M. Altan Karapaşaoğlu Lütfi Yalman       Abdülkadir Aksu

      Bursa              Konya            İstanbul

 

      Eyüp Fatsa Azmi Ateş

       Ordu            İstanbul

Madde 3.- 3984 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Üst Kurulun biçimi ve görev süresi

Madde 6.- “Üst Kurul, en az 4 yıllık yükseköğrenim görmüş, meslekleriyle ilgili konularda veya özel kuruluşlarda en az 10 yıl görev yapmış, meslekî açıdan yeterli bilgiye, deneyime ve devlet memuru olma niteliğine sahip, 30 yaşını doldurmuş kişiler arasından, TBMM Genel Kurulunca seçilir.

Üst Kurulun 9 üyesinden 5’i siyasî parti gruplarınca, TBMM Başkanlık Divanı oluşum formülüne göre belirlenecek 10 aday arasından; 4’ü ise en çok sarı basın kartı sahibi üyesi bulunan, üç gazeteciler cemiyetinin ortaklaşa göstereceği 8 aday arasından, Genel Kurul tarafından seçilir.

Üst Kurulun üyelerinin seçimine ilişkin TBBM Genel Kurul kararı Resmî Gazetede yayımlanır.

Üst Kurul üyelerinin görev süresi 4 yıldır.”

BAŞKAN – İkinci önergeyi okutuyorum efendim:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

682 sıra sayılı tasarının 3 üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim. 22.05.2001

Ertuğrul Yalçınbayır

          Bursa

 

BAŞKAN – Üçüncü önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 3 üncü maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 3984 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin, aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Rüştü Kâzım Yücelen

Devlet Bakanı

“d) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin kamu görevlileri arasından göstereceği iki aday arasından Bakanlar Kurulunca seçilecek bir,”

BAŞKAN – Son önergeyi okutuyorum efendim:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun Tasarısının 3 üncü maddesinde düzenlenen, Üst Kurulun seçimi ve görev süresini düzenleyen 6 ncı maddesinin (c) bendinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini ve (d) bendinin tasarı metninde çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

“c) En çok sarı basın kartı sahibi üyesi bulunan iki gazeteciler cemiyeti ile Basın Konseyinin ortaklaşa göstereceği dört aday arasından Türkiye Büyük Millet Meclisince seçilecek iki,”

Aslan Polat  Şeref Malkoç     Fethullah Erbaş

Erzurum  Trabzon             Van

  Maliki Ejder Arvas           Musa Demirci         Ahmet Karavar

  Van           Sıvas      Şanlıurfa

BAŞKAN – Efendim, şimdi, önergeleri aykırılık derecelerine göre işleme alacağım.

En aykırı önergeyi okutuyorum ve aynı zamanda işlemini yapacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

682 sıra sayılı tasarının 3 üncü maddesinin, tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim. 22.5.2001

Ertuğrul Yalçınbayır

Bursa

BAŞKAN – Komisyon, önergeye katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükümet?..

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yalçınbayır.

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun dayanağı olan, Anayasanın 133 üncü maddesi, bu kurumun, özerk ve tarafsız olmasını emretmektedir. 133 üncü maddeyle, devlet tekeli televizyonlarda kaldırılmış, çoğulculuk ve tarafsızlık esasına dayalı bir yönetim biçimi getirilmiştir.

RTÜK gibi kurumlar, bütün dünyada vardır; ama, bu kurumlar, şüphesiz ki, iletişim özgürlüğünün, halkın doğruları öğrenme ve bilme hakkının ve kamuoyunun serbestçe oluşmasının güvencesi olan kurumlardır. Bu kurumların siyasetten etkilenmemesi gerekir. Bu nedenle, hükümetin 4 üyeyi seçecek olması, meseleye siyaseti fevkalade etkili biçimde sokacaktır. Türkiye Büyük Millet Meclisi 9 üyeyi seçerken, siyasî partiler, aday gösterdikleri üyelerin, diğer siyasî partilerden de oy alabileceklerini dikkate almak suretiyle ve özenle, tarafsızlığı esas almaktadırlar; bugüne kadar, bu, böyle olmuştur. Eğer, siz, bu güvenceyi ortadan kaldırırsanız, yarın öbür gün, bu, size lazım olur ve bu kurulun içerisinde, YÖK var -anlayabiliyoruz- Millî Güvenlik Kurulundan 1 üyenin temsili var.

Bakın, son zamanlarda çıkarılan üst kurullarla ilgili kanunlarda, hep Millî Güvenlikli devlet anlayışının ürünü hükümler var. Biz, sivil siyaseti, sivil iradeyi bu kurumlara yansıtmak durumundayız. Onların yapabilecek oldukları görevler var, kurumlar ve organlar içerisinde; ama, siz, böylesine güvenlikli bir hale getirirseniz, şüphesiz ki, son derece tehlikeli virajlara girmiş oluruz.

Öğretim üyelerinden 6 öğretim üyesinin bir araya gelerek hazırladığı bir teklifte, onlar, kurumlar arasındaki uyumu, dengeyi gözetmekle görevli, devletin başı Cumhurbaşkanının bunu seçmesini önermişlerdir; teklifimizde böyle bir hususu arz etmemekle beraber, uygun bir tekliftir. Bunun da mantığı, bu işin özerk ve tarafsız olmasıdır. Size de, yarın öbür gün, bu lazım olacaktır; getirenler için söylüyorum.

Hepinize teşekkürlerimi sunuyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

CEVAT AYHAN (Sakarya) – Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Arayacağım efendim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Karar yetersayısı yoktur.

AYDIN TÜMEN (Ankara) – 10 dakika ara verelim Sayın Başkan.

BAŞKAN – 10 dakika ara veriyorum efendim.

Kapanma Saati: 15.55

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.08

BAŞKAN:Başkanvekili Nejat ARSEVEN

KÂTİP ÜYELER:Cahit Savaş YAZICI (İstanbul), Mehmet BATUK (Kocaeli)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 108 inci Birleşimin İkinci Oturumunu açıyorum.

682 sıra sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

 

Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682) -------(Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 3 üncü maddesi üzerinde verilen Sayın Ertuğrul Yalçınbayır’ın önergesinin oylanmasında karar yetersayısı bulunamamıştı.

Şimdi, oylamayı tekrarlıyorum. Oylamayı elektronik cihazla yapacağım.

Oylama için 3 dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yetarsayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Burada o kadar sayı yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim, pusulaları hiç dikkate almadım, sadece elektronik cihazın göstermiş olduğu netice üzerine karar yetersayısının var olduğunu ifade ettim.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

682 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 3 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Ayşe Nazlı Ilıcak (İstanbul) ve arkadaşları.

MADDE 3.- 3984 Kanunun 6 ncı maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Üst Kurulun seçimi ve görev süresi

Madde 6.- Üst Kurul, en az 4 yıllık yükseköğrenim görmüş, meslekleriyle ilgili konularda veya özel kuruluşlarda en az 10 yıl görev yapmış, meslekî açıdan yeterli bilgiye, deneyime ve devlet memuru olma niteliğine sahip 30 yaşını doldurmuş kişiler arasından Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca seçilir.

Üst Kurulun 9 üyesinden 5’i siyasî parti gruplarınca, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı oluşum formülüne göre belirlenecek 10 aday arasından; 4’ü ise, en çok sarı basın kartı sahibi üyesi bulunan üç gazeteciler cemiyetinin ortaklaşa göstereceği 8 aday arasından Genel Kurul tarafından seçilir.

Üst Kurul üyelerinin seçimine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu kararı Resmî Gazetede yayımlanır.

Üst Kurul üyelerinin görev süresi 4 yıldır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükümet?..

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümetin katılmamış olduğu önerge üzerinde, İstanbul Milletvekili Sayın Azmi Ateş konuşacaklar.

Buyurun Sayın Ateş.

AZMİ ATEŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ülkemizde demokratikleşmenin önündeki engellerin kaldırılmasına ve Avrupa Birliğine girmemize katkı sağlayacak olan başta Siyasî Partiler ve Seçim Kanunu olmak üzere, acilen çıkarılması gereken birçok yasa sırada beklerken, bu tasarının gümrükten mal kaçırır gibi, alelacele ve zamansız olarak tekrar gündeme getirilmesini iyiniyetle bağdaştırmak mümkün değildir.

Bu tasarı, serbest piyasa ekonomisinin mantığına aykırı olarak, ülkemizde basın ve medya sahasında tekelleşme ve kartelleşmeyi legalleştiren bir girişimdir. Bu hükümet, bu tasarıyla, halkımızın çıkarlarını yok saymaktadır. Buna karşılık, kartelci ve tekelcilerin menfaatlerini gözeten bir belge ortaya koymaktadır.

Sayın milletvekilleri, Sayın Bakan, dün burada sorduğum sorulara verdiği cevaplarda, ekran karartma ve Türk Ceza Kanununun 312 nci maddesinin bu tasarıda yer almadığını ifade etti; oysa, 16 ncı maddenin (c) şıkkında, 2 nci maddenin (a), (b), (c) bentlerindeki yayın ilkelerinin ihlal edilmesi halinde, uyarı yapılmadan bir aylık yayın yasağı getirileceği, devamı halinde ise, lisans iptaline kadar gidilebileceği belirtilmektedir. Ayrıca, 312 nci maddenin de, 2 nci maddenin (b) ve (d) bentlerinde aynen yer aldığını Sayın Bakana tekrar hatırlatmak istiyorum.

Sayın milletvekilleri, bu durum, tasarının, hükümetin inisiyatifinde hazırlanmadığını yeterince ortaya koymuyor mu?

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; üstkurulun seçiminin neden Türkiye Büyük Millet Meclisinin inisiyatifinden alınarak iktidarın emrine verildiğini anlamak mümkün değildir. Bugün, ülkemizde, birbiri ardına yaşanan krizler dolayısıyla hükümet oldukça yıpranmıştır. Buna karşılık, çeşitli odaklar tarafından sistemli bir şekilde, başta Türkiye Büyük Millet Meclisi olmak üzere, siyaset kurumu da yıpratılmaya çalışılmaktadır. Halbuki, Türkiye Büyük Millet Meclisi, siyasetin lokomotifi olmalıdır. Oysa, Meclisin yıpratılmasına siz de bu neviden icraatlarınızla yardımcı oluyorsunuz.

Bu yeni düzenlemeyle, YÖK Genel Kurulunun göstereceği 4 adaydan 2’si, Millî Güvenlik Kurulu ve Gazeteciler Cemiyetinin göstereceği 2’şer adaydan 1’erini Bakanlar Kurulunun ataması öngörülüyor. Bu durumda, Bakanlar Kurulunun seçeceği 4 adaya ilave olarak, bugünkü iktidar partilerinin göstereceği 3 adayın, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanması ile toplam 9 kişiden oluşan Üst Kurulun 7 üyesi hükümet tarafından atanmış olacaktır. Böylece, Üst Kurul iktidarın bir organı haline getirilmiş olmaktadır; yani, yürütme, yasama ve denetimi yine devre dışı bırakmış olacaktır. Bu hâl millî iradenin ruhuna aykırıdır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; neticede, radyo ve televizyonların müşterileri millet olduğuna göre, milletle birinci derecede ilgili olan bu olayda Türkiye Büyük Millet Meclisinin devre dışı bırakılması hukuk devleti anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Kaldı ki, Üst Kurul üyelerinin 2’si, Sayın Kemal Gürüz’ün başkanlığındaki YÖK Genel Kurulu tarafından gösterilen 4 aday arasından seçilecektir. Kimdir bu Sayın Gürüz; keyfî ve hukuk dışı uygulamaları dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulan araştırma komisyonu tarafından hazırlanan raporda, hakkında görevi ihmal ve suiistimalden dolayı 7 ayrı soruşturma talebinde bulunulan kişidir. Bu tespitleri MHP ve DYP’li üye arkadaşlarımızın tamamı ve ANAP’lı Sayın Ekrem Pakdemirli’yle birlikte imzaladık.

Şimdi, başta MHP milletvekilleri olmak üzere sizlere soruyorum: Bütün meziyeti totaliter, tektipçi, merkeziyetçi, dayatmacı bir mantıkla YÖK’ü yönetmek olan, her kademedeki insanımızın rahatsızlık duyduğu böyle yasakçı, hukuk tanımaz bir anlayışa sahip olan kişi veya kişilere...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ateş, buyurun, tamamlayın efendim.

AZMİ ATEŞ (Devamla) –...RTÜK gibi bir kurumun üyelerini tespit etme yetkisini nasıl veriyorsunuz? Kapalı rejim anlayışını çağrıştıran uygulamalara nasıl imza atıyorsunuz?

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizin bildiği gibi, Millî Güvenlik Kurulunun şu anki mevcut yapısı da, Türkiye’nin Avrupa Birliğine girebilmesinin önündeki en önemli engellerden birisini oluşturmaktadır. Bu durumda, bir taraftan Avrupa Birliğine girme gayreti içinde olduğunuzu ifade edeceksiniz, diğer taraftan da bunu tekzip eder bir davranış içinde bulunacaksınız. Devamlı, bu neviden zikzaklar çizdiğiniz için, milletimiz ve medenî dünyada inandırıcı olamıyorsunuz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sonuç olarak, Üst Kurulun seçiminin ya eskiden olduğu gibi kalmasını ya da değişiklik önergemiz doğrultusunda kabul edilmesini teklif etmekteyiz.

Bu vesileyle Yüce Heyetinize tekrar saygılarımı sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ateş.

Efendim, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun Tasarısının 3 üncü maddesinde düzenlenen, Üst Kurulun seçimi ve görev süresini düzenleyen 6 ncı maddesinin (c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve (d) bendinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

“c) En çok sarı basın kartı sahibi üyesi bulunan iki gazeteciler cemiyeti ile Basın Konseyinin ortaklaşa göstereceği dört aday arasından Türkiye Büyük Millet Meclisince seçilecek iki,”

Aslan Polat (Erzurum) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükümet?..

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümetin katılmadığı önerge üzerinde, Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat görüşlerini ifade edecekler; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

 

ASLAN POLAT (Erzurum) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Buraya çok acele getirilen, iki günden beri görüşülen ve RTÜK tasarısı diye adlandırılan tasarının, esasında, son günlerde, hiç de önemli bir aciliyeti yoktu; ama, tek aciliyeti, basın sahiplerinin ısrarı üzerine olmuştur.

Bakın, şimdi “Türkiye Ulusal Programı Ankara 2001” diye Avrupa Birliğine gönderdiğimiz bu program. Bu programın 340 ncı sayfasında ne demişiz: “Radyo ve Televizyon Üst Kurulunda, mevcut aşamada kurumsal bir değişikliğe gidilmesine ihtiyaç yoktur” diye Avrupa’ya da taahhütte bulunmuşuz; yani, demişiz ki, şu Üst Kurulu değiştirmek için, şu anda acil bir şeye ihtiyacımız yok. Ama, neler olmuşsa -neler olduğunu da pek anlayamamışız- birden bire Meclis gündemine gelsin, bir günde Anayasa Komisyonundan geçirilsin, hemen Genel Kurula gelsin, Genel Kurulda hiç beklemeden bu tasarıyı görüşelim ve Üst Kurulun yapısını değiştirelim demişsiniz.

Peki, değiştirelim derken, şu günlerde bütün parti gruplarının ortaklaşa olarak oluşturduğu Anayasa paketi var, değişiklik paketi; ona uygun bir şey mi yapmışsınız; hayır, tamamen antidemokratik yapmışsınız. Hiç olmazsa bundan evvelki tasarıda Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçtiği üyelerin 4’ünü, şimdi, Bakanlar Kurulunun seçmesine veriyorsunuz ve yine, burada, Millî Güvenlik Kurulu, demokratikleştirelim, demokratik yapıya ulaştıralım dediğiniz Millî Güvenlik Kuruluna da yine 1 üye vermişsiniz ve yine, iktidarın Anavatan Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi üyelerinin de son derece itiraz ettiği YÖK yönetiminin yapısından da, yine, 2 üyeyi buraya Bakanlar Kurulu kararıyla verelim demişsiniz.

Şimdi, burada, sayın milletvekilleri, lütfen, oturup gerçekten düşünmemiz lazım. Biz kendi kendimize yaptıklarımıza inanamadığımız için, halk topluluğu da işte bize inanmamaya başlıyor.

Şimdi, bir taraftan, Avrupa’ya diyorsunuz ki Ulusal Programda “Üst Kurulu değiştirmeye bir ihtiyacım yok” hemen alelacele getirip burada Üst Kurulu değiştiriyorsunuz, Üst Kurul değişecek diyorsunuz ve en çok şikâyet ettiğiniz YÖK’ten 2 üye alıyorsunuz. Millî Güvenlik Kurulunu demokratikleştireceğim diyorsunuz, buraya da 1 üye veriyorsunuz ve sonra ne olacak? Şimdi, bu Üst Kurulun, bundan sonra, 4 üyesi Bakanlar Kurulunun seçtiği üye olacak; bunların 2’si YÖK’ün gösterdiği üye ve 1’i de Millî Güvenlik Kurulunun gösterdiği üye olacak. Bu durum karşısında, o Üst Kurulu tenkit edecek kaç tane radyo olacak, televizyon olacak? Hükümetler tenkit edilmesini istemeyecek; işte, daha şimdiden başlamış. Şu anda işçi sendikalarıyla bir anlaşma yapıldı. Türkiye tarihinde, son 20 yıldan beri, 30 yıldan beri hatta Grev ve Lokavt Kanununun resmen kabul edildiği günden  beri işçilerin aleyhinde olacak en büyük sözleşme iki gün önce imzalandı. Hangi basın kuruluşu bunu doğru düzgün verdi? İlk defa olarak, Türkiye’de işçiler, reel ücret artışının yarısı kadar ücret artışı aldılar ve bunu hiçbir basın kuruluşu tenkit etmedi; niye; hükümetle ters düşmeyelim diye kimse sesini çıkarmıyor.

Bugünkü gazetelerin en alt sayfalarında “28 katrilyonluk ekbütçe yapılacak; bunun 20 katrilyonu faize verilecek, 4 katrilyonu fondaki bankalara verilecek” diye yazıyor. 28 katrilyonluk ekbütçenin 24 katrilyonu faize verilecek, işçiye, memura, esnafa, çiftçiye hiçbir şey verilmeyecek ve bunu hiçbir basın kuruluşu yazmayacak. Neden yazmıyor; çünkü, basın kuruluşları “ben hükümetle ters düşmeyeyim” diyebiliyor.

Yarın hükümetten ayrıldığınız zaman yaptığınız bu uygulamadan en çok siz şikâyetçi olacaksınız. Nasıl ki bir zamanlar, organize suçlarla ilgili yasa tasarısı burada görüşülürken “hata ediyorsunuz” diye ikaz ettiğimizde bizi dinlemediniz, yarın muhalefete düştüğünüzde de...Artık, günleriniz kalmadı, bittiniz. Zaten şu anda siz muhalefettesiniz, şu anda iktidarda Derviş var, siz yoksunuz ki, şu anda Türkiye Cumhuriyeti iktidarında Derviş hükümeti var, siz yoksunuz. (FP sıralarından alkışlar, MHP, DSP ve ANAP sıralarından gürültüler) Hiçbir yerde yoksunuz, ne halk nezdinde varsınız ne IMF nezdinde varsınız ne de aldığınız kararlar nezdinde varsınız. Şu anda kurulan Derviş hükümetinde siz de yoksunuz.

Bakın arkadaşlar, şunu size söylüyorum, bunları hep düşüneceksiniz. Şu anda görüştüğümüz tasarıyla, yapacağınız Üst Kurul neticesinde, bütün radyo ve televizyon kuruluşlarını sanki devlet radyosu gibi yapacaksınız, hepsinin başına birer demoklesin kılıcını koyacaksınız, hükümetin baskısını yapacaksınız. Türkiye’de tek özgür televizyon -eğer, kalırsa- TRT 3 kalacak ve bütün halk da doğruları sadece buradan öğrenmeye çalışacak. Bunun için, size bu yaptığınız yanlış diyorum.

Şimdi, bakın, MHP’liler, buna hiç itiraz etmeyin, YÖK’e karşıysanız, 2 YÖK üyesini niye bu kurula sokuyorsunuz? Gerçekçi olun, niye getirip sokuyorsunuz? Millî Güvenlik Kurulunu sivilleştirelim diyorsanız, Millî Güvenlik Kurulu üyesine burada neden ihtiyaç var? MGK’dan gelen üye buna ne diyecek “bir şiiri okudun, ömür boyu siyaset yasağı. Bir Başbakana siyaset yasağı” diyecek. Bunları mı getireceksiniz? (MHP sıralarından gürültüler) Bakın, MHP’liler siz, böyle demeyin, halk bunları size soruyor.

Şimdi, öyle bir duruma geldik ki, Millî Güvenlik Kurulu üyeleri geldi, YÖK üyeleri geldi, tam bir devletçi zihniyetle bir Üst Kurul seçiyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Polat, lütfen efendim...

ASLAN POLAT (Devamla) – Bitiriyorum.

Getidiğiniz bu tasarıyla siz, kendi ipinizi kendiniz çekiyorsunuz, bundan sonra tartışmayı öldürüyorsunuz.

Seçeceğiniz 9 üyenin 4’ünü hükümet emrine vermekle, bundan sonra, basın kuruluşlarının özgürce yayın yapmasına mani oluyorsunuz.

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Bravo!..

ASLAN POLAT (Devamla) - Bunun neticesinde de, getirdiğiniz bu tasarı -bu madde- hakikaten intihar tasarısıdır. Bu tasarı, sadece Derviş’e yarayan tasarıdır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Polat.

Efendim, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan “Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 3 üncü maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 3984 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Rüştü Kâzım Yücelen

  Devlet Bakanı

“d) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin kamu görevlileri arasından göstereceği iki aday arasından, Bakanlar Kurulunca seçilecek bir,”

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Ekseriyetimiz olmadığı için katılamıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum efendim.

CEVAT AYHAN (Sakarya) – Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum Sayın Başkan.

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) – Sayın Başkanım, gerekçeyi okumaya gerek yok, müsaade ederseniz ben gerekçeyi arz edeyim.

BAŞKAN – Buyurun.

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) – (b) ve (c) fıkralarında basın-yayın alanından adaylar gösterileceği için, daha elastikiyet kazanıp, değişik konularda, konularına vakıf uzmanların atanmasına fırsat vermek üzere hazırlanmış bir önergedir.

Arz ederim.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) – Sayın Başkan bir redaksiyon talebimiz olacak.

BAŞKAN – Buyurun.

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) – Efendim, maddenin (b) fıkrasının ikinci satırındaki “kültür” kelimesinden sonra “sanat” kelimesi gelerek “kültür-sanat” şeklinde olmasıyla ilgili bir talebimiz var.

BAŞKAN - Yani, bir redaksiyon talebiniz var.

 

III.- Y O K L A M A

 

BAŞKAN - Şimdi, efendim, madde üzerindeki önergeyle ilgili işlemler tamamlandı, maddenin oylamasına geçeceğim; ancak, bir yoklama talebi var.

Yoklama isteyen sayın milletvekillerimizin salonda olup olmadığını tespit edeceğim ve ondan sonra da yoklama yapacağım efendim.

Sayın Doğan?.. Burada.

Sayın Ilıcak?.. Burada.

Sayın Ateş?.. Burada.

Sayın Şahin?.. Burada.

Sayın Batuk?.. Burada.

Sayın Seyda?.. Burada.

Sayın Karapaşaoğlu?.. Burada.

Sayın Malkoç?.. Burada.

Sayın Sezal?.. Burada.

Sayın Canbay?.. Burada.

Sayın Yalçıntaş?.. Burada.

Sayın Adak?.. Burada.

Sayın Aslan?.. Burada.

Sayın Aydın?.. Burada.

Sayın Erbaş?.. Burada.

Sayın Aydın?.. Burada.

Sayın Demirci?.. Burada.

Sayın Yalman?.. Burada.

Sayın Bekâroğlu?.. Burada.

Sayın Aktaş?.. Burada.

Yoklama işlemini başlatıyorum ve 3 dakika süre veriyorum efendim.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

 

BAŞKAN – Çoğunluğumuz vardır.

 

 

8.- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682)  ...(Devam)

BAŞKAN - 3 üncü maddeyi oylarınıza sunmadan önce, Sayın Bakanın bir talebi var; Komisyonun görüşünü almam lazım. Bir redaksiyonla, 3 üncü maddenin (b) fıkrasına “sanat” kelimesinin ilavesini hükümet ifade etti.

Komisyon buna katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Maddeyi bu şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Müteakip maddeyi okutuyorum:

MADDE 4. – 3984 sayılı Kanunun 7 nci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Kurul Başkanı ve Başkan Vekili

Madde 7. – Üst Kurul üyeleri, seçim sonuçlarının Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihten itibaren 15 gün içinde toplanarak kendi aralarından bir başkan ve bir başkanvekili seçer. Başkanlık süresi iki yıldır. İki yıl sonunda veya herhangi bir şekilde yenilenme sırasında başkan veya vekilinin üyeliği sona ererse, üyeler 15 gün içinde toplanarak yeni başkan veya vekili için seçim yapar.

Üst Kurul, başkan tarafından, başkanının bulunmadığı hallerde, başkanvekili tarafından yönetilir ve temsil edilir.

Başkan, Üst Kurul ile hizmet birimlerinin uyumlu, verimli, disiplinli ve düzenli bir biçimde çalışmasını ve Üst Kurulun görevlerini yerine getirmesini sağlamakla görevlidir.

Başkan veya yokluğunda vekili, karara bağlanacak gündemi toplantıdan önce belirleyerek Üst Kurul üyelerine bildirir. Üst Kurul gündemine hâkimdir.

BAŞKAN – Madde üzerinde Fazilet Partisinin görüşlerini Konya Milletvekili Sayın Lütfi Yalman açıklayacaklar.

Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

FP GRUBU ADINA LÜTFİ YALMAN (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 682 sıra sayılı tasarının 4 üncü maddesi üzerinde Fazilet Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere huzurlarınızdayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, uzun zamandır, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, tasarılar alelacele geliyor komisyonlara ve üzerinde konuşulmadan, tartışılmadan, hatta, konuşmayı ve tartışmayı bir kenara bırakın, düşünmeye bile fırsat bulmadan yasalaşıyor âdeta. Gece baskınları gibi gelen tasarılar, gecekondu misali kanunlaşıyor.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, gecekondular, kentleşmenin ruhuna aykırıdır, İmar Yasasına da aykırıdır ve kentlerin estetiğini bozar, güzelliğini bozar. Şu anda, Türkiye Büyük Millet Meclisine uzun zamandır gelen tasarıların her birisinde aynı ruhsuzluğu, aynı estetiksizliği, aynı teamüllere aykırılığı görüyoruz biz. Yasa tasarıları yeterince incelenemiyor, incelenmeye fırsat bulunamıyor, yeterince tartışılmıyor ve yeterince konuşulmuyor, üzerinde âdeta konuşturtulmuyor. Konularla ilgili sivil toplum örgütlerinin görüşleri hemen hemen hiç dikkate alınmıyor maalesef. Şimdi, RTÜK Yasası çıkıyor. RTÜK üyeleri âdeta feryat ediyorlar bu yasa tasarısıyla ilgili yanlışlıklar üzerinde, yanlış yapıyoruz, uygun değil diye feryat ediyorlar; ama, hükümette tık yok, hiç dikkate alınmıyor.

Anayasa Komisyonu üyesi arkadaşlarımız, konuşmaları sırasında, dikkatle izlediğiniz zaman, incelediğiniz zaman, hakikaten, hep bu yanlışlıkları dile getirmişler, hem iktidar partilerinin milletvekilleri hem de muhalefet partilerinin milletvekilleri; ama, neyse, bir türlü bu görüşler de dikkate alınmıyor.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin her tarafında kurulmuş, yayın yapan   1 200 civarında radyo var, 260 civarında televizyon var, televizyon ve radyo sahipleri var, yayıncıları var; bunların görüşleri zaten hiç dikkate alınmadı, âdeta, bunların varlıkları bile dikkate alınmadı. Televizyoncular ve radyocular, tasarının neredeyse hiçbir yerinde yok veya en azından, görüşleri hiç dikkate alınmamış.

Ayrıca, yasa tasarısında çok hazin bir konu daha var. RTÜK üyelerinin tespiti Türkiye Büyük Millet Meclisinin elinden alınıyor, farklı yerlere ihale ediliyor.

Değerli arkadaşlar, bu, hükümetin, kendisinin güç kaynağını inkâr etmesi demektir, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kendisine güveni reddetmesi anlamına gelir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, âdeta, Türkiye Büyük Millet Meclisine güvenmiyor; böyle bir durum ortaya çıkıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türkiye Büyük Millet Meclisinden daha çok YÖK’e güveniyor, Türkiye Büyük Millet Meclisinden daha çok Gazeteciler Cemiyetine ve sahibinin sesi konumundaki Basın Konseyine güveniyor, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türkiye Büyük Millet Meclisinden daha çok Millî Güvenlik Kuruluna güveniyor.

Değerli arkadaşlarım, bu, kendimizi inkâr demektir. Bu büyük yanlışlığı bizim yapmamamız lazım. Siz, niye, Türkiye Büyük Millet Meclisinin elinden seçim hakkını alıyorsunuz? Teklifler farklı yerlerden gelsin; gelebilir, farklı yerlerin görüşleri dikkate alınabilir; ama, siz, millî iradeyi reddedemezsiniz. Türkiye Büyük Millet Meclisi, son zamanlarda çıkan birçok yasa tasarısında olduğu gibi, burada da, maalesef, millî iradeyi devre dışı bırakmaya gayret gösteriyor. Bu yanlışlığı bizim yapmamamız lazım.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve siyasetin itibarı zedeleniyor diye içimizde şikâyet etmeyenimiz mi var; her birimiz şikâyet ediyoruz. Kim bu itibarı zedelemeye çalışıyorsa, kim buna halel getiriyorsa, hepimiz tenkit ediyoruz, hepimiz kızıyoruz ve hatta, hepimiz kırılıyoruz; ama, biz, şu yasa tasarısıyla, kendi itibarımızı zedeliyor, hatta, bir noktada, kendi itibarımızı reddediyoruz.

RTÜK üyelerinin seçiminde millî iradenin yok edildiğini ifade ettim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yalman, mikrofonunuzu açıyorum efendim; lütfen, tamamlar mısınız.

LÜTFİ YALMAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu yasa tasarısında -16 ncı madde üzerinde de söz alacağım ve dile getireceğim- mahallî yayın yapan televizyonlar, mahallî yayın yapan radyolar hiç mi hiç dikkate alınmıyor; ne maddî konumları, durumları dikkate alınıyor ne de onların varlıkları dikkate alınıyor.

Değerli arkadaşlar, ben, 1 200 civarında radyodan bahsediyorum, bunlardan sadece 36 tanesi ulusal yayın yapıyor. 260 civarında televizyondan bahsediyorum, bunların sadece 16’sı ulusal yayın yapıyor. Siz, bu kadar büyük çoğunluğu, istihdamı da dikkate aldığımız zaman, bu kadar büyük bir gücü, niye dikkate almadığımızı bir türlü ben anlayabilmiş değilim. Onun için, hükümetin, bu yasa tasarısını, mutlaka geri çekmesini ve yeniden üzerinde tartışılması, yeniden dikkatle incelenmesi gerektiği kanaatindeyim. Bunu, Sayın Bakan, gerekirse inisiyatif kullanarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarını düşünüp, dikkate alması ve geri çekmesi gerekir diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yalman.

Doğru Yol Partisi Grubunun, madde üzerindeki görüşlerini, Aksaray Milletvekili Sayın Murat Akın açıklayacaklar.

Buyurun Sayın Akın.

 

 

 

DYP GRUBU ADINA MURAT AKIN (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4 üncü madde üzerinde söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

4 üncü madde, bir önceki 3 üncü maddedeki usule göre seçilecek olan RTÜK üyelerinin, Resmî Gazetede neşrinden sonra, 15 gün içerisinde görev taksimi yapacağına dair maddedir. Söz konusu maddeye göre, başkan ve başkanvekilinin seçimi iki yıl süreyle sınırlandırılmış, iki yılın dolumu halinde, yani sürenin dolması halinde veya herhangi bir şekilde boşalması şeklinde tekrar, yeniden başkan ve başkanvekilinin seçimine dairdir.

Değerli milletvekilleri, mevcut RTÜK Yasası ve mevcut yasaya göre bu şartlarda devam eden RTÜK Üst Kurulu, herhalde ülkede acil çözüm bekleyen veya acil yasa değişikliğini gerektiren yasalardan birisi değildir. Çünkü, RTÜK Başkanı ve üyeleri belirli dönemlerde seçilmiş ve bu Meclisin iradesi çerçevesinde seçilmiş, aynı zamanda, muhalefet-iktidar sayısı da dikkate alınarak, hakkâniyet kaidelerine uygun, yakın bir seviyede seçim yapılmış ve bu RTÜK Üst Kurulu da halen yönetim olarak devam etmektedir.

Burada sıkıntı nedir; hiçbir sıkıntı yoktur. Sıkıntı, kanunda, bazı medya kuruluşlarının isteklerinin, bazı çevrelerin isteklerinin, mevcut devam eden yönetimin icraatı doğrultusunda yerine getirilememesinden veya getirilmeyeceği beklentisi içerisinde yeniden bir RTÜK Üst Kurulunun oluşturulmasıdır. Bu doğrultuda yapılan bir yasa değişikliğidir.

Değerli milletvekilleri, hakikaten, ekonomik açıdan toplumun her kesimi sıkıntı içerisinde. Bilhassa, Anadolu’daki çiftçi, işçi ve köylü kan ağlıyor, ağıt yakıyor. Bu insanların meselelerine bu Meclisin acilen çözüm getirmesi gerekirken, bu ülkede havuzlar kurulup bu havuzlar vasıtasıyla milletvekilleri transfer etmek suretiyle bu Meclisin iradesine gölge düşürenlerin; bu Meclis hakkında, bu kamuoyunda, hepimizin de muzdarip olduğu bir şekilde, rencide edici şekilde beyanlarda ve neşriyatta bulunan bu medya kuruluşlarının isteklerini alelacele getirici şekilde bir yaklaşımla bu tasarının çıkarılmasını, acaba biz milletvekilleri olarak hak mı ettik?! Yani, bu medya, fevkalade, bu toplum üzerinde bizi âlâ, yüksek noktalara çıkardı da, bunlara bir borcumuz vardı da, bu borcumuzu bir an evvel ödemek için, ülkenin birçok meselelerini bir tarafa iterek, öncelikli olarak bunu bu Genel Kurulun gündemine getirdik?! Öyle değil. Biliyorsunuz ki, hepimiz içinde yaşıyoruz. Seçim bölgelerimizde yapılan toplantılarda ya da iştirak ettiğimiz toplantılarda bize yöneltilen soruları, bizi rencide eden soruları, bizi suçlayan o konuşmaları, acaba biz gidip de meydanlarda  kendimiz mi ifade ettik; yoksa, bu medyaya, bu medya kuruluşlarına hak vermek için, bu medya kuruluşları gidip o çevrelerde, dışarıda, taşrada, şurada veya burada, bu Mecliste olmayan bir şeyi olmuş gibi, mübalağalı, yanlış, hatalı hatta kasıtlı bir şekilde bizi rencide ettiği için mi, bu hükümet bunu buraya alelacele getirdi veya üç beş defa gelmiş bu tasarı reddedildi, iade edildi, bir haksızlık oldu, biz bir haksızlık yaptık, medyanın bu memlekete fevkalade hakkaniyet kaidelerini iktiza edici şekilde hizmetleri oldu, biz bunların hakkını gözetmedik diyerek bir pişmanlık çerçevesinde mi alelacele getirdik; hayır. Bugün, toplumdaki bütün bu insanî dengelerin, insanların birbirine hoşgörüyle bakması, bilhassa Meclise, hükümete, yani, koalisyon partilerinin oluşturduğu hükümeti dahi yeri geldiğinde çok defa...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akın, açıyorum mikrofonunuzu efendim; lütfen tamamlayın.

MURAT AKIN (Devamla) - ...rencide edici şekilde yayında bulunan, neşriyatta bulunan bu medyaya, acaba, neden dolayı böyle bir görev yapmak için acele ettiniz; yoksa, korktuğunuz çekindiğiniz çevreler mi vardır sayın milletvekili? İlk önce bu medya bu Meclise, bu hükümete, bu millete bu topluma saygısını, sevgisini bir göstersin. Bu medyaya vereceğimiz yeni şeylerle, icabında belirli bir kapasiteyi haiz medya kuruluşlarının, bu RTÜK’ün hisse senetlerini ele geçirmek suretiyle yayının tamamına hâkim olma gibi bir durum var, bir sakınca var; bunlar düzeltilmeden alelacele çıkarılacak bir yasa, ilk önce bu Meclise zarar verecek düşüncesiyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akın.

Maddeyle ilgili 4 adet önerge vardır;  ancak, madde üzerinde milletvekillerince sadece 3 önerge verilebildiğinden, yalnızca bu önergelerden 3’ünü geliş sıralarına göre okutacağım ve daha sonra da aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluşu Hakkındaki Kanun Tasarısının 4 üncü maddesinde düzenlenen 7 nci maddesinin son fıkrasında yer alan “Başkan veya yokluğunda vekili karara bağlanacak gündemi toplantıdan önce belirleyerek Üst Kurul üyelerine bildirir. Üst Kurul gündemine hâkimdir” kısmının “Başkan veya yokluğunda vekili karara bağlanacak gündemi toplantıdan en az 48 saat önce belirleyerek Üst Kurul üyelerine bildirir. Üst Kurul gündemine hâkimdir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Aslan Polat                  Maliki Ejder Arvas                  Ahmet Karavar

  Erzurum                         Van                                      Şanlıurfa

 

Şeref Malkoç                  Faruk Çelik                                    Süleyman Metin Kalkan

  Trabzon                    Bursa                                             Hatay

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayalı yasa tasarısının çerçeve 4 üncü maddesi ile değiştirilen 3984 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesindeki “Başkanlık süresi iki yıldır” ibaresinin “Başkanlık süresi üç yıldır” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Fethullah Erbaş                    Aslan Polat                                    Lütfi Yalman

   Van                                       Erzurum                                       Konya

 

Musa Uzunkaya                    Ayşe Nazlı Ilıcak                  Veysel Candan

    Samsun                           İstanbul                                           Konya

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayalı yasa tasarısının çerçeve 4 üncü maddesi ile değiştirilen 3984 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesindeki “Başkanlık süresi iki yıldır” ibaresinin “Başkanlık süresi dört yıldır” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Fethullah Erbaş Lütfi Yalman   Yaşar Canbay

                 Van             Konya           Malatya

M. Niyazi Yanmaz     Rıza Ulucak    Aslan Polat

          Şanlıurfa            Ankara          Erzurum

BAŞKAN – Bu okuttuğum önerge en aykırı önergedir; aynı zamanda işlemine de başlıyorum efendim.

Komisyon önergeye katılıyor mu?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükümet?..

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Kim konuşacak efendim?..

VEYSEL CANDAN (Konya) – Ben konuşacağım efendim.

BAŞKAN – Sayın Candan’ın imzası var mı efendim?

VEYSEL CANDAN (Konya) – Var efendim.

BAŞKAN - Konya Milletvekili Sayın Veysel Candan.

Buyurun.

VEYSEL CANDAN (Konya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; görüşülmekte olan RTÜK yasa tasarısı üzerinde verdiğimiz önergeyle ilgili olarak görüşlerimi açıklamak istiyorum; Muhterem Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde, tasarı ve tekliflerin gelişinde bir garabet var; önce IMF ve Dünya Bankası... O teklifler tamamlandığı zaman, vakit kalınca da yerli sermayenin teklifleri, tasarıları geliyor. Ben Parlamento müzakerelerini dikkatle takip ettiğim zaman, sözü geçmeyen, teklifi onaylanmayan  tek milletvekilleridir. Çoğu zaman, bazı milletvekili arkadaşlarım, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre bazı tekliflerin öne alınmasını talep ederler. Tabiî, onlar da sıraya konur ve bir dönem içerisinde bir milletvekilinin kanun teklifi yasalaşmaz; yani, buraya kadar söylediklerimi kısaca söylemek gerekirse, kanun teklifi verip de yasalaşan bir tek milletvekili arkadaşım varsa elini kaldırsın; yoktur. O açıdan, bu, çok calibi dikkat bir konudur; üzerinde durulması gerekir.

Hükümetin, getirdiği tasarılardan da haberi yok; çelişki içerisindedir. 24 Mart 2001; Resmî Gazetede yayımlanan ulusal programa bakıyoruz. Ulusal programda, RTÜK’le ilgili bir madde konulmuş -dikkatlerinize arz ediyorum- “RTÜK’ün kurumsal yapısında değişiklik yapılmayacaktır.“ Yani, siz, mart ayı içerisinde bunu dünyaya deklare ediyorsunuz; ama, bugün, getiriyorsunuz, bir RTÜK yasası ve bunu belli sermaye getirdi denildiği zaman da itiraz ediyorsunuz. Demek ki, Türkiye’de, belli güç odakları, belli sermaye odakları, bu Parlamentoyu kullanmaktadır; fevkalade yanlıştır.

Şimdi, diğer çok önemli ve ayrı bir konu; tasarının maddelerine ve içeriğine baktığınız zaman tezatlarla doludur. Tasarının içeriğinde, özerk bir kurul oluşturacağız, bağımsız bir kurul oluşturacağız deniyor. Maddelere tek tek baktığımız zaman, aksine, tam bağlayıcı, dayatmacı bir kurul oluşturulmaktadır.

Hatırlanacağı üzere, daha önce 9 üye seçiliyordu; bunun 5’ini iktidar, 4’ünü muhalefet; şimdi, yeni uygulamayla 7 artı 2’ye dönüyor ve işin en tehlikeli tarafı da, Meclis kendi yetkisini yürütmeye devrediyor. Dünyanın hiçbir Parlamentosunda bulunan milletvekillerinin, oturup, kendi yetkilerini başkalarına devrettiği görülmüş değildir. Kulislerde, milletvekili arkadaşlarımızla görüşüyoruz. Bu tasarı uygun değil, bu tasarı yanlışlarla dolu, bu tasarı hemen değişir, bu tasarı üç ay sonra geri gelir; ama, o gizli el, o gizli güç neyse, bakıyoruz, maddeler tıkır tıkır işleyerek gidiyor.

Şimdi, tabiî, 3 üncü maddede bu kurulun oluşumu değiştiği zaman; yani, Parlamento kendi yetkisini devrettiği zaman ne oluyor; ondan sonraki konuşmalar, hepsi havada kalır. Onbeş günde mi toplanır, gündemini bugün mü tayin eder, yarın mı tayin eder, bunların hepsi hikâye laflardır. Tasarıda olmasa da, yönetmelikle düzeltilir.

Şimdi, ben, şunu tekrar ifade ediyorum: Değerli arkadaşlar, bu Parlamentoda kullandığımız oyların, verdiğimiz oyların bir mesuliyeti ve sorumluluğu vardır; ama, bugüne kadar, maalesef, bu sorumluluklara sahip çıkamadığımızı üzülerek ifade etmek istiyorum.

Burada, dün, gruplar adına konuşan sözcüleri dikkatle dinledim. ANAP adına konuşan arkadaşım, aynen, şunu söylüyor: Biz, bu yasayı niçin çıkarıyoruz; adil olsun -kamu vicdanında- ve toplum vicdanını rahatlatsın. Peki, toplum vicdanı bu şartlarda rahatlıyor mu; hayır. Peki, adil oluyor mu; hayır... Peki, bu yasa, daha önce niye Sayıştay tarafından Meclis adına incelenmiyordu da, şimdi, Başbakanlığa bağlı Yüksek Denetleme Kurulu... Peki, onu da Başbakan bir devlet bakanına verdi. Bir devlet bakanı, bakan olarak, RTÜK üzerinden bütün televizyonları böylece denetlemiş olur.

Değerli arkadaşlar, bugüne kadar aldığımız siyasî tecrübe ve kamuoyundaki gelişmeler şunu gösteriyor: Biz, kimin, hangi televizyona, hangi şartlarda sahip olacağından ziyade, bu TV sahiplerinin ve medya sahiplerinin yasaların oluşmasında, özelleştirmelerde, ülke menfaatlerinin, millî gelirinin paylaşımında hükümetle etkili olup olmadığının tartışılması gerekir.

Burada, ANAP sözcüsü arkadaşım “şu anda televizyon sahiplerinin kim olduğu belli değil; 400 milyon dolar gelirleri var, 800 milyon dolar harcamaları var”diyor ve biz, bunu takip edemiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Candan, lütfen tamamlayın efendim.

Buyurun.

VEYSEL CANDAN (Devamla) –.O zaman siz neden hükümetsiniz?!. 400 milyon dolar geliri olan ve 800 milyon dolar harcama yapan kurumların üzerine Maliye Bakanı neden gidemez?!.

Gidemez; çünkü, o televizyonun patronu bir gün çıkar, bir bakanınızla tartışır, bir gün Maliye Bakanı aleyhinde haber yapar ve ertesi gün de o bakan görevinden olur.

Bence, burada, Parlamento bir yanlış adım atıyor. Ümit ediyorum ki, bundan sonraki gelişmelerde daha dikkatli oluruz.

Teşekkür ediyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri)- Karar yetersayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler...Karar yetersayısı yoktur.

Birleşime 10 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati 15.56

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.07

BAŞKAN: Başkanvekili Nejat ARSEVEN

KÂTİP ÜYELER: Sebahattin KARAKELLE (Erzincan), Cahit Savaş YAZICI (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 108 inci Birleşimin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

682 sıra sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

 

 

8.- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682) -------(Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 4 üncü maddesi üzerinde verilen Sayın Fethullah Erbaş ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yetersayısı bulunamamıştı.

Şimdi, oylamayı tekrarlıyorum ve 3 dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı vardır; önerge reddedilmiştir efendim.

Şimdi, diğer önergeyi okutuyorum:

       Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Yasa Tasarısının çerçeve 4 üncü maddesiyle değiştirilen 3984 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesindeki “Başkanlık süresi iki yıldır” ibaresinin “Başkanlık süresi üç yıldır” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Fethullah Erbaş (Van) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu efendim?..

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Erbaş, siz mi konuşmak istiyorsunuz efendim?..

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Sayın Yanmaz konuşacak efendim.

BAŞKAN – Şanlıurfa Milletvekili Sayın Mustafa Niyazi Yanmaz, buyurun efendim.

MUSTAFA NİYAZİ YANMAZ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasa tasarısının 4 üncü maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Yanmaz, arkadaşlarım da uyardılar, önergede imzanız olmadığı için, İçtüzüğümüz gereği konuşmanız mümkün değil; ama, önergede imzası olan bir diğer arkadaşımızın konuşma hakkı tabiî ki var.

VEYSEL CANDAN (Konya) – Sayın Başkan, ben konuşayım.

BAŞKAN – Sayın Candan konuşacaklar.

Önergelerin fotokopilerini gruplara da gönderiyorum; lütfen, bu hususa dikkat ederlerse, çok memnun olurum.

Buyurun efendim.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

VEYSEL CANDAN (Konya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 4 üncü maddesini görüştüğümüz bu tasarıya acaba kim oy veriyor diye dikkatle takip ediyorum. Şimdi, değerli partilerimizin sözcülerinin açıklamaları var. DSP adına açıklama yapan arkadaşım “tasarı son derece tekelci bir yaklaşım sergiliyor; medya-siyaset-ticaret ilişkisi, yasanın çıkmasıyla had safhaya çıkacaktır; bu yüzden karşı çıkıyorum” diyor.

AYDIN TÜMEN (Ankara) – Kim söylemiş?

VEYSEL CANDAN (Devamla) – Ali Arabacı; ismini de söylüyorum.

Yine, MHP’den bir arkadaşım diyor ki ”tasarıya karşıyım; tekelleşme getiriyor; kartel medya patronlarının enerji ihalelerine girmesinin önünü açıyor.” Ben, bu MHP’li arkadaşımızın sözünü teyiden baktım; çok güzel ve doğru söylüyor. Şimdi, elimizde, Danıştayın iki tane kararı var. Bir tanesi, Doğan Grubuna ait; İstanbul-Avrupa yakası enerji dağıtım ihalesini Danıştay iptal etti ve bu yasayı bekliyor. Petrol Ofisi özelleştirilmiş; yine bu yasayı bekliyor. Yine, Bursa-Yalova arasındaki enerji dağıtım ihalesini Danıştay iptal etti; bu yasayı bekliyor. Demek ki, arkadaşlarımızın açıklamaları doğru.

Şimdi, hükümeti oluşturan kanattan diğer bir milletvekili “RTÜK Yasası eksiktir ve sorunları çözmekten uzaktır; emrivakiyle önümüze gelmese katkı yapardık.” Bunu da, ANAP’lı Sayın Yılmaz Karakoyunlu söylüyor. Değerli arkadaşlarım, DYP’den bir arkadaşımız var; artık, hükümete göre, muhalefetin esprisi olmadığı için, muhalefet sözcülerinin açıklamalarını hiç söylemeye gerek yok.

Değerli arkadaşlar, acaba, hakikaten, enerji ihaleleri, Petrol Ofisi özelleştirmeleri, Türk Telekom ve Türk Hava Yollarını bekleyenler var mı; var. Şimdi, burada, ANAP sözcüsü, dün, gayet güzel açıklamalar yaptı ve âdeta, kendi kendini bağladı. Diyor ki: “Biz, bu televizyonların sahiplerinin kim olduğunu doğrudan bilmiyoruz.” Bakın, ben bir araştırma yaptım             -hepimiz, zaten biliyoruz da, bir kere daha söyleyelim- Star Gazete ve Televizyonu, Kral Televizyonu, Teleon Televizyonu ve Kanal 6 Televizyonu; yani, 5 televizyon bir grubun. Peki, cümle alem biliyor da, hükümet niye bilmiyor bunu?!.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Bravo...

VEYSEL CANDAN (Devamla) – Ayrıca, bunların, hakikaten devletle ne ilişkisi var diye devam ediyoruz; Çukurova Elektrik ve Kepez Elektrik... Şimdi, SPK’yla bunlar yargıda, mahkeme de devam ediyor. Şimdi, ben, bu grubun televizyonunun, sabah akşam neden ANAP Genel Başkanının sözcüsü, hatta -o da yetmiyor- Berna Yılmaz’ı, hatta, mesela, Sayın Kemal Derviş ve eşinin Antep, Adana seyahatini, bu televizyonların neden daha çok anlattıklarını anlıyorum; anlamamak mümkün değil. Devam ediyoruz, bakıyorsunuz, özelleştirmede, Trabzon, Ladik, Van, Şanlıurfa, Bartın, Antep, Rumeli Holding Çimento Fabrikalarını bu holding grubu almış. Gelelim, cep telefonlarına; Telsim’i de bu firma almış.

Değerli arkadaşlar, siz, neyin altına imza attığınızı, lütfen, bir kere daha düşünün. Bakın, bunların toplam değeri, Türkiye millî gelirinin yarısına yaklaşıktır.

Diğer gruba bakalım, Doğan Grubuna bakalım. Hürriyet, Milliyet, Radikal, Posta, Fanatik, Kanal D, CNN Türk, Dışbank... Hatırlar mısınız, bu Dışbank’la ilgili, İçişleri Bakanının bir banka yolsuzluğunu açıklamasında, bu grubun başkanı, başa baş,  dişe diş, çıkmış televizyonda, Bakana olmadık hakaret etmişti. Peki, onu da unuttunuz diyelim. Bu patronun, bu medya grubunun patronunun, Başbakanı pijamayla, şortla karşıladığını da mı unuttunuz; yani, bu şartlarda bu ANAP’lılar bunun altına nasıl imza atacaklar?! Lütfen, bir kere daha değerlendirelim.

Yine, bakın, Zigana elektrik. Danıştay iptal etmiş ve bekliyor; bu yasayı bekliyor; yani, siz öyle bir karar aldınız ki, burada, sabaha kadar bu bitecek, sabah 09.00’da da efendim yasalaşacak, Cumhurbaşkanından çıkacak ve ertesi gün de Danıştayın aldığı bütün durdurma kararları, iptal kararları uygulamaya girecek. Hangi milletvekili, hangi vicdanla bunların altına imza atacak ve yol verecek?

Değerli arkadaşlar, bu örnekleri çoğaltmak mümkün, maddeler üzerinde sıram geldikçe bunları ifade etmeye çalışacağım.

Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Candan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Son önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluşu Hakkındaki Kanun tasarısının 4 üncü maddesiyle düzenlenen 7 nci maddesinin son fıkrasında yer alan “Başkan veya yokluğunda vekili, karara bağlanacak gündemi toplantıdan önce belirleyerek üst kurul üyelerine bildirir. Üst kurul gündemine hakimdir” kısmının, “Başkan veya yokluğunda vekili karara bağlanacak gündemi toplantıdan en az 48 saat önce belirleyerek üst kurul üyelerine bildirir. Üst kurul gündemine hakimdir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Aslan Polat (Erzurum) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükümet?

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) ­– Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önergesi üzerinde Sayın Aslan Polat.

Buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

ASLAN POLAT (Erzurum) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Şimdi, bu önergeyi vermemizin en büyük önemi şu. Hiç olmazsa, kurul 48 saat öncesinden neyi konuşacağını, neyi yapacağını bilsin de biraz kurula hazırlıklı gelsin. Gerçi, bizim Mecliste de var, komisyonlardan gelen bir kanun tasarısı 48 saat geçmeden görüşülmez; ama, iki de bir Danışma Kurulu toplanıyor 48 saate de lüzum yok, hemen görüşelim, niye görüşelim; çünkü içeriğini anlamayalım, içeriğini öğrenmeyelim, içeriğini öğrenirse milletvekilleri rahatsız olurlar, belki geçirmezler. Kimse okumadan, öğrenmeden tasarılar geçsin, ondan sonra da Meclisin itibarı sıfıra düşsün. Bugün bütün anketlerde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarının alt seviyelere düşmesinin en büyük sebeplerinden birisi, sizin, böyle, Meclisi, ciddî olarak tasarılara hâkim olmadan çalıştırarak, bunları gerçek yerine koymamanızdan kaynaklanmaktadır.

Onun için, biz, arkadaşlarımızla diyoruz ki, en azından 48 saat öncesinden –hemen bir an için olmasın- kurulun gündeminin ne olacağı belirlensin, kurul da bu gündem hazır olarak gelsin.

Sayın milletvekilleri, bakın, bu tasarı niye geldi düşünüyorum, ben bunu düşünürken; yani, hakikaten demokratik bir durumu yok, peki niye geldi derken, Demokratik Sol Parti Grubu adına konuşan arkadaşın konuşmasını okuyunca anladım ben niye geldiğini. Şimdi, Demokratik Sol Partinin, bir sosyaldemokrat parti grubunun adına yapılan konuşmayı okuyorum, siz de dinleyin; “hal böyleyken, sermaye birikimi olan her gruba kamu ihalelerine girme yasağı koyarsanız, özelleştirmeyi kimlerle yapacaksınız. Yüzde 100 hisse sahibi olduklarını varsaysak –ki, bu mümkün değil- anonim şirketlerde 5 ortak olması gerekiyor, 1336...” –radyo televizyon sayısını veriyor herhalde- “... yüzde 50 hisse sahibi olurlarsa, 2 700 kişi veya grup ihale yasağı kapsamına giriyor.  Bu grupları ihale dışına bırakarak, devlet kurumlarını üç beş kuruşa bedavacılara mı vereceğiz?!” diyor ve bunları ihaleye sokmak için bu tasarıyı getirdiğini DSP söylüyor; yani, demek ki DSP Grubunun bütün derdi, erken getirme sebebi, 2 700 radyo televizyon sahibini ihalelere sokmak için. Bütün telaşınız bu sizin; ama, siz sosyaldemokratlar, dün, Türk-İş’in 1960’tan beri ilk defa reel enflasyon oranı yarı hissesinde ve 12 ay sonra almak için işçilerle yapmış olduğu pazarlığı dert etmiyorsunuz, bundan dolayı rahatsız olmuyorsunuz; ama, 2 700 radyo ve gazete sahibinin devlet ihalesine girmesi için, bu tasarıyı öncelikle getiriyorsunuz. Sizin bütün derdinizin bu olduğu, işte, konuşmanızdan belli, Grup adına konuşmanızdan belli.

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) – Yok öyle ya...

ASLAN POLAT (Devamla) – Açın okuyun, okur yazarlığınız var... Sen de rahat edersin...

Buradaki konu ne arkadaşlar; şimdi, siz, tasarıları acele getirdiğiniz zaman, içinde olan rakamlara bakmıyorsunuz. Yoksa, Batı ülkelerinde de kamu ihalesi mi var, Amerika’da da radyo televizyon devlet ihalesine mi giriyor?! Ben, radyo ve televizyon kurumları güçlü olsun, devlete bağlı olmasın, özgürce gelsin, burada, halkın derdini anlatsın istiyoruz. Yoksa, siz, kendi konuşmalarınızda olduğu gibi, sırf radyo ve televizyon sahipleri kamu ihalelerine girsin diye, bu önergeyi getirip, bunu kendine ders eden sosyaldemokratlar... Ama, Türk-İş’in, dün, 400 000 işçinin toplusözleşmesini yaparken, kırk yıllık cumhuriyet tarihinde ilk defa enflasyonun yarısı kadar ve 13 ay sonra almak şartıyla yapmış olduğu toplusözleşmeyi kendinize dert etmezseniz, işte, bunun hesabını size bir gün halk sorar.

Buraya çıkmadan önce kulisten gelirken, Milliyetçi Hareket Partili bizim Tarım ve Köyişleri Bakanı hemşerim bana dedi ki: “Yahu, benim icraatlarımı burada bir anlat.” Ben “RTÜK Yasası görüşülüyor” deyince, “olsun, radyo ve televizyonlar benim hakkımı anlatmıyor, sen anlat” dedi, “peki anlatayım” dedim. Bugünkü bir gazetede “halk et yiyemez oldu” diyor; yani, bu, Tarım Bakanımızın bünyesinde. Yine, bir profesör yazarımız diyor ki: “Fiyat ve talepler düşüyor. Kriz öncesindeki et fiyatları marketlerde 3 milyon lira idi, krizden sonra her şey iki katına çıktı, ama et fiyatları 2,5 milyona düştü. Neden; halk et alamıyor. Hayvancılık öldü, hayvan kalmadı, otlak ve meralarımız kalmadı” Kim diyor; bugün bir basın kuruluşu diyor; ama, bundan sonra, bunu, her basın kuruluşu diyemeyecek. Niye diyemeyecek; çünkü, bu Üst Kurulun 9 üyesinin 4’ünü hükümet atayacak; hükümet atayacağı için, hükümetin atadığı bu şahıslar hükümetle ters düşmemek için, bu hükümetin yapmış olduğu icraatları halka anlatamayacaklar.

Yine, Tarım Bakanı “benim icraatlarımı anlatmıyor” diyor. Ben okuyayım bari, doğrusunu okuyalım. Nereden; Maliye Bakanlığından okuyalım, Maliye Bakanı diyor ki, tarımsal desteklemeler olarak... (DSP sıralarından gürültüler) Dinleyin beni, dinleyin, hiç rahatsız olmayın.

“Pamuk ve diğer ürünlerde: Ocak ayında destek sıfır, şubatta sıfır, martta sıfır, nisanda sıfır.

Hayvancılıkta: Ocakta sıfır, martta sıfır, nisanda sıfır, mayısta 2 trilyon...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Polat, tamamlamanız için mikrofonunuzu açıyorum efendim.

ASLAN POLAT (Devamla) – Bitiriyorum.

Doğrudan gelir desteği: Ocakta sıfır, şubatta sıfır, martta sıfır, nisanda sıfır.

Tütün desteği: Ocakta sıfır, şubatta sıfır, martta sıfır, nisanda sıfır...” İşte, bu, sizin Tarım Bakanınızın icraatları.

Şimdi, bu, bütün desteklerde sıfır olan icraatları, halkın et bulamadığı icraatı, siz, bu yapacağınız icraatlarla özel kuruluşlara ihale desteği vererek, o kamu desteklerini arkanıza alacaksınız... İşte, bugünkü gazeteleri açın, bu hükümetin tek patronu Sayın Derviş için “elini kaldırdı, ayağını kaldırdı, birine güldü...” Bütün gazetelerde bunlar geçiyor. Neden; çünkü, öyle bir RTÜK yaptınız ki, tamamen hükümete bağlı kıldınız ve hükümetin gerçek patronu kimse, bundan sonra, basın da onun peşinde olacak.

Bu yanlıştan dönün diyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Polat.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN – Efendim, önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım. Elektronik cihazla oylama yapacağım.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, gözle görülüyor.

BAŞKAN - 3 dakika süre veriyorum.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Ben haklı olmadığım bir şey için ikaz etmem Sayın Başkan. İkaz edin, arkadaşlar içeride otursunlar, çözün;  yoksa, altından kalkamazsınız. İçlerine sinmiyor arkadaşların, siz zorluyorsunuz.

BAŞKAN – Oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yetersayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

5 inci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 5. – 3984 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Yasaklar ve denetim

Madde 9. – Üst Kurul üyeleri ile üçüncü derece dahil üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımları, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümleri saklı kalmak kaydıyla, radyo ve televizyon hizmetleri alanında Üst Kurulun görev ve yetki alanına giren konularda herhangi bir yüklenme işine giremez, özel radyo ve televizyon şirketlerinde ve bu şirketlerin doğrudan veya dolaylı ortaklık bağı bulunan şirketlerde ortak veya yönetici olamazlar.

Üst Kurul üyeleri, üyelikleri süresince resmî veya özel başkaca hiçbir görev alamaz, özel veya kamu yayın kuruluşlarının görev ve yetki alanına giren konularda doğrudan veya dolaylı olarak taraf olamaz ve bu konularda hiçbir menfaat sağlayamaz, siyasî partiye üye olamazlar. Amacı sosyal yardım ve eğitim işlerine yönelmiş derneklerle vakıflardaki görevler ve kooperatif ortaklığı bu hükmün dışındadır.

Üst Kurul üyeleri, kendileri veya üçüncü derece dahil üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımlarıyla ilgili konularda müzakere ve oylamaya katılamaz.

Yukarıdaki esaslara aykırı davrananlar görevlerinden çekilmiş sayılır. Bu husus Üst Kurul tarafından re’sen veya yapılacak müracaatın değerlendirilmesi sonunda karara bağlanır.

Üst Kurul, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun denetimine tâbidir.

 

BAŞKAN – Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ali Şahin; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

FP GRUBU ADINA MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinize saygılarımı sunuyorum.

Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda, Basın Kanununda, Gelir Vergisi Kanununda ve Kurumlar Vergisi Kanununda değişiklik yapan bir tasarı üzerinde görüşmeler yapıyoruz.

Hiç şüphesiz ki, radyo da, televizyon da, yazılı basın da, görüntülü basın da çok önemli haberleşme araçlarıdır. Anayasanın 28 inci maddesi basın hürriyetinden bahseder ve basın hürriyetini, temel haklardan sayar; ancak, bir ülkede, basın hürriyetinden bahsedebilmemiz için, o ülkede düşünce özgürlüğünün ve düşünceyi açıklama özgürlüğünün en geniş anlamda tatbik ediliyor olması gerekir. Acaba, görüşmekte olduğumuz bu değişiklik tasarısı, basın özgürlüğü önündeki engelleri kaldırmaya yönelik bir tasarı mıdır? Basın camiasında yazan, düşünen basın mensuplarının, yazdıkları ve söylediklerinden dolayı cezaevlerine girmesini önleyici değişiklikler mi öngörüyor bu tasarı; hayır... Şu anda, bir basın mensubu cezaevindedir. Dört gün önce, bir gazeteci, bir gazetenin genel yayın yönetmeni ve başyazarı cezaevine girmiştir; Sayın Mehmet Kutlular’dan bahsediyorum. Görüşlerini beğenmeyebilirsiniz, konuşmasının içeriğine katılmayabilirsiniz; ama, bu ülkede, düşüncesini açıklayan, teröre ve şiddete yol açmadığı sürece, düşüncesini açıklayan herkese saygı duyulmalıdır, teşekkür edilmelidir; ama, maalesef, bir gazeteci, şu anda cezaevindedir. Hükümet, Sayın Kutlular ve onun gibi düşünürlerin, yazarların, siyasîlerin Türk Ceza Yasasının 312 nci maddesinden dolayı cezaevine girmelerini engelleyici birtakım düzenlemeler yapma sözünü verdi. Nerede verdi; işte, Ulusal Program; Ulusal Programı lütfen tetkik edin. İşte, elimde... Geçenlerde, Sayın Başbakan Yardımcısı Yılmaz, bizi Avrupa Birliği Genel Sekreterliğine davet etti; orada, şu izleme çizelgesini bize dağıttı. Dedi ki: “Avrupa’ya biz bir program verdik; işte, önceliklerimiz şunlardır: Bir, Anayasanın ilgili maddelerinin gözden geçirilmesi; iki, Türk Ceza Kanununun 312 nci maddesinin gözden geçirilmesi...” İkinci sırada bu var. RTÜK de var; ama, dördüncü sırada.

Şimdi, siz, Avrupa’ya diyorsunuz ki, biz, bu sırayla iyileştirmeler yapacağız; ama, birinci sırayı, ikinci sırayı, üçüncü sırayı atlıyorsunuz, dördüncü sırayı önümüze getiriyorsunuz. “Efendim, bunda ne mani olabilir?..” Öyle bir mani olabilir ki... Avrupa Birliğine değiştirmeyi taahhüt ettiğiniz 312 nci maddeyi, şu haliyle getirip, bu tasarının içine, dördüncü maddeye koyuyorsunuz. Aynen, Türk Ceza Kanununun 312 nci maddesinin ikinci fıkrasını buraya koyuyorsunuz ve sonra da, Avrupa Birliğine diyorsunuz ki: “Biz bunları değiştirmeyi taahhüt ettik...” Haziranın sonunda Avrupa Birliğinde önemli bir toplantı var; Sayın Volkan Vural oraya gideceğini belirterek “giderken, hiç olmazsa, şu, öncelikli, kısa vadeli yasaların yasalaşmasını gerçekleştirelim de, oraya, sözlerimizi yerine getirmiş olarak gidelim” dedi. Siz, bunları yapmıyorsunuz. Sayın Bakan, şunun altında sizin imzanız var. Avrupa Birliğine diyorsunuz ki: “Biz bunu değiştireceğiz.” Buraya RTÜK tasarısıyla geliyorsunuz, aynısını koyuyorsunuz. Adama sorarlar; bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu! Sizin söylediğiniz başka, yaptığınız başka.

Sayın Bakan, bakın, hükümetin, verdiği taahhütlerde, yaptığı işlerde tutarlı ve ilkeli olması lazım. Kimseyi kandıramazsınız; her şey şeffaf. Burada konuşulanlar da Avrupa Birliği yetkilileri tarafından izleniyor. Sizin onlara “biz bunu değiştireceğiz” dediğinizi, ama, burada, aynısını diğer bir yasaya yansıtmakta olduğunuzu izliyorlar. Güvenilirliğinizi ve itibarınızı kaybediyorsunuz. Sadece siz kaybetseniz yanmayacağım; ama, siz, Türkiye Cumhuriyeti Devletini de temsil ediyorsunuz. O bakımdan, hükümetin, Avrupa Birliğine verdiği taahhütleri ve millete vaat ettiği taahhütleri vaadine uygun şekilde gerçekleştirmek yükümlülüğü vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Şimdi, basın camiasında uğraş veren basın mensupları için hiçbir iyileştirme getirmeyeceksiniz, onların var olan birtakım temel haklarını da kısıtlamaya gideceksiniz ve böylece, Türkiye’yi yönettiğinizi zannedeceksiniz. İnandırıcılığınızı yitiriyorsunuz. Şu tasarı, Türkiye Büyük Millet Meclisine, maalesef, çok büyük bir saygısızlıktır. Kamuoyu yoklamalarında, maalesef, bu hükümetin yüzünden, siyaset, en az güvenilir kurumlar arasına girmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, halkımız tarafından en az güvenilir kurumlar arasındadır. Bunun sorumlusu da bugünkü hükümettir. Bugünkü hükümet, maalesef, siyaseti itibarsız hale getirmiştir. Bakın, burada, Parlamentonun sahip bulunduğu RTÜK üyelerini seçme hakkının bir kısmını, yüzde 45’ini de alıp, bir başka organa veriyorsunuz. Halbuki, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bizim, şimdi, itibarımızı korumamız, var olan haklarımızı sonuna kadar değerlendirmemiz gerekmez mi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şahin, lütfen...

MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Sayın Başkanım, tamamlıyorum, son cümlemi söyleyeyim.

Biz, bu itibarı korumak için var olan haklarımızı kullanmalıyız. Eğer, biz, var olanları da devredersek, nasıl itibarımızı koruyacağız? Şu yasa tasarısıyla Parlamento çok önemli bir imtihandan geçiyor. Hükümetten gelmiş olabilir; ama, hükümet, iktidar, tüm milletvekilleri, Parlamentonun itibarını koruma noktasında, bu yasa tasarısı görüşülürken çok titiz olmalı; hatta, bu yasa tasarısını reddettirmeliyiz. Göreceksiniz, o zaman, Meclisimiz nasıl itibar kazanacak.

Saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şahin.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Tekirdağ Milletvekili Sayın Nihan İlgün; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

 

 

 

DYP GRUBU ADINA NİHAN İLGÜN (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunda değişiklik öngören kanun tasarısının 5 inci maddesi üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.

Madde üzerinde konuşmadan önce, tasarının bütünü hakkında bir şeyler söylemek isterim. Bu tasarı, Türk Halkının radyo televizyon yayınlarından beklediği ciddiyet, genel ahlaka, Türk örf ve âdetlerine saygı, gençliğin yetişme ve eğitimine özen, Atatürk ilke ve inkılaplarına uyumdan çok, medya patronlarının bütün bu esasları yok sayarak, kendi çıkar ve menfaatlarını koruyan, onları himaye eden, yeni bir krallık yaratan düzenlemeden ibarettir. (FP sıralarından alkışlar) Mevcut kanunda, gerçek veya tüzelkişilerin bir yayın kuruluşunda yüzde 20’den fazla hisse sahibi olamaması, birden fazla yayıncı kuruluşta hisse sahibi olanların ise tüm hisselerinin toplamının yüzde 20’yi geçmemesi şartı vardır. Mevcut kanun, ayrıca, bir özel radyo ve televizyon kuruluşunda yüzde 10’dan fazla hissesi olanların, devlet ihalelerine girmelerine, devletten taahhüt işi almalarına ve Menkul Kıymetler Borsasında iş yapmalarına yasak getirmiştir.

Görüştüğümüz tasarıda getirilen değişiklikte ise, herhangi bir tüzel ya da gerçek kişiye bir yayın kuruluşunun tamamına sahip olma hakkı, imkânı verildiği gibi, birden fazla radyo ve televizyonun sahibi olmasının yolu da açılmaktadır. Böylece, maddî imkânları kısıtlı olan yerel medya kuruluşları teker teker büyük sermaye tarafından ele geçirilecektir.

Bu tasarıyla, radyo ve televizyon sahiplerinin  devlet ihalelerine girmelerinin önündeki tüm engeller kaldırılmaktadır. Medya, gücünü, devlet ihalelerini kazanmak için kullanabilecektir. Radyo ve televizyon sahiplerinin borsada işlem yapmalarını da serbest olacaktır.

İtalya’da geçtiğimiz pazar günü yapılan seçimde, Silvio Berlosconi, hakkında 12 yolsuzluk dosyası olmasına karşın, Kanal 5, Italia 1 TV, RT 4 TV isimlerini taşıyan üç büyük televizyon kanalını elinde bulundurmanın gücünü kullanarak Başbakan oldu.

Tekelleşmeyi önleyemezsek, Türkiye’deki medya patronlarının yakında ülkenin kaderi üzerinde bugünkünden çok daha etkin hale gelmeleri ve tümüyle kontrolden çıkmaları sürpriz olmayacaktır. Bu medya kuruluşları kendilerini, yasamanın, yürütmenin, yargının üstünde bir güç olarak görmektedirler. Onlara bu sınırsız güç verilmemelidir.

Basın özgürlüğünden, medya patronlarının diledikleri gibi at oynatmaları değil, halkın doğru bilgilendirilmesi ve özgür haber alma hakkı anlaşılmalıdır. Medya kuruluşları teşvikle, krediyle, devlet imkânlarıyla değil, halka dayanarak ayakta durmayı öğrenmelidirler.

Türkiye’de bazı holdingler medyayla birlikte birçok işkolunda faaliyet göstermektedir ve büyük bir ekonomik güce ulaşmış bulunmaktadır.

24 Mart 2001 tarihinde Resmî Gazetede yayımlanan ve Başbakan Yardımcısı Sayın Yılmaz tarafından Avrupa Birliğine girme sürecinde sunulan ulusal programda “RTÜK’te mevcut aşamada kurumsal bir değişikliğe gidilmesine ihtiyaç yoktur” denilmektedir. Bu programdan daha üç ay geçmeden bugün Meclise getirilen tasarı da ise, RTÜK’te çok ciddî bir kurumsal değişikliğe gidilmesi düşündürücüdür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İlgün, mikrofonu açıyorum efendim; lütfen, tamamlar mısınız...

NİHAN İLGÜN (Devamla) – Teşekkür ederim.

5 inci maddede de, RTÜK’ün denetimi Başbakanlık Yüksek Denetleme Kuruluna bırakılmaktadır. Yüksek Denetleme Kurulu, Başbakanlığın vesayeti altındadır ve kurulun üyeleri Bakanlar Kurulu tarafından seçilmektedir. Dolayısıyla, kurul, siyasî iradeye bağımlı hareket etme riskini her zaman taşımaktadır.

Tasarıyla, RTÜK’ün özerkliği ortadan kaldırılmaktadır. Oysa, tüm demokratik ülkelerde RTÜK benzeri kuruluşlar özerk bir yapıya sahiptir.

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) – Nelerde biliyorsun?..

NİHAN İLGÜN (Devamla) - Nerden bildiğimi, sizler çok iyi bilirsiniz. Hep bekliyordum bana laf atmanı. En nihayet yakalandın.

Avrupa Birliği ülkelerinde radyo ve televizyon alanında düzenleyici görev yapan RTÜK benzeri kurum ve kuruluşların en önemli özelliği, özerk ve tarafsız olmalarıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum Sayın İlgün.

NİHAN İLGÜN (Devamla) – RTÜK’ün bir devlet bakanına bağlı olan Yüksek Denetleme Kurulunun denetimine tabi kılınması, RTÜK’ün özerk ve tarafsızlık ilkesinin son bulması, Avrupa Birliği ülkelerinin RTÜK benzeri kuruluşlarının sahip olduğu normlardan uzaklaşılması, bu kuruluşu bir devlet bakanının politik müdahalelerine açık hale getirmesi, hükümetlerin RTÜK üzerinden tüm radyo ve televizyonları kontrol altında bulundurması sonuçlarını doğuracaktır. RTÜK de, elbette ki, dış denetime tabi tutulmalıdır; ama, bu denetim, bir devlet bakanına bağlı olan Yüksek Denetleme Kurulu tarafından değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onun adına görev yapan Sayıştay tarafından yapılmalıdır diyor; hepinize saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İlgün.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 3 adet önerge vardır; geliş sıralarını göre okutup, aykırılık derecesine göre işleme alacağım efendim.

Birinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

682 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 5 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

 

B.    Nazlı Ilıcak Ramazan Toprak      Sait Açba

İstanbul             Aksaray              Afyon

 

M. Altan Karapaşaoğlu Azmi Ateş       Abdülkadir Aksu

      Bursa            İstanbul            İstanbul

 

      Eyüp Fatsa              

       Ordu                      

BAŞKAN – İkinci önergeyi okutuyorum efendim:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun Tasarısının 5 inci maddesinde yasaklar ve denetimi düzenleyen 9 uncu maddesinin son fıkrasında yer alan “Üst Kurul, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun denetimine tabidir” kısmının “Üst Kurul Sayıştay denetimine tabidir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Fethullah Erbaş Cevat Ayhan      Aslan Polat

                 Van           Sakarya          Erzurum

         Fahrettin Kukaracı Nezir Aydın

          Erzurum           Sakarya

BAŞKAN – Son önergeyi okutuyorum; bu, aynı zamanda en aykırı önerge olduğu için, okutup işleme alacağım efendim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı yasa tasarısının çerçeve 5 inci maddesiyle değiştirilen 3984 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasındaki “üyelikleri süresince” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve üyelikleri sona erdikten üç yıl sonuna kadar” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Lütfi Yalman     Fethullah Erbaş   Nezir Aydın

Konya            Van        Sakarya

M.Zeki Çelik Yaşar Canbay     M.Niyazi Yanmaz

Ankara    Malatya      Şanlıurfa

Veysel Candan Cevat Ayhan       Mehmet Elkatmış

Konya      Sakarya      Nevşehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükümet?..

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Ayhan, buyurun efendim.

CEVAT AYHAN (Sakarya) – Muhterem Başkan, muhterem üyeler; 682 sıra sayılı, Radyo-Televizyon Kanununda değişiklik yapan tasarının 5 inci maddesiyle ilgili olarak vermiş olduğumuz bir önergede söz almış bulunuyorum.

Bu 5 inci madde, halen meri olan Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında 3984 sayılı Kanunun 9 uncu maddesini değiştirmekte, “yasaklar ve denetim” diye yeni bir düzenleme getirmektedir. Burada getirilen düzenleme, Üst Kurul üyelerinin, kendilerinin ve yakınlarının yapamayacağı işleri tarif etmekte; ancak, son fıkra olarak da “Üst Kurul, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun denetimine tabidir” hükmü getirilmektedir.

Değerli arkadaşlar, bir kere, bu tasarıyla, fevkalade büyük bir hata yapıyoruz. 1994’te bu Mecliste, uzun müzakerelerle... Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmekte olan Radyo Televizyon Üst Kurulunun yapısını değiştirmekte, Meclis dışında YÖK’e, Millî Güvenlik Kuruluna, birtakım mercilere üye seçimiyle ilgili yetkiler vermekteyiz ve Meclisi, devre dışı bırakmaktayız; yani, üyelerin yarısına yakınını, Meclis iradesi dışına çıkarıyoruz.

Yani, bir meclisin, kendi iradesini, kendi sahasını daraltıcı bir anlayışı tasvip etmek mümkün değil. Zaten, Türkiye’de, 1960 darbesi ve 1980 darbesi, 12 Mart ve şimdi de, bir örtülü darbe halinde devam eden 28 Şubat döneminde, siyaset alanı giderek daraltılmaktadır; Meclis iradesi daraltılmaktadır; siyasetin icra sahası, iktidar sahası daraltılmaktadır.

Şimdi, bu Meclis, kendi elleriyle, kendi yetkilerini, birtakım kurumlara veriyor; bunu anlamak mümkün değil. Zaten, Türkiye’de, genel bir hava, mevcut siyasî kadroları tamamen tasfiye etmek, siyasetin yapısını değiştirmek, içeriden, dışarıdan, ithal bazı adaylarla, yeni bir siyasî düzen kurmak istiyor. Birtakım, aysberk gibi su altındaki çevreler, bu düzeni yapıyorlar. Bunun da başında, büyük sermaye geliyor, rantiye geliyor. Siz de buna çanak tutuyorsunuz; iktidar milletvekillerine sesleniyorum. Kendi irademizi kendimiz teslim ediyoruz, kendi aczimizi ortaya koyuyoruz; bunu anlamak mümkün değil değerli arkadaşlar.

Meclisin geçmişinde, Birinci Büyük Millet Meclisi vardır; harbi idare eden Meclistir; başkumandanın yetkilerini haftalarca vermeyen, erteleyen ve değerlendiren bir Meclistir. Mustafa Kemal Paşanın başkumandanlık yetkisini dahi, gereğinde, haftalarca ertelemiştir. Her bakanı denetleyen, hükümeti denetleyen, hem de harbi yöneten, İstiklâl Harbini yöneten bir Meclistir. Bir Meclis, kendi iradesine bu şekilde ambargo koymaz.

Onun için, önergemizin mahiyeti, denetimin Sayıştay tarafından yapılmasıdır. Niye bunu söylüyoruz; Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, hükümetin emrindedir, Başbakanlığın emrindedir; ama, Sayıştay, Meclis adına denetim yapar, bağımsız bir kurumdur, yüksek yargı organıdır. Onun için, bu önergemizi kabul edeceğinizi umut ederim değerli arkadaşlar. Biz, eğer, kendi kendimize, kendi değerimizi koruyamazsak, kendi şerefimizi koruyamazsak, kendi onurumuzu koruyamazsak, başkaları bizim onurumuzu korumaz ve kendi kendimizi ayak altına atarız. Onun için, bu Meclisin, Türkiye’nin gündemine hâkim olan, idareyi denetleyen, bürokrasiyi denetleyen, memlekette her türlü kötülüklere el koyan, iyiliklere umut veren bir Meclis olarak ortaya çıkması lazım; bu iradeyi ortaya koyması lazım. Burada, iktidar-muhalefet meselesi değil; hepimiz, aynı şekilde, bu Mecliste, aynı vitrinde görünüyoruz. Eğer, Türkiye’de işler başarısızsa, iyi gitmiyorsa, hepimiz suçlanıyoruz.

Bakın, bir Başbakan Yardımcısı, geçmişte başbakanlık yapmış olan bir zat, bir güvenlik kurumunun icraatıyla ilgili şikâyet ediyor; ama, siz, kendi iradenizi, Meclis iradesini birilerine teslim ederseniz, elbette, daha arzu etmediğiniz, daha sıkıntı duyacağınız ve daha da zor durumda kalacağınız yeni sahnelere hazır olmanız lazım. Ben diliyorum ki, değerli üyeler bu önergemizi destekleyecektir.

Değerli arkadaşlar, aslında, özerk kurumların, Meclis iradesine, denetimine alınması gerekir; Türkiye’de yapılması gereken budur. Bakmayın siz bazı çevrelerin siyaseti karaladıklarına.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ayhan, mikrofonunuzu açıyorum; lütfen, tamamlayın.

CEVAT AYHAN (Devamla) - Aslında, siyaseti hacil duruma getirenler, aciz duruma getirenler, maalesef, birtakım siyasetdışı ve aysberk gibi su altında yüzen birtakım çevrelerdir. Ya bu Meclis, bunlara karşı millet iradesiyle ayağa kalkacak, kendini de, milleti de koruyacak; yoksa, Türkiye, maalesef, bu sıkıntılar içinde, Osmanlının son döneminde olduğu gibi, fevkalade zor şartlar içinde idamei hayat etmeye çalışacaktır. İnşallah, bunlar değişecek.

Önergemizin desteklenmesini diler, hepinizi hürmetle selamlarım. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ayhan.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.

Elektronik cihazla oylama yapacağım.

Oylama için 3 dakika süre veriyorum efendim.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı yoktur.

Birleşime 10 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.57

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.10

BAŞKAN:Başkanvekili Nejat ARSEVEN

KÂTİP ÜYELER: Sebahattin KARAKELLE (Erzincan), Cahit Savaş YAZICI (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 108 inci Birleşimin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

682 sıra sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

 

Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682) -------(Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 5 inci maddesi üzerinde verilen Sayın Lütfi Yalman ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yetersayısı bulunamamıştı.

Şimdi, oylamayı tekrarlayacağım ve oylamayı elektronik cihazla yapacağım.

Oylama için 3 dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

 Şimdi, müteakip önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

682 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 5 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Ayşe Nazlı Ilıcak (İstanbul) ve arkadaşları.

Üst Kurul, Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetimine tabidir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa)- Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükümet?..

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Ilıcak, buyurun efendim.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Eyüp Fatsa konuşacak.

BAŞKAN - Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

EYÜP FATSA (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önerge sahipleri adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, yönetim zafiyetleri dolayısıyla birbiri ardına siyasî, sosyal ve ekonomik krizler yaşadığımız bir ortamda, hükümete ve Parlamentoya olan güven artarak sarsılmaktadır. Bu durumu fırsat bilen bazı güç odakları, hükümetle birlikte, başta Türkiye Büyük Millet Meclisi olmak üzere, siyaset kurumunu, sistemli ve organize bir şekilde yıpratmaya çalışmaktadırlar. Her geçen gün siyasetin alanı daraltılmaktadır ve siyaset kurumu devredışı bırakılmaktadır. Ülkemiz, âdeta, kurullar yönetimi ülkesi haline getirilmektedir. Bu kurulların belli başlıları, Millî Güvenlik Kurulu, Yüksek Öğretim Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Üst Kurulu, Elektrik Piyasası Kurulu, Şeker Piyasası Kurulu, Sermaye Piyasası Kurulu, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Doğalgaz Piyasası Kurulu, Telekomünikasyon Kurulu, Haberleşme Yüksek Kurulu ve daha adını sayamadığım nice kurullar.

Değerli arkadaşlar, millet adına denetim yapan Parlamentonun yetkileri birer birer kurulan yeni kurullara devredilmektedir. Kurulan bu kurullarla, denetim, Türkiye Büyük Millet Meclisinden kaçırılmaktadır. Siyasetin alanı, sistemli ve bilinçli bir şekilde her geçen gün daraltılmaktadır. Topyekûn parlamenter sistem hedef alınarak, işlevsiz hale getirilmektedir. Meclisin kamu vicdanındaki saygınlığı ve itibarı sıfırlanmaktadır. Kurulların yaptıklarının artıları kendilerine, eksileri ise Meclise çıkarılmaktadır. Halı ayağımızın altından çekilmektedir; biz ise, akrep gibi, kendi kendimizi sokmakla meşgul oluyoruz.

Değerli arkadaşlar, oluşturulan bu kurullarla Parlamento denetimi dışında âdeta ikinci bir hükümet oluşturulmaktadır. Halbuki, bu kurulların hiçbiri milletten yetki almamışlardır. Meşruiyetini milletten almayan kurullarla, Parlamento âdeta by-pass edilmektedir; milletin vekilleri, gelişen olaylar karşısında konu mankeni durumuna düşürülmektedir. Zaten, antidemokratik bir şekilde oluşturulan RTÜK, siyasetin vesayeti altında bir başka kuruma denetlettirilmek istenmektedir. Biz, vermiş olduğumuz değişiklik önergesiyle, RTÜK denetiminin millet adına Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmesini istiyoruz.

Değerli arkadaşlar, ülkemiz için böyle hayati önemi haiz bir kurul, ancak milletten yetki almış olan yasama ve denetim mekanizmasının başı Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından denetlenmelidir. Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun RTÜK’ü denetlemesi, RTÜK gibi bağımsız olması gereken bir organı iktidara bağımlı kılacaktır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetimi, hem tarafsızlığın korunmasına yardımcı olacak hem de şeffaflığı sağlayacaktır.

Bu düşüncelerle, önergemize olumlu oy kullanacağınız ümidiyle, Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...Önerge kabul edilmemiştir.

Son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 682 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun Tasarısının 5 inci maddesinde yasaklar ve denetimi düzenleyen 9 uncu maddesinin son fıkrasında yer alan “Üst Kurul Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun denetimine tabidir” kısmının “Üst Kurul Sayıştay denetimine tabidir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Fethullah Erbaş (Van) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Katılmıyor.

Hükümet?..

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Katılmıyor.

Buyurun Sayın Erbaş. (FP sıralarından alkışlar)

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; elbette ki, bu yasa tasarısıyla getirilmek istenilen önemli hususlar vardır.

Değerli arkadaşlar, önemli hususların başında, Üst Kurulun üzerinde, ayrıca bir Haberleşme Üst Kurulu daha kuruluyor. Millî Güvenlik Kurulundan üyeler, yine Başbakanlıktan, YÖK’ten birtakım üyeler konulmak suretiyle, Haberleşme Yüksek Kuruluyla, Türkiye’de kurulan kurullara bir yenisi daha ilave edilmek suretiyle, haberleşme de vesayet altına alınıyor, zapturapt altına alınıyor, Türkiye’deki özgürlükler birer birer kısıtlanıyor. Sonuç olarak, bu yeniliklerle belli bir noktaya gidiyoruz.

Bu yeniliklerle, bir taraftan Avrupa Birliğine girerken, öbür taraftan da bazı hürriyetleri kısıtlayıcı kurullar yoluyla, Meclisin birtakım yetkileri, hakları başka kurullara devredilmek suretiyle, milletin iradesi vesayet altına alınmış oluyor.

Bu işin sonu nereye kadar gidecek değerli arkadaşlar? Bu işin sonu, belli bir süre sonra, Meclisin üzerindeki kurullar çoğala çoğala, en sonunda millet de Meclisten ümidini kesmiş olacak. Şu andaki iktidarın birtakım kanun hükmünde kararnamelerle idare etmeye çalıştığı, onun yanında, ilave kurulların dışında bazı bakanlıklara Başbakanlık yetkisi verilmek suretiyle belli noktalara getirildiği, bu noktadan sonra, bazı kurullara da bazı yetkiler verilmek suretiyle, Meclis, bir yerde by-pass edilmiş olacak; kısacası o.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Meclisin by-pass edilmesi bize uygun değildir; yani, Meclis için iyi bir nokta değildir. Şu anda, Kurul üyelerinin 9 üyenin 7’sini, bir yerde iktidar; yani, hükümet ve iktidar partileri seçmiş olacak, 2’si kalacak muhalefete.

Şimdi, değerli arkadaşlar, muhalefet herkese lazım. Muhalefetsiz bir iktidarın hiçbir tadı tuzu olmaz. Eğer, bugün burada muhalefet olmasaydı, bu kanun çok kısa sürede geçecekti ve hiçbir şekilde tartışılmadan, görüşülmeden devam edip bitecekti; ama, muhalefetin olması, halkımızın bazı konuları öğrenmesine vesile oluyor. Muhalefetsiz bir iktidarın demokratik bir iktidar olmadığı ortadadır.

Şimdi, muhalefetin bütün yetkilerini 2’ye; yani, 9 üyenin 7’sini iktidara, 2’sini muhalefete verdiğin zaman, muhalefet de itiraz edecektir elbette. Ama, bizler de iktidar olduk, sonra, tekrar muhalefete geldik. En fazla iktidar olan partilerimizden bir tanesi Anavatan Partisidir şu anda Mecliste; ama, göreceksiniz, ileride yine, onlar da muhalefete geçecek, sizler de muhalefet sıralarına geçmiş olacaksınız. Yani, kendi elimizle baltayı kendi ayağımıza vurmanın bir manası yok diyorum. Buradaki aksaklıkların değiştirilmesini istiyor, önergemize oy vereceğiniz ümidiyle, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler.. Önerge reddedilmiştir.

 

 

 

BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, 5 inci maddenin oylamasından önce, bir yoklama talebi vardır; yoklama talebinde bulunan sayın milletvekili arkadaşlarımın Genel Kurul salonunda bulunup bulunmadıklarını araştıracağım ve yoklama işlemini yapacağım.

Sayın Malkoç?.. Burada.

Sayın Erbaş?.. Burada.

Sayın Polat?.. Burada.

Sayın Akman?.. Burada.

Sayın Yalman?.. Burada.

Sayın Ilıcak?.. Burada.

Sayın Aydın?.. Burada.

Sayın Yanmaz?.. Burada.

Sayın Çelik?.. Burada.

Sayın Öztek?.. Burada.

Sayın Geçer?.. Burada.

Sayın Alptekin?.. Burada.

Sayın Sünnetçioğlu?.. Burada.

Sayın Fatsa?.. Burada.

Sayın Günbey?.. Burada.

Sayın Candan?.. Burada.

Sayın Ulucak?.. Burada.

Sayın Arslan?.. Burada.

Sayın Gülle?.. Burada.

Sayın Ayhan?.. Burada.

 

Yoklama işlemini başlatıyorum ve 3 dakika süre veriyorum efendim.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı yoktur.

Birleşime 15 dakika ara veriyorum.

       Kapanma Saati :17.30

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.45

BAŞKAN: Başkanvekili Nejat ARSEVEN

KÂTİP ÜYELER: Sebahattin KARAKELLE (Erzincan), Cahit Savaş YAZICI(İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 108 inci Birleşimin Beşinci Oturumunu açıyorum.

 

III.- Y O K L A M A

 

BAŞKAN – Yoklamada toplantı yetersayısını bulamamıştık.

Şimdi, tekrar, yoklama işlemini başlatıyorum ve 3 dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısımız yoktur.

Bugün üçüncü yoklamamızı yaptık; bu tabloya göre, toplantı yetersayısının sağlanması mümkün görünmediğinden, sözlü sorular ile diğer denetim konularını sırasıyla görüşmek için, 29 Mayıs 2001 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

       Kapanma Saati : 17.48



(X) 682 S. Sayılı Basmayazı 23.5.2001 tarihli 107 nci Birleşim Tutanağa eklidir.