DÖNEM : 21    CİLT : 64   YASAMA YILI : 3

 

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

 

107 nci Birleşim

23 . 5 . 2001 Çarşamba

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMA

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. - Eskişehir Milletvekili Mehmet Sadri Yıldırım'ın, esnaf ve sanatkârlar ile KOBİ'lerin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması

2. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, 18 Mayıs 1919'da Balıkesir'de Reddi İlhak Cemiyetinin kurulmasıyla başlayan Kuvayı Milliye hareketinin 82 nci yıldönümü nedeniyle gündemdışı konuşması

3. - Edirne Milletvekili Evren Bulut'un, Trakya yöresindeki çiftçilerin buğday taban fiyatı ve prim sistemi uygulamalarından kaynaklanan sorunlarına ve tarım konusunda çıkarılması gereken kanunlara ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp'in cevabı

B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI

1.- Diyarbakır Milletvekili Sacit Günbey ve 29 arkadaşının, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da terör nedeniyle boşaltılan yerleşim birimlerinde yaşayan vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/200)

C) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. - Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı, Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının yeniden incelenmek üzere geri gönderilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/827)

V .- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. - İzmir Milletvekili Rıfat Serdaroğlu'nun; İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın; Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın; Ankara Milletvekili Yıldırım Akbulut'un; Şırnak Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım'ın; Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Konya Milletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili Nejat Arseven'in; İstanbul Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının;  Zonguldak Milletvekili Hasan Gemici'nin ve İzmir Milletvekili Işılay Saygın'ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449) (S.Sayısı: 527)

2. - Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/851) (Dağıtma tarihi: 7.5.2001) (S. Sayısı: 669)

3. - Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Yurtdışı Teşkilâtı Hakkında 189 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/53) (S. Sayısı: 433)

4. - Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin 624 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Fazilet Partisi Grup Başkanvekili Kahramanmaraş  Milletvekili Avni Doğan ve 7 Arkadaşının; Anavatan Partisi Grup Başkanvekilleri Bartın Milletvekili Zeki Çakan, Denizli Milletvekili Beyhan Aslan, Eskişehir Milletvekili İ.Yaşar Dedelek ile Antalya Milletvekili Cengiz Aydoğan'ın Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve İçişleri, Millî Savunma ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/757, 2/603, 2/605) (S. Sayısı: 592)

5. -  Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilatının Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 618 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname; Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilatının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı; Kayseri Milletvekili Hasan Basri Üstünbaş ve Üç Arkadaşının Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilatının Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/755, 1/689, 2/699) (S. Sayısı: 666)

6. - Türkiye İş Kurumunun Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 617 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname; Türkiye İş Kurumu Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/754, 1/692) (S. Sayısı: 675)

7. - Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 619 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Aynı Mahiyetteki Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal  İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/756, 1/691) (S. Sayısı: 676)

8. - Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı ve İçişleri ve Çevre Komisyonları Raporları (1/393) (S.Sayısı: 89)

9. - Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682)

 

VI. - AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1. - MHP Grup Başkanvekili ve Erzurum Milletvekili İsmail Köse'nin, İstanbul Milletvekili Ayşe Nazlı Ilıcak'ın Gruplarına sataşması nedeniyle konuşması

 

VII. - SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. -  Bingöl Milletvekili Hüsamettin Korkutata'nın, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki yatırım projelerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Kemal Derviş'in cevabı (7/3970)

2. - Konya Milletvekili Lütfi Yalman'ın, personel atamalarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu'nun cevabı (7/4008)

3. - Tokat Milletvekili M.Ergün Dağcıoğlu'nun, soru önergeleriyle ilgili işlemlere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Ömer İzgi'nin cevabı (7/4036)

4. - Hatay Milletvekili Mustafa Geçer'in, İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanununda yer alan bir ibareye ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Ömer İzgi'nin cevabı (7/4044)

5. -  Konya Milletvekili Lütfi Yalman'ın, bakanlıkta çalışan danışman ve başdanışmanlara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Şuayip Üşenmez'in cevabı (7/4153)

6. - Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın, Merve Safa Kavakçı'nın milletvekilliği sıfatını kaybetmesine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Ömer İzgi'nin cevabı (7/4174)

7. - Van Milletvekili Maliki Ejder Arvas'ın, Gaziantep ve Mersin'de yapılan gümrük işlemlerine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet Keçeciler’in cevabı (7/4186)

8. - Konya Milletvekili Lütfi Yalman'ın, üreticilerin mağduriyetlerine ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp'in cevabı (7/4189)

9. - Ankara Milletvekili Uluç Gürkan'ın, Rekabet Kurumuna ait lojman, makam aracı ve kurum üyelerinin dış görevlerine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu'nun cevabı (7/4216)

10. - Aksaray Milletvekili Ramazan Toprak'ın, borçlarından dolayı haciz kararı alınan belediyelere ve belediye başkanlarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan'ın cevabı (7/4220)

11. - Elazığ Milletvekili Ahmet Cemil Tunç'un, Elazığ Kültür Merkezi inşaatına ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı M.İstemihan Talay'ın cevabı (7/4245)

12. - Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya'nın, DMS sonuçlarına göre yapılacak atamalara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel'in cevabı (7/4262)

13. - Osmaniye Milletvekili Birol Büyüköztürk'ün, ihtisas komisyonlarının toplantılarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Ömer İzgi'nin cevabı (7/4057)


I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak iki oturum yaptı.

Ordu Milletvekili İhsan Çabuk’un, Ordu İli Ulubey İlçesinde meydana gelen heyelana ve Ordu İlinin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşmasına Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın,

Adana Milletvekili MehmetHalit Dağlı’nın, çiftçinin sorunlarına ve hububat alım fiyatlarına ilişkin gündemdışı konuşmasına Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp,

Cevap verdi.

Diyarbakır Milletvekili Abdulbaki Erdoğmuş, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin sosyoekonomik durumuna ilişkin gündemdışı bir konuşma yaptı.

Genel Kurulu ziyaret eden Türkiye - Makedonya Parlamentolararası Dostluk Grubu  Başkanı Naser Ziberi ve beraberindeki heyete Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denildi.

İstanbulMilletvekili İ. Sühan Özkan ve 47 arkadaşının, bazı kişilerin telefonlarının yasadışı yollarla dinlenildiği iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/199) Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmesinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

22 Mayıs 2001 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan 682 sıra sayılı Kanun tasarısının 48 saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 9 uncu sırasına alınmasına;

Genel Kurulun 22 Mayıs 2001 Salı günü 15.00 - 20.00, 23 Mayıs 2001 Çarşamba ve 24 Mayıs 2001 Perşembe günleri 14.00 - 20.00 saatleri arasında çalışmasına; 23 Mayıs 2001 Çarşamba günü sözlü soruların görüşülmemesine, 22 Mayıs 2001 Salı günü (9/3) esas numaralı Meclis soruşturması önergesinin öngörüşmelerinin tamamlanmasından sonra sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmeyerek, kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine ve gündemin 9 uncu sırasına, 24 Mayıs 2001 Perşembe günü de 10 uncu sırasına kadar olan tasarı ve tekliflerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin DSP, MHP ve ANAP Gruplarının müşterek önerisi;

Sivas Milletvekili Musa Demirci’nin, Suşehri İlinin Kurulması Hakkında,

İçel Milletvekili Ali Er’in, 2924 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinde DeğişiklikYapılmasına Dair,

Tekirdağ Milletvekili Nihan İlgün’ün, Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Hakkında 41 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun ile 78 ve 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında,

Kanun Tekliflerinin (2/27, 2/658, 2/613) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergeleri,

Görüşmelerden sonra, kabul edildi.

Konya Milletvekili T. Rıza Güneri ve 55 arkadaşının, enerji ihalelerinde yolsuzluk, usulsüzlük ve suiistimallere yol açtığı ve gerekli tedbirleri almayarak görevini kötüye kullandığı ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 228, 240 ve 366 ncı maddelerine uyduğu iddiasıyla Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesinin (9/3) öngörüşmeleri tamamlandı; yapılan açık oylama sonucunda, Meclis soruşturması açılmasının kabul edilmediği açıklandı.

 

Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergenin öngörüşmeleri sırasında :

Denizli Milletvekili Beyhan Aslan, İstanbul Milletvekili Ayşe Nazlı Ilıcak’ın, konuşmasında, beyanlarını çarpıtması;

DevletBakanı ve Başbakan Yardımcısı A. Mesut Yılmaz, İstanbul Milletvekili Ayşe Nazlı Ilıcak’ın, konuşmasında, şahsına,

İstanbul Milletvekili Ayşe Nazlı Ilıcak,Denizli Milletvekili Beyhan Aslan ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı A. Mesut Yılmaz’ın, konuşmasında, şahsına,

Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı A. Mesut Yılmaz’ın, konuşmasında, Genel Başkanına ve Gruplarına,

Sataşması,

Nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan :

TBMM İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporunun (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449) (S. Sayısı : 527) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkinKomisyon Raporu henüz hazırlanmadığından,

Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanunu Tasarısının (1/851) (S.Sayısı : 669) görüşmeleri, komisyon yetkilileri GenelKurulda hazır bulunmadıklarından,

Ertelendi.

23 Mayıs 2001 Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 14.00’te toplanmak üzere birleşime 20.05’te son verildi.

Nejat Arseven

Başkanvekili

 

Sebahattin Karakelle

Cahit Savaş Yazıcı

 

Erzincan

İstanbul

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

 

 

 

 


                                                                                                                             No. : 148

 

II. - GELEN KÂĞITLAR

23 . 5 . 2001 ÇARŞAMBA

Raporlar

1. - Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Kırklareli Milletvekili Necdet Tekin'in Yükseköğretim Personel Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/797, 2/760) (S. Sayısı: 679) (Dağıtma tarihi: 23.5.2001) (GÜNDEME)

2. - Türkiye'nin MATRA Programına Katılımına İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Dışişleri Komisyonları Raporları (1/840) (S. Sayısı: 680) (Dağıtma tarihi: 23.5.2001) (GÜNDEME)

3. - Ortadoğu Teknik Üniversitesinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde Bir Kampus Kurmasına İlişkin Çerçeve Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Dışişleri Komisyonları Raporları (1/845) (S. Sayısı: 681) (Dağıtma tarihi: 23.5.2001) (GÜNDEME)

4. - Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Tansu Çiller ve 3 Arkadaşının, Kamu Görevlileri Sendikaları Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/418, 2/87) (S. Sayısı: 683) (Dağıtma tarihi: 23.5.2001) (GÜNDEME)

Sözlü Soru Önergeleri

1. - İstanbul Milletvekili Ahmet Güzel'in, İller Bankası Genel Müdürlüğünce yapılan köy yollarına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/1505) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.5.2001)

2. - İstanbul Milletvekili Ahmet Güzel'in, İstanbul-Silivri-Semizkumlar Mevkii Ali Paşa Köyündeki Hazine arazisine ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/1506) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.5.2001)

3. - Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya'nın , yasa dışı yollarla Avrupa'ya giderken yakalanan Irak kökenli Türkmenlere ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1507) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.5.2001)

4. - Konya Milletvekili Özkan Öksüz'ün, Konya İlindeki ağaçlandırma çalışmalarına ilişkin Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/1508) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.5.2001)

5. - Konya Milletvekili Özkan Öksüz'ün, Vakıflar Genel Müdürlüğünün Konya İlindeki faaliyetlerine ilişkin Devlet Bakanından (Yüksel Yalova) sözlü soru önergesi (6/1509) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.5.2001)

6. - Konya Milletvekili Özkan Öksüz'ün, Konya İlindeki Vakıf eserlerine ilişkin Devlet Bakanından (Yüksel Yalova) sözlü soru önergesi (6/1510) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.5.2001)

7. - Konya Milletvekili Özkan Öksüz'ün, Konya İlindeki turizm yatırımlarına  ve turist sayısına ilişkin Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/1511) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.5.2001)

8. - Konya Milletvekili Özkan Öksüz'ün, Konya İlindeki demiryolu projelerine ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1512) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.5.2001)

9. - Konya Milletvekili Özkan Öksüz'ün, belediyelere konsolide bütçeden yapılan yardımlara ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/1513) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.5.2001)

10. - Bursa Milletvekili Ahmet Sünnetçioğlu'nun, pancar üreticilerinin alacaklarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından  sözlü soru önergesi (6/1514) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.5.2001)

Yazılı Soru Önergeleri

1. - Rize Milletvekili Ahmet Kabil'in, Türk cumhuriyetlerindeki üniversitelerin denkliğine ve yatay geçişlere ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/4340) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.5.2001)

2. - İzmir Milletvekili Hakan Tartan'ın, 2001 yılının ilk dört ayında meydana gelen trafik kazalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4341) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.5.2001)

3. - Muş Milletvekili Sabahattin Yıldız'ın, Mersin'den Diyarbakır'a nakledilirken kaybolduğu ileri sürülen uçak yakıtına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4342) (Başkanlığa geliş  tarihi:  22.5.2001)

4. - Konya Milletvekili Özkan Öksüz'ün, Konya İlindeki yol projelerine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/4343) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.5.2001)

5. - Karaman  Milletvekili Zeki Ünal'ın, zorunlu eğitim uygulamasına ve sorunlarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/4344) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.5.2001)

6. - Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın, idarenin yanlış uygulamalarının toplumda psikolojik rahatsızlıklara yol açtığı yolundaki  haberlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4345) (Başkanlığa geliş tarihi:  22.5.2001)

7. - Karaman  Milletvekili Zeki Ünal'ın, yeni açıklanan ekonomik programın tarım sektörünü felâkete sürükleyeceği iddiasına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4346) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.5.2001)

Geri Alınan Yazılı Soru Önergesi

1. - Konya Milletvekili Lütfi Yalman, Emlak Bankasında bir denetçinin bankayı zarara uğrattığı iddiasına   ilişkin Başbakana yönelttiği  yazılı soru önergesini 22.5.2001 tarihinde geri almıştır (7/4193)

Meclis Araştırması Önergesi

1. - Diyarbakır Milletvekili Sacit Günbey ve 29 arkadaşının, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da terör nedeniyle boşaltılan yerleşim birimlerinde yaşayan vatandaşların sorunlarının araştırılarak  alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/200)


BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

23 Mayıs 2001 Çarşamba

BAŞKAN : Başkanvekili Nejat ARSEVEN

KÂTİP ÜYELER : Cahit Savaş YAZICI (İstanbul), Sebahattin KARAKELLE (Erzincan)

 

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107 nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma, gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, esnafın, KOBİ'lerin ve sanayicinin durumu hakkında söz isteyen Eskişehir Milletvekili Mehmet Sadri Yıldırım'a aittir.

Buyurun Sayın Yıldırım.

MÜCAHİT HİMOĞLU (Erzurum) - Doğru Yol Partisinden kimse yok; bari biz alkışlayalım.

MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Sizler varsınız.

IV. -  BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. - Eskişehir Milletvekili MehmetSadri Yıldırım’ın, esnaf ve sanatkârlar ile KOBİ’lerin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması

MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde, esnaf ve sanatkârlar ile KOBİ'lerin içinde bulunduğu durumu dile getirmek üzere, gündemdışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, komada bulunan esnaf ve sanatkârlarımıza, KOBİ'lerimize, sanayicilerimize, çiftçilerimize, aziz milletimize ve Yüce Heyetinize saygılarımı sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz, ekonomik bakımdan gerçekten kritik günlerden geçiyor. Bu kritik günlerde, belki de krizden en fazla etkilenen, toplumun gerçek ortadireği olan esnaf ve sanatkârlarımızdır; çünkü, kendi imkânıyla işyerini kuran ve ekonominin omurgasını teşkil eden, vergisini ve borçlarını zamanında ödeyen, aynı zamanda istihdam yaratan, vatanına ve milletine bağlı 4 milyon esnaf ve sanatkârlarımız ile şoför ve kamyoncu esnafı, pazarcı esnafıyla birlikte 6 milyon esnaf bulunmaktadır. İşte, bu esnaflar, bir taraftan üreterek ekonomiye katmadeğer sağlamakta, diğer taraftan, devletine, stopajdan elektriğe, vergiden telefona kadar birçok yoldan kaynak aktarmaktadır. Öyleyse, Türk esnaf ve sanatkârı, yüksek ahlakî değerleriyle, toplumumuzun temel taşı, demokrasimizin ve serbest piyasa ekonomisinin güvencesidir. Bunun içindir ki, esnaf ve sanatkârlarımızın geliştirilip, güçlendirilmesi doğrultusunda devletçe verilecek destekler, toplumumuzda istihdam ve sosyal dengelerin sağlanması dolayısıyla, demokrasimizin ve ekonomimizin selameti yönünde son derece önemlidir.

Eğer, bir toplumda esnaf ve sanatkârlar eziliyorsa, güç durumdaysa; yani, yok olma noktasına gelmişse, orada siyasî istikrar da, demokrasi de, ekonomi de, rejim de tehlikede demektir. O halde, bugün, esnafımız, KOBİ'lerimiz, ticaret adamlarımız ve sanayicilerimiz ne durumdadır sorusuna vereceğimiz cevap, ekonominin ve demokrasinin içerisinde bulunduğu durum için son derece önemlidir.

Değerli milletvekilleri, bugün, esnaf ve sanatkârlarımız, 1999 yılı sonlarında 57 nci hükümet tarafından uygulanmaya konulan ekonomik istikrar programı nedeniyle son derece güç koşullarda ayakta kalma mücadelesi vermektedir. Esnaf ve sanatkârlarımız, cumhuriyet tarihinde hiç görülmediği bir biçimde, kitleler halinde kepenk indirmeye başlamıştır; çünkü, esnaf, bu hükümetin sayesinde siftah etmeden dükkân kapatan, vergisini ödeyemeyen, sigorta ve Bağ-Kur primlerini yatıramayan, işini ve mesleğini devam ettiremeyen, çoluk çocuğuna bakamayan, icraya düşen, iflas eden, neticede ya intihar eden ya da hapishaneye düşen bir duruma gelmiştir. İşte, bu hükümet, âdeta kasıtlı olarak, dayatmacı zihniyetle, halkla inatlaşarak, altından kalkamayacak şekilde vergi koymuş, ekvergilerin süresini uzatmış, yeni vergiler ihdas etmiş, bu da yetmemiş, Bağ-Kur ve sigorta primlerini yüzde 50 oranında artırmış; bu da yetmemiş, KDV oranlarını artırmış; bu da yetmemiş, faiz oranlarını yüzde 200'lere çıkarmış; bu da yetmemiş, kasaba ve küçük ilçelerdeki esnafı ve çiftçiyi düşünmeden Ziraat Bankası ve Halk Bankası şubelerini kapatmıştır.

Soruyorum sayın hükümete: Siz, bu millete, esnafa, sanatkâra, ticaret adamına, sanayiciye, memura, emekliye, çiftçiye, işçiye ve işçi emeklisine zamdan ve vergiden, dert ve sıkıntıdan, işkence ve ıstıraptan başka ne verdiniz? Esnafın, çiftçinin ve milletin lehine hangi kanunu çıkardınız? Ülkeye hangi yatırımı yaptınız? Siz, bu ülkeyi ve milleti düşünmeden, üreticiye ne hakla ceza veriyorsunuz? Sayın hükümet, Allah aşkına, siz, bu ülkede kime hizmet ediyorsunuz? Söyleyin bakalım, siz, bu esnafı, tezgâhının başında boş oturan, kara kara geleceğini düşünen bir hale getirmenizden dolayı hiç mi vicdan azabı çekmiyorsunuz? İki yıldır, hatta dört yıldır kredi vermediğiniz, ülkesi için fedakârlık yapan esnaftan; ürün bedellerini maliyetin altında aldığınız, alınteri ve elemeğinin karşılığını vermediğiniz, borç ve faize boğduğunuz, halen pancar bedellerini ve taban fiyatı açıklamadığınız, mağdur ettiğiniz, ipini çektiğiniz çiftçiden ve bir simite muhtaç ettiğiniz bu milletten, siz, ne yüzle, hâlâ, fedakârlık istiyorsunuz?

Sayın hükümet, uyguladığınız yanlış ekonomi politikasıyla, ülkeyi ve milleti bir gecede yüzde 70 yoksullaştırdınız, esnafı bitirdiniz. Bugün, esnaf ve sanatkârlarımız, tepkilerini, yaptıkları yürüyüşlerle gösteriyorlar. Cumhuriyet tarihinde ilk kez, esnaf ve sanatkâr sokağa çıkmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Yıldırım, mikrofonunuzu açıyorum; lütfen, tamamlayınız.

MEHMET SADRİ YILDIRIM (Devamla) - Bu, hükümet için son derece ciddî bir uyarıdır. Bu uyarıdan ders çıkarmayanlar ve Türk toplumunun nabzını tutmakta yetersiz kalanlar çok daha ağır faturaları ödemeye hazır olmalıdırlar.

Sayın hükümet, esnaf ve sanatkârlar ve KOBİ'ler, çiftçi, memur ve emekli yeni programın neresinde söyler misiniz? İçinde mi dışında mı; bu millete izah eder misiniz? Siz, esnaf ve sanatkâra düşman mısınız? Evet, düşmansınız; çünkü, esnaf ve sanatkârları ezmek için ne gerekirse yapıyorsunuz; ekmeğiyle oynuyorsunuz, kredisiyle oynuyorsunuz, aldığı krediyi ve Bağ-Kur primini ödeyemediği için hapishane yolunu gösteriyorsunuz. Ayıp ediyorsunuz, günaha giriyorsunuz!

Yeter artık, bu millete yaptıklarınız, yeter artık esnaf ve sanatkârlara yaptıklarınız diyor, Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

NAİL ÇELEBİ (Trabzon) - Sayın Yıldırım, alkışlarımızı geri alıyoruz...

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım.

Gündemdışı ikinci söz, Kuvayı Milliye ve Balıkesir konusunda söz isteyen, Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'e aittir.

Buyurun Sayın Özgün. (FP sıralarından alkışlar)

2. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün’ün, 18 Mayıs 1919’da Balıkesir’de Reddi İlhak Cemiyetinin kurulmasıyla başlayan Kuvayı Milliye hareketinin 82 nci yıldönümü nedeniyle gündemdışı konuşması

İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

18 Mayıs 1919'da, bundan tam 82 yıl önce, Balıkesir'de, küçük bir mahalle mescidi olan Alacamescitte, Reddi İlhak Cemiyetini kurup, düşmana karşı silahlı mücadeleyi başlatan kahraman ecdadımızı rahmet ve minnetle anarak sözlerime başlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, 15 Mayıs 1919'da İzmir'in işgali üzerine, Balıkesir'in bütün ileri gelenleri, 16 Mayıs 1919'da, şimdiki Kuvayı Milliye Müzesinin olduğu yerde, okuma yurdunda toplanırlar ve Mehmet Vehbi Bolak Beyin başkanlığında yapılan toplantıda uzun tartışmalar yapılır. Konuşmalarda, işgalin protesto edilmesi, telgraflar çekilmesi istenilirken, topluluktan birisi "İngiliz mandası isteyelim" deyince, bu sırada arka sıralardan toplantıyı izleyen Kuşdilli Leblebici Raşit Efendi bağırarak "manda isteyenler bizim köye gitsinler, orada çok manda var; bırakın bu boş lafları, düşmanı geri döndürecek olan kuvvet namlunun ucundadır" diyerek, millî mücadele kıvılcımını orada ateşlemiştir.

Değerli milletvekilleri, tarih, milletlerin boy aynasıdır. Milletler, geleceklerini şekillendirirken, geçmişten mutlaka ders almalıdırlar. Tarih, sadece geçmiş değildir, tarih, aynı zamanda, bugün ve yarındır, bizim için en zengin tecrübedir, ibret dersidir.

Acaba, millet olarak, biz, tarihten ders çıkarabiliyor muyuz? Leblebici Raşit Efendinin mandacılıkla ilgili sözleri, bize, bugün, neyi hatırlatıyor? Bugün, IMF'nin dayatmaları, Başkan Bush'un mektubu, çıkması istenilen kanunlar için yağdırılan emirler, bu kanunlar çıkmazsa borç para gelmez sözleri, bütün bunlar neyin nesidir!.. Bütün bunlar, bize, egemenlik konusunda fevkalade olumsuz şeyleri çağrıştırıyor.

Nerede Leblebici Raşit Efendinin mandacılıkla ilgili sözleri, nerede vatanseverlik, nerede milliyetçilik?.. Gerçek vatanseverlik ve gerçek milliyetçilik bu utanç verici olaylara karşı çıkmaktır.

Değerli milletvekilleri, Kuvayı Milliyenin en önemli kilometre taşlarından birisi olan okuma yurdundaki bu toplantıdan sonra, 18 Mayıs 1919'da Alacamescitte, Malmüdürüzade Mehmet Efendinin okuduğu mevlitten sonra, Mehmet Vehbi Bolak Bey ayağa kalkarak, İzmir'deki faciadan bahsettikten sonra, "bu faciaların Balıkesir'in de başına gelmesi yakındır" diyerek, yapılacak ilhakı fiilen reddetmek için, bir reddi ilhak cemiyetinin kurulmasını istemiştir. Yapılan konuşmalardan sonra, her türlü karar almaya yetkili 41 kişi belirlenmiştir. Kimler yoktur ki, o 41 kişinin arasında; Karesi Mebusu Mehmet Vehbi Bolak, Belediye Reisi Keçecizade Mehmet Emin Bey, Abdulgafur Efendi, Zarbalı Hulusi Bey, Müftü Abdullah Efendi ve diğerleri 41 bayrak adam...

19 Mayıs günü Alacamescitte yeniden toplanan bu heyet, İstanbul'a ve Körfez bölgesine heyetler göndermeye karar vermişler ve çalışmalar başlatılmıştır. Havran, Edremit ve Burhaniye'ye gidilerek, halk ile görüşmeler yapılmıştır. Yunanlıların 19 Mayıs 1919'da Ayvalık'a asker çıkarmasıyla, silahlı savunmaya geçilme kararı alınmış ve gönüllüler yollanarak, millî mücadelenin ilk cephesi oluşturulmuş, ilk asker kurşunu Ayvalık'ta ateşlenmiştir.

Bütün bunların, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 19 Mayıs 1919'da Samsun'a hareketinden önceki tarihlerde olması dikkat çekicidir.

Bütün bunlar, Balıkesir'in millî mücadelenin beşiği olduğunu göstermektedir.

Okuma yurdunda ve Alacamescitte başlayan mücadele, derin bir tarih bilinciyle, bütün mandacılık fikirlerini silip süpürmüş, "ya istiklal ya ölüm" parolasıyla sel gibi cephelere akmış, tarihî misyonunu yerine getirdikten sonra, Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın emrine girerek, Sakarya'da, Dumlupınar'da, Afyon'da ve Kocatepe'de şaha kalkmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL ÖZGÜN (Devamla)- Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN- Buyurun efendim.

İSMAİL ÖZGÜN (Devamla)- Bu mücadeleyi verenler çok mütevazı insanlardı; pek çoğu isimlerinin bilinmesini istemedi, büyük kısmı hatıralarını yazmadı. Medyatik olma özlemleri yoktu. O şekilde yaşadılar ve o şekilde öldüler. Hizmet yapıp çekildiler. Yaptıklarını, bir vatan hizmeti olarak gördüler, çoğu, madalyalarını bile almak istemedi; "Biz bir şey yapmadık, vatan ne emrettiyse onu yaptık" dediler. İşte Kuvayı Milliye ruhu bu idi, işte Millî Mücadele buydu. Kahraman şehitlerimizi ve gazilerimizi bir kere daha rahmet ve minnetle anıyorum.

Memleketin üzerine kara bulutların çöktüğü o zor günlerde vatan sevgisiyle yanıp tutuşan bir de Hasan Basri Çantay vardı. Şair, edip ve alim birisiydi. Millî Mücadelenin önderlerinden, eşsiz kahramanlarından biriydi. Başından sonuna kadar Millî Mücadelenin içerisinde yer almış, çıkardığı Ses Gazetesiyle herkesi ittifak-ı mukaddese, Millî Mücadeleye çağırmış, sonraki günlerde köy köy gezerek, halkı irşat ederek Millî Mücadeleye asker kazandırmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL ÖZGÜN (Devamla)- Sayın Başkan, bitiriyorum, az kaldı.

BAŞKAN- Buyurun efendim.

İSMAİL ÖZGÜN (Devamla)- Sözlerime, 17 Ekim 1918'de, Hasan Basri Çantay tarafından çıkarılan Ses Gazetesinin ilk sayısında yayımlanan Mehmet Âkif'in şu sözleriyle son vermek istiyorum.

Diyor ki Âkif:

"Düşman sesi duymak istemezsen, kardeş sesidir, uyan bu sesten,

Kalkınca görür ki akşam olmuş, vaktiyle uyanmayan bu sesten."

82 yıl öncesinin bilincine ve heyecanına bugün daha fazla ihtiyacımız olduğunu ifade ediyor, Yüce Meclisi saygıyla, hürmetle selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ediyorum efendim.

Gündemdışı üçüncü söz, tarım sigortası ve prim sistemi, Ziraat Odaları Kanunu ve buğday fiyatları hakkında söz isteyen, Edirne Milletvekili Evren Bulut'a aittir.(ANAP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Bulut.

3. - Edirne Milletvekili Evren Bulut’un, Trakya yöresindeki çiftçilerin buğday taban fiyatı ve prim sistemi uygulamalarından kaynaklanan sorunlarına ve tarım konusunda çıkarılması gereken kanunlara ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı

EVREN BULUT (Edirne) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; dün, Sayın Bakanımız, gündeme getirmiş olduğu hububat fiyatlarının, Bakanlar Kurulumuzda da iki defa tartışmaya açıldığını söyledi ve ikinci bir şey daha söyledi; buğday fiyatlarına, çiftçinin gelir düzeyini korumak üzere, hükümetimizin destek göstereceğini söyledi. Başka bir şey daha söyledi; 158 000 lira maliyetin olduğunu söyledi; geçen sene de 165 dolar fiyat verdiğimizi söyledi.

Yalnız, Toprak Mahsulleri Ofisinin, senelerdir gelmiş geçmiş klasik anlayışından, bu değişen sistemlerde -ki, Meclisimiz, hükümetimiz, işte, yeni gelen Sayın Bakanımız bize birsürü yasa çıkarıyor; Avrupa Birliğine uyacağız, dünya normlarını imzaladık- buğday fiyatlarında, bu seneki Toprak Mahsulleri Ofisinin sistemi mutlaka değişmelidir.

Geçen sene Trakya buğdayı cezalandırılmıştır. Nasıl cezalandırılmıştır; işte, şimdi, yine açıklayacaklar, 160 çeşit buğday ekiyor Türkiye, bugünkü yönlendirmeyi yapamadığımızdan ne bulduysa onu ekmiş. Trakya on senedir, pehlivan cinsi bir buğday ekmektedir; Edirne ziraî araştırmasında yetiştirilmiştir. Bundan birkaç ay evvel de, Sayın Tarım Bakanımızla beraber, Edirne'de, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin toplantısıyla, Odalar ve Borsalar Birliğinin finansmanıyla Trakya'da 3 çeşit kaliteli buğdaya indirilmesi için, Sayın Bakanımızın da o sempozyuma katıldığını biliyoruz.

Şimdi, geçen sene 90 000-92 000 lira verilen Trakya buğdayı, Sayın Bakanımız ofisleri açtığı zaman, Trakya ofislerini, Konya'da 140 000-145 000 liraya alıcı bulmuştur. Bunu niçin söylüyorum; buğdayın, kalitesine para verilir, markasına değil. Araban vardır Mercedestir, yağ yakar, 1 milyar eder; araban vardır 1994 model, yağ yakmaz, topludur, 2 milyar eder. Buğdayın içindeki una para verilir. Un paritesi çok yüksek olan, 102 000 bin lira verdiğiniz buğdaylarda, geçen sene 60 randıman alınan buğdaylarda, Trakya'da en az 90 randıman buğday alınmıştır. Bunu üç paritede açıklamak lazımdır. 2002'den sonra ofislerin de devreden çıktığını düşünsek, serbest piyasada, makarnalık buğdayın fiyatını açıklayıp da gelmiş geçmiş hükümetler gibi yüksek tutup...

Makarnalık buğday, sanayi ürünüdür ve ofislere gelmez. Onun için, birinci, ekmeklik; ikinci, ekmeklik; üçüncü, yemliktir. Üç çeşit buğday fiyatı açıklanması lazımdır. Sayın Bakanımız, bu sene -gübre zammı, mazot zammı, ilaç zammını bir tarafa koyuyoruz- geçen seneki fiyatı dolar bazında tutturursa, biz buna şimdiden teşekkür ederiz; ama, Bakanlar Kuruluna getirip de "işte, ben Bakanlar Kuruluna götürüyorum, Bakanlar Kurulunda olmuyor" diyorsa, Bakanımızın, orada Bakanlığı bırakması lazım. Biz onun yanındayız. Eğer, çiftçinin hakkı, bir bakanımızın yaptığı araştırma, Bakanlar Kurulunda görüşülüp de geri çekiliyorsa, bu, hükümetimizin bir yanlışlığıdır. (DYP sıralarından alkışlar)

Biz Tarım Bakanının yanındayız. Bunu söylerken, biz çiftçiliği hobi olarak yapmıyoruz; bundan geçinen insanlarız. Geçen sene, Toprak Mahsulleri Ofisine 250-300 ton buğday verdik, dışarıya da sattık. Ben şimdi ondan, çok alacaklıyım; ama, gübrede, o da bana borçlu.

Şimdi sistemi değiştirmek lazım. Buğday taban fiyatlarının mutlaka... 12 milyon ton içtüketim, 2 milyon ton yemlik, 2 milyon ton tohumluk... Biz buğday satmıyoruz ki, niye dünya fiyatlarını konuşuyoruz? Bunun kilosu pastanelerde 10 milyona gidiyor. Pastanelere kadar gelince buğdayın fiyatı 10 milyona gidiyor. Biz, içtüketimde nasıl her şeye dolar bazında zam yapmışsak, bu insanlar bundan geçineceği için, buğday fiyatlarını da içtüketim olarak düşünmemiz lazımdır; çünkü, bizim ürettiğimiz buğday 18-21 milyon tondur.

İkincisi, pirim sistemi... Biz, ayçiçek, pamuk ve zeytini prime aldık; bu, Anavatan Partisinin seçim beyannamesinde vardır, hükümetimizin de programında vardır. Niye prim sistemi?.. İşte, Şeker Kanununu çıkardık; pancar ortada kaldı; tütün yasası geliyor, tütün ortada kalacak. Biz, mutlaka, ayçiçek, zeytin, pamuk gibi, tütünü, pancarı ve çeltiği prime sokmamız lazımdır; böylece, devlet yükten kurtulacak. Kayıt içine alınan bu ekonomiden dolayı -bugün dağıtılan primlerde- bütçede 198 trilyon para vardır, Sayın Kemal Derviş'in dediği gibi, bu para bütçededir. İşte, bunları bütçeye koyarak, pancar kotalarını, tütün kotalarını geliştirerek, mutlaka, prim sistemini devreye sokmamız lazımdır.

(Mikrofon elektronik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bulut.

EVREN BULUT (Devamla) - İkincisi, Hatay için konuşulanlar ne oldu? Burada, dokuz senedir, yağmur vuruyor, dolu vuruyor, o bölgenin canı yanan milletvekilleri konuşuyor... 19 uncu ve 20 nci Dönemde, tarım sigortasına ilişkin yasa teklifini hazırlayıp komisyonlardan geçirdik; kadük oldu; bu sefer hükümet programındadır. Tarım sigortası, bizim anavatanımızın bir vilayeti kadar olan Kıbrıs'ta işlemektedir; dört beş sene evvel onun müsteşarını buraya getirdik. Bu tarım sigortası mutlaka çıkmalıdır. Biz, bireysel sigorta çıkarıyoruz.

Şimdi, ekimini yapmış olan insanımız yeniden bir karpuz ekemez, tarlanın bir verim gücü vardır. Sen, onun borcunu erteleyeceksin, gübresini bilmem ne yapacaksın; ama, ürünü gitmiştir. Sayın Bakanımızın da bu konuda taahhüdü vardır; iki sene olmuştur;  bu hükümetimiz, mutlaka bu tarım sigortasını getirmelidir.

Üçüncü bir şeyi söyleyerek huzurlarınızdan ayrılacağım. Bütün dünyada demokratikleşme önde gidiyor. İnsan hakları temsilcileri geliyor, bizim insan hakları temsilcilerimiz bir sürü yerlere gidiyor; ama, çiftçinin demokratik hakkı daha yoktur.

Ziraat Odalarına ilişkin kanun tasarısı üç dönemdir Mecliste kadük olmuştur ve şimdi benim imzamla buna ilişkin teklif Tarım Komisyonunda beklemektedir. Sayın Bakanımız bunu beğenmiyorsa, Bakanlık olarak hazırlasınlar ve 7 milyon çiftçi ailesinin gelişmesini sağlayalım.

Sayın Bakanıma "14 Mayısta sizinle görüşeceğim" dedim, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günüydü. O güne kadar çiftçilerin ne hale geleceğini bildiğim için... 14 Mayısta, çiftçiler boyunduruğa koşuldular; ama, devletine ve milletine bağlı oldukları için, diğer kuruluşlar gibi, insan haklarıyla ilgili bildiğiniz dernekler gibi yapmayıp, kahırlarını içine gömmüşlerdir. 13 Mayıs Anneler Günüydü; 14 Mayıs Çiftçiler Günüydü; ama, 14 Mayısta, çiftçilerin annesinin gözü yaşlıydı. Bu, siyasî bir şey değildir. Ben, otuz senedir topraktan geçinen bir insanım. Sayın Bakanımıza, bazı bürokratları yanlış bilgi veriyor. Edirne'de pehlivan buğdayını yetiştiren Sayın Bakanımızın genel müdürüdür. Geçen sene, kendisinin talimat vermesine rağmen, bu buğdayın fiyatı istediği gibi olmamıştır.

Ben sözlerimi burada tamamlarken, Manisa'dan, Bursa'dan, Trakya'dan bana gönderilen faksların, Sayın Bakanıma yollanmasını tavsiye ediyorum. Artık, çiftçilerin, kendi haklarını arama zamanı gelmiştir diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bulut.

Gündemdışı konuşmaya, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Gökalp cevap verecekler. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Bakan.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Sıvas) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, Anavatan Partisi Milletvekili Sayın Evren Bulut'a çok teşekkür ediyorum ve bu vesileyle de cevap vermek üzere söz aldım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanım, müsaade ederseniz, şunu belirteyim ki: Buradan, bu kürsüden, değerli milletvekillerimiz, çiftçinin meselelerinde, haklı olarak sık sık söz alıyorlar ve çiftçinin, üreticinin problemlerini burada sıralıyorlar. Benim de, Tarım ve Köyişleri Bakanı olarak bu konuşmalara verdiğim cevaplar, muhakkak ki, birbirlerine benzer ve birbirlerine de benzemesi gerekir; zaten, benzemezse, o zaman, ben kendimden şüphe ederim; çünkü, bir politika oluşturuyoruz ve bu politikayı burada anlatıyorum. Ancak, oluşturduğumuz politikalarda da bazı mevzuatlar gerçekleştirildi; ama, halen, bazı mevzuatlar da gerçekleştirilemedi. Ümit ediyorum ki ve ısrarla da takip ediyoruz ki, o oluşturduğumuz politikaların da gereği olan mevzuatlar da, burada bir an önce kanunlaşır ve çıkar. Bu nedenle, yine, söyleyeceklerim birbirlerine benzeyecektir. Eğer, birbirlerine benzemezse, o zaman politikalarımızın tutarsızlığı ortaya çıkar. Eğer, tekrar oluyorsa, tekraren bunun kayıtlara geçmesinde fayda gördüğüm için söylüyorum.

Ancak, Sayın Evren Bulut'tan benim çok özel bir istirhamım var, özel bir ricam var: Kendisi, uzun süredir Parlamentoda görev yapan çok değerli bir milletvekilimiz ve tarım konusuyla da yakinen ilgili, bizzat tarımın içerisinden gelen, tarımı bilen ve Trakya'da olduğu gibi, Türkiye'de de, tarım alanında, genelde güzel hizmetleri olan bir arkadaşımız. Biz de bir koalisyon hükümetiyiz. Evren Bulut'un mensup olduğu parti de, koalisyonun bir ortağı. Burada, ben, Evren Bulut'tan, bu kürsüde konuştuklarının -ki, ben, Anavatan Partisi Grubuna da teşekkür ediyorum- takipçisi olmasını, bana yardımcı olmasını, Bakanlığıma yardımcı olmasını ve bir an önce de bu kanunların buradan geçmesini, ben, kendisinden talep ediyorum.

EVREN BULUT (Edirne) - Olurum... Hayhay...

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla) -  Burada söylediklerinize ben katılıyorum, söyledikleriniz yeni bir şey değil; ama, bu söylenenlerin -sizinle de birkaç kez görüştüğümüz gibi- 70'lerde, 80'lerde hallolması gerekirdi.

Müsaade ederseniz, şu değindiğiniz birkaç konuya, ben de, açıklama getirme açısından cevap vermek istiyorum. Oluşturduğumuz sistemde desteklemenin esası şudur; birincisi, çiftçiye, doğrudan bir desteği eline ulaştırmaktır; ikincisi, telafi edici ödeme sisteminin muhakkak surette Türkiye'ye yerleştirilmesi gerekli. Eğer, tütünden bazı üreticiyi çekecek, ona bir kota koyacaksak, pancardan çekip kota koyacaksak, onun tarlasını boş bırakmayalım; onun tarlasına mısır ekelim, soya fasulyesi, kanola ekelim; ama, tütün ile mısır arasındaki farkı da telafi edici ödemeler olarak verelim; çünkü, Avrupa Birliğinde uygulanan da budur, gelişmiş ülkelerde de uygulanan budur.

Prim sistemi, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı olarak, bizden önceki bakanlar döneminde de getirilen bir sistem. Biz, bunun sayısını biraz artırmaya çalıştık, prim miktarını artırmaya çalıştık. Prim sistemi, inandığımız, müdafaa ettiğimiz bir sistemdi ve devam etmesini istiyoruz. Bakanlar Kuruluna götürdüğümüz ilk projelerimizde şunu söyledik: Bırakınız ayçiçeğinin fiyatı serbest piyasada belirlensin, tüccar alsın, Trakyabirlik alsın, kim alırsa alsın; ama, ayçiçeğine biz, bir eşik fiyat koyalım, serbest piyasadaki oluşan fiyatla eşik fiyat arasındaki farkı, faturasını getirene biz verelim, böylelikle hem tarımı kayıt altına almış oluruz hem hazineye, maliyeye  vergi toplarız hem de tüm ayçiçeği pazarlanır,  Trakya  Birlik de  bir  yükten  kurtarılır,  Trakyabirlik de 800 000 ton ayçiçeğini alma durumunda kalmaz, ek 200 000 tonunu alır; ama, ayçiçeği üreticisi de, emeğinin karşılığını alır. Prim sistemi, telafi edici sistemler, özellikle savunduğumuz sistemler.

Bu sistemler, Avrupa'da da bu şekilde uygulanıyor, Amerika'da da bu şekilde uygulanıyor; ama, bazı uluslararası kuruluşlar, sanki, Amerika'da, Avrupa'da böyle uygulanmıyormuş gibi, bize, bazı modeller öneriyorlar. Ancak, şunu iyi bilsinler ki, Tarım ve Köyişleri Bakanı olarak ve Bakanlığın mensupları olarak, Amerika sistemini, Avrupa sistemini, bize bu öneriyi getirenlerden çok daha iyi biliyoruz, bunu da burada Yüce Meclisin huzurunda söylemek istiyorum. Kimse bize yeni bir model getirmesin; o modellerin hepsini biz biliyoruz; dersimizi biz çalışıp geliyoruz.

MEHMET HALİT DAĞLI (Adana) - Niye yapmıyorsunuz?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP(Devamla)- Yapıyoruz, hepsi de bir günde olmuyor.

"Niye yapmıyorsunuz" sorusuna şöyle cevap verme hakkı doğuyor Sayın Dağlı; otuz senedir niye yapmadınız da, bunları, biz, şimdi getirip konuştuğumuz zaman "yapın, geç kaldınız" diyorsunuz; ama, sizin de yaptıklarınız için, ben de, bu millet de, tabiî ki teşekkür ediyor; onu da belirteyim.

1999 yılında, pamuğa 12 sent prim ödedik; normalde, bu, 20 sent olmalıydı. Ekonomik imkânlarımız oydu, 12 sent ödedik; ama, bu ödenen prim, maalesef, bu sene 9 sente düştü; bunu devam ettirmek istiyoruz.

Soya fasulyesi ilk defa prim sistemine alındı. Soya fasulyesi üretimini artırmak mecburiyetindeyiz.

Yine, ayçiçeğine 5 sent prim verildi ve geçen yıl ekonomik sıkıntıların o derecede olmasına karşılık, pamuk üreticisine 160 trilyon, ayçiçeği üreticisine 20 trilyon, soya fasulyesi üreticisine 2 trilyon, fiyatın haricinde prim verdik. 2000 yılında ise, bu primler, pamukta 9 sent, ayçiçeğinde 6 sent, soya fasulyesinde ve kanolada 8 sent, zeytinyağında ise kilogramda 28 sent olarak uygulanacaktır.

Yalnız şunu da burada belirteyim ki, prim ödemelerinde, bu ödenen meblağlar direkt üreticiye ulaşmıştır; özellikle bazı hatalı ölçümler, yanlış yapılmalar engellenmiştir ve bu sene de Güneydoğu Anadolu'daki pamuk alanlarının hepsini, uzaktan algılama sistemiyle, uzay fotoğraflarıyla belirliyoruz ve yerinde de tespitler yaparak, uzay fotoğraflarıyla aldığımız sonuçları da karşılaştırıp, bir hataya meydan vermemek üzere bu primler ödenecektir.

Sayın Evren Bulut'un üzerinde durduğu diğer hususlardan olan, özellikle buğday fiyatıyla ilgili -dün de burada söyledim; fazla vaktinizi almayacağım buğday fiyatı konusunda- maliyeti  tekrar söylüyorum:. Türkiye'de buğdayın kilogram maliyeti 158 000 liradır. Biz, Bakanlar Kuruluna, ticarî maliyeti, dünyadaki buğday fiyatı, dünya stokları, dünyada pazara çıkan buğday miktarı ve şu anda uyguladığımız ekonomik istikrar programının üçünü birden göz önüne alarak buğday fiyatlarını teklif ettik. Güneyde hasat başladı; bugün Hatay'da, Adana'da hasat başladı; arpalar biçildi, buğday biçiliyor. Bu kararnamenin bir an önce çıkması gerekli. İnanıyorum ki, Bakanlar Kurulumuz, Sayın Başbakanımızın direktifiyle kararnameyi imzaya açacaktır ve buğday fiyatlarını da belirlerken, hiçbir zaman bazılarının söylediği gibi, popülist bir yaklaşım bizim şiarımız değildir. Biz, Türkiye ekonomisine bütüncül bir açıdan bakarız, bütüncül bir gözlükle bakarız; istediğimiz buğday fiyatı da aşırı bir fiyat değildir...

İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) - Kaç para olacak Sayın Bakan?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla) - Çiftçinin emeğinin karşılığını alabileceğimiz, tüketicimizi dışarıya mahkûm etmeyeceğimiz ve sanayicinin de rekabet edebileceği bir fiyattır...

İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) - Ne kadar olacak Sayın Bakan?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla) - Bu fiyattan çok fazla ödün vermeye de niyetimiz yoktur. Bu da böyle bilinmelidir...

İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) - Sayın Bakanım, ne kadar olacak fiyat?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla) - Kararname imzalanmadığı için bir şey söyleyemiyorum; ama, ben, size maliyeti söylüyorum; siz hesap edin, oradan çıkarın.

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Sayın Bakanım, bir haftadır konuşuyorsunuz, bir de fiyatı söyleseniz iyi olacak!

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla) - Sayın Evren Bulut'un şu cümlesine bir açıklık getirmem lazım -ben kendisini çok severim, tarımı da iyi bilir- müsaadesiyle: Trakya buğdayı ve Trakya çiftçisi hiçbir zaman bir haksızlığa uğramamaktadır. Biz, buğdayın fiyatını belirlerken -çiftçimiz haklı, hangi tohumu vermişseniz onu ekiyor. Burada çiftçinin bir hatası yok; ama, biz, çiftçimizi de eğitiyoruz- buğday fiyatını verirken -yıllardır da bu böyle- sırf, un verimine bakmayız. Un verimine bakıyoruz, enerji değerine bakıyoruz, protein değerine bakıyoruz.

Evet, Pehlivan Buğdayı kaliteli bir buğdaydır; pehlivan buğdayının paritesini artırma niyetindeyiz.

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Sayın Bakan, lütfen, Gönen buğdayını da düşünün, onun paritesini de artırın.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla) - Gönen buğdayına da hak ettiği parite veriliyor.

Çeltiği prime almaya gerek yok. Benim projem eğer mümkün olsa, tüm ürünlere prim uygulamak istiyorum; ama, çeltik üreticisine, geçen sene emeğini verebildik. Çeltik konusunda bir prim uygulamayı şu aşamada düşünmüyoruz.

Tarım ürünleri sigortası kanun tasarısı burada iki kere kadük olmuş. Tarım ürünleri sigortası kanun tasarısını hazırlama görevi, yetkisi, işbölümü nedeniyle, Hazinenin görevidir. Biz de, daha önce hazırlanan tarım ürünleri sigortası kanun tasarısı üzerinde çalışarak, gelişen şartları da ilave ederek, Hazine Müsteşarlığına verdik ve kendilerini de, her zaman, bu kanun tasarısının bir an önce Başbakanlığa getirilmesi ve Yüce Meclise sunulması için teşvik ediyoruz. 2001 yılına gelmiş bir Türkiye'de, tarım ürünleri sigortası kanununun olmaması çok büyük bir eksikliktir.

Ancak, burada, çok sevdiğimiz, Sayın Doğru Yol Partisi Eskişehir Milletvekilimiz de, her zaman çıkıp söylüyor çiftçiye ne verdiniz diye. Siz ne verdiniz de, biz ne aldık çiftçinin elinden; ben, onu bir sorayım! Tarım ürünleri sigortası kanunu...(DYP sıralarından gürültüler)

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Çiftçi, bizim zamanımızda traktör aldı, hayvan aldı, gübre aldı, tohum aldı, ilaç aldı Sayın Bakan; şimdi, çiftçi, traktörünü satıyor, hayvanını satıyor, karısının kolundaki, boynundaki altını satıyor!

ALİ RIZA GÖNÜL(Aydın) - Bizim zamanımızda traktör aldı, Sayın Bakan.

MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Siz, ipini çektiniz çiftçinin!

BAŞKAN - Efendim, karşılıklı konuşmayalım... Lütfen, Sayın Yıldırım...

Sayın Bakan, siz de, lütfen, Genel Kurula hitap edin efendim.

SEDAT ÇEVİK (Ankara) - Siz, Bakan dinlemeyi bilmiyorsunuz!

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Sayın Bakan, sataşmayı bırakın da, siz, ne yapacağınızı anlatın.

BAŞKAN - Efendim, karşılıklı konuşmayalım...

Buyurun Sayın Bakan, siz, Genel Kurula hitap etmeye devam edin efendim.

SEDAT ÇEVİK (Ankara) - Bırakın Sayın Bakan anlatsın işte; hükümetin en iyi bakanı, kıymetini bilin.

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Sayın Bakan soru sordu, cevap verdik. Sormasın; sorduğu sorunun cevabını alır!

BAŞKAN - Sayın Yılmazyıldız...

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla) - Şimdi, 57 nci hükümet, ne esnafın ipini çekmiştir ne çiftçinin ipini çekmiştir; boğazına takılan ilmekleri çıkarmaya geldik ve birer birer de çıkarıyoruz. (MHP ve DSP sıralarından alkışlar) Esnafınkini de çıkardık, çiftçininkini de çıkardık. Bize bıraktığınız bu; bıraktığınız bu... Bankalar hortumlardı; kimler, nerede, neyi vurdu, kim şu anda Kartal'da yatıyor siz biliyorsunuz; onları getirdik biz buraya! (MHP ve DSP sıralarından alkışlar) Buraya çıkıp da, esnafın ipini çektiniz, çiftçinin ipini çektiniz... İp çekmek için gelmedik de, sizin büyüttüklerinizi şu anda koyduk yerlerine ve mahkemeye teslim ettik. (MHP ve DSP sıralarından alkışlar) Siz dönün, ona bakın; dönün, resimlere bakın; çizdiğiniz resimlere bakın.

MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Şov yapıyor; siyasî şov...

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla) - Çiftçi için getirdiklerimizi söyleyeyim: Hayal edemediğiniz, düşünemediğiniz kanunları getiriyoruz.

MUSTAFA YAMAN (Giresun) - Anlayamadığınız...

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla) - Neyi getiriyoruz; tarım kanununu... Elli senedir idare ediyorsunuz, tarım kanunu çıkarmadınız; tarım kanununu getiriyoruz.

BAŞKAN - Efendim, lütfen, karşılıklı konuşmaya sebep olmayalım; lütfen...

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla) - Kanunları sordu, kanunlara cevap veriyorum. Tarım kanununu getirdik; şu anda Sayın Başbakanımızın masasında, yakında, Meclise gelecektir; bir.

Sizin bilmediğiniz, görmediğiniz, tarımda garanti ve yön verme bütçesini de bunun içerisinde getiriyoruz. Geldikten sonra çıkardığımız kanunla kurulan en önemli kurulu ben size söyleyeyim: Tarımda Yeniden Yapılandırma ve Destekleme Kurulu, bunu getirdik. Koyduğunuz sınır ticaretiyle bu ülkeye 52 ürün giriyordu; karpuz, kavun, patlıcan, biber, domates... Isparta'da meyve suyu fabrikalarında işlenen elma bile, konsantre olarak İran'dan ithal ediliyordu. İşte, bunları durdurduk, bu kanunları getirdik. Hayvan kaçakçılığını durdurduk, et kaçakçılığını durdurduk.

Bu ülkenin, Toprak Mahsulleri Ofisini, yabancı buğdaylara, hem de hastalıklı buğdaylara mahkûm etmiştiniz, onları durdurduk.

SÜLEYMAN METİN KALKAN (Hatay) - Buğdaycı perişan...

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla) - Bakınız, getirdiğimiz kanunu size söyleyeyim: Toprak Kanunu... Sizsiniz toprak kanununun olmadığını bilenler. Arazinin amaçdışı kullanımıyla ilgili bir kanun mu var? Trakya kimin zamanında bitti; İzmir Ödemiş Ovası kimin zamanında bitti; Bursa Ovası kimin zamanında bitti? Bu kanunları getiriyoruz.

 

14 Mayıs Çiftçiler Gününün kutlamasını çiftçilerle beraber yaptık Evren Bey. Ancak, ben, hiçbir zaman çiftçilerin durumu çok iyi demiyorum; bunu, ne iktidara mensup milletvekilleri söyler ne de muhalefete mensup milletvekilleri söyler; çünkü, çiftçinin kırk senedir, elli senedir durumu iyi olmadı; ancak, durumunun iyileştirilmesi için bütün tedbirleri almaya çalışıyoruz.

Bakana hiç kimse yanlış bilgi vermez bürokratlardan, ona da cevap verme durumundayım; çünkü, ben, Trakyadaki çiftçinin ürettiği buğdayının, ayçiçeğinin meselelerini kendi arkadaşlarımla birlikte çalışarak çıkarıyoruz. Ziraat odaları kanunu muhakkak surette çıkarılacaktır. Bunun da, bugünkü şartlara cevap verebilecek bir şekle getirilmesi gerekli. Özellikle üretici birlikleri yasası çok önemli ve şimdiye kadar Bakanlar Kuruluna ulaşamayan üretici birlikleri kanunu da Bakanlar Kuruluna ulaştırılmış ve Bakanlar Kurulunda imzadan çıkmıştır; takip ediyoruz, yakında bunun da Meclise sevk edileceğini bekliyoruz, Meclise sevk edilecektir. Bu vesileyle, tekrar, hepinize saygılarımı arz ediyorum.

Çiftçilerimize, üreticilerimize hayırlı, afetsiz yıllar diliyorum.

Toprak Mahsulleri Ofisi olarak, sırf, çiftçilerimizi değil, 65 milyon olan tüketiciyi ve dünyayla rekabet edebilmesi için sanayicimizi de düşünüyoruz. Bu düşüncelerle, yakında, kararnamenin imzası tamamlanır ve açıklanır. Tekrar, saygılarımı sunuyorum. (MHP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Sayın Başkan, bir talebim vardı; müsaade ederseniz cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN - Böyle bir usul yok Sayın Yıldırım. Size söz verdim, konuştunuz. Sayın Bakan da gündemdışı konuşmaya cevap verdi; sizinle ilgili de bir şey söylemedi.

MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Sayın Başkan; ismimden bahsederek açıkça sataşmada bulundu.

ALİ RIZA GÖNÜL (Denizli) - Sayın Başkan, sataşma var, isminden bahsederek; ne olacak?..

BAŞKAN - Efendim, ben bir sataşma tespit etmedim Sayın Yıldırım.

MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Ama, ismimden bahsederek söylüyor.

BAŞKAN - Sayın Milletvekilleri, Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.

Bir Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:

B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI

1. - Diyarbakır Milletvekili Sacit Günbey ve 29 arkadaşının, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da terör nedeniyle boşaltılan yerleşim birimlerinde yaşayan vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/200)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizde yaşanan terör nedeniyle çok sayıda köy ve mezranın boşaltıldığı bilinmektedir.

Boşaltılan ve tahrip edilen köy ve mezraların isimlerini, köylerini terk etmek zorunda kalan bu vatandaşlarımızın akıbetlerini, sayılarını, sorunlarını belirlemek ve olumsuzlukları ortadan kaldıracak tedbirleri alarak uygulanabilecek rehabilitasyon programlarını tespit etmek üzere, Anayasanın 98 inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 üncü ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1. - Sacit Günbey                                                             (Diyarbakır)

2. - Alaattin Sever Aydın                                                (Batman)

3. - Hüsamettin Korkutata                                                (Bingöl)

4. - Bülent Arınç                                                              (Manisa)

5. - Avni Doğan                                                                (Kahramanmaraş)

6. - Mustafa Geçer                                                         (Hatay)

7. - Fehim Adak                                                               (Mardin)

8. - Ömer Vehbi Hatipoğlu                                                (Diyarbakır)

9. - Nezir Aydın                                                               (Sakarya)

10. - Salih Kapusuz                                                (Kayseri)                           

11. - Musa Demirci                                                (Sıvas)                                 

12. - İsmail Özgün                                                           (Balıkesir)

13. - Sabahattin Yıldız                                                (Muş)                                  

14. - Yaşar Canbay                                                (Malatya)                          

15. - Ali Sezal                                                                    (Kahramanmaraş)

16. - Lütfü Esengün                                                (Erzurum)                         

17. - Mustafa Niyazi Yanmaz                                                (Şanlıurfa)

18. - Süleyman Arif Emre                                                (İstanbul)

19. - Nurettin Aktaş                                                (Gaziantep)                      

20. - Yahya Akman                                                (Şanlıurfa)                         

21. - Mehmet Bekâroğlu                                                (Rize)

22. - Ali Oğuz                                                                    (İstanbul)

23. - Rıza Ulucak                                                             (Ankara)

24. - Abdülkadir Aksu                                                (İstanbul)                           

25. - Osman Aslan                                                          (Diyarbakır)

26. - Abdullah Veli Seyda                                                (Şırnak)

27. - Faruk Çelik                                                              (Bursa)

28. - Ahmet Nurettin Aydın                                                (Siirt)

29. - Metin Kalkan                                                (Hatay)                               

30. - Abdullah Gül                                                (Kayseri)                           

Gerekçe:

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizde terör eylemlerinin yaşandığı süreç içinde, gerek teröristlerin baskıları sonucunda gerekse güvenlik görevlilerinin güvenlik meselesini gerekçe göstererek çok sayıda köy ve mezranın boşaltılmasına sebep oldukları kamuoyunun malumlarıdır.

Bu yerleşim yerleri boşaltılırken, çoğunlukla evler tahrip edilmiş ve yakılmıştır; hayvanlar da telef olmuştur.

 

Bu şekilde, milyonlarla ifade edilen vatandaşımız göçe mecbur kalmıştır. Bu insanların nereye iskân edilecekleri, neyle geçinecekleri planlanmadığından, belirsiz bir hayatın içinde kalmalarına sebep olunmuştur.

Bu göçmen insanlar, zaman zaman naylonlardan yapılmış çadırlarda, genellikle de bir gecekonduda, birden fazla ailenin birlikte yaşadığı bir hayatı sürdürmek zorunda kalmışlardır. Aileler barınma ve iş imkânı bulamazken, çocukları da eğitim ve öğretim ve sağlık hizmetlerinden yeterince yararlanamamışlardır. Bu çocukların önemli bir kısmı bu olumsuz hayat şartlarından dolayı hayatlarını kaybederken, hayatta kalanların çoğu öğretim görmeden büyümüş, bunların da çoğu korunmaya muhtaç çocuk veya sokakta çalışan çocuklar statüsünde yaşam mücadelesine girmek zorunda kalmışlardır.

Terörün önemli ölçüde hızını azalttığı son yıllarda, bu insanların yeniden köylerine dönerek hayat şartlarının normale dönmesini sağlamak, maddî ve manevî kayıplarını nispeten de olsa karşılamak, devletimizin yapacağı en önemli hizmetlerden biri olacaktır.

Araştırma önergemizin amacı, boşaltılan ve tahrip edilen köy ve mezraların isimlerini, köylerini terk etmek zorunda kalan vatandaşlarımızın akıbetlerini, sayılarını, sorunlarını belirlemek, olumsuzlukları ortadan kaldıracak tedbirleri almak, uygulanabilecek rehabilitasyon programlarının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından tespit edilerek belirlenmesidir.

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

İçtüzüğün 75 inci maddesine göre verilmiş, Başbakanlığın bir tezkeresi vardır; okutuyorum:

C) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. - Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Hakkında 41 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 sayılı Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı,Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının yeniden incelenmek üzere geri gönderilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/827)

                                                                                                                 22.5.2001

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: a) 30.11.1998 tarihli ve B.02.0.KKG/0.11/101-1438/6835 sayılı yazımız.

b) 6.9.2000 tarihli ve B.02.0.KKG.0.10/101-145/4217 sayılı yazımız.

c) 12.1.2001 tarihli ve B.02.0.KKG.0.10/101-224/244 sayılı yazımız.

İlgi (a), (b) ve (c) yazılarımız ekinde Başkanlığınıza sunulan Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 75 inci maddesine göre, yeniden incelenmek üzere geri gönderilmesini arz ederim.

                                                                                                        Bülent Ecevit

                                                                                                                Başbakan

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Sayın milletvekilleri, geri gönderilmesi istenen tasarılardan, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda bulunan Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı hükümete geri verilmiştir; ancak, tezkerede geçen diğer iki tasarı, Genel Kurul gündeminde bulunduğundan, İçtüzüğümüzün 75 inci maddesi hükmüne göre geri verilebilmesi için ayrı ayrı oylarınıza sunmak zorundayım. 

Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının hükümete geri verilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının geri verilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, sözlü soruları görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

Önce, yarım kalan işlerden başlayacağız.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER

1. - İzmir Milletvekili Rifat Serdaroğlu'nun; İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın; Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın; Ankara Milletvekili Yıldırım Akbulut'un; Şırnak Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım'ın; Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Konya Milletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili Nejat Arseven'in; İstanbul Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının;  Zonguldak Milletvekili Hasan Gemici'nin ve İzmir Milletvekili Işılay Saygın'ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449) (S.Sayısı: 527)

BAŞKAN - 10.1.2001 tarihli 42 nci Birleşimde, İçtüzüğün 88 inci maddesine göre komisyona geri verilen Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Tekliflerinin görüşülmeyen maddeleriyle ilgili komisyon raporu Başkanlığa verilmediğinden, teklifin görüşmelerini erteliyoruz.

Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanunu Tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2. - Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/851) (S. Sayısı: 669)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.

Ertelenmiştir.

Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Yurtdışı Teşkilâtı Hakkında 189 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili kanun tasarısının görüşmelerine başlayacağız.

3. - Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Yurtdışı Teşkilâtı Hakkında 189 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/53) (S. Sayısı: 433)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.

Ertelenmiştir.

 

Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Nakdî Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin 624 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Fazilet Partisi Grup Başkanvekili Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan ve 7 arkadaşının; Anavatan Partisi Grup Başkanvekilleri Bartın Milletvekili Zeki Çakan, Denizli Milletvekili Beyhan Aslan, Eskişehir Milletvekili Yaşar Dedelek ile Antalya Milletvekili Cengiz Aydoğan'ın aynı mahiyetteki kanun tekliflerinin görüşmelerine başlayacağız.

4. - Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin 624 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Fazilet Partisi Grup Başkanvekili Kahramanmaraş  Milletvekili Avni Doğan ve 7 Arkadaşının; Anavatan Partisi Grup Başkanvekilleri Bartın Milletvekili Zeki Çakan, Denizli Milletvekili Beyhan Aslan, Eskişehir Milletvekili İ.Yaşar Dedelek ile Antalya Milletvekili Cengiz Aydoğan'ın Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve İçişleri, Millî Savunma ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/757, 2/603, 2/605) (S. Sayısı: 592)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.

Ertelenmiştir.

Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilâtının Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 618 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname; Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilâtının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı; Kayseri Milletvekili Hasan Basri Üstünbaş ve Üç Arkadaşının Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilâtının Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

5. - Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilâtının Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 618 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname; Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilatının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı; Kayseri Milletvekili Hasan Basri Üstünbaş ve Üç Arkadaşının Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilâtının Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/755, 1/689, 2/699) (S. Sayısı: 666)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.

Ertelenmiştir.

Türkiye İş Kurumunun Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 617 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname; Türkiye İş Kurumu Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

6. - Türkiye İş Kurumunun Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 617 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname; Türkiye İş Kurumu Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/754, 1/692) (S. Sayısı: 675)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.

Ertelenmiştir.

 

Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 619 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Aynı Mahiyetteki Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal  İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

7. - Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 619 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Aynı Mahiyetteki Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal  İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/756, 1/691) (S. Sayısı: 676)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.

Ertelenmiştir.

Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı ve İçişleri ve Çevre Komisyonları raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

8. - Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı ve İçişleri ve Çevre Komisyonları Raporları (1/393) (S.Sayısı: 89)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.

Ertelenmiştir.

Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu raporunun görüşmelerine başlıyoruz. 

9. - Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682) (1)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Komisyon raporu 682 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen sayın milletvekilleri?..

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Grubumuz adına Sayın Mustafa Kamalak konuşacaklar.

BAŞKAN - Peki efendim.

Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın Mustafa Kamalak; buyurun...

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Şu anda salonda yok efendim, biraz sonra...

BAŞKAN - Efendim, şimdi, şahısları adına söz isteyen üyelerin isimlerini okuyacağım ve aynı anda söz isteminde bulunan 6 milletvekilinden konuşacak olan 2'sini kura ile belirleyeceğim; çünkü, aynı anda başvurmuşlardır; 6 sayın milletvekili de 22.5.2001 tarihinde saat 9.40 itibariyle başvurmuşlardır; şimdi, bu kura işlemini tamamlayacağım.

İsimleri okuyorum: Ankara Milletvekili Sayın Uluç Gürkan, İstanbul Milletvekili Sayın Ayşe Nazlı Ilıcak, Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat, Bursa Milletvekili Sayın Ertuğrul Yalçınbayır, Çorum Milletvekili Sayın Yasin Hatiboğlu ve Konya Milletvekili Sayın Veysel Candan.

Şimdi, bu 6 sayın milletvekilinin içerisinden 2 ismi kura ile belirliyorum: Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat, İstanbul Milletvekili Sayın Nazlı Ilıcak; 2 sayın milletvekili arkadaşımız da buradalar.

Şimdi, tekrar, gruplar adına konuşmalara dönüyorum.

Fazilet Partisi Grubu adına Sayın Kamalak buradalar mı?

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) -  Sayın Nazlı Ilıcak konuşacaklar efendim.

BAŞKAN - Fazilet Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Nazlı Ilıcak; buyurun efendim.

Sayın Ilıcak, 20 dakika Grup adına, 10 dakika da şahsınız adına konuşma süreniz var. Şahsınız adına konuşma sürenizi de ilave etmemi ister misiniz?

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Hayır Sayın Başkan; şahsım adına olan konuşma hakkımı bir arkadaşıma devredeceğim.

BAŞKAN - O zaman, Grup adına konuşacaksınız; peki buyurun efendim.

Sayın Ilıcak Fazilet Partisi Grubu adına konuşuyor efendim.

FP GRUBU ADINA AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 682 sıra sayılı kanun tasarısının geneli hakkında Grup adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlamak istiyorum.

RTÜK yasa tasarısı, bu değişiklik, birdenbire gündeme geldi. Aslında, geçen yasama döneminde, yine medya patronları, karşımıza birdenbire böyle bir dayatmayla çıkmışlardı; fakat, o dönemde, milletvekilleri, gerçekten, buna cansiperane bir şekilde karşı koydular ve o dönemde, RTÜK yasa tasarısı -hatırlıyorsunuz- geri püskürtüldü. O tarihte, milletvekilleri, patronların talimatını  dinlemediler, medya patronlarının bu dayatmasına karşı çıktılar. İyi ki de dinlemediler!.. Bakın, bugün, iki medya patronu hapiste; sırada kimler var, bilinmez.

RTÜK yasa tasarısı, geçen sene, yaz mevsimine doğru yine Anayasa Komisyonuna geldi, Anayasa Komisyonunda -Anayasa Komisyonu üyesi milletvekilleri hatırlar- büyük bir direnişle buna karşı koydular ve yaz tatiline girildi; yine, RTÜK yasa tasarısı değişikliğini geri püskürtebildik. Şimdi, tekrar, tam bir emrivaki şeklinde, maalesef, Meclis gündemine bu RTÜK yasa tasarısı, yine medya patronlarının, özellikle bir kişinin isteğiyle, ısrarıyla ve pazarlığıyla gündeme gelmekte ve bu defa, herhalde öyle bir sıkı talimat alınmış olmalı ki, liderler, komisyon üyelerine göz açtırmadılar.

Şimdi, bu tasarı, aslında, illegaliteden, yani, kanunsuzluktan, legaliteye, yani, kanunîliğe dönme çabasıdır, medya patronlarının.

Mevcut kanuna göre, bir kişi, bir veya birden fazla televizyonda ancak yüzde 20 oranında hisseye sahip olabiliyor; herhangi bir televizyon kanalında yüzde 10'dan fazla hisseye sahip olan kişi ise, hiçbir devlet ihalesine giremiyor, borsada da işlem yapamıyor. Kanun koyucu, acaba, neden böyle bir sınırlama getirmiş diye baktığımızda, şunu görüyoruz: Devlet ihalesinde medya gücü kullanılarak bürokratlara baskı yapılabilir, siyasetçilere baskı yapılabilir. Bugün, bu RTÜK Yasasını Meclis gündemine getiren irade, belirli bir ihaleyi almak için, yine, siyasetçiye, yine, bürokrata baskı yapabilir; bu önlenmek istenmiş. Neden borsaya girmesin denilmiş; çünkü, borsada manipülasyon yaparak sunî olarak hisseler yükseltilebilir diye düşünülmüş. Halkın zararına yol açabilir böyle bir davranış; dolayısıyla, halkın zararı önlensin diye, borsaya girme yasağı kanuna konulmuş; aynı zamanda, yüzde 20'lik hisse payıyla tekelleşmenin önüne geçilmek istenmiş.

Medya patronları, geçmişte, bu sınırlamaların hiçbirine uymadılar, bu yasakları dinlemediler. Borsada, bırakınız, doğru dürüst işlem yapmayı, münipülasyon yaptılar, sunî olarak kâğıtların fiyatlarını yükselttiler. Burada bulunan ekonomiyle ilgili bazı arkadaşlarımız, bazı milletvekilleri bunu çok iyi biliyor. Devlet ihalesine katıldılar ve bırakınız bir televizyon kanalında yüzde 20 hisseyle yetinmeyi, kanuna aykırı olmasına rağmen, bırakınız bir tek televizyonun sahibi olmayı, birden fazla televizyonun sahibi oldular. Önplanda birtakım uydurma isimleri göstermek suretiyle, resmen, kanuna aykırı hareket ettiler, suç işlediler.

Şimdi, bu şekilde siyaseti etkileyebiliyorlar.

Ben, birkaç örnek vermek istiyorum; vicdanlara, akıllara hitap etmek için. Bakın, Dinç Bilgin -bugün kendisi hapiste- eğer Sabahın patronu olmasaydı, Cavit Çağlar -bugün kendisi hapiste- NTV'nin sahibi olmasaydı, yarı batık bankası olan Cavit Çağlar'a, Dinç Bilgin'in ortaklığında ikinci bir banka verilir miydi? Etibanka ilişkin murakıp raporları, o tarihte Hazineye hükmeden üçlü tarafından (Hüsamettin Özkan, Recep Önal ve Hazine Müsteşarı Selçuk Demiralp) hasıraltı edilir miydi değerli arkadaşlar? İlk rapor 31 Ocak 2000 tarihinde verildi, ikinci rapor 16 Haziran 2000 tarihinde verildi; ama, bu raporlar, daima hasıraltı edildi, gündeme getirilmedi. Bu banka, batmakta olan bu banka, halkın mevduatlarıyla kendilerini zengin eden bu kişiler hakkında hiçbir tedbir alınmadı; bu bankalar Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilmedi; çünkü, karşıda çok güçlü bir medya vardı.

Değerli arkadaşlar, bir şey daha sormak istiyorum, belki bazılarınız takip edemedi; ama, bu çok önemli bir konuyu, bugün, Genel Kurulun gündemine getirmek istiyorum. Bir medya patronuyla alakalı olmasaydı, Ali Balkaner'in Milliyet hisseleri üzerinde yaptığı manipülasyon, acaba, Sarıyer Adliyesinde bir köşede unutulur muydu? Bu, çok önemli, bu konuyu hatırlatmak istiyorum.

Aydın Doğan, yurt dışında Born Holding diye bir şirket kurdu. Sonra, Milliyetin hisselerinin yüzde 8,66'sını Born Holdinge satmak için, bu Born Holdingle anlaştı; yani,  kendisine ait yabancı menşeli şirketle anlaştı. Bu anlaşmada şöyle deniliyordu: "28 Ocak 1998'den 15 gün geriye doğru giderek, ağırlıklı ortalama fiyat esas alınacak; bu şekilde, Milliyet hisselerinin bir kısmı Born Holdinge devredilecek." Ali Balkaner'in sahibi olduğu Yurtbank -Ali Balkaner de şimdi hapiste- 28 Ocaktan iki ay önce başlayarak Milliyet hisseleri üzerinde manipülasyon yaptı ve Milliyetin, o tarihte, yani, 14 Kasım 1997'de 2 461 lira olan hisseleri, iki ay içinde, 2 461 liradan, yüzde 715 oranında artarak, 21 Ocak 1998'de 21 699 liraya yükseldi. Aynı dönemde borsadaki artış, sadece, yüzde 12,77 ve Born Holding, Milliyetin hisselerini bu şişirilmiş fiyattan aldı. SPK, Ali Balkaner aleyhine, Sermaye Piyasası Kanununa dayanarak, suç duyurusunda bulundu; ama, nedense, esas itibariyle, bu şişirilme fiyatlardan faydalanan Milliyetin patronu, sanık olarak o suç dosyasında bulunmadı; ama, zaten, bununla da yetinilmedi; o dosya, Sarıyer Adliyesinin bir köşesinde kayboldu, üstü örtüldü, sonra da, son çıkarılan afla tamamen gündemden düştü.

Eğer o dosya saklanmasaydı, belki, Ali Balkaner bazı gerçekleri ifade edecekti; belki, biz de, bu surette, mesela, bir medya patronunun niye yurt dışında, bir İngilizce adla, Born Holding diye bir şirket kurduğunu, neden bu Born Holdingin kendi gazetesinin hisselerini satın aldığını ve ertesi gün de bu satın aldığı hisseleri Credit Agricole Lazard Financial Products Banka sattığını öğrenebilecektik. Acaba bu alışveriş, Malta Dışbank off shore'un finansmanıyla mı gerçekleşiyor? Gerçekten, ben, bunu bilmiyorum; benim cehaletime verin, aydınlanmak istiyorum. Ama, karşımızda böyle güç odakları olduğu zaman, biz, maalesef, milletin hakkını arayamıyoruz.

 

24 Nisan tarihli yazımda sordum; dedim ki, acaba, buradaki Dışbank, Malta Dışbank off shore'a para depoluyor, bu depolanan paranın karşılığı Dışbank off shore, Born Holdingi finanse ediyor, Born Holding de bu yüksek fiyattan -yani, yüzde 715 oranında artmış hisseler- Milliyet hisselerini alarak dolaylı olarak acaba bankadan -yani, Dışbanktan- Doğan Holdinge para mı aktarmış oluyor; bunu öğrenmek istedim.

Esasında, ben çok büyük bir tehlikeyle karşı karşıyayım değerli arkadaşlar, bunları söylerken. Yarın öbür gün, bu gazetelerde, kimbilir hakkımızda ne gibi yazılar çıkacak; ama, ben, bunları göze alarak... Sırf milletimizin menfaatı için, sırf memleketimizin menfaatı için, sizlere rica ediyorum; gelin, şu kanun tasarısından cayın; çünkü, zaten Türkiye'de bir tekelleşme var, zaten Türkiye'de medya patronları maalesef her şeye hâkim; çünkü, zaten onların istediği geçerli oluyor. Şimdi, onların gücünü daha da artıracak böyle bir kanun tasarısından, gelin, birlikte vazgeçelim.

Gazete patronu aynı zamanda televizyon sahibi, aynı zamanda banka sahibi olunca, maalesef, kimse bu işleri kurcalayamıyor ve yolsuzluk dosyaları adliye koridorlarında unutuluyor. Şimdi, mesela, Değerli İçişleri Bakanımız Sadettin Tantan bu yolsuzlukların peşinde; ama, yine de Yurtbankın sahibi Ali Balkaner'in, "biz 18 aileyiz" diye başladığı ve bazı gazetecilerin de ismini verdiği; yani, bu manipülasyon olayında ismini verdiği o belgeler; yani, manipülasyon soygununun belgeleri, 5 nolu DGM'nin kâğıtları ve klasörleri arasında kaybolmuş durumda veya kaybedilmiş durumda. Bu konuda, Sayın Adalet Bakanına da bir yazılı soru önergesi verdim; bu belgelerin ortaya çıkarılmasını talep ettim.

RTÜK Yasasını değiştiriyoruz, yüzde 20 hisse sınırını, yüzde 25 izlenme oranına dönüştürüyoruz. İzlenme oranının ölçümü zaten son derece zor. Böyle bir şey, hukuken geçerli sayılamaz; yani, AGB, 1 200 televizyon vericisiyle bağlantılı; televizyon seyircisinden aldığı donelere göre belirli bir ölçüm yapıyor; ama, bu itirazımızı bir kenara bıraksak bile, patronaja sadece izlenme oranıyla bir sınır getirilmesi çok önemli mahzurlar doğuruyor.

Şimdi, mesela, TRT-1'e bakalım, Türkiye'nin yüzde 99'unda TRT-1 seyredilebiliyor; ama, izlenme oranı, aldığımız verilere göre, sadece yüzde 7. Demek ki, aynı patron, bu tasarı kanunlaştığı takdirde, 3 tane TRT-1 ölçüsünde ulusal kanala sahip olabilecek.

Burada, RTÜK Başkanı Nuri Kayış'ın, Anayasa Komisyonundaki sözlerini hatırlatmak istiyorum sizlere; işin içinden gelen, hem de mesleğin içinden gelen bir arkadaşımız, bakın, neler söylüyor: "İzlenme oranı yüzde 25'in altında olan yayın kuruluşlarında, hisse oranları için herhangi bir sınırlama getirilmediğinden, bugünkü izlenme oranları dikkate alındığında, bir kişinin, ülkedeki 260 televizyon kanalının ve 1 200 radyonun pek çoğunu ele geçirmesine, kanunen bir engel kalmayacaktır."

Özellikle yerel televizyon ve radyolar için söylüyorum, onların izlenme payı son derece düşüktür; ama, etkisi, o ölçüde büyüktür. Bütün vilayetlerinizde, belirli bir patron, bu televizyonu ve radyoyu ele geçirirse, sizin de hâkiminiz haline gelecektir. Kendi yüreğinizle, kendi isteğinizle, bu şekilde, bir medya patronuna veya birkaç medya patronuna teslim olma çabanızı, doğrusu, anlamakta çok güçlük çekiyorum. Burada, bir parti bir pazarlık yapıyor, evet; ama, sizler, bu pazarlığın içinde değilsiniz. Niçin bu pazarlığın içine dahil oluyorsunuz?..

Değerli arkadaşlar, RTÜK Başkanı Nuri Kayış, şöyle devam ediyor: "İtalya'da geçtiğimiz pazar günü yapılan seçimde, Slyvio Berlusconi, hakkında 12 adlî dosya olmasına rağmen, 3 büyük televizyon kanalını elinde bulundurmanın gücünü kullanarak, başbakan oldu. Tekelleşmeyi önleyemezsek, medya imparatorları, yakında, ülkenin kaderi üzerinde, bugünkünden daha etkin hale gelecekler, tümüyle kontrolden çıkacaklar. Bazı medya kuruluşları, bugün, zaten, kendilerini, yasamanın da yürütmenin de yargının da üzerinde görüyorlar. Onlara, yeni güçler verilmemelidir. Ben, basın özgürlüğünden -diyor Nuri Kayış, ben de ona katılıyorum- medya patronlarının diledikleri gibi at oynatmalarını değil, halkın, doğru, manipüle edilmemiş, özgür haber alma hakkını anlıyorum."

Maalesef, bugün, medya, büyük bir sıkıntı içerisinde. Burada, çalışanın hakkı korunmuyor. Binlerce kişi işsiz. Gazeteler satamıyor; çünkü, halk, gazetelere inanmıyor. İşte, bu yüzden inanmıyor; çünkü, gazeteler, milletin işini takip etmiyor, milletin meselesini takip etmiyor. Son günlerde, yine gördük yayınlardan, ona buna destek veriyor. "Sen beni akla, ben seni aklayım" desteğidir bu. Milletin işinin takipçisi, milletin meselelerinin takipçisi, maalesef, olmuyor. Onun için gazeteler satış yapamıyor, onun için tirajları çok düşük.

Şimdi, biz, üzülüp duruyoruz; neden, Meclis itibar kaybında; niçin, Meclisteki milletvekilleri, bir sıralamada, güven noktasında, en alt oranlarda yer alıyorlar. Elbette, itibar kaybederiz; bu yanlışlar yüzünden. Maalesef, bu yanlışlara karşı çıkan bizim gibi kimseler de itibar kaybediyor. Eğer, siz, tutup, milletvekillerinin parmaklarını falanca medya patronuna rehin ederseniz, milletin menfaatı yerine gazete sahiplerinin menfaatını, çıkarlarını korursanız, basındaki tekelleşmenin daha da derinleşmesine yol açarsanız, Parlamentoya kimse sevgi ve saygı beslemez. Bakın, Meclisin duvarında "hâkimiyet, kayıtsız şartsız milletindir" yazıyor. Gelin, bu yazıyı da değiştirelim, gerçeği itiraf edelim; zira, egemenliğin sahibi millet değil. Burada, milletin çıkarlarına, maalesef, hizmet edilmiyor değerli arkadaşlar. (FP ve DYP sıralarından alkışlar) Gerçekten, üzülerek, içim yanarak, utanarak bunu ifade ediyorum. Milletin çıkarları, milletin menfaatı, burada korunmuyor. Bir oligarşik yapı var. Gücü elinde bulunduranlar, özellikle, medya gücünü elinde bulunduranlar, herkese hâkim olmaya çalışıyor ve biz, "emir demiri keser" diye, geldik, bütün kanunları atlayarak, bu kanun tasarısını çıkarmak üzere burada toplanmış bulunuyoruz. Türkiye'de, demokratik bir yapı değil, oligarşik bir yapı var.

Şimdi, burada, bazı arkadaşlar, muhakkak ki, ANAP sözcüleri, benden sonra konuşmanın avantajından yararlanarak, dünyada böyle bir gidişat olduğunu söyleyecekler; ama, bu, doğru değil. İcap ederse, şimdiden cevabımı vereyim. O Milliyet Gazetesinde, Hürriyet Gazetesinde, falanca filanca gazetelerde, kendilerini savunmak için o iddiaları ortaya atıyorlar. Yok efendim, şeffaflık adınaymış yapılan bu değişiklikler. Yalan, şeffaflık adına değil; şeffaflık adınaysa, o zaman, kamu ihalelerine giriş yasağı niye kaldırılıyor?! Bunu, açıkça, soru faslında tekrar soracağım ve şunu da öğrenmek istiyorum: Bugün, acaba, bir kamu ihalesine talip, şu anda sırada bekleyen bir medya patronu var mı? Acaba, bu değişiklik, alelacele, onun bu isteğini tatmin etmek için mi yapılıyor? Acaba, ona, en geç çarşamba, perşembe günü, bu tasarı, bu değişiklik geçecektir diye söz verildi mi? Siz bilmeyebilirsiniz; ama, ben bunları biliyorum; çünkü, ben medyanın içinden geliyorum ve üzüntüyle ifade ediyorum; bu sözler verilmiştir bu Meclis camiasından.

Değerli arkadaşlar, zamanım azaldığı için, sadece bir örnekle yetineceğim. Yani, dünyada işler böyle gitmiyor. Evet, İngiltere'de, izlenme payıyla patronaj sınırlanıyor; ama, orada da yüzde 25 değil, yüzde 15 izlenme payı. Düşünün, İngiltere gibi demokratik bir ülkede, tekellerin bu kadar hâkim olmadığı, birkaç kafanın her şeyi bu kadar hükümranlığı altına almak istemediği, hiçbir devlet ihalesinin bu anlamda olmadığı bir ülkede, İngiltere'de dahi, izlenme payı yüzde 15'le ancak sınırlanabiliyor; patronaj... Ama, Fransa'yı ele alın, sadece Fransa'dan örnek vereceğim; zamanı gelince, diğer ülkelere de temas edeceğim.

Fransa'da, tek başına veya birlikte hareket eden gerçek veya tüzelkişi, bir ulusal televizyonun yüzde 49'undan fazlasına doğrudan veya dolaylı sahip olamaz. 49 deniliyor; yani, hâkimiyeti sağlamasın diye; ama, aynı kişi, bir ulusal televizyonun yüzde 15'ine sahipse, o zaman, ikinci bir televizyonun ancak yüzde 15'ine sahip olabiliyor. Yani, iki ulusal televizyonda ortaklık hissesi yüzde 15, yüzde 15 olarak sınırlanıyor. Eğer, gerçek veya tüzel bir kişi, bir ulusal televizyonun yüzde 5'ine sahipse, diğer iki ulusal televizyonun da ancak yüzde 5'er oranına sahip olabiliyor. Yine, Fransa'dan örnek vermek istiyorum. Kapsama alanı 4 milyon kişiye ulaşan bir televizyon iznine sahip olan kişi, aynı zamanda 30 milyonun üzerinde nüfusa hitap eden bir radyonun da sahibiyse, ulusal bir kanalın hissedarı olamıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Ilıcak.

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Veyahut, günlük gazete satışının yüzde 20'sinden fazlasına sahip olan kişi, aynı zamanda bir kablolu yayının da sahibiyse, yerel televizyonu da varsa, ulusal televizyondan hiçbir hisse alamıyor.

Değerli arkadaşlar, şimdi, evet, 1996'dan sonra -onu, zamanı gelince söyleyeceğim- bazı ülkelerde birtakım rahatlıklar getirildi, Amerika'da getirildi, İngiltere'de getirildi, Almanya'da getirildi; çünkü, bu ülkeler, bizim durumumuzu yaşamıyor, bizim şartlarımızda değiller. Bizim şartlarımızda büyük bir tekelleşme sancısı yaşanmakta, bir kartelleşme sancısı yaşanmakta. Biz, bu sıkıntıları aşmaya çalışırken, şimdi, tekelleşme imkânlarını da artırıyoruz.

Değerli arkadaşlar, ben, tekrar etmek istiyorum, özellikle, Milliyetçi Hareket Partili arkadaşlara hitap etmek istiyorum, siz, bu yerlere, millet sizi desteklediği için geldiniz, hiçbir medya sizi desteklemiyordu. Niçin, şimdi, medya patronlarının isteklerini yerine getirmeye çalışıyorsunuz?!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Geliniz, oyunuzu olumsuz olarak kullanınız, milletin yüzünü güldürünüz.

Hepinize saygılarımı sunuyorum efendim. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ilıcak.

Gruplar adına ikinci söz, Anavatan Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Işın Çelebi'ye aittir.

Buyurun Sayın Çelebi. (ANAP sıralarından alkışlar)

ANAP GRUBU ADINA IŞIN ÇELEBİ (İzmir) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; önce şunu söyleyeyim ki, Sayın Ilıcak'ı dinleyince, hazırlanan bu tasarıdaki şeffaflık ve açıklık ilkesinin çok daha önemli olduğuna inandım; bu tasarının çok daha gerekli olduğuna -çok açıkyüreklilikle söylüyorum- bir kat daha fazla inandım.

Benim "egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" anlayışını benimseyen bir insan olduğumu ve Anayasa Komisyonu üyesi olarak, talimatla hiçbir iş yapmayacağımı Sayın Ilıcak çok yakından bilir, Anayasa Komisyonu üyelerinin hemen hemen hepsi de iyi bilir. Ben, öyle, baskıyla veya birinin telkiniyle, doğru olmayan bir işi yapmam ve ben, Sayın Ilıcak'ın da özgürlüklerini, haklarını, gerektiği zaman, ondan daha çok korurum; bunu, birçok arkadaşım bilir. Yani, burada söylediklerim, benim inandığım şeylerdir; söylediklerim, dünyayı tarayıp, inceleyip, araştırdıktan sonra, bu toplumun neye ihtiyacı olduğunu, neden yarar göreceğini, neden yarar görmeyeceğini, tüm dürüstlüğümle ve doğruluğumla ifade edeceğim şeylerdir. Anayasa Komisyonunda, birçok oylamada, birçok konuda, bunu, arkadaşlarım defalarca görmüştür ve özellikle bu konuda, bana, hiçbir arkadaşın farklı bir şey söyleyeceğini tahmin etmiyorum.

Şimdi, burada anlatılan birçok olayı dinledim, sayın sözcünün anlattığı olayları. Biraz önce söyledim, hakikaten, bütün bu olaylar, artık, bu işlerin, aydınlıkta, şeffaflık içinde, açıklık içinde yapılmasını gerekli kılıyor. O onu mahkemeye vermiş, öbürü bilmem ne yapmış... Yani, hukuk devleti ilkeleri çalışmıyor, yedi yıldır bu yasa olumlu sonuç getirememiş. Biz yasayı niçin yaparız, yasaları niçin uygularız; adil olsun, kamuoyu vicdanında ve toplum vicdanında çözümler adil olsun ve onaylansın diye. Hukuk devleti ilkelerinin işleyişi, bir toplumda, bir felsefeye, bir ilkeye dayanıp, toplumdaki dengeyi sağlamak içindir. Değilse, bu kadar büyük tartışmalar ortaya çıkmışsa, bu kadar büyük şaibeler ortaya çıkmışsa, hiçbir televizyonun sahibi bilinmiyorsa, inanılmaz bir yanlışlık var demektir.

Değerli arkadaşlarım, 16 ulusal televizyon var; sahibi bilinmiyor. Bölgesel televizyon var, birçok televizyon var... Bakın, başka bir şey söyleyeceğim, şaşıracağınız bir rakam; 89 yayın kuruluşunun, son yedi yılda kapanma süresi 12 000 gün; yani, 365'e bölün, basit bir matematik, bu televizyonlar 33 yıl kapanmış. Yani, yayın organları çalışmıyor; bu yasa, bu işleri düzenlemiyor, toplumun menfaatlarını düzenlemiyor.

Dünyadaki uygulamaları ülke ülke çok net inceledim. Yayıncılıkta tekeli önlemenin yolu, izlenme payının sınırlanmasından geçiyor, kamuoyunu etkileme gücüne sınırlama getirmek... Yayıncılıkta tekeli niçin önleyeceksiniz; kamuoyunu kendi doğrultusunda etkileme mantığı olduğu için. Bütün dünya ülkeleri izlenme oranını getirmiş, biz de bunu getiriyoruz. Bunda başka bir neden aramaya gerek yok ki. Fransa'da da böyle, Almanya'da da böyle, İngiltere'de de böyle ve Amerika da, bütün bu sınırlamaları kaldırıyor...

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Hayır! Doğru konuşmuyorsunuz; Fransa'da yüzde 49.

IŞIN ÇELEBİ (Devamla) - Kamuoyunu etkileme gücünü sınırlıyor, kamuoyunu etkilemenin sınırını getiriyor. Bu tasarı, bu bakımdan doğru.

Bu tasarının bir başka önemli doğrusu var. Biraz sonra tek tek detaya da gireceğim. Rekabet ortamının güçlenmesi lazım artık Türkiye'de. Artık, Türkiye'de, her şey devlet eliyle yürütülmemeli. Rekabet ortamı güçlenerek halkın haber alma özgürlüğü sağlanır; öyle, yasalarla, emirlerle, talimatlarla sağlanamaz. Amerika'da, bu anlamda sınırlamalar daha da yeniden düzenleniyor.

Halkın haber alma özgürlüğünü geliştireceksek, rekabet ortamını geliştireceğiz. Rekabette, hakkını kötüye kullanma gibi bir durum varsa, Rekabet Kanunu burada devreye giriyor. Rekabet Kanununun 6 ncı maddesi, hakkın kötüye kullanımını, hâkim durumun kötüye kullanılmasına karşı önlemler getiriyor. Bütün bu söyledikleriniz, bu yasaya göre olamaz. Birleşme veya devralma konusunda 7 nci madde, bu meseleyi çözüyor.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın Çelebi, tekelle rekabet nasıl olacak?..

IŞIN ÇELEBİ (Devamla) -  Yasayı vereyim, okuyun; karşı karşıya istediğiniz kadar konuşuruz; ama, Sayın Ilıcak'ın burada anlattıkları, bu tasarının çok haklı olduğunu gösterdi, şeffaflığa ve aydınlığa daha çok ihtiyaç olduğunu gösterdi. Bütün bunlar, çok net biçimde hukukun çalışmadığını gösteriyor...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Çalıştırsınlar...

IŞIN ÇELEBİ (Devamla) - Sahibi yok... Hiçbir şekilde sahibi belli olmayan, hiçbir şekilde sahibi bilinmeyen ve en önemlisi, 400 milyon dolar civarında geliri olup 800 milyon dolar düzeyinde gideri olan 16 yayın kuruluşunun, sermayesinin, kaynaklarının nereden temin edildiği belli değil. Böyle bir durum da var. Şimdi, bunların aydınlığa çıkması lazım. Bu toplumun, eğer, dürüst ve temiz toplum olması açısından adım atması gerekiyorsa, bu alanda açıklığı ve şeffaflığı sağlamak zorundayız. Bunun hiçbir yolu yok. Bu işi gizleyerek, bu işi kaçırarak, bu işi karanlıklar içerisinde, entrikalar içerisinde çözmeye çalışarak hiçbir yere varamayacağımızı söylüyorum.

Şimdi, başımızı kuma gömmememiz lazım, gerçekleri olduğu gibi kabul etmemiz lazım. Sayın sözcünün anlattıklarından, burada ne kadar çarpık bir yapının ortaya çıktığı gözüküyor. "Efendim, kamu ihalelerinde şu olursa..." İhale kanunu hazırlıyoruz, bunları gideririz. Her konunun problemi kendi yasasında çözülür. Bütün sorunları getirip de bir tek yasada çözemezsiniz. Ayrıca, şeffaflık hem tekelleşmeyi önler hem bu tür ihalelerdeki yalan dolanı önler.

Şimdi, bu tasarı, tedbirleri, somut olarak, uygulanabilir bir biçimde ortaya koymaktadır. Burada net biçimde gördüğümüz hadise şu: Önce neyin olmadığını ortaya koyalım; hepimizin de anlaşacağımızı sanıyorum, hiç kimse itiraz etmeyecek.

Yedi yıldır uygulanan yasa, şu anda birçok soruna yol açmıştır. Bu sorunları tartışmıyoruz bile. Bugün yürürlükte olan yasanın, televizyon kanallarının hülle yoluyla ele geçirilmesine, hile ve sahteciliğe yol açtığı açıktır. İşte, 12 000 gün kapatma, karartma olabilir mi?!. Hukukî takiplerde yayınların gerçek sahibine ulaşılamadığı çok açıktır; burada belirtilmiştir; bu yüzden açıklık ve şeffaflık önem taşımaktadır. Hülleyi teşvik eden durum devam etsin mi, etmesin mi?.. Bence, demokrasinin temeli olan açıklık ve şeffaflığı bu toplumun yüzde 90'ı istemektedir. Açıklık ve demokrasinin temel güvencesi olan şeffaflık, bu toplumun temel dileğidir.

Şimdi, yedi yıldır uygulanan yasanın, ortaya çıkardığı sonuçlar böyleyken, şimdi, doğru ve iyi bir tasarı hazırlama noktasında, dünya pratiğindeki uygulamaları dikkate aldığımızda, uygulanabilir ve sorunları çözebilen bir tasarı ortaya koyduğumuzda, demokratik norm ve standartlara uygun bir tasarı ortaya koyduğumuzda, açıklık ve şeffaflığı sağlayacak bir tasarı ortaya koyduğumuzda, yaptırım gücü olacak bir tasarı ortaya koyduğumuzda -ki, bu tasarı o niteliktedir; eksiklikleri olabilir ve gelişen teknoloji karşısında bütün bu teknolojik gelişmelere cevap vermede eksik kalabilir; ama, zaman içinde bu da telafi edilebilir- böyle bir tasarı, doğru ve iyi bir tasarı olarak yararlı olacaktır.

Şimdi, bizim toplum olarak neden şikâyetimiz var; kamuoyunun yönlendirilmesinden şikâyetimiz var, yalan haberden şikâyetimiz var, kasıtlı haberden şikâyetimiz var, yayınların kişilerin manevî şahsiyetine saldırıda bulunmasından şikâyetimiz var, yayıncılığın haksız bir amaç ve çıkara alet edilmesinden şikâyetimiz var. Evet, bu tasarı, bunlara da önleyici hükümler getirmektedir.

Bugün -biraz önce söyledim- 16 tane ulusal televizyon, 15 tane bölgesel televizyon ve 250 yerel televizyonun yedi yılda 12 166 gün kapatılmış olması, 86 yayın kuruluşuna böyle bir cezanın verilmiş olması, bunların 17 yayın kuruluşunun 400 milyon dolar civarında reklam geliri olup 800 milyon dolar civarında giderinin olması ve bu kadar kapanmaya yol açan bir yasanın ve şaibeli bir ortam hazırlayan bu uygulamanın mutlaka giderilmesi gerekmektedir.

Burada, dünyadaki uygulamada -Amerika'da, İngiltere'de, Fransa'da, Almanya'da, İtalya'daki uygulamada- kamuoyunu etkileme önemlidir. Bunun da ölçütü izleme oranıdır. Yayıncılıkta tekelin önlenmesi, ulaşılan izlenme ve etkileyebilmeyi, izleyici sayısını sınırlamakla gerçekleştirilmektedir.

Biz, Avrupa Birliği ülkelerinin anlayışını, Almanya'nın anlayışını bu tasarıda esas alıyoruz. Fransa'da üst sınır yüzde 35'tir, Almanya'da üst sınır yüzde 30'dur, İngiltere'de yüzde 15'tir, İtalya'da yüzde 25'tir. Amerika'da, televizyon yayınlarının ulaştığı kitle, ülke nüfusunun yüzde 35'ini geçtiği sürece sınırlama getirilmektedir. Haber alma özgürlüğünü kısıtlayan ve tekelleşmeyi denetleyen tek bir önemli faktör vardır; o da açıklık ve şeffaflıktır.

Kamu ihaleleriyle ilgili, kötüye kullanma, hakkın kötüye kullanılması meselesi, hem İhale Kanununda hem de Rekabet Kanununda önlenen hükümler içermektedir. Hâkim durumun kötüye kullanılması, birleşme veya devralmada, hizmet piyasasında rekabetin önemli ölçüde azaltılması, Rekabet Kanunuyla engellenmektedir.

Ayrıca, birleşme veya devralmada, kanunun 29 uncu maddesinin (J) bendi, bunu Üst Kurulun iznine bağlamaktadır.

Bütün bunlar, bize söylenen sakıncaların -yasa tasarısı iyi incelendiği takdirde, diğer yasalar iyi incelendiği takdirde- büyük ölçüde giderildiği görülmektedir.

Burada, bir başka önemli nokta, bu genel düzenlemenin, objektif biçimde, başımızı kuma gömmeden, gerçekleri görerek, dünyadaki gelişmeleri dikkate alarak, sorunlara çözüm önerilerini de içeren nitelikte olmasıdır.

Teknolojik gelişmeleri takipte zorluk çekilmesine rağmen, zamanın burada bize getirdiği avantajları kullanarak, internet başta olmak üzere, birtakım önemli unsurlara yer verilmeye çalışılmıştır. Ekran kapatma yerine, başka hükümler getirilmiştir. Zamanın aşındırdığı hükümler yerine, basının kendi disiplini içinde çözebileceği hükümler getirilmiş, cezaların Kurumlar Vergisinden düşülmesine dur denilmiştir. Bu uygulamalar, özellikle, Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun, son derece kişisel özlük haklarının ve özgürlükten doğan kişi haklarını da savunan, özellikle, tekzip gibi, yalan yayına karşı müeyyideler getirmektedir. Bir tekzibin yayınlanmaması halinde veya tekzip hakkının istismar edilmesi halinde ciddî cezaî yükümlülükler getirmektedir; bunlar önemli yeniliklerdir.

Ekran karartmanın kaldırılıp, bunun yerine, özür dileme gibi birtakım uygulamaların getirilmesi, programın yayınının  durdurulup, o program yapımcısının ve sunucusunun belli bir süre programının yayınlanmaması gibi uygulamalar önemli yeniliklerdir.

Burada tekrar aynı noktaya geleceğim: Bu yasada, paravan şirket ve kişiler arkasına saklanarak yayın kuruluşlarının yönetimi mekanizması son bulmaktadır. Burada, yayın dünyasının şeffaflaşması, çok önemli bir kapı, devrim niteliğinde önemli bir dönemi başlatacaktır. Şeffaflık, tekelleşmeyi önleyecektir. Eğer, TRT-1'in üç tanesi bir kişiye ait olacaksa, zaten, Üst Kurul buna izin vermez, 29 uncu maddenin (j) bendinde olduğu gibi. İzlenme oranı burada temel alınmıştır. Tekrar söylüyorum, söylediklerimi bir kez daha tekrar ediyorum: Bütün dünya bunu kriter almıştır. Artık, bir başka kriterden söz etmek mümkün değildir ve burada bir başka önemli nokta, biraz önce de belirttiğimiz gibi, para cezalarının, Basın Kanununda, 10 000 lira, 30 000 lira gibi, artık, elli yılın öncesinde kalmış yasanın, o kişinin, o basın ve medyanın yalan yanlış haberlerinden duyduğu zararı giderecek şekilde günümüze getirilmiş olmasıdır.

Bugün şu bir gerçektir: Basın ve medya kuruluşlarımızın şeffaflığının çok önemli olduğunu, açıklığın çok önemli olduğunu, paravan kişilerin hukukî açıdan ciddî sorunlara yol açtığını buradaki tartışmalardan çok net biçimde görüyoruz. Bu konuda basında çıkan bütün yazıları a'dan z'ye okudum; hepsinin üzerinde durduğu temel nokta şu: Bu açıklık ve şeffaflığın önemli bir gelişmeye yol açması konusunda tereddüt belirtiyorlar; ama, dünyada gördüğüm en önemli nokta da şu: Açıklık ve şeffaflık çok önemli bir gelişmeye yol açıyor. Bu açıklık ve şeffaflık, basındaki tüm tartışmalarda üzerinde durulan temel nokta; bir bölüm çok olumlu, bir bölüm inanılmaz derecede karşı. Bu, benim kafamı ciddî ölçüde düşünmeye zorladı ve araştırdığımda, dünyadaki uygulamalarda gördüğüm temel mantıkta, açıklık ve şeffaflığın, rekabet gücünün artırılmasının ve izlenme payının, vazgeçilmez temel olgu haline geldiğini gördüm. O zaman, dünyadaki uygulamalara, bütün önyargılarımızdan arınarak baktığımızda, getirilen tasarının doğru olduğunu görüyoruz.

Bugün, bir Anadolu Ajansı bile, 5 çalışanını ortak göstererek yayın yapabilmektedir; böyle bir şey olabilir mi?! Malî açıdan ve hukukî açıdan, paravan kişiler, hiçbir denetime tabi değildir. Eğer, bir tekelleşmeden ve hakkın kötüye kullanımından söz edilebilirse, bugünkü durum böyle bir sonucu getirmektedir. Oysa, izlenme payının sınırlanması ve kamuoyunun etkisinin sınırlanması, Avrupa Birliğinde, Amerika'da kabul edilen temel bir gerçektir.

Bugün, ülke bazında değerlendirmeyi, Fransa'da, Amerika'da, Almanya'da, kartel dairesinin, rekabeti dengede tutarak, tekel yaratılmasını önleme mantığını, İtalya'daki yayın kuruluşunun toplam gelir ve izlenme oranları içindeki tutumunu, İngiltere'nin bağımsız televizyon komisyonunun (ITC'nin) getirdiği uygulamaları ve yayın lisansına ilişkin bütün çalışmaları getirterek, tek tek inceledim. Yasayı bütün ciddiyetimle değerlendirdim. Bu yasa, dünyadaki uygulamalara paralel bir yasadır ve gördüğüm en önemli nokta, geçmişteki kamu ihalelerinde yapılan yanlışlıkları sizler, bizler, hepimiz biliyoruz. Bu şeffaflık, bunların yapılmasına da mani olacaktır.

RTÜK'ün geçmişteki yapısının siyasî tartışmalara neden olduğunu ve bugünkü yapılanmada öğretim görevlilerinin, basın mensuplarının yer alacağı, yani, bu işin profesyonellerinin yer alacağı yeni yapılanmanın da yararlı olacağını görüyorum. Bu anlamda, yasanın hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Özellikle, kişi hak ve özgürlüklerini geliştirmek açısından getirilen tedbirlere de içten teşekkür ediyor ve hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çelebi.

Demokratik Sol Parti Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Erol Al.

Buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)

DSP GRUBU ADINA EROL AL (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, 682 sıra sayılı kanun tasarısı üzerinde, Demokratik Sol Parti Grubunun görüşlerini dikkatlerinize sunmak üzere söz aldım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Açıklamalarım, görüşmekte olduğumuz kanun tasarısıyla ilgili iddiaların tümüyle kişisel hesaplaşmalardan kaynaklandığını, siyasal rant elde etme amacına dönük olduğunu ortaya koyacaktır.

Saygıdeğer milletvekilleri, öncelikle, bir arkadaşımızın buradaki bir ifadesini şiddetle kınamakla sözlerime başlamak istiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi, hiçbir şekilde, herhangi bir gücün baskı ve dayatmasıyla işlem yapmamıştır, bundan sonra da yapması söz konusu değildir.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Bravo!..

EROL AL (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, öncelikle, değiştirmek istediğimiz 3984 sayılı RTÜK Kanununun yasalaştığı ortamı anımsamamızda yarar vardır. RTÜK Kanunu, ağır bir ekonomik krizin tam da ortasında, devalüasyonun yüzde 150'leri bulduğu ve hükümet tarafından ağır ekonomik tedbirlerin alındığı, yani, meşhur 5 Nisan kararlarının gölgesinde, medyayı susturup yıldırmak, sindirmek üzere çıkarılmıştır. Taha Akyol'un ifadesiyle, siyasî iktidar ile medya arasında kıran kırana bir savaşın olduğu; hatta, bu savaşın, sadece Parlamentoda değil, miting meydanlarında da söz konusu olduğu bir dönemde medyayı cezalandırmak amacıyla çıkarılmıştır.

Alelacele çıkarılan 3984 sayılı Kanunla, radyo ve televizyon yayınlarına çekidüzen verilmek bir yana, tam anlamıyla yeni bir kaos ortamı yaratılmıştır. Bu kanunla, TRT, özel televizyonlardan farklı olarak, şantaja müsait düzenlemelerle vesayet altına alınmış, 2813 sayılı Telsiz Kanunuyla, o dönemdeki adıyla Telsiz Genel Müdürlüğüne verilen frekans planlaması yetkisi RTÜK bünyesinde toplanarak, kanunlar arasında çatışma ve çelişkiler yaratılmıştır.

Bazı basın yayın organlarında ifade edildiği gibi, şu an gündemimizde bulunan tasarıyla, ihale yapma yetkisi RTÜK'ün elinden alınmamaktadır; sadece, 2813 sayılı Kanun gereği, frekans planlaması yapma yetkisi, olması gerektiği gibi, bugünkü adıyla Telekomünikasyon Kurumuna devredilmiştir.

DYP-SHP hükümetince çıkarılan RTÜK Kanunu, uygulandığı yedi yıl süresince hiçbir amacına ulaşamamıştır. RTÜK'ün bizzat kendisinin yaptırdığı araştırmalara göre, kamuoyunun yüzde 85'i, radyo ve televizyon yayınlarından şikâyetçidir. RTÜK Başkanımız Sayın Kayış, Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptığı konuşmada, bu şikâyetlerini kendisi de dile getirmiştir. Sayın Kayış diyor ki: "Televizyonlar, daha çok izlenmenin yolunu, seviyesizliğe prim vererek buldu. Ekranlardan, evlerin içine şiddet ve müstehcenlik püskürtüldü. Birkaç yüz kişinin yoz ilişkileri, gece âlemleri, sanki toplumun genelinin yaşantısıymış gibi, her gün, saatlerce ballandıra ballandıra anlatıldı.

Gazeteciliğin en temel kurallarından biri olan, suçlu olduğu yargı kararıyla kesinleşmedikçe kimsenin suçlu ilan edilemeyeceği hükmü, televizyon haberlerinde sık sık çiğnendi..."

Sayın Nazlı Ilıcak da, 15.1.2000 tarihinde Yeni Şafak'taki köşesinde RTÜK'e ateş püskürüyor. Şöyle diyor Sayın Ilıcak: "6 Ekim ve 12 Ekim 1999 tarihli toplantılarda, ilk defa, belirli eğilimlerdeki radyolar 90 gün süreyle durdurma cezasına çarptırıldı; bu, ilk yoklamaydı: Baktılar ki, ses çıkmadı, yasakçı zihniyet -yani, RTÜK- engelsiz koşuya başladı. Cezalar bir yıla kadar uzadı ve sıklaştı. RTÜK, sessiz ve derinden tam bir Abdülhamit sansürü uyguluyor. Kartelin canı yanmadığı için, basın özgürlüğünü pek hatırlayan da yok." Evet, dün dündür, bugün bugündür...

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Kürsüye çıkınca, cevabınızı alacaksınız.

EROL AL (Devamla) - Hanımefendi, 22 Mayıs, yani, önceki günkü köşesinde ve bugün de, bu kürsüden özetle şunları söyledi: "Bir TV kuruluşunda yüzde 10'dan fazla hissesi olanlar devletle iş yapamazlar; ama, bizim patronlar, yasa ve yasak dinlemeden ihaleye girdiler. Enerji ihalelerinin bir bölümü, üstelik, Danıştay tarafından iptal edildi. Öte yandan, Aydın Doğan, Petrol Ofisi ihalesini kazandı, Dinç Bilgin ile Cavit Çağlar ATV ve NTV'nin sahibi olmalarına rağmen, Etibank'ı satın aldılar." Doğru. "Borsada işlem yapılamaz kuralına rağmen -biraz önce ayrıntılarıyla anlattı Sayın Ilıcak- Milliyetin hisseleri aşırı şekilde yükseltildi, sonra da, manipülasyon yapıldı."

Peki, şimdi sizlere soruyorum sayın milletvekilleri, bütün bu rezaletler biz bu yasayı çıkardıktan sonra mı yapıldı, yoksa, arkadaşlarımızın savunmakta üstat oldukları, şu anda uygulamada olan RTÜK Kanunu döneminde mi yapıldı?

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Sizin göz yummanız yüzünden yapıldı.

EROL AL (Devamla) - Tabiî ki, bugünkü savunulan yasa döneminde oldu. Bu yasa, ölü bir yasadır; hiçbir hükmü, amaçladığı başarıya ulaşamamıştır.

Gerçeklerin tam olarak anlaşılması açısından, ben yedi yıl önceki Türkiye Büyük Millet Meclisi Komisyonu görüşmelerinden de bazı alıntılar okuyacağım müsaadenizle.

MUSTAFA DÜZ (İstanbul) - Geçen seneye bak, geçen seneye...

EROL AL (Devamla) - O dönemdeki muhalefet partisi olan Refah Partisinin sözcülerinden, örneğin, Şevket Kazan Beyefendi şöyle diyor: "Teşekkül edecek böyle bir kurulun, bu görevi yaparken siyasî bir yapıya kavuşturulması, her şeyden evvel, siyasî bir tercihe dayanan kurulun, görevini aslî şekilde yapmasına imkân vermeyecektir. Adaylar, her ne kadar partiler tarafından gösterilecekse de, bu adaylar bu işten anlayan kişiler olacaktır." Biz, bu görüşte olanlara, böyle olmayacak diyoruz. Sayın Kazan "çünkü, KİT'lerin yönetim kurulları oluşturulurken, milletvekili seçilememiş, belediye başkanı seçilememiş kişiler buralara aday gösteriliyor, RTÜK'te de böyle olacak" diyor ve haklı; "bunun yerine, RTÜK adaylarını, Üniversitelerarası Yüksek Kurul seçsin" diyor; ben, bu görüşe gönülden katılıyorum.

Şimdi Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı olan arkadaşımız Melih Gökçek de "RTÜK üyelerini, kurulu özellikle siyasî bir havadan kurtarabilmek amacıyla, telekomünikasyon, hukuk, basın yayın, pedagoji, sağlık, çevre branşlarından ayrı ayrı olmak üzere, üniversite öğretim üyeleri arasından Üniversitelerarası Yüksek Kurul seçsin" diyor; biz de bu görüşteyiz, buna katılıyoruz. Biz katılıyoruz; fakat, bu arkadaşlarımızın arkadaşları şimdi başka fikirdeler.

Yine, Abdüllatif Şener arkadaşımız "bu teklifin kanunlaşmasıyla birlikte, yasakçılık -yani, önceki kanundan bahsediyor- ilke ve prensip haline dönüşmekte, insanların radyo televizyon istasyonları kurma istek ve özgürlükleri sınırlandırılmaktadır" diyor. Sayın Şener diyor ki: "Diyoruz ki, 29 uncu maddedeki geniş sınırlamaları bir tarafa bırakalım, bu sınırlamayı sadece siyasî partiler olarak belirleyelim, siyasî partiler dışında her türlü kamu kurum, kuruluş ve özel nitelikli kuruluşların aynı şekilde radyo ve televizyon istasyonu kurabilmelerine olanak sağlayalım."

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak, 13 Nisan 1994 tarihinde çıkarılan RTÜK Kanununun ana görevi olan frekans ihalelerini yapma görevi dahil olmak üzere, bu kanundan beklenen hiçbir işlev yerine getirilememiştir; radyo televizyon piyasası tam bir arapsaçına dönmüştür, kimin ne yaptığı belli değildir.

Hükümetimiz, tüm bunları göz önüne alarak, tanımlamalarıyla, teknolojik yenilikleri kavrayan, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri dikkate alan RTÜK gibi çok önemli bir kurulda, siyasî partilerin yanı sıra bilim kurulları üniversitelerimizin de, çalışanlar adına gazeteci örgütlerinden temsilcilerin de yer almasını sağlayan düzenlemeyi Yüce Meclisin takdirine sunmuştur. Çağdaş ihtiyaçlara cevap verebilecek nitelikteki bu yasa tasarısının eleştirilmesi son derece doğaldır. Ancak, özellikle 29 uncu maddeye ilişkin bu eleştirilerin, bizce, hiçbir haklı temeli yoktur; çünkü, 29 uncu maddenin bugünkü haliyle uygulanması veya gerçek anlamıyla uygulanmaması çok daha büyük sakıncalar yaratmıştır.

Radyo televizyonların kuruluş ve yayınlarını düzenleyen tüm gelişmiş ülkelerin bir bölümünde, hisse sahipliği konusunda hiçbir sınırlama yoktur. Almanya ve İngiltere gibi bazı ülkeler ise, izlenme oranı sınırlamasını kabul etmiştir. Devletle ihale ilişkisine girilmesi yönünde bir yasaklama ise, dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde yoktur. İzlenme oranında, Almanya yüzde 30'u, İngiltere yüzde 15'i tercih etmiştir, bizde ise yüzde 25 olarak kabul edilmiştir. Almanya, tek bir şirkete ait programların yıllık ortalama izlenme oranı yüzde 30'a ulaştığı takdirde, ortaya bir fikirgücü çıkacağını bilimsel olarak tespit etmiştir. Bu konuda, dileyenlere, ayrıntılarını yazılı olarak verebilirim.

Gelelim, çok gürültü koparan kamu ihalelerine girme yasağı konusuna. 3984 sayılı yasadaki bu sınırlama, Sayın Ilıcak'ın da yazısında belirttiği gibi, hiçbir şekilde uygulanamamıştır.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Uygulasaydınız...

EROL AL (Devamla) - Yani, yasanın bu hükmü ölüdür. Böyle bir hüküm, girişim özgürlüğünü de açıkça sınırlamaktadır. Bugün, Türkiye'de, 16'sı ulusal, 15'i bölgesel ve 229'u yerel olmak üzere 260 televizyon kanalı; 36'sı ulusal, 108'i bölgesel ve 1 032'si de yerel olmak üzere 1 176 radyo ve toplam 1 436 radyo ve televizyon mevcuttur.

Radyo televizyonculuk işi, takdir edersiniz ki, pahalı bir uğraştır. Önümüzdeki günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisinin huzuruna getirilmesi planlanan radyo ve televizyonlarda asgarî kadroları belirleyen kanun tasarısıyla çok daha pahalı hale gelecektir; çünkü, bu kuruluşların, belirli sayıda nitelikli gazeteci çalıştırması zorunlu olacaktır.

Ayrıca, önümüzdeki günlerde frekans ve kanal ihaleleri yapılacaktır; öyle, yedi yıldır olduğu gibi, kamu malı olan frekans ve kanalların bedava kullanılması mümkün olmayacaktır. Sözün özü, bu iş için, iyi bir teknolojik yatırım, kaliteli bir ekip, bir frekans veya kanal ve sonuç olarak da, nitelikli, yükümlülüklerini yerine getirebilecek girişimciler gereklidir.

Bugün, Türkiye'de, benim bildiğim kadarıyla, Koç Grubu, Sabancı Grubu ve Anadolu Grubu dışında, tüm sermaye gruplarının radyo ve televizyonları vardır. Hal böyleyken, sermaye birikimi olan her gruba kamu ihalelerine girme yasağı koyarsanız, özelleştirmeyi kimlerle yapacaksınız? Yüzde 100 hisse sahibi olduklarını varsayarsak -ki, bu mümkün değil, anonim şirketlerde 5 ortak olması gerekiyor- 1 336; eğer, yüzde 50 hisse sahibi olurlarsa 2 700 kişi veya grup ihale yasağı kapsamına giriyor. Bu grupları ihaledışı bırakarak, devlet kurumlarını, üç beş kuruşa, bedavacılara ya da yukarıda saydığım üç gruba mı hediye edeceğiz?

Değerli arkadaşlarım, burada sorun şudur: Belirli medya gruplarının, siyasetçi veya hükümetler üzerinde baskı kurarak haksız çıkar sağlamasının önlenmesidir sorun olan. Devlet, oradan buradan dolanıp, olmayacak işler yapıp ekonomiyi bloke etmek yerine, bunu önlemelidir. Buradan açıkça söylüyorum, önümüzdeki RTÜK Yasa Tasarısı, bu güvenlik supabına fazlasıyla sahiptir. Yayın ilkelerinin 4 üncü maddesinin (c) fıkrası, yayıncılığın çıkar amaçlı kullanılmasını önleyecek güçtedir; çünkü, cezaları düzenleyen 33 üncü maddede, (c) fıkrasının ihlali halinde, uyarı yapılmaksızın yayının bir ay süreyle durdurulması, ikinci ihlalde ise, yüzlerce milyar lira ödenerek satın alınan frekans veya kanalların bir çırpıda ellerinden alınması gibi bir yaptırımı hiçbir yayıncı göze alamayacaktır.

Bu Kanunun önemli düzenlemelerinden biri de, 4 üncü maddenin (a), (b), (c) ilkeleri hariç, diğer ihlallerde kademeli yaptırım uygulamasıdır. İlk ihlalde özür dilenmesi, ikinci ihlalde eğitim, kültür programları yayınlanması, üçüncü ihlalde para cezası ve dördüncüsünde yüzde 50 artırılmış para cezası uygulaması sistemi çağdaş ülkelerin hemen hemen tamamında uygulanmaktadır.

Tasarı yasalaştığında, Türkiye de böyle bir çağdaş düzene kavuşacaktır. Daha da önemlisi, para cezalarıyla RTÜK'te toplanacak ve yıl içerisinde bütçeye girerek harcanmayacak miktar, yıl sonunda Kültür Bakanlığına aktarılarak, yurt içerisinde ve yurt dışındaki Türk kültür varlıklarının ihyası ile korunmasında kullanılacaktır. Bu düzenlemeyle kültür mirasımıza sahip çıkma yolunda çok önemli bir adım atıldığı açıktır.

Bir başka önemli düzenleme, RTÜK gibi büyük malî kaynaklara sahip, önemli bir piyasayı kontrol eden, büyük ihaleler yapan ve buna karşılık Devlet İhale Yasasına tabi olmayan bir kuruluşun denetiminin öngörülmesidir.

Bence, bu yasa tasarısına karşı çıkışın temelinde; 29 uncu madde filan değil, denetim meselesi yatmaktadır. 29 uncu madde ise, Truva Atı olarak kullanılmaktadır.

Evet, RTÜK ciddî bir denetime tabi tutulmalıdır. Bunu yapabilecek en bağımsız, en yetkin kuruluş da Başbakanlık Yüksek Denetleme Kuruludur. Yüksek Denetleme Kurulu söylendiği gibi Başbakanın emrinde bir kuruluş değildir.

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize)- Şimdiye kadar neyi denetledi?!

EROL AL (Devamla) - Neyi denetledi?.. 1994 senesinde Sayın Tansu Çiller Başbakan iken, TOFAŞ ihale zarflarının ofisinde açıldığını rapor eden -o Başbakan iken- Yüksek Denetleme Kuruludur.

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Başka?..

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Hadi canım sende, orada açıldığı falan yok, konuyu bilmiyorsun. Ofiste falan açıldığı yok.

EROL AL (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, Yüksek Denetleme Kurulu altmış yılı aşkın bir geçmiş içerisinde hiçbir zaman bağımlı olmamıştır. Anayasamızın 160 ıncı maddesiyle Sayıştaya görev verilirken, 165 inci maddesinde ifade edilen kuruluş ve ortaklıkların TBMM'ce denetlenmesi esaslarının düzenlenmesi ise, kanuna bırakılmıştır. Bu kanun, 1987'de 3346 sayıyla, yürürlüğe konulmuştur. Söz konusu kanunla kurulan TBMM KİT Komisyonu, denetim görevini, Yüksek Denetleme Kurulu raporları üzerinden yapmaktadır. Bu husus, kanunun 7 nci maddesinin gereğidir. Yüksek Denetleme Kurulu Anayasanın 165 inci maddesinde öngörülen Meclis denetiminin yerine getirilmesinde Anayasal bir görev üslenmiştir. Bir denetim organının teknik anlamda bağımlı olduğuna kanaat getirebilmek için, denetime başlamak üzere, bir merciden -bakan veya başbakan gibi- önce onay alınması, daha sonra, hazırlanan raporun işleme konulabilmesi için de aynı merciden olur alınması gerekir.

Yüksek Denetleme Kurulunun hukukunu düzenleyen 72 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, Başbakanlığa bağlı olduğunu belirtmekle beraber, bu sözcüğü bağımlılık anlamında anlamamak gerekir. Uygulamada, YDK tarafından hazırlanan raporlar, Başbakanlık marifetiyle ilgili kuruluşlara gönderilmektedir. Başbakanlığın işlevi, aracılıktan ibarettir.

TURHAN GÜVEN (İçel)- İlgili kuruluş kim?..

EROL AL (Devamla)- Yüksek Denetleme Kurulunun 18 üyesinin 9'u en az 20 yıl görev yapmış kamu çalışanlarından seçilmektedir. Bunların 3 yıl da üst düzey kamu görevlisi olarak çalışma zorunluluğu vardır. Diğer 9'u ise, bu kurul tarafından seçilmektedir. Bakanlar Kuruluna bildirilen 18 isim içinden Bakanlar Kurulunca atanmaktadır ve YDK'nın denetim programı kurul başkanı tarafından hazırlanmakta ve yürürlüğe konulmaktadır. Yıllık denetleme raporları başka bir merciin onayına sunulmaksızın Meclise ve ilgili kuruluşa gönderilmek üzere Başbakanlığa sunulmaktadır.

Açıklanan süreç içinde Yüksek Denetleme Kurulu tam bağımsız olarak çalışmaktadır. Hiçbir organ ya da merciin talimat ve telkini olmamaktadır ve şimdiye kadar da olmamıştır.

Değerli arkadaşlarım, bu bilgileri sizlere verdikten sonra, yeni yasamızın milletimize ve radyo-televizyon sahiplerine, çalışanlarına, çok daha çalışılabilir bir ortam sağlayacağını düşünüyorum ve bu kanun tasarısının, yasalaştığı takdirde ülkemize hayırlı olmasını diliyorum, saygılar sunuyorum efendim. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın)- Sayın Başkan, konuşmacı, konuşmasının başından sonuna kadar, Doğru Yol Partisini, Sayın Genel Başkanımızı suçlayıcı ifadeler kullanmıştır; o nedenle, sataşmadan dolayı söz istiyorum.

MEHMET EMREHAN HALICI (Konya)- Tutanaklara bakalım Sayın Başkan.

AYDIN TÜMEN (Ankara)- Yüksek Denetleme Kurulunun bağımsızlığıyla ilgili verdiği bir örnekten kaynaklanıyor Sayın Başkan.

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın)- Efendim, bakınız, TOFAŞ ihalesi dosyasının zarflarının nerede açıldığı konusunda bir beyanda bulundu; tamamen gerçekdışıdır; tamamen iftira, tamamen gerçekleri çarpıtıcı bir beyandır.

BAŞKAN - Peki.

AYDIN TÜMEN (Ankara) - Yüksek Denetleme Kurulunun raporlarında yer alıyor!..

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Bunu açıklamam lazım, cevaplandırmam lazım.

BAŞKAN - Açıkladınız efendim; mesele anlaşıldı; zaten, söyleyeceğiniz bu kadar.

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Daha, konuşmasının başından sonuna kadar yasayı irdeleyeceğine, yasaya olumlu veya olumsuz bakacağına...

AYDIN TÜMEN (Ankara) - Kimin ne şekilde konuşacağına...

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - ...ve değerlendireceği yerde, kürsüden devamlı olarak Doğru Yol Partisine ve Sayın Genel Başkanımıza sataşmada bulundu.

BAŞKAN - Sayın Gönül, siz, gereğini yerine getirdiniz ve açıklamanızı yaptınız; Meclis de tatmin oldu; tamam efendim.

Çok teşekkür ediyorum.

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Bildiğin bile yok!..

EROL AL (İstanbul) - Sen kendi konuşmana bak!..

MUSTAFA ÖRS (Burdur) - Otur oturduğun yerde!.. Efe!.. Cirmin kadar yer yakarsın!..

BAŞKAN - Sayın Al...

TURHAN GÜVEN (İçel) - Sayın Başkan, müsaade eder misiniz...

BAŞKAN - Buyurun Sayın Güven.

TURHAN GÜVEN (İçel) - Sayın Başkanım, bir konu açıklanırken, insanın bilgi dağarcığında bir şeyler olması lazım.

BAŞKAN - Doğrudur efendim.

TURHAN GÜVEN (İçel) - 72 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ne olduğunu bilmeden...

MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Sizin için geçerli o!

TURHAN GÜVEN (İçel) - Yüksek Denetleme Kurulunun görevlerinin ne olduğu bilinmeden, birtakım elfazda bulunuluyor; fevkalade yanlıştır. Zabıtlara bunlar geçiyor; ileride birileri bunları okuyacak.

AYDIN TÜMEN (Ankara) - Sayın Başkan, haricen konuşuyor; şimdi geldi.

MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Siz, yoktunuz o konuşurken...

BAŞKAN - Sayın Gönül de düzeltti, siz de tavzih ettiniz; mesele anlaşıldı...

TURHAN GÜVEN (İçel) - Daha, ne diyeceğimi duymadınız ki efendim...

BAŞKAN - Duydum... Duydum efendim...

TURHAN GÜVEN (İçel) - Efendim, duymadınız.

Şimdi, bakınız, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun görevi KİT'lere bakmaktır. RTÜK gibi bağımsız olduğunu kabul ettiğiniz bir şeyi, RTÜK'ü  gelip de bu mu denetleyecek?! Yani, ne yapacaksınız siz?.. Anayasaya aykırılık olan bir konuyu... Yapmayın Sayın Başkanım, yani...

BAŞKAN - Sayın Güven, siz, sayın hatibe cevap vermek durumunda değilsiniz; şimdi, Grup adına arkadaşınız konuşacak, ona söyleyin o çıkınca burada söylesin onları.

TURHAN GÜVEN (İçel) - Ben... Ama, geleceğim noktayı bilmeden sözümü kesiyorsunuz; sözümü kesmeniz mümkün değil efendim.. Yapmayın Sayın Başkan... Tamamen... 60'a göre söz istedim.

BAŞKAN - Şimdi, dördüncü söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Şevket Bülend Yahnici'nin. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Yahnici.

MHP GRUBU ADINA ŞEVKET BÜLEND YAHNİCİ (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz yasa tasarısı, basın  hayatımızla ilgili eksik olan düzenlemelerden birisini yapma adına bu Meclis tarafından yerine getirilecek bir görevdir.

Basın hayatımızı düzenleyen muhtelif yasalar var: 212 sayılı Basında Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetleri Düzenleyen Yasa, 5680 sayılı Yasa ve RTÜK diye geçen; ama, aslında kuruluş kanunu olmayan bir yasa. Elimizdeki tasarı, Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair bir Kanun Tasarısıdır. Her ne sebepse, sadece RTÜK'le ilgili düzenleme üzerinde duruyoruz.

RTÜK (Radyo ve Televizyon Üst Kurulu) çıkarmaya çalıştığımız kanunun içinde bir kuruluş olarak düzenlenmiş; ama, aslında, bu tasarının esas amacı, bütünüyle, bütün radyo ve televizyonların kuruluşuna ve onların yapacağı yayınlara ilişkin esasları tespit etmektir.

Bu yasa tasarısının zamanında geldiği, zamansız geldiği sözleri burada sarf edildi. Bir kere şunu söylemek lazım: Biz, mevcut, şu anda kullanmakta olduğumuz, geçerli olan yasayı da zamanın ötesinde getirerek yasalaştırmışız; çünkü, "TRT Kurumu" adı altında, senelerce, Türkiye'de, devlet tekeli halinde bir televizyon ve radyo yayıncılığı olduğu malum. Nice sonra ve seneler sonra, özel radyoların, özel televizyonların da hayata girdiğini gördük. Özel radyolar ve özel televizyonlar hayata girdi; ama, hukukî bir mesnedi olmadan ve bunlarla ilgili uygun hukukî bir ortam sağlanmadan girmiş oldu. Neticede, fiilî durum devam ederken, Parlamento, fiilî durumla hukukî durumu özdeşleştirecek bir çalışma yaptı ve elimizdeki, şu anda kullanmakta olduğumuz, radyo ve televizyonların kuruluş ve yayınlarıyla ilgili, konuları düzenleyen mevcut yasa, Meclisçe kabul edildi. Tabiî, bu yasa, kabul edildi ve uygulanmaya başlandı; ama, teknoloji, özellikle de iletişim teknolojisi, baş döndürücü bir hızla gelişmeye devam etti.

Burada, yeni çıkarmaya çalıştığımız ve değiştirmeye çalıştığımız kanunla ilgili tasarının başlangıcında birtakım tarifler verilmiştir. Bu tarifler, belki daha da çoğaltılabilirdi; ama, tariflere boğulan bir kanun haline gelirdi. Şunu ifade etmek isterim ki, bu tarifler, zaruretin getirdiği tariflerdir. İşte, ulusal yayın nedir, bölgesel yayın nedir, yerel yayın nedir; neyi ulusal, neyi yerel, neyi bölgesel kabul edeceğiz... Bunun gibi, yeni teknolojinin getirdiği tematik kanallar, yeni teknolojiyle birlikte gelen yeniden iletim meselesi gibi pek çok konu, Türk iletişim hukukuna girmedi; ama, Türk iletişim hayatına girdi. Neticede, Türk iletişim hayatına giren pek çok konuyu, biz, hukuken de, hukuk mevzuatı içerisinde değerlendirme durumundaydık. Bunların da yapılması adına, ayrıca, Avrupa Birliğiyle ilgili bir geçiş süreci içinde ve Avrupa yayıncılığıyla birlikte, imzalanmış birtakım sınırötesi anlaşmalar söz konusuydu. Bu anlaşmaların da, bir şekilde, radyo ve televizyon hayatımızla ilgili, iletişim hayatımızla ilgili kanunlarda yer alması gerekirdi.

Bütün bunlar, kanunun yeniden düzenlenmesiyle ilgili zaruretleri açıklama adına söyleyeceğim şeyler.

Bir başka konu, mesela -aklıma geldiği için söylüyorum- Telsiz Kanunumuz değişti; Telsiz Genel Müdürlüğü konusu ortadan kalktı; kurumu değiştirdik; kurumun adı değişti, kurumun yapısı değişti ve dolayısıyla, iletişim hayatıyla ilgili ve iletişim dünyasıyla ilgili frekanslar, frekansların tabi olduğu esaslar, vericiler, vericilerin tabi olduğu esaslar yeni bir hal aldı. Bu hali de yeni yasayla düzenlemek, bunun esaslarını da yeni yasayla tespit etmek gerekirdi.

Yine, demin, radyo ve televizyon hayatıyla ve iletişim hayatıyla ilgili bir yasadır dedim. Özellikle "RTÜK" isimli bir kurulun -yani "Radyo ve Televizyon Üst Kurulu" adıyla bir kurul kuruluşuna ait- kuruluş yasası değil bu; genel bir düzenlemeyi yapıyor bu tasarı ve bu düzenlemenin içinde, RTÜK'ün kuruluşunu da sağlıyor. Şimdi, RTÜK'ün kuruluşunu sağlamışız, yapmışız; fakat, uygulama itibariyle, RTÜK kanunu diye bir kuruluş kanununu çıkarmamışız, kadrolarını tespit etmemişiz veya kadrolar var, uygulamada gösterilmiş... Şimdi, bu tasarıyla "RTÜK" ismiyle kurulan bu müessese, bir üst kurul halinde bugüne kadar görevini ve işlevini sürdüren, alttaki kadroları ise âdeta el yordamıyla arayarak bulma durumunda kalan bu Kurul, alttaki kadroların da dairelerle tespit edildiği bir konuma getirilmektedir; uzmanlarıyla, diğer bölge müdürlükleriyle... Yani, RTÜK'ün iyi işleyişine, doğru işleyişine dair olabilecek müesseseler, RTÜK emrinde, kurulabilir hale getiriliyor.

Demin, izlemeden bahsedildi. İzlemeyle ilgili Türkiye'de bir problem olduğu açıktır. İzleme hadisesi, Türkiye'de özel şirketlerce yapılmaktadır ve özel şirketler, izlemeyi, sadece ve sadece reklam payına matuf olarak yapmaktadırlar. Yani, ticarî bir hadise konumundadır izleme. İzleme şirketlerinin mevcut konumu ve durumu budur.

Şimdi, Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanunda yapılmak istenilen bir ilave değişiklikle, "İzleme Dairesi Başkanlığı" adı altında, izleme olayının ticarî amaçla değil, yani, reklam payını, reklam pastasını tespite dönük bir ticarî amacı olmaksızın -izleme, konusunun neye dönük olarak- işte, kanunun ilgili maddesinde belirtilen izleme oranlarının tespiti açısından -izleme her an faydalı bir hadisedir, resmî izleme rakamları her an faydalı bir hadisedir- böylesi resmî bir izleme dairesi başkanlığının kurulması da öngörülmektedir. Yani, teşkilatın yapısı, personel yapısı, Telsiz Kanunundaki değişiklikle ilgili değişikliklere uyulması, Avrupa Birliğiyle ilgili sınırötesi iletişim anlaşmalarına uyumun sağlanması gibi konular, bu kanun tasarısı hazırlanırken göz önünde tutulan hadiseler olmuştur.

Zannediyorum, kanun tasarısında bir eksik ve yanlış vardır. "Dışilişkiler Dairesi Başkanlığı" veya "Avrupa Birliği Dairesi" adı altında veya her ikisinin müştereken yürüyeceği bir düzenleme zarureti olduğu inancındayım; "Dışilişkiler ve Avrupa Birliği Daire Başkanlığı" gibi. Şimdi, bunu, burada herhangi bir önergeyle halledebilir miyiz, bilemiyorum; ama, bu noktada da gelişme şudur: Avrupa Birliğiyle ilgili bütün birimlerin kurulmasına dair kanun, tasarı halinde, Dışişleri Komisyonuna geçen hafta geldi. Dışişleri Komisyonunun muhterem üyeleri, arkadaşlarımız, buradalar. Dışişleri Komisyonunda konuyu görüştük. Orada gördük ki, Avrupa Birliğiyle ilgili düzenlemelerde, bugün için yanlış olabilecek pek çok hadise var. Yani, Tarım Bakanlığının adı "Tarım ve Orman Bakanlığı" diye geçiyor, "Hazine ve Dışticaret Müsteşarlığı" diye geçiyor. "Avrupa Birliği Dairesi"ni kurduğunuzda, Hazine Müsteşarlığında mı kuracaksınız, Dışticaret Müsteşarlığında mı kuracaksınız; Orman Bakanlığında mı kuracaksınız, Tarım Bakanlığında mı?.. Ayrı ayrı kuracaksanız, orada bir yanlış var demektir.

Biz, Dışişleri Komisyonu olarak, kanun tasarısını, yeniden tanzim edilmesi amacıyla hükümete iade ettik. Hükümet, zannediyorum, bu kanun tasarısını yeniden Dışişleri Komisyonuna geri gönderecektir. Eğer, bir zaruret halinde, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu emrinde de bir "Dışilişkiler ve Avrupa Birliği Koordinasyon Dairesi" olacaksa, orada, o, zaten, işaret buyurulacaktır. Burada da düzenlenebilir, o düzenlemeden sonra da düzenlenebilir diye düşünüyorum.

Eksiklik olarak gördüğüm ve düşündüğüm, mutlaka düzeltilmesinde fayda olduğuna inandığım bir diğer konu: Bu kanun tasarısının hazırlık çalışmalarında bulunduk; ama, atladığımızı zannediyorum. Açık-öğretim yayınlarıyla ilgili noktada, konunun tatmin eder bir hal olduğunu düşündük; ama, bir konuda yanılmışız; çünkü, bu kanun tasarısında, Polis Radyosuna, Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün yayını olan meteorolojiye, devlet adına yayın yapan birtakım -işte, TRT'nin- kanallara ücretsiz frekans tahsisi öngörülürken... Anadolu'nun muhtelif yerlerinde kurulu iletişim fakülteleri var. Bu iletişim fakülteleri, dersleriyle bağlantılı olmak kaydıyla, eğitim amacına da dönük olmak kaydıyla, radyo ve televizyon yayını yapmaktadırlar. Bunu biliyoruz. Eğer, burada, bir önergeyle, ilgili maddeye, iletişim fakültelerinin ticarî amaçlı olmayan, eğitim amaçlı yayınları için böylesi bir frekans tahsisi konusunu, mahallî bazda, yerel bazda çıkarabilirsek, hayırlı bir iş yapmış oluruz diye düşünüyorum.

Yine, kanun tasarısında düzenlemesi yapılan en önemli hususlardan birisi, cevap ve düzeltme haklarının sağlıklı bir şekilde kullanımına dönük düzenlemelerdir. Türkiye'de -ben inanıyorum ki- cevap ve düzeltme hakkı, -kanunda, istediği kadar, istediği şekilde yazılırsa yazılsın- kullanılabilen ve insanların özgürlüklerini, kişi haklarını teminat altına alabilecek bir konumda kullanılabilen bir hak değildir. Kanunlarda vardır; siz, cevap hakkı istersiniz, düzeltme hakkı istersiniz, ilgili kurumlara gidersiniz, aleyhinizde yayın yapılmıştır, hiç demediğiniz sözler size atfedilmiştir, hiç yapmadığınız işler size atfedilmiştir, siz bunların düzeltilmesi için kendinizi yırtarsınız, paralarsınız, parçalarsınız; ama, hukukî neticeyi, maalesef, bizim sistemimiz içerisinde, yerinde ve zamanında alamazsınız. Bu kanun tasarısında, bu noktada da, hem Basın Kanununun ilgili hükümlerinde düzenleme yapmak suretiyle hem de ilgili ana metinde düzenleme yapmak suretiyle, cevap ve düzeltme konusunda, şahısların, hükmî şahısların, daha uygun bir şekilde, daha çabuk bir şekilde netice alabilmelerine imkân sağlayan bir düzenlemeye gidilmektedir.

Bütün bunları, bu kanun tasarısıyla ilgili teknik bazı hususlar olarak dile getirmek istedim.

Şimdi, burada sözü edilen birkaç konuyla ilgili bir iki söz sarf etmek istiyordum.

Bu kanun gündeme geldiğinden bu tarafa "efendim, Türkiye'de, İtalya'daki Berlusconi tipi adamlar yaratılmak isteniyor..." Arkadaşlar, şimdi bir soru: Türkiye'de o adamlar zaten yok mu; bu kanun çıktı diye mi olacak?!.

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Güçleneceklerdir.

ŞEVKET BÜLEND YAHNİCİ (Devamla) - "Enerji ihalelerine girmelerinin önü açılıyor..." O adamlar enerji ihalelerine girmiyor mu arkadaşlar?! (FP sıralarından gürültüler)

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Önleseydiniz, önleseydiniz canım. Madem öyle...

ŞEVKET BÜLEND YAHNİCİ (Devamla) - Hanımefendi... Hanımefendi, lütfen...

BAŞKAN - Efendim, lütfen hatibe müdahale etmeyiniz.

Sayın Yahnici, siz Genel Kurula hitap edin.

Buyurun.

ŞEVKET BÜLEND YAHNİCİ (Devamla) - "Tekel ve kartellerin önü açılıyor..." Türkiye'de, tekel ve karteller bu kanundan evvel yok mu arkadaşlar?! Bazı şeyleri konuşurken, söylerken, lütfen, iyi düşünelim.

"Medya patronlarının dayatması..." Bu, acımasız bir ithamdır. Böyle bir ithamın muhatabı, bu Parlamento değildir, Milliyetçi Hareket Partisi hiç değildir. (MHP sıralarından alkışlar)

Bir medya patronuyla, iki medya patronuyla oturulacak, anlaşılacak, böyle işler yapılacak... Bu işleri bırakalım.

ALİ GÜNGÖR (İçel) - Bunlar varsa hükümet nerede; hükümet görevini yapmıyor mu?

BAŞKAN - Buyurun efendim, buyurun.

ŞEVKET BÜLEND YAHNİCİ (Devamla) - Şimdi, patronların konumunu illegaliteden legaliteye geçiriyormuşuz; illegalitede mi kalsalardı?

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Gerekeni yapın canım.

ŞEVKET BÜLEND YAHNİCİ (Devamla) - İllegalitede mi kalsalardı hanımefendi? Borsada işlem yapamıyorlar mı; taahhüt işlerine giremiyorlar mı?!

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - Sizin göreviniz ne?

ŞEVKET BÜLEND YAHNİCİ (Devamla) -Yani, bu kanun çıktı diye mi borsada işlem yapacaklar, taahhüt işlerine girecekler?! Biraz insaflı olalım.

"Kanuna aykırı hareket ettiler ve suç işlediler..." Kimler; medya patronları. Suç işlenseydi haklarında takibat olurdu. Medya Patronları, kanuna aykırı hareket etmediler, kanuna uygun hareket ettiler; kanunu uydurdular, suç işledi gözükmediler. Bazı şeyleri önümüze koyalım.

Şimdi, rahmetli Nezih Demirkent'i, buradan, bir kere daha rahmetle anıyorum. Kendisi, gerçekten, basın emekçiliğinden gelen ve mesleğinin haysiyeti için ömrünün sonuna kadar gayret gösteren, hakiki, gerçek, medyanın içinden bir medya patronuydu.

Benim şahsî inancımı ve kanaatimi söylüyorum. Doğrudur; medya patronları başka işlerle uğraşmamalıdır, bankacılık yapmamalıdır, başka işlere bulaşmamalıdır; ama, gelin, önce, şu medya patronlarını bir tanıyalım. Ortada yoklar, şirketlerde yoklar. Önce, şirketlerin önüne çıkaralım, koyalım; yüzde kaç hissesiyle hangi patron medyada... Şu anda, adamlar medyada yok. Medyanın filanca sahibi diyorsunuz, adam yok; ama, ihalelere giriyor. Önce, bir medyanın sahibi olsun; ondan sonra, ihalelere girerse... Zaten, hükümler getirilmiş -yayın ilkelerini dikkatli okuyunuz- kendi medya şirketini, başında bulunduğu televizyonu haksız rekabet için kullanamamasıyla, bunu haksız rekabet aracı yapmamasıyla ilgili konular getirilmiş.

Bütün bunları söyledikten sonra, bir söz... Türkiye'de yolsuzlukla mücadele eden, Sayın Tantan'ın kendisi ve şahsı değildir; yolsuzluklarla mücadele eden, 57 nci cumhuriyet hükümetidir. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

ŞEVKET BÜLEND YAHNİCİ (Devamla) - Bazı şeyleri hükümetten ve hükümetin iradesinden ayırt ederek, burada değerlendirme yapmaya hakkınız yoktur.

NEVFEL ŞAHİN (Çanakkale) - Ekonomiyi kim götürüyor; Başbakanlık mı yapıyor?!

ŞEVKET BÜLEND YAHNİCİ (Devamla) - Oligarşik yapıdan bahsediyorsunuz. Ömrünüz boyunca oligarşik yapıyı temsil ettiniz, onun içinde yer aldınız. Oligarşik yapıdan bahsetmeye kimin hakkı var burada?!.

Teşekkür ediyorum. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yahnici.

Gruplar adına son söz, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Amasya Milletvekili Sayın Ahmet İyimaya'ya aittir.

Buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)

DYP GRUBU ADINA AHMET İYİMAYA (Amasya) - Değerli Başkanım, Yüce Parlamentonun muhterem üyeleri; sözlerime başlarken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında, bütün parlamenter arkadaşların burada bulunmasını gerekli kılan önemli bir kanunu müzakere ediyoruz. Milletin, bireyin haber alma hakkının sınırlarını tartışıyoruz. Demokrasimizi doğrudan ilgilendiren bir temel tasarıyla karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlar, doğrusu, milletin haklarına, bireyin özgürlüklerine âşık bir arkadaşınız olarak, şu anda, Parlamentonun, bir iletişim reformunu tartışması gerektiğini düşünüyorum. Anayasasında iletişim hakkı bulunmayan, haber alma mekanizmalarıyla ilgili temel bir yasası bulunmayan ender ülkelerden birisiyiz. Fransa, 1881 yılında, meseleyi, temel bir kodla çözmüş; şimdi, parça parça bir değişiklikle -aynen Medenî Kanun gibi- bir özgürlükler anıtını hazırlamıştır.

Parlamentonun şu anda yaptığı ne: Günlük, yaşanan, konjonktürün önümüze getirdiği sorunları halletmeye çalışan, siparişleri karşılama mekanizması gibi... Önemli bir kanun; ama, partilerin, ama, parlamenterlerin, ama, siyasetin önemini gereği gibi idrak ettiğini düşünemiyorum. Sormak lazım; bu önemli kanun, Parlamento tarafından, komisyonlarda gerektiği gibi tartışılmış mıdır, mukayeseli veriler incelenmiş midir, madde düzenleri, dayandığı felsefe açık açık ortaya konabilmiş midir? Bürokrasinin bir yerlerinde hazırlanan metinler, anayasa hukukumuz iletişim gerekleri bakımından denkleştirilmeden, madde düzeni içerisinde, ancak parmaklı yasamanın evet diyebileceği bir anlayış mamulü olarak önümüze bir kurallar dizisi getirilmiş.

Değerli arkadaşlar, bir idrak berraklığını ortaya koymak bakımından, yaptığımız nedir? İki şey yapıyoruz:

1- İletişim özgürlüğü, halkın haber alma hakkı.

2- İletişim sektörünün temel ekonomik yapılanma ve faaliyet sorunları.

Bu yasanın hedefi, günümüzdeki iletişim sektörünün, medya sektörünün ekonomik yapılanma ve faaliyet sorununu çözmektir. Halkın haber alma standartları bakımından, demokratik haklar bakımından, bu yasa, Türk Parlamentosunun faaliyeti, 1961 standartlarının çok çok gerisine gitmektedir.

Bir defa bir hususu vurguyla arz edeyim:

Değerli arkadaşlar, televizyon iletişim sektörü ve özgürlüğü, henüz oluş halindedir ve dünyada da temelleri daha kurulabilmiş değildir. Bütün gelişmiş ülkeler, bu oluş halinde olma karakterinden dolayı, regülasyon kurumlarını ihdas etmişler ve o kurumlar yoluyla ilkeleri geliştirme yolunu izlemişler, yasalaşmaya çok istisnaî halde başvurmuşlardır. Bu, aynı zamanda, televizyonun, bir gazeteden, bir diğer iletişim aracından daha farklı bir özelliğinden kaynaklanıyor. Televizyon, ani ve sarsıcı etki doğuran yegâne iletişim aracıdır, hatta, bazen yok edicidir. Onun için, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10 uncu maddesinde, televizyon alanı, bir serbestî alanı, bir özgürlük alanı değil, bir devlet tasarrufunda izin alanı olarak düzenlenmiştir.

Bu girişten sonra, sorunu, bir slogancı anlayışla değil, bir kuşbakışı anlayışıyla değil, milletinin ve bireyinin özgürlüğünü savunma temel göreviyle donatılmış bir milletvekilinin mercekçi bir yaklaşımı anlayışıyla ortaya koymaya çalışacağım.

Değerli arkadaşlar, yasa, 4 açıdan, özgürlüğü, iletişimi bir tehlikeyle karşı karşıya bırakmaktadır:

1. - RTÜK yapılanması,

2. - Yayın prensipleri,

3. -               Medya şirketlerinin faaliyetleri,

4. -                   Basın özgürlüğü ve basına getirilen sınırlamalar.

21 inci Asrın temel kurumlarından birisi, devlet içerisinde, hükümetten bağımsız, hassas alanlarda özerk kurumlar getirmesidir. Bu regülasyon kurumları, o hassas alanlarda -Brezinski ona "bıçak sırtı alanlar, bıçak sırtı sektörler" diyor- düzenlemeler yapar, denetlemeler yapar ve yaptırımları uygular. 1994 RTÜK'ü, Avrupa Birliği normlarına uygun ve Avrupa Birliği organlarınca denetimde testi geçmiş, başarmış bir kurum. Şu anda bu regülasyon organı yok ediliyor. Nasıl?..

Bir, seçimde, Parlamentoda iktidar çoğunluğu ve iktidarda hükümet çoğunluğu yoluyla, şu anda 2 artı 7 dengesini elde ediyor; 7 kişi iktidar çoğunluğu, 2 kişi muhalefet çoğunluğu. Bu yetmez. Avrupa Birliği diyor ki: "Siz, bu regülasyon kurumunun -özellikle RTÜK için Bakanlar Komitesi kararı var- denetimini hiyerarşi içerisinde, vesayet organına yaptıramazsınız." Aksi takdirde, özerlilik ölür. Hükümetin güdümünde bir RTÜK, hükümetin güdümünde iletişim organizasyonu ve düzenlemesi... İngiliz kaynakları, bu hali ;hükümetin perçemleri", Fransız kaynakları "hükümetin iletişim içerisindeki uzun kolları" olarak tarif ediyor. Doğru Yol Partisinin -Adalet Partisi dönemindeki- geleneğindeki karşılık, "hükümetin borazanı"dır. Bu, çok önemli.

Bakınız, Sayın Başbakanımız, Cumhurbaşkanımızla bir kavgasında, "denetimin denetimi olmaz" demişlerdi. Bu da bir denetim kurumu; ama, RTÜK'ü siz Başbakanlık Denetleme Kuruluna denetletiyorsunuz. Yanlış olan, denetimin denetimi olmazdır. Denetimin de denetimi olmalı; ama, denetleyen, iletişim özgürlüğünün koruyucusu Parlamento olur veya ona bağlı Sayıştay olabilir.

Bakın, bizzat hükümetin kabul ettiği program, Avrupa Birliği Programı "Radyo ve Televizyon Üst Kurulunda, mevcut aşamada, kurumsal bir değişikliğe gidilmesine ihtiyaç yoktur..." İki ay oldu arkadaşlar; kendi programınızı nasıl delebilirsiniz?! Avrupa Birliği, yarın "bu RTÜK'ü eski döneme veya daha güzel yapıya -mümkündür o, formüller var- dönüştürün" diyebilir.

EROL AL (İstanbul) - Avrupa'da atamayla, Başkanım.

AHMET İYİMAYA (Devamla) - Denetim, denetim... Hiçbir yerde hükümet denetimi yok.

Değerli Başkanım, değerli arkadaşlar; bu tasarıyı taşıyan temel bir madde var; 29 uncu madde. Ben, yaklaşımlarımı, konjonktürün somut şartları içerisinde ortaya koymak istemiyorum; ilke düzeyinde, özgürlük düzeyinde hareket ediyorum. Bu, bir efsunlu vücudun arı kovanına seyahati değil, belki, özgürlüğün, temel, vazgeçilmez bir davranışıdır.

 

İddia ediyorum: Yüce Kurul, 29 uncu maddenin dışındaki bütün maddeleri reddetsin, bu maddeyi kabul etsin; hükümet, bu tasarıyı geri çekmeyecektir. Yine, iddia ediyorum: Yüce Kurul, bu maddeyi reddetsin, öbür maddeleri kabul etsin; hükümet, bu tasarıyı hemen geri çekecektir.

Değerli arkadaşlar, bu maddenin -yani, iletişim şirketinin yapı ve faaliyetini düzenleyen maddenin- müspetleri var, menfileri var. Bu müspetleri ve menfileri, her parlamenter veya siyasal parti, şeffaf bir anlatım içerisinde ve slogancı yaklaşıma itibar etmeden ortaya koymalıdır.

Bu maddedeki hisselerin nama yazılı olması şartı, bir müspettir. Zaten, mevcut yasa da nama yazılı olmasını öngörüyordu, dönüştürme yoluyla; ama, bu ilke doğrudur. Bu maddede, iletişim şirketinin anonim şirket olarak, konulu şirket olarak düzenlenmesi doğrudur. Televizyon sahipliğinin, mülkiyetin şeffaflığı, açığa çıkması doğrudur. İzlenme oranı kriterinin benimsenmesi doğrudur. Fakat, temel yanlışlar var. Bu prensipler, özenle uyarlanamamış ve iletişim sektörünün temel ekonomik gerekleri ile halkın haber alma hakkının, doğruya ulaşma hakkının, iletişim özgürlüğünün temel gerekleri doğru şekilde bağdaştırılamamıştır. Bu, bir felsefe gerektirir. Bu, geniş bilgi gerektirir, mukayese gerektirir ve ülkenin şartlarını tahlil gerektirir.

Değerli arkadaşlar, menfileri ifade ediyorum:

Bir: Yalnızca sermayenin önünü açıyoruz. Hani sivil toplum örgütleri; dernekler, vakıflar, sendikalar, iletişim fakülteleri?.. 1 inci maddede o yasağı en sert şekilde koruyorsunuz. Bunlar televizyon kuramayacak; Türk-İşin talebi var, kurmak lazım.

İki: Bugün, Amerikasında da öyle, İngilteresinde de öyle, her yerde de, iletişim sektöründe tekelleşme hiçbir şekilde arzulanmaz. Bırakınız onu, medya yoğunlaşmasını önleyen kuralların getirilmesi zorunlu görülüyor; çünkü, buradaki tekelden düşünce tekeli çıkar ve yasa tasarısı, bu nokta bakımından büyük noksanlıklarla maluldür. Anlatayım:

İzlenme oranı fahiştir. Yüzde 20 izlenme oranına hiçbir televizyon şirketinin ulaşması mümkün değildir; bunun, yüzde 10, yüzde 15 gibi makul bir seviyeye indirilmesi lazım. Yetmez.

Falanca şirkete sahip olan kişinin öbür televizyon şirketinde de payı varsa, o bakımdan kademeli bir izlenme oranını yine getirmek lazımdır. Bu da yetmez.

Bir şey soruyorum hukukçu olarak: Şu anda 29 uncu maddesini ilga ediyoruz, yürürlükten kaldırıyoruz; izlenme oranı kuralını koyuyoruz; izlenme oranının altyapısını iki senede ancak gerçekleştirebiliyoruz; ekonomik kaynağımız yok, teknolojik imkân yok; zaman lazım; iki yıl içerisinde ne yapacaksınız? Bir boşluk var.

EROL AL (İstanbul) - Üç ay.

AHMET İYİMAYA (Devamla) - Üç ay olsun, üç gün olsun, yirmi gün olsun.

Hukukta intikal kuralını koymazsanız, yasama yetkisini kötüye kullanmış olursunuz, hukuk boşluğu yoluyla birtakım egemenlikleri ve menfaatları bir yerlere aktarmış olursunuz.

Yine, yoğunlaşma ve tekelleşme bakımından dikkat edilmeyen maddelerden birisi. 

Bu maddeye göre, değerli arkadaşlar, ulusal bantta veya diğer bantlarda televizyon yayını yapan şirketler birleşebiliyor; dikey ve yatay birleşme yasağı yok. Birleştiği zaman, otomatikman, büyük bir tekelleşmeye yol açılmış olacaktır ve Anadolu basını, Anadolu televizyonları, bölgesel yayınlar, yerel yayınlar büyük sermayeye yem olma yoluyla yok edilmektedir. Yerel kültür zenginliği ve demokrasinin yerelleşmesi darbe yiyecektir.

 

İhale bağdaşmazlığı: DSP Grubu Sözcüsü, dünyada, hiçbir yerde böyle bir bağdaşmazlığın olmadığını ifade ettiler. Hukuk kuralı, ulusalüstü veya mukayeseli verileri ikinci derecede esas alır, evvela memleketin şartlarına bakar, sonra ülkeleri mukayese eder, oradan kurallar istihraç eder. Bugün, Amerika'daki sivil toplum örgütünü getirin "bu kurala gerek yok." Bugün, Fransa'daki bağımsız ve güçlü yargıyı, yargı denetimini getirin "bu kurala gerek yok." Şeffaf ihale düzenini getirin "buna gerek yok..." Özelleştirmeyi tamamlamış devleti getirin "bu kurala gerek yok." 29 uncu madde, ölü bir kural değildi, askıya alınan bir kuraldı; yeri geldi, zamanı geldi ve Danıştay, o kuralı, doğru şekilde uyguladı.

Toplumsal olarak itiraf edelim ki, siyasette takiyyeci, özel işlemlerde ise muvazaacıyız. Muvazaayı da, takiyyeyi de, hiçbir hukuk sistemi meşru sayamaz. Bugün, ihale bağdaşmazlığının diğer yayınlara teşmili başka bir sorun; diğer yayınlarda, basında yok -vesaire gibi- gerekçelerle bunun kaldırılması düşünülemez. Kural doğruysa teşmil yapılabilir.

Ayrıca, televizyon şirketi sahiplerinin, yazılı basında, belli bir oranda kotayla, bir sınırla karşı karşıya bırakılmaları veya böyle bir sınırın konulması da, yine medya yoğunlaşmasını önleyen temel düzenlemelerden veya formüllerden birisidir; ki, bu yasada, böyle bir düzenleme de yok değerli arkadaşlarım.

Sonuç olarak, bu madde, halkın doğru haber almasını ve kamuoyunun özgürce oluşmasını sağlayan medya düzenini allak bullak etmektedir. Bu madde, bu yapısıyla, medyanın kendisini bozar, medyayı aydınlatma, bilgi aktarma, iletişim aracı olmaktan, başka egemenliklerin, başka güçlerin aracı haline getirebilir, demokrasiyi bozar ve bu madde, yarın bir gün "keşke çıkarmasaydık" hatıralarının bir malzemesi olabilir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, hukuka yaptığımız, özgürlüğe yaptığımız bir başka kötülük var: Burada, gel-git hareketi var. 29 uncu madde yoluyla, iletişim düzenini, iletişim özgürlüğünü birileri için allak bullak ediyoruz; ama, bilhassa, Anayasa Komisyonumuzun müzakeresinde, son saatlerde gelen önergelerle, yine birileri için -ki, önünüzdeki tasarının 20 nci, 21 inci, 22 nci, 23 üncü, 24 üncü ve 25 inci maddeleridir değerli arkadaşlar- bu yolla da, basın özgürlüğünü tamamen öldürüyoruz.

Evet; temel haklar, insan haysiyeti, onuru, şerefi, öyle, ucuz, uydurma, yalan haberlerle, yazılarla, yargısız infazlarla, hiçbir zaman için saldırı konusu olamaz; ama, bir önlem getirirken, bir tedbir alırken, ifrat noktasından tefrite, bir uçtan öbür uca gidemeyiz; parlamenterlere veya saldırılanlara imtiyaz anlamı taşıyacak ve hukuku bozacak kuralları, kanun giysisi giydirerek, hukuk normu haline getiremeyiz diye düşünüyorum arkadaşlar.

Bakınız, bununla ne oluyor; madde... Bir defa, bu maddeler kanunlaşırsa basında eleştiri özgürlüğünü -ki, özgürlüğün en temel İskeletidir- eleştiri özgürlüğünü öldürürsünüz. Tazminat hukukuyla yıllarca uğraştım, ömrüm geçti; makalelerim var, kitaplarım var. Anadolu basını bu maddelerle ölür, imha edersiniz. Yarın, davalar furyası başlar ve pıtır pıtır onlar dökülür. Bir hâkime, yasama organı, siz efendim hakaret...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Mikrofonu açıyorum Sayın İyimaya, lütfen, tamamlayın.

AHMET İYİMAYA (Devamla) - Parlamento, yasama organı, bir yargıca, diyelim ki, hafif bir saldırıda, onur saldırısında veya bana göre saldırı değil -ağırlığı ne olursa olsun- "10 milyar vereceksiniz" diyemez, yasama organı yargıya talimat veremez. Yasama organı "sen tensiple birlikte bilirkişi seçeceksin" diyemez, "altı ayda bitireceksin" diyemez; dava süreçleriyle ilgili böyle rezervler, böyle kurallar koyamaz. Yasama organı, anayasal sınırlara sahip olmalı, saygı duymalı ve bunu aşmayı bir marifet sanmamalıdır.

Değerli arkadaşlar, sermaye şirketlerinde, diyelim ki, anonim şirkete karşı bir tazminat davası açılıyor. En üst yönetici sorumlu; hissedar sorumlu değil. Derneğe karşı aynı şekilde tazminat davası açıyorsunuz. Ceplerinde beş kuruş olmayan yönetim kurulu üyeleri zincirleme sorumlu ve imtiyazlı bir faiz... Bu maddeler -Değerli Bakanımdan istirham ediyorum- Adalet Bakanlığında görüşülmedi; kökeni basın olan, basın mensubu olan Başbakanımızın başkanlığındaki Bakanlar Kurulunda görüşülmedi. Bir gece yarısı değil, ama, gece baskınıyla getirilen önergelerle, müzakeresi yapılmadan görüşüldü. Basın özgürlüğü ortadan kaldırılıyor. Daha bugün basına yeni yansıdı, yeni yeni farkına vardılar. Bu maddelerin mutlaka çekilmesi lazım. Hem Sayın Bakanım, daha yeni, yedi sekiz gün evvel, Basın Kanunuyla ilgili temel bir tasarı üretiyor olduğunuzu ifade ettiniz. Orada zarurî maddeler eklenebilir. Parlamento, basınımıza, özgürlüğümüze, eleştiriye bu kötülüğü yapmasın.

Değerli arkadaşlar, muhterem arkadaşlar; söylemem gerekenin çok azını ifade ettim; ama, bu tasarıyı mercekle ele aldığınız zaman, özgürlükler hukuku bakımından, demokrasi standartları bakımından, milletvekilinin ve Parlamentonun işlevleri bakımından, iletişim sektörünün güncel sorunlarına öncelik veren, özgürlükleri kısıtlayan, RTÜK'ü hükümetin emrine veren, antidemokratik  bir tasarıdır ve parmaklarınızın ret yönünde tecelli etmesini diliyorum. Doğru Yol Partisi, tasarıya karşıdır, kırmızı oy verecektir.

Bu düşüncelerle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın İyimaya.

Hükümet adına, Devlet Bakanı Sayın Rüştü Kâzım Yücelen; buyurun efendim. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) - Sayın Başkan, Yüce Meclisimizin değerli üyeleri; başkalarıyla iletişim kurmak, kendi düşüncelerini onlara açıklamak ve onların düşüncelerini öğrenmek, muhakkak ki, insanın en temel ihtiyaçlarından biridir. Günümüzde, toplumların kalabalığı ve karmaşıklığı karşısında, kitle iletişimi büyük önem kazanmıştır. Bugünün en yaygın ve etkin kitle iletişim araçları ise, hiç kuşkusuz, radyo ve televizyonlardır. Radyo ve televizyonlar, düşüncelerin ifade edilmesine aracılık etmekle yetinmezler; aynı zamanda, yeni düşüncelerin ve demokratik toplumlarda büyük önem taşıyan kamuoyunun oluşumuna, toplumsal tercihlerin sağlıklı tarzda şekillenmesine de katkı yaparlar.

Değerli arkadaşlarım, demokratik toplumlarda bu kadar önemli bir işlev üstlenen radyo ve televizyonlarla ilgili hukukî düzenlemeler yapılırken, bu kuruluşların sosyoekonomik kuruluşlar olduğu, düşünceyi kitlelere doğrudan ve hızla ulaştırmalarına karşın, izleyicinin tepkisini aynı hızla ve doğrudan iletmesine imkân bulunmadığı, dolayısıyla, ilk aşamada tek taraflı bir etkileşimin var olduğu unutulmamalıdır.

Bu açıdan bakıldığında, medya kuruluşlarının ve yayınlarının, hukukun üstünlüğüne dayalı açık toplum anlayışı içinde denetlenmesi ve bu denetimin her türlü etkiden uzak yapılması, çoğulculuğun ve demokrasinin gereğidir.

Günümüzde düşüncelerin açıklanmasını ve toplumda süratle dolaşmasını sağlayan en önemli araç, hepiniz de kabul ediyorsunuz, hiç kuşkusuz radyo ve televizyonlar; ancak, demokrasilerin olmazsa olmaz koşullarından birisi olan düşüncenin ifade edilmesinin hukukî disiplin altına alınması, özellikle dengelerin kurulması açısından büyük güçlükler taşımaktadır. Bir yandan, düşüncelerin toplumda özgürce ve süratle dolaşımını sağlayacaksınız; diğer yanda da, toplumda özgürce dolaşmakta olan bu düşüncelerin, diğer bireylerin düşünce özgürlüklerine, şeref ve haysiyetlerine, sağlıklarına ve toplumun ortak değerlerine zarar vermesini engelleyeceksiniz. Bu dengenin sağlıklı bir şekilde kurulabilmesi ve uygulamadaki sorunların giderilmesi amacıyla 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun gözden geçirilmesi, güncelleştirilmesi zorunluluğu doğmuştur ve buraya çıkan konuşmacıların bütün konuşmalarının altında yatan tek gerçek de budur.

3984 sayılı Yasanın uygulanmasında, burada konuşmacıların konuşmalarında belirttiği ve kamuoyuna da yansıyan birtakım sorunların olduğu, yaşandığı ve bu yasanın güncelleştirilmesi gerektiği hepimizin de malumudur. İşte bugün Yüce Meclisin huzuruna getirdiğimiz yasa tasarısı, uygar dünyadaki uygulamalar ve ülkemizin gerçekleri göz önünde tutularak yoğun emekle hazırlanmış, çok önemli ve olumlu değişiklikler içeren bir çalışmadır.

Değerli arkadaşlarım, bu çalışmada, öncelikle ve memnuniyetle arz etmek isterim ki, kamuoyunda ekran karartma olarak tanımlanan ve halkın bilgi edinme hakkını kesintiye uğrattığı için çok eleştirilen yaptırımdan genel olarak vazgeçilmiş, ihlale neden olan programın yayınının durdurulması öngörülmüştür. İhlalin tekrarı halinde ise, para cezası gibi ara yaptırımlar uygulanmaktadır. Denetim yetkisini kullanan üyelerin tarafsızlığı, üst kurulun oluşumu ve denetimi, ifade özgürlüğü açısından büyük önem taşımaktadır. Buna, bütün konuşmacı arkadaşlarım da konuşmalarında değindiler. Bu nedenle, tasarı, üst kurul üyelerine bazı yasaklar getirmiş ve bilhassa, özel radyo ve televizyon şirketlerine ortak veya yönetici olmalarını, üyelikleri süresince resmî ya da özel bir görev almalarını engellemiştir. Yine, kurul üyeleri, siyasî partilere üye olamayacaklardır.

Kamuoyunda sıkça ve çokça eleştirilen üst kurul oluşumu yeniden düzenlenmiş, -buna, muhakkak ki, Yüce Meclisin üyelerinden itiraz edenler olacak- üyelerin seçiminde karma bir sisteme gidilmiştir. Bu sistemde, 5 üye Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilirken; diğer 4 üye, etkin basın meslek kuruluşları, YÖK ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğince gösterilecek adaylar arasından Bakanlar Kurulu tarafından belirlenmektedir.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, ben, kanunlar yapılırken, tamamen, Türkiye'nin şartlarına göre, Türkiye'nin gereklerine göre yapılmasından yanayım; ancak, tabiî, böyle bir kanunun dünyadaki örneklerini de arkadaşlarım misallerle verdiler. Ben de aynı kanundan örnekler vermek istiyorum; birincisi, üst kurulun oluşumuyla ilgili: Fransa'da Görsel İşitsel Yayınlar Yüksek Kurulu, cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle 5 yıl için atanan 9 üyeden oluşmakta; bu üyelerin, 3'ü Cumhurbaşkanı, 3'ü Millet -Meclisi Başkanı -Millet Meclisince değil- diğer 3'ü ise Senato Başkanı tarafından belirlenmektedir.

Belçika'da, Fransız toplumuna yönelik radyo ve televizyon yayınlarını denetlemek üzere oluşturulan Radyo Televizyon Yüksek Konseyi görüş bildirme, izin, denetleme ve reklam alt kurullarından oluşmakta; Görüş Bildirme Kurulunun başkan ve başkan yardımcıları dışında, Fransız toplumu hükümeti tarafından dört yıl için atanmış 20 asıl ve 20 yedek üyesi bulunmaktadır. Üyelerden en az 1'inin yazılı ya da görsel yayın meslek mensubu veya kuruluş üyesi olması zorunlu hale getirilmiş; üyeler, hükümetlerde, Avrupa Parlamentosunda, federal, toplumsal, bölgesel meclislerde görevli olamadıkları gibi, Avrupa Sözleşmesinde belirtilen ilkelere aykırı amaç taşıyan kuruluş mensubu da olamazlar.

Yine, Amerika Birleşik Devletlerinde Federal İletişim Komisyonu üyeleri, ABD Başkanı tarafından atanmakta, ancak, atamaların ABD Senatosunca onaylanması gerekmektedir. Yönetim kurulu başkanı da, ABD Başkanı tarafından belirlenmektedir.

İngiltere'de, Radyo Otoritesi üyeleri, İngiltere'nin kültür, medya ve spor işlerinden sorumlu bakanı tarafından -hükümet de değil, bakanı tarafından- 5 yıllık bir süre için atanmaktadır.

Şimdi, hükümetimiz, bu yetkiyi kendisine istemeden, sadece, Türkiye'deki siyasî seçim sisteminin getirdiği gerek doğrultusunda, şu andaki mevcut kanunun da uygulanamaz hale gelmesinden ötürü, iktidar-muhalefet dengelerinin de bozulduğu göz önüne alınarak, Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanı oluşumunun esasları kıstas alınarak, 5 siyasî partiye, bugünün yapısıyla 1'er üyelik düşecek şekilde ve yine, hükümetin doğrudan doğruya karışmadığı, çalışmalarını yine tarafsızlık içinde yürüttüğüne inandığımız ve hükümetin etkisi altında kalmayacak olan Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğince, basın meslek kuruluşlarınca ve YÖK'çe belirlenecek üyeler arasından, hükümetçe seçilecek üyelere devredilmektedir. Burada, şimdi, diğer ülkelerde şu şekildedir, biz de aynı şekilde ilgili bakanca veya sadece başbakanca atanacak bir sisteme geçelim demek de, yanlış olsa gerek diye düşünüyorum.

Öte yandan, üst kurulun, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu tarafından denetlenmesi öngörülerek, malî murakabesinin sağlanmasına da, arkadaşlarımın itirazını anlayamadım, kabul de edemiyorum; çünkü, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, şimdiye kadarki bütün icraatlarıyla tarafsızlığını koruyan -daha önce görev yapan arkadaşlarımızın da bildiği şekilde- bir kuruluştur.

AHMET İYİMAYA (Amasya) - Vesayet denetimi Sayın Bakan...

TURHAN GÜVEN (İçel) - Ben, Teftiş Kurulu Başkanıydım. Onların soruşturma hakkı yok Sayın Bakanım, onlar sadece denetler.

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, daha önce de arz ettiğim üzere, radyo ve televizyonlar, sözleri ve düşünceleri, dinleyene, doğrudan, etkin ve yaygın bir şekilde ulaştırmaktadır. Bu düşünce ve sözlerin, toplumun diğer bireylerinin düşünce ve inanç özgürlüklerine, şeref ve haysiyetlerine, sağlıklarına ve de toplumun ortak değerlerine zarar vermesini engellemek de, demokrasinin gereğidir diye düşünüyorum. Bu açıdan, yayın ilkeleri, Anayasamız ve Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler çerçevesinde gözden geçirilmiş, yeniden ve etkin bir şekilde düzenlenmiştir.

Değerli arkadaşlarım, düşünceyi bu denli etkin bir şekilde yayan bu araçları, radyo ve televizyonları idare eden sahip ve yöneticilerin kimlikleri, son derece önemlidir. Demokratik rejimlerde, kamuoyu, şeffaflık ister; sözlerin arkasındaki kişileri bilmek ister. Bu nedenle, özel radyo ve televizyon kuruluşlarının hisselerinin nama yazılı olmasında ısrarlı olunmuştur. Yine, halkın doğru bilgi edinme hakkının önünde engel oluşturan tekelleşme olgusunun ölçütü olarak, gerçekçi ve çağdaş bir ölçü olan izlenme oranı kriteri getirilmiştir. Böylece, gizli tekelleşmeye izin verilmeyecektir.

Şimdi, burada, misal verebilirsiniz, biraz önce, değerli konuşmacıların verdiği misal gibi, yüzde 7'den, 3 televizyon yüzde 21 eder; 3 televizyonun sahibi olabilirsiniz dersiniz. Bugün -isim vermek istemiyorum, ama- Türkiye'de, reytinglerinin yüzde 19-22 olduğunu iddia eden, izlenme oranlarının yüzde 19'lar ile yüzde 22'ler arasında değiştiğini iddia eden özel televizyonlar var. Bu hesapça baktığınız zaman, yapılan hesap doğrudur; bunları çarptığınız zaman, yüzde 22 ile 3'ü çarptığınızda, yüzde 66 eder ki, hiçbir zaman, demek ki, bu tip televizyon sahiplerinin bir başka televizyon sahibi olması imkân dahilinde değil.

Şimdi, ben, burada, bir konuyu yadırgadığımı, tekrar söylemek istiyorum. Efendim, ihalelerde, etkili olurlar olmazlar... Bakınız, biz, memurlarımıza da güvenmek zorundayız, onlara cesaret de vermek zorundayız; bürokratımıza da güvenmek zorundayız. Eğer, biz, burada, ihale kanununu dört dörtlük hazırlarsak, bu yayınlardan etkilenmeyecek şekle getirirsek, buradan etkilenmek mümkün değil. Ayrıca, ihalelerin birçoğunun da açık olduğunu düşünürseniz, açık artırma yoluyla yapıldığını düşünürseniz, açık artırma yönünden nasıl etkili olacağını anlayamıyorum.

Ayrıca, tabiî, burada, yine, dünyadaki uygulamalara, dünyada radyo ve televizyon alanında çoğulculuğu sağlayacak, tekelleşmeyi önleyecek uygulamalar var mıdır, yok mudur diye, onlara da baktım. Ben de misaller vermek istiyorum aynı kanundan, mesela Fransa'dan. "Aynı gerçek veya tüzelkişi, doğrudan veya dolaylı olarak, uydu yoluyla televizyon yayınına ve radyo yayınına tahsis edilen frekanslarda yayın iznine sahip olan bir şirketin sermayesinin ve oy haklarının yarısından fazlasına sahip olamaz." Yüzde 49'u genel şartlarda var; geçiyorum...

Yine Fransa'dan -aynı kanundan- misal veriyorum: "Gerçek ya da tüzel bir kişi, frekans kullanımına ilişkin izinler temelinde, sahip olduğu bir ya da birden fazla radyo ve televizyon şirketinin yayınları, hitap ettiği toplam nüfusun 150 milyonu aşmaması şartıyla, birkaç radyo ve televizyon şirketine sahip olabilir." Yani, aynı kanun, 150 milyona kadar, birkaç televizyon şirketine sahip olma imkânı getirmiş. Yine, Fransa'dan misal veriyorum: "Bir kişi, radyo yayınına ve uydu aracılığıyla televizyon yayınına tahsis edilmiş frekanslarda yayın yapan ikiden fazla televizyon yayın iznine sahip olamaz." Yani, ikiye kadar getirmiş orada.

Tabiî, ben, süratli geçmek istiyorum bunların hepsini. Aynı şekilde, biraz önce, yine konuşmacı arkadaşlarım misal verdiler. Almanya'da izlenme oranı yüzde 50, İngiltere bunun yüzde 15'ini tercih etmiş. Aynı şekilde, Amerika'daki misalleri verirsek -vaktinizi çok fazla almak istemiyorum- orada da, yine, bizim getirdiğimiz sisteme çok ters bir sistemin olmadığını görmekteyiz. Keza, Japonya da...

Yine, Japonya'daki ve Amerika'daki kanundan iki madde okuyayım. Amerika'da, yayıncılıkla uğraşan kişi ya da kuruluşların başka alanlarda ticarî faaliyetlerde bulunmaları mümkündür. Örnek vermelerini istemiştim; örnek: Elektrikli ev aletlerinde gelişmiş ve savunma sanayii ürünlerine kadar birçok alanda üretim yapan General Electric, NBC televizyon ve radyo şebekesinin sahibidir. Yine, eğlence dünyasının tanınmış ismi Disney şirketi, ABC radyo ve televizyon şebekesini bünyesinde bulundurmaktadır. Japonya'da, yayın işi yapan gerçek ya da tüzelkişilerin, yayın işi dışında başka bir sektörde bağlantı kurmaları konusunda bir sınırlama söz konusu değildir; sadece resmî yayın kuruluşu -bizdeki TRT gibi- NAK, özerk bir kanuna tabi olup, bu kanunda belirtilen amaçlar dışında faaliyet gösteremez denilmektedir. Ben, bunları, arkadaşlarımın söyledikleri yanlıştır diye getirmedim; ama, biz, Türkiye'nin şartlarına göre durumu ele almak zorundayız diye getirdim; yoksa, dünyadan misaller vermeye kalkarsak, o misallerde hem öylesi hem öbür türlüsünü bulmak mümkün; ama, bunun en doğrusuna muhakkak ki Yüce Meclis karar verecek.

Yine, kanunumuzda, getirdiğimiz tasarıda, Türkiye Radyo Televizyon Kurumunun reklam gelirlerinden üst kurula pay ödenmesi uygulamasından vazgeçilmiş, daha özerk bir TRT, için üst kurul kararıyla TRT Genel Müdürünün görevden düşürülmesine izin verilmemiştir. Yayınların aynı kalitede izlenebilmesi, teknik denetim ve kontrol hizmetlerinin daha kolay yapılabilmesi, frekans planlarının kısa sürede uygulanması gibi sebeplerle özel yayın kuruluşlarına verici tesisi kurma izni verilmemiştir. Yayınların tümü TRT vericilerinden yapılacaktır. Frekans ve kanalların tahsisi konusundaki eksiklikler giderilmiş, kamu malı olan frekans ve kanalları planlama yetkisi Telekomünikasyon Kurumuna bırakılmıştır. Bununla birlikte, bu planların hazırlanması aşamasında üst kurulla işbirliği ve koordinasyon yapılması da öngörülmektedir.

Değerli arkadaşlarım, bir konuyu daha arz etmek istiyorum. Bu kanun tasarısı, tam bir yıldır Anayasa Komisyonunda beklemektedir; yani, hükümetimiz, bu tasarıyı bir yıl önce sevk etmiştir. Bir yıl zarfında, Anayasa Komisyonunda o zaman da Anayasa Komisyonundaki üyelerin haklı -bazıları belki biraz abartılı ama- istekleri karşısında alt komisyona havale edildiğini, alt komisyonda hiçbir işlem görmediğini ve bu bir yıl süre zarfında hiçbir arkadaşım tarafından bu kanunla ilgili olumlu veya olumsuz, Anayasa Komisyonuna veya ilgili Bakanlığa, Başbakanlığa bir öneri gelmediğini de belirtmek istiyorum. Bunu, bu kanun tasarısının çok da acele getirilmediğini söylemek için arz ediyorum.

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Nereden geldi?..

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (Devamla) - Tabiî ki hükümetten geldi. Yani, herhalde Türkiye Büyük Millet Meclisine başka bir kurum, kurul getirmiyor değil mi, Yüce Meclis bunun şartlarını belirliyor.

Değerli arkadaşlarım, ana başlıklarıyla değindiğim, önemli ve olumlu değişiklikler içeren yasa tasarısı Yüce Meclisin görüşüne sunulmuştur. Siz sayın üyelerin katkıları ve mesaileriyle, tasarının en kısa zamanda yasalaşacağını ümit ediyorum. Ülkemizin demokratikleşmesine ve medya düzenimizin daha da gelişmesine, topluma daha yararlı hale gelmesine katkı yapacağına inandığım bu çalışmanın hayırlı olmasını diliyorum.

Teşekkür eder, hepinize saygılar sunarım. (ANAP, DSP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Tasarının tümü üzerinde, şahısları adına, çekmiş olduğumuz kurada, Sayın Aslan Polat ve Sayın Nazlı Ilıcak konuşma hakkına sahip olmuşlardı. Sayın Polat Sayın Yalçınbayır'a, Sayın Ilıcak da Sayın Kamalak'a söz haklarını devrettiler.

Şimdi, tasarının tümü üzerinde, şahsı adına Bursa Milletvekili Sayın Ertuğrul Yalçınbayır konuşacaklardır.

Buyurun efendim. (ANAP ve FP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi, sevgi, saygı, barış ve mutluluk dileklerimle selamlıyorum ve bana söz hakkını devreden Sayın Aslan Polat'a, bireyin hukukunu gözettiği için özellikle teşekkür ediyorum. (FP sıralarından alkışlar) Zira, içtüzük değişikliği, bireyin hukukunu gözardı eden, katılımcı anlayıştan uzak bir değişiklikti.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de -kayıtlara göre- 16 ulusal, 15 bölgesel ve 230 yerel televizyon var; 36 ulusal, 108 bölgesel ve 1 055 yerel radyo, toplam 1329 kuruluş yayın yapıyor. Eldeki bilgilere göre, faaliyet gösteren bütün medya kuruluşları: 883 ulusal, 53 bölgesel, 1 100 yerel, 19 yurtdışına yayın yapan Türk yayın organı olmak üzere toplam 2 055 basın kuruluşu mevcut olup, 33 ulusal gazetenin yayımlandığı ülkemizde, bu gazetelerde 1 054 köşe yazarı bulunmaktadır.

Televizyon, radyo ve basının hizmetlerinden, yurtiçinde ve yurtdışında milyonlarca insanımız ve insan bu hizmetlerden yararlanmaktadır. Günümüzde, televizyonun, artık, yeme, içme, barınma, giyim ve kuşam gibi insan hayatının en zarurî unsuru olduğu ortadadır. Televizyonun yeri, önemi ve etkileme gücü dikkate alındığında, televizyonlarla ilgili, radyo ve basınla ilgili düzenlemelerin çok esaslı düzenlemeler olduğu ortadadır. Bu tür düzenlemeler, anayasadan da üstün düzenlemelerdir. Böylesine kurucu düzenlemelerin daha katılımcı bir anlayışla yapılması gerekirken, lobi faaliyetleri sonucu yapılması, demokrasimizin bir ayıbı ve bir eksikliğidir. Lobi faaliyetleri, geçmişte, gayrimeşru isteklerin elde edilmesiyle ilgili faaliyetlerken, bugün, artık normal faaliyetlerdendir; ancak, bu tür faaliyetlerin açıklık ilkesi doğrultusunda yapılması ve kamuoyuna deklare edilmesi, siyasî ahlakın da bir gereğidir.

1997 yılında, RTÜK Kanununda değişiklik öngören tasarı Meclise sevk edildi; 2 madde idi, 29 uncu ve 33 üncü madde. Bunun sevk edilmesinin nedeni, 1994'teki RTÜK Kanunundan sonra bazı sıkıntıların yaşanmasıydı. İki madde olmasına rağmen, konunun önemi dikkate alınarak, Anayasa Komisyonunda alt komisyona havale edildi. Alt komisyon raporunun, üst komisyonda görüşülmesinden sonra, Meclis Genel Kurulunda iki defa görüşme yapıldı; mayısta sonuç alınamayacağı görülünce ertelendi ve ekim ayı sonlarına doğru tasarı Meclis Genel Kurulunda reddedildi.

Bu retten sonra durulmadı, yine çalışmalar yapıldı ve 2000 yılının haziran ayında tasarı Anayasa Komisyonuna havale edildi. Anayasa Komisyonu, konuyla ilgili, televizyonda kullanılan özgürlüklerle ilgili, basında kullanılan özgürlüklerle ilgili iletişim özgürlüğünü, basın özgürlüğünü, düzeltme hakkını, yayıncının sorumluluğunu; düşünce ve düşünceyi açıklama özgürlüğünü, çokçeşitliliği, doğruları öğrenme hakkını, bilgi edinme hakkını, eğitim hakkını, eğlenme ve dinlenme hakkını; ekonomik rekabet, haksız rekabete maruz kalmama, tüketici hakları, kamunun serbestçe oluşumu, özel hayatın gizliliği, din ve vicdan özgürlüğü, bilim ve sanat özgürlüğü gibi, temel özgürlükleri ilgilendirmesi itibariyle, konuyu fevkalade müzakere etti.

Üst komisyonda beş saate yakın süren çalışmalarda, sektörün temsilcileri görüşlerini belirttiler; alt komisyona gönderilme zarureti anlaşıldı ve alt komisyon -Sayın Bakanın dediği gibi- hiçbir şey yapmadı değil; aksine, alt komisyon, onbeş saate yakın çalışmasında, sadece 2 maddeyi görüşebildi; çünkü, bu maddelerden birisi yayın ilkeleriydi; bizim özgürlüklerimiz ve o özgürlüklerin sınırlandırılmasıyla ilgiliydi. Onbeş saate yakın alt komisyon çalışması ve 2 madde ve şimdi, 32 madde ve 4 geçici madde; toplam çalışma süresi alt komisyona havale olmaksızın on saate yakın. Komisyonlarda devamlılığı ve ilkeliliği getirmek gerekir. Böylesine önemli bir hususun kamuoyundan, neredeyse, gizlenerek, alelacele çıkarılması demokratik bir ayıptır. Bu ayıbın varlığını, tasarının genel gerekçesinde ve madde gerekçesinde, bu tasarının getirilmesinin en önemli ve ağırlıklı unsuru olan 29 uncu maddeyle ilgili bir tek kelimenin olmamasından anlayabiliriz, gerekçe yok, gerekçe gizli. Bu gizlilik bizim özgürlüklerimizle ilgili ve lobi faaliyetlerinin sonucuyla ilgili.

Değerli milletvekilleri, tasarı aynen kanunlaşırsa tekelleşme olgusu artacak, ihalelere girebilmeleri imkânı olacak, kayıtdışı ekonomi ve kayıtdışı istihdam cenneti olan Türkiye'de haksız rekabet daha da artacak. Kim yarattı bu haksız rekabeti; yönetenler ve buna uyanlar. Bu, hepimizin bir eseridir. Türkiye'yi bundan kurtarmak için yapılması gereken işlerin en sonu budur. Siz diğer unsurları ortadan kaldırın, haksız rekabetin olmayacağına dair kamuoyunda yaygın kanaat hâsıl olsun, ondan sonra gelin bu tür düzenlemeleri yapalım.

Makas fevkalade açık; bu açık makas medya devletini, devlet medyasını getirecektir. Yine, burada, borsada oynama imkânı var. Öksürüldüğünde borsası etkilenen bir ülkeyiz, konuşulduğunda etkilenen bir ülkeyiz, Başbakanın sözünden, Cumhurbaşkanının sözünden ve Meclisteki eylemlerden, kararlardan, karar tasarılarının zamanında çıkmamasından etkilenen bir borsanın medya tarafından manipüle edilmesi, spekülasyonlara yol açılması fevkalade muhtemeldir. Sermaye Piyasası Kurulunun bunları denetleyeceğini mi zannediyorsunuz?! Yüzde 70 kayıtdışı ekonominin olduğu bir ülkede, medyanın hâkimiyeti, giderek siyasette de haksız rekabeti getirecektir. Sadece ekonomik rekabet değil, siyasette de serbest rekabet lazımken, aksine, haksız rekabeti ve bunun tezahürlerini en yakın zamanda görebileceğiz.

Bu tasarıyla "izlenme oranı" diye bir kavram getiriliyor. İzlenme oranının kesin olarak tespit edilebilmesi, ancak ölçüm cihazlarının tüm televizyon aletlerine konulmasıyla mümkündür; milyarlarca dolarlık bir pazar ve iki sene sürecek bir iş.

Tasarıyla RTÜK'ün özerkliği ortadan kaldırılıyor. RTÜK, bağımsız, tarafsız ve özerk bir kurum olması gerekirken, artık, hükümetlerin bağımlılığına, hükümetlerin emrine girebilecek bir yapıya kavuşuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Yalçınbayır, mikrofonunuzu açıyorum, lütfen tamamlar mısınız efendim.

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Devamla) - Lütfen...

Herkes şunu bilsin; iktidarlar ebedî değildir, herkes mutlaka muhalefeti de tadacaktır, muhalefet dışında, Meclis dışında olmayı da tadacaktır. Bunu bilerek, demokrasimizin gelişmesi için, şu gün her bir milletvekiline bir görev düşüyor. Belki beş senelik yasama sürecinde size bir gün önemli bir görev düşebilir; işte bu an, o andır. (FP ve DYP sıralarından alkışlar) Demokrasimizin geleceği, kamuoyunun doğru oluşmasıyla ilgili karar verirken, politik mülahazalardan uzak, vicdanınız gereği karar vermenizi rica ediyorum.

Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yalçınbayır.

Tasarının tümü üzerinde, şahsı adına ikinci söz, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mustafa Kamalak'a aittir. (FP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Kamalak.

MUSTAFA KAMALAK (Kahramanmaraş)- Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; görüşülmekte olan tasarının tümü üzerinde şahsî görüşlerimi arz etmek üzere söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, tasarının sevk maddesiyle birlikte ilk şekli 24 maddeden oluşurken, Anayasa Komisyonunda yapılan bir bakıma korsan ilavelerle 32'ye çıkmıştır madde sayısı. Bu 32 maddeyle, 4 kanunda çok önemli değişiklikler yapılmaktadır; ama, bunlardan 5 tanesi son derece önemlidir. Bu değişikliklerden birincisi; Radyo Televizyon Üst Kurulunun seçim şeklinin ve yapısının değiştirilmiş bulunmasıdır.

Değerli arkadaşlarım, mevcut Kanuna göre, Üst Kurulun 9 üyesinin tamamını Türkiye Büyük Millet Meclisi; yani, sizler seçerken, şimdi, bu tasarıya göre, 4 üyenin seçimi Türkiye Büyük Millet Meclisinden alınmakta, çeşitli kurum ve kuruluşlara dağıtılmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, kanaatimce, bu, Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı bir haksızlıktır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bizzat kendi eliyle, kendi üyeleriyle pasifize edilmesi demektir, yetkilerinin kısılması demektir. Kime veriyor?..

Değerli arkadaşlarım, 2 üyeyi Meclis yerine, artık, YÖK seçecektir. O YÖK ki, Anadoluyla kavgalı, o YÖK ki, Anayasanın 42 nci maddesinde güvence altına alınan temel öğretim hakkını engelleyen, binlerce öğrencimizi kapı dışarı eden bir kurumdur.

 

Değerli arkadaşlarım, YÖK'le ilgili olarak -hatırlayacaksınız- bir partimiz diyordu ki: "Onun hakkından biz geliriz." Şimdi, onların oylarıyla YÖK ödüllendirilmiş olacaktır. Hatırlayacaksınız, o YÖK ki, bir üniversitenin kapısına kilit vuracağı zaman, burada soru yöneltildiği, genel görüşme açıldığı zaman, hükümet "özerk bir kuruluş, bizim yapacağımız hiçbir şey yok" diyordu. Şimdi, o özerk kuruluş birtakım yetkilerle donatılmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinden bu yetkinin alınıp YÖK'e verilmiş olması, Türkiye Büyük Millet Meclisine "sen, bu işi yapamıyorsun, Yükseköğretim Kurulu senden çok daha iyi yapar" demektir.

Değerli arkadaşlarım, bu Meclis, Kurtuluş Savaşını kazanan Meclistir. Bu Meclis, kanun yapan Meclistir. Bu Meclis, Türkiye Devletinin bütçesini yapan Meclistir. Bu Meclis, hükümet çıkaran, hükümete güvenoyu veren Meclistir; gerektiğinde hükümeti güvensizlik oylarıyla düşüren Meclistir. Bu Meclis, savaş ilanına karar verebilen Meclistir. Bu Meclis, Cumhurbaşkanını seçen Meclistir; Üst Kurul üyelerini mi seçemiyor?! Değerli arkadaşlarım, sizin oylarınızla siz etkisiz hale getiriliyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçim yetkisi başka kurullara devredilmemeli. Bu, başta Yüce Meclise, sonra da her bir üyeye karşı, kanaatimce, büyük bir haksızlıktır. Sonra, bu yetki devri, hukukun temel ilkelerine aykırıdır; çünkü, hukukun temel ilkelerine göre sorumluluk kimde ise, yetkinin de onda olması gerekir.

Sayın Başkan, kıymetli arkadaşlarım; Türk Milletine karşı sorumlu olan YÖK mü, yoksa sizler misiniz?!. YÖK'ün icraatından dolayı YÖK'ü sorumlu tutmak mümkün mü? Sorumlu olan, sizler olacaksınız.

Değerli arkadaşlarım, öbür taraftan, bu yetki aktarımı Anayasaya aykırıdır. Neden? Çünkü, Anayasanın başlangıç kısmının dördüncü fıkrasındaki kuvvetler dengesini bozmaktadır. Biliyorsunuz, Anayasanın başlangıç kısmının dördüncü fıkrası kuvvetler dengesini düzenlemektedir. Bu tasarıyla oradaki kuvvetler dengesi bozulmaktadır. Çünkü, Üst Kurulun 9 üyesinden 7'sini Bakanlar Kurulu seçecektir. Bu, açıkça, Türkiye Büyük Millet Meclisinin aleyhine, yürütme organının lehine kuvvetler dengesinin bozulması demektir.

Öbür taraftan, bu seçim usulü, Anayasanın 2 nci maddesinde ifadesini bulan demokratik devlet ilkesine aykırıdır. Zira, 9 kişilik Üst Kurul üyelerinden 7'sinin hükümete mensup partiler tarafından yahut doğrudan hükümet tarafından seçilmiş olması, takdir edersiniz ki, demokratik hukuk devleti ilkesine açıkça aykırı düşer.

Değerli arkadaşlarım, iş bununla da kalmıyor, öbür taraftan, bu kanunun yürürlüğe girmesiyle Üst Kurul üyelerinin görevleri bir ay içerisinde sona erecektir. Bu da, yine, Anayasanın 2 nci maddesinde ifadesini bulan hukuk devleti ilkesine açıkça aykırıdır; zira, hukuk devleti olmanın birtakım şartları vardır. Bu şartlardan biri, hukuk devleti, her şeyden önce, ama her şeyden önce, kendi çıkardığı kanunlara saygılı olmalıdır. Üst Kurul üyeleri, bu devletin çıkardığı kanunlara göre seçilmedi mi, sizin çıkardığınız kanunlara göre seçilmedi mi? Ne oldu da, şimdi, başka bir kanunla, bunları azlediyorsunuz? Değerli arkadaşlarım -küçümsemek için söylemiyorum- bir patronun yahut bir apartman sakinlerinin, bir kapıcıyı kapı önüne koyması mümkün mü hukuk devletinde; elbette hayır. Siz, nasıl oluyor da, hukuk devleti adına, bu Meclisin çıkardığı kanunlara uygun olarak seçilmiş olan başkan ve üyeleri azledebiliyorsunuz, hukukun hangi ilkesiyle?! Değerli arkadaşlarım, bu yönüyle de, hukuka açıkça aykırıdır.

 

Öbür taraftan, Üst Kurulu, Başbakanlık Denetleme Kurulu denetleyecekmiş. Değerli arkadaşlarım, Başbakanlığa bağlı olan bir kurulun denetlediği Üst Kurul özerk olabilir mi?! Özerkliği ortadan kaldırdığınız zaman, siz, Üst Kurulu, doğrudan doğruya Başbakanlığa bağlıyorsunuz demektir; bunun da, özerklik ilkesine aykırı olduğu gayet açıktır.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarının Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gelişinin sayısını unuttum; dördüncü yahut beşinci seferidir. Bu Yüce Kurul, iki defa püskürtmüştür bu tasarıyı; ama, tekrar önümüze geldi, bir gece baskınıyla getirildi; perde gerisinde ne var?!

Değerli arkadaşlarım, hükümet adına konuşan Bakan, lehte konuşan arkadaşlar şunu söylüyor: Zaten bu kanun işletilemedi. Ne demek bu; birtakım insanlar bu kanunu çiğnedi, bu kanunu biz uygulayamadık, sizin dediğiniz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin dediği olmadı. Şimdi, biz, patronların...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Açıyorum mikrofonunuzu Sayın Kamalak; lütfen tamamlar mısınız efendim.

Buyurun.

MUSTAFA KAMALAK (Devamla) - Teşekkür ederim efendim.

Şimdi, hükümet ve lehte konuşan arkadaşlar diyorlar ki: Sizin dediğiniz olmadı, biz, patronların dediğine uymak durumundayız. Onların arzusu istikametinde değiştiriyoruz. Ne oluyor sonra? Bu kanun yedi, sekiz yıldır uygulanmamış da ne olmuş? Değerli arkadaşlarım, birtakım sahte belgeler düzenlenmiştir, bu belgelerle devlet ihalelerine katılınmıştır, yani, suç işlenmiştir; dolayısıyla, bu kanun, bu suçu affediyor, gerisinde o var. Bu kanunla af geliyor.

Değerli arkadaşlarım, öbür taraftan, Anayasanın 167 nci maddesine göre, devlet, hizmet piyasalarında tekelleşmeyi ve kartelleşmeyi önlemekle mükelleftir. Bu tasarı, medya alanında kartelleşmeyi, tekelleşmeyi teşvik edecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Süreniz tamamlandı; açıyorum, lütfen Genel Kurula teşekkür edin.

MUSTAFA KAMALAK (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarının önemli bir etkisi de, Anadolu medyasını çökertecek olmasıdır. Ağır para cezalarıyla, Anadolu basını, radyo ve televizyonu çökertilecektir. Takdirlerinize sunuyorum.

Teşekkür eder, saygılar sunarım. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kamalak.

Sayın Arı, sorunuzu yöneltebilirsiniz efendim.

HÜSEYİN ARI (Konya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, delaletinizle, Sayın Bakana bir sorum var.

Sayın Bakan, mevcut RTÜK Kanununa göre, Kurulun 9 üyesi de, millî iradenin tek temsil yeri olan Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmektedir. Halbuki, yeni tasarıda, YÖK ve Millî Güvenlik Kuruluna da aday belirleme yetkisi veriliyor. Her iki kurul da, millî iradenin olmadığı ara dönemlerde, antidemokratik usullerle hazırlanmış iki kanuna göre teşekkül etmiş tartışmalı iki kuruldur.

Malumlarınız, demokrasilerde yasa yetkisi, yalnız ve yalnız, seçilmiş meclislere aittir. Şimdi, siz ve hükümetiniz ne yapıyorsunuz; bu iki ara dönem kanununu, seçilmiş Yüce Meclisten geçirerek, demokratik hale getirerek düzelteceğiniz yerde, yanlış üzerine bir yanlış daha ilave ediyorsunuz ve böylece, yanlışları pekiştirmiyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim.

Sayın Ilıcak, buyurun.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Sayın Başkan, delaletinizle, Sayın Bakana aşağıdaki soruları sormak istiyorum ve açık bir cevap bekliyorum.

Bu kanunla, medya patronlarının kamu ihalesine girmesinin önü açılıyor; acaba, Etibank olayından ders almadınız mı?

Türkiye gibi çok sayıda özelleştirmenin yapıldığı bir ülkede, medyanın özelleştirmeden bu ölçüde pay alması, basının kamu görevini hakkıyla yerine getirmesini engellemez mi?

Şu anda bir kamu ihalesine müracaat etmiş bulunan ve şu kanunun neticesini bekleyen, acaba bir medya patronu var mı?

Kanunun yasaklamasına rağmen, bazı medya patronlarının kamu ihalesine girdiğini, acaba fark edemediniz mi; ettiniz de, onları önlemeye, acaba gücünüz mü yetmedi? İhaleye fesat karıştırma, resmî makamları aldatma gibi maddeler, acaba neden uygulanamadı?

Acaba, şeffaflık olmadığı için mi, sözgelimi, Maliye Bakanlığı, ortak görünen insanların üzerine gidip, onların malî yapısını, verdikleri vergilerin oranlarını tetkik edemediler ve acaba, eski RTÜK başkanlarının Maliye Bakanlığına sorduğu bu konudaki sorular niçin cevaplandırılmadı?

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Ateş, buyurun efendim.

AZMİ ATEŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, delaletinizle Sayın Bakana sorularımı soruyorum.

Birinci sorum: Avrupa Birliğine girme gayreti içinde olduğumuz bugünlerde, demokratikleşmenin önündeki en büyük engellerden birisi olarak, tartışma konusu olan ve istenildiği şekilde yorumlanabilen Türk Ceza Kanununun 312 nci maddesini bu yasa tasarısına aynen almakla kendi kendinizi tekzip etmiş olmuyor musunuz?

İkinci sorum: Tasarının 2 nci maddesinde yer alan değişikliklere baktığımızda, (b) ve (d) bentlerinde yer alan hükümlerde aynen Türk Ceza Kanununun 312 nci maddesi gibi muğlak ifadelere yer verilmektedir. Bu durumda, hangi yayınların bu bentler kapsamına girdiği nasıl belirlenecektir? Neden suç unsuru olabilecek yayınlar net ifadelerle tasarıda belirtilmemektedir?

Üçüncü ve son sorum: Halen yürürlükte olan RTÜK Yasasında en çok şikâyet edilen konu ekran karartma cezası idi. Şimdi, yeniden oluşturulan düzenlemede getirilen müeyyidelerde, bırakın ekran karartmayı, madde 17'yle 3984 sayılı Kanuna eklenen maddelerde, yayın kuruluşlarının mallarının dahi müsadere edilmesine imkân tanıyan hükümler yer almaktadır. Bu durumda, daha baskıcı bir üst kurul oluşturulmuyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ateş.

Sayın Dayanıklı, buyurun efendim.

BAYRAM FIRAT DAYANIKLI (Tekirdağ) - Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakanıma şu soruyu yöneltmek istiyorum: Komisyonda madde 27'ye eklenen ek madde 9'la, bilişim teknolojileri ve internet ortamında sayfa açılması veya elektronik gazete, elektronik bülten ve benzeri suretiyle yayınlanan her türlü yayın basın yoluyla işlenen suçlar kapsamına alınıyor. Internet hakkında Parlamentoda alınan bu ilk kararın bu yasaya girmesini Sayın Bakanım doğru buluyor mu? Şahsen, ben, bunu, internetin gelişmesini engelleyecek, başka sonuçlara yol açabilecek bir karar olarak düşünüyorum. Internet hakkındaki bu kararın, ilgili kurullar, sivil toplum örgütleri ve üniversitelerle detaylı görüşülmeden çıkarılması, sizce doğru mu?

Bu maddeyi çıkarma konusundaki fikirlerinizi rica ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Dayanıklı.

5 dakikalık soru sorma süresi doldu; Sayın Uzunkaya ve Sayın Malkoç'un sorularını alamıyorum.

Buyurun Sayın Bakan, sorulara cevap verebilirsiniz efendim...

MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Yani, bu kadar, bıçakla kesilecek kadar mı?!. Bakan, bilahara da cevap verebilir.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan, siz, soruları cevaplayın efendim.

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; ben, evvela, hemen söyleyeyim; eğer, arkadaşlarımdan tekrar sorusu olan varsa, yazılı alıp, tekrar yazılı cevaplayabilirim. Sayın Uzunkaya, aynı şekilde, sizin de sorunuz varsa, lütfedin, yazılı gönderin, ben size daha sonra cevap arz edeyim.

Sayın Arı'nın, mevcut yasaya göre 9 üyeyi Türkiye Büyük Millet Meclisi seçerken, ara dönemde çıkarılan kanuna dayalı olarak kurulan YÖK ve Millî Güvenlik Kurulunun aday belirlemesi konusundaki sorusuna, konuşmam içerisinde cevap vermiştim. Burada, Yüce Meclisin iradesinin elinden alınması veya Yüce Meclisin iradesine karşı çıkılması gibi bir durum yok. Dünyadaki uygulamalarını da biraz önce okudum; ancak, şu anda Mecliste bulunan siyasî yapı ile seçtiğimiz yapının birbiriyle ilişiği hemen hemen kalmamıştır. Türkiye'de yaşanan seçimlerde alınan neticelerde, muhalefet ve iktidar dengeleri kurulamamıştır; yani, görülmüştür ki, ileride, tamamen muhalefetten veya tamamen iktidardan oluşan bir yapı teşekkül edebilecektir. Bunun önlemek için böyle bir yola gidilmiştir.

Eğer, YÖK'ün ve Millî Güvenlik Kurulunun kuruluşunu, kanununu veya işleyişini beğenmiyorsa, Yüce Meclisin takdiridir, Yüce Meclis o konuda gerekli değişikliği yapabilir; yani, benim o konuda bir cevap vermem mümkün değil. Ancak, YÖK'ün ve Millî Güvenlik Kurulunun da, şu anda kanunlarımızda, Anayasamızda yerini bulan ve onların tarafsız çalışmasıyla vereceği üyelerin, hükümetin emrinde değil, doğrudan doğruya orada tarafsız görev yapacağına ben inanıyorum.

Yine, Sayın Ilıcak'ın, medya patronlarıyla ilgili, çok özelleştirme yapılıyor sorusuna hemen şunu söylemek istiyorum: Ben, şu anda, bir medya patronunun, bu kanunu bekleyip, bir ihaleye gireceğini tespit etmiş değilim. Böyle bir bulgu varsa ve bana söylenirse, memnuniyetle bunun da üzerine gitmeye gayret ederim; ancak, yine, konuşmam içerisinde belirttiğim gibi, dünyadaki birçok uygulamalarda başka iş yapmayla ilgili bir yasak bulunmamakta. Yasak uygulayan ülkelerin olduğunu da konuşmamda söyledim; ancak, yine, konuşmacıların da belirttiği gibi, şu ana kadar olan uygulamada, bu kanunda, medya patronlarının kim olduğu belli olmadığı için, kanun uygulama yolu olmadığı için, bu madde şimdiye kadar uygulanamamıştır. Hepinizin de bildiği gibi, görüntüde işte, (A) televizyonunun veya (B) televizyonunun sahibi diye bildiğimiz birisinin ihalelere girdiğini; ama, hisse yapısına geldiği zaman, bu hissede kendisinin doğrudan hissedar gözükmediğini tespit etmiş bulunuyoruz. Bizim burada yaptığımız da bu şeffaflıktır, bu saydamlıktır. Bundan böyle, eğer, böyle bir durum olursa, bu kamuoyunun önünde cereyan edecektir. Eğer, bir televizyon sahibi bir ihaleye girmişse, kamuoyu bunu açık ve seçik görebilecektir. Bu konuda söyleyebileceğim bu.

Ancak, Sayın Ilıcak'ın Maliye Bakanıyla ilgili, Maliye Bakanının yaptığı işlemlerle ilgili soruları var. Eğer, uygun görürseniz Sayın Başkanım, bunu Maliye Bakanına da sorarak yazılı cevap vermek istiyorum; çünkü, hakikaten Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanı Sayın Kayış'ın Maliye Bakanına yazı yazıp yazmadığını bilmiyorum. Hem Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna bunu soracağım hem de Sayın Ilıcak'ın sorusunu aynen Maliye Bakanına sorarak, Maliye Bakanından cevap alıp, Sayın Ilıcak'a yazılı olarak cevap vereceğim.

Ben, 17 nci maddede ekran karartma cezası verildiğini, yayın kuruluşlarının mallarına, ekran karartmayla ilgili el konulduğunu sanmıyorum. Sayın Ateş'in sorusundan öyle bir şey anlamadım; ama, tetkik edeceğim, eksik bıraktığım konu olursa, yazılı cevap vereceğim.

Tabiî, 312 nci maddeden, alıntılar yapılmıştır; ama, 312 nci maddenin aynen bu yasaya geçirildiği şeklinde bir şeye katılmamız mümkün değil.

Sayın Bayram Fırat Dayanıklı'nın sorusuna gelince; 27 nci madde komisyonda sayın milletvekillerince ilave edilmiştir, hükümetten gelen tasarıda yoktur; ancak, orada gerekçesinde ilave ederken arkadaşlarımız anlatmıştır. Bu gerekçeye göre de, bugün tirajı 20 000 olan gazete varken, sadece, internette sayfası açılan gazetecilikten de 30 000-35 000 kişiye erişme imkânı vardır. Eğer yalan yayını önleme veya tekzip müessesesinin aynı şekilde buraya da teşmil edilmesi doğru mu diye soruyorsanız, bence doğrudur. Burada da eğer gerçeğe aykırı bir yayın varsa, bu yayın ceza almalıdır, gerçeğe aykırı yayın burada da yapılmamalıdır diye düşünüyorum.

Arz ederim.

Sayın Başkanım, tekrar, zabıtlar ortaya çıkınca, cevabı eksik kalan soru varsa, onlara da yazılı cevap vereceğim efendim.

BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelere geçilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

HALİL ÇALIK (Kocaeli)- Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN- Karar yetersayısını arayacağım efendim.

Kabul etmeyenler...

Efendim, Kâtip Üyelerimiz arasındaki anlaşmazlık dolayısıyla oylamayı elektronik cihazla yapacağım; karar yetersayısını da arayacağım.

Tasarının maddelerine geçilmesi hususunu, tekraren, oylarınıza sunuyorum ve oylama için 4 dakika süre veriyorum.

Vekâleten oy kullanacak Sayın Bakanlar, adına oy kullanacakları sayın bakanların adlarını, soyadlarını bir pusulaya yazmak suretiyle kullanabilirler.

Süreyi başlatıyorum:

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

AYDIN TÜMEN (Ankara) - Burada olan arkadaşlar pusula alıyorlar...

BAŞKAN - Pusula veren arkadaşlarımızın salonda olup olmadıklarını arayacağım.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bu oylamada pusula kabul etmemiz mümkün değil, sayın bakanların dışında; çünkü, bir açık oylama değildir. Dolayısıyla, kimin oy kullanıp kimin oy kullanmadığını benim, burada, cihazda takip etmem mümkün değil. Dolayısıyla mevcut arkadaşlarımızın cihaza girmesi suretiyle bu oylamayı yapacağız. Sadece sayın bakanlar hariç pusula almıyoruz efendim.

YAHYA ÇEVİK (Bitlis) - Başkanım sisteme giremiyoruz.

MAHMUT GÖKSU (Adıyaman) - Süreyi uzatın biraz, sisteme giremeyenler var.

BAŞKAN - Sisteme giremeyen ve burada olduğunu ispat eden sayın milletvekili arkadaşımız...

YAHYA ÇEVİK (Bitlis) - Giremiyoruz...

BAŞKAN - Başka sıraya geçip sisteme girmeye çalışın efendim... Süremiz de var... Pusulayı kabul edemiyorum.

TURHAN GÜVEN (İçel) - Niye edemiyorsunuz?..

BAŞKAN - Edemiyorum efendim; çünkü, takip edemiyorum kimin girip kimin giremediğini. Bilemiyorum ki girip giremediğinizi, göremiyorum önümde; açık oylama değil.

TURHAN GÜVEN (İçel) - Hangi içtüzüğün hangi maddesine göre kabul etmiyorsunuz? Orada görmeyebilirsiniz, kâğıttan sorarsınız, çağırırsınız. Şimdiye kadar yaptığınız uygulama bu. Bu yaptığınız uygulama İçtüzüğün neresinde var efendim?

YAHYA ÇEVİK (Bitlis) - Sisteme giremiyoruz.

BAŞKAN - Deneyin Yahya Bey, belki girersiniz; başka bir yerde deneyin, bakın orada oturun, başka bir yerde...

Teknik elemanlar, lütfen, sisteme giremeyen arkadaşlarımıza yardım etsinler.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, tasarının maddelerine geçilmesi hususu kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

 

RADYO VE TELEVİZYONLARIN KURULUŞ VE YAYINLARI HAKKINDA KANUN,

BASIN KANUNU, GELİR VERGİSİ KANUNU İLE KURUMLAR VERGİSİ

KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1. - 13.4.1994 tarihli ve 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 3. - Bu Kanunda geçen deyimlerden;

a) Üst Kurul: Radyo ve Televizyon Üst Kurulunu,

b) Radyo yayını: Elektromanyetik dalgalar, veri şebekeleri ve diğer yollarla halkın doğrudan alması maksadıyla yapılan ses yayınlarını,

c) Veri yayını: Radyo ve televizyon yayını ile birlikte, radyo ve televizyon programlarıyla ilintili ve radyo ve televizyon programlarından bağımsız verilerin, elektromanyetik dalgalar, veri şebekeleri ve diğer yollarla halkın doğrudan alması maksadıyla yapılan yayınları,

d) Televizyon yayını: Elektromanyetik dalgalar, veri şebekeleri ve diğer yollarla halkın doğrudan alması maksadıyla yapılan, hareketli veya sabit resimlerin (görüntü) sesli veya sessiz kalıcı olmayan yayınlarını,

e) Elektromanyetik dalga: Boşlukta veya kablo, cam iletken ve benzeri bir fizikî ortamda ışık hızı ile yayılan sunî olarak üretilmiş ve manyetik özellikleri olan dalgayı,

f) TV kanalı: Televizyon ve veri yayını yapmak üzere bir televizyon vericisinden yayılan elektromanyetik dalgaların işgal edeceği frekans alanını,

g) Radyo frekansı: Radyo ve veri yayını yapmak üzere bir radyo vericisinden yayılan elektromanyetik dalgaların işgal edeceği frekans alanını,

h) Radyo ve televizyon vericisi: Radyo, televizyon ve veri yayınlarının doğrudan alınmasına imkân veren yer veya uzaydaki hareketli veya sabit her türlü verici, aktarıcı, yansıtıcı ve güçlendirici cihaz ve sistemleri,

ı) Kablolu yayın: Radyo, televizyon ve veri yayınlarının kablo, cam iletken ve benzeri bir fizikî ortam üzerinden abonelere ulaştırılmasını sağlayan yayın türünü,

i) Kapalı devre yayın sistemi: Ulusal, bölgesel ve yerel yayınlar dışında eğitim, öğretim, güvenlik ve turizm gibi belirli amaçlar için bir bina dahilinde veya birbiri ile ilişkili binalar grubunda hedef kitleye ulaştırmak üzere genellikle kablo ile yapılan radyo, televizyon ve veri yayınını,

j) Radyo alıcısı: Radyo ve veri yayınları almaya ve dinlemeye yarayan cihazları,

k) Televizyon alıcısı: Televizyon ve veri yayınları almaya ve izlemeye yarayan cihazları,

l) Ulusal yayın: Bütün ülkeye yapılan radyo, televizyon ve veri yayınını,

m) Bölgesel yayın: Birbirine komşu en az üç il ve en çok bir coğrafî bölge alanının asgarî yüzde 70'ine yapılan radyo, televizyon ve veri yayınını,

n) Yerel yayın: Mülki taksimat itibarıyla en az bir ilçe (merkez ilçe dahil) veya bir ilin alanının en az yüzde 70'ine yapılan radyo, televizyon ve veri yayınını,

o) Ek yayın hizmetleri: Televizyon yayınlarına tahsis edilen kanal içinde kalmakla birlikte kullanılmayan bölümler üzerinden, radyo yayınlarında ise tahsis edilen frekans içinde ek taşıyıcılar aracılığıyla, televizyon ve radyo program yayınlarıyla birlikte yapılan radyo veri sistemi (AMDS, RDS), veri yayıncılığı, teletekst ve benzeri bağımsız hizmetleri,

p) Uydu yayını: Radyo ve televizyon programlarının yetkili yayıncı veya hizmeti temin edecek kişi veya kuruluş tarafından şifreli veya şifresiz olarak uzayda sinyal iletebilen herhangi bir araç vasıtasıyla yapılan ilk yayını,

r) Yeniden iletim: Yetkili yayın kuruluşu tarafından kullanılan teknik araç ne olursa olsun, halkın izlemesi amacıyla yayınlanan radyo ve televizyon program hizmetlerinin, değişiklik yapılmaksızın bütününün veya bir bölümünün alınmasını ve aynı anda veya daha sonra iletilmesini,

s) Yayıncı: Kamu tarafından izlenmesi için radyo, televizyon program ve veri hizmetleri tertip eden ve ileten veya değişiklik yapılmadan ve tam olarak üçüncü tarafa iletilmesini sağlayan gerçek veya tüzel kişiyi,

t) Program hizmeti: Yukarıdaki bentte belirli alanlarda belirli bir yayıncı tarafından sağlanan ve tek bir hizmet içindeki tüm unsurları,

 

u) Reklam: Bir ürün veya hizmetin alım, satım veya kiralanmasını geliştirmek, bir amaç veya düşünceyi yaymak veya reklamcının istediği başka etkileri oluşturmak amacıyla, ücret veya benzer bir karşılık ile iletim zamanında reklamcıya tahsis edilen kamuya yönelik duyuruları,

v) Telif hakkı sahibi: Yazar, besteci, düzenlemeci gibi düşünsel alanda eser yaratan gerçek kişiyi,

y) Tematik kanal: Haber, belgesel, spor, müzik ve benzeri türlerde olmak üzere yalnızca belli bir konuda yayın yapan kanalı,

z) İletişim ortamı: Radyo ve televizyon programlarının üretildiği merkez çıkışındaki sinyali herhangi bir teknik kullanarak tek veya birden fazla radyo ve televizyon yayınını bir arada olarak radyo, televizyon ve veri dağıtım sistemlerine ileten her nevi ortamı,

   İfade eder."

BAŞKAN - 1 inci madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Nazlı Ilıcak; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

FP GRUBU ADINA AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 682 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, burada, şeffaflık üzerinde duruldu, şeffaflık hep gerekçe gösterildi. Değerli arkadaşımız, dostumuz Sayın Işın Çelebi, Anayasa Mahkemesinin de hür iradesiyle hareket ettiğini; çünkü, şeffaflık için böyle bir kanun değişikliğine ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Doğrusu, ben, esasında kendisine çok inanmak isterim. Yalnız, bu şeffaflık meselesini öne atarken, maalesef, bir gün önce, Hürriyet Gazetesinde Ertuğrul Özkök'ün makalesinde çıkan gerekçelere sığındı. Ertuğrul Özkök -bültende de yayımlandı- diyor ki; efendim tüm televizyonlara 400 milyon dolar gelir giriyor, 800 milyon dolar da gider; bu arasındaki fark karaparadır, bu aydınlanmalıdır.

Ben, şu şekilde uyarmak istiyorum Sayın Çelebi'yi: Ertuğrul Özkök'le aynı gerekçeleri kullanınca, bilmeyenler, kendisinin Ertuğrul Özkök'ten tüyo aldığını zanneder ve kendisine de haksızlık etmiş olur.

Yine, kendisi, Fransa'da yüzde 35 izlenme payıyla sahipliğin sınırlandığını ifade etti. Bizim bildiğimiz kadarıyla, bu bilgi, sadece Milliyet ve Hürriyet Gazetesinde çıktı. Acaba, kendisinin bize verdiği bu bilginin kaynağı nedir? Çünkü, ben, biraz önce ifade ettim; Fransa'da bir ulusal televizyonda, bir kişi sadece yüzde 49 hisseye sahip olabiliyor; iki ulusal kanalda yüzde 15'er hisseye sahip olabiliyor; üç tane ulusal kanalda da yüzde 5, yüzde 5, yüzde 5 hisseye sahip olabiliyor. Benim kaynağım RTÜK Uluslararası İlişkiler Daire Başkanlığı.

Değerli arkadaşımız Erol Al, benim, 15.1.2001 tarihli yazıma atıfta bulundu. Orada RTÜK'ü eleştirdik. RTÜK'ü eleştirmek başka şey, patronların kamu ihalesine girmesi, sermayenin, medya sermayesinin belirli ellerde yoğunlaşmasını savunmak başka şey.

Kaldı ki, hâlâ, ekran karartılmaya devam ediliyor; ileriki maddelerde tekrar bunun üzerinde duracağız; yani, ekranların karartılması son bulmadı, tam tersine, lisans iptaline kadar gidilebilecek müeyyideler var.

Yalnız, bir konuda değerli arkadaşımız Sayın Erol Al'ın üzüntüsünü pek paylaşamıyorum; acaba, bunu, bizi güldürmek için mi söyledi, bunu da anlamış değilim. "Medya patronları, eğer, kamu ihalesine giremezse devletin malı bedava olarak insanlara gider"dedi; çok da üzülüyor; acaba, medya patronları girince mi yok pahasına bu kamu ihalelerini alıyorlar yoksa girmeyince mi devletin malı korunmuş oluyor veyahut, acaba, bunlar girdikleri takdirde kamu ihalesine, iktidarla menfaat bağı içinde oldukları için bazı yolsuzlukları da görmezden geliyorlar; bu mu doğru? Doğrusu, bunun cevabını kamuoyuna bırakmak istiyorum.

Yani, bir Etibank soygununu gördükten sonra, medya patronlarının yaptığına, hâlâ, "medya patronları bu kamu ihalesine girmezse devlet zarar eder"demek, gerçekten, ancak, bir latife maksadıyla, insanları güldürmek maksadıyla ifade edilebilen sözler olabilir.

"Şeffaflık" deniliyor. Bu şekilde, şeffaflık değil, tam tersine, haberlerin üstüne, doğruların üstüne kapkaranlık bir örtü örtülmekte ve vatandaşlarımızın doğru haber alma hakkının, gerçek manada bilgilendirme imkânının önüne set çekilmekte.

Şimdi, eğer, şeffaflıktan kasıt, nama yazılı hisselerse, mevcut kanunda da bu böyle. Sermaye Piyasası Kurulu, anonim şirketlere ortak diğer şirketlerin hamiline yazılı hisselerini nama yazılı hale getirmesini isteyebiliyor.

Bakın, bu yeni düzenlemelerin şeffaflıkla ilgisi yok. Eğer, şeffaflık istenseydi... RTÜK Başkanı Kutlu Savaş, NTV hisselerinin devri sırasında Maliye Bakanı Nami Çağan'a sordu: "Söz konusu hisselerin el değiştirmesiyle ilgili alış ve satış işlemlerinin tek bir şahıs veya tüzelkişiliğin şahsında gerçekleştiği izlenimi var; acaba, bu konuyu araştırır mısınız?" Daha sonra, 20 Aralık 2000'de, yine, bu sefer RTÜK Başkanı Nuri Kayış, atv logolu satış dolayısıyla, Maliye Bakanı Sümer Oral'a sordu: "Acaba, bu para bir kişinin cebinden mi çıktı, bir kişinin cebine mi girdi; yoksa, birkaç kişinin cebinden çıkıp birkaç kişinin cebine mi girdi; bu araştırılabilir mi?" Şimdi, şeffaflık ortada...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Efendim, mikrofonunuzu açıyorum; lütfen tamamlar mısınız.

Buyurun.

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Efendim, zaten, isterse, Maliye Bakanı, bu hisselerin kimin üzerine olduğunu... İşte, bir sürü isimler vermişler, bu konuda bendeniz de bir soru önergesi verdim. Saydım çeşitli televizyon kanallarını; Cevdet Turan, Müzehher Kaymak, Serhan Sevim, bir sürü uydurma isim göstermişler. Maliye Bakanlığına sordum; kimdir bu isimler, ne vergi ödemişlerdir? Bugünkü kanunda bunları araştırmaya mâni bir hal yok ki; ama, şundan korkuluyor: Eğer, bunların üzerine gidilirse, karşılarına Suna Pelisterler çıkacak; Suna Pelisterler çıkınca, işte o medya patronu fevkalade sinirlenecek; işte, buna cesaret edilemiyor. Resmen, ortada, işlenmiş bir suç var. Bu suçların üzerine gideceğinize, efendim, onlar kanuna uymuyor; bari, biz, bu kanunu onlara uyduralım diyorsunuz.

Sayın Başkanım, sözlerimi, selamlayarak tamamlıyorum. Şimdi, şöyle bir teklif yapalım: Tek bir kişi, ulusal çapta sadece bir televizyon kuruluşunun sahibi olabilsin; ama, aynı zamanda toplam tirajın yüzde 20'sine sahip bir basın kuruluşunun patronu, bir de ulusal televizyon kanalının sahibi olamasın -tıpkı Japonya'da olduğu gibi- ve katî surette kamu ihalesine girmesin, biz buna razıyız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim.

1 inci madde üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına Sayın Hüseyin Çelik; buyurun.

DYP GRUBU ADINA HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; demokratik ülkelerde, malumunuz güçler ayrılığı vardır. Bizim gibi cismen değil de ismen demokratik olan ülkelerde ise güçlerin görevi ve sınırı pek belli değildir. Bürokrasi, yasama ve yürütmenin adına hareket eder, onun yetkilerini zapteder; medya, zaman zaman kendisini yargının yerine koyar; medyanın gerçek fonksiyonu nedir, bu net bir şekilde ortaya konmaz. Anavatan Partisi sözcüsü Sayın Işın Çelebi, geneli üzerinde yaptığı konuşmada, sıklıkla, açıklık ve şeffaflıktan söz etti. Gerçi, iki kelime aynı anlama gelse bile biz de bunu önemsiyoruz. Gerçekten açıklık, şeffaflık bu ülke için gereklidir, her konuda gereklidir.

Medya, demokratik ülkelerde dördüncü kuvvettir. Halkın haber alma hürriyeti açısından önemlidir, icra gücünün denetimi açısından önemlidir. Yolsuzlukların üzerine gidilmesi açısından medyayı gerçekten önemsemek zorundayız.

Değerli milletvekilleri, ancak Türkiye'de, medyanın gücünden ziyade, güçlerin medyasından söz etmek lazım. Medyanın gücü var; ama, Türkiye'de, güçlerin medyası var. Dolayısıyla, medya meselesini çok net ifadelerle, muğlaklığa yer bırakmayacak şekilde yasal hükümlere bağlamak, elbette bu Parlamentonun görevidir.

Benim şahsen yadırgadığım bir husus vardır. Bu hükümetin kararsız Kasım tavrı, burada da kendini gösteriyor. Bakınız, Haziran 2000'de, bu yasa tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderiliyor ve orada, RTÜK'le ilgili kamusal bir değişiklik yapılması gerektiği vurgulanıyor. Ardından, Mart 2001'de Ulusal Program açıklanırken, şu anda RTÜK'te bir kurumsal değişikliğe gidilmesi gerekmemektedir diye ifade ediliyor. Bakınız, bugün, Meclisin huzuruna getirilmiştir; şimdi, bunun bir gereklilik olduğu tekrar vurgulanıyor ve Sayın Bakanımız bu gerekliliği ifade etti, şu anda da bu yasa tasarısını müzakere ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu acul tavra, bu aceleciliğe niçin lüzum hissediliyor?! Bakınız, bugün, dünyada parlamenter demokrasi, yerini artık katılımcı demokrasiye bırakıyor. Bu kadar önemli olan, bu kadar geniş halk kitlelerini, medya kuruluşlarını, sermaye çevrelerini ilgilendiren çok önemli bir meselede, hangi sivil toplum örgütünün görüşüne başvurdunuz?! Siz, YÖK, buraya 2 üye önersin diyorsunuz; hangi öğretim üyesini, konunun uzmanı olan hangi profesörü Anayasa Komisyonuna çağırarak görüşünü aldınız?!

Değerli milletvekilleri, bugün, yerel medya, Anadolu basını, eğer bu kanun çıkarsa, gerçekten idama mahkûm edilmektedir. Onlardan herhangi bir temsilciyi çağırıp fikrini sordunuz mu?!

Bakınız, Anayasa Komisyonunun bütün zabıtlarını en ince detaylarına kadar inceledim. Burada, iktidara mensup milletvekili arkadaşlarımız da çok ciddî endişeler dile getiriyor. Anayasa Komisyonundaki müzakereler esnasında, Sayın Işın Çelebi'nin dışında komisyon üyelerinden hiçbirisi bu yasa tasarısını cansiparane bir şekilde savunmuyor. Bakınız, şu anda karşımda oturan Milliyetçi Hareket Partisinin çok değerli temsilcisi Mustafa Verkaya, Anayasa Komisyonunda Sayın Bakana soruyor, diyor ki; "şimdi, aşağı yukarı bir yıldan beri beklemiş olmasına rağmen, ivedilikle çıkarılması konusunda bir gayret var mı; bunu öğrenmek istiyorum. Yani, hızla, süratle, bu komisyondan, on gün dahi alt komisyon çalışmalarını beklemeye dayanamayacak durumda mıyız; yoksa, normal prosedüre uygun, yani daha önce alınmış kararı tahakkuk ettirilerek alt komisyon raporunu beklemeye tahammülümüz var mıdır hükümet olarak; bunu öğrenmek istiyorum." Arkadaşımızın bu sorusu, bu çıkışı, aslında, haysiyetlice bir çıkıştır. Bir yıl beklemişken bu kanun tasarısı, görüşülmemişken, on gün alt komisyona havale edilerek... Nitekim, daha önce, alt komisyona havale ettirildiği halde, Doğru Yol Partisi temsilcisi Sayın Ahmet İyimaya, tekriri müzakere yapılması gerektiğini ifade etmesine rağmen, Sayın Komisyon Başkanı, tekriri müzakere yapma yerine, yeni baştan görüşülmesini teklif ediyor ve usule aykırı bir şekilde, yeni baştan ele alınıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Çelik, mikrofonunuzu açıyorum efendim.

Buyurun.

HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Değerli milletvekilleri, siz, bu kanun tasarısını, bir yıl boyunca nadasa mı bıraktınız?! Sayın Bakan, biraz önce ifade etti, bir yıl boyunca, hiçbir değerli milletvekili, ne aleyhte ne lehte herhangi bir şey söylememiştir; dolayısıyla, alt komisyona havale edilen ve herhangi bir işleme tabi tutulmayan bu yasa tasarısının, gündemden çıktığı ve gelecek döneme bırakıldığı, belki kadük olacağı düşüncesiyle, kimse bunu önemsememiştir.

Bakınız, memur kıyım yasa tasarısı getirdiniz, Plan ve Bütçe Komisyonundan süratle geçirdiniz; onu da, şimdi, nadasa bıraktınız. Peki, yarın, onu, derhal, böyle bir gece baskını gibi, tekrar gündeme getirirseniz, efendim, bu yeteri kadar tartışılmıştır mı diyeceksiniz? O zaman, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüştünüz. Ben, bu kanunu niye Bayındırlık Komisyonunda görüşmediğinize de hayret ettim. Bütün çalışmalarınız, bu aculiyet içerisindedir. Hükümetin bu tavrını anlamak mümkün değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım, selamlayacağım.

BAŞKAN - Lütfen...

HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Kanun tasarıları, toplumun gündemine girdikten sonra enine boyuna tartışılmazsa, sivil toplum örgütleri, ilgili sektör bu konuda görüşlerini bildirmezse, uzmanlar dinlenmezse, tabir caizse, bu kanunlar kıvamını bulup demlenmezse, siz, bunu buraya getirip, alelacele çıkarırsanız, bir yığın haksızlığa ve yanlışlığa meydan vermiş olursunuz. Bu tavrınızı gözden geçirmenizi öneriyorum.

Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çelik.

Sayın milletvekilleri, 1 inci madde üzerinde 1 adet önerge vardır; önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan yasa tasarısının 1 inci maddesinin (n) fıkrasındaki "yüzde 70'ine" ifadesinin, "yüzde 60'ına" şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

 

Musa Uzunkaya

Mustafa Geçer

Sait Açba

 

Samsun

Hatay

Afyon

 

İsmail Özgün

Mehmet Zeki Okudan

 

 

Balıkesir

Antalya

 

BAŞKAN - Komisyon katılıyor mu efendim önergeye?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet?

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) - Katılmıyoruz efendim. Mahallî televizyonların daha da güçlenmesi lazım esasen; onun için katılmıyoruz.

BAŞKAN - Sayın Uzunkaya, önergeniz üzerinde konuşacaksınız zannediyorum; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

 

MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 682 sıra sayılı yasa tasarısının 1 inci maddesi (n) fıkrasıyla ilgili verdiğim değişiklik önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum; bu vesileyle Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Yerel yayından bahsediyor bu fıkra "...Mülkî taksimat itibariyle en az bir ilçe (merkez ilçe dahil) veya bir ilin alanının en az yüzde 70'ine yapılan radyo, televizyon ve veri yayınını ifade eder" diyor.

Değerli arkadaşlar, tabiî, daha önce arkadaşlarımız da, bu tasarının geneli ve bu 1 inci madde üzerinde yaptıkları konuşmalarda ifade ettiler; çok büyük bir aculiyet içerisinde getirildi. Bir kere, yerel ve bölgesel yayın yapan radyo ve televizyonların yetkilileriyle, sorumlularıyla, onların karşılaştıkları sorunlarla alakalı en ufak bir mütalaa ve görüş talep etmeye ihtiyaç duymadı sevgili hükümetimiz. Esasen, eğer, demin bana fırsat verilseydi değerli Bakanıma soracaktım: Bu son bir hafta içinde ne oldu size, alelacele bu tasarıyı Parlamentonun gündemine taşıma gereğini duydunuz? Bildiğimiz kadarıyla, Amerika'dan 57 nci değil, 58 inci hükümetin fiilî başbakanı olarak gönderilen Sayın Derviş'in yasaları arasında olan bir yasa değildi bu, ekstra bir yasa; ama, merak ediyorum, mesela, son günlerde, birkısım medya patronlarının, gazetelerinin köşelerinde özellikle işlenen başlıklar var; mesela, bir başlıkta "şeffaflık" deniliyor, çok çağdaş bir yaklaşım olduğu iddia ediliyor ve gerçekten, aynı sözcükleri iktidar sözcüleri de burada ifade ettiler. Hakikaten şeffaflaşacak mı, başka katmerli şeyler olacak mı?!

Dünyada, yetkilerini, birilerinin çokça kısıtladığı, başkalarına devrettiği ikinci bir parlamento da hemen hemen yok gibidir; ama, bugün, bu Parlamento, bunu da yapıyor. Yetkileri başkalarınca alabildiğine tırpanlanan, daraltılan Yüce Parlamento ve onun içinden çıkmış hükümet, nedense, yetkileri birilerine devretmenin sevdası içerisinde. Mesela, birçoklarına haddini bildirmek için Parlamentoya bu dönem gelen çok değerli arkadaşlar, YÖK'e de haddini bildireceklerdi! Bu arkadaşlarımızın tavrı, bana, Hoca Nasrettin'in o fil hikâyesini hatırlatıyor; hani, Timur'a gitmişler ya, bir fil var, beslenmesinden, bakılmasından mustarip oldular, gitti Hoca; fakat, filin yanında bir fil daha alıverdi.

Şimdi, bu değerli arkadaşlarımız, YÖK'ün yetkisini sınırlayacak, yaptığı bunca antidemokratik uygulama ve baskılara karşın alanını daraltacak yerde -az önce, akademisyen bir arkadaşımız değerli Hüseyin Çelik Bey de değindi- allahaşkına, hangi üniversitenin hocasından bir mütalaa aldınız, çok cazibedar fikirlerinden müstefit oldunuz, hakikaten, çok değerli uzmanlarımız var orada, bunlardan yararlanalım deme ihtiyacını duydunuz! Yoksa, Sayın Kemal Gürüz, burada da yeni üniversitelerdeki uygulamalarına benzer, o gürzî anlamındaki uygulamalarının bir benzerini devam ettirmek isteyecek, ona böyle bir imkân mı tanıyacaksınız?!

Değerli arkadaşlar, bu yerel yayında da yüzde 70 alan, gerçekte birçok bölgede imkânsızdır. Mesela, çok engebeli dağlar arasında bulunan şehirlerimiz var. Az önce Sayın Bakan dedi ki... Sayın Bakan Mersinli, Mersin'de sahilde alabildiğine yayılım imkânı var; ama, birçok ilçemizde, özellikle Karadenizde "yüzde 70 alana ulaşacaksınız" diyorsunuz. İki dağ arası, engebeli alanlar; biliyorsunuz, bunun yayılım imkânları fevkalade dar; nasıl yüzde 70'ine ulaşacak? O zaman "sen de yoksun" diyeceksiniz ve yüzlerce televizyonun, istediğiniz anda, rahatlıkla, bu alana hitap etmediği için sesini kısabileceksiniz. Zaten, sizin, hükümet olarak fonksiyonunuz, ses kısmaktan başka hiçbir işe yaramadı ki.

Az önce, Melda Hanım...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Uzunkaya, süreniz tamamlandı, lütfen teşekkür edin efendim.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) - ... bakın, şu 1 inci maddeyi, saate baktım, 11 dakikada okudu; ama, 2 sözcü 10 dakika konuşmak durumunda kaldı. Bunun da müsebbibi bu iktidar değil mi? Meclisi susturdunuz, kendiniz susuyorsunuz ve şimdi konuşan bir avuç medya patronuna -ki bilahara maddelerde de ifade edilecek, zaten sözcü arkadaşlarımız söyledi- Türkiye'deki birkısım imkânları peşkeş çekmenin, hele hele, alelacele getirilmesinin sebebi, eğer, bir medya patronu Telekomu  alırsa,  biliniz ki,  bu  tasarıyı,  o  Telekomu  alanlar  etirtti;  bu,  hükümetin haddine  değildir...

Heyetinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Uzunkaya.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum efendim...

CEVAT AYHAN (Sakarya) - Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN -Arayayım efendim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...  Karar yetersayısı yoktur.

Birleşime 15 dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati : 18.08


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 18.25

BAŞKAN : Başkanvekili Nejat ARSEVEN

KÂTİP ÜYELER : Cahit Savaş YAZICI (İstanbul), Sebahattin KARAKELLE (Erzincan)

 

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 107 nci Birleşimin ikinci oturumunu açıyorum.

682 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

9. - Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve hükümet yerinde.

Tasarının 1 inci maddesi üzerinde Sayın Musa Uzunkaya'nın önergesinin oylanmasında karar yetersayısı bulunamamıştı.

Şimdi, bu oylamayı tekrarlayacağız.

Oylamayı tekrarlamadan önce, Sayın Halıcı'nın bir beyanı olacaktı.

Sayın Halıcı, beyanınız  zapta geçsin, buyurun efendim.

MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Sayın Başkanım, 1 inci maddede telif hakkı sahibi açıklanırken "yazar, besteci, düzenlemeci gibi düşünsel alanda eser yaratan gerçek kişi" şeklinde tanımlanmış. Burada, aslında amaçlanan, düşünsel alanda eser yaratan gerçek kişiler kastediliyor; ancak, örnek verilirken, sadece yazar, besteci ve düzenlemeci olarak belirlenmiş. Oysa biz, diğer bütün düşünsel alanda eser yaratan şair, yazar, karikatürist, bilgisayar programcısı gibi bütün alanları kastettiğini anlıyoruz. Bu anlayışımızın doğru olup olmadığını teyit etme ve kayıtlara geçmesi bakımından, Sayın Bakanımız yahut Komisyon Başkanı bir açıklama yaparlarsa doğru olur diye düşünüyoruz.

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) - Doğrudur Sayın Başkan.

BAŞKAN - Peki, kayıtlara, zapta geçti. Öyle bir usulümüz yok efendim.

Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 1 inci madde kabul edilmiştir.

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Saymadınız Sayın Başkan.

BAŞKAN - Efendim, çok açık görünüyor. Lütfen, rica ediyorum. Burada 2 Kâtip Üye arkadaşımız var...

2 nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2. - 3984 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 4. - Radyo, televizyon ve veri yayınları, hukukun üstünlüğüne, Anayasanın genel ilkelerine, temel hak ve özgürlüklere, millî güvenliğe ve genel ahlâka uygun olarak kamu hizmeti anlayışı çerçevesinde yapılır. Yayınların Türkçe yapılması esastır. Ancak, evrensel kültür ve bilim eserlerinin oluşmasına katkısı olan yabancı dillerin öğretilmesi veya bu dillerde müzik veya haber iletilmesi amacıyla da yayın yapılabilir.

Radyo, televizyon ve veri yayınlarında uyulması gereken yayın ilkeleri şunlardır:

a) Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlık ve bağımsızlığına, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Atatürk ilke ve inkılâplarına aykırı yayın yapılmaması,

b) Toplumu şiddete, teröre, etnik ayrımcılığa sevk eden veya halkı sınıf, ırk, dil, din, mezhep ve bölge farkı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik eden veya toplumda nefret duyguları oluşturan yayınlara imkân verilmemesi,

c) Yayıncılığın, gerek yayın organı, gerekse hisse sahipleri ve üçüncü derece dahil olmak üzere üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımları veya bir başka gerçek veya tüzel kişinin haksız çıkarları doğrultusunda kullanılmaması,

d) İnsanların dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri nedenlerle hiçbir şekilde kınanmaması ve aşağılanmaması,

e) Yayınların toplumun millî ve manevî değerlerine ve Türk aile yapısına aykırı olmaması,

f) Özel hayatın gizliliğine saygılı olunması, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında kişilerin özel hayatının yayın konusu yapılmaması,

g) Türk millî eğitiminin genel amaçlarının temel ilkelerinin ve millî kültürün geliştirilmesi,

h) Türkçenin; özellikleri ve kuralları bozulmadan konuşma dili olarak kullanılması; millî birlik ve bütünlüğün temel unsurlarından biri olarak çağdaş kültür, eğitim ve bilim dili halinde gelişmesinin sağlanması,

ı) Kişilerin manevî şahsiyetlerine eleştiri sınırları ötesinde saldırıda bulunulmaması, cevap ve düzeltme haklarına saygılı olunması, soruşturulması, basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberlerin soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olunmaksızın yayınlanmaması, saklı kalması kaydıyla verilen bilgilerin kamu yararı ciddî bir biçimde gerektirmedikçe yayınlanmaması,

j) Yayıncılığın haksız bir amaç ve çıkara alet edilmemesi ve haksız rekabete yol açılmaması, ilan ve reklam niteliğindeki yayınların bu niteliklerinin şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıklanması, bir basın organının özel çabalarla yarattığı ürünün kendi ürünüymüş gibi sunulmaması, ajanslardan veya başka bir medya kaynağından alınan haberlerin kaynağının belirtilmesine özen gösterilmesi,

k) Suçlu olduğu yargı kararı ile kesinleşmedikçe hiç kimsenin suçlu ilan edilmemesi veya suçluymuş gibi gösterilmemesi; kişileri suç işlemeye yönlendirecek veya korku salacak yayın yapılmaması,

l) Haberlerin yayınlanmasında tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerine bağlı olunması; özgürce kanaat oluşumunun engellenmemesi; haber kaynaklarının kamuoyunun yanıltılmasının amaçlandığı haller dışında gizliliğinin korunması,

m) Halkı aldatacak, yanıltacak veya haksız rekabete yol açacak reklam yayınlarına yer verilmemesi,

n) Siyasî partiler ve demokratik gruplar arasında fırsat eşitliği sağlanması; tek yönlü, taraf tutan yayın yapılmaması; seçim dönemlerinde belirlenen seçim yasaklarıyla ilgili ilkelere aykırı davranılmaması,

o) Yayınlarda, mevzuatın eser sahiplerine tanıdığı hakların ihlâl edilmemesi,

p) Bilgi iletişim telefonları yoluyla yarışma ve benzeri yöntemlere başvurulmaması ve bunların sonucunda dinleyici ve seyircilere ikramiye verilmemesi veya ikramiye verilmesine aracılık edilmemesi, lotarya yapılmaması, bilgi iletişim telefonları yoluyla yapılacak anket ve kamuoyu yoklamalarının, hazırlık aşamasından sonuçlarının ilanına kadar noter nezaretinde gerçekleştirilmesi,

r) Televizyonda bölünür ekran yoluyla ana program ile ilgili veya ilgisiz bilgiler veren konuları işleyen yayınların yapılmaması, çerçeveler veya alt yazı tekniği kullanılarak sürekli yayın yapılmaması, haberde konu ile ilgili olmayan görüntülerin verilmemesi, haberle benzerlik arz eden görüntülerin arşiv niteliğinin belirtilmesi,

s) Program hizmetlerinin bütün unsurlarının insan onuruna ve temel insan haklarına saygılı olması,

t) Yayınların müstehcen olmaması,

u) Kadına, güçsüzlere ve küçüklere karşı şiddetin ve ayırımcılığın teşvik edilmemesi,

v) Yayınların karamsarlık, umutsuzluk, kargaşa ve şiddet eğilimlerini körükleyici veya ırkçı nefret duygularını kışkırtıcı nitelikte olmaması,

y) Suç örgütlerinin korkutucu ve yıldırıcı özelliklerinin yansıtılmaması,

z) Gençlerin ve çocukların fiziksel, zihinsel ve ahlakî gelişimini zedeleyecek türden programların, bunların seyredebileceği zaman ve saatlerde yayınlanmaması."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Rize Milletvekili Sayın Mehmet Bekâroğlu; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

FP GRUBU ADINA MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa tasarısının 2 nci maddesi üzerinde Grubum adına söz aldım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Önce, benden evvel konuşan arkadaşların sorduğu soruyu ben de soracağım: Gerçekten, bu yasayı niçin şimdi getirdiniz? Bir yıldan beri niçin bekliyorsunuz?

MEHMET PAK (İstanbul) - Sırası şimdi geldi...

MEHMET BEKÂROĞLU (Devamla) - Bu sıra, acaba, hükümetin şu anda içinde bulunduğu durumla ilgili midir?

Değerli arkadaşlarım, bundan önce, günlerce, gerçekten, yine, aslında sizin pek farkında olmadığınız; ama, başkaları tarafından sırası geldiğine inanılan yasaları çıkardınız burada. Şimdi ise, başka bir yasanın sırasının geldiğini anlamış bulunmaktasınız. Bunun anlamı, şu anda, mevcut 57 nci hükümetin, birilerinin nezdinde rehin olduğunu gösteriyor değerli arkadaşlarım. Bu rehin durumunuzdan dolayı, size dayatılan bu yasaları buradan geçiriyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, bu maddenin gerekçesinde, aslında, ciddî bir gerekçe belirtilmiyor; deniliyor ki: "Bu yayıncılık, radyo-televizyon yayıncılığı kamusal nitelikte bir hizmet olduğundan dolayı Anayasa ve Avrupa Sınırötesi Televizyon Sözleşmesi ve diğer ilgili mevzuat dikkate alınarak düzenlendi." Öyle deniliyor; ama, bu yasa, bu madde, aynen, Anayasada olduğu gibi, hak ve özgürlükler sayıldıktan sonra, aşağıda, amalar ve ancaklarla hak ve özgürlüklerin sınırlandığı bir madde oluyor.

Burada her şey sayılmış. Bu radyo-televizyon yayıncılığıyla birçok şey korunacak; ama, bir tek şey unutulmuş; demokratik toplum. Her şeyi koruyorsunuz; ama, demokratik toplumu korumak için hiçbir şey söylemiyorsunuz. İnsan haklarını korumak için de, zaten, hiçbir şey söylemediniz. Tümüyle, bu yasaklamalar, ilkeler, tamamen soyut, içerik ve anlamı belli olmayan ifadelerle dolu. Bu yasaklar, bu kavramlar nerede başlıyor, nerede bitiyor, belli değil. Karamsarlık ve umutsuzluk eğilimlerini körüklemek, millî güvenlik, bölünmez bütünlük, kin ve düşmanlık, manevî şahsiyet... Bunlar, çok kullanılan kavramlar; ama, tanımları belli değil; nerede başlıyor, nerede bitiyor belli değil. Zaten, mevcut Anayasa, yasalar ve uygulamalar hep bu kavramları öne çıkararak, bu ülkede, hakları ve özgürlükleri sınırlamaktadır. Bu düzenlemeyle, hak ve özgürlükler bir daha sınırlanıyor.

Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliğine girmekten söz ediyoruz. Türkiye'nin Avrupa Birliğiyle görüşmeleri devam ediyor. Katılım Ortaklığı Belgesinden sonra Ulusal Program yayınlandı; ama, çıkarılan bu yasayla, bu ilkelerle bu süreç de ciddî bir şekilde baltalanmaktadır. "Uluslararası sözleşmelere bağlı kalınarak bu düzenlemeler yapılıyor" deniliyor, ama, uluslararası sözleşmelerde, örneğin, Katılım Ortaklığı Belgesinde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Millî Güvenlik Kurulu aracılığıyla militarist bir vesayet altında olduğu belirtiliyor ve "bu ortadan kaldırılmadan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Avrupa Birliğine üye olması mümkün değildir" deniliyor. Siz, bu konu üzerinde çalışma yapacağınız yerde, bu maddeye de, radyo-televizyonculuk yayınlarına da aynı eğilimi, aynı anlayışı monte ediyorsunuz. Millî güvenlik ne demek değerli arkadaşlarım; iç güvenlik mi, dış güvenlik mi; nerede başlıyor, nerede bitiyor? Bunun ciddî bir şekilde tanımlanmaya ihtiyacı vardır. Avrupa Sınırötesi Sözleşmesinin en temel ilkesi şu: Muğlaklığa yer verilmesin. Bu düzenlemede ise baştan sona muğlaklık var.

Yine, aynı sözleşmede "temel kural özgürlüktür" deniliyor "kısıtlama ise istisnadır..." Sizde ise, kısıtlama, baştan sona temel kural haline getirilmiş!

Değerli milletvekilleri "biz, bu düzenlemeyi, herhangi bir medya kuruluşunun patronunun çıkarı için yapmıyoruz; asla, böyle bir şey düşünmedik" diyorsunuz; ama, burada, (c) bendinde getirmiş olduğunuz bir düzenlemeyle, böyle bir korku ve endişeyi sizin de yaşadığınız açıkça anlaşılmaktadır. Deniliyor ki: "Yayıncılığın, gerek yayın organı gerekse hisse sahipleri ve üçüncü derece dahil olmak üzere üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımları veya bir başka gerçek veya tüzelkişinin haksız çıkarları doğrultusunda kullanılamayacağı..." Peki, size soruyorum: Bunu nasıl tespit edeceksiniz? Gerçekten, bu insanların, televizyonları kendi çıkarlarına kullanmadıklarını nasıl tespit edeceksiniz? Bu konuyla ilgili de herhangi bir garanti, düzenleme söz konusu değil bu maddede...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET BEKÂROĞLU (Devamla) - Son cümlelerim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Mikrofonu açtım, lütfen, tamamlayın Sayın Bekâroğlu.

Buyurun.

MEHMET BEKÂROĞLU (Devamla) - Değerli milletvekilleri, aslında, bu yasaklarla hiçbir yere gidemezsiniz. Siz de bu yasayı okudunuz mu, okumadınız mı bilemiyorum; neye el kaldırıyorsunuz, bunun farkında mısınız, değil misiniz bilemiyorum; ama, şunu bilin ki, yasaklarla hiçbir yere gidemeyiz. Eğer, biz, toplumun, sivil toplumun örgütlenme özgürlüğünün, düşünce ve düşünceyi ifade özgürlüğünün önünü açarsak, bu toplum kendisini korur. Bırakın bu vesayeti; toplumu korumaya kalkmayın, toplumu serbest bırakın, önünü açın, toplum kendisini koruyacaktır diyor; saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bekâroğlu.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Dönen; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

DYP GRUBU ADINA MEHMET DÖNEN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 2 nci maddesi üzerinde Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, bu yasanın çıkarılmasıyla ilgili çok sözler söylenildi, bu tasarıyla ilgili çok ciddî eleştiriler gündeme getirildi; ama, Avrupa Birliğiyle ilgili özellikle ulusal programın hazırlandığı şu dönemlerde, ülkemizin Avrupa Birliğiyle uyumlu yasalar çıkarması gerektiği bir dönemde, ben, Türkiye'de, özellikle, çıkacak yasaların Avrupa Birliğiyle uyum içerisinde olup olmadığını gözden geçirecek olan Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinden, hiç olmazsa, bu tasarıyla ilgili bir görüş alınmalıydı diye düşünüyorum; çünkü, bu tasarının 2 nci maddesine baktığımızda, gerçekten, hak ve özgürlükleri çok ciddî anlamda kısıtladığını, çok muğlak tanımların buralarda yer aldığını görmekteyiz.

Eğer, biz, sivil toplum örgütlerinin özellikle etkin olduğu ve özgürlükçü bir toplumun temellerini atacak bir radyo televizyon yasası çıkaracaksak veya bir iletişim yasası çıkaracaksak, bunların, gerçekten, demokrasi açısından ve özgürlükler açısından çok ciddî yeni kavramlarla donatılması gerekirdi; ama, biz, bundan önceki yasalarda olduğu gibi, yine, muğlak, özellikle, tam manasıyla tanımlanmamış birçok yasakları koyuyoruz.

Bakın, çok ilginç bir şey: Şimdi, burada, radyo ve televizyonların, özellikle Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapamaz kuralı var; bütün yasalarımıza da koyuyoruz. Şimdi, Atatürk ilke ve inkılapları içerisine baktığımızda, devletçilik, bunların bir koşulu. Yarın, çıkar, oradaki yorumcu -bu, yoruma bağlı- orada bunu yorumlayan insanlar, Atatürk ilke ve inkılapları içerisinde devletçiliği baz alarak, devletçiliğin karşıtı olan bir anlayışla yayın yapılmasını yasaklasa ne yaparsınız? Gayet net; bu, çok muğlak. Bunu yalnız bu fıkrada değil, bütün fıkralarda görebilmek mümkün.

İSMAİL AYDINLI (İstanbul) - Olayı ona indirgeme... Atatürkçülüğün temeli...

BAŞKAN - Efendim, lütfen...

Sayın hatip, siz buyurun efendim; devam edin.

MEHMET DÖNEN (Devamla) - Yani, ben, bugüne kadar siyasî yaşamımda ne kadar Atatürkçü olup olmadığı tescil edilmiş bir insanım. Sizden daha çok Atatürkçüyüm; ama, Atatürkçülüğü, çağdaş dünyanın bir gereği olarak görüyorum. Sizin gibi, tutucu, geçmişte, bundan yetmiş yıl önceki Atatürkçülüğü kalıp olarak almıyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar) İşin özü bu; ama, siz, işte, böyle düşündüğünüz için, gelip buralara, böyle, muğlak, ne anlama geldiği belli olmayan ilkeleri koyuyorsunuz, sonra, yorumlara bırakıyorsunuz.

AYDIN TÜMEN (Ankara) - Anlamak istemiyorsunuz demek ki...

MEHMET DÖNEN (Devamla) - Böyle yorumlarlar bunu.

Değerli arkadaşlarım, onun için, bunların altının doldurulması gerekir. Tam manasıyla bu tanımların tanımlanması gerekir ki, insanlar, hiç olmazsa, buradan ne anladığını ve yoruma bağlı kalmadan, kendi düşüncesine göre yorumlamadan, bu yasayı çok açık bir biçimde uygulayabilsin. Onun dışında, bu yasayı, böyle, yoruma bağlı birtakım muğlak maddelerle götüremezsiniz.

Burada, özellikle 2 nci maddede, bütün yasaklar konuluyor, bütün yasaklara istisna özgürlükler olarak konuluyor. İşte, temel düşünce, bu kısıtlamaların ötesinde, özgürlükler temel alınmalı ve kısıtlamalar tali olarak ele alınmalı; ama, burada esas olarak, özgürlüklerin kısıtlanması gündeme getirilmiş. Bu maddeyi, aslında, 5 dakikada anlatmak mümkün değil; daha uzun sürede anlatsak, gerçekten, bunu tam açsak; buradaki kısıtlamalarla, inanın, televizyonların hiçbir biçimde yayın yapması mümkün olmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Dönen, mikrofonunuzu açıyorum; lütfen, tamamlar mısınız.

MEHMET DÖNEN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, internet yayınlarına da aynı kısıtlamaları getiriyoruz. Şimdi, özellikle, Telekomun altyapısının değişimiyle, fiberoptik kablolar üzerinden ses ve görüntünün aynı zamanda yayınlanacağı yeni teknolojiye geçtiğimizde, ekonomimizin her alanında bu sistemin kullanıldığı bir dönemde, bu kadar yasaklarla bunu ekonominin her alanına nasıl yayarız; nasıl kullanırız; bundan daha fazla nasıl yararlanırız onu kestirmek çok zor; o da, burada yoruma bağlı.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - Kim istiyor yararlanmak?!

MEHMET DÖNEN (Devamla) - Onun için değerli arkadaşlarım, bu yasalarda tanımlar yerli yerine konulmalı ve ülkemizin önünü tıkayacak, özgürlüklerin önünü tıkayacak, ekonominin önünü tıkayacak kavramlardan hızla kaçınılmalı diye düşünüyor; hepinize teşekkür ediyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Dönen.

İSMAİL AYDINLI (İstanbul) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun efendim.

İSMAİL AYDINLI (İstanbul) - "Tutucu" dedi...

BAŞKAN - Efendim, önce talebinizi alayım; sonra...

İSMAİL AYDINLI (İstanbul) - Sataşma var...

BAŞKAN - Yok efendim, sataşma yok. Siz sataştınız, hatip de size cevap verdi.

İSMAİL AYDINLI (İstanbul) - "Tutucu" dedi; onun üzerinde konuşmak istiyorum; kimin tutucu olduğu konusunda aydınlatmak istiyorum.

BAŞKAN - 2 nci madde üzerinde 4 adet önerge vardır; ancak, madde üzerinde milletvekillerince sadece 3 önerge verilebildiğinden, bu önergelerden 3'ünü geliş sırasına göre okutup, sonra aykırılık derecesine göre işleme koyacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

682 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 2 nci maddesinin (b) bendindeki "halkı sınıf, ırk, dil, din, mezhep ve bölge farkı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik eden veya toplumda nefret duyguları oluşturan" cümlesinin çıkarılmasını arz ederiz.

 

A. Nazlı Ilıcak

Ramazan Toprak

Sait Açba

 

İstanbul

Aksaray

Afyon

 

Azmi Ateş

M. Altan Karapaşaoğlu

Abdülkadir Aksu

 

İstanbul

Bursa

İstanbul

 

 

Eyüp Fatsa

 

 

 

Ordu

 

BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

682 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 2 nci maddesinin birinci fıkrasından "yayınların Türkçe yapılması esastır. Ancak, evrensel kültür ve bilim eserlerinin oluşmasına katkısı olan yabancı dillerin öğretilmesi veya bu dillerde müzik ve haber iletilmesi amacıyla da yayın yapılır" cümlelerinin çıkarılmasını arz ederiz.

 

A. Nazlı Ilıcak

Ramazan Toprak

Sait Açba

 

İstanbul

Aksaray

Afyon

 

M. Altan Karapaşaoğlu

Azmi Ateş

Abdülkadir Aksu

 

Bursa

İstanbul

İstanbul

 

 

Eyüp Fatsa

 

 

 

Ordu

 

BAŞKAN - Şimdi okutacağım önerge, aynı zamanda en aykırı önergedir. Önergeyi okutacağım ve işleme de alacağım efendim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

682 sıra sayısıyla görüşülen tasarının 2 nci maddesiyle değiştirilmekte olan 3984 sayılı Yasanın 4 üncü maddesine son fıkra olarak aşağıdaki hüküm eklenmiştir.

Saygılarımla.

                                                    Ahmet İyimaya

                                                                   Amasya

"Bu kanunun -yayın ilkeleri ile yaptırımlara ilişkin olanları dahil- hiçbir hükmü, iletişim özgürlüğüne, Anayasaya ve katıldığımız sözleşmelere aykırı olarak yorumlanamaz ve uygulanamaz. Yasa ile üst hukuk kuralları arasında açık çatışmanın varlığı halinde, üst kural doğrudan uygulanır. Kanunun yorum ve uygulamasında, demokratik toplum düzeninin gerekleri, ölçülülük ve Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin geliştirdiği iletişim özgürlüğü kriterleri de gözetilir."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) - Efendim, böyle bir önergeye gerek olmadığı için katılmıyoruz; yani, laflar güzel; zaten, Anayasa aykırı hükümler de yoktur.

BAŞKAN - Sayın İyimaya, konuşacak mısınız efendim?

AHMET İYİMAYA (Amasya) - Evet efendim.

BAŞKAN - Buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)

AHMET İYİMAYA (Amasya) - Çok Değerli Başkanım, muhterem arkadaşlar; aslında, kurumsal kanunun 4 üncü, bu kanun tasarısının 2 nci maddesi, herhangi ilkeler maddesi değil, prensipleri, Anayasamızın 13 üncü maddesinde düzenlenmiş, haber alma hakkının ve diğer özgürlüklerin, iletişim özgürlüklerinin sınırlanması maddesidir.

Anayasamızın 13 üncü maddesi, özgürlüklerin nasıl tahdit edileceğini, nasıl sınırlanacağını öngörmüştür. Bir defa, şu andaki, yürürlükteki yasa "yayın ilkeleri" adıyla, sanıyorum -hafızam beni yanıltmıyorsa- 20 bentten meydana gelmektedir. Şu anda getirilen tasarı ise 23 bent. Ben, buna, iletişim özgürlüğünü ve temel özgürlükleri sınırlayan örümcek ağı maddesi diyorum. Oylanacak, 2 nci madde, belki geçecek; ama, 2 nci maddedeki, yukarıda, muhtevaları farklı, yorumlayıcısına göre anlamlar yüklenebilecek, işte, karamsar yorumlar, şu, bu, fikir ve düşünce özgürlüğünü dahi burada düzenleyen, sınırlayan karakterlerini açacak bir yorum malzemesi, Avrupa Birliği normlarına da uygundur, anayasaya sadakat ilkemize de uygundur.

Aksi takdirde, 4 üncü maddede, Parlamento -ki, parlamentonun kuruluş nedeni, zaten, milletin ve bireylerin özgürlüklerini korumaktır; doğuş nedeni odur dünyadaki parlamentoların- iletişim özgürlüğünün sınırlarını öyle tahdit ediyor ki, özü ortadan kalkıyor. 4 üncü madde bu bentleri taşıyor olduğuna göre -şu anda görüşülen tasarıda 2 nci, kanunda 4 üncü madde- hiç olmazsa açılım imkânı versin diyorum ve orada, alt hukuk kuralıyla üst hukuk kuralının çatışması halinde, üst hukuk kuralının uygulanmasını öngören -yatay etki diyoruz- Türk Parlamentosunda bir benzeri olmayan, örneği olmayan ilk uygulama olacak. Uygulayıcı -ki, düzenleyici kurum RTÜK'tür- bakacak, Avrupa Sınırötesi Sözleşmesiyle, bu maddedeki bu kriter çatışıyorsa, doğrudan, Sınırötesi Sözleşmeyi uygulayacak; diğer temel norm çatışıyorsa, doğrudan, üst hukuk kuralına geçerlilik tanıyan, sistemik bir maddedir, dönüştürücü bir maddedir. Ben, bunda, yarar değil, zorunluluk olduğunu düşünüyorum.

Saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın İyimaya.

Efendim, önergeyi...

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN - Arayayım efendim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Karar yetersayısı yoktur.

Birleşime, 10 dakika ara veriyorum.

                                                                                                                                                   Kapanma Saati : 18.50

 

 


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 19.00

BAŞKAN : Başkanvekili Nejat ARSEVEN

KÂTİP ÜYELER : Cahit Savaş YAZICI (İstanbul), Sebahattin KARAKELLE (Erzincan)

 

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 107 nci Birleşimin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

682 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

9. - Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 2 nci maddesi üzerinde Sayın Ahmet İyimaya'nın önergesinin oylanmasında karar yetersayısı bulunamamıştı.

Şimdi, bu oylamayı tekrarlıyoruz. Oylamayı elektronik cihazla yapacağım.

Oylama için 2 dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Karar yetersayısı vardır; önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

682 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 2 nci maddesinin birinci fıkrasından, "Yayınların Türkçe yapılması esastır. Ancak, evrensel kültür ve bilim eserlerinin oluşmasına katkısı olan yabancı dillerin öğretilmesi veya bu dillerde müzik ve haber iletilmesi amacıyla da yayın yapılabilir" cümlelerinin çıkarılmasını arz ederiz.

Ayşe Nazlı Ilıcak (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon katılıyor mu önergeye?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümetin katılmamış olduğu önerge üzerinde, önerge sahibi Sayın Ilıcak; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 682 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 2 nci maddesinin birinci fıkrasından "Yayınların Türkçe yapılması esastır" cümlesinin çıkarılmasını talep ettik. Böyle bir ibarenin, Kürtçe yayın yasağının sürdürülmesi için konulduğunu düşünüyoruz. Oysa, özel televizyonların istedikleri dilde yayın yapmaları, sadece, bu yayınların muhtevasının RTÜK tarafından denetlenmesi esas olmalıdır. Teknolojinin bugün geldiği noktada, Kürtçe yayın yapan televizyonlar, zaten, ülkemizin her yerinden seyredilmektedir.

Türkiye, Avrupa Birliğine aday olmak istiyor. Demirel, Başbakanlık koltuğuna oturur oturmaz, Kürt kimliği, Kürt realitesi demedi mi?.. Sayın Mesut Yılmaz, "Avrupa Birliğinin yolu Diyarbakır'dan geçer" diye konuşmadı mı?..

Sonra da, bütün bu konuşmalarına rağmen, geliyoruz, televizyonlara Kürtçe yayın yasağı koymaya çalışıyoruz. Kürt asıllı vatandaşlarımız, hepsi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıdır; artık, bir istismar konusu yapılmasınlar.

NAİL ÇELEBİ (Trabzon) - Senin yaptığın ne?!

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Dillerini madem konuşabiliyorlar, öyleyse neden kendi dillerinden yayın yapılması yasak kapsamına alınıyor?

Avrupa Birliğinin kuralları var; bu kurallar, bizim özel şartlarımıza, özel korkularımıza, paranoyamıza uydurulamaz. Ya bu deveyi güdersiniz ya bu diyardan gidersiniz!(MHP sıralarından gürültüler) TÜSİAD'ın teklifini hatırlatmak isterim: Anayasadan "anadil" ibaresinin çıkarılıp, Türkçenin sadece resmî olduğunun belirtilmesini istiyor TÜSİAD; çünkü, artık, çağdaş dünyada kültürel kimliklere saygı esastır. Siz, özel televizyonların dillerine karışamazsınız.

NAİL ÇELEBİ (Trabzon) - Söylediklerine inanıyor musun sen?!

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Üstelik, bakın, bu yasaklar, ülkemizde birlik ve beraberliği sağlamıyor; aksine, kopuşu hızlandırıyor. Güneydoğunun büyük bir bölümü acaba niçin HADEP'e oy veriyor diye kafanızı yordunuz mu?.. (MHP ve DSP sıralarından gürültüler) Burada böyle bağıracağınıza, biraz kitap okuyun, biraz sosyoloji öğrenin, biraz düşünmeyi öğrenin değerli arkadaşlar! (FP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

NAİL ÇELEBİ (Trabzon) - Sizden mi öğreneceğiz!..

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Sadece kurt gibi ulumak yetmiyor! (FP sıralarından alkışlar; MHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Efendi ol, efendi!..

AHMET EROL ERSOY (Yozgat) - Geri al sözünü!..

SÜLEYMAN ÇOŞKUNER (Burdur) - Sözünü geri al!..

MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Terbiyesiz seni!..

BAŞKAN - Sayın Ilıcak... Sayın Ilıcak... (MHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Şimdi...

BAŞKAN - Sayın Ilıcak, bir dakikanızı rica ediyorum... (MHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

Sayın Ilıcak...

MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Sözünü geri alacaksın!..

SÜLEYMAN ÇOŞKUNER (Burdur) - O sözünü geri alsın!..

MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Nerede konuştuğunu zannediyorsun sen?!.

BAŞKAN - Sayın Milliyetçi Hareket Partili arkadaşlarımız, lütfen...

HALİL İBRAHİM ÖZSOY (Afyon ) - O ne biçim söz!... Sözünü geri alsın...

MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Terbiyesiz!..

BAŞKAN - Sayın Ilıcak...

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Ee, ben karışmıyorum...

BAŞKAN - Zannediyorum, bir dil sürçmesi oldu. Lütfen, sözünüzü geri alır mısınız.

VAHİT KAYRICI (Çorum) - Sözünü geri almazsa konuşamaz!..

AHMET EROL ERSOY (Yozgat) - Sen uluyorsun!.. Sözünü geri alacaksın...

SÜLEYMAN ÇOŞKUNER (Burdur) - Sözünü geri alacaksın!..

(MHP sıralarından "Alkol muayenesine gönderin bunu" sesleri, gürültüler)

BAŞKAN - Efendim, siz, lütfen, oturun; ben işin gereğini yapacağım... Lütfen... Lütfen...

AHMET EROL ERSOY (Yozgat) - Sen uluyorsun!..

MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Hangi bayrağın altında yaşıyorsun?!

BAŞKAN - Efendim, lütfen...

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Değerli Başkan...

BAŞKAN - Sayın Ilıcak...

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Bir dakika...

BAŞKAN - Meclisin kürsüsünden kullanılmaması gereken bir kelime kullandınız; çok rica ediyorum...

MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Hangi Mecliste konuşuyorsun, farkında mısın?!

VAHİT KAYRICI (Çorum) - Ne söylediğini bilmiyor!

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Değerli Başkan...

BAŞKAN - Bir gerginliğe sebep olmamak için, lütfen, sözünüzü geri alır mısınız.

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Tamam, konuşacağım... Konuşacağım... Bir dakika...

Sayın Başkan, şimdi, ben konuşurken kendileri de devamlı konuştular. Sizin, önce, onları... (MHP sıralarından gürültüler)

Bir dakika... Bir dakika...

BEKİR ONGUN (Aydın) - Sözünü geri alsın...

BAŞKAN - Sayın Ilıcak, sizi dinleyemiyorum... Lütfen, sözünüzü geri alır mısınız.

VAHİT KAYRICI (Çorum) - Özür dilesin...

İSMAİL KÖSE (Erzurum) - Sayın Başkan, özür dilesin.

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Sayın Başkan... (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Milliyetçi Hareket Partisi milletvekili arkadaşlarımız, lütfen...

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Beyler... (MHP sıralarından gürültüler)

Eğer Milliyetçi Hareket Partili arkadaşlarımız rencide oldularsa, bir dakika sussunlar ve beni dinlesinler. Sayın Milliyetçi Hareket Partili arkadaşlarımız...

İSMAİL KÖSE (Erzurum) - Sakin konuşun...

MÜCAHİT HİMOĞLU (Erzurum) - Sözünü geri alsın! Türk ulumaz;. geri alacak bu kelimeyi!

BAŞKAN - Efendim, sakin olursak...

Sayın Ilıcak, bir dakikanızı rica ediyorum...

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - "Geri alsın" diyorsunuz... Konuşuyorum... Konuşmadan sözümü geri alabilir miyim Sayın Başkan?! (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Müsaade eder misiniz... Önce, arkadaşlarımızı sükûnete davet edeyim, Genel Kurulda sükûnet sağlansın, ondan sonra, lütfen, sözünüzü geri alın efendim.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) - Sözünü geri alacak!..

BAŞKAN - Sayın hatip konuşmasını düzeltecek.

Buyurun.

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Sayın Başkan, bir kere, çok rica ediyorum, herhalde ilave süre vereceksiniz.

BAŞKAN - Efendim, süre önemli değil; siz, önce şu işi düzeltin.

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Sayın Başkan, ben konuşurken, sözümü kesercesine sürekli buralardan laf atıldı. Siz sükûneti sağlayacaksanız ve eğer, değerli Milliyetçi Hareket Partili arkadaşlarımız rencide olmuşlarsa, ben, onları rencide etmek istemediğimi hemen burada ifade etmek isterim. O kadar... Oldu mu?.. (MHP sıralarından gürültüler)

MÜCAHİT HİMOĞLU (Erzurum) - Hayır, Sayın Başkanım, Türk ulumaz; sözünü geri alsın!

BAŞKAN - Efendim, sözünüzü lütfen geri alır mısınız.

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Tamam efendim; eğer, onlar rencide olmuşlarsa, sözümü geri alıyorum. (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Tamam efendim... Tamam, düzelti efendim. Sayın Hatip, zühulen söylemiş olduğunu ifade etti. Lütfen, sakin olun.

MÜCAHİT HİMOĞLU (Erzurum) - Hayır, Sayın Başkan, Türk ulumaz; Milliyetçi Hareket Partisiyle ilgili değil; sözünü geri alsın!

BAŞKAN - Efendim, ben işin gereğini yaptım, Sayın Hatip de sözünü geri aldı, lütfen sakin olun.

Buyurun Sayın Ilıcak.

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Herhalde, tekrar konuşmam için, bana, eksüre vereceksiniz.

BAŞKAN - 2 dakika eksüre verdim.

Buyurun.

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Yalnız, ben burada konuşurken,  burada bulunan değerli arkadaşlarımın sürekli sözümü kesmelerini de engellemenizi rica ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Ilıcak, siz hitabınıza dikkat ederseniz...

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Ben dikkat ediyorum efendim, ben dikkat ediyorum...

BAŞKAN -... ve sözünüzü sonradan geri almak zorunda kalacağınız bir hitap tarzıyla konuşmazsanız, hiç kimse size müdahale etmez.

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Efendim, o hitap tarzına beni zorladılar; çünkü, ben burada konuşurken sürekli bana müdahalede bulundular. Ben, genellikle, Kürtçe televizyon üzerinde konuşuyorum; Milliyetçi Hareket Partisini ilgilendiren bir şey yok ki Kürtçe televizyon konusunda.

BAŞKAN - Buyurun, siz tamamlayın efendim.

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Şimdi, ben, burada, TÜSİAD'ın bir teklifini hatırlatmak istiyorum. TÜSİAD... (MHP sıralarından gürültüler)

Bakın, görüyor musunuz Sayın Başkan, konuşmama imkân bırakmıyor-lar.

BAŞKAN - Efendim, Sayın Hatip sözünü geri aldı, şimdi konuşmasına devam ediyor; lütfen, müdahale etmeyin.

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Sayın Başkan, konuşmamı herhalde 1 dakikayla sınırlamayacaksınız...

BAŞKAN - Efendim, siz, buyurun devam edin; ben biliyorum...

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Değerli arkadaşlar, TÜSİAD, şöyle bir teklifte bulundu: "Anadil ibaresini Anayasadan çıkaralım, Türkçenin sadece resmî dil olduğunu belirtelim." Çünkü, kültürel kimliklere saygı duyulması gerekmekte. Üstelik, bu yasaklar, ülkemizde, birlik ve beraberliği sağlamıyor; aksine, kopuşu hızlandırıyor. Güneydoğunun büyük bir bölümü niçin HADEP'e oy verdi; bunu düşündünüz mü?

İSMAİL KÖSE (Erzurum) - Böyle bir talepleri yok.

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Çünkü, yöre insanını yeterince kucaklayamadık, şefkat ve sevgi gösteremedik; onlara, her zaman, potansiyel suçlu gözüyle baktık; "yardım, yataklık" dedik, hapislere attık; devlet ile PKK eşkıyası arasına sıkıştıklarını fark bile edemedik.

Diyarbakır'da bir Gaffar Okkan olayı yaşandı. Gaffar Okkan, Diyarbakırlılara sevgiyle yaklaşmıştı. Diyarbakırlılar onun arkasından ağladılar ve onu sevgiyle kucakladılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Efendim, mikrofonunuzu açıyorum; lütfen tamamlayın Sayın Ilıcak.

Buyurun.

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Efendim, 1 dakika değil; çünkü, hiç konuşamadım, kestiler...

BAŞKAN - Efendim, size 2 dakika da ilave süre verdim zaten; lütfen tamamlayınız.

Buyurun.

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - 1984 Eruh ve Şemdinli baskınından bu yana geldiğimiz şu noktaya bakın: Oranın insanları devlete küskün, dü-zene küskün, hepimize kırgın. Onları bir şekilde kucaklamamız gerekir.

Ben, burada, Rousseau, ve Locke arasında bir mukayese yapmak istiyorum. Rousseau'ya göre, genel irade kutsal ve yüzde 51 çoğunluk her şeye hâkim; yüzde 49, yüzde 51'e riayet etme, boyun eğme zorunda. Buna mukabil, John Locke, egemenliğin meşruiyetini, bireysel hak ve özgürlüklerin teminat altına alınmasında buluyor, sivil toplumu önplana çıkarıyor. Bu görüşler, çağdaş demokrasinin temelini oluşturmakta. John Locke'a göre üç tane temel özellik var -devlet müdahale edemez- düşünce özgürlüğü, bunun uzantısı olan inanç özgürlüğü ve mülkiyet hakkı.

Şimdi, bu kadar teoriden sonra Türk demokrasisinin haline bir bakalım...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ilıcak; size ilave süre de verdim, o da tamamlandı, açıyorum mikrofonunuzu, lütfen, teşekkür edin, öyle ayrılın efendim.

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Türkiye demokrasisinin hali, daha ziyade, Thomas Hobbes'un, leviathan, yani, ejderha devlet anlayışına uymaktadır; hak ve özgürlükler hiç mertebesine indirilmiştir.

Ben şunu diyorum...

BAŞKAN - Sayın Ilıcak...

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Saygılarımı sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun Sayın Köse.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) - Sayın Başkan, Sayın Sözcü, Milliyetçi Hareket Partisinden bahsetmek suretiyle Gruba hakaret etmiştir. İzin verirseniz kürsüden konuşmak istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Köse, lütfen, yeni bir sataşmaya sebep olmayacak ve Sayın Hatibin de düzeltmiş olduğu ifadesinden sonra, çok kısa olmak üzere, buyurun.

VI. - AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1. - MHP Grup Başkanvekili ve Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin, İstanbul Milletvekili Ayşe Nazlı Ilıcak’ın Gruplarına sataşması nedeniyle konuşması

İSMAİL KÖSE (Erzurum) - Sayın Başkanım söz verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sayın Sözcü, önce Milliyetçi Hareket Partisine yakışmayacak şekliyle; ama, kendisine yakışır tavrıyla... (FP sıralarından gürültüler) Maalesef, evet, kendisine yakışır tavrıyla, hakarette bulunmuştur.

NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) - Sözünü geri aldı... Tahrik ediyorsun!

ASLAN POLAT (Erzurum) - Sataşmayın!

BAŞKAN - Sayın Köse...

İSMAİL KÖSE (Devamla) - Bu bakımdan, kendisine, Türk Milletinin simgesi olan bozkurtun ve Büyük Atatürk'ün dahi, bir zamanlar Türk parasının arkasına koymuş olduğu bir simgeyi başka şekliyle algılayarak, Milliyetçi Hareket Partisine karşı o sözü söylemek suretiyle küçük düşürücü bir davranışta bulunmuştur; ama, bozkurtun ne olduğunu bilenler, elbette ki, o sesin de ne manaya geldiğini bileceklerdir; çünkü, kendisi, böyle bir düşüncenin hiçbir şekilde yanından ve uzağından geçmeye münasip bir insan değildir! (MHP sıralarından alkışlar, FP sıralarından gürültüler)

ASLAN POLAT (Erzurum) - Sen de sataşıyorsun! Ne biçim konuşuyorsun?!

VAHİT KAYRICI (Çorum) - Otur yerine!

BAŞKAN - Sayın Köse...

İSMAİL KÖSE (Devamla) - Sayın Başkanım...

ASLAN POLAT (Erzurum) - Sözlerine dikkat et! Sataşıyorsun... (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Polat...

İSMAİL KÖSE (Devamla) - ...Anayasanın 3 üncü maddesi "devletin dili Türkçedir" diyor, "eğitim dili Türkçedir" diyor. 57 nci cumhuriyet hükümeti, en son, Avrupa Birliğine ulusal belge olarak vermiş olduğu cevabî yazıda; yani, ulusal belgemizde, millî belgemizde, Türkiye'de eğitim dilinin, konuşmanın ve insanlarımızı birleştiren en önemli faktör ve çimentomuzun, dilimiz Türkçe olduğunu ifade etmiş ve elli yıldan bu yana, kırk yıldan bu yana, Avrupa Birliği sürecinin en son aşamasına gelinmiş olan o millî belgede dahi -Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bütün kurumları ve son hükümetiyle beraber- devletin dilinin, milletimizin dilinin Türkçe olduğu ifade edilmiştir. Bunun muhatabı olan Avrupa Birliği devleti veya komisyonları da, geriye dönüp de "sizde şu şu lisanlar da vardır, diller de vardır; unuttunuz mu, buraya koymadınız mı" dememiştir.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - Bu, sataşmaya cevap mı?..

BAŞKAN - Sayın Köse, anlaşıldı efendim; lütfen...

İSMAİL KÖSE (Devamla) - Onun için, Güneydoğu Anadolu'da, Doğu Anadolu'da, Türkiyemizin hiçbir yerinde, sözcünün söylediği hiçbir insanımız yoktur, böyle bir talep de yoktur.

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Öyle bir dil de yoktur.

İSMAİL KÖSE (Devamla) - Bunlar bölücü laflarıdır, bunlar bölücülüktür. (MHP sıralarından alkışlar)

O itibarla, Anayasanın iyice incelenmesini... Ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bölünmez bütünlüğünü temsil eden, Türk Milletinin bölünmez bütünlüğünü temsil eden en önemli unsurumuz dilimizdir. Bu hava boşluğunu bu cumhuriyet hükümeti vermemiştir, hükümete de teşekkür ediyorum. Türk Milletinin talebi budur, Türk Milletinin talebi sizin dediğiniz değildir.

BAŞKAN - Sayın Köse, teşekkür ediyorum efendim.

İSMAİL KÖSE (Devamla) - Yineliyorum; üniter devlet, bölünmez millet ve Türkçe dil... Hiçbir kuvvet bunları aşamayacaktır.

Teşekkür ediyorum, sağ olun. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

9. - Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682)(Devam)

BAŞKAN - Efendim, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Sayın Başkan, bölücülükle suçlandığım için, müsaade ederseniz cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sundum, oylamaya geçtim efendim.

Önergeyi kabul edenler...

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Sayın Başkan...

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - Sayın Başkan, hep gerdiriyorsunuz bu Meclisi. Bakmıyorsunuz buraya. (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Dağcıoğlu, niye bağırıyorsunuz?!.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat)- Ama, efendim, hep "oylamaya geçtim" diyorsunuz..

BAŞKAN - Niye bağırıyorsunuz?!.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Ben elimi kaldırdım, bölücülükle suçlandığım için...

BAŞKAN - Niye bağırıyorsunuz?!. Hiç yakışıyor mu bu tavrınız Meclise?!..

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - Bölücü diyor!..  Hesap versin...

BAŞKAN - Sayın Ilıcak, lütfen...

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Efendim, şimdi, bakın, bizim...

BAŞKAN - Efendim, oylamaya geçtim; değerlendireceğim. Oylamayı yapayım; vakit geçmiş değil.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - Kabul mü edelim yani!..

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

682 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 2 nci maddesinin (b) bendindeki "halkı sınıf, ırk, dil, din, mezhep ve bölge farkı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik eden veya toplumda nefret duyguları oluşturan" cümlesinin çıkarılmasını arz ederiz.

Ayşe Nazlı Ilıcak (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Ilıcak. (FP sıralarından alkışlar)

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Efendim, acaba bu vesileyle, bana, fazla zaman ayırabilip de, aynı şekilde bölücülük suçlamasına cevap verebilir miyim?

BAŞKAN - Buyurun efendim; siz, 5 dakika içinde hem konuşmanızı yapar hem de ona cevap verirsiniz.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Onu yapamam...

BAŞKAN - Yaparsınız efendim, yaparsınız...

Sayın Ilıcak, lütfen, yeni bir sataşmaya sebep olmadan; buyurun.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Sadece, değerli arkadaşımız İsmail Köse'ye cevap vermek istiyorum; kendisi, belki, Jean Jacques Rousseau, Locke, Hobbes gibi kavramlara biraz uzak olduğu için düşüncelerimi anlamakta biraz zorluk çekti.

Ben, sadece şunu söyledim, bir bölücülük yapmadım: Locke'un dediği gibi, devlet, doğuştan eşit ve özgür olan insanların haklarını ve özgürlüklerini korur. Eğer, onların hak ve özgürlüklerini teminat altına almazsa, meşruiyetini kaybeder ve direnme hakkı, sivil itaatsizlik hakkı doğar. Ben, sadece, bunu ifade ettim.

Şimdi, müsaade ederseniz, önergem hakkında konuşmak istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun efendim.

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - 682 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 2 nci maddesinin (b) bendindeki "halkı sınıf, ırk, dil, din, mezhep ve bölge farkı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik eden veya toplumda nefret duyguları oluşturan" cümlesinin çıkarılması için bir önerge vermiş bulunuyoruz. Bu cümleler, Türk Ceza Kanununun 312 nci maddesinin aynısıdır. Sayın Rüştü Kâzım Yücelen, biraz önce Sayın Azmi Ateş'e verdiği cevapta, böyle bir şey olmadığını, 312 nci maddenin, bu manada TRT Kanununa taşınmadığını söyledi. Aslında, ne hazin; elimizde bulunan ve tartıştığımız kanunun muhtevasından dahi haberdar değil.

312 nci madde, düşünce hürriyetini zedeleyen bir maddedir. Bugün, Türkiye'de uygulanış biçimiyle hâlâ çok tartışılmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihadına göre, düşünce hürriyetinin sınırları şu şekilde çizilmiştir: Bir düşüncenin cezalandırılabilmesi için önce ortada kamu yararı, millî güvenlik, ülke bütünlüğü gibi meşru bir amaç bulunmalı; ama, bu meşru amaç yeterli değil, verilen ceza, güdülen meşru amaçla orantılı olmalı; yani, başka bir tedbirle aynı amaca ulaşılamamalı, acil bir sosyal ihtiyaca cevap vermeli, mevcut ve açık bir tehlikeyi bertaraf etmeli. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 312 nci maddenin yeniden düzenlenmesi için bize ısrarlı taleplerde bulunuyor. Şimdi, biz tutmuşuz, Radyo ve Televizyon Kanunu Tasarısının çerçeve 2 nci maddesinin içine, A, B, C bentlerinin içine böyle bir hükmü getirip koymuşuz. Üstelik, A, B, C bentlerinin ihlali halinde -bunlar yayın ilkeleridir- hiçbir uyarıya gerek kalmadan yayın bir ay durduruluyor, ihlalin tekrarı halinde yayın süresiz olarak durduruluyor, hatta lisansın iptaline kadar gidilebiliyor.

Yine, bu konuşulurken Değerli Bakanımız Rüştü Kâzım Yücelen, bir yayın durdurma imkânının mevcut kanunda bulunmadığını söyledi; demek, onun da farkında değil.

Şimdi, ben, bu, A, B, C şıklarının, yani, yayın ilkelerinin ne olduğunu kısaca hatırlatmak istiyorum:

A şıkkı, Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapılması.

B şıkkı, halkı sınıf, ırk, dil, din mezhep ve bölge farkı gözeterek kin ve düşmanlığa sevk etmek.

C şıkkı ise, yayıncılığın, çıkar amaçlarına uygun olarak, kendi çıkarına uygun olarak kullanılması.

C şıkkı için bir şey söylemiyorum; fakat, A ve B şıklarına göre, muğlak gerekçelerle, RTÜK, lisans iptaline kadar gidebilecek. Hani ekranlar karartılmayacaktı?! İşte, hem de lisans iptali bile gündeme gelebiliyor.

Şimdi, burada, Atatürk ilke ve inkılaplarından, değerli bir Doğru Yol Partili arkadaşımız söz etti. Gerçekten, bu Atatürk ilke ve inkılaplarını niçin biz her maddenin, her şeyin, her kanunun içine koyuyoruz?! Atatürk ilkeleri; devletçilik, halkçılık, milliyetçilik vesaire. İnkılaplar; Şapka İktisası Hakkında Kanun, Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine Dair Kanun, Türk Harflerinin Kabulü, Efendi, Bey, Paşa Gibi Unvanların Kaldırılması, Evlenme Aktinin Evlenme Memurunun Önünde Yapılması vesaire.

Yani, ben, şimdi desem ki, gelin bir dinî nikâh yapalım; bu dinî nikâh da resmî belge sayılsın; ben, Atatürk inkılaplarına aykırı hareket etmiş ve benim bu konuşmayı yaptığım televizyon kanalı da bir ay karartılmış mı olacak?!

Aradan yıllar geçti. Artık, yıllar öncesinin, altmış yetmiş yıl öncesinin düşünceleriyle düşünmeyi bir kenara bırakalım. Atatürk döneminde bilgisayar var mıydı, Atatürk döneminde aya gidilmiş miydi?.. Kırık bir plak gibi eskiye takıldık kaldık. Atatürk yaşasaydı, değerli arkadaşlarım, kendi ilke ve inkılaplarını aşardı; emin olun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Çok az kaldı, tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun.

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Bir günlük kapatma cezası eleştiriliyordu; oysa, tasarı kanunlaşırsa, tanımı iyi yapılmamış birtakım farazi suçlar nedeniyle ekranlar sürekli olarak karartılabilecek ve üstelik, RTÜK'ün 9 üyesinin 5'inin dudakları arasında böyle bir keyfî karar alınabilecek. Biz, sadece, çok belirgin bir hata olduğu için 312 nci maddeyi gündeme getirdik; ama, bu şekildeki bir yayın karartma imkânının RTÜK'e verilmesi, 5 kişinin, bu manada, geniş bir yetkiye sahip olması, basın hürriyetine de, düşünce hürriyetine de aykırıdır.

Önergeme destek bekliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ilıcak.

Efendim, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

III. - Y O K L A M A

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, maddenin oylamasına geçmeden önce bir yoklama talebi vardır.

Önce, yoklama talebinde bulunan kıymetli milletvekili arkadaşlarımın salonda olup olmadıklarını tespit edeceğim ve daha sonra da yoklama işlemini yapacağım.

Sayın Doğan?.. Burada.

Sayın Bekâroğlu?.. Burada.

Sayın Çelik?.. Burada.

Sayın Ateş?.. Burada.

Sayın Ilıcak?.. Burada.

Sayın Yalman?.. Burada.

Sayın Şahin?.. Burada.

Sayın Aydın?.. Burada.

Sayın Özgün?.. Burada.

Sayın Dağcıoğlu?.. Burada.

Sayın Kapusuz?.. Burada.

Sayın Öksüz?.. Burada.

Sayın Alptekin?.. Burada.

Sayın Aktaş?.. Burada.

Sayın Sezal?.. Burada.

Sayın Fatsa?.. Burada.

Sayın Yıldız?.. Burada.

Sayın Aslan?.. Burada.

Sayın Aydın?.. Burada.

Sayın Malkoç?.. Burada.

Sayın Ergezen?.. Burada.

Sayın Demirci?.. Burada.

Evet, 22 arkadaşım yoklama talebinde bulunmuşlar, yoklamaya onları da dahil edeceğim.

Yoklama işlemini başlatıyorum ve 2 dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

9. - Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682) (Devam)

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Müteakip maddeyi okutuyorum:

MADDE 3. - 3984 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Üst Kurulun seçimi ve görev süresi

Madde 6. - Üst Kurul, en az 4 yıllık yükseköğrenim görmüş, meslekleriyle ilgili konularda kamu veya özel kuruluşlarda en az 10 yıl görev yapmış, meslekî açıdan yeterli bilgiye, deneyime ve Devlet memuru olma niteliğine sahip, 30 yaşını doldurmuş kişiler arasından;

a) Siyasî parti gruplarınca, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı oluşum formülüne göre belirlenecek kontenjan doğrultusunda gösterilecek ve Türkiye BüyükMillet Meclisi Genel Kurulunca seçilecek beş,

b) Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulunun, Kurul üyesi olmayan elektrik-elektronik, iletişim, kültür ve basın-yayın dallarından göstereceği dört aday arasından Bakanlar Kurulunca seçilecek iki,

c) En çok sarı basın kartı sahibi üyesi bulunan iki gazeteciler cemiyeti ile Basın Konseyinin ortaklaşa göstereceği iki aday arasından Bakanlar Kurulunca seçilecek bir,

d) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin göstereceği basın-yayın konusunda uzman iki aday arasından Bakanlar Kurulunca seçilecek bir,

Kişiden olmak üzere 9 üyeden oluşur.

Üst Kurulun üyelerinin seçimine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu kararı ile Bakanlar Kurulu kararı Resmî Gazete'de yayımlanır.

Üst Kurul üyelerinin görev süresi 4 yıldır. Üyelerinin görev süresinin bitiminden iki ay önce kurum ve kuruluşlar veya partiler yeni seçimlerini yaparak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına veya Bakanlar Kuruluna bildirir. Herhangi bir sebeple boşalma olması halinde o kişinin seçildiği usule göre kurum ve kuruluş veya partiler tarafından adaylar bir ay içinde teklif edilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca veya Bakanlar Kurulunca seçim işlemi yapılır. Bu şekilde seçilen kişi, yerine seçildiği kişinin görev süresini tamamlar. Üyenin 65 yaşını doldurması halinde üyeliği son bulur."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Erzurum Milletvekili Sayın Fahrettin Kukaracı konuşacaklar; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

FP GRUBU ADINA FAHRETTİN KUKARACI (Erzurum) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tasarının çerçeve 3 üncü maddesi üzerinde Grubumun görüşlerini arz etmek üzere huzurlarınızdayım; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Muhterem milletvekilleri, maddeyle, Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun seçimi ve görev süresi düzenlenmektedir; Kurulun, yükseköğrenim almış, mesleğiyle ilgili konularda 10 yıl görev yapmış, 30 yaşını doldurmuş kişilerden oluşacağı ve bunların görev sürelerinin 4 yıl olacağı hükme bağlanmaktadır. Ayrıca, 9 kişiden oluşacak bu Kurulun seçiminin nasıl olacağı düzenleme içerisinde yer almaktadır.

Tasarıdaki bu değişiklikle, millî iradenin yegâne temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmiş Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun tarzı teşekkülü değiştirilmek istenmektedir.

Genel gerekçede 5 artı 4 olarak belirlenmiş olan iktidar-muhalefet dengesinin bozulduğundan bahsedilmektedir. Bunun, değişiklik için makul bir gerekçe olmadığı açıktır. Önemli olan, seçimin Yüce Meclis tarafından yapılmış olmasıdır. Her vesileyle Meclisi by-pass etmeye çalışan hükümet, burada da aynı tavrı sergilemektedir.

İktidar muhalefet dengesinin nasıl bozulduğu, eğer bozulmuşsa yürütmede ne gibi aksaklıklar doğurduğu açıklanmamıştır. Bu dengenin bozulduğunu varsaysak bile, yapılmak istenen bu değişikliği mazur göstermeyecektir, Başbakanlığın emrinde ve hizmetinde bir kurul oluşturmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Asıl bu değişiklik dengeleri bozmakta, iktidar 7 üye, muhalefet 2 üyeyle temsil edilmektedir. Denge bunun neresindedir?!

Tasarının gerekçesinde "Üst Kurulun her türlü etkiden uzak kalmasını, tarafsız ve bağımsız karar almasını sağlamak amacıyla, üyelerin seçiminde karma bir sistem belirlenmiştir" denilmektedir. Hükümet, ya gerekçeyi yanlış yazmış ya da düzenlemeyi yanlış yapmaktadır. Eğer bunların ikisi de değilse "sen, herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın" özdeyişi mucibince, milleti saf saymaktadır. İktidar, özerk, tarafsız bir kamu kurumu olan bu müesseseyi, bağımlı, taraflı ve emre amade bir hale getirmek istemektedir.

Kurulun oluşturulmasındaki bir başka yanlış, 2 kişinin YÖK'ten, 1 kişinin gazetecilerden, 1 kişinin ise Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinden seçilmesidir. Avrupa Birliğine girme çabası sürerken, daha fazla sivilleşme gayretleri devam ederken, devlet güvenlik mahkemelerinden askeri hâkim çıkarılırken, RTÜK'ün militer bir yapıya büründürülmek istenilmesinin izahı yoktur. Sivilleşmekten kastım, sadece Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinden gelen üye için olmayıp, YÖK'ten gelecek olan 2 üye için de geçerlidir. Zira, YÖK, uygulamalarıyla ne derece baskıcı, antidemokratik bir yapıda olduğunu her vesileyle ispat etmiştir. Eğer özerk ve katılımcı bir kurul oluşturulmak isteniliyorsa, sivil toplum örgütlerinin temsil edildiği geniş bir kurul olarak düzenlenmelidir.

Türkiye Odalar Birliğinden, Barolar Birliğinden, işçi, memur, işveren sendikalarından, yazarlar birliğinden, Aile Araştırma Kurumu Başkanlığından, Anadolu Radyo Televizyoncular Derneğinden üye alınmıyor da, niçin YÖK'ten, Millî Güvenlik Kurulundan, Gazeteciler Cemiyetinden üye alınıyor? Bu kurumların özelliği nedir? RTÜK'ü YÖK'e benzetme çabası sergilenmektedir.

Muhterem milletvekilleri, tasarının her maddesi çok vahim hususları ihtiva etmektedir. 4 üncü maddenin (b) fıkrası da bunlardan biridir. Birçok bilimadamı, hukukçu ve toplumbilimci tarafından antidemokratik bulunan ve demokratikleşmenin gereği olarak, kaldıralım diye uğraşıp durduğumuz TCK'nın 312/2 maddesi, şimdi, RTÜK Yasasına monte edilmek istenilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 

BAŞKAN - Sayın Kukaracı, mikrofonunuzu açıyorum; lütfen, tamamlar mısınız efendim.

FAHRETTİN KUKARACI (Devamla) - Bitiriyorum efendim.

Bu maddenin mahkeme kararıyla uygulanması bile hayli sıkıntı doğurmaktayken, tarzı teşekkülü tamamen hükümetin müdahalesine açık hale getirilmiş olan RTÜK üyelerine, hem savcı hem hâkim yetkisi verilmektedir. Öyle ki, kendilerine uyarı yapma zorunluluğu dahi duymadan ve mahkeme kararı olmaksızın, yayını durdurma ve lisans iznini iptal edebilme imkânı verilmektedir. 312/2 maddenin RTÜK Yasasına yerleştirilmek istenilmesi, tarafsız ve bağımsız yayıncılığın kalbine saplanmak istenilen bir hançer, fikir ve ifade özgürlüğünü baskı ve tehdit altında bulunduran bir balyozdur.

Birçok laf kalabalığıyla gizlenmek istense de, tasarının gerçek amacı, büyük sermaye sahibi birkısım medya patronunun, sektörde tekel oluşturmak, sonra da, bu gücü kullanarak kamu ihalelerinden haksız pay almak için zemini uygun hale getirmektir.

Bu tasarı, Türk toplumunun sosyal, siyasal, ekonomik yapısına yarar getirmeyeceği gibi, Türk medyasına da faydası olmayacaktır.

Bu duygularla, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kukaracı.

Efendim, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Aksaray Milletvekili Sayın Murat Akın; buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)

DYP GRUBU ADINA MURAT AKIN (Aksaray) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 682 sıra sayılı tasarının 3 üncü maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Grubum ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının 3 üncü maddesiyle, 3984 sayılı Kanunun Üst Kurul üyelerinin seçimi ve görev süresine ilişkin 6 ncı maddesi değiştirilmektedir.

3984 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin temel esprisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda gerçekleştirilen bir seçimin, siyasî partilerin değil, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, yani, milletin iradesini göstereceği düşüncesidir. Üst Kurulun oluşumunda yasa koyucusunun amacı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesi doğrultusunda iktidar-muhalefet dengesinin korunmasıdır. Bu dengenin kurulması halinde hem Üst Kurul bağımsız bir otorite olabilir hem millet iradesi Üst Kurula yansımış olur.

Değerli milletvekilleri, kanunun bu amacına, siyasî partilerin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanına katılımında uygulanan formüle göre belirlenecek kontenjan sayısı kadar aday göstermeleri ve seçimlerin, yine bu orana uygun olarak yapılması suretiyle gidilebilir; yani, siyasî partilerin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanındaki temsil oranına uygun olarak aday göstermeleri, seçimleri, yine, bu orana uygun olarak yapmalarıyla mümkün olabilir. Bunun dışındaki hiçbir formül, Üst Kurulun özerkliğini ve tarafsızlığını sağlayamaz. Özerklik ve tarafsızlık konusunda Üst Kurulun oluşum biçimi kadar kendi tarafsız pratiği de önem taşır. Bu kurulun tarafsız pratiğinin oluşturulabilmesi için, kendisini seçenler tarafından görevden alınmaması gerekir. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilecek olan Üst Kurul üyeleri, onları aday gösteren siyasî partilerin üyesi değiller ve görev süreleri boyunca da görevden alınamazlar. Dolayısıyla, Üst Kurul üyelerinin Meclis iradesi doğrultusunda iktidar-muhalefet dengesi gözetilerek, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından gerçekleştirilen seçimle tamamının belirlenmesi, geçmişte olduğu gibi, şimdi de en uygun yoldur.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil edilen siyasî partilerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanına katılım oranları doğrultusunda oluşturulması, bu kurulun demokratik ve bağımsız kişiliğinin en büyük teminatıdır; çünkü, bu kurul, esas itibariyle, halka yönelik yayın yapan kuruluşlarla ilgili görevler yapmak üzere oluşturulmuştur.

Değerli milletvekilleri,  Üst Kurulun işlevini teşkil eden yayınların hedefi halktır; yani, bu kurulun oluşturulmasındaki temel espri, halkın yapılacak yayınlarla aldatılmasını ve genel kabul görmüş değerlerin yıpratılmasını önlemek, toplumun gelişimini sağlayacak yayınlar yapılmasını sağlamaktır. O halde, bu kurulun üyelerinin, halk temayüllerini yansıtmaları gerekir. Bu da, ancak halkın Türkiye Büyük Millet Meclisine yansıyan iradesinin Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna aynı şekilde aktarılmasıyla mümkündür. Ancak ve ancak bu şekilde seçilen üyeler kendilerini halkın temsilcisi olarak görürler ve kendi bağımsız otoritelerini kurarlar. Esas olan, Üst Kurulun tarafsız ve saygın bir fonksiyon icra edebilmesidir; çünkü, bu kurulun görevini icra edebilmesinin yegâne şartı, tarafsız olabilmesidir. Dolayısıyla, bu kurula birkısım kurum ve kuruluşların üye veya temsilcilerinin seçilmesi, bu üye ve temsilcilerin, üyesi ve temsilcisi olduğu kurum ve kuruluştan bağımsız hareket edebilme imkânını kısıtlayacak, bu kişilerin halkın temsilcisi olarak görev yapmaları imkânını sağlamayacaktır.

Değerli milletvekilleri, kaldı ki, komisyonun hazırladığı taslakta, Türkiye Büyük Millet Meclisinin beş kişilik kontenjanı dışında kalan dört üye ve ayrı dört kurumun göstereceği üçer aday içinden birini yine Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçmesi önerilmişti. Mevcut bu tasarı, bu yetkiyi Bakanlar Kuruluna vermektedir. Diğer yandan, YÖK'ün bir yerine iki üye seçmesi, Televizyon Yayıncıları Derneği yerine, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğince gösterilecek kişilerin seçilmesi istenilmektedir.

Değerli milletvekilleri, YÖK, kendi göreviyle ilgili olarak milletle ihtilaf halindedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Akın, lütfen, tamamlar mısınız efendim.

MURAT AKIN (Devamla) - İhtilaf, YÖK ile millet arasında, halk arasında neredeyse isyan noktasına gelmiştir. Tekrar YÖK'ü, RTÜK'ün Üst Kuruluna karıştırmak, hem yıpranmış olan YÖK'e ilave bir yıpranma durumu getirecek hem de bu milletle olan, ileride olabilecek ihtilafta yine sıkıntılar doğuracaktır. Bu yönüyle yanlıştır kanaatindeyim.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Akın.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 4 adet önerge vardır; İçtüzüğümüze göre bunlardan 3 tanesini işleme almak mecburiyetindeyim; ancak, saat 20.00'de çalışma süremizin bitecek olmasını da dikkate alarak, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için 24 Mayıs 2001 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

                                                                                                                                                   Kapanma Saati : 19.46