DÖNEM : 21        CİLT : 64       YASAMA YILI : 3

 

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

 

106 ncı Birleşim

22 . 5 . 2001 Salı

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

                                     Sayfa       I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. – GELEN KÂĞITLAR

III. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

1. – Ordu Milletvekili İhsan Çabuk'un, Ordu İli Ulubey İlçesinde meydana gelen heyelana ve Ordu İlinin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın'ın cevabı

2. – Adana Milletvekili Mehmet Halit Dağlı'nın, çiftçinin sorunlarına ve hububat alım fiyatlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp'in cevabı

3. – Diyarbakır Milletvekili Abdulbaki Erdoğmuş'un, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin sosyoekonomik durumuna ilişkin gündemdışı konuşması

B) ÇEŞİTLİ İŞLER

1. – Genel Kurulu ziyaret eden Türkiye-Makedonya Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Naser Ziberi ve beraberindeki heyete Başkanlıkça "Hoş geldiniz" denilmesi

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. – İstanbul Milletvekili İ. Sühan Özkan ve 47 arkadaşının, bazı kişilerin telefonlarının yasadışı yollarla dinlenildiği iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/199)

D) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. – Sivas Milletvekili Musa Demirci'nin, Suşehri İlinin Kurulması Hakkında Kanun Teklifinin (2/27) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/371)

2. – İçel Milletvekili Ali Er'in, 2924 Sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin (2/658) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/372)

3. – Tekirdağ Milletvekili Nihan İlgün'ün, Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/612) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/373)

IV. – ÖNERİLER

A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1. – Genel Kurulun çalışma gün ve saatleriyle gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine  ilişkin DSP, MHP ve ANAP Gruplarının müşterek önerisi

V. – GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI

A) ÖNGÖRÜŞMELER

1. – Konya Milletvekili T. Rıza Güneri ve 55 arkadaşının, enerji ihalelerinde yolsuzluk, usulsüzlük ve suiistimallere yol açtığı ve gerekli tedbirleri almayarak görevini kötüye kullandığı ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 228, 240 ve 366 ncı maddelerine uyduğu iddiasıyla Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/3)

 

VI. – AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1. – Denizli Milletvekili Beyhan Aslan'ın, İstanbul Milletvekili Ayşe Nazlı Ilıcak'ın, konuşmasında, beyanlarını çarpıtması nedeniyle konuşması

2. – Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı A. Mesut Yılmaz'ın, İstanbul Milletvekili Ayşe Nazlı Ilıcak'ın, konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3. – İstanbul Milletvekili Ayşe Nazlı Ilıcak’ın, Denizli Milletvekili Beyhan Aslan ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı A. Mesut Yılmaz'ın, konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4. – Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan’ın, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı A. Mesut Yılmaz'ın, konuşmasında, Genel Başkanına ve Gruplarına sataşması nedeniyle konuşması

VII. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. – İzmir Milletvekili Rıfat Serdaroğlu'nun; İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın; Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın; Ankara Milletvekili Yıldırım Akbulut'un; Şırnak Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım'ın; Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Konya Milletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili Nejat Arseven'in; İstanbul Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının;  Zonguldak Milletvekili Hasan Gemici'nin ve İzmir Milletvekili Işılay Saygın'ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449) (S.Sayısı : 527)

2. – Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/851) (S. Sayısı : 669)

VIII. – SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. – Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya'nın, görevine son verilen öğretim üyeleri olup olmadığına ve bir öğretim üyesi hakkındaki iddiaya ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu'nun cevabı (7/3965)

2. – Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük'ün, vergi ve sigorta primi borçlarının affedilmesi yönünde çalışma olup olmadığına,

- Aksaray Milletvekili Ramazan Toprak'ın, Hazinenin borçlandığı gerçek ve tüzel kişilere,

İlişkin soruları ve Orman Bakanı ve Devlet Bakanı Vekili Nami Çağan'ın cevabı (7/3973, 3984)

3. – Isparta Milletvekili Ramazan Gül'ün, son on yılın gelir vergisi miktarına ve vergi mükelleflerine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Sümer Oral'ın cevabı (7/3986)

4. – Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak'ın, Şekerbank’a ait olduğu iddia edilen Ankara'daki villanın giderlerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu'nun cevabı (7/4027)

5. – Şanlıurfa Milletvekili Mustafa Niyazi Yanmaz'ın, Bartın-Cide Mobil Santral ihalesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Zeki Çakan'ın cevabı (7/4028)

6. – Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya'nın, Şekerbankta bankacılık işlemlerine aykırı olarak gerçekleştirildiği iddia edilen off-shore hesaplarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu'nun cevabı (7/4031)

7. – Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış'ın, OYAK ve OYPA'nın vergi muafiyetlerine ilişkin sorusu ve Orman Bakanı ve Devlet Bakanı Vekili Nami Çağan'ın cevabı (7/4035)

8. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer'in, Ankara'da "Işık Evi" adı altında açılan kurslarda Hıristiyanlık propagandası yapıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın cevabı (7/4049)

9. – Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya'nın, Kızılay Genel Başkanı hakkındaki iddialara ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın cevabı (7/4066)

10. – Sinop Milletvekili Kadir Bozkurt'un, rüzgâr enerjisi santrallerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Zeki Çakan'ın cevabı (7/4074)

11. – Gaziantep Milletvekili Nurettin Aktaş'ın, Gaziantep'teki sanayicilerin elektrik faturaları ile ilgili şikâyetlerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Zeki Çakan'ın cevabı (7/4076)

12. – Ankara Milletvekili M.Zeki Çelik'in, bakanlığın yeni lojman alımına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün cevabı (7/4077)

13. – Tokat Milletvekili Bekir Sobacı'nın, Samsun, Ordu ve Sinop illerindeki elektrik dağıtım işi ihalesini alan  işadamına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Zeki Çakan'ın cevabı (7/4087)

14. – Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu'nun, Ulusal Programa ve Merkez Bankasından satılan dövizlere ilişkin sorusu ve Orman Bakanı ve Devlet Bakanı Vekili Nami Çağan'ın cevabı (7/4089)

15. – Erzincan Milletvekili Sebahattin Karakelle'nin, Ankara-Altındağ Belediyesinden, Hacettepe Üniversitesine geçiş yapan bir memura ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı H.Hüsamettin Özkan'ın cevabı (7/4097)

16. – İçel Milletvekili Turhan Güven'in, Mersin Serbest Bölgesine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Tunca Toskay'ın cevabı (7/4110)

17. – Şırnak Milletvekili Abdullah Veli Seyda'nın, Şırnak-Silopi İlçesinin köy yollarına ve içme suyu sorunlarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz'ın cevabı (7/4117)

18. – Ankara Milletvekili M.Zeki Çelik'in, Ziraat Bankasının borç aldığı bankalara ilişkin sorusu ve Orman Bakanı ve Devlet Bakanı Vekili Nami Çağan'ın cevabı (7/4118)

19. – Ankara Milletvekili M.Zeki Çelik'in, Merkez Bankasından yapılan döviz satışına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Kemal Derviş'in cevabı (7/4119)

20. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın, Artvin-Borçka Ziraat Bankası Şubesinden usulsüz kredi verildiği yolundaki haberlere ilişkin sorusu ve Orman Bakanı ve Devlet Bakanı Vekili Nami Çağan'ın cevabı (7/4122)

21. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın, çocukların eğitimi konusunda basında çıkan haberlere ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu'nun cevabı (7/4123)

22. – İstanbul Milletvekili Ayşe Nazlı Ilıcak'ın, kamu bankalarının görev zararlarına ve Merkez bankasından döviz alan bankalara ilişkin sorusu ve Orman Bakanı ve Devlet Bakanı Vekili Nami Çağan'ın cevabı (7/4124)

23. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın, sigara ihracatına ve tütün ithaline ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Tunca Toskay'ın cevabı (7/4127)

24. – Konya Milletvekili Lütfi Yalman'ın, bakanlıkta çalışan danışman ve başdanışmanlara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Ramazan Mirzaoğlu'nun cevabı (7/4156)

25. – Konya Milletvekili Lütfi Yalman'ın, bakanlıkta çalışan danışman ve başdanışmanlara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Bal'ın cevabı (7/4160)

26. – Yozgat Milletvekili Mehmet Çiçek'in, Yozgat-Yerköy Fatih İlköğretim Okulunda bir öğretmenin görevden uzaklaştırılmasına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu'nun cevabı (7/4180)

27. – Adıyaman Milletvekili Mehmet Özyol'un, GAP kapsamında Adıyaman İli sınırları içindeki pompaj sulaması, baraj ve göletlere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Zeki Çakan'ın cevabı (7/4181)

28. – Elazığ Milletvekili Ahmet Cemil Tunç'un, Elazığ-Karakoçan İlçesi vakıf ve öğrenci yurduna ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Yüksel Yalova'nın cevabı (7/4246)


I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak dört oturum yaptı.

Ankara Milletvekili Oya Akgönenç  Muğisuddin’in, Avrupa Birliğine üyelik sürecinde Türkiye ile ilgili gelişmelere ilişkin gündemdışı konuşmasına, Dışişleri Bakanı İsmail Cem,

İstanbul Milletvekili İ. Sühan Özkan’ın, Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadale Kanununun uygulanmasında karşılaşılan sorunlara ilişkin gündemdışı konuşmasına, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk,

Samsun Milletvekili Yekta Açıkgöz’ün, Ulu Önder Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Ulusal Kurtuluş Savaşını başlatmak üzere Anadolu’ya adım atışının 82 nci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşmasına da Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu,

Cevap verdi.

Bursa Milletvekili Teoman Özalp’in (6/1342) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi okundu; sözlü sorunun geri verildiği bildirildi.

Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu ve 20 arkadaşının, bor madenleri konusunda bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/198) Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmesinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan :

TBMM İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporunun (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449) (S. Sayısı : 527) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin Komisyon Raporu henüz hazırlanmadığından;

Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Yurt Dışı Teşkilâtı Hakkında 189 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye İlişkin (1/53) (S. Sayısı : 433),

Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Nakdî Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin 624 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye İlişkin (1/757, 2/603, 2/605) (S. Sayısı : 592),

Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilâtının Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 618 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname; Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilâtının Kuruluş ve Görevleri Hakkında (1/755, 1/689, 2/699) (S. Sayısı : 666),

Türkiye İş Kurumunun Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 617 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname; Türkiye İş Kurumu (1/754, 1/692) (S. Sayısı : 675),

Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 619 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Aynı Mahiyetteki (1/756, 1/691) (S. Sayısı : 676),

Hayvanları Koruma (1/393) (S. Sayısı : 89),

Kanun Tasarılarının görüşmeleri, ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından;

Ertelendi.

Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanunu Tasarısının (1/851) (S. Sayısı : 669) görüşmelerine başlanarak 4 üncü maddesine kadar kabul edildi; 4 üncü maddenin oylanmasından önce, istem üzerine elektronik cihazla yapılan yoklamalar sonucunda Genel Kurulda toplantı yetersayısı bulunmadığı anlaşıldığından, 22 Mayıs 2001 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 19.04’te son verildi.

 

 

Mehmet Vecdi Gönül

 

 

Başkanvekili

 

Melda Bayer

 

Mehmet Ay

 

 

 

Ankara

 

Gaziantep

 

 

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

 

 

                                                 No. : 145

II. – GELEN KÂĞITLAR

18.5.2001 CUMA

Sözlü Soru Önergeleri

1. – Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman'ın, Şanlıurfa-Cevher-Pınarbaşı mezrasının elektrik trafosu ihtiyacına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/1503) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

2. – Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman'ın, Şanlıurfa-Halfeti İlçesi Y.Göklü Beldesinde meydana gelen sel felaketine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/1504) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

Yazılı Soru Önergeleri

1. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın, T.B.M.M. Vakfının amaçlarına ve vakıf personeline  ilişkin  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/4300) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

2. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın,  personele ödenen ücretlere ve sosyal imkanlara  ilişkin  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/4301) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

3. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın, T.B.M.M.'nde verilen sağlık hizmetlerine  ilişkin  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/4302) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

4. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın, T.B.M.M.  idari teşkilatındaki yönetim kademelerine   ilişkin  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/4303) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

5. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın, T.B.M.M. idari teşkilatında ve Vakfında sakat, eski hükümlü ve şehit yakını olarak çalıştırılan personele  ilişkin  Türkiye Büyük Millet Meclisi  Başkanından yazılı soru önergesi (7/4304) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

6. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın,  Meclis bünyesindeki kağıt tüketimine     ilişkin   Türkiye Büyük Millet Meclisi  Başkanından yazılı soru önergesi (7/4305) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

7. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın, Millî Saraylar Daire Başkanlığına bağlı birimlere ve personeline ilişkin  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/4306) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

8. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın,  emeklilik hakkını elde eden ve emekli olduğu halde halen görev yapan personele   ilişkin  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/4307) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

9. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın,   müşavir kadrosundaki  personele   ilişkin  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/4308) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

10. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın,   norm kadro çalışmalarına ve insan gücü  planlaması yapılıp yapılmadığına    ilişkin  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/4309) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

11. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın, personelin görev dağılımına   ilişkin  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/4310) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

12. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın, personel unvanlarına    ilişkin  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/4311) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

13. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın,    T.B.M.M.'nde  görev yapan personelin hizmet sınıflarına   ilişkin  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/4312) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

14. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın,   personel atamalarına   ilişkin  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/4313) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

15. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın,   kurum içi  personel eğitimi ve yönetimine   ilişkin  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/4314) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

16. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın, 2919 sayılı Kanunun 5 inci maddesine göre başka kurumlara atanan  personele   ilişkin  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/4315) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

17. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın,  başka kamu kurum ve kuruluşlarında geçici görevle çalışan T.B.M.M.  personeline   ilişkin  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/4316) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

18. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın, T.B.M.M.'nde geçici görevli olarak çalıştırılan   personele   ilişkin  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/4317) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

19. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın, sözleşmeli olarak çalıştırılan   personele   ilişkin  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/4318) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

20. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın, T.B.M.M.'ndeki  temizlik, yemek, kuaför, ayakkabı boyama, park-bahçe bakımı hizmetlerine  ilişkin  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/4319) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

21. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın, T.B.M.M.'nde işçi statüsünde çalıştırılan   personele   ilişkin  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/4320) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

22. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın, AB'ne üyelik sürecinde yapılan hazırlıklara   ilişkin  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/4321) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

23. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın, T.B.M.M.  Muhafız ve Tören Tabur Komutanlığı ile Koruma Müdürlüğüne   ilişkin  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/4322) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

24. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın, T.B.M.M. Koruma Müdürlüğünün görevlerine ve    personeline   ilişkin  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/4323) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

25. – Kocaeli Milletvekili Mehmet Batuk'un, Marmara depreminde Irak'ın gönderdiği yardıma ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4324) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

26. –Diyarbakır Milletvekili Sebgetullah Seydaoğlu'nun, silah alımına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru  önergesi (7/4325) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

27. –Rize Milletvekili Mehmet Bekaroğlu'nun, pasaport ve nüfus cüzdanı gibi belgelerde bulundurulacak fotoğrafla ilgili genelgeye ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4326) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

28. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın, şeker pancarı üretimine  ve şeker stoklarına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/4327) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

29. – Konya Milletvekili  Veysel Candan'ın, toplanan deprem yardımlarına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/4328) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

30. – Kütahya Milletvekili Ahmet Derin'in, Bakanlığın web sitesinde Kütahya İline daha geniş yer verilmesine ilişkin Kültür Bakanından yazılı soru önergesi  (7/4329) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

31. – Rize Milletvekili Mehmet Bekaroğlu'nun, Rize-Ardeşen-Yeniyol Köyü Balıkçı Barınağına kaçak olarak  yapılan inşaata ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/4330) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

32. – Şanlıurfa Milletvekili Mustafa Niyazi Yanmaz'ın, T.B.M.M. lojman servislerine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/4331) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)

 

 

                                          No. :146

21.5.2001 PAZARTESİ

Rapor

1. – Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve  Millî Savunma  Komisyonu  Raporu  (1/844)  (S. Sayısı : 678)  (Dağıtma tarihi : 21.5.2001) (GÜNDEME)

Yazılı Soru Önergeleri

1. – İstanbul  Milletvekili Bülent Akarcalı'nın İstanbul Büyükşehir Belediyesince ithal edilen ürünlere ilişkin  İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4332) (Başkanlığa geliş tarihi : 18.5.2001)

2. – İstanbul  Milletvekili  Bülent Akarcalı'nın iş kazalarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/4333) (Başkanlığa geliş tarihi : 18.5.2001)

3. –  İstanbul Milletvekili  Bülent Akarcalı'nın,  İstanbul Emniyet Müdürünün bir toplantıda yaptığı ileri sürülen açıklamaya  ilişkin   İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4334) (Başkanlığa geliş tarihi:18.5.2001)

4. –  Rize Milletvekili Mehmet Bekaroğlu'nun, Rize Organize Sanayi Bölgesi projesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4335) (Başkanlığa geliş tarihi : 18.5.2001)

5. –  Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın, Merzifon MYO'ndaki taciz iddialarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/4336) (Başkanlığa geliş tarihi : 18.5.2001)

6. –  Ankara Milletvekili M.Zeki Çelik'ın, 1937-1960 yılları arasında Millî Saraylardan dağılan antika eşyalara ilişkin Türkiye Büyük  Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/4337) (Başkanlığa geliş tarihi : 18.5.2001)

7. –  Ankara Milletvekili M.Zeki Çelik'in, yurt dışında görevlendirilen personele ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/4338) (Başkanlığa geliş tarihi : 18.5.2001)

8. – İstanbul Milletvekili Azmi Ateş'in, YÖK'ün Fatih Üniversitesi hakkındaki kararına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/4339) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.5.2001)

 

 

 

                                          No. :147

22.5.2001 SALI

Rapor

1. – Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı : 682) (Dağıtma tarihi : 22.5.2001) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergesi

1. – İstanbul Milletvekili Sühan Özkan ve 47 arkadaşının, bazı kişilerin telefonlarının yasa dışı yollarla dinlendiği iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını ilişkin önergesi (10/199) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.5.2001)


BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 15.00

22 Mayıs 2001 Salı

BAŞKAN: Başkanvekili Nejat ARSEVEN

KÂTİP ÜYELER: Sebahattin KARAKELLE (Erzincan), Cahit Savaş YAZICI (İstanbul)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 106 ncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekili arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, Ordu Ulubey'de meydana gelen heyelan ve Ordu İlinin sorunları hakkında söz isteyen, Ordu Milletvekili İhsan Çabuk'a aittir.

Buyurun Sayın Çabuk. (DSP sıralarından alkışlar)

III. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. – Ordu Milletvekili İhsan Çabuk'un, Ordu İli Ulubey İlçesinde meydana gelen heyelana ve Ordu İlinin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın'ın cevabı

İHSAN ÇABUK (Ordu)- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Ordu İli Ulubey İlçesinde meydana gelen heyelan afeti için söz almış bulunuyor, Yüce Meclisin siz değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Geçen hafta Malatya yakınlarında ve Ankara'da meydana gelen uçak kazalarında şehit olan askerlerimize Tanrı'dan rahmet, şanlı ordumuz başta olmak üzere aziz milletimize sabır, ailelerine de ayrıca başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Ulubey İlçemizin Gündüzlü Mahallesinde heyelan afeti nedeniyle 85 konut boşaltılmış, 40 işyeri kapatılmıştır. Bölgede zaman zaman hâlâ toprak kayması devam etmektedir.

Heyelan, bildiğiniz gibi, toprak içerisinde belli bir şevi olan ve taneli malzemelerin gravite çekiminden dolayı ani bir kırılmayla birden ya da yavaş yavaş aşağı ve dışa doğru doğa hareketleridir. Yine, heyelanları aktifleştiren etkenlerden bir diğeri, yamaç eğimin fazla oluşu ve yeraltı sularıdır.  İşte, Ulubey İlçemizde yüzeyin dik oluşu bölgede kaymaya neden olmakta, yağış oranlarının da yüksek oluşu zemini ağırlaştırmakta, suyla ağırlaşan bu kayma, riski artırmaktadır. Ulubey İlçemiz, böyle eğimi olan yerde kurulmuştur. Bu nedenlerden dolayı 85 konut ve 40 işyeri afete maruz kalmış, konutlar boşaltılmış, işyerleri kapatılmıştır.

Ulubey Hastanesi ve köylere bağlantı yolu, afetin olduğu cadde üzerinde bulunmaktadır. Bu bölgede taban kayacı olabilecek sağlam bir formasyon bulunmadığından, heyelanın stabil hale getirilmesi ve önlenmesi konusunda herhangi bir projenin geliştirilmesi de mümkün değildir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; her an oluşabilecek dış olaylar (deprem, yoğun yağışlar) Ulubey İlçesindeki heyelanı hızlı bir şekilde harekete geçirebilir. Doğabilecek can ve mal kaybını önlemek için, Ulubey Belediyesince yer tahsisi yapılmıştır.

Bayındırlık Bakanımız Sayın Koray Aydın'ın diğer afet bölgelerine göstermiş olduğu duyarlılığı, Ordu İlinin Ulubey İlçesine de göstermesini bekliyorum. Böyle bir afete muhatap olan Ulubey İlçemizin afet kapsamından çıkarılmasının nedenini de bir türlü anlamış değilim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu arada, seçim bölgem olan Ordu İlinin sorunlarına da değinmeden geçemeyeceğim. Ordu İli, Karadeniz Bölgesinin doğusu ile batısı arasında kalmış olmanın ezikliğini yaşıyor. Ülkemizde her 500 000 kişiye 1 üniversite düşmesine rağmen, 890 000 nüfuslu Ordumuzda üniversite yok. Tabiî plajlarımız olmasına ve deniz kenti olmamıza rağmen limanımız yok; hızlı artan turizm potansiyeline rağmen havaalanımız yok. Ordu halkı, kısa adı DOKAP olan Doğu Karadeniz Kalkınma Projesine umut bağlamıştı. Ancak, Doğu Karadeniz Kalkınma Projesinin, Ordu İline faydası olmadığı görülmüştür. Bu proje, Trabzon ve Rize İlleri projesinin ötesine geçmemektedir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Ordu halkının, öncelikle, üniversiteye ihtiyacı vardır. Üniversitenin altyapısını oluşturacak fakülte ve yüksekokullar ilimizde mevcuttur. Ekonomik, sosyal ve kültürel yönden gelişen ilimizde, Ordu halkı, üniversitesinin kurulmasını heyecanla beklemekte ve üniversite özlemiyle yaşamaktadır.

Ordu İlinin, yine, acil bir limana ihtiyacı vardır. Efirli mevkiinde yapımı devam eden balıkçı  barınağı inşaatının yüzde 80'i tamamlanmıştır. Mendirek boyunu 250 metre daha uzatırsak, Ordu, bu şekilde, limana kavuşmuş olacaktır. Ulaştırma Bakanımızdan, Ordu limanı için duyarlılık bekliyorum.

Ülkemizde fındığın ticaret merkezi Ordu'dur. Ordu halkının yüzde 80'i geçimini fındık mahsulüne bağlamıştır. Fındık, Ordu İlinin canıdır, kanıdır. Fındık ürün borsasının kurulması konusunda girişimde bulunulmuştur. Şehir merkezinde bulunan beş katlı borsa binası, fındık ürün borsasına devredilecektir. Yılda yaklaşık 200 trilyon Türk Liralık ihracat potansiyeline sahip Türk fındığına sürekli fiyat politikası oluşturmak için ihtisas borsasının gerekliliğine inanıyorum. Bu konuda Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Hazine Müsteşarlığının ilgisini bekliyoruz.

Diğer bir konu ise, Doğu Karadeniz'in İç Anadolu'ya sağlıklı bir şekilde bağlanmasıdır. Bu bağlam ise, Ordu-Sıvas-Dere yolunun bir an önce yapılmasıyla gerçekleşecektir. Bu yol sayesinde Karadenizin, Sıvas vasıtasıyla İç Anadolu'ya, oradan Akdenize bağlantısı çok daha kısa ve kolay olacaktır. Yine, bu yol için Bayındırlık Bakanlığının ilgi ve duyarlılığını bekliyorum.

Son yıllarda ekonomimize büyük katkı sağlayan turizm sektörü için Ordu İli idealdir. Ordu İlinin sosyal ve kültürel yapısı, turizmin gelişmesi için oldukça uygundur. Ordu İli, yüksek turizm potansiyeline sahiptir. Yeşil ile mavinin en güzel karışımının yaşandığı ilimizde...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Çabuk, lütfen, tamamlar mısınız efendim.

İHSAN ÇABUK (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

... özel teşebbüsler tarafından yapılan turistik tesis ve oteller ile tatil köyleri doğanın içerisinde güzel bir görünüm sergilerken, yayla turizmi de son günlerde aşama katetmiştir.

Ulaşım konusunda henüz yeterli standart yol ağına ve havaalanına sahip olmayan ilimizde, turizmin daha aktif hale gelmesi için, bu yol ağlarının bir an önce yapılmasında yarar görüyorum.

Bir diğer konu ise kızılağacın orman ağacı kapsamından çıkarılmasıdır. Kızılağaç bölgenin yerli ağaç türüdür; hammaddesi geniş bir kullanım alanına sahiptir Fındığa alternatif gösterilse dahi, bu ağaç kontrplak yapımında, kalem yapımında, ambalaj sanayiinde, inşaat sektöründe ve her türlü kaplama işlerinde kullanılmaktadır. Bu nedenle bölgemiz ekonomisine büyük fayda sağlayacaktır. Ayrıca, kızılağaç kesimi yüzünden açılan birçok dava da böylece ortadan kalkmış olacaktır.

Kızılağacın serbest kesilip satılması mümkün olduğunda boş arazilerimiz de değerlendirilmiş olacaktır.

Ordu İlinin önemli sorunlarından bir diğeri ise, Ordu-Giresun havaalanı inşaatı projesidir. Kısa adı ORGİ olan Giresun-Ordu havaalanı, bu iki kenti ilgilendirdiği kadar, Karadeniz Ekonomik İşbirliği ülkelerine yakınlığı nedeniyle de önem arz etmektedir. Hazine Müsteşarlığı, Ulaştırma Bakanlığı ve Bakanlar Kurulunun bu projeye sahip çıkacaklarına inanıyorum.

Hükümetimiz, çok zorlukların üstesinden gelmiştir; Ordu İlinin sorunlarına da kısa zamanda çözüm getireceğine inanıyorum.

Yüce Meclisin değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çabuk.

Gündemdışı konuşmaya Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Koray Aydın cevap verecek.

Buyurun Sayın Bakan. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI KORAY AYDIN (Ankara) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım, Ordu İlinin Ulubey İlçesinde meydana gelen heyelan ve Ordu İlinin sorunları hakkında Ordu Milletvekilimiz Sayın İhsan Çabuk'un yapmış olduğu gündemdışı konuşmasına cevap vermek üzere söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle Yüce Meclisimizin siz değerli milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Ordu İli Ulubey İlçesine bağlı Gündüzlü Mahallesinde meydana gelen heyelan olayı, Bakanlığımız teknik ekiplerince incelenmiş ve 13 Nisan 2000 tarihli jeolojik etüt raporu düzenlenmiştir. Raporda, 49 binanın, meydana gelen heyelan olayından etkilendiği, bu binaların sakıncasız bir alana nakledilmesi ve rapor eki paftada belirtilen alan için de afete maruz bölge kararı alınması önerilmiştir. Bunun üzerine, 71 konut için, 19 Nisan 2000 gün ve 4868 sayılı genel hayata etkililik oluru alınmıştır. Söz konusu alanda, 15 Mayıs 2000 tarihinde ikinci bir etüt yapılmış olup, 12 Haziran 2000 tarihinde ise jeolojik etüt raporu düzenlenmiştir. Bu raporda da, daha önce düzenlenen, 13 Nisan 2000 tarihli raporda bahsedilen heyelan olayındaki gelişmeler belirtilmiştir. Buna istinaden de 19 Nisan 2000 gün ve 4868 sayılı genel hayata etkililik oluru iptal edilerek, 50 bina için genel hayata etkililik olurunun alınması uygun görülmüştür. Konuyla ilgili olarak alınan 25.7.2000 gün ve 9990  sayılı genel hayata etkililik oluru ve 5 Haziran 2000 gün ve 941 sayılı Bakanlar Kurulu kararı gereğince de afete maruz bölge olarak ilan edilmiştir.

Anılan yerle ilgili olarak, afetzedeler için yeni yerleşim yeri, ilçe sınırları içerisinde, şahıs malı, Çatallı Mahallesi 26-27 F ve 26-27 E pafta, 120 ada 50, 51, 54, 55, 56, 57 nolu parseller, 26 Haziran 2000 tarihinde düzenlenen yer seçimi protokolüyle tespit edilerek, 29.9.2000 gün ve 13964 sayılı olur alınmıştır.

Ordu İli sınırları içerisinde yer alan ve yaklaşık 4-6 kilometrelik bir kıyı bandını kapsayan 1/25 000 ölçekli Ordu Kıyı Kesimi Çevre Düzeni Planı, Bakanlığımızca 12.7.1991 tarihinde onaylanmış olup, Ordu Merkez, Gülyalı, Perşembe, Fatsa ve Ünye ilçeleri ile Fatsa İlçesine bağlı Bolaman, Yalıköy ve Medreseönü beldelerini kapsamaktadır.

Değişen koşullar ve artan talepler üzerine, Bakanlığımızca, 18.12.1995 tarihinde Gülyalı, 18.1.1996 tarihinde Ünye ve Ordu Merkez ve 21 Mayıs 1996 tarihinde de Fatsa Belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde çevre düzeni plan revizyonları onaylanmıştır.

Ayrıca, bugüne kadar, Bakanlığımızca yapılan çevre düzeni plan değişikliklerinden önemli sayılabilecekler arasında, Ordu Havaalanı ile Ünye ve Fatsa Organize Sanayi Bölgelerine ilişkin plan değişiklikleri mevcuttur.

Halen, Ordu Valiliği Bayındırlık ve İskân Müdürlüğü tarafından Bakanlığımıza iletilen Ordu Belediye sınırları içerisinde yer alan gelişme konut alanı, fındık kırma tesislerine ilişkin sanayi alanı ve Ordu çevre yolu teklifleri, Perşembe İlçe sınırları içerisinde yer alan metanol depolama alanı ve taşocağı teklifleri, Fatsa Belediye sınırları içerisinde bulunan gelişme konut alanı teklifi ile Gülyalı ve Ünye İlçe sınırları içerisinde yer alan taşocağı teklifleri, inceleme aşamasında olup, teknik elemanlarımız, bu hafta içerisinde, bu konular hakkında mahallinde incelemeler yapacaktır.

Ayrıca, 8 belediyeye toplam 113 milyar lira, 32 köye ise toplam 197 milyar lira olmak üzere, toplam 310 milyar lira da ödenek gönderilmiştir.

Bakanlığımızın Yapı İşleri Genel Müdürlüğünce, Ordu İli için sektörel bazda yapılan yatırımlar da şöyledir: Eğitim sektörü 74 milyar, sağlık sektörü 121 milyar, genel idare sektörü 41 milyar olmak üzere, toplam 236 milyar ödenek gönderilmiştir.

Gerek Bakanlığım gerekse hükümetimiz, ülkemizin her köşesinde yaşanabilecek üzücü doğal afet olayları için tüm imkânlarını seferber etmekten kaçınmayacağı gibi, vatandaşlarımızın felaketler sonrasında uğradıkları zarar-ziyanın telafisi ve yaralarının zamanında sarılması yönündeki duyarlılığını her zaman göstermenin azmi ve kararlılığı içinde bulunacaktır; bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Arz eder; Yüce Heyetinizi yeniden saygıyla selamlarım. (MHP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, gündemdışı ikinci söz, hububat alım fiyatları hakkında söz isteyen Adana Milletvekili Sayın Halit Dağlı'ya aittir.

Buyurun Sayın Dağlı.

2. – Adana Milletvekili Mehmet Halit Dağlı'nın, çiftçinin sorunlarına ve hububat alım fiyatlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp'in cevabı

MEHMET HALİT DAĞLI (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hububat alım fiyatlarıyla ilgili gündemdışı söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisimizi ve bizleri izleyen aziz vatandaşlarımızı ve sabırlı üreticilerimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Bana verilen 5 dakikalık süre içerisinde, çiftçimizin sorunlarının bir kısmını size anlatmaya çalışacağım. Ülkemizin içine düşürüldüğü büyük kriz, toplumun tüm kesimlerini perişan ettiği gibi, özellikle de tarım kesiminin cefakâr insanlarını mağdur etmiştir.

Yıllardır, bu kürsüde, mitinglerde, Doğru Yol Partisi olarak çiftçinin ve esnafın hakkını aramaya çalışıyoruz; ama, hâlâ, iki yıldır, icraat yerine, hükümetin ve Sayın Bakanın tespitlerini duyuyoruz. Efendim, tespit etmek çok kolaydır; bunu sizin yerinize, emrinizdeki danışmanlar ordusu da yapabilir; ama, artık, tespit yerine icraat görmek istiyor vatandaşımız. Korkmayın, vatandaşımız tespitini ve teşhisini çoktan yaptı. İnşallah, eğer seçime gitmeye hâlâ yüreğiniz var ise, sandıklar cevabını çoktan hazırladı. Vatandaşımız, artık, sırt sıvazlamasıyla, laf kalabalığıyla değil, somut ve ciddî icraatlar bekliyor. Yurt dışından atanmış bakanlara karşı, yazılı basının ve görsel medyanın bulunduğu yerlerde şov yapıp, kapalı kapılar ardında, kuzu kuzu imzaları atanları değil, gerçekten, kendi dertlerinden anlayan, verdiği söze sahip çıkan insanları göreve bekliyor.

Vatandaş, gerçekten aç sevgili arkadaşlarım; evi, ocağı, bucağı artık, tütmez olmuş; çiftçi, esnaf sokakta artık. Çiftçiyi o kadar fakirleştirdiniz ki, hangi birindeki fiyat farkını sayayım; buğdayı mı, pamuğu mu, fındığı mı, tütünü mü, mazotu mu, traktörü mü, gübreyi mi?!.

Bunların hepsini yapıyorsunuz, sonra, devlet adına çıkıp, bütün bunların vebalini çiftçiye  yüklüyorsunuz. Kanun kaçakları, hırsızlar afla dışarı salınıyor; ama, şimdi, evinin, ocağının geçimini sağlamak için kredi alan gariban çiftçiyi içeri atıyorsunuz. Sizin, adalet anlayışınız bu mu?!.(DYP sıralarından alkışlar) Eğer, bu ise, vatandaşın da adalet anlayışını sandıkta göreceksiniz.

Üretim durdu, ihracat durdu, ondan sonra diyorsunuz ki: " Biz, çiftçiye artık, destek vermeyeceğiz." Girmeye çalıştığınız Avrupa Birliğinin, IMF kanalıyla, sizden çiftçiye verilen desteği çekmenizi ve çiftçiyi ezen programı uygulamanızı isterken, kendi ülkelerinde hâlâ, ürünlerin yüzde 62'sine destek verdiğini biliyor musunuz?

Elinizde devlet imkânları var, Mecliste yeterli çoğunluğunuz da var, ülkemiz koşullarına uyum için hızlı ve etkili işleyen ar-ge sistemlerini oluşturun bir an önce; adamlarınız halkın içine girsin,  halkın halini bir görsün. Tarım üretici birlikleri kanununu en kısa zamanda yasalaştırın, tarımsal destekleme ve yönlendirme kurulu kanununu yasalaştırın, tavan fiyat ve taban fiyat arasındaki dengeyi adil kurun. Ülkemiz, gün geçtikçe toprak kaybediyor; böylece, kullanılan girdilerden yeterli verim alınamıyor, istenilen teknoloji kullanılamıyor. Bunun örnekleri dünyada var. Küçük  arazilerden çok büyük verim alıyorlar. Kendiniz yapamıyorsanız gidin, sistemleri öğrenin.

Tarım ürünleri sigorta sistemi gereken düzeyde değil. Devamlı meydana gelen doğal afetlerden çiftçimiz zarar görüyor ve bunu tazmin edemeyip sürekli fakirleşiyor. Arazi koruma ve toprak koruma kanununun bir an önce çıkarılması gerekiyor.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Çukurova'da buğday hasadı başladı ve hızla da devam ediyor; üretici, sabırsızlıkla taban fiyat bekliyor. Geçen yıl, dünya fiyatlarının üzerinde şu kadar verdik diye övünüyordunuz, buğdaya verdiğiniz fiyat 150-160 dolara tekabül ediyordu. Bu yıl da çiftçimiz, 160 dolar karşılığı fiyat bekliyor, fazla bir şey istemiyor, sadece hakkını istiyor; ama, peşin para vermedikten sonra, ne kadar verirseniz verin, yine de çiftçiye faydası yok; çünkü, çiftçimiz borçlu, borcunu karşılamak için elindeki malını yok fiyata tüccara satacak, yine zarar edecek.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, mısır taban fiyatları da hububatla birlikte açıklanıyor. Çukurova üreticisi, ikinci ürün mısır ekmek için fiyatları bekliyor. Şayet, fiyatlar tatminkâr olmazsa ikinci ürünü ekemeyecek. Ne olacak o zaman, mısır açığını kapatmak için, kendi çiftçinize vermediğiniz, dışarıdan el açarak, bin bir taviz karşılığı aldığınız dolarları, yabancı ülkelerin çiftçilerine iki katı olarak vereceksiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim, lütfen tamamlayın Sayın Dağlı.

MEHMET HALİT DAĞLI (Devamla) - Özetle, çiftçinin satın alma gücü, girdiler yönünden çok düşmüş, çiftçimiz üretemez duruma gelmiştir. Çiftçinin maliyet unsurlarını oluşturan tarımsal girdi fiyatlarındaki artışlar, ürünlerin destekleme fiyatları tespit edilirken yeterince dikkate alınmamıştır. Böylece, çiftçi mağdur edilmiş ve fakirleştirilmiştir. Bu fakir çiftçilerimizin gözü, kulağı, sabırsızlıkla Ankara'yı gözlediğini tekrar ifade eder, Yüce Meclise saygılar sunarım. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Dağlı.

Gündemdışı konuşmaya, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Gökalp cevap verecektir.

Buyurun efendim. (MHP ve DSP sıralarından alkışlar)

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Sıvas) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adana Milletvekili Sayın Halit Dağlı'nın çiftçinin sorunları ve hasat mevsiminin de başlaması dolayısıyla hububat alım politikası hakkında gündemdışı yaptığı konuşmaya cevap vermek üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, müsaade ederseniz bu kürsüden, çiftçinin meselelerini, üretimin meselelerini sık sık konuşma fırsatı bulduk; ancak, her gün de konuşsak, bu konunun, önemi nedeniyle yeri vardır diye düşünüyorum; ancak, müsaade ederseniz, tabiî ki söylediklerimi tekrarlama durumundayım. Sayın Dağlı, Sayın Bakan birazdan yine neler tespit edildiğini, nelerin yapılabildiğini, nelerin yapılamadığını burada söyleyecek manasında konuştular. Doğru, o şekilde de, tabiî ki bazı hususlara değineceğim; ama, müsaade ederseniz, özellikle Sayın Dağlı'nın konuşmasının son bölümündeki, haklı olarak değindiği, haklı olarak da tenkit ettiği şu hususları, Yüce Meclisimizin tekrar dikkatine getirmek istiyorum: Bugün, tarımdaki en önemli meselelerimizin başında, Sayın Dağlı'nın da belirttiği gibi, üretici örgütlenmesinin olmaması, yani üreticinin örgütlenmemesi, bir tarım destekleme sisteminin, Avrupa'daki birliğine benzer bir tarzda olmaması, tarım ürünleri sigortası kanununun olmaması, tarım arazilerinin korunması kanununun hâlâ olmaması, toprak kanununun olmaması gibi hususlar. Peki, bu kanunlar elzem, şart; biz de aynı görüşteyiz; ama, Yüce Mecliste uzun süre görev yapanlar, bu değerli milletvekillerimiz, niçin bu kanunları 80'lerde, 90'larda Başbakanlığa dahi sevk etmemişler ve çıkarmamışlar? Biz, bu kanunlar uzun süredir çıkmadı diye kendimizi mazur göstermeye çalışmıyoruz.

Ancak, hemen belirteyim ki, üretici örgütlenmesiyle ilgili kanun taslağı, göreve geldikten sonra, tarafımızdan, tüm sivil örgütlerle de görüşülerek hazırlandı ve Başbakanlığa arz edildi. Bu kanun taslağının bir an önce Meclise sevk edilmesi hususunda da, dünkü Bakanlar Kurulu toplantısında, tekrar, buna öncelik verilmesi gerektiği üzerinde durduk.

Türkiye, tarım kanunu olmayan bir ülke. Göreve geldiğimizde, tarım kanunu diye konuşulan böyle bir kanunun hazırlığı dahi yoktu. Bu kanun taslağı, yine muhalefetteki partilerimizle de görüşülerek hazırlandı. Sayın Dağlı'nın da belirttiği gibi, tarımda yönlendirme ve destekleme kurulunu da içerisine alan kanun taslağı, Başbakanlığa arz edilmiştir. Ben inanıyorum ki, bu kanun taslakları -bu kürsüden birkaç kez söyledim; tekrar söylüyorum- hükümetimizin de yoğun çalışması içerisinde, Meclisimize sevk edilecektir.

Tarım ürünleri sigortası kanunu, yine üzerinde durduğumuz bir kanun. Bu kanunun taslağı tarafımızdan hazırlandı. Görevi nedeniyle, Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanlığın, bu kanun taslağını hükümete getirmesi gerek. Özellikle, tabiî afetlerden dolayı zarara uğrayan çiftçimize ulaşabilmemiz için bu kanun elzem.

Tarım arazilerinin korunması konusunda, tüm milletvekillerimizin, özellikle, güneyden gelen milletvekillerimizin, bu konuda, çok daha hassas olmaları gerekir; ancak, tarım arazilerinin korunmasıyla ilgili hiçbir hazırlığın geçmiş dönemlerde yapılmadığını görüyoruz. Ancak, ben, Sayın Dağlı'ya teşekkür ediyorum, şu anda, kendisi ve grubu da, bu kanunların elzem olduğu noktasında, bizimle aynı görüşe gelmiş bulunuyorlar.

Toprak yasası, niçin, şimdiye kadar bu Meclisin gündemine gelmemiş? Bunları da, müsaade ederseniz, burada, sorma durumundayım. Ancak, şunu belirteyim ki, hiçbir zaman, biz, vebali çiftçiye yüklemiyoruz, çiftçinin  meselesinde, her zaman, onun problemini çözmede, kendisiyle beraber oluyoruz.

Tahıl ürünleri, buğday fiyatları konusunda, şunu, özellikle belirtmek istiyorum: Toprak Mahsulleri Ofisinin son 10-15 yıldır içerisinde bulunduğu sıkıntıyı, burada, bir kaç kez konuştuğumuz için, tekrar gündeme getirmeyeceğim; ancak, geçen yıl uyguladığımız sistemle, hem üreticinin mahsulü alınmıştır hem de piyasa regüle edilmiştir. Üretici açısından, üretici mahsulünü kolaylıkla pazarlamıştır ve ürünlerinin değerinin yarısını 3 üncü günde, yarısını 23 üncü günde almıştır.

MEHMET HALİT DAĞLI (Adana) - Peşin mi Sayın Bakan?..

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla) - Yarısını 3 üncü günde, yarısını 23 üncü günde almıştır; bir aydan çok daha kısa bir zamanda almıştır. Bu seneki hazırladığımız kararnamede de, görüşümüz aynıdır. Muhakkak surette, bu sene de çiftçi, teslim ettiği ürününün parasının yarısını peşin olarak alacaktır, üç gün içerisinde olacaktır, bu, bankaların yaptığı muamele hızıyla ilgilidir; geri kalanı da -bu kararnameden asla Tarım Bakanlığı olarak ödün vermeyeceğiz- bir ay içerisinde alacaktır, bunu kesenkes burada söylüyorum ve Toprak Mahsulleri Ofisi olarak da bir sıkıntımız yoktur. Toprak Mahsulleri Ofisinin, birkaç kez söyledim -yapılan güzellikleri de burada söylemek lazım- 900 trilyon borcu ödenmiştir. Toprak Mahsulleri Ofisi, Haziran 1999'da bankalara yüzde 220 faiz ödüyordu, şu anda bankalara faiz ödemiyoruz; çünkü, bütün borçlarımızı kapattık. 1999 Ekiminde günlük 3 trilyon faiz ödeyen Toprak Mahsulleri Ofisi bugün faiz ödemiyor ve 1999 yılı içerisinde aldığımız 418 trilyonluk ürüne, maalesef, yıllarca gelen bazı hatalardan dolayı 393 trilyon finans ödediğimiz halde, 418 trilyona 393 trilyon lira faiz ödediğimiz halde, geçen sene 370 trilyonluk alım yaptık -Toprak Mahsulleri Ofisinin önünde kuyruklar oluşmadı, özel sektör devreye girdi, özel sektör kendi önünü gördü, un sanayicisi, makarna sanayicisi, yem sanayicisi- 370 trilyona, dikkatinizi çekiyorum çok değerli milletvekilleri, yalnız ve yalnız 10 trilyon faiz ödedik. Bir sene önce 418 trilyonluk ürün aldık 393 trilyon faiz ödedik, göreve geldiğimizin onbeşinci günüydü alıma girdiğimiz, geçen sene 370 trilyona 10 trilyon faiz ödedik.

Bu sene ise yine geçen sene uyguladığımız sistemi muhakkak ki uygulayacağız. Bakanlar Kuruluna kararnameyi onbeş gün önce götürdük, Bakanlar Kurulunda gerekli tartışmalar yapılmıştır. Tahıl üreticisi mağdur edilmeyecektir; çünkü, tahıl stratejik bir üründür. Türkiye'nin bu sene buğday üretimi 18 milyon tondur, Türk Milletinin gıda olarak ihtiyacı 12 milyon ton; geriye kalan 6 milyon tonu da tohumluk olarak kullanıyoruz, yemlik olarak kullanıyoruz. Türkiye, fazla buğday üreten bir ülke değildir. Eğer, Türkiye, buğday üretmez, Türk köylüsü ekim yapmaz ise, o zaman, bizim, bu milletin ihtiyacı olan 12 milyon ton ekmeğin karşılığı buğdayı dışarıdan almamız gerekli ki, hiçbir zaman, Türk Milletini, gelecekte böylesi bir belirsizlikle karşı karşıya bırakmak istemiyoruz. Bu konuda da fikrimiz budur.

Mısıra gelince, Sayın Dağlı da çok iyi bilecekler ki, Adana'da, ilçelerinde ve köylerinde yaptığımız direkt görüşmelerde -bu, bize bir artı işaret olsun diye söylemiyorum- kendisi şahittir, son onbeş yılda, mısır üreticisi, emeğinin karşılığını, geçen sene, diğer senelere nazaran daha fazla almıştır. Bu sene de, mısırın paritesini geçen seneye göre artırıyoruz, mısır üretimini teşvik etmeye çalışıyoruz ve üretilen mısırda, birinci ürün mısırda hiçbir problem yok, ikinci ürün mısırda ise kurutma tesislerimizin sayısını artırıyoruz. Türkiye'nin ihtiyacı olan 3 milyon ton kadar tane mısırı Türkiye'de üretme mecburiyetimiz var, 2 milyon ton tane mısır üretiyoruz, halen dışarıdan 1 milyon tondan fazla mısır alıyoruz, ki, bu mısırı da bizim üretmemiz gerekli.

Hububat fiyatları konusunda şunları söylemek istiyorum; çünkü, değerli çiftçilerimiz, sanayicimiz bizleri izliyorlardır: Ürün fiyatı belirlerken üç kıstası kendimize ölçü alıyoruz; birincisi, tarla maliyetidir. Tarla maliyetinde tüm girdileri -ki, Halit Bey de haklı olarak girdi fiyatlarının yüksekliğinden bahsetti, doğru- hesaba koyuyoruz ve ürün maliyetini çıkarıyoruz. Bu maliyeti burada söylemekte hiçbir sakınca görmüyorum; bu seneki ürün maliyeti, pazardaki ürün maliyeti 158 000 Türk Lirasıdır; yani, üreticinin, tarladan evine taşıdığı buğdayın maliyeti 158 000 liradır.

İkinci kıstasımız ise dünya fiyatlarıdır. IMF'ye verdiğimiz Niyet Mektubu içerisinde -sayın konuşmacı ona da değindiği için arz ediyorum- kalmak kaydıyla... Çünkü, bu ekonomik program bizim programımızdır, biz hükümet olarak bu programın arkasındayız. Bu programı hazırlayan hükümettir, bu ülkeyi ekonomik krizden çıkaracak olan da bu hükümettir; köylüsüyle, işçisiyle, esnafıyla Meclisiyle bu, hükümetin programıdır; hiç kimsenin bize dikte ettirdiği bir program değildir.

METİN MUSAOĞLU (Mardin) - Yapma yahu, nasıl imza attınız?!

MEHMET HALİT DAĞLI (Adana) - Siz de inanmıyorsunuz ama, neyse!..

METİN MUSAOĞLU (Mardin) - Fiyat, fiyat?..

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla) - Buğdayın bir hafta önceki fiyatı -ton olarak- Kansas'ta 115 dolardır, son bir haftadır buğday fiyatları 119 dolara çıktı. Niyet Mektubu içerisinde verdiğimiz fiyatlara baktığımız zaman, Türkiye'ye maliyetini hesap ediyoruz; gümrüksüz maliyetini hesap ediyoruz, gümrüklü maliyetini hesap ediyoruz ve bu çerçeve içerisinde de Türk çiftçisinin ürettiği buğdayın fiyatını belirliyoruz. Geçen sene buğdaya verilen fiyat 165 dolardır; tabiî ki bu, normal ekmeklik buğdayın fiyatıdır, paritelere göre diğer ürünlerin fiyatları da belirlenecektir.

MEHMET HALİT DAĞLI (Adana) - Ne zaman açıklıyorsunuz Sayın Bakan?

METİN MUSAOĞLU (Mardin) - Bu sene ne olacak, fiyat ne kadar, millet niye Ofise gidiyor?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla) - Buğday fiyatları Bakanlar Kurulumuzda tartışılmıştır, yakında imzası tamamlanacaktır; ancak, şu anda hasat başladığı için, biz, özellikle Toprak Mahsulleri Ofisi olarak, hasat edilen ve Toprak Mahsulleri Ofisine gelen buğdayı emanet sistemiyle alacağız ve kararname yayımlandıktan sonra da bedeli köylüye ödenecektir.

Ben, tekrar, sayın milletvekilimize, bu konuyu, burada dile getirdiği için teşekkür ediyorum; ancak, şunu da özellikle belirtmek istiyorum ki, çiftçilerin girdilerinin pahalılığı konusunda hükümetimize taşıdığımız proje, kullanılan girdilerin fiyatının düşürülmesi konusundadır.

Şunu da burada belirtmekte yarar var ki, eğer, tarımda her şey güzel olsaydı, tarımda sistem oturmuş olsaydı, köylünün tarlası zamanında sulansaydı, suya kavuşturulsaydı, tohumu ıslah edilseydi, çiftçimiz, birbuçuk iki sene içerisinde bu kadar sıkıntıyla karşı karşıya kalmazdı. Ancak, bu meselelerin takipçisi olduğumuzu çiftçilerimiz biliyorlar ve tekrar, bu hasat döneminin, çiftçilerimize, tüm üreticilerimize, milletimize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.

Taban fiyatı da muhakkak ki, yakında açıklanacak. Ancak, taban fiyat açıklanması konusunda söylediğim tarihleri, kayıtlara da geçmesi açısından, tekrar hatırlatıyorum; taban fiyatları, genelde, 1990'dan 2000 yılı arasındaki döneme baktığımız zaman, haziran ayı içerisinde, haziran ayının sonunda, hatta - yine, herhangi bir kişiyi muhatap alarak söylemiyorum, ama- 1995 yılında, ağustosun 31'inde açıklandı; 1995 yılında sekizinci ayın 31'inde açıklandı.

MEHMET HALİT DAĞLI (Adana) - O zaman, hasat geç kalmıştır.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla) - Ama, biz, mayıs ayı içerisinde, muhakkak ki, bu kararnamenin çıkmasını istiyoruz.

Hepinize, tekrar saygılarımı arz ediyorum. (MHP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

B) ÇEŞİTLİ İŞLER

1. – Genel Kurulu ziyaret eden Türkiye-Makedonya Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Naser Ziberi ve beraberindeki heyete Başkanlıkça "Hoş geldiniz" denilmesi

ÊBAŞKAN - Sayın milletvekilleri, ülkemizde konuk olarak bulunan Türkiye-Makedonya Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Sayın Naser Ziberi ve beraberindeki üyeler, şu anda, Meclisimizi onurlandırmışlardır. (Alkışlar)

Kendilerine, Yüce Heyetiniz adına da hoşgeldiniz diyorum efendim.

Gündemdışı üçüncü söz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin sosyoekonomik durumu hakkında söz isteyen, Diyarbakır Milletvekili Sayın Abdulbaki Erdoğmuş'a aittir.

Buyurun. (ANAP sıralarından alkışlar)

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR (Devam)

3. – Diyarbakır Milletvekili Abdulbaki Erdoğmuş'un, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin sosyoekonomik durumuna ilişkin gündemdışı konuşması

 ABDULBAKİ ERDOĞMUŞ (Diyarbakır) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizin sosyoekonomik durumuna dikkatlerinizi çekmek için gündemdışı söz almış bulunuyorum.

Bilindiği gibi, ülkemizin siyasal, toplumsal ve ekonomik sorunları dağ gibi büyümüş, son onbeş yıldır belki de cumhuriyet tarihinin en ağır bunalımı yaşanmaktadır. Ülkenin her tarafında giderek yaygınlaşan işsizlik, yoksulluk, doğu ve güneydoğu insanının âdeta yaşam tarzı haline gelmiştir. Buna, çok yönlü terör, şiddet ve insan hakları ihlalleri de eklenince, yaşam koşullarının zorluğu daha iyi anlaşılacaktır.

Tarım alanında çiftçimizin bilinen sıkıntısı, esnafın dayanılmaz çaresizliği, özel sektörün yatırım için kredi ve teşviklerde karşılaştığı anlaşılmaz zorluklar yanında, kırsal alanlarda -çok azı hariç- mera ve otlakların hayvancılık için kullanıma açılamaması ve bazı yörelerin güvenlik gerekçesiyle yasak bölge sayılması, yaşanan sıkıntıların boyutunu göstermeye yeterlidir.

Hükümetin kararlılıkla arkasında durduğu yeni ekonomik program ve yapısal değişiklik, genelde toplumda yeniden bir umut yaratırken, bazı temel sorunların çözümünün sürekli ertelenmesi de ciddî bir kaygı ve endişeye neden olmaktadır.

Şüphesiz, bu kısır döngü ve yaşanan ekonomik krize rağmen, ivedilikle çözüm bekleyen sorunların başında güneydoğu sorunu gelmektedir. Bu sorunun önceliği, ülkede yaşanan birçok sorunun ve özellikle demokratikleşme sorununun çözümünün güneydoğu sorununa endekslenmiş olmasıdır. Hangi gerekçeyle olursa olsun, bu sorunun çözümsüz bırakılması, yalnızca içeride değil aynı zamanda dışarıda da büyük yaralar açmakta ve ülke açısından kabul edilemez olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Bu sorunla bağlantılı olarak, Türkiye, dışarıda, insan haklarını sistematik bir biçimde çiğneyen ve kendi vatandaşlarını baskı altında tutan bir ülke olarak değerlendirilmektedir. Bu bağlamda, Türkiye, çağdaş dünyayı yönlendiren tüm uluslararası kuruluşlar, insan hakları örgütleri, parlamentolar ve hükümetler nezdinde sürekli olarak kınanmaktadır. Sorunun dışarıda yaşanan boyutu bununla da kalmıyor, Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından, kendi vatandaşlarına tazminat ödemeye mahkûm edilen bir ülke konumuna düşürülmektedir.

Kısacası, ülkemiz, yaşadığı güneydoğu sorunu nedeniyle, uluslararası camiadan dışlanma tehlikesiyle hep karşı karşıya kalmıştır.

Sayın milletvekilleri, resmî kaynaklara göre, güneydoğu sorununun toplam maliyeti takriben 100 milyar dolar, 30 000 ölü -bunun yaklaşık 10 000'ini asker şehidimiz oluşturmakta- 10 000'lerce yaralı, bu kadar da tutuklu ve mahkûm; binlerce köy ve mezra yakılmış yıkılmış, milyonlarca vatandaşımız yerinden yurdundan göçmüş, milyonlarcası yoksulluk ve sefalet pençesinde sıkışmış; ayrıca, büyük şehirlerde oluşan gettoların ekonomik, sosyal ve güvenlik yükünü de dikkate alırsak, sonuç tam bir felaket ve enkaz olarak ancak tanımlanabilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim, açıyorum mikrofonunuzu; lütfen tamamlayın.

ABDULBAKİ ERDOĞMUŞ (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

Bilinmelidir ki, milletçe ve devlet olarak bu kadar ağır bedel ödememize rağmen, sorunun temel nedenlerine ve kaynağına hiç eğilmeden, hatta, yetkililerin bu konudaki beyanlarını ve taahhütlerini âdeta unutarak, hiçbir şey olmamış gibi ilgisiz kalarak, sorunun çözümünü çözümsüzlükte görmek, ülkemizin aydınlık geleceği için bir tehdit ve tehlike olduğu kadar, yönetim ve siyaset ciddiyetiyle de asla bağdaştırılamaz. Kaldı ki, harcanan bu kadar kaynağa ve akıtılan bunca kan ve gözyaşına rağmen bu soruna duyarsız ve ilgisiz kalmak, en azından, acılı anaların, dul eşlerin, yetim ve öksüz kalan çocukların feryat ve çığlıklarını unuttuğumuz anlamına gelmeyecek mi?!

Herkes çok iyi bilmelidir ki, ekonomik kriz başta olmak üzere yaşadığımız ve yaşayacağımız krizlerin tümü, değil bu sorunu ortadan kaldırmak, tam aksine, bu sorunun nedeni olarak karşımıza çıkmaya devam edecektir. Hiç kuşkusuz, bu sorunu çözmeden, Türkiye'nin istikrara kavuşması, huzur ve refahı yakalaması asla mümkün değildir. Bunun için, bütüncül, tutarlı ve akılcı bir temele dayalı nitelikli bir plan ve stratejinin bir an önce tespit edilip, demokratik açılımlarla birlikte, IMF ve Dünya Bankasından temin edilen kredilerden yeteri kadar bir kaynağın, koordineli bir biçimde seferber edilerek bu sorunun çözümüne yöneltilmesi gerekmektedir. Böyle bir planın vakit geçirilmeden hazırlanıp uygulamaya sokulması, ülkemiz ve geleceğimiz açısından yaşamsal bir öneme sahiptir.

Yüce Meclisin ve hükümetimizin bu konuya daha fazla duyarlı olmasını bekliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Erdoğmuş.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz efendim.

Kâtip üyenin, sunuşlarını oturarak yapması hususunu değerli oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bir Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum :

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. – İstanbul Milletvekili İ. Sühan Özkan ve 47 arkadaşının, bazı kişilerin telefonlarının yasadışı yollarla dinlenildiği iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/199)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Demokrasinin, hukukun üstünlüğünün, insan hak ve özgürlüğünün tartışmasız en üstün değer olarak kabul edildiği günümüzde ülkemizde yaşanan; demokrasi, hukukun üstünlüğü ve özellikle vazgeçilmez, devredilmez, insan haysiyet ve onurunu koruyan Anayasanın 22 nci maddesinde ifadesini bulan haberleşme hürriyetinin ve 4422 sayılı Yasanın telefon dinlenmesine ilişkin hükümlerinin ihlaline yönelik uygulamaların hangi boyutlara ulaşabildiğini üzüntüyle basın ve yayın organlarında izlemekteyiz.

Uygulayıcıların keyfî davranışları sonucu hukukdışı yollarla vatandaşların, bürokratların, dokunulmazlığı söz konusu olan siyasîlerin, hatta Cumhurbaşkanının telefonlarının dinlendiği anlaşılmıştır. 4422 sayılı Yasanın uygulanışı, hukukdışı keyfî davranışlara ilişkin sonuçlarının tespiti ile çözüm yollarının araştırılması için, Anayasanın 98 ve Meclis İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

Saygılarımızla.

1. Sühan Özkan

(İstanbul)

2. Ahmet Mesut Yılmaz

(Rize)

3. Mustafa Rüştü Taşar

(Gaziantep)

4. Işın Çelebi

(İzmir)

5. Beyhan Aslan

(Denizli)

6. Abdulbaki Erdoğmuş

(Diyarbakır)

7. İbrahim Yaşar Dedelek

(Eskişehir)

8. Erkan Kemaloğlu

(Muş)

9. Cengiz Aydoğan

(Antalya)

10. Zeki Çakan

(Bartın)

11. Hasan Özyer

(Muğla)

12. A. Ahat Andican

(İstanbul)

13. Mehmet Salih Yıldırım

(Şırnak)

14. Ataullah Hamidi

(Batman)

15. Ali Doğan

(Kahramanmaraş)

16. Mehmet Fuat Fırat

(İstanbul)

17. Sebgetullah Seydaoğlu

(Diyarbakır)

18. Yaşar Topçu

(Sinop)

19. Suha Tanık

(İzmir)

20. Evren Bulut

(Edirne)

21. Levent Mıstıkoğlu

(Hatay)

22. Burhan Kara

(Giresun)

23. Eyüp Aşık

(Trabzon)

24. Turhan Tayan

(Bursa)

25. Aydın A. Ayaydın

(İstanbul)

26. Ali Er

(İçel)

27. Halil İbrahim Özsoy

(Afyon)

28. Sefer Ekşi

(Kocaeli)

29. Mehmet Güneş

(Şanlıurfa)

30. Rifat Serdaroğlu

(İzmir)

31. Hakkı Oğuz Aykut

(Hatay)

32. Mecit Piruzbeyoğlu

(Hakkâri)

33. Nihat Gökbulut

(Kırıkkale)

34. Birkan Erdal

(Ankara)

35. Miraç Akdoğan

(Malatya)

36. Veysel Atasoy

(Zonguldak)

37. Ali Güner

(Iğdır)

38. Ali Kemal Başaran

(Trabzon)

39. Burhan İsen

(Batman)

40. Mustafa Cumhur Ersümer

(Çanakkale)

41. Cemal Özbilen

(Kırklareli)

42. Mehmet Ali Bilici

(Adana)

43. Sefer Koçak

(Ordu)

44. Enis Sülün

(Tekirdağ)

45. Seyyit Haşım Haşimi

(Diyarbakır)

46. Nurettin Dilek

(Diyarbakır)

47. Ahmet Kabil

(Rize)

48. Bülent Akarcalı

(İstanbul)

Gerekçe:

Telefon dinlenmesi, gerek hukukun temel prensipleri açısından gerekse yasalarımız açısından çok önemli ve hassas bir konudur. "Özel hayatın gizliliği ve korunmasını" düzenleyen Anayasamızın 20 ve "haberleşme hürriyetini" düzenleyen 22 nci maddeleriyle yasal güvence altına alınan bu temel hak ve özgürlükler, ancak yasalar çerçevesinde, hukukun öngördüğü kurallar ile sınırlandırılabilir.

Hukuk devleti demek, yurttaşların temel haklarına saygı gösteren, her şart ve koşulda onların temel haklarının özüne dokunmamayı amaçlayan devlet demektir. Hukuk devleti demek, yürütme gücünü kullananların, idarenin, kendini hukukla bağlı sayarak hareket etme bilincinde olması demektir.

Demokrasiyle yönetilen ileri çağdaş ülkelerde bile güvenlik güçlerine kamu düzenini sağlamak, terörle mücadele edebilmek amacıyla telefon dinlemek, teknik takip yapmak yetkisi tanınmıştır; ancak, bunu yapan görevlilerin hiçbir zaman hukuk kurallarıyla bağlı olduklarını unutmamaları, böylesine hassas bir konuda keyfîliğe yer vermemeleri gerekmektedir.

Ülkemizde uzun zamandan beri gizli telefon dinlenmesi yapıldığı bilinmektedir. Zaman zaman basın organlarında yer alan bu iddialar çeşitli tartışmalara neden olmuş, başbakanlar, siyasî parti liderleri, genelkurmay başkanlarının telefonlarının dinlendiği belgelerle ortaya konmuştur.

30 Temmuz 1999 tarih ve 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu yürürlüğe girmeden önce telefon dinlenmesine ilişkin hususlar Türk Ceza Kanununun 195 inci maddesinin son fıkrasında düzenlenmiş, burada da ancak telefon konuşmalarının gizlilik kurallarını bozarak bir zarar oluşturacak şekilde açıklanması halinde cezalandırılma hükmü getirilmiştir.

4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu birtakım yeni düzenlemeler getirmiş olmakla beraber, uygulamadan doğan bu keyfîliklerin önüne geçilememiştir.

Dinlemenin tamamen yasalar çerçevesi içerisinde gizli olması gerekirken, son günlerde ortaya çıkan bazı olaylar ve basın yayın organlarında yer alan iddialar, dinleme olaylarının yasal zeminden çıktığını ve çok farklı boyutlara ulaştığını gözler önüne sermektedir. Kamuoyunda sade vatandaşları bile rahatsız edecek boyutlara varan bu durum, devlete olan güvenin sarsılmasına, hukuk devleti imajının zedelenmesine neden olmaktadır.

Mahkemelerin polise telefonları dinleme yetkisi veren kararlarının, İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatınca nasıl uygulandığının, kararlara ve maksada uygun davranılıp davranılmadığının, nerede, ne zaman, hangi ve kimlere ait telefonları nasıl ve ne süre dinlendiğinin ve dinlenmekte olduğunun, elde edilen bilgilerin ve düzenlenen raporların nerede, hangi amaçla ve ne şekilde kullanıldığının, bir suiistimal olup olmadığının tespiti ve bu konudaki tüm iddiaların araştırılması ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin doğru bilgilendirilmesi amacıyla, Anayasamızın 98 inci ve İçtüzüğümüzün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

Saygılarımızla.

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemde yerine alacak ve Meclis araştırması açılıp açılma-ması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Demokratik Sol Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve Anavatan Partisi Gruplarının, İçtüzüğümüzün 19 uncu maddesine göre verilmiş müşterek önerileri vardır; önce, tümünü okutup işleme alacağım; sonra, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

IV. – ÖNERİLER

A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1. – Genel Kurulun çalışma gün ve saatleriyle gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine  ilişkin DSP, MHP ve ANAP Gruplarının müşterek önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 22 Mayıs 2001 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, gruplarımızın ekteki müşterek önerilerinin, Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

 

Emrehan Halıcı

Mehmet Şandır

İ. Yaşar Dedelek

 

 

 

DSP Grubu Başkanvekili

MHP Grubu Başkanvekili

ANAP Grubu Başkanvekili

 

 

Öneriler :

1- 22 Mayıs 2001 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan 682 sıra sayılı kanun tasarısının 48 saat geçmeden gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 9 uncu sırasına alınması önerilmiştir.

2- Genel Kurulun 22 Mayıs 2001 Salı günü 15.00-20.00, 23 Mayıs 2001 Çarşamba ve 24 Mayıs 2001 Perşembe günleri 14.00-20.00 saatleri arasında çalışması; 23 Mayıs 2001 Çarşamba günü sözlü soruların görüşülmemesi, 22 Mayıs 2001 Salı günü (9/3) esas numaralı Meclis soruşturması önergesinin görüşmelerinin tamamlanmasından sonra sözlü sorular ile diğer denetim konula-rının görüşülmeyerek kanun tasarı ve tekliflerinin görüşmesi ve gündemin 9 uncu sırasına, 24 Mayıs 2001 Perşembe günü de 10 uncu sırasına kadar olan tasarı ve tekliflerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin aleyhinde olmak üzere, Sayın Arınç; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

BÜLENT ARINÇ (Manisa) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyor, çalışmalarımızın hayırlı olmasını diliyorum.

Biraz evvel okunan, hükümet ortağı partilerin önerisini hep beraber dinledik. Bu önerinin özeti şudur: Bugün dağıtılmış bulunan 682 sayılı RTÜK'le ilgili kanun tasarısı yarından itibaren görüşülmeye başlanacaktır, Perşembe günü, bitinceye kadar görüşmeler devam edecektir. Şüphesiz, bugün yapacağımız, Meclis soruşturmasını görüşmekti -geçtiğimiz hafta, Danışma Kurulu önerisi oylandı ve kabul edildi- bunun arkasından da cezaevleri izleme kurullarıyla ilgili bir kanun tasarısı görüşülecek ve görüşmeler, bu kanun tasarısı bitinceye kadar devam edecek.

Değerli arkadaşlarım, buna, karşı çıktık; karşı çıkmamızın gerekçeleri de şunlardır dikkatlerinize arz ediyorum: Bir defa, RTÜK tasarısı, geçtiğimiz perşembe günü Anayasa Komisyonuna geldi, süratle geçti, bugün dağıtıldı, yarından itibaren degörüşülmesi düşünülüyor. Neden RTÜK geldi ve aceleyle geçirilmek isteniyor? Bu tasarının yabancısı değiliz. Geçtiğimiz dönemlerde de geldi, Anayasa Komisyonunda büyük tartışmalara yol açtı, arkadaşlarımız fikirlerini ifade ettiler; RTÜK'ü özerk olmaktan çıkaracağı ve birtakım medya patronlarının çok yakından ilgilendikleri birtakım kamu ihalelerine serbestçe girebilmesi ve medyanın, özellikle görsel medyadaki üstünlüklerinin bir yasal kılıf içerisine sokulmak istenildiği şeklinde pek çok itirazlar geldi. Komisyonlarda bunlar ciddî olarak takip edildi ve bugüne kadar da Genel Kurula getirilip görüşülmedi. Şimdi, çok zamansız; ama, aynı şekilde de ilginç bir şekilde Genel Kurulun önüne geliyor; bunu, dikkatlerinize sunuyorum.

Meclisimizin bir süreden beri çalıştığı kanun tasarıları, hepinizin bildiği gibi Türkiye'nin içerisine düştüğü krizden çıkabilmesi için öngörülen ve acil olduğu düşünülen, acil yasalardır. Bunların 15 tane olduğu söylenildi, 9 veya 10 tanesi de Genel Kuruldan geçti. RTÜK, bunların içerisinde yok; hiçbir zaman da konuşulmadı ve söylenilmedi. Yani, özetlemek gerekirse, Türkiye'nin içerisine düştüğü krizde RTÜK Kanununun çok büyük payı olduğunu söyleyemeyiz. Yine, bu krizden çıkması için, bu kanunun acele değiştirilmesi gerektiğini söyleyene de ben rastlamadım; dolayısıyla, bu bakımdan da acil değil.

Değerli arkadaşlarım, Meclisimizin bir süreden beri takip ettiği çalışma tarzına da dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Geçtiğimiz haftalarda, üzerinde en çok yoğunlaştığımız konu, Telekom ve Bankalar Kanunlarıydı. Bunlar o kadar önemli sayıldı ki, sadece Türkiye'deki hükümet yetkililerinin verdiği sözler bile yeterli olmadı, bizzat, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Bush'un, Sayın Ecevit'in iftiharla kamuoyuna açıkladığı mektubunda da çıkarılması, bizden, âdeta ısrarla istendi. "Emredildi" demek onuruma yakışmadığı için, bu kelimeyi kullanmıyorum; ama, 15 Mayısa kadar; yani, IMF'nin, Türkiye'ye yardım konusunu görüşeceği tarihe kadar, Telekom ve Bankalar Kanunlarının mutlaka çıkarılması, hükümet tarafından kabul edildiği için, Danışma Kurulu önerisinde cumartesi, hatta pazartesi dahi Meclisin çalışabileceği kabul edildi.

Değerli arkadaşlarım, Bankalar Kanunu, bildiğiniz gibi geçirildi. Telekom üzerinde büyük tartışmalar vardı, o tartışmalar da bir ölçüde son buldu; Ulaştırma Bakanının ve diğer bazı yetkililerin, gerçekten de doğru olan bazı itirazları da şu veya bu şekilde giderildi, Telekom Kanunu da cumartesi günü çıkarıldı.

Şimdi, Meclis, normal çalışmasına devam ediyorsa ve biz de bu kanunları ısrar üzerine çıkarmamışsak; yani, yasama yetkisini kendi irademizle burada kullanıyorsak, Meclisin, normal çalışma temposuna devam etmesi lazımdı. Halbuki, pazartesi günü Meclis açıldı ve arkasından kapandı; çünkü, hiç kimse ne konuşulacağını bilmiyordu. Salı, çarşamba, perşembe günleri de Adalet Bakanlığından sevk edilen, infaz ve cezaevleriyle ilgili kanun tasarılarını görüşmeye başladık; ama, hiçbirisinde de saat 20.00'yi bulamadık. Ne zaman yoklama istediysek, kaş göz işaretleriyle "aman" denildi ve sonunda, en fazla saat 19.00 civarında, Meclis, çalışmasını bitirdi.

Şunu söylemek istiyorum değerli arkadaşlarım: Telekom Kanunu gibi, Bankalar Kanunu gibi, kanunlar çok önemli, ondan ötesi bizi ilgilendirmiyor. Madem, 15 Mayısta da, IMF icra direktörleri toplantısında, o çok özlediğimiz paranın bir miktarının geleceği de söylendi; eh, bundan sonra tatile hakkımız var, zaten, önümüze bir servis de yapılmadı, ne konuşacağımızı da bilmiyoruz!..

Şimdi, bakınız, bunu yaşıyoruz burada. karar yetersayısı istenmesin, toplantı yetersayısı istenmesin diye, birbirimizden rica edeceğimize, mademki, Meclisimiz, gündemindeki kanun tasarı ve tekliflerini görüşecektir ve bunda kararlıdır, hiçbir şekilde, Telekomu diğerlerinden ayırt etmeksizin, Bankalar Kanununu diğerlerinden üstün saymaksızın, görüşmelerine devam etmesi gerekir. Bu, işin bir yönü. Bu hafta da, RTÜK haftasıdır; çarşamba, perşembe RTÜK'ü bitirdik mi, sen sağ, ben selamet; çünkü, servis yok daha önümüzde, ne geleceği de belli değil!..

Değerli arkadaşlarım, bir gün, bunları yazacak ve okuyacak insanlar bulunur; ama, yüzümüz, zaman zaman kızardığı için, kendi kendimizi eleştirirken, haklılık payı gördüğümüz noktalarda, bu yanlışları tekrarlamamak, bizim üzerimize düşen bir borçtur.

Bakın, değerli arkadaşlarım, bu kanunlar acildir, "Derviş yasaları" diyenlere katılmıyorum; bunun tutanaklara bile geçmesini istemiyorum; ama, böyle yazıldığı için, bir kez daha söylemek mecburiyetindeyim. Türkiye Büyük Millet Meclisi, sadece bunları görüşecek ve sadece bunlarla gündemini dolduracaksa, o zaman, Meclis, Anayasadan gelen yetkisini kullanmıyor demektir. Anayasanın 7 nci maddesine göre -hepinizin bildiği gibi- Türkiye Büyük Millet Meclisi, yasama faaliyetini Türk Milleti adına yapar ve bu yetki, hiçbir şekilde devredilemez. Hal böyle ise, Anayasayı ciddiye alıyorsak "Anayasayı delmekle, çiğnemekle hiçbir şey kaybedilmez" demeyip; aksine, Anayasanın, Türkiye'de bütün kurum ve kişileri bağlayıcı bir ana yasa olduğunu biliyorsak, yaptığımız işin buna ne kadar uyduğuna, bir kez daha ciddiyetle bakalım.

Değerli arkadaşlarım, IMF mektup yazacak, şu şu şu kanunları çıkaracaksınız diyecekler; Hazineden sorumlu Devlet Bakanının niyet mektubu bile yeterli sayılmayacak; aynı zamanda, 3 tane liderden de taahhütname alınacak... Bütün bunların Anayasa içerisine nasıl sokulabileceğini, vaktimiz çok, herhalde, düşüneceksiniz. Yani, IMF'nin mektuplarıyla ve bir zamanlar, Suharto'nun başında bekleyip imza attıran Camdessus gibilerin, ayrıca liderlerden de taahhütname almak isteğiyle eğer yüzümüz kızarmıyor ve önümüze biraz bakmıyorsak, siz, benim bu sözlerimi konuşmamış kabul edin.

Arkasından, bu bile yeterli olmuyor; Başkan Bush mektup yazıyor; Telekomu çıkaracaksınız, şunu şöyle yapacaksınız... Hatta, İstanbul'da bir otel basan kişileri de şu şekilde yargılayacaksınız diye, sadece yasamaya değil, yargıya bile müdahale ediyor. Biz de, böyle bir mektup geldi diye, Sayın Başbakanın ağzından sevinç çığlıkları atıyoruz!..

Değerli arkadaşlarım, Bush'un mektubuyla, Telekom bir şekilde hallediliyorsa, Bankalar Kanunu bir şekilde çıkıyorsa, bundan, hepimizin gerçekten hicap duyması gerekir.

Şimdi, onlar IMF'nin mektubu, Başkan Bush'un mektubu; ya şu beyefendinin konuşmasına ne buyrulur?! Türkiye'de, işadamlarından birisi, zaman zaman söylenen; ama, zaman zaman da üzeri örtülmek istenen bir şey söylüyor; Rahmi Koç "IMF, çıkmayan yasalar için Derviş'i yolladı, şimdi çatır çatır çıkıyor" diyor.

Değerli arkadaşlarım, bakın, bu mesajın içerisinde şunlar var; bunları hepiniz biliyorsunuz: IMF dedi ki, bu, bu yasalar çıkacak; Derviş, memur kılındı ve çatır çatır çıkıyor; çünkü, arkasında para var. Şimdi, IMF emrettiği için, Derviş de bu vasıtayla gönderildiği için, siz de çatır çatır bu kanunları çıkarıyorsanız, nerede egemenlik, nerede yasama yetkisinin Mecliste olduğu?! (FP ve DYP sıralarından alkışlar) Gerçek Milliyetçilik, gerçek vatanseverlik ve yurtseverlik, buna karşı haykırmaktır, karşı çıkmaktır, böyle utanç verici bir olayı telin etmektir ve Meclisin kendi yetkisine, alabildiğine sahip çıkmasıdır.

Şimdi, Telekom ve Bankalar Yasaları çıktı, serviste başka bir şey yok; ama, acilen, önümüze RTÜK'le ilgili tasarı geldi. Acaba, bunun sebebi nedir? Şüphesiz, bunun IMF'yle veya Başkan Bush'la bir ilgisi, şu ana kadar ortaya çıkmadı; ama, başka bir ilgisi var; zaman içerisinde gelip, zaman zaman geri giden bu tasarının, bugünlerde ve acilen konuşulmasının bence bir tek sebebi olmalı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Arınç, açıyorum efendim mikrofonunuzu; lütfen tamamlayın.

Buyurun efendim.

BÜLENT ARINÇ (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Görüyorsunuz ki, birkısım medyanın patronları ya cezaevinde ya gözaltında. Suçları, bankalar hortumlamışlar veya bankalardan aldıkları kredileri geri ödememişler; isimleri şu şu şu veya bu... Ama, birkısım siyasetçiler de, yolsuzluk ve çıkar ilişkileri sebebiyle zor durumda, haklarında iddialar var, isnatlar var, açılan açılamayan davalar var. Acaba, şöyle düşünebilir miyiz: Birkısım medya patronlarının sıkışmasıyla, birkısım siyasetçilerin bugünlerde sıkışması arasında bir çıkar ilişkisi var mıdır? (FP sıralarından alkışlar) Bu çıkar ilişkisi sebebiyle, hükümetimizin de ayakta kalıvermesi için, düşmemek için, birbirlerine biraz daha fazla yaslanabilmek için, RTÜK'le ilgili tasarıyı bugünlerde çıkarmak istemelerinin bir anlamı var mıdır? İsterseniz, bunu yarın görüşmeyelim; ama, yarın bunu görüşürseniz, herhalde, ortaya konulacak çok şey olur ve hükümete mensup partilerle, onların değerli milletvekillerini üzecek, hayretten hayrete düşürecek pek çok şey konuşulabilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT ARINÇ (Devamla) - Hepimiz, vatanseverlik noktasında hiçbirimizden arkada değiliz. Geliniz, çok zamansız ve çok şaibeli bir şekilde önümüze getirilen RTÜK Tasarısını protesto edelim ve Mecliste bunu görüşmeyelim.

Saygılar sunuyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Arınç.

Öneri üzerinde, Sayın Gönül konuşacaklardır.

Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. İktidar partileri tarafından getirilmiş olan öneri üzerindeki görüşlerimi Muhterem Heyetinize arz edeceğim. Sözlerime başlamadan önce, biraz evvel hayretler içinde kaldığımız, büyük bir ibretle dinlediğimiz ve izlediğimiz bir konuya değinmek istiyorum. Parlamento hayatımızda bunun bir benzeri olduğu kanısında değilim; onun için, hayretler içinde izledik ve dinledik diyorum.

Telefon Dinleme Yasası bu Mecliste görüşülürken, biz, Doğru Yol Partisi olarak, bu yasaya "hayır" dedik; haberleşme özgürlüğüne indirilen bir darbedir dedik ve elimizden geldiğince, sizleri, yani, iktidar partilerine mensup milletvekili arkadaşlarımızı ve hükümeti uyarmaya çalıştık.

Biraz evvel, bu yasanın uygulanmasıyla ilgili veya uygulanmasından doğan mahzurları, sıkıntıları ortaya koyan bir araştırma önergesi okundu. Eğer siz iktidarsanız, uygulamadan doğan bu sıkıntıyı, araştırma önergesiyle buraya getiriyorsanız, eminim ki, ne yaptığınızı bilmiyorsunuz.

BEYHAN ASLAN (Denizli) - Uygulayıcı olan hâkimler, savcılar öyle istiyor.

ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Biz, onunla ilgili, sizi, zamanında uyardık, zamanında söyledik. Eğer, sizin içinizde, bundan dolayı birtakım problemler varsa, uygulamadan doğan problemleriniz varsa, buraya, Genel Kurula getirmeniz yanlıştır; onu vurgulamak istiyorum.

BEYHAN ASLAN (Denizli) - Problem yok...

ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Bir çekişmeniz varsa, bir yarışınız varsa, birtakım meseleleriniz varsa, Genel Kurulu bununla meşgul etmeye hakkınız yok.

BEYHAN ASLAN (Denizli) - Alakası yok...

ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Bu kanunu uygulayacak olan sizsiniz. O bakanlık da sizindir. Eğer, uygulamadan dolayı bir sıkıntıya sebebiyet verilmişse, bunun vebali de sizindir; öncelikle bunu söylemek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, biz, çalışma saatlerinin uzatılmasından hiç sıkıntı duymuyoruz. Gündeme getirdiğiniz kanun tasarılarının görüşülmesinde de, fikirlerimizi, düşüncelerimizi çok net ve çok açık olarak, hem Yüce Heyetinize, hem de bu mikrofon sayesinde, milletimize arz ediyoruz: Bugün, yine, çalışma saatini 14.00-20.00 olarak öneriyorsunuz; çarşamba günü için aynı, perşembe günü de, ele alınacak olan RTÜK Kanun Tasarısı bitinceye kadar görüşmelerin devamı yolunda talebiniz var.

Öncelikle RTÜK Kanun Tasarısı üzerindeki görüşlerimizi Muhterem Heyetinize arz ederiz; ama, bunun bu kadar acele getirilmesine karşıyız. Muhalefet milletvekilleri olsun, İktidar Partisi milletvekilleri olsun, daha bugün basılıp dağıtılmış olan bu yasa tasarısı üzerinde, hangi milletvekili arkadaşımızın bir araştırma, bir inceleme, bir görüş belirleme, tespit etme imkânı olabiliyor?! Bu kadar acele etmenin bir manası yok. Bu hafta çıkmazsa gelecek hafta çıkar; ama, olumlu olumsuz yönlerini, taraflarını ortaya koymak, irdelemek, incelemek suretiyle, dört başı mamur olarak, muhalefet partileri milletvekillerinin de olumlu katkılarını sağlamak suretiyle bu yasa çıkarılabilir. Ancak, bu tasarıyı, yangından mal kaçırırcasına alelacele getiriyorsunuz.

Tabiî ki, sizler görüş bildirmiyorsunuz değerli iktidar partisi milletvekilleri. Bu kürsüye çıkıp, bu konudaki düşüncelerinizi, görüşlerinizi ifade etmeye gerek bile görmüyorsunuz. Siz gerek görmeyebilirsiniz; ama, biz muhalefet olarak, muhalefet milletvekilleri olarak buna gerek görüyoruz ve millî bir görev kabul ediyoruz. Muhalefet milletvekillerine, o fırsatı vermemekte de ısrarlı davranıyorsunuz. Gün ola harman ola; günü gelip, bir gün aynı sıkıntıya düştüğünüz zaman, bu kürsüden, feryat edercesine söylenen bu sözlerin değerini, anlamını çok daha iyi bileceksiniz.

Sayın milletvekilleri, özellikle iktidar partisi gruplarına mensup milletvekili arkadaşlarıma seslenmek istiyorum: Bakınız, geçen dönem, yüzbinlerce memurumuzu ilgilendiren Kamu Görevlileri Sendikaları Kanun Tasarısının 24 üncü maddesine kadar görüşmelerini yapmıştık. Bugünlerde, yine, memur sendikaları, grup başkanvekilliklerimizi ziyaret etmekteler ve özellikle bu konudaki kanun tasarısının, Kamu Görevlileri Sendikaları Kanun Tasarısının bir an evvel Genel Kurulda ele alınıp yasalaşmasını beklemektedirler.

Şimdi, memurlarımızın, bu, hakkı değil mi; hakkı. Sendikalaşmak ve birtakım yetkiler, görevler ve güçlerle mücehhez olmak istiyorlar. Bunun, komisyonda görüşmeleri tamamlandı. RTÜK Yasa Tasarısını öne alıyorsunuz; peki, bu Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısını Genel Kurula getirmekte niye gecikiyorsunuz; niye getirmekten kaçınıyorsunuz? Bu kanun tasarısını da getirseniz, biz de olumlu görüşlerimizi ilave etsek ve böylece yüzbinlerce memurumuzun hasretle beklemekte olduğu bu kanun tasarısını da görüşmek ve yasalaştırmak imkânını sağlasak iyi olmaz mı? Ama, siz tabiî ki, bundan yana değilsiniz; bunun yasalaşmasından yana değilsiniz; onun için de, getirmemekte kararlısınız diye değerlendiriyoruz.

Buraya, Genel Kurula, İçtüzüğün 37 nci maddesi gereğince, sırf seçmene selam olsun diye getirdiğiniz kanun teklifleri de var; yine o konuya değineceğim. İktidar partisi milletvekilleri olarak, şu kasabanın ilçe yapılması, bu ilçenin il yapılması diye birtakım kanun teklifleri verdiniz, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre de bunları gündeme aldırdınız ve aşağıya da gidip, eh, "işte bunları gündeme aldırdık, sizi de ilçe yapıyoruz, il yapıyoruz" diyorsunuz...

HASAN GÜLAY (Manisa) - Yapmayalım mı?

ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Şimdi, bize laf atarsanız, o zaman, ben size okuyayım: Hatay Milletvekili Namık Kemal Atahan'ın, Uluçınar ve Payas'ın İlçe Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi.

İçel Milletvekili İstemihan Talay ve 11 Arkadaşının, Yenice, Gülek, Huzurkent'in İlçe Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi.

Aydın Milletvekilleri Bekir Ongun ve Ali Uzunırmak'ın, Atça'nın İlçe Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi; bunun öncesi de "Umurlu" ydu.

Geçen hafta ve evvelki hafta gayet nezaketli ölçüler içerisinde konuşmalarımda izah ettim, bunların ilçe olmayacağını hepimiz biliyoruz; ama, seçmene selam olsun diye de, bunları durmadan getiriyorsunuz. O zaman, bu yasa tekliflerini getirin bakalım, alın gündeme, bu kasabaları ilçe yapıyor muyuz yapmıyor muyuz; biz, Doğru Yol partisi olarak, destek veriyor muyuz vermiyoruz göreceksiniz. Hangi ilçeleri il yapmak istiyorsanız, gündeme aldırdığınız il yapma taleplerinizin, ilçe yapma taleplerinizin arkasında durun. Getirin bunları, önerinizi de, gündemin birinci sırasına, ikinci sırasına getirin, biz de olumlu oylarımızı verelim, bu kasabaları ilçe yapalım, ilçeleri de il yapalım. Yok öyle... Buradan "gündeme aldırdık, sizi ilçe yapıyoruz, sizi il yapıyoruz" diye seçmene selam verip, ondan sonra da getirdiğiniz bu tekliflerin arkasında durmamanız fevkalade yanlıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Sayın Gönül, açıyorum mikrofonunuzu, buyurun tamamlayın efendim.

ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Bakınız, bugünlerde, yine, belediye başkanlarımız, durmadan dolaşıyor. Özellikle iktidar partilerinin grup başkanvekillerini ziyaret ediyorlar. 10 000-15 000 nüfuslu kasabalardaki Ziraat Bankası şubeleri kapatılıyor. 10 000-15 000 nüfuslu bu kasabalarda Ziraat Bankası şubeleri kapanırken, siz, düşünebiliyor musunuz -ben kendi ilimden biliyorum- Ortaklar, bugün, 15 000 nüfuslu, Umurlu 10 000'in üzerinde nüfusu olan kasabalarımız. Bu insanlar, emeklisi, dulu, yetimi, memuru, çiftçisi, Aydın merkez şubeye taşınacaklar. Buna bir çözüm bulmak gerekir, bu ıstıraba bir son vermek gerekir.

O nedenle, biz açıkça ifade ediyoruz; getirmiş olduğunuz bu tekliflerin arkasında durmadığınız için samimî değilsiniz, halkı aldatmaya ve yanıltmaya yönelik davranış içindesiniz. Biz, çalışmaktan yanayız; ama, çalışmayan, çalıştırmayan sizsiniz...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Gönül, lütfen tamamlayın efendim.

Buyurun.

ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Çünkü, siz karar yetersayısını bile bulamıyorsunuz. Karar yetersayısını da, toplantı yetersayısını da bulamamakla Meclisi çalıştırmıyorsunuz.

Saygılar sunuyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim.

Sayın milletvekilleri, öneri üzerinde başka söz talebi?.. Yok.

Önerileri ayrı ayrı okutup, oylarınıza sunacağım efendim:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 22 Mayıs 2001 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, gruplarımızın ekteki müşterek önerilerinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

 

Mehmet Emrehan Halıcı

Mehmet Şandır

İbrahim Yaşar Dedelek

 

 

 

DSP Grubu Başkanvekili

MHP Grubu Başkanvekili

ANAP Grubu Başkanvekili

 

 

Öneriler :

1- 22 Mayıs 2001 tarihli Gelen Kâğıtlarda yayımlanan 682 sıra sayılı kanun tasarısının 48 saat geçmeden gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 9 uncu sırasına alınması önerilmiştir.

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

Diğer öneriyi okutuyorum efendim :

2- Genel Kurulun 22 Mayıs 2001 Salı günü 15.00-20.00, 23 Mayıs 2001 Çarşamba ve 24 Mayıs 2001 Perşembe günleri 14.00-20.00 saatleri arasında çalışması, 23 Mayıs 2001 Çarşamba günü sözlü soruların görüşülmemesi, 22 Mayıs 2001 Salı günü (9/3) Esas Numaralı Meclis soruşturma önergesinin görüşmelerinin tamamlanmasından sonra, sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmeyerek, kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi ve gündemin 9 uncu sırasına; 24 Mayıs 2001 Perşembe günü de, 10 uncu sırasına kadar olan tasarı ve tekliflerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılması önerilmiştir.

BAŞKAN- Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre verilmiş doğrudan gündeme alınma önergeleri vardır; ayrı ayrı okutup işleme alacağım ve değerli oylarınıza sunacağım.

İlk önergeyi okutuyorum :

III. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

D) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. – Sivas Milletvekili Musa Demirci'nin, Suşehri İlinin Kurulması Hakkında Kanun Teklifinin (2/27), doğrudan Gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/371)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/27) Esas Nolu Suşehri'nin il olması ile ilgili kanun teklifim, havale edildiği İçişleri Komisyonunda 45 günlük süre geçmiş olmasına rağmen görüşülmemiştir.

İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınabilmesi için gerekenin yapılmasını saygılarımla arz ederim.

                                        20.2.2001

                                 Musa Demirci

                                                Sivas

BAŞKAN- Sayın Demirci, önergenin üzerinde konuşacak mısınız?..

MUSA DEMİRCİ (Sivas)- Evet.

BAŞKAN- Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

5 dakika süreniz var Sayın Bakan.

MUSA DEMİRCİ (Sıvas)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Suşehri İlçesinin il olması konusunda hazırladığımız kanun teklifinin doğrudan gündeme alınması bakımından huzurlarınızdayım; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Suşehri İlçemiz, Sıvasımızın 17 ilçesinden bir tanesi. Sıvasımız, Türkiye'nin arazî varlığı bakımından ikinci büyük vilayeti ve yerleşim yeri sayısı bakımından da birinci vilayeti. Aşağı yukarı 2000'e yakın yerleşim birimi var.

Suşehri'nden Gürün İlçemize seyahat eden bir kardeşimizin, bir arkadaşımızın, aşağı yukarı 350 kilometre bir mesafeyi katetmesi gerekir; yani, Sıvas'ın bu bakımdan büyüklüğünü ifade etmek istiyorum.

Suşehri İlçemiz 1865 yılında ilçe olmuş ve birbuçuk asırdır yöreye hem sosyal hem kültürel hem de ekonomik yönden hizmet etmektedir; yani, önemli bir merkezimiz. Coğrafî yapısı gereği, hem Sıvas'ın hem Karadenizin ortasında bir yer. Kültür yapısı bakımından bu coğrafî özellik oraya has bir kültür yapısı oluşturmuş ve oraya has bir iklim meydana gelmiştir. Sıvas'a uzaklığı 180 kilometre. Kızıldağın ve Köse Dağının eteklerine kurulmuş, önünde dümdüz bir ova var, ovadan Kelkit Çayı geçmektedir. Kelkit Çayının üzerinde kurulu olan iki elektrik santralı vardır ve bunlar Kılıçkaya ve Çamlıgöze Barajlarından beslenmektedir. Dolayısıyla, İç Karadenizin elektriği de bu santrallardan gelmektedir. Ovanın özelliği, mümbit ve verimli bir ova; buğday ve hububat tarımının yanı sıra, hem kavunu hem de fasulyesi hakikaten meşhur. Kavunun adına her yıl bir festival düzenlenmektedir. Kayısı üretimi bir istikbal vaat ediyor. Aynı zamanda, şekerpancarı üretimi Türkiye ortalamasının fevkalade üzerinde, yani, bir dönümden 10 tona kadar şekerpancarı elde edilmesi mümkündür.

Yine, ayrıca, Suşehri İlçemizde, İstanbullu işadamlarımızın çok kısa sürede 1996 yılında yedi, sekiz ayda tamamladıkları, Doğu Anadolu'nun en modern yem fabrikası mevcuttur, kapasitesi yüksek, üç yıldır da, burası, Türk hayvancılığına hizmet vermektedir. Bu bakımdan, önemli bir ilçemiz.

Ayrıca, kültür hayatı fevkalade gelişme göstermektedir. İlkokul, ortaokul ve meslek liselerinin yanında, bir yüksekokulumuz vardır. kültür merkezî olabilecek kapasitededir. Hastanesi, fevkalade modern bir hastane; gerçekten, il olduğu takdirde, yörenin sağlık hizmetleri bakımından bir merkezi olabilir. Gölova İlçemizde, hayırsever bir işadamımızın yaptırmış olduğu,  yine kapasiteli bir hastanemiz vardır.

Ayrıca, turizm yönünden, tabiî, biraz önce söylediğim Kızıldağ ve Köse Dağının kış turizmi bakımından ehemmiyeti vardır. Ayrıca, yaz için, Koyulhisar'ın Eyriçimen ve Dumanbaba Yaylaları ve yine, Köse Dağı ve Kızıldağın üzerinde mevcut olan yaylalar, gerçekten, turizme açık olan ve gerçekten, turizmimizi geliştirebilecek yerler bakımından önemli yerler.

Suşehri il olduğu takdirde, şu anda ilçe olan aynı hinterlant içerisinde Akıncılar, Gölova, Koyulhisar zaten Sıvas'ın ilçeleri, bu bakımdan, bunlar hemen bağlı olacak. Zara İlçemize bağlı olan Şerefiye Beldesinin -ki, aşağı yukarı elli altmış yıldır beldedir ve belediyelik bir yer- ilçe olma kapasitesi yüksektir. Ayrıca, Giresun'un bazı ilçelerinin arzuları vardır; isim olarak söy-lemiyorum; ama, o ilçeler de, yine bu hinterlanta dahil edilmek suretiyle, Suşehri İlçesi, hakikaten, büyük bir il olmaya namzet olan illerimiz arasına girecektir.

Sonuç olarak şunu arz etmek istiyorum: Suşehri, Kelkit vadisinin merkezinde, ulaşım ağının da ortasındadır. Erzurum-Kars-Ağrı'dan...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Açıyorum mikrofonunuzu; lütfen, tamamlayın.

MUSA DEMİRCİ (Devamla) - Doğu Anadolu'dan gelen otobüsler ve İran'a kadar uzanan TIR'lar buradan geçmektedir.

Suşehri, aynı zamanda, o yörenin nüfus bakımdan en yoğun olan bir yeri. Şehirleşme hızı da yüksek olarak devam etmektedir. Sıvas ve Erzincan yakın olmasına rağmen, ticarî bağlantıları da İstanbul'la devam etmektedir.

Ben, Suşehri'nin il olmasıyla ilgili teklifimin doğrudan gündeme alınması konusunda desteklerinizi bekliyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sağ olun efendim. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Demirci.

Buyurun Sayın Aydınlı.

İSMAİL AYDINLI (İstanbul) - Sayın Başkan, Yüce Parlamentonun değerli üyeleri; sözlerime başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlarım.

Türkiye, merkezî idare kuruluşu bakımından, coğrafî konumuna, ekonomik koşullara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre illere, iller de, daha alt birimlere ayrılır.

Türkiye'de son yıllarda yaşanan nüfus artışı, kentleşme, göçler ve öteki nedenlerle yeni iller kurulmaktadır; böylece, demokrasinin ve sosyal hukuk devletinin bir gereği olarak, halka daha iyi hizmet götürme olanağı yaratılmaktadır.

Suşehri, Sıvas İlinin kuzeydoğusunda, Karadeniz Bölgesinin iç kesiminde, Kelkit Irmağının sınırladığı ovada yer almaktadır; Sıvas'a 143 kilometre mesafededir; Türkiye'nin yerleşim birimi sayısı bakımından birinci, yüzölçümü bakımından ise ikinci büyük ili olan Sıvas'ın en uzağındaki en büyük ve en gelişmiş ilçesidir; doğal konumu yönünden Kelkit Vadisinin merkezidir; doğu-batı yönündeki A-23 transit yolunun üzerinde, ulaşım ağının da merkezindedir. Suşehri, ayrıca, tarım ticaretinin en geliştiği bir yerdedir; bölgesinin, kentleşme ve altyapı bakımından olduğu kadar, turizm ve kültür yönünden de en gelişmiş bir yeridir ve gelecekte daha gelişme olanaklarına adaydır; okuryazarlık yönünden, eğitim bakımından çok ileri düzeydedir.

Kılıçkaya Barajı ve hidroelektrik santralı, Çamlıgöze Barajı ve hidroelektrik santralı, Gölova Barajı ve sulama kanalları ilçe sınırları içerisinde ya da çok yakınındadır. Uludağ benzeri ünlü Köse Dağa sırtını dayamış, verimli bir ovanın kıyısındadır.

Suşehri'nin merkez nüfusu, bugün, 50 000'e ulaşmıştır.

Suşehri ve hemen yakınındaki Akıncılar, Gölova, İmranlı, Koyulhisar ve Mesudiye İlçeleri ve 173 köyün halkları, yerel yönetimleri ve sivil toplum örgütleri, yıllardan beri, daha çok hizmete, kalkınmaya ve il olmaya özlem duymaktadırlar; Suşehri'nin il olması için, inançlı, sabırlı ve kararlı çaba göstermektedirler.

Suşehri il olduğunda, 5 ilçeye, 173 köye ve 100 000'in çok üzerindeki bir nüfusa, daha hızlı, verimli, kolay ve ucuz hizmet sunulabilecek; bölge tarımı, ekonomisi, turizm ve kültür yaşamı daha da hızla gelişecek, yurttaşların kendilerine ve devlete güvenleri daha da artacaktır.

Yukarıda özetlenen coğrafî konumu, ulaşım durumu, ekonomik, toplumsal ve kültürel nedenlerden dolayı, Suşehri'nin il olması uygun ve yararlı olacaktır kanısındayız.

Yüce Meclisin takdirlerine sunarken, benim de, ilk, orta, lise öğrenimini tamamladığım bu güzel şirin kasabamıza yönelik... Malumunuz olduğu üzere, bizde, en güzel mısralar, en güzel şiirler, memleketimiz ve yarimiz üzerine söylenilmiştir; onun kısa bir ifadesi, Suşehri akşamları...

Şuşehri Akşamları

Seni anıyorum,

Seni söylüyorum mısralarımda yine Suşehri

Hatıralarım yüreğimde taptaze

Sende buldum ne varsa her şeyimi

Sen, genç ozanların has vatanı

Sen, Homeros'un memleketinden daha güzel diyar

Seni anıp, yalnızlığımı gideriyorum gurbette

Sen, kızıl akşamların gülşen memleketi

Sen bana ilk aşkı tattıranların şehri

Ey zümrüt kent

Canım, her şeyimsin Suşehri.

Teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aydınlı.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Sıvas) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun Sayın Gökalp.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Sıvas) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Demirci ve Aydınlı, Suşehri İlçemizin il olması konusundaki görüşlerini arz ettiler; bir Sıvas milletvekili olarak, kendilerine katılıyorum.

Suşehri, bizim, özellikle coğrafî, nüfus, ekonomik konularda hassasiyetle üzerinde durduğumuz, şirin ve gelişmiş bir ilçemizdir. Suşehri, bu kıstaslar dikkate alındığında, şimdiye kadar il olmayı hak etmiş bir ilçemizdir. Geçmişteki siyasetçilerimiz, çeşitli vesilelerle, Suşehri'nin il olmasını müjdelemişler, hatta, plaka numarasını bile vermişlerdi.

BAŞKAN - Şimdi, siz de müjdeliyor musunuz efendim?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Sıvas) - Suşehri'nin il olması konusundaki arkadaşlarımızın görüşlerine, biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak katılıyor ve bu ilçemizin il olmasının, gelişmesinde ve oradaki insanlara hizmetin daha etkin sunulmasında yararlı olacağına inanıyoruz.

Yüce Meclisimizin bu yönde olumlu takdirini arz ediyor ve Meclisimize saygılar sunuyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Sayın Başkan, ben de söz istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Bedük, buyurun efendim; çok kısa, lütfen...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de, Sıvas'ın Suşehri İlçesinin il olması hususundaki teklifi, Doğru Yol Partisi adına desteklediğimizi özellikle belirtmek istiyorum; ancak, dikkat ettim, bu destekler... Demokratik Sol Parti "evet" diyor, Milliyetçi Hareket Partisi "evet" diyor, Fazilet Partisi "evet" diyor, biz "evet" diyoruz... O halde, bu evetleri birleştirmek suretiyle, gelin, bunu sadece gündeme koymakla yetinmeyelim, gündemde önceliğe almak suretiyle, en kısa zamanda görüşülebilecek bir mutabakatı Danışma Kurulunda gerçekleştirelim. Yoksa, sadece, burada, gündeme girsin diye bir anlayış içerisinde hareket edilmesini doğru bulmuyorum; ama, mutlaka, Suşehri il olmalıdır; öncelikle görüşülmesi için de, Doğru Yol Partisi olarak, Danışma Kurulunda "evet" diyeceğimizi belirtmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Sayın Aslan, buyurun efendim.

BEYHAN ASLAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sıvas İlimize bağlı Suşehri İlçesi, öteden beri, il olma noktasında halkıyla birlikte hedeflenmiştir. Biz, Anavatan Partisi Grubu olarak, Suşehri'nin il olması konusunu destekliyoruz. Sayın Bedük, tabiî, biz konuşmamızı daha yapmadan söylediği için, bizi atlayarak geçti. Biz, desteğimizi, en az Doğru Yol Partisi kadar Anavatan Partisi Grubu olarak veriyoruz.

Teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) - Sayın Başkan söz istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Yalçınbayır, bu konuda mı efendim?

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) - Evet efendim.

BAŞKAN - Buyurun efendim.

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ağustos ayında kabul ettiğimiz Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planında, il ve ilçe olmanın, büyükşehir belediyesi olmanın kriterlerini tespit hususunda Bakanlar Kuruluna da görev verildi. Bakanlar Kurulu, bugüne kadar, bu konuda herhangi bir çalışma yapmadı. Mecliste ve idarede, 127 yerin il olmasıyla ilgili, 532 yerin ilçe olmasıyla ilgili teklifler var. Biz, böylesine tekliflerle Meclisin gündemini işgal etme hakkına sahip değiliz. Bir yerin il olmasının maliyeti, bugünkü parayla 60 trilyon lira, ilçe olmasının maliyeti 10 trilyon lira. Bunların hesabını kitabını yapmadan, kriterlere bağlamadan, burada bunların konuşulması Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarını zedelemektedir.

Teklife karşı olduğumu arz ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

İkinci önergeyi okutuyorum :

2. – İçel Milletvekili Ali Er'in, 2924 Sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin (2/658) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/372)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

5.1.2001 tarihinde vermiş bulunduğum (2/658) esas numaralı 2924 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin havale edildiği Tarım Komisyonunda süresi içerisinde görüşülmediğinden, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınması hususunu arz ederim.

Saygılarımla.

                                        26.2.2001

                                              Ali Er

                                                  İçel

BAŞKAN - Sayın Er, buyurun efendim.

ALİ ER (İçel) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri, televizyonları başında bizi seyreden sevgili vatandaşlarımız; Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Kanunun bazı maddelerinde değişiklik yapılması istemiyle vermiş olduğum ve 37 nci maddeye göre Türkiye Büyük Millet Meclisinin bugünkü gündemine gelen yasa teklifim için söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Muhterem arkadaşlar, benim gündeme getirdiğim yasa değişikliği teklifi, Türkiye'de 15 milyon orman köylüsünü ilgilendiren bir yasa değişikliği teklifidir. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yasaları, ta 1923'ten bu tarafa, cumhuriyet tarihinden bu tarafa, cumhuriyet kurulduktan bu tarafa, her geçen günün şartlarına göre çıkarılmış ve o çıkarılan kanunlar da Türkiye'de uygulanmıştır; ama, 1923'te, 1930'larda, 1940'larda, 1950'lerde, 1960'larda çıkarılan yasalar, diğer yasalarda olduğu gibi, artık, orman köylüsüne de cevap vermemektedir; çünkü, 1930'lu yıllarda 15 milyon olan Türkiye nüfusu, bugün 70 milyondur; bugün, Türkiye'de, Türkiye'nin 1930'lu yıllardaki nüfusu kadar, orman köylüsünün nüfusu vardır; yani, o gün orman içinde oturan köylünün bulunduğu saha ile bugün orman içinde oturan köylünün bulunduğu saha arasında mukayese yapmak mümkün değildir.

Hiçbirimiz ormanın tahrip edilmesini istemeyiz, ormanın tahribine hepimiz karşıyız; ama, şunu da hiçbir zaman unutmayalım ki, Türkiye'de ormanların var olmasını istiyorsanız, daha fazla orman yetiştirmek istiyorsanız, daha verimli orman yetiştirmek istiyorsanız, mutlaka, o ormana bakan, o ormanı yetiştiren ve ormana sahip çıkan orman köylüsüne sahip çıkmak mecburiyetindeyiz; orman köylüsünün yasalarını da günün şartlarına göre düzenleme mecburiyetimiz var.

Muhterem arkadaşlar, onun için, benim bugün gündeme getirdiğim değişiklik teklifi, orman köylüsünün acilen beklediği yasa ve değişiklik tekliflerinden ibarettir.

Muhterem arkadaşlar, 1990'dan önce Anavatan Partisinin tek başına iktidar olduğu dönemde, 2924 sayılı yasa, Türk köylüsüne 2/b uygulaması adı altında takdim edilmiş, uygulamalara başlanılmış ve bu, Türk köylüsü ile ormanın arasındaki kavgayı bir nebze olsun bitirmiştir; ama, bu da yetmemiştir. Şimdi, bu yasada değişiklik yapmamız lazım. Türk köylüsünün daha rahat çalışabilmesi için, daha rahat geçinebilmesi için ve ormanla kavgasını bitirebilmemiz için, mutlaka, bu yasayı tekrar gözden geçirmek mecburiyetindeyiz.

Benim verdiğim teklifte üç ana unsur vardır: Birincisi, 2924 sayılı ya-sadaki 2/b uygulamasının tekrar değiştirilerek... Yani, bir köyde, insan, sadece, beş yıl öncesinden bu tarafa doğru o köyde oturuyorsa hak sahibi olur diye yasada bir ifade vardır; ama, benim verdiğim teklifte, o insanın o köyde oturması şart değildir; çünkü, bizim köylerimizin hepsi birbirine akraba köylerdir. Bu köyde oturur, diğer köyde de ormandan açılmış -geçmişten bu tarafa doğru- tarlası vardır; birisi bu.

İkincisi, 2/b ile içinden çıkamadığımız... Yani, bizim vatandaşımız yaylasında, köyünde oturuyor, ormanı da çok seviyor. Anadan babadan kalma tarlası, içerisinde çam ağacı, ardıç ağacı... Bizde orman zihniyeti o kadar çok gelişti ki, vatandaşın koruduğu bu ağaca, dibine de ev yaptığı tarlaya, 2/b uygulamasıyla "orman" demişiz. Neticede de, orman arazisi olduğu için vatandaşı buradan çıkarmak istiyoruz. Ben misal vermek istiyorum: Mesela, benim ilçem Erdemli'nin Avkadı Yaylası var, Erdemli'nin Sarıkaya Yaylası var, Hacıalanlı Yaylası var; Adana'nın Tekir Yaylası var; yine, Anamur'un Abanoz Yaylası var... Birçok yerde yaylalarımız ve yerleşim merkezlerimiz, maalesef, üzülerek söyleyeyim ki...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- Sayın Er, açıyorum mikrofonunuzu efendim; lütfen tamamlayınız.

ALİ ER (Devamla)- Sayın Başkan, 15 milyon orman köylüsü adına birazcık süre vermenizi rica ediyorum; çünkü, bu çok önemli.

BAŞKAN- Buyurun efendim.

ALİ ER (Devamla)- Buralarda yaşayan insanlarımız, ağacı, ormanı sevdikleri için, ormana yaptıkları evde, ormanı kesmedikleri için 2/b uygulamasında buralar orman olarak gösterilmiştir ve neticede, vatandaş, atadan babadan kalma tarlalarından çıkarılmak istenilmektedir; ama, tabiî, burada ormancı da haklıdır; yasalar öyle demektedir. Onun için, bizim, bu yasayı değiştirerek, mutlaka, 2/b uyguladığımız yerde, 2/b'yi uygulayarak, vatandaşlarımızın ormanla arasını bulmamız lazım. 2/b'yi uygulamasıyla -bu yasayı uyguladıktan sonra- yerine getiremediğimiz konumlarda ise, kiralama usulünü getirerek, vatandaşlarımızın bu konudaki sıkıntılarını mutlaka gidermemiz lazım.

Ben, burada Orman Bakanlığına ve teşkilatına teşekkür ediyorum. Daha önce iletmiştim; bu, Avkadı, Sarıkaya yaylalarımızla ilgili konuyu 2/b programına aldılar. Bir nebze, hem orman idaresi rahatladı hem köylülerimiz rahatladı; ama, sadece bu yetmemektedir. Mutlaka, bu yasa teklifini kanunlaştırıp, orman köylüsünü rahatlatmamız lazım.

Bir konu da şu: Bizim çıkardığımız 2924 sayılı Yasanın 2/b ile ilgili maddesinde 31.12.1981'den önce belediye olmuş yerler bu yasanın içinde yok idi. Bu çok sıkıntı veriyor. Bizim, Mezitlisi, Tecesi, Anamuru, Bozyazısı; hatta, Silifkesi, Çamlıyaylası gibi, böyle, belediyelik yerlerimiz var ve buralarda da ormanla sıkıntılarımız var. Mutlaka -bu yasanın içinde bu da var zaten- bunu da çıkarırsak, hem 31.12.1981'den önceki belediyelik yerlerimiz hem de bundan sonra 2/b uygulaması yapacağımız yerlerde bir rahatlama olacak, ormanla vatandaşımızı barıştıracağız, kavuşturacağız; ama, benim burada bütün parti gruplarından ricam şu: Muhterem arkadaşlar, milletvekil-leri olarak, biz, bu kürsüye, kanun tekliflerimizi, gruplar tarafından gündeme alınmadığı için getiriyoruz; açık söylüyorum: Şimdi, biz, formalite olarak, burada, bu kürsüye kanun teklifini getirir de burada, gruplar buna sahip çıkmazsa; yani, efendim, onları biz, sadece hükümetin dediği şekilde getiririz diye buna devam edilirse, milletvekillerinin burada hakkı gasp edilmiş olur.

Ben burada 15 milyon Türk köylüsü, orman köylüsü adına sesleniyorum. Bizim bu getirdiğimiz yasa teklifimize, mutlaka, iktidarıyla, muhalefetiyle, bütün gruplar sahip çıkmalı, öncelikli görüşme sırası içine alınmalı ve Türk köylüsüyle, Türk ormancısını barıştırmamız lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Evet, teşekkür ediyorum Sayın Er.

Mikrofonunuzu açıyorum; lütfen, teşekkür eder misiniz; size 3 dakika eksüre kullandırdım.

Buyurun.

ALİ ER (Devamla) - Sayın Başkan, bitiriyorum zaten;  acele etmeyiniz, bu Mecliste, bu kürsüde, 15 milyon orman köylüsünün değil, üç beş adamın meseleleri çok konuşuldu; onun için, müsaade edin de konuşayım. (Alkışlar)

Muhterem arkadaşlar, sayın grup başkanvekillerine sesleniyorum burada: Benim verdiğim bu yasa teklifi 15 milyon Türk orman köylüsünün acilen beklediği bir yasa teklifi. Bakın, orman idaresi ile köylü bugünlerde fevkalade kavgalı. Ormancı, kanunen, uygulamak mecburiyetinde; köylü -anasının, babasının, atasının yeri- ben buradan çıkmam diyor. Benim, öyle, efendim, İstanbul'daki rantçılar, bilmem neredeki rantçılarla işim yok... (ANAP ve MHP sıralarından alkışlar) Benim derdim, Toros Dağlarının başındaki köylüler. Bu yasa teklifinin takipçisi olacağız biz milletvekilleri olarak; çok arkadaşımızla birlikte bu konunun arkasındayız. Grup başkanvekilleri olarak, bu kanun teklifini öne alıp, bu Parlamentodan çıkarmazsanız, biz, sizin yakanızı, Türk orman köylüsü adına bırakmayacağız.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Er.

Balıkesir Milletvekili Sayın İsmail Özgün... (FP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Sözlerime, Sayın Ali Er'e teşekkür ederek başlıyorum. Verdikleri kanun teklifi, gerçekten, bugün 15-20 milyon orman köylüsünü, geçimini ormandan temin eden insanları ilgilendiren bir kanun teklifidir; fevkalade de yerinde verilmiş bir kanun teklifidir.

Sayın Ali Er'in de biraz önce söylediği gibi, kanun teklifi üç ana başlıktan oluşmaktadır. Birincisi, nakline karar verilen orman içindeki köyler halkının yerleştirilmesiyle orman sınırları dışına çıkarılmış ve çıkarılacak yerlerin değerlendirilmesi suretiyle, burada orman köylülerinin kalkındırılması amaçlanmaktadır.

Diğer bir husus, kanunun 2 nci maddesinin (c) bendi kapsamına giren tarla, bağ, bahçe, meyvelik, zeytinlik, fidanlık, fıstıklık gibi alanların, bu yerleri kullananlara, rayiç bedelleri peşin veya on yıllık süre içerisinde eşit taksitlerle Tarım ve Orman Bakanlığınca satışını ve borçlanmalarla, Türkiye Cumhuriyet Ziraat Bankasının ziraî kredilere uyguladığı yıllık faiz oranları hükümlerinin uygulanmasını amaçlanmaktadır.

Diğer bir husus, toplu olarak bulunan yerleşim sahalarının orman sınırları dışına çıkarıldığı tarihteki fiilî durumlarına göre, üzerinde yapısı bulunan hak sahibi kişilere, rayiç bedeli peşin veya beş yıllık süre içerisinde eşit taksitlerle, Orman Bakanlığınca, bu yerlerin, kullananlara satılmasını içermektedir.

Yine, orman sahası dışına çıkarılan yerlerin, hak sahibi kişilere, rayiç bedeli peşin veya beş yıllık süre içerisinde eşit taksitlerle, bu yerleri bilfiil kullanan kişilere, Orman Bakanlığınca satışını amaçlamaktadır.

Değerli arkadaşlar, bunlar, çok önemli  hususlardır. Orman Kanununun uygulamasından dolayı, hatta, Orman Kanununda değişiklik yapan 2924 sayılı Kanunun uygulamasından doğan, piyasada, orman köylüleriyle orman idaresi arasında birtakım sıkıntılar ve ihtilaflar vardır.

Benim seçim bölgem olan Balıkesir İlimizin de ormanlık arazileri bulunmaktadır. Özellikle Dursunbey, Sındırgı, Bigadiç ve Edremit gibi ilçelerimizde orman bulunmakta ve orman köylülerimiz, bu bölgede, gelirini ormandan temin etmektedir; ancak, yaptığımız ziyaretlerde, buradaki köylülerimiz, gerçekten, orman idaresiyle kendileri arasında uygulamada büyük sıkıntıların olduğunu, Sayın Ali Er'in biraz önce söylediği gibi, yıllardan beri ekip biçtikleri tarım arazilerinin, bugün, orman alanı kapsamına sokulmak suretiyle bunların elinden alınmak istendiğini, o yıllardan beri ekip biçtikleri bu arazileri bugün ekip biçemeyecek noktaya geldiklerini ve bunun için de, orman idaresiyle kavgalı, ihtilaflı, mahkemelik noktalara geldiklerini ifade ediyorlar. Mesela, geçenlerde ziyaret ettiğim Balıkesir-Dursunbey İlçemizin Çatalçam Köyündeki orman köylüleri bu husustan yakınmışlardı. Bunlar davalık oluyor; bazen davalık da olamıyor; kadastro çalışmaları ilan ediliyor, yapılan ilanlardan köylünün haberi olmuyor; dolayısıyla, mahkemeye gitme hakları da zaman içerisinde kayboluyor ve böylece büyük sıkıntılar orta yere çıkıyor.

Tabiî, orman deyince, orman yangınlarını da konuşmak lazım. Yeterli uçak temini mutlaka yapılmalı, yangın mevsiminin dışında olabilecek yangınlara da orman idaresinin, mutlaka, müdahale etmesi lazım.

Ayrıca, orman idaresinde, Orman Bakanlığına bağlı olarak çalışan işçilerimiz var; bunların bir kısmı halen geçici işçi statüsünde çalışan işçiler. Bugün 7 200 civarında olduğunu bildiğimiz bu geçici işçilerin de, döner sermayeden çıkarılarak katma bütçeye dahil edilmek suretiyle, bunların da kadrolarının verilmesi ve daimi kadroya geçirilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Bu ve bundan sonra yapılacak olan çalışmalarla, Türkiyemizin, ülkemizin en büyük zenginliklerinden birisi olan ormanlarımızın daha da geliştirilmesi, o bölgede yaşayan orman köylülerimizin, bugün oldukları noktadan daha iyi duruma getirilmesi, problemlerinin çözülmesi için, bu düzenlemelerin mutlaka yapılması gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL ÖZGÜN (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Özgün, mikrofonunuzu açıyorum.

İSMAİL ÖZGÜN (Devamla) - Zira, orman köylülerimiz, gerçekten, millî gelirden en az pay alan, gerçekten çok büyük sıkıntı içerisinde olan, büyük geçim sıkıntısı içerisinde olan çok fakir insanlarımızdır. O bakımdan, Sayın Ali Er'in biraz önce söylediği gibi, şu rantçıları bir tarafa bırakalım da, önce, şu fakir insanların, gelirini kıt kanaat temin eden orman köylülerimizin dertlerine çare arayalım, çiftçilerimizin dertlerine çare arayalım, köylülerimizin dertlerine çare arayalım; çünkü, bütün sosyal grupların temeli, geliyor, dayanıyor çiftçiye, köylüye, üreten kesime...

O bakımdan, bu teklife, ben, şahsen olumlu bakıyorum, destekliyorum.

Hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özgün.

Sayın Şandır, mikrofonunuzu açıyorum; buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Hatay) -  Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkındaki 2924 sayılı Kanunda değişiklik yapılmasıyla ilgili teklif üzerinde, burada, sayın konuşmacıların ileri sürdükleri hassasiyetlere bütünüyle katılıyorum.

Bunun ötesinde, birkaç hususu da dikkatlerinize sunmak istiyorum: Bugün, orman yönetimiyle, orman idaresiyle vatandaşlarımız arasında, orman içinde yaşayan köylülerimiz arasında, yılda 50 000 adet dava açılmaktadır; dolayısıyla, orman ile orman içi köylüsü, hısım durumunda olması gerekirken, hasım durumunda birlikte yaşamaktadır.

Bir başka gerçek, kırk elli yıldan bu yana, ormanlarımızın -orman işletmeciliği dışında- yaklaşık 1 milyon hektarlık kısmı orman rejiminin dışına çıkarılarak, maalesef, işletmeciliğin dışında tutulmaktadır.

Kısaca söylemek istediğim husus şudur: Belki de cumhuriyetimizin en eski kanunlarından biri olan 6831 sayılı Orman Kanunu, günümüzün şartlarına uymamaktadır. Gelin, 21 inci Yasama Dönemi Meclisi olarak, reform niteliğinde yeni bir orman kanunu çıkararak, günümüzün şartlarına uygun, gerek ormancılığın tanımı gerek fonksiyonları gerekse mülkiyet meselelerini kökten çözelim. Anayasadaki, ormancılıkla ilgili, ormanla ilgili maddeleri de değiştirerek, bugün, gerçekten, vatandaşımızla, Türkiye'nin tüm genelinde -bunu, rantiyeci falan diye de ayırmaya gerek yok- uygulanamayan Orman Kanununu yenileyelim ve gerçekten de faydalı ve güzel bir iş yapalım.

Bunları konuşmaya vesile olan bu kanun teklifini, biz de, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak destekliyor ve talebimi tekrar yineliyorum: Orman Kanununu baştan sona yenileyelim, günümüzün şartlarına uyduralım diyor; saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim.

Sayın Gönül, herhalde, siz, bir şey ifade edeceksiniz; buyurun.

ALİ RIZA GÖNÜL(Aydın) - Evet.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın Başkan, söz verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

Gerçekten, İçtüzük 37 nci maddeye göre gündeme alınması istenen bu kanun teklifi, fevkalade doğru ve yerindedir. Gerçekten, orman köylüsü, özellikle son yıllardaki ekonomik sıkıntılardan dolayı da fevkalade mustariptir. Bir kere, orman köylülerinin yüzde 70'i, yüzde 80'i, öncelikle devletle kavgalı haldedir; orman muhafaza memuruyla ihtilaf halindedir, mülkiyet kavgaları devam etmektedir ve gerçekten de, orman köylerinde yaşayan milyonlarca vatandaşımız, her ay, ilçedeki mahkeme kapılarına gitmek zorundadır. Artık, bu meseleye bir son vermek gerekir; orman köylülerinin bu mağduriyetlerini gidermek gerekir. Orman içinde, tahdit sınırları içinde kalmış; ama, orman özelliğini kaybetmiş arazilerin süratli bir şekilde orman dışına çıkarılması ve bedelin, rayiç bedel üzerinden kendilerine verilmesi, hatta, ekonomik durumlarına göre, üretken olan bu insanlara tahsis edilmesi gereklidir diye düşünüyoruz. Şüphesiz, ormanı muhafaza etmek, ormanlarımızı da muhafaza etmek bir görevimizdir; ama, bu çaresiz insanların problemlerini çözecek yasal düzenlemeyi, mutlaka, bir an evvel görüşüp kabul etmemiz gerekir.

Doğru Yol Partisi olarak, biz, orman köylüsünün bu sıkıntısını giderecek ve gidermede getirilecek her türlü yasa teklif ve tasarılarına destek vereceğimizi Yüce Heyetinize saygıyla arz ederim efendim.(DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum..

Sayın Doğan, buyurun.

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş)- Sayın Başkan, çok kısa konuşacağım.

2924 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkındaki Kanunla  ilgili Ali Er arkadaşımızın verdiği teklifi, Fazilet Partisi olarak destekliyoruz. Bütün milletvekili arkadaşlarımızın söylediklerine katılıyoruz.

Sayın Ali Er, partilerin grup başkanvekillerini göreve çağırdı. Gördüğüm kadarıyla, bunu, Milliyetçi Hareket Partisi destekliyor, Doğru Yol Partisi destekliyor, ANAP destekliyor. Ben, şöyle bir teklif getiriyorum:

Önümüzdeki hafta Danışma Kurulunu toplayalım, gündemin ilk sırasına bu konuyu alalım; ki, bizim, millet, orman köylüsü, samimî olduğumuza inansın. Siyasî partiler olarak, kimseyi kandırma hakkına sahip değiliz diyorum. Fazilet Partisi olarak, önümüzdeki hafta, bu, Danışma Kuruluna getirilirse, daha sonraki hafta getirilirse, biz, bunun ilk sıraya alınmasına desteğiz diyorum.

Ali Er "milletvekilleri olarak bu işin peşini bırakmayacağız" dedi. Pazartesiden itibaren bu işin peşine düşsünler.

Saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Doğan

Sayın milletvekilleri, grup başkanvekili arkadaşlarım açıkladılar. Birkaç sayın milletvekili arkadaşımın da söz talebi var; ama, onlara süreyi, grup başkanvekilleri kadar kullandıramayacağım.

Lütfen, çok kısa olmak üzere, önce, Sayın Alçelik; buyurun efendim.

TURHAN ALÇELİK (Giresun)- Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli Başkanım, şu anda ben, bu konu görüşülürken, 8 milyon insanı ilgilendiren bir hususu Meclisimizin gündemine taşımak amacıyla söz aldım. Söz verdiğiniz için, tekrar, çok teşekkür ediyorum.

Efendim, 8 milyon fındık üreticisi, fındık bahçeleri orman hükmünde değerlendirildiği için, orman idaresiyle mahkemelik durumda. Benim köyümde, benim bölgemde yüzlerce insan orman idaresiyle davalı oldu ve maalesef, davalar, fındık üreticisi aleyhine sonuçlandı. Geçmişte, kanundaki boşluk dolayısıyla bu sıkıntıyı yaşadılar, halen de bu sıkıntılar devam ediyor.

Sayın Başkanım, öyle ki, mevcut Orman Kanunundan önce dikilmiş fındık bahçeleri orman hükmüne konuluyor. Maalesef, bu sıkıntıyı yaşıyoruz. İnşallah, bu kanunla, 8 milyon fındık üreticisinin bu mağduriyeti de giderilmiş olur, inşallah, bir an önce bu teklif de burada kanunlaşır.

Teşekkür ediyorum gündeme geldiği için.

BAŞKAN - Ben de teşekkür ediyorum.

Sayın Öztürk, lütfen, çok kısa efendim; buyurun.

BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) - Sayın Başkan, söz hakkı verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

Ali Er Beyin bütün söylediklerine katılıyorum. Yalnız, herhalde, bir dil sürçmesi oldu, bir yanlışlık var; "İstanbul'daki rantiyeciler yasası değil" denildi. Rantiyeci, nerede olursa olsun rantiyecidir, ister İstanbul'da ister Türkiye'nin neresinde olursa olsun. Yalnız, burada şunu vurgulamak istiyorum: İstanbul, yedi tepe üzerinde kurulu İstanbul, bir de tepelerin arkasındaki İstanbul... Yedi tepe üzerindeki İstanbul'u, hemen hemen, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sınırları içerisinde yaşayan herkes biliyor; ama, tepelerin arkasındaki İstanbulluların da, bu yasayla ilgili haklarının olduğunu burada vurgulamak istiyorum. İstanbul'daki yerleşik köylülerimizin de, bu yasadan, mutlaka ve mutlaka, hak ettiklerini kazanmaları gerekir.

Tabiî ki, Ali Beyin vurgulamış olduğu haksız rant elde edenler nerede olursa olsun, Beykoz ormanlarını peşkeş çekenler nerede olursa olsun, rantiyeci, rantçı olarak kabul edilebilir.

Burada sözüme son veriyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Vursavuş, buyurun efendim; lütfen, çok kısa.

İSMET VURSAVUŞ (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Ali Er'in hazırlayıp, sunmuş olduğu teklifte bazı çelişkiler var. Orman içindeki açıklıklarda, yine, orman köylüsünü tekrar yerleştirmek gibi bir çelişki gördüm. Elbette, hepimiz orman köylüsünün yanındayız; yalnız, siyasî istismar olmaması kaydıyla. Yüce Heyetinizden, bu konuda özellikle hassas olmamızı diliyorum.

Çıkacak, Anayasaya aykırı olmayan her yasanın ve vatandaşın yanında olduğumuzu bir kere daha tekrar etmek isterim. Uzun yıllar uygulanan yanlış politikalarla, bugün, elli yılda ağaçlandıramadığımız miktar kadar orman arazisini bu ödünlerle verdik.

Şurada son olarak belirtmek istediğim ve hassasiyetle üzerinde durmamız gereken bir konu, son günlerdeki sel felaketleri de bizi hâlâ akıllandırmadı mı diyeceğim. Orman rejimini bozarsanız, insanın malını, mülkünü, canını alır gider. Bilime, tekniğe ve Türkiye topografyasına uygun her yasanın yanındayız.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Son önergeyi okutuyorum efendim :

3. – Tekirdağ Milletvekili Nihan İlgün'ün, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/612) doğrudan Gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/373)

                                        14.3.2001

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda bulunan 2/612 esas numaralı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifimin İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan doğruya gündeme alınmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                     Nihan İlgün

                                          Tekirdağ

BAŞKAN - Önergesi üzerinde Tekirdağ Milletvekili Sayın İlgün; buyurun efendim.

NİHAN İLGÜN (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlarım.

Geçen dönemde vermiş olduğum Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi kurulmasıyla ilgili kanun teklifimi yenilemiş bulunmaktayım. Yaklaşık altı aydır, ilgili komisyonda bir türlü görüşülemediğinden, Tekirdağ'da Namık Kemal Üniversitesi kurulmasıyla ilgili kanun teklifimi, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınması için Yüce Heyetinizin huzurlarına ge-tirmiş bulunmaktayım. Gelecek nesillerin daha iyi eğitim imkânlarına sahip olabilmeleri için, eğitim altyapısını, kuşkusuz, bu amaca uygun olarak hazırlamak mecburiyetindeyiz. Bu anlamda, üniversitesi olmayan illerin bütününde olduğu gibi, tüm Tekirdağ halkının bu yöndeki güçlü istek ve arzusunu, bir kez daha, buradan, bu yüce kürsüden ifade etmek istiyorum. Bilmenizi isterim ki, bizleri izleyen tüm Tekirdağlı hemşerilerimiz, çıkacak kararı heyecanla beklemektedirler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, Tekirdağlılar olarak, ilimizde neden bir üniversite kurulmasını istiyoruz; bu konudaki haklı gerekçelerimizi, izninizle, bu kürsüden ifade etmek istiyorum.

Tekirdağ, ekonomik ve sosyal yapısı itibariyle bir üniversite şehri olmayı çoktan hak etmiş bir ilimizdir. Halihazırda, Trakya Üniversitesine bağlı olarak, ilimiz sınırları içerisinde, 2 fakülte, 10 yüksekokul, 1 500'e yakın kapasiteli öğrenci yurdu bulunmaktadır. 1982 yılında kurulan Tekirdağ Ziraat Fakültesi ve içerisinde bulunduğu tesisler, gerek teknik altyapısı gerekse akademik personeli bakımından, son yıllarda yapılan yatırımlarla birlikte üniversite olmaya oldukça müsait hale gelmiştir. İl ve ilçelerde, 2 fakülte (Tekirdağ Ziraat Fakültesi, Çorlu Mühendislik Fakültesi) ve 10 yüksekokulda, toplam olarak 31 profesör, 12 doçent, 61 yardımcı doçent, 63 öğretim görevlisi, 65 araştırma görevlisi, 9 okutman, 4 uzman ve 111 idarî çalışan bulunmaktadır. Ayrıca, mevcut kurumlarda, 5 766 lisans, 156 yüksek lisans ve 96 doktora öğrencisi öğrenimine devam etmektedir. Yine, ilimiz sınırları içerisinde de, üniversite öğrencisi olmaya aday 20 000'e yakın öğrenci bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tekirdağ İli olarak, yaklaşık 630 000 nüfusa sahibiz ve ilimiz, ekonomik anlamda, gerek sanayi gerek tarım gerekse diğer sektörler itibariyle, Türkiye'nin gelişmiş on ili arasında yer almaktadır. Buna rağmen, Tekirdağ'da bir üniversitenin olmaması, sizce de üzücü ve düşündürücü bir durum değil midir? Bu bakımdan, ilimizde bir üniversiteye ihtiyaç duyulduğu açıkça görülmektedir.

Hızlı sanayileşme ve kentleşmeyle birlikte ortaya çıkan yeni iş alanları ve sektörler, Tekirdağ'ı, ekonomik alanda en önemli sanayi şehirlerinden biri durumuna getirmiştir. İlimiz sınırları içerisinde, 600'ü aşkın sanayi kuruluşu bulunmaktadır. Bunların birçoğu da ülkemizin en büyük sanayi kuruluşları arasında yer almaktadır.

Ayrıca, ilimiz, coğrafî konumu, ekonomik altyapısı itibariyle, hepinizin de bildiği gibi, bir liman şehri olup, D-100, D-110 Karayolları ile TEM Otoyolu civarındadır. Çorlu-Çerkezköy-İstanbul elektrikli banliyö tren hattı ile Çorlu Havaalanı ve Çerkezköy, Çorlu, Malkara, Hayrabolu Organize Sanayi Bölgelerine sahiptir. Bütün bu kazanımların, ilimizde bir üniversitenin kurulması için yeterli gerekçeler olacağı kanaatindeyim.

Bütün bu koşullarda, Tekirdağ İlimizde kurulmasını istediğimiz Namık Kemal Üniversitesi kurulduğu takdirde, her anlamda, Türkiye'nin Avrupa yakasında ve en az Avrupa üniversiteleri kadar nitelikli bir üniversite olmaya namzettir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın İlgün, buyurun efendim.

NİHAN İLGÜN (Devamla) - YÖK'ün ve Millî Eğitim Bakanlığının yaptığı tespit ve sıralamada, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi birinci sıradadır.

Yüce Meclisten beklediğimiz, bu teklifimize olumlu oy verilmesidir. Üniversite açılması için devletimizden istediğimiz, beklediğimiz, bir tek rektör tayini ve tabelasının asılmasıdır. Hiçbir bina için, hiçbir yatırım için, altyapısı için devletimizden hiçbir şey beklemiyoruz, Tekirdağlılar olarak her şeyi yapmaya hazırız; yeter ki, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesinin tabelası asılsın, rektörü tayin edilsin. (DYP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, geçmiş yıllarda Meclise bu konuya ilişkin birkaç kez kanun teklifi verilmiş; ancak, bunlar kadük olmuştur. Bugüne kadar, hangi partiden olursa olsun, bütün milletvekili arkadaşlarımın ve şimdiki ve bundan evvelki valilerimizin, derneklerimizin, basın kuruluşlarımızın ve her şeyden önemlisi tüm Tekirdağlı hemşerilerimizin, üniversite kurulması için yapmış oldukları çalışmaları buradan takdirle karşıladığımı belirtmek isterim. Bugün, artık, eskisinden daha büyük bir arzuyla, bir an evvel üniversitemize kavuşmak istiyoruz.

Adını vatan şairimiz Namık Kemal'den alan ve bu adla Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi kurulması konusundaki kanun teklifimize desteklerinizi bekler, Yüce Heyetinize saygılar sunarım efendim. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın İlgün.

Tekirdağ Milletvekili Sayın Bayram Fırat Dayanıklı; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)

BAYRAM FIRAT DAYANIKLI (Tekirdağ) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yükseköğretimdeki okullaşma oranımız, gelişmiş, çağdaş ülkelerin yarısı kadar. Bu yüzden yükseköğretimde kapasitenin artırılması bir zorunluluk. Bu bağlamda, uzun yıllardan beri, Tekirdağımızda -biraz önce çok değerli milletvekili arkadaşım Sayın İlgün'ün belirttiği gibi- Namık Kemal Üniversitesi adı altında bir üniversite kurulma çabaları hâlâ gündemde; ancak, sizin de bildiğiniz gibi, yeni bir üniversite kurabilmek için, bu konuda Meclisimizin bir kanun çıkarması gerekli. Nitekim, 1992 yılından beri çıkarılan birçok kanunla 22 adet üniversite kurulmuş; ancak, bunlar, hâlâ, maalesef, birçok imkânsızlıklar içinde sıkıntı çekiyor, zaman zaman tabela üniversitesi damgasını yiyorlar. O zamandan bugüne, üniversitelerin kuruluşunda aranması gereken kriterler ve esaslar tam olarak belirlenemediği için, Namık Kemal Üniversitesinin kuruluşunda da somut adımlar atılamamış.

Geçtiğimiz aylarda, sizlerin de bileceği gibi, Millî Eğitim Komisyonunda bu konuda bir kanun teklifi görüşüldü. Henüz Parlamento gündemine gelmeyen bu kanun teklifine göre, üniversite kurulacak bir ilin nüfusu asgarî 250 000 olmalı, yükseköğrenim öncesi okullaşma oranı en az yüzde 20 olmalı. Tekirdağımızda, son nüfus sayımına göre, nüfusumuz    630 000 civarında ve okullaşma oranımız, neredeyse yüzde 100'e yakın. Yine bu kanuna göre, üniversite kurulacak bir ilde, 2 fakülte ve 1 yüksekokul olmak üzere en az 3 yükseköğretim kurumu olmalı, bu kurumlarda en az 3 000 öğrenci ve yeterli sayıda öğretim elemanı görev yapmalı. Tekirdağımızda, Ziraat Fakültesi ve Çorlu Mühendislik Fakültesine ilaveten 10 adet meslek yüksekokulu halihazırda var. Bu kurumlarda, biraz önce Sayın İlgün'ün belirttiği gibi, 150 civarında öğretim üyesi, 6 000'e yakın öğrenci var. Yani, altyapı, öğrenci, öğretim üyesi açısından, tüm kriterleri, daha şimdiden sağlıyoruz.

Yine bu kanun teklifine göre, eğitim ve öğretim yapılacak binalar, öğrenci yurtları, sosyal tesisler ve üniversite kampusünün gelişimine müsait, en az 1 000 dönüm arazi tahsis edilmiş olmalı. Yine Tekirdağımızda, Tekirdağ Ziraat Fakültesi, Çorlu Mühendislik Fakültesi ve 4 meslek yüksekokulu binaları tamamlanmış, diğerleri ise bitme aşamasında. Lojman, sosyal tesis, arazi varlığı ve öğrenci yurtları açısından mevcut olanaklar, bu kanun teklifinde ortaya konulan kriterlerin çok çok üzerinde.

Öte yandan, bölgemizde, üniversite kuruluşu için, tüm sivil örgütler, meslek kuruluşları, sanayiciler, tüm kamuoyu hemfikir ve her türlü desteği vermeye hazırlar. Hemşerilerimiz, sanayi ve tarımsal yönden gelişmiş ilimizde; üniversite, sanayi, tarım işbirliğinin en güzel örneğini vermeye hazırlar. Yani, uzun lafın kısası, Tekirdağımız, Türkiye Büyük Millet Meclisi Millî Eğitim Komisyonunda ortaya konulan tüm kriterlerin hepsinden daha fazlasına sahip ve hakikaten, bir üniversite şehri olmayı hak etmiş bir ilimiz. O yüzden, Namık Kemal Üniversitesinin kurulması hakkındaki bu haklı talebimizi, gerekçeleriyle savunmak, yerine getirilmesi için çalışmak, benim için de, bir Tekirdağ Milletvekili olarak, kutsal  bir görevdir.

Yüce Parlamentomuzun da bu haklı talebimizi uygun karşılayacağını umuyorum ve hepinize en içten saygılarımı sunuyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Dayanıklı.

Sayın Köse, buyurun efendim.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

İki değerli milletvekili arkadaşımızın ifade etmiş olduğu, Tekirdağ gibi çok önemli bir ilimizde bir üniversitenin kurulmasını, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak biz de destekliyoruz; ancak, Millî Eğitim Komisyonumuz tarafından kriterleri tespit edilmiş olan ve hangi illerimizde üniversite kurulabilir konusunda bir paket çalışma yapılmaktadır. İnanıyorum ki, hükümetimizin de desteğiyle, tüm illerimizde olduğu gibi, Tekirdağ İlimizde de, gerçekten her yönüyle hazır olan bu ilimizde bir üniversite açılmasıyla ilgili kanun çıkarılmasından yana olduğumuzu ifade ediyor, saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Köse.

Sayın Alçelik, lütfen, çok kısa olarak; buyurun.

TURHAN ALÇELİK (Giresun) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tekirdağ milletvekili arkadaşlarımızın gündeme getirdiği, Tekirdağ İlimizde bir üniversite kuruluşuyla ilgili olan bu talebi son derece haklı buluyoruz ve bir an önce kanunlaşmasını canı gönülden desteklediğimizi özellikle ifade etmek istiyorum; ancak, burada, sayın hükümetin çok sayıda yetkilisi var ve Millî Eğitim Komisyonundan geçmiş olan, üniversitelerin kuruluşuyla ilgili kriterleri belirleyen bir yasa teklifi de kabul edilmiş durumda. Eğer, bu teklif, bir an önce Meclis Genel Kurulumuza getirilir ve hangi illerde üniversite altyapısı hazırdır, bu iller de belirlenirse -ki, ben şu anda Tekirdağ İlimizle birlikte, Giresun, Çorum, Ordu, Rize, Erzincan, Ağrı gibi bütün bu illerimizde de altyapının hazır olduğunu biliyorum; daha, hazır olan iller de var- bir an önce, bu haklı talep, burada kanunlaşmış olur ve üniversite bekleyen illerimiz de üniversitelerine kavuşmuş olur diyorum. Bir an önce Genel Kurulun gündemine getirilmesini, özellikle arzu ettiğimizi ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN - Ben de teşekkür ederim.

Sayın Gönül, buyurun efendim.

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Sayın Başkanım, Doğru Yol Partisi Milletvekili Değerli Arkadaşımız Nihan İlgün Beyin teklifini hep birlikte dinledik.

Gerçekten, Tekirdağ İli, altyapısıyla, Namık Kemal Üniversitesini kazanmayı hak etmiş bir ilimizdir. Doğru Yol Partisi Grubu olarak bu teklife destek veriyoruz ve Tekirdağlılara da -biraz erken olsa da- hayırlı olsun diyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim.

Sayın Sülün, buyurun efendim.

ENİS SÜLÜN (Tekirdağ) - Sayın Başkanım, değerli üyeler; değerli milletvekili arkadaşlarımın konuşmalarına katılıyorum.

Tekirdağ, üniversitesini çok daha önceki yıllarda hak etti. Daha önce, bunun kanun teklifini de verdik. Tekirdağımıza mutlaka üniversite yapılmasını destekliyoruz. Biz de arkadaşlarımızın yanındayız. Bunun kurulması için, Değerli Meclisten de desteklerini diliyor; saygılar sunuyorum.

BAŞKAN -  Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz.

Genel Kurulun 16.5.2001 tarihli 104 üncü Birleşiminde alınan karar gereğince, bu kısmın 1 inci sırasında yer alan, Konya Milletvekili Teoman Rıza Güneri ve 55 arkadaşının, enerji ihalelerinde yolsuzluk, usulsüzlük ve suiistimallere yol açtığı ve gerekli tedbirleri almayarak görevini kötüye kullandığı ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanunun 228, 240 ve 366 ncı maddelerine uyduğu iddiasıyla, Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer hakkında, Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeler uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesinin görüşmelerine başlıyoruz.

V. – GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI

VE MECLİS ARAŞTIRMASI

A) ÖNGÖRÜŞMELER

1. – Konya Milletvekili T. Rıza Güneri ve 55 arkadaşının, enerji ihalelerinde yolsuzluk, usulsüzlük ve suiistimallere yol açtığı ve gerekli tedbirleri almayarak görevini kötüye kullandığı ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 228, 240 ve 366 ncı maddelerine uyduğu iddiasıyla Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/3)

BAŞKAN - Bu görüşmelerde, sırasıyla, önergeyi verenlerden ilk imza sahibine veya onun göstereceği bir diğer imza sahibine, şahısları adına 3 sayın üyeye ve son olarak da, hakkında soruşturma istenilmiş bulunan Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer'e söz verilecektir.

Meclis soruşturması önergesi, Genel Kurulun 2.5.2001 tarihli 95 inci Birleşiminde okunmuş ve bastırılarak, sayın üyelere dağıtılmıştır; bu nedenle, soruşturma önergesini tekraren okutmuyorum.

Şahısları adına söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum:

Denizli Milletvekili Sayın Beyhan Aslan, İstanbul Milletvekili Sayın Nazlı Ilıcak, Denizli Milletvekili Sayın Mustafa Kemal Aykurt.

İlk söz, önerge sahibi olarak, Konya Milletvekili Sayın Teoman Rıza Güneri'ye aittir.

Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

T. RIZA GÜNERİ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji eski Bakanı Sayın Cumhur Ersümer'le ilgili vermiş olduğumuz soruşturma önergesi üzerinde, önerge sahipleri adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşma sürem sadece 10 dakika; bu sürede böyle önemli bir konuyu yeterince açıklama imkânının olmadığını takdir edersiniz; ama, elimden geldiğince konuları tasnif ederek ve kısa analizler yaparak sunmaya çalışacağım.

Öncelikle, konunun genel olarak önemi üzerinde duracağım, sonra, devlet güvenlik mahkemesi iddianamesinin konumuzla ilgisini ve başka iddiaları anlatmaya çalışacağım.

Değerli milletvekilleri, güzel Türkiyemiz, bugün, hiç de hak etmediği sıkıntıları yaşıyor. Halkımız aç, çaresiz; en kötüsü umutsuz. Kimin eli kimin cebinde, belli değil. Hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet, iltimas noktalarında dünya derecelerini elde ettik; ama, Türkiye'de, bunlar, günlük, vakai adiyeden sayılıp üzerlerine gidilmemesi artık normal görülmeye başlandı. Çözüm beklenen kurumlar yıprandı, yıpratıldı. Yönetim şeklimizin üç erki, (yasama, yürütme, yargı) arasındaki ilişkiler, olması gerekenin, maalesef, çok uzağında.

İşte, tam böyle bir vasatta, bu soruşturma önergesini görüşüyoruz. Ne bu önergeyi verirken ne de bugün, üzerinde konuşma yaparken niyetimiz, hedefimiz, siyasî polemik ve kazanç değil; hele hele siyasî linç hiç değil. Parlamenter demokrasimizin ağabey kurumu diyebileceğimiz Yüce Meclisimizin, bu yanlış gidişe, hiç olmazsa, bir noktadan başlayarak el koyup, tükenme noktasına gelmiş olan milletin umutlarının yeniden yeşertilmesinden başka bir niyetimiz yoktur.

Bugün,  bütün milletimiz bizi izliyor; sektörle hiç ilgisi olmayanlar da bizi izliyor; mazotuna yetmiş günde yüzde 70 zam gelen çiftçimiz de bizi izliyor; açlık sınırının altında maaş alan memurumuz, işçimiz, işsizimiz de bizi izliyor; onbinlercesi kepenk kapatmış, ayakta kalmaya çalışanları haciz ve hapis kıskacındaki esnafımız da bizi izliyor; yaşama imkânı kalmadığından Romanya'ya, Bulgaristan'a taşıyacağı fabrikasının tezgâhlarının sökülüşünü gözyaşları arasında izleyen sanayicimiz de şu anda bizi izliyor; evladına okul harçlığı veremeyen anne-baba da bizi izliyor; hatta, bugün, bütün dünya bizi izliyor; Türkiye bu fasit daireden çıkabilecek mi; Meclis, bu zinciri kırabilecek mi; yoksa, yine, üç  beş günlük iktidar uğruna örtbas mı yapacak; bunu izliyor; umut etmeyi umut ederek bizi izliyor.

Umudu sıfırlanmış genç, vasıfsızıyla, vasıflısıyla, mühendisi, doktoru, öğretmeniyle bir başka ülkeye göç etmekten başka çare kalmadığını haykırıyor. Beyler, başınızı iki elinizin arasına alıp düşünün lütfen, gençlerimiz, geleceğimiz, umutlarımız, yangın yerinden kaçar gibi, felaket bölgesinden kaçar gibi, bu ülkeden, arkalarına bakmadan niçin kaçıyorlar, kaçmak istediklerini niçin haykırıyorlar, bunda bizim katkımız nedir, çaresi nedir; düşünelim lütfen.

İşte bugün, o gençlerin, arkalarına, son bir umutla tekrar dönüp baktıkları, umutlandıkları bir gün. Onların umudunu boşa çıkarmamak için ne yapmamız gerektiğini hepimiz biliyoruz inancındayım. Tek çıkar yol, başta Yüce Meclis olmak üzere, bütün kurumlara güvenin yeniden tesis edilmesi.

Değerli milletvekilleri, soruşturma önergemizin iki temel dayanağı var: Birisi, DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 24 Nisan 2001'de Ankara DGM Başkanlığına verdiği iddianame; diğeri ise, kamuoyunda konuşulan birkısım yolsuzluk iddialarıyla beraber, izlenen yanlış enerji politikaları sonucunda ülkenin zarara uğratılması.

Öncelikle iddianame üzerinde konuşursak, bunu da temelde iki ayrı bölümde mütalaa etmek gerekir: Birincisi, Enerji Bakanlığı bürokratlarıyla iş yapan veya aracı kuruluşlarla ve şahıslarla ilgili rüşvet, kayırma, yolsuzluk iddiaları; ikincisi ise, bizzat Sayın Cumhur Ersümer'in direkt veya dolaylı suçlandığı iddialar.

Kısa zamanda bunların birini bile açıklamanın imkânsızlığını biliyorum; ama, umut ederim ki, siz değerli milletvekillerimiz bu iddianameyi mutlaka okumuşsunuzdur; benimki, sadece, başlıklarını hatırlatmanın ötesine geçemeyecek maalesef. İddianame, sanık ve tanık ifadeleri ile dinlenen telefon kayıtlarından oluşturulmuştur.

Değerli milletvekilleri, iddianamede, Sayın Ersümer'in bürokratlarının bir kısmının, Enerji Bakanlığı bünyesinde suç işlemek amacıyla organizasyon oluşturduğu, pek çok projede, firmalara menfaat sağlamak için gizli bir işbirliği yapıldığı açıkça yer almıştır. Yamula Barajındaki rüşvet ve menfaat iddiaları, sayfa 5'te şöyle ifade ediliyor: "Sanıklar Birsel Sönmez, Muzaffer Selvi ve Ünal Peker arasında, cürüm işlemek için teşekkül oluşturulduğu anlaşılmaktadır. TEAŞ Yönetim Kurulu Başkan ve Başkan Yardımcısı olan sanıklar, TEAŞ'la işi olan şirket temsilcilerinden, kanunen yapmakla yükümlü oldukları görevlerini yapmak için menfaat talep etmekte ve kanunî görevlerini, kendilerine temin edilen menfaat karşılığında yapmaktadırlar."

Batman gezer santral ihalesiyle ilgili iddialar, oradaki telefon konuşması, Mustafa Arslan'ın iddiaları, bunlar, açıkça, iddianamede yer alıyor.

Rüzgâr enerjisi santrallarının tümüyle ilgili yapılan iddialar ve bunlardan bilhassa Alaçatı Rüzgâr Enerjisi Santralıyla ilgili Sayın Bakanın da ismi geçen iddianamede şu ifadeler yer alıyor: "Alaçatı Rüzgâr Enerjisi Santralında 3096 sayılı Kanun hükümleri ile imtiyaz sözleşmesi hükümleri uygulanamaz hale getirileceği biline biline, Bakan Cumhur Ersümer'in talimatı ve oluruyla işlemlerin yapıldığı ve firma lehine kamunun zarara uğratıldığı, dolayısıyla, bu eylemin, görevi suiistimal suçunu oluşturduğu ve ilgili bürokratların Türk Ceza Kanununun 140 ıncı maddesinden yargılanmaları istenmiştir." Nitekim, sanık Yavuz Gürsoy, verdiği ifadesinde, yapılanın anlaşma olmadığını, bilakis, yapılanın, siyasî iradenin kararıyla teşvik verilmesi olduğunu söylemiştir. Sayın Ersümer'in direkt dahli olduğu bir işlemden dolayı bürokratların yargılanmaları istenmiştir. Ayrıca, bu santral işinde yapılan diğer usulsüzlüklerden dolayı, TEAŞ bürokratlarının, Türk Ceza Kanununun 366/2 nci maddesi uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmaları istenmiştir.

Değerli milletvekilleri, iddianamede, Afşin-Elbistan Termik Santralı ihalesinde, Sayın Ersümer'in, kuruluşların ısrarlı uyarılarına rağmen, bürokratlarıyla beraber, ERG firmasının avukatı gibi davrandıkları ve kamuyu zarara uğratacak sözleşmelere imza attıkları iddia edilmiştir. Yine, Kırklareli Doğalgaz Çevrim Santralında Sayın Cumhur Ersümer'in de içinde bulunduğu yanlışlıklarla ilgili sanıkların 366/2 nci maddesinden suçlu oldukları talep edilmiştir, iddia edilmiştir.

Nükleer enerji santralı ihalesinde de, yine, Bakan Ersümer'in eliyle, emriyle, Teklif Değerlendirme Komisyonu Başkanı Nevzat Şahin'in görevden alındığı iddiası yer almaktadır. İddianamede, Sayın Ersümer'in, 28 Aralık 1999 günkü, Sayın Ecevit, Sayın Özkan, Sayın Yılmaz ve Sayın Bahçeli'nin de bulunduğu toplantıda, kanunun gereklerini dile getiren bürokratını cep telefonuyla arayarak "bundan sonra seninle görüşürüz" dediği de anlaşılmaktadır. İddianamede buna benzer pek çok detaylara yer verilmiştir.

Bu kısa sürede, bunların hepsini ortaya koymanın mümkün olmadığını biliyorsunuz. Bunun haricinde, tabiî, biliyorsunuz, iddianamenin dışında da çeşitli şüpheler, iddialar, şu anda, kamuoyunda dile getirilmektedir. Sayın Ersümer, baskı yaparak, TEDAŞ Yönetim Kurulunun, enerji santralları devir sözleşmesine ilişkin kararında değişiklik yaptırmıştır iddiası, bugün, kamuoyunda konuşulmaktadır. Çayırhan'ın devrinin hukuksuz olduğu bugün konuşulmaktadır. Yine, Bakanlık teftiş raporlarının sumenaltı edildiği konuşulmaktadır. Resmî raporlar sumenaltı edilmiştir. Yüzer-gezer santrallarda adrese teslim ihaleler yapılmıştır. Bugün, Mavi Akımı, artık üç yaşındaki çocuklar dahi biliyorlar. Mavi Akımdaki yolsuzluklar, şaibeler ayyuka çıkmıştır; buna, ANAP'ın tümünün ismi karışmıştır, Sayın Yılmaz'ın ismi karışmıştır. Bununla ilgili detayları kamuoyu biliyor.

Buradan çok fazla detaya giremeyeceğim; ancak, ülke öyle zarara uğratılmıştır ki, Sayın Yılmaz, Hazar'dan doğalgaz borusunun geçirilemeyeceğini ifade ederek, göl olduğunu iddia ederek, Rus tezine de...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Mikrofonu açıyorum Sayın Güneri; buyurun.

T. RIZA GÜNERİ (Devamla) - ...Türkiye Cumhuriyetinin Başbakan Yardımcısı olarak destek vermiş olmaktadır ve böylece, Türkiye'yi, Bakü-Ceyhan Boru hattıyla ilgili de zarara uğratmaktadır.

Çok değerli milletvekilleri, görüyorsunuz, süremiz, bu kısa zaman süratle akıp geçiyor ve iddianamenin detayına girme imkânı olmuyor. İddianamede yer alan veya kamuoyunda bilinen hususların hepsine, biliyorsunuz, bu kısa sürede değinmek mümkün değil. Ortada bu kadar ciddî iddia var; onlarca üst düzey bürokrat, genel müdürler gözaltında veya tutuklu veya hakkında dava açılmış. Savcılar açıklıyorlar: "Dokunulmazlığı olmasaydı, Sayın Ersümer'le ilgili de, bu iddianamenin sonunda kovuşturma talep edilecekti." Hem Milliyetçi Hareket Partili hem Anavatan Partili yetkililer, son günlerde, 100 üncü ve 83 üncü maddelerle ilgili değişiklik taleplerini dile getirmişlerdir. Eğer samimîyse bu gruplar, işte gün bugündür, geliniz, bir ilgili bakan, soruşturma açılması gereken bir bakan hakkında bu tavrınızı ortaya koyunuz.

Değerli milletvekilleri, beni şaşırtan bir gazete haberini sizlerle paylaşmak istiyorum. Sayın Bahçeli, sessizliğini bozmuş ve Sayın Ersümer ile ilgili bir inceleme yaptırmış, rapor hazırlatmış ve suçsuz bulmuş.

Sayın Bahçeli, bugüne kadar, acaba, başka hangi ciddî konuda araştırma yaptırdınız, rapor hazırlattınız?  Çiftçi ne durumda? Açlık sınırının altında ücretle çalışmaya mahkûm ettikleriniz hakkında raporlarınız var mı? Memurun, işçinin durumu hakkında raporlarınız var mı? Yok ettiğiniz esnafın durumunu incelettiğiniz raporlarınız var mı? Siz kimin hamisisiniz; meydanlarda söz verdiğiniz halk kitlelerinin mi; yoksa, Türkmenbaşı'nın bile azarladıklarının mı? (FP sıralarından alkışlar)

Ama, Sayın Bahçeli'nin 2 Mayıs tarihli Cumhuriyet Gazetesindeki beyanatının, bugün, Grubuna gerçek mesajı yansıttığına inanmak istiyorum. Sayın Bahçeli o beyanatında buyuruyorlar ki: "Yolsuzlukları aydınlatma çalışmasını tersyüz etmenin, sahiplerine olduğu gibi siyaset kurumuna da hiçbir şey kazandırmayacağının en büyük kanıtı, yine yakın dönemdeki siyasî gelişmelerdir." Dilerim ki, Sayın Bahçeli'nin Grubu, bugün, bu uyarıyı dikkate alırlar.

Aynı zamanda, Sayın İsmail Köse, MHP Grubu adına yaptığı açıklamalarda "Ersümer hakkında ciddî suçlama var; bu nedenle Bakan hakkında soruşturma açılması gerekiyor. Bakan yargılanmalı; bu suçlamalar, ancak yargı yoluyla kalkar. Hükümet de Bakan da bu suçlamaları taşıyamaz" diye ifade etmişlerdir. Bugün koltuklarda göremiyorum; acaba, verdikleri bu sözü tutamayacaklarından korktukları için mi bugün koltuklarında yoklardır; merak ediyorum doğrusu.

Sayın Oktay Vural, benzer açıklama yapmışlar "Ersümer hakkında Meclis soruşturması açılmalı, MHP'nin hiç kimse hakkında bir önyargısı yoktur" demişlerdir.

Sayın Bülend Yahnici, benzer açıklama yapmışlardır. Sayın Mehmet Şandır, yine benzer açıklama yapmışlardır.

Yine, bir gazetede, Sayın Köse "Ersümer'in istifa etmesi kâfi değil, ya kendi talebiyle dokunulmazlığı kaldırılacak ve yargılanacak ya da Meclis soruşturması yoluyla dokunulmazlığı kaldırılacak" diye ifade etmişlerdir.

İşte, gün bugündür değerli milletvekilleri.

BAŞKAN - Sayın Güneri, lütfen toparlar mısınız efendim...

T. RIZA  GÜNERİ (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan.

Temel hedefimiz, birilerini karalamak, Yüce Divana göndermek değil; milletin arzusu olan temiz siyasetin tesisi için bir adım atmak. Sayın Bakanın aklanmasının yolu, soruşturma komisyonunun kurulması ve Yüce Divanda yargılanmasıdır. Bugüne kadar Yüce Divanda yargılananlardan sadece 3'ü, 1966 yılından beri, ceza almıştır. Onun için, Sayın Bakanın da, kendisinin bu aklanmayı talep edeceğinden ben eminim, eğer çekineceği bir şey yok olduğundan eminse.

Temiz siyaset adına, mahkemede aklanınca, en çok bizim de sevineceğimizi ifade etmeden geçemiyorum; çünkü, temiz siyasete bu ülkenin ihtiyacı var.

BAŞKAN - Sayın Güneri...

T. RIZA GÜNERİ (Devamla) - Bugün bütün milletvekili arkadaşlarıma çağrım, bugün için değil, gelecek için oyumuzu verelim; kendimiz bu koltuklarda kalmak için değil, çocuklarımızın Türkiyesi için oyumuzu verelim.

Önergemize desteklerinizi bekliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, müsamahanız için de teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Güneri.

Sayın milletvekilleri, ikinci söz, Denizli Milletvekili Sayın Beyhan Aslan'a aittir.

Buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)

BEYHAN ASLAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Fazilet Partisi Konya Milletvekili Sayın Teoman Rıza Güneri ve arkadaşlarınca verilen, Enerji Bakanlığı faaliyetlerinde usulsüzlüklere, suiistimallere yol açtığı ve göz yumduğu, bu hususlarla ilgili tedbirleri almayarak görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanı Sayın Cumhur Ersümer hakkında Meclis soruşturması açılması önergesi üzerinde kişisel görüşlerimi arz etmek üzere huzurunuzdayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, mesleğimin gerektirdiği disiplin ve anlayışla, konuyla ilgili tüm iddiaları, tanık ifadelerini, bilirkişi beyan ve değerlendirmelerini, dosya içerisinde bulunan evrakı titizlikle tetkik ettim. Sadece iddianameyi okumadım, 17 klasörden oluşan evrakı dikkatle tetkik ettim. Siyaseti arkaya, hukuku öne aldım. Siyaset ile hukuku birbirine karıştırmadan, döne döne, altını çizerek okudum. Çıkardığım sonuçları arz ediyorum:

Bu tahkikat, hukuka aykırı başlatılmış; bazı gönüllüler, hukuku çiğneyerek görev üstlenmişler, kahramanlık taslamışlardır. 2803 sayılı Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Hakkında Kanuna ilişkin yönetmelik, Jandarmanın ne zaman, hangi alanda, hangi hallerde görev yaptığını ortaya koymuşken, Ankara'nın göbeğinde bir bakanlığın, Jandarmaca tahkikatının yapılması keyfîliktir. Bu keyfîliğin değerlendirilmesini, milletimizin sağduyusuna bırakıyoruz.

Yolsuzlukla mücadeleye kimse karşı çıkamaz. Karşı çıkanı, ayak direteni toplum cezalandırır; ancak, yolsuzluklar, hukuk kuralları içinde ortaya çıkarılmalıdır; olaya, salt hukuk açısından bakılmalıdır. Hukuk ile siyaset farklı kurumlardır. Siyaset ile adalet birbirine karışırsa, toplum temelinden sarsılır. Hukuk kuralları, olaya ya da muhataba göre değişmez. Suçlanan kişi siyasetçi olursa, kuralların dışına çıkılacak diye bir hüküm mevzuatımızda mevcut değildir. Demokrasinin bir kurumlar ve kurallar rejimi olduğunu unutmayalım. Bir iddianamenin siyasî boyutu, yargısal boyutunun çok üzerinde ise, bu iddianamenin hukukîliğinden bahsedemeyiz. Yargı bağımsızlığının gerekçesi, yargının tarafsız olmasıdır. Bu iddianameyle adalet politize edilmiştir. Yakın zamanda siyasî tarihimiz, adaletin politize edildiği örneklerle doludur. "Sizi buraya tıkan güç böyle istiyor" cümlesi, adalet tarihinin kara lekesidir. Egesel-Başol ikilisiyle başlayan demokrasi kahramanı Menderes ve arkadaşlarının idamına sebep olan bu süreç, gensoru konusu, tahkikata kadar uzanmaktadır. Bu utanç tablolarını ne bizden sonraki nesillere ne de hür demokrat dünyaya anlatamayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, hukuk devletinin olmazsa olmaz şartıdır. Kimse yargıya siyasî görevler yükleyemez. Yargı, hukukdışı militanca davranışlar içinde olamaz. Olaya ilişkin iddianameyi, kamuoyu kampanyası açar gibi, basın toplantısıyla açıklamak, hukuk geleneğine aykırıdır. Eğer, yargının tarafsızlığının garantisi olan usullere, geleneklere ve üsluba uyulsaydı, konuya ilişkin tartışma da olmazdı. Yaptığı soruşturmayı basına anlatan, sızdıran, kahramanlığa oynayan savcı ya da yargıç, adaletin unsurları olamazlar.

İstanbul Barosunun 1994 yılında yapmış olduğu yönetim kurulu basın açıklamasını, dikkatlerinize arz ediyorum: "Demokrasi, kurallar ve kurumlar rejimidir. Basın, bilgi verir, haber iletir; mahkûmiyet veya beraat hükmü tesis edemez. 'Biz suçlar, biz mahkûm ederiz' anlayışı çok tehlikelidir. Yargılanan kişiler için sosyal alarm yaratılmaz.

Tutuklama haberi, sekiz sütuna manşetten 'işte adalet' diye veriliyor; beraat kararı çıkmışsa 'pes vallahi, bu kadarı da olmaz' deniyor, halkın öfkesinden bahsediliyor. Milyonlarca izleyicinin önünde, yorum adıyla, insanlara, kurumlara küfrediliyor. Kişilik hakları, ısrarla çiğneniyor. Tekzipler yayımlanmıyor.

Gelin, bu çalkantıyı elbirliğiyle durduralım. Toz duman içinde adalet olmaz. Çok ciddî medya terörü yaşıyoruz. Yargıçlar da insandır, yazılıp çizilenden, davalara girmekten korkarlar; o zaman, meydan, kahramanlığa soyunan gönüllülere kalır. Yargıda gönüllü kahramanlık, bütün güvenceleri yıkar. Kimi savcı İtalya'daki birine, kimi yargıç, Amerika'daki diğerine benzediğini sanır, benzetilmekten hoşlanır. Yaptığı soruşturmayı, yürüttüğü davayı gazetelere anlatıp, kahramanlığa oynayan savcı ve yargıçlarla, hukuk devleti olunmaz. Bu tehlikeli gidişi önlemeliyiz.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin komisyonlarının yargı görevi üstlenmesine imkân vermemeliyiz. Unutmayalım ki, hukuk devleti, hepimiz içindir.

Dünyanın hiçbir yerinde, yürüyen soruşturmaya ait bantlar, televizyonda yayınlanmaz. Basın özgürlüğü çok önemlidir; ama, masumiyet karinesi ve yargının selametle işleyebilmesi de en az basın özgürlüğü kadar önemlidir. Basın özgürlüğü adına, hukuk devleti tahrip edilemez. Kameralar, meydanlar, mikrofonlar, gazete sütunları, insanları yargılayamaz. Serinkanlı olmalıyız ve bu gidişi durdurmalıyız."

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul Barosunun bu görüşlerine katılmamak mümkün değildir. Görüştüğümüz önergede, Sayın Bakanca, Kırklareli Doğalgaz Santralı, Afşin-Elbistan Santralı ve Alaçatı Rüzgâr Enerjisi Santralı konusunda, kamu zararına sebep olduğu iddiası var. Bu iddiaya gelince: Bu sözleşmelerin hiçbirinde, Sayın Bakan, Bakanlar Kurulu kararı olmadan -burası dikkatle dinlenilmelidir- Bakanlar Kurulu kararı olmadan, Devlet Planlama Teşkilatının olumlu görüşü alınmadan, Hazinenin onayı olmadan, Danıştay İdarî Daireler Kurulunun kararı olmadan, hiçbir imtiyaz sözleşmesine imza atmamıştır. Danıştayın kabulü olmaksızın, hiçbir değişikliğe de imza atmamıştır.

Sormazlar mı, bu yatırımlar bir bakanı suçluyorsa, olumlu görüş bildiren Devlet Planlama Teşkilatı yetkilileri, Hazine yetkilileri nerede?! Bu yatırımlar sürecinde, başlangıcından itibaren imzası bulunan Ersin Faralyalı, Hüsnü Doğan, Recai Kutan, bu suçlamaların neresinde; Bakanlar Kurulu üyeleri neresinde?! Bu sözleşmeleri inceleyen, sözleşmeleri onaylayan, Danıştayın 23 hâkimini neyle suçlayacaksınız?! Sayın Cumhur Ersümer suçluysa, eski bakanlar, Bakanlar Kurulu üyeleri, Devlet Planlama Teşkilatı yetkilileri, Hazine yetkilileri, onaylayan makam olan Danıştay üyeleri de, aynı oranda suçlu mudur; bu, hukukun neresinde vardır?! (ANAP sıralarından alkışlar)

Bakın, bu yatırımlarda olumlu görüş veren Devlet Planlama Teşkilatı ve Hazine yetkililerini, katkıda bulunan eski bakanlar Ersin Faralyalı, Veysel Atasoy, Hüsnü Doğan, Recai Kutan, hepsini kutluyorum; doğru yapmışlardır. Suçlanan Sayın Cumhur Ersümer, bu bakanlarımızın yarım bıraktıklarını tamamlamıştır, prosedürü yerine getirmiştir. Ersümer'in yerine, Fazilet Partili, Doğru Yol Partili bir arkadaşım bakan olsaydı, yatırımlar yarım mı kalacaktı; Recai Kutan'ın başlattığı yatırımı yarım mı bırakacaktınız; Ersin Faralyalı'nın başlattığı yatırım yarım mı kalacaktı?! 1994'te başlıyor, 1992'de başlıyor; neresindeydi bunlar?! (ANAP sıralarından alkışlar)

Dünyanın hiçbir hukuk sisteminde, Danıştay kararlarını savcıların incelediği görülmemiştir, kararların suçlandığı duyulmamıştır. Bu, bir hukuk skandalıdır. Biz, bu skandala alet olmayalım.

Saygıdeğer arkadaşlar, bu skandala alet olmayalım. Danıştayı devlet güvenlik mahkemesi yargılayacak; inanılmaz bir hukukî kargaşadır. Danıştayı devlet güvenlik mahkemesi yargılayabilir mi?! Danıştayın kararı savcıya şikâyet edilir mi?! Savcı, bu gerçeği nasıl görmez, nasıl anlaşılmaz?! Bu, hukuk tarihine geçen kara bir lekedir değerli arkadaşlarım.

Bu saçma iddialar, ekonomik ve idarî bürokrasiyi kilitlemiş;  bürokratlar korkuyor, işlem yapmıyor, görevden kaçıyor. Hazine bürokratları, geçen gün, Danıştay onayından geçmiş yap-işlet-devret kararına imza atmak için devlet güvenlik mahkemesi savcısından izin istemişler. Bu ayıp, bürokrasimize yeter. Bu skandalı duyan yatırımcı, yatırım yapar mı?! Savcılar, yargıçlar neyin doğru, neyin yanlış olduğunun kararını vermezler, bu yetki siyasî organa aittir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilirkişilik, meslekte ve konuda uzmanlık, ciddiyet, sorumluluk, dürüstlük ve tarafsızlık gerektiren zor bir görevdir. Bu görev, yargı organı kapısında adalet bekleyenler için ise, sorumluluk, insanî ve etik özellikler daha da önem kazanır. Dinlenen bilirkişilere bakıyoruz, Bakanlıkla mahkemelik, zihniyeti itibariyle bakana düşman bir avukat ya da bakanın haklarında daha önce soruşturma açtığı Bakanlık bürokratları.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Aslan, açıyorum mikrofonunuzu.

Buyurun.

BEYHAN ASLAN (Devamla) - Bakana düşman bir avukat ve haklarında bakanın soruşturma açtığı bürokratlar seçiliyor ve onlar bilirkişi olarak savcı tarafından davet ediliyor. Peki, bilirkişilik tarafsızlıktır, bilirkişilik bağımsızlıktır, bilirkişilik bilgi ve beceridir, bilirkişilik konuya ilişkin vukufiyettir. Bu kişilerin, Sayın Bakana karşı kin ve nefret dolu oldukları, kasıtlı davranış içerisinde bulundukları açıktır; taraflı davranmışlardır, bakana, intikam duygusuyla, haksız ve hukuka aykırı isnatlarda bulunmuşlardır. Bilirkişiler, elektrik sektörüne, teknolojisine, mevzuatına vâkıf olmayan kişilerdir. Bakanlık bürokratlarının bilirkişi olarak görüşlerine başvurulması, yasaya ve Yargıtay kararlarına aykırıdır; çünkü, bu davada, yarın, Bakanlık müdahil olursa, siz, bir taraftan bilirkişi bulmuş olmaz mısınız? Enerji Bakanlığı, bu davaya taraf olacağım dediği zaman, o bilirkişilerin hali ne olacak?!

Değerli arkadaşlar, bu nedenle, bu arkadaşlarımız bilirkişilik yapamazlar. Bilirkişiler, daha önce mahkemelerce bilinen değil, bilgi yeteneğine, tarafsızlığına güvenilen kişiler değildir. Bunlar, soruşturma için özellikle çağrılmışlardır. Ciddî ve tarafsız bir soruşturma olsaydı, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Boğaziçi, Bilkent, hukuk fakülteleri, Siyasal Bilgiler Fakültesindeki konuya ilişkin kürsü başkanları, elektrik mühendisleri, profesörler neredeydi, niçin onları bilirkişi olarak çağırmadınız?!. (ANAP sıralarından alkışlar) Çünkü, tarafsızlıktan ve adaletten korktunuz. İşte, bu yola gidilmemiştir. Bilirkişi, tüm mahkemelerde, mahallî mahkemelerde bile üniversitelerden çağrılır. Hangi bakanlık bürokratları, hangi alt kademe bürokratları şimdiye kadar bilirkişi olarak çağrılmıştır? Bir generalin, bir yüzbaşının bilirkişilik yaptığını duydunuz mu? Bir emniyet müdürünün, bir başkomiserin bilirkişilik yaptığını duydunuz mu değerli arkadaşlar? İşte, bu böyledir.

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Yerine göre yapar canım. Niye yapmasın?!

BEYHAN ASLAN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, tabiî ki, intikam ve ANAP düşmanlığıyla gözü dönmüş arkadaşlar, her türlü iftirayı atabiliyorlar. Cumhur Ersümer ile Hüsamettin Özkan'ı bacanak bile yapabiliyorlar!.. Nüfus kayıtları olduğu halde, aynı şehirden bile evlenmedikleri halde, Sayın Cumhur Ersümer ile Hüsamettin Özkan'ı bacanak bile yapabilen zihniyet her şeyi söyler.

Siz diyorsunuz ki... Değerli arkadaşlar, iktidarda başka, muhalefette başka olmayalım. Bakın, arkadaşlar, şimdi, ben şunu okuyorum; Sayın Necmettin Erbakan Başbakan, Sayın Recai Kutan Enerji Bakanı, BOTAŞ Genel Müdürü Sayın Mustafa Murathan. Bakın ne diyor, son kısmını okuyorum: "Bu nedenle, biz, bu Karadeniz geçişi teklifine sıcak bakıyoruz, gerçekleştirilmesi için olabildiğince desteğimizi veriyoruz." 7 Mart 1997, Hyatt Regency Oteli, Doğal Gaz Dergisi, Ocak/Şubat 1997, sayfa 61-68. Bunlar, Fazilet Partili arkadaşlarımızın iktidardayken beyanları. Mavi Akım için hiç konuşmayın değerli arkadaşlar.

BAŞKAN - Sayın Aslan, toparlar mısınız efendim.

BEYHAN ASLAN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Doğru Yol Partisine mensup, bilgisine ve deneyimine güvendiğim meslektaşım Amasya Milletvekili Avukat Ahmet İyimaya bir konuşmasında diyor ki: "Bugünkü yapısı ve uygulama seyri içinde Meclis soruşturması hukuka ve adalete hizmet etmekten çıkmış, siyasî mücadelenin acımasız rekabet aracı olmuştur." Doğru mu efendim?

AHMET İYİMAYA (Amasya) - Doğru.

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Doğru.

BEYHAN ASLAN (Devamla) - "Parlamento tarihinde, siyasî hiçbir hedef gütmeden, salt amacı hukuk ve suçu araştırma olan soruşturma örnekleri hemen hemen yoktur." Aynen, bunun gibi.

HACI FİLİZ (Kırıkkale) - Genel Başkanına sorsana!..

BEYHAN ASLAN (Devamla) - Sayın İyimaya'ya katılmamak mümkün değildir, aynı düşüncedeyim. Aynen, bu soruşturma gibi, Parlamento tarihinde hep böyle olmuştur.

"Meclis soruşturması sistemini siyasetin ipoteğinden ve siyasî çıkar amacı olmaktan kurtarmaya ve hukukun genel ilkeleri ışığında, adaleti arayan bir yeniden yapılanmaya ihtiyaç vardır; bu yapıyı, elbirliğiyle kuracağımızı umuyorum." Sayın İyimaya'nın sözleridir, alkışlıyorum ve bu konuda, Anavatan Partisi olarak önergemizi verdik, Milliyetçi Hareket Partisinin de bu konuda çalıştığını biliyorum; destek verin, 100 üncü maddeyi değiştirelim.

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Bunu gönder de, ondan sonra...

BEYHAN ASLAN (Devamla) - Sayın milletvekilleri, Sayın Bakan, 4422 sayılı Yasaya aykırı da olsa, üç ay süreyle dinlenilmiştir. Suçlama peşin fikriyle yaklaşan savcı, 5 kuruşun bile Sayın Bakanın boğazından geçtiğini iddia edemiyor.

Sayın Cumhur Ersümer'in, üzerinde koparılan fırtınalara rağmen, gerek özel hukuk gerekse ceza hukuku açısından hiçbir sorumluluğu olmadığını, yargılanmasını gerektirecek hiçbir eylemenin bulunmadığını gördüm. Bakanlığı döneminde, enerji alanında, cumhuriyet tarihinin en önemli yatırımlarına imza atmış bir siyaset adamının Meclis yargısına taşınmasının izahı güçtür. Bakanın tüm tasarrufları, hukuka ve ülke çıkarlarına uygundur.

Mikrofonların kalaşnikov, gazete sütunlarının bomba olarak kullanıldığı Türkiye'de en ucuz şeyin insan haysiyet ve onurunun olduğunu ispatlayan, hayatın gizliliği ilkesini ayaklar altına alan bu soruşturma, adalet tarihimizde kara bir lekedir arkadaşlar.

Hazreti Ali'nin bir sözü var: "Haksızlığa boyun eğersen, hem hakkından hem şerefinden olursun." Bu söz doğrultusunda, önergeye ret oyu vereceğimi ifade ediyorum. Vicdanî muhasebenizle, Yüce Heyetinizin vereceği kararın milletimizin için hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aslan.

Sayın milletvekilleri, üçüncü söz, İstanbul Milletvekili Sayın Nazlı Ilıcak'a aittir.

Buyurun Sayın Ilıcak. (FP sıralarından alkışlar)

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Cumhur Ersümer hakkında Fazilet Partisi milletvekillerinin verdiği soruşturma önergesi üzerinde konuşacağım.

Böyle bir soruşturma önergesi verilmiştir; çünkü, Cumhur Ersümer, Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı Talat Şalk'ın yazdığı iddianamede, ciddî suçlamalara muhataptır. Öyle, Beyhan Aslan Beyefendinin buyurduğu gibi, bunlar entipüften iddialar değildir. Ben de, büyük bir titizlikle, bu iddianameyi okudum. Bunlardan en önemlisi, Afşin-Elbistan Termik Santralı, diğeri Alaçatı Rüzgâr Santralı. Alaçatı Rüzgâr Santralıyla ilgili olarak iddianamede şu satırlara rastlıyoruz:

"Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer'in talimatıyla, Mustafa Mendilcioğlu, Yavuz Gürsoy, Müsteşar Yurdakul Yiğitgüden, Müsteşar Yardımcısı Atıf Danışman, bilerek Yap-İşlet-Devret Kanununa aykırı işlem yapmışlardır. Eylem, görevi suiistimal suçunu oluşturur."

Aynı zamanda, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının bürokratları da Cumhur Ersümer'i suçluyorlar. Hidroelektrik Santrallar Daire Başkanı Hasan Hüseyin Çoğalan: "Mendilcioğlu, bir defaya mahsus, Bakanın talimatı diye, bize, baskıyla kabul ettirdi."

Bir başka bürokrat Yavuz Gürsoy: "Siyasî iradenin isteğiyle, Yap-İşlet-Devret Yasasına aykırı olarak, bile bile Vakıfbanktan finansal kiralamayla rüzgâr santralı kurulmasına izin verdik. Alaçatı Rüzgâr Santralını yapacak olan firma, bunun kanuna aykırı olmasına rağmen, Bakan onayından geçeceğinden o kadar emindi ki, makine ve teçhizatı gümrüklere yığmıştı ve Bakan derhal onayını verdi."

Cumhur Ersümer, bu onayı şöyle izah ediyor: "Santralı geciktiremezdik; çünkü, enerji darboğazı içindeydik." El insaf, Alaçatı Rüzgâr Santralının kapasitesi sadece 7 megavat.

Afşin-Elbistan Termik Santralıyla ilgili olarak yine iddianamede şu satırlara rastlıyoruz; iddianameden alıyorum: "Bakan Cumhur Ersümer, o tarihte Enerji İşleri Genel Müdürü olan Mustafa Mendilcioğlu ve Müsteşar Yurdakul Yiğitgüden, Türk Ceza Kanununun 366 ncı maddesinde yazılı suçu işlemişlerdir; aynı zamanda, bilirkişi raporlarından elde ettiğimiz bilgilere göre ERG Firmasının avukatı gibi davranmışlardır."

Değerli arkadaşlar, Mustafa Mendilcioğlu tutuklu olarak yargılanıyor; ama, onun suç ortağı konumunda bulunan Cumhur Ersümer, maalesef Anayasanın 100 üncü maddesinin koruması altında.

Afşin-Elbistan konusunu burada size biraz açmak istiyorum; ne oldu Afşin-Elbistan'da: Burada, yine, Sayın Beyhan Aslan, 1990'dan beri gelen bakanları suçlayarak, suçu hafifletmeye, iddiaları hafifletmeye çalışıyor.

BEYHAN ASLAN (Denizli) - Suçlamadım, tebrik ettim.

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Oysa, 21 Aralık 1999'da, imtiyaz sözleşmesi Sayın Cumhur Ersümer tarafından imzalandı. Bu imzaya göre firma, birinci yıl 3 385 000 000 kilovat/saatlik, ikinci yıl 5 449 000 000 kilovat/saatlik üretim yapmayı taahhüt ediyordu. Sözleşmede bu miktar üretime ulaşmak için tevsi ve yenileme yatırımları yapılacaktı. Tevsi ve yenileme yatırımlarının bedelini karşılamak üzere de, bedel, tarife 8 sent olarak yüksek tutuldu. Oysa -işte burada başlıyor suç ve görevi ihmal- imtiyaz sözleşmesinin imzalandığı 1999 yılı sonunda, TEAŞ, zaten 7 000 000 000 kilovat/saat üretim yapıyordu; tevsi ve yenileme yatırımlarına ihtiyaç yoktu; dolayısıyla, tarifeyi 8 sent gibi yüksek bir meblağda tutmaya gerek yoktu. Ama, maalesef -işte, Talat Şalk da bunu belirtiyor- üretimin 7 000 000 000 kilovat/saate çıktığı gözardı edildi.

Şimdi, Sayın Cumhur Ersümer'in açıklamalarını dinledik ve okuduk, diyor ki: "İmtiyaz sözleşmesini imzalarken biz tarifeyi değiştirmedik; ama, bu sözleşmenin 8/a bendi gereği, ERG Şirketine Afşin-Elbistan tesislerini devrederken her an bunu değiştirmeye, düşürmeye yetkimiz vardı." O zaman, niye imtiyaz sözleşmesini imzalarken düşürmediniz; ne malum bundan sonra düşüreceğiniz? Gelin, bir soruşturma komisyonu kuralım, ilgililerle, bilirkişilerle konuşalım ve kanaatimize göre doğru bir neticeye varalım.

Şimdi, gelelim Danıştay konusuna: Yine, Sayın Beyhan Aslan, doğrusu, son derece  hayretimize, mucip bir konuyu gündeme getirdi. Diyor ki: "Danıştay onay verdi; Danıştaya açılan davalar lehe sonuçlandı. Dolayısıyla, şimdi, DGM Danıştayı mı yargılıyor." İlk bakışta doğru gelebilir bu iddialar; ama, değerli arkadaşlar, Danıştay, bir meselenin sadece hukukîliğini irdeler, bunun yerindeliğini irdelemez. Nedir DGM savcısının suçlaması ve iddiası; burada, 8 sent yüksek bir fiyattır ve 7 milyar kilovat/saat zaten TEAŞ üretmektedir. Bu iddiayı Danıştay incelemedi ki. Danıştayın bundan haberi bile yok, bunun farkında bile değil.

Mesela, burada, bilirkişinin taraf olduğunu ileri sürüyorsunuz. Bir tek bilirkişi... Halbuki 9 bilirkişi var. Sanki bütün bilirkişiler dava açmış gibi meseleyi saptırıyorsunuz.

Şimdi, Ersümer, sürekli enerji darboğazından bahsediyor. Oysa, Devlet Planlama Teşkilatı ve Dünya Bankası, tam tersine, elektrik ve doğalgaz ihtiyacının Sayın Cumhur Ersümer tarafından şişkin gösterildiğini iddia ediyor; çünkü, yeni sözleşmeler yapmak lazım. Yeni sözleşmeler yapıp, yeni kazançlar elde etmek lazım. 30 Haziran 1999'da, istifasından hemen önce DPT eski Müşteşarı Orhan Güvener "Türkiye'yi, kullanmayacağı doğalgaz ve elektriğin parasını ödemeye mahkûm ediyorsunuz" dedi size Sayın Ersümer. Bu tespiti, sadece Güvener değil, ondan sonra DPT Müsteşarı olan Akın İzmirlioğlu da yaptı; 20 Eylül 2000 tarihli raporunda, 2005 yılı için 10-15 milyar metreküp doğalgaz fazlalığının hazine üzerindeki yükünün 1,5 milyar dolar olduğunu size belirtti. Sayın Cumhur Ersümer için enerji darboğazı, sadece, minareye uydurulan bir kılıftan ibarettir.

Şimdi, Mavi Akıma gelmek istiyorum. Aslında, beyaz enerji, Mavi Akımın giriş paragrafıdır ve Mavi Akımdan başlayınca, yollar Mesut Yılmaz'la buluşmaktadır.

Mavi Akım, esasında, Türkiye'nin stratejik çıkarlarını bir kenara iten, hem Türk cumhuriyetlerini hem de Türkiye'yi Rusya'ya bağımlı kılan bir projedir. Hepimiz, Türkmenbaşı Niyazov'un feryadını hatırlıyoruz; "Türkmen gazını 70 dolara alacağınıza, aynı Türkmen gazını Rusya üzerinden 120 dolara alıyorsunuz. Sizin bu kadar çok paranız mı var" diye sormuştur.

Mesut Yılmaz, Eylül 1999'da, Ecevit'in Mavi Akımı imzalamak üzere Moskova'ya gitmesinden hemen önce, kardeşi Turgut Yılmaz'ı yanına alarak, Moskova'ya gitti, Mavi Akımla ilgili temaslarda bulundu, Çernomirdin'le görüştü; ama, şimdi bunu inkâr ediyor, 5 Mayıs 2001 tarihli Hürriyet Gazetesine yaptığı açıklamada "Gasprom yetkilileriyle resmî veya özel hiçbir temasım olmadı Moskova'da" diyor. Hayır, doğru konuşmuyor. İşte, Sayın Yılmaz'ı yalanlayan fotoğraf; Sayın Mesut Yılmaz, Moskova'da, Gasprom Başkanı Çernomirdin'le sabah kahvaltısında; bu yalanın belgesi.

O günlerde, Yılmaz'ın Moskova'ya Mavi Akımla ilgili olarak gittiği zaten gazetelere yansımıştı. Anadolu Ajansı, 20 Eylülde, bürolara şu haberi geçti: "Yılmaz, Gasprom Yönetim Kurulu Başkanı Çernomirdin'le Mavi Akım Projesini ele aldıklarını belirtti. Yılmaz, Karadenizdeki sualtı kısmının gemilerle döşenmesine gelecek ay başlanarak, deniz kısmı dört ay içinde tamamlanacak dedi. Yılmaz, bu güzergâhtan ilk doğalgazın 2001 Nisan ayında Samsun'a ulaşacağını bildirdi."

Şimdi, bir kere şunu sormak istiyorum: Hem bu fotoğrafa rağmen hem de gazetelere yansıyan haberlere rağmen, Yılmaz, acaba, neden Mavi Akımı görüşmek üzere Moskova'ya gittiğini saklamak istiyor? Niye, Çernomirdin'in Gaspromla hiç ilgisi olmadığını belirtiyor? Hani, Karadeniz geçişi dört ayda tamamlanacaktı; hani Samsun'a 2001 yılının nisan ayında doğalgaz gelecekti? Bunların hiçbiri gerçekleşmedi. Ben, hâlâ, Sayın Yılmaz'ın bunu niye sakladığını, oradaki o müzakerelerini, acaba, bu fiyaskonun mesuliyetini Sayın Cumhur Ersümer'le paylaşmamak için mi sakladığını, doğrusu, düşünmekteyim.

Samsun-Ankara boru hattı, Türkiye'nin en pahalı doğalgaz boru hattı. Eğer, inşaat, Erzurum-Sıvas veya Sıvas-Kayseri boru hattının birim fiyatına göre yapılsaydı, en az 50 milyon dolar daha ucuza çıkacaktı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla)- Uzatıyor musunuz Sayın Başkan?..

BAŞKAN- Buyurun efendim, açıyorum mikrofonunuzu.

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla)- Boru hattının yapımını, 339 milyon dolara, pahalı bir fiyatla, Öztaş Haznedaroğlu firmasına ihalesiz olarak verdiniz. Rus tarafı diyor ki "Ankara-Samsun hattını bizim üstlenmemizi Türkler talep etti." Bu doğru mu Sayın Ersümer, biz mi talep ettik; ANAP'ın yakını firmaları kayırmak için mi, biz, acaba, Rusya'dan, Ankara-Samsun hattını siz üstleniniz diye talep ettik? Finansmanını Türkiye sağlayacak; ama, Türk topraklarından geçen boru hattının hangi şirket tarafından yapılacağına Ruslar karar verecek. Sizi kutlamak istiyorum Sayın Cumhur Ersümer; Rusya Federasyonunun çıkarlarını, doğrusu, çok güzel savunmuşsunuz. (FP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale)- Ayıp!.. Ayıp!..

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla)- İnşaat pahalı, gaz pahalı, 70 dolar olan Türkmen gazını -ki, siz, ona "kuyu başı fiyatı" diyorsunuz, kuyu başı fiyatı değil, buradaki fiyatı- 120 dolara Rusya'dan temin ediyorsunuz. 120 dolar olup olmadığı da bilinmiyor; bunu, bir ticarî sır olarak saklıyorsunuz. Nisan 2001 geldi,  geçti;  "Dört ay içinde Karadeniz geçişi tamam" demenize rağmen, gazdan haber yok. Nisan 2001... Doğalgaz gelip, Türk tarafı, eğer, bu gazı kullanmasaydı, Rus tarafına tazminat ödeyecekti; ama, eğer, Rusya, bu gazı belirli bir teknik sebepten dolayı getiremezse Türkiye'ye, hiçbir tazminat yükümlülüğüyle karşı karşıya değil. Bakın, gecikmesini kastetmiyorum. Hiç getiremedi diyelim; ona bir tazminat yükümlülüğü, bizim bildiğimiz kadarıyla, vermediniz.

Değerli arkadaşlar, kısa zamanda beyaz ve mavi enerjideki usulsüzlükleri dile getirmeye çalıştım. Aslında, bu soruşturma, Sayın Ersümer için bir fırsattır. Benim kanaatime göre, Sayın Mesut Yılmaz için de bir fırsattır. Neden; çünkü, Sayın Yılmaz'ı Sayın Ersümer'den ayrı düşünemeyiz. Bunu ben söylemiyorum, Sayın Bülent Akarcalı söylüyor; diyor ki "Ersümer, Mesut Bey'den izin almadan su bile içemez." (DYP sıralarından "Ooo" sesleri, gürültüler)

Yine, telefon dinlenmesinde tespit edildiği üzere, şimdi hapiste olan Birsel Sönmez de aynen şu konuşmayı yapıyor: "Bak güzel kardeşim, biz bir tasa kaşık sallamış insanlarız; bu bürokratları kurtaramazsak, ANAP'ın çevirdiği dümenler ortaya çıkar, parti büyük yara alır." Bülent Akarcalı da "çıksın ortaya, partinin zarar görmesi bu gibi pisliklerin saklanmasından dolayıdır" diyor. Şimdi, siz, Bülent Akarcalı'ya biraz yardımcı olun değerli Milliyetçi Hareket Partili arkadaşlarımız. (MHP sıralarından gürültüler)

Şimdi, burada, Sayın Beyhan Aslan, ucuz demokrasi kahramanlığına soyundu. Jandarmaya çatarak, bugün çatarak, yolsuzluğunuzun üzerine geldiği için çatarak, demokrasi kahramanı olamazsınız. (FP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; DYP sıralarından alkışlar) Siz, 28 Şubatta, bir jandarma komutanı bir Başbakana hakaret ederken, o Başbakana sahip çıksaydınız, o zaman sizin demokrasideki samimiyetiniz inandırıcı olabilirdi. (FP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; DYP sıralarından alkışlar)

Şimdi, burada Sayın Hüsamettin Özkan ile Sayın Cumhur Ersümer'in bacanak olması önemli değil; önemli olan, Sayın Hüsamettin Özkan'ın kayınvalidesinin paravan bir şirket üzerinden aldığı para -Egebank- yüzünden DGM'de yargılanmasıdır. Ben, bunun hesabını kendisinden sordum; ama, gerekli bir cevabı alamadım.(DSP sıralarından gürültüler)

Şimdi, ben, sayın Milliyetçi Hareket Partili üyelere, milletvekillerine, verdikleri bir sözü hatırlatmak istiyorum. "Cumhur Ersümer'in ismi iddianamede geçtiği takdirde soruşturma lehine oy kullanacağız" dediler. Bunu, 60 milyon vatandaşımız duydu.

Sayın Bahçeli, RTÜK için medya patronlarına söz verdiğinizi duydum. Milliyetçi Hareket Partisi, bugüne kadar karşı çıktığı RTÜK'e ve kamu ihalelerine medya patronlarının girmesine yeşil ışık yakmıştır. Medya patronlarına verdiğiniz sözü yerine getiriyorsunuz; ama, bari halka verdiğiniz sözü de yerine getirin.

MÜCAHİT HİMOĞLU (Erzurum) - Yalan!..

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Halka "yolsuzluğa ve yoksulluğa son" dediniz.

MÜCAHİT HİMOĞLU (Erzurum) - Hayır, ama, bununla ne alakası var?!.

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Hem yoksulluğa mahkûm ettiniz halkı hem yolsuzluğa göz yumdunuz.

Çok rica ediyorum; hiç değilse, soruşturma önergesinde oylarınızı soruşturma açılması istikâmetinde kullanın; kimin alnında kara varsa o ortaya çıksın, kim aklanacaksa, kim aksa, bu ak da meydana çıksın.

Hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ilıcak.

Buyurun Sayın Aslan.

BEYHAN ASLAN (Denizli) - Konuşmacı, konuşmasında ismimden bahsederek benim beyanlarımı çarpıtmıştır; yerimden kısaca cevap vermek istiyorum efendim.

BAŞKAN - Çok kısa olmak üzere; buyurun.

Lütfen, yeni bir sataşmaya sebep olmayın.

VI. – AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1. – Denizli Milletvekili Beyhan Aslan'ın, İstanbul Milletvekili Ayşe Nazlı Ilıcak'ın, konuşmasında, beyanlarını çarpıtması nedeniyle konuşması

BEYHAN ASLAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Kırklareli Doğalgaz Santralına 23.11.1994 tarihinde başlanmıştır ve   Alarko-Altek firması, önbaşvuruyu, Doğru Yol Partisi döneminde yapmış; sonra, Hüsnü Doğan, Recai Kutan ve Cumhur Ersümer'in bakanlıkları dönemlerinde bu yatırım gerçekleşmiştir.

Ayrıca, Afşin-Elbistan; 1992 yılında, Ersin Faralyalı döneminde, yine, müracaatı ERG şirketi yapmıştır. Hiçbir firmayı Sayın Cumhur Ersümer seçmemiştir. Ben, onu demek istemedim.

Ayrıca, Alaçatı rüzgâr enerjisi de, 1996'da başlamıştır; 75 yıl sonra ilk rüzgâr enerjisidir.

Her yeni harekete karşı çıkması, Sayın Ilıcak'ın âdetidir tabiî...

BAŞKAN - Peki...

BEYHAN ASLAN (Devamla) - Şunu ifade etmek istiyorum: Ben "bu yatırımları başlatan bakanlarımızı kutluyorum" dedim, suçluyorum demedim. Kutluyorum, doğru yapmışlardır; Doğru Yol Partili bakanlar da doğru yapmıştır, Fazilet Partili bakanlar da doğru yapmıştır. O doğrulara Cumhur Ersümer'in doğruları eklenmiş, yatırım gerçekleşmiş ve Türkiye'yi karanlığa mahkûm etmek isteyenlerin çanına ot tıkanmıştır. Durum bundan ibarettir.

Ayrıca, iftirayı ve abartıyı kendisine meslek edinen Sayın Nazlı Ilıcak'ın diğer beyanlarını muhatap almıyorum.

Teşekkür ediyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Aslan.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun Sayın Ilıcak.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Burada, benim şahsıma ismen sataşma var. O bakımdan, cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN - Efendim, size bir sataşma vaki olmadı.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Efendim...

BAŞKAN - Efendim, bir dakika müsaade buyurur musunuz.

Sadece, sizin söylediklerinize karşı beyanlarını söyledi.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - "İftirayı ve abartıyı kendisine meslek edinen" dediler efendim.

BAŞKAN - Sayın Ilıcak, bir dakikanızı rica edeceğim.

Eğer, siz de, yerinizden çok kısa bir açıklama yapmak istiyorsanız, size de söz vereyim; ama, bakın, Sayın Aslan'a rica ettim, size de rica ediyorum; lütfen, yeni bir sataşmaya sebep olmadan, çok kısa, yerinizden...

BEYHAN ASLAN (Denizli) - Şu bacanak konusunu açıkla, bacanağı...

BAŞKAN - Sayın Aslan...

Buyurun Sayın Ilıcak.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Efendim, Sayın Cumhur Ersümer hakkındaki iddialar, sadece projeyle ilgili, sınırlı değil; imza attığı zaman, mesela, niçin 8 sentten imza attı da, niçin bunu düşürmedi veyahut niçin Alaçatı Santralıyla ilgili...

BAŞKAN - Efendim, bakın, bu ifadelerinizin sataşmayla bir alakası yok.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Bilgi veriyorum efendim.  Sataşmayla çok alakası var.

BAŞKAN - Peki... Peki...

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Efendim, o, benim o iddialarıma cevap verdi. Bakın, belki takipte güçlük çekiyorsunuz. Bütün bakanları...

BAŞKAN - Ben, sizi takipte hiç güçlük çekmedim şimdiye kadar Sayın Ilıcak; siz, takibi çok kolay bir hanımefendisiniz.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Efendim, bütün bakanları suçladığı için veya bütün bakanları tebrik ettiği için, ben diyorum ki, bu, bütün bakanların topluca yaptığı bir yanlışlık değildir, belirli bir zaman diliminde yapılan bir yanlışlıktır. Mesela, diyelim ki, Mavi Akımı Sayın Recai Kutan'a bağladı. Biz diyoruz ki: Karadeniz geçişi olmadan, Ankara-Samsun'a niçin start verdiniz veyahut niçin doğalgazı pahalı olarak aldınız? Bunun, Sayın Recai Kutan'la bir alakası yok

ENİS SÜLÜN (Tekirdağ) - Çarpıtıyor, Sayın Başkan.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Niçin ihaleye girmeden, kendinize yakın bir şirkete bu yapımı verdiniz? Dolayısıyla, ben bunu anlatmaya çalıştım.

BAŞKAN - Anladım efendim. Peki... Onları, zaten beyanınızda ifade etmiştiniz kürsüden. Peki...

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Ayrıca, iftirayı da hiçbir zaman kendime meslek edinmedim. Kendisine aynen iade ederim.

BAŞKAN - Peki; teşekkür ediyorum.

Sayın Yılmaz, sizin de, sataşmadan dolayı söz talebiniz var; buyurun. (ANAP sıralarından alkışlar)

2. – Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı A. Mesut Yılmaz'ın, İstanbul Milletvekili Ayşe Nazlı Ilıcak'ın, konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI A. MESUT YILMAZ (Rize) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce burada konuşan sayın milletvekili, benim, kamuoyuna yalan beyanda bulunduğumu ifade etti; bunu güya tevsik eden bir gazeteyi Genel Kurula gösterdi.

Aranızda mutlaka hatırlayanlar olacaktır. Bundan birbuçuk sene önce, 2000 yılı bütçesinin Meclis Genel Kurulunda görüşülmesi sırasında, ben, Rusya'ya 1999 Eylül ayında yaptığım geziyle ilgili çok kısa bilgi vermiştim, orada herhangi bir resmî görüşmemim olmadığını ifade etmiştim; çünkü, o tarihte, herhangi bir resmî sıfatım yoktu. Aslında, eğer, Mavi Akım Projesiyle ilgili, Rusya'da, Gasprom yetkilileriyle veya enerji bakanlığı yetkilileriyle herhangi bir görüşme yapsaydım, bunu kamuoyundan saklamam için en ufak bir neden de yoktu. Mavi Akım Anlaşmasını imzalayan Başbakan bendim. Rusya'yı ziyaret ettiğim tarihte, her ne kadar hükümet üyesi olmasam da, koalisyon lideri olarak hükümete ortak olan birisiydim, Enerji Bakanı da benim bir arkadaşımdı; ben niye saklayayım görüşüp görüşmediğimi?!  Ben bu kürsüden de söyledim ki, benim böyle bir görüşmem olmadı; çünkü, ben, bunu devlet adabına yakıştırmadım.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Gazetelerde çıkan beyanlarınız var. (ANAP sıralarından gürültüler)

ALİ KEMAL BAŞARAN (Trabzon) - Kes sesini!

BAŞKAN - Sayın Ilıcak...

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI A. MESUT YILMAZ (Devamla) - Şimdi...

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Niye susayım canım, ne oluyor?.. (ANAP sıralarından gürültüler)

ALİ ER (İçel) - Kes sesini! Sus da dinle!

BAŞKAN - Efendim, lütfen, karşılıklı konuşmayalım.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Siz ne karışıyorsunuz?.. (ANAP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Efendim, lütfen, karşılıklı konuşmayalım. (ANAP sıralarından gürültüler)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI A. MESUT YILMAZ (Devamla) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Lütfen... Lütfen... Sayın milletvekilleri, bakın, kürsüdeki hatibin konuşmasını da engelliyorsunuz.

Buyurun Sayın Genel Başkanım, konuşmanıza devam edebilirsiniz efendim.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Doğruyu bulsun diye uyarıyoruz kendisini.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI A. MESUT YILMAZ (Devamla) - Sayın Başkan, izninizle ve arkadaşlarımın sabırlarını rica ederek, çok kısa bir şekilde, Mavi Akım Projesi konusunda Yüce Meclisi bilgilendirmek istiyorum. Buna ihtiyaç olduğunu düşünüyorum; çünkü, bundan birbuçuk sene önce, ben bu kürsüden böyle bir beyanda bulunduğum halde, birbuçuk sene, burada biraz önce konuşan sayın milletvekilinin de çok özel gayretleriyle, bu konu gündemde tutuldu; sanki ben kamuoyunu aldatıyormuşum, sanki yalan söylüyormuşum gibi bazı belgeler gazetelerde yer aldı, fotoğraflar gösterildi. Ondan sonra, kısa bir süre önce ortaya çıktı ki, o fotoğraftaki şahıs, onların iddia ettiği gibi Gasprom Başkanı falan değil, bir heykeltıraştır. Buna rağmen, yılmadılar. Bu sefer, Çernomirdin'le bir resim geldi şimdi. Müsaade ederseniz, bu konuda çok kısa bilgi vereceğim.

Ben, hükümete 1997 yılı haziran sonunda geldim. Bu Mavi Akım Anlaşması da, ben hükümete geldikten, yanılmıyorsam, iki hafta sonra imzalandı. İki hafta içerisinde, takdir edersiniz ki, sıfırdan başlayıp da, iki ülke arasında bir anlaşma imzalanması mümkün değil. Bu anlaşmanın bir geçmişi var, bu projenin bir geçmişi var. Bu proje, Sayın Recai Kutan'ın Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı olduğu, Sayın Erbakan'ın Başbakan olduğu 54 üncü hükümet döneminde Ruslarla müzakere edildi. O zamanki BOTAŞ Genel Müdürü Murathan mıdır... Rahmetli bir arkadaşımız... Yani, Sayın Kutan'ın zamanında BOTAŞ Genel Müdürü olan arkadaşımız, Rusya'ya gitti, Ruslarla bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma, Mavi Akım Projesinin fizibilite anlaşmasıdır; yani, fizibilite etüdünün yapılmasına ilişkin anlaşmadır. Ondan sonra, biraz önce Sayın Beyhan Aslan'ın bu kürsüden okuduğu gibi, Sayın Recai Kutan, 1997 yılı içerisinde, hükümeti bize devretmeden önce, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı olarak yaptığı bir basın toplantısında, Mavi Akım Projesinin Türkiye'nin doğalgaz kapasitesini 2 katına çıkaracak hayatî bir proje olduğunu vurgulamıştır.

Ben Başbakan olduktan sonra, o zamanki Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel'le görüştüm. Kendisi, bana, sadece bu projenin gerçekleşmesinin dahi, 55 inci hükümeti tarihe geçirecek olan, Türkiye'ye çok önemli hizmet niteliğinde bir iş olacağını söyledi.

Yaptığımız anlaşma Yüce Meclise geldi. Yüce Mecliste, o zamanki Refah Partili veya muhalefette, Cumhuriyet Halk Partili bir tek arkadaşımızın itirazı olmadan, oybirliğiyle anlaşma kabul edildi. Ondan sonra, anlaşma yürürlüğe girdi.

Sayın Ecevit, 56 ncı hükümetin Başbakanı olarak bu konuyu devam ettirdi. Sonra, 57 nci hükümet olarak koalisyon hükümeti kuruldu. Ben, eylül ayında Rusya'ya gittim. Sayın Ersümer, aynı tarihte Gaspromun davetlisi olarak oradaydı, Gaspromla resmî görüşmeler yaptı; çünkü, bu projenin uygulanmasında bazı tıkanıklar söz konusuydu.

Ben, döndükten sonra -Sayın Bahçeli ve Sayın Ecevit hatırlayacaklardır- Sayın Ersümer'in orada yaptığı temaslar konusunda sayın liderlere bilgi sundum. Rusların bu projeyi gerçekleştirmek için bizden bekledikleri, anlaşmadan kaynaklanan bazı yükümlülükler olduğunu; özellikle, anlaşmada mevcut olan -yani, asıl anlaşmada mevcut olan- karşılıklı tarafların bu konuda vergi kolaylıkları sağlayacağına ilişkin hükmün gerçekleşmemesinin projeyi olumsuz etkilediğini söyledim. Bundan kısa bir süre sonra, Sayın Ecevit Moskova'yı ziyaret etti, ek protokol imzalandı. Sayın Ecevit ile o zamanki Başbakan Putin arasında imzalanan ek protokol, bu Meclisin onayına geldi, bu Meclis tarafından onaylandı ve şu anda, o da yürürlüktedir.

Ben, 19 Mayıs vesilesiyle Samsun'a gittim. Orada gördüm ki, Karadenizin altından olan bu boru döşeme işini, Ruslar, İtalyanlara ihale etmişler. İtalyan ENİ firması bunu yapıyor. Borular Samsun'a gelmiş. Orada, şimdi, bunların birleştirme işlemleri yapılıp, temmuz ayında denizin altına döşenmesi başlayacak. Aslında, bütün bu gecikmeler; yani, bizim bu ek protokolü onaylamamızın, aynı zamanda Duma'nın da onaylamasındaki gecikme, bu projenin, toplam olarak dört beş aylık bir gecikmesiyle sonuçlanacaktır. Zannediyorum, bizim öngördüğümüz gibi, 2001 Eylülü yerine, ilk gaz, Samsun'a, 2002 Ocak veya Şubat ayında gelecektir.

Değerli milletvekilleri, bu proje, daha önce bu kürsüden de söylediğim gibi, benim çok önem verdiğim, gönül verdiğim bir projedir. Benim Başbakanlığım döneminde başlamış olmasından dolayı değil sadece, Türkiye'nin, kısa vadede, en güvenli şekilde doğalgaz ihtiyacını karşılayacağı proje olduğuna inandığım için buna destek verdim.

Burada daha önce konuşan bir milletvekilinin, maalesef, bakanlık da yapmış olan bir milletvekilinin, benim Rus tezini desteklediğim şeklindeki ifadesini şiddetle kınıyorum. Benim desteklediğim, tez filan değil. Benim söylediğim hadise şudur: Ben müşteriyim, ben alıcıyım, ben Türkiyeyim. Siz, bana gaz satacaksınız. Gazı kim bana Türkiye'de teslim ederse, ben gazı ondan alırım.

Buradaki anlaşılmayan mesele şudur: Aradaki kavga, Türkmen gazı ile Rus gazının kavgası değil. Bu iki gaz birbirinin alternatifi değil. Benim, 2010 yılında -burada, Devlet Planlama ile Enerji Bakanlığı arasında da bir ihtilaf yok- 50 milyar metreküp doğalgaza ihtiyacım var Türkiye olarak; çünkü, ben, şu anda, Doğubayazıtından Ağrısına, Erzurumuna, Sıvasına, Kayserisine, Kırıkkalesine, Konyasına kadar, gaz hatlarımı döşedim; İzmir'den Karacabey'e de döşedim. Bu sene sonu itibariyle, benim, Türkiye'nin yüzde 60'ına doğalgaz ulaştıracak altyapım oluşmuştur.

Şimdi, benim ihtiyacım 50 milyar metreküptür 2010 yılında. Ben, bunun, şu anda, 12'sini, Bulgaristan üzerinden, Rusya'dan alıyorum. Karadeniz altından gelecek olan Mavi Akım Projesi tam kapasiteye geçtiği anda, 16 milyar metreküp alacağım. Bulgaristan'dan aldığımda da tevsi imkânı var; 12'den 14'e çıkacağız önümüzdeki sene, inşallah. Neticede, 30 milyar metreküp, ben, Rus gazı alıyorum. Benim, 20 milyar metreküp daha ihtiyacım var. Ben, bu 20 milyar metreküpü nereden alacağım; İran'dan alacağım. Yine, 54 üncü hükümet zamanında yapılmıştır; ama, sadece 6 milyar metreküplük bir anlaşmadır. Geriye, hâlâ, benim, 14 milyar metreküp ihtiyacım var. İşte, ben diyorum ki, ben bunu Türkmenistan'dan almak istiyorum; ama, Türkmenistan'daki, kuyudaki gazı, ben, kendi sınırıma nasıl getireceğim?.. Mesele budur.

Ben, Mavi Akım Anlaşmasını imzaladıktan sonra, Türkmenistan'ı resmen ziyaret ettim. Türkmenistan'da Sayın Türkmenbaşı ile görüştüm, ona anlattım; bu rakamları anlattım. Türkmenbaşı, bana hiçbir itirazda bulunmadı; o, daha sonra Sayın Ersümer'e yaptığı sitemlerin hiçbirini bana söylemedi. Türkmenbaşı'nın o tarihteki bütün derdi, Türkmenistan'dan Türkiye'ye kadar uzanacak olan boru hattının finansmanıydı. Bu finansman 2,5 milyar dolar tutuyor; bunu kim karşılayacak?.. Bu, henüz, daha, bugün dahi çözülmüş değildir; ama, bir sorun daha çıktı. Türkmenbaşı dedi ki "Ben, daha şimdiden, inşaat başlamadan, 2 milyar dolar da avans isterim; ileride vereceğim gazdan mahsup etmek üzere, 2 milyar dolar da bana avans vereceksiniz." Böyle bir finansör bulsaydık, o proje şimdiye kadar yürürdü; ama, hem ona 2 milyar dolar avans verecek hem de 2,5 milyar dolar bu yatırımı yapacak dünyada hiçbir finans kuruluşu bulamadık. Türkmenbaşı sonra rakamı indirdi, indirdi; zannediyorum, en son 500 milyon dolar avans istiyor ve onu da alamıyor; ama, mesele, sadece para meselesi de değil; Hazar'ın geçişi konusunda siyasî bir sorun var. İran ve Rusya diyorlar ki "Hazar'ın ortası, diğer denizler gibi uluslararası alan değildir -yani, Karadeniz gibi, Ege gibi, karasuları dışındaki kısım uluslararası alan değildir- Hazar Denizi bir iç denizdir, kapalı denizdir. Dolayısıyla, Hazar'ın tamamında benim hakkım vardır." Bu, Rusya'nın tezi, İran'ın tezi. Azerbaycan ile Türkmenistan arasında da ilave ihtilaflar var. Binaenaleyh, daha bu sorunlar, Hazar'daki sınır sorunları çözülememiş.

Ben, yine buradan söylüyorum, her zaman söyledim, duymak istemeyenlere duyurmam mümkün değil; ama, bu meseleye Rusya'nın, Türkmenistan'ın gözüyle değil, Türkiye'nin gözüyle bakanlara söylüyorum, Türkiye'nin menfaatini önplanda tutanlara söylüyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)  Diyorum ki, ben Rus gazını da

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın Başkan, eğer, siz Meclisi yönetiyorsanız, İçtüzüğe uymak zorundasınız. (FP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Lütfen efendim...

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI A. MESUT YILMAZ (Devamla) - Sayın milletvekilleri... Sayın milletvekilleri, konunun önemine binaen sabrınızı rica ettim. (FP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Efendim, lütfen hatibe müdahale etmeyin.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri)- Sayın Başkan, siz Meclis yönetiyorsunuz. Eğer, Sayın Bakan...

BAŞKAN - Siz, başka bir şey mi yönettiğimi zannediyordunuz?..

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - ... böyle devam ederse, gruplara söz hakkı doğar, genel görüşme açılır, herkes görüşünü söyler. Bunu dikkatinize sunuyorum. (FP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Kapusuz... Sayın Kapusuz, bir dakikanızı rica ediyorum... Bir dakika efendim... Bir dakika, beni dinler misiniz lütfen...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Ama, böyle bir usul yok efendim.

T. RIZA GÜNERi (Konya) - Sayın Başkan, böyle bir âdet var mı?

BAŞKAN - Efendim, bir dakika beni dinler misiniz. İstirahat buyurun... Bir dakika...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Olmaz efendim...

ŞEREF MALKOÇ (Trabzon)- Sataşmadan dolayı söz aldı, yarım saati geçti.

BAŞKAN- Ha, siz süreye mi itiraz ediyorsunuz?

Bakın, sayın milletvekilleri, Sayın Genel Başkana, kendisine vaki ve hepinizin de çok yakından şahit olduğunuz bir sataşma ve çok açık bir sataşma dolayısıyla söz verdim.

ŞEREF MALKOÇ (Trabzon)- Efendim, açıklama...

BAŞKAN- Bir dakika efendim, bir dakika...

Ancak, Sayın Genel Başkan, hepimizin, hatta, kamuoyunun da çok merak ettiği çok önemli bir konuya da bu sırada açıklık getiriyor. (FP sıralarından gürültüler)

Bir dakika efendim, bir dakika...

Yine, bu konu, sataşmanın da konusu aynı zamanda. Yani, Sayın Ilıcak, konuşması sırasında, özellikle Sayın Yılmaz'a, Mavi Akım, Moskova ziyareti ve bununla ilgili ilişkilerden bahsetti. Şimdi, Sayın Yılmaz, Sayın Genel Başkan da bu konuya açıklık getiriyor. Bundan tabiî ne olabilir. (ANAP sıralarından alkışlar)

AZMİ ATEŞ (İstanbul)- Sayın Başkan, soruşturma kabul edilsin, enine boyuna incelensin bütün olay.

BAŞKAN- Süreyi takdir yetkisi bana ait efendim, ben öyle takdir ediyorum.

ŞEREF MALKOÇ (Trabzon)- Efendim, Sayın Başbakan ayrı bir gündem yapar, bu konuyla ilgili gerekli açıklamayı burada  izah eder.

BAŞKAN- Sayın Malkoç...

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul)- Zaten Mavi Akımı da getiriyoruz şimdi, Mavi Akım da görüşülecek.

ŞEREF MALKOÇ (Trabzon)- Veyahut da soruşturmayı kabul eder...

BAŞKAN- Sayın Malkoç...

ŞEREF MALKOÇ (Trabzon)- Olmaz ki böyle. Böyle Meclis yönetilmez. Sizin yönettiğiniz her oturumda tartışma çıkıyor.

BAŞKAN- Peki,  efendim, peki. İstirahat buyurun.

AZMİ ATEŞ (İstanbul)- Sayın Başkan, komisyon kurulsun, enine boyuna incelensin.

BAŞKAN- Buyurun sayın hatip, siz devam edebilirsiniz efendim.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI A. MESUT YILMAZ (Devamla)- Sayın Başkan, Fazilet Partili arkadaşlarımızın, birbuçuk yıldan beri istismar ettikleri bu meselenin açıklığa kavuşmasından rahatsız olduğu anlaşılıyor. (ANAP sıralarından alkışlar)

AZMİ ATEŞ (İstanbul)- Komisyonda açıklayın Sayın Yılmaz.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul)- Komisyonda açıklayın. Bir soruşturma getiriyoruz, o zaman konuşursunuz.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI A. MESUT YILMAZ (Devamla)- Ben sizi zor durumda bırakmamak için... (FP sıralarından gürültüler)

ŞEREF MALKOÇ (Trabzon)- Zor durumda olanın kim olduğunu bu millet biliyor.

BAŞKAN- Efendim...

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI A. MESUT YILMAZ (Devamla)- Ben sizi zor durumda bırakmamak için, sözlerimi, müsaadenizle, tamamlayacağım; ama, buradan bütün kamuoyuna ve Genel Kurula bir defa daha hatırlatmak isterim ki, Mavi Akım konusu, burada, bir gizli oturum konusu yapılmıştır ve gizli oturumda, arkadaşlarımız, bu konuda Meclisin önüne en ufak bir belge koyamamışlardır.

Burada bana bağıran, biraz önce beni suçlayan bu hanımefendi, başbakanken, benim uçağımda, üç meslektaşının yanında benim yağdanlığıma talip olan hanımdır. (ANAP sıralarından alkışlar, FP sıralarından gürültüler)

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul)- Sayın Başkan, söz verir misiniz?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI A. MESUT YILMAZ (Devamla)- Ben, bu bilgiyi... (FP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

Ben, bu konuşmayı kendisini tatmin etmek için değil -çünkü, yağdanlık olmaya razı olanların, gerektiğinde nasıl agresif olacağını da çok iyi bilen bir insanım- ben bu bilgileri sizin için sundum.

Saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar; FP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Sayın Başkanım, söz istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Ilıcak; sizi dinliyorum efendim. (ANAP  sıralarından gürültüler)

Buyurun efendim, önce talebinizi alayım da... (FP sıralarından gürültüler)

Efendim, Sayın Ilıcak'ı dinleyeceğim, söz vereceğim... (FP ve ANAP sıralarından gürültüler) Bir dakika... Bir dakika...

Buyurun Sayın Ilıcak; sizi dinliyorum.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Efendim, söz talep ediyorum; çünkü,

benim için "yağdanlık" tabirini kullandı; müsaade ederseniz...

BAŞKAN - Buyurun efendim.

3. – İstanbul Milletvekili Ayşe Nazlı Ilıcak’ın, Denizli Milletvekili Beyhan Aslan ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı A. Mesut Yılmaz'ın, konuşmalarında, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Şimdi, bizim yağdanlık olup olmadığımızı kamuoyu çok güzel takdir eder. Biz, eğer, yağdanlık olmaya talip olmuşuz da, Mesut Yılmaz mı acaba bizi partisinde istememiş?! Gitmişiz en çileli partiye, halkın yanında gördüğümüz partinin içine girmişiz. (DSP, ANAP ve MHP sıralarından "Oo" sesleri, FP sıralarından alkışlar) Biz, yağdanlık olmaya talip olmuşuz da, bizi pijamalarıyla medya patronları mı karşılamış?! (FP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Biz, yağdanlık olmaya talip olmuşuz da, yarın, RTÜK yasasını geçirmek, kamu ihalelerinin önündeki engelleri açmaya biz mi talip olmuşuz?! Bunun değerlendirmesini kamuoyuna bırakıyorum.

Saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim.

Buyurun Sayın Doğan.

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Sayın Genel Başkanımızın ismi geçti, bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN - Efendim, anlayamadım...

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Sayın Genel Başkanımızın ismi geçti,  Fazilet Partisi Grubuna ithamlar oldu, bir açıklama yapmak  istiyorum.

BAŞKAN - Efendim, Sayın Genel Başkanınızın, Sayın Kutan'ın ismi geçebilir, ne dedi Sayın Genel Başkanınız için?..

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Sanki, tartışılan konuyla yakından alakası...

BAŞKAN - Efendim, anlayamıyorum, biraz yüksek sesle...

Ben mikrofonunuzu açayım; yalnız, önce talebinizi alayım, sonra açacağım, eğer uygun görürsem.

Buyurun dinliyorum sizi; siz ifade buyurun.

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Sanki, mevcut soruşturma konusuyla Sayın Genel Başkanımın, Sayın Recai Kutan'ın ilişkisi varmış gibi, bu anlaşmanın içerisindeymiş gibi bir ifade...

BAŞKAN - Efendim, ben öyle bir şey hissetmedim, öyle bir şey yok.

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Efendim var.

BAŞKAN - O konuda eğer bir cevap hakkı doğarsa, o da zaten Sayın Genel Başkanınıza aittir.(FP sıralarından gürültüler)

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Fazilet Partisinin tümünün konuyu kaşıdığını, Fazilet Partililerin...

BAŞKAN - Sayın Doğan, Sayın Yılmaz  konuşması sırasında, Sayın Kutan'a cevap hakkı veya size cevap hakkı doğuracak bir konu ifade etmedi, sadece Sayın Kutan'ın isminden bahsetti; bu projenin onun zamanında başlamış olduğunu, onun sayın genel müdürünün zamanında, rahmetli genel müdürünün zamanında yapılmış olduğunu ifade etti. Onun dışında bir tespitiniz var mı sizin?

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Fazilet Partililerin birbuçuk yıldır bu konuyu kaşıdığını, istismar ettiğini... Bakın "istismar" kelimesini kullandı Sayın Başbakan Yardımcısı, buraya aynen not aldım.

BAŞKAN - Peki efendim, ben zabıtları getirtip bakacağım.

T. RIZA GÜNERİ (Konya) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun Sayın Güneri, sizin dinleyeyim efendim.

T. RIZA GÜNERİ (Konya) - Sayın Genel Başkan konuşmalarında, bir sözümden dolayı beni kınadıklarını ifade ettiler. Kaldı ki, o sözü yanlış anladıkları da ortada. Onun için açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN - Tamam efendim, siz de yanlış anladıklarını ifade ettiniz, mesele halloldu zaten. (FP sıralarından gürültüler)

T. RIZA  GÜNERİ (Konya) - Sayın Başkan, bakın, şu saate kadar...

BAŞKAN - Sayın Güneri, sizin mikrofonunuzu açayım, yerinizden çok kısa olmak üzere konuşun; ama, lütfen, yeni bir sataşmaya da sebep olmadan konuşun; çünkü, Sayın Yılmaz, eğer ben yanlış hatırlamıyorsam "bir sayın bakan bir yanlış ifadede bulundu" dedi; o kadar. Lütfen ona cevap verin.

LÜTFİ YALMAN (Konya) - Burası ANAP Grubu değil! "Sayın bakanı kınıyorum" diyor, siz söz vermiyorsunuz!

BAŞKAN - Buyurun Sayın Güneri.

T. RIZA GÜNERİ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Genel Başkan, konuşmalarında "Rus tezini savundular" sözümüzden dolayı bizi kınadılar; ancak, bütün basında bunlar yer aldı; kendileri bunu bir gün dahi tekzip etmediler; çünkü, Rus tezinde Hazar'ın bir göl olduğu iddia edilmektedir ve hakları olduğu iddia edilmektedir; ancak, Türkmen tezinde ise, buradan rahatlıkla borunun geçirilebileceği ifade edilmektedir. Tabiî, Sayın Genel Başkan, konuşmalarında, Rusya'nın da değil, Türkmenistan'ın da değil, Türkiye'nin yanında yer aldıklarını ifade ettiler. Ancak, biz, burada bir açıklık getirmek istiyoruz: Rusya-Türkiye ikileminden Türkmenistan-Türkiye ikilemini tercih eden bir anlayış içerisindeyiz, bunu da ifade etmek istiyorum. Bunun yanında, Sayın Genel Başkan, hem bize olan hitabında hem diğer konuşmacılara olan hitabında, doğrusu, bir genel başkana yakıştıramadığım bir üslup takındılar; bunu da yakıştıramadığımı ifade ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim.

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, Fazilet Partisi Grubuna sataşma var; ben iddiamda ısrarlıyım ve tutanağı bekliyorum...

V. – GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI

VE MECLİS ARAŞTIRMASI (Devam)

A) ÖNGÖRÜŞMELER (Devam)

1. – Konya Milletvekili T. Rıza Güneri ve 55 arkadaşının, enerji ihalelerinde yolsuzluk, usulsüzlük ve suiistimallere yol açtığı ve gerekli tedbirleri almayarak görevini kötüye kullandığı ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 228, 240 ve 366 ncı maddelerine uyduğu iddiasıyla Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/3) (Devam)

BAŞKAN - Üçüncü konuşmacı, Denizli Milletvekili Sayın Mustafa Kemal Aykurt. (DYP sıralarından alkışlar)

Buyurun efendim.

MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Enerji eski Bakanı Sayın Ersümer hakkında verilmiş bulunan soruşturma önergesi üzerinde söz aldım; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, biz Doğru Yol Partisi olarak, bu tür önergelerin, doğrudan yargı tarafından ele alınmasını savuna geldik. Geçen yasama döneminde bunu kamuoyuna açıkladık, liderlerimize söyledik ve özellikle ikinci demokrasi paketimizde, projemizde bu şablonu ortaya koymuştuk; çünkü, uygulama göstermektedir ki, bugün de görülmektedir ki, bu türlü soruşturmalar, parmak çoğunluğuna dayalı bir siyasî linç şeklinde tezahür etmektedir. Onun içindir ki, Anayasanın 100 üncü maddesinin değiştirilerek, bu tür soruşturmaları, siyasallaştırmadan, siyasî baskıdan, çoğunluktan uzaklaştırılmak suretiyle doğrudan yargının ele almasını savunduk ve bunu savunmaya devam ediyoruz.

Benim değerli hemşerim, Anavatan Partisinin Değerli Grup Başkanvekili sevgili arkadaşım, biraz evvel bu kürsüde konuşurken, bu önergenin bir kara leke olduğunu söyledi.

BEYHAN ASLAN (Denizli) - "İddianame" dedim...

MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Ben, sevgili Beyhan Aslan'ı tenzih ederek söylüyorum; çünkü, geçen yasama döneminde kendisi bu sıralarda yoktu. Eğer, bu soruşturma önergesi, iddia edildiği gibi, bir kara lekeyse, bu lekelerden burada çok var, burada çok var... (DYP sıralarından alkışlar) Esasen, bu kara lekelerin mucidi de Anavatan Partisinin Sayın Genel Başkanıdır; siyasî rekabeti kan davası haline dönüştürmek için, yağmur gibi birtakım hayalî belgelerle, bilgilerle, bu tür önergeleri bu Meclise sevk etmiş ve Mecliste bu müessese saygınlığını kaybetmiştir.

Değerli arkadaşlarım, hayret ve ibretle görülmüştür ki...

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Sayın Başkan...

MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Bir dakika...

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Bir dakika, bu çok önemli Sayın Aykurt...

Şu anda, TRT-3 kanalı arızalı...

BAŞKAN - Efendim, hatip kürsüde konuşuyor Sayın Yılmazyıldız!..

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Az önce, muhalefet, Fazilet Partisi sözcüsü de konuşurken arızalıydı, şimdi de arızalı. Bunda bir kasıt olduğunu düşünüyorum.

BAŞKAN - Nedir arızalı olan efendim?

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Şu anda, konuşmalar TRT-3 kanalından yayınlanmıyor; kulise bakın, duyulmuyor. Millet duymasın diye...

BAŞKAN - Sayın Yılmazyıldız, lütfen...

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Sayın Başkan, Fazilet Partisi sözcüsü konuşurken de arızalıydı. Bunda bir kasıt olduğunu düşünüyorum; uyarmak istedim.

BAŞKAN - Sayın Yılmazyıldız, ne yapalım efendim arızalıysa?!. Bizim arızayı giderecek halimiz yok ya!..

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Lütfen bunu soruşturun!..

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Büyük bir demokrasi ayıbı!..

BAŞKAN - Sayın Aykurt, buyurun efendim.

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) -  Sayın Başkan, her iki muhalefet sözcüsünün konuşmasında arızalı olduğu zaman, ben itiraz ederim!..

MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Sayın Başkanım, eğer, muhalefet partisi sözcülerinin konuşması sırasında üçüncü kanal kapatılıyorsa, milletle bizim aramızdaki bağ kopartılıyorsa, bu, kasıtlıdır; bu kanallar açılıncaya kadar konuşmam!.. Ayıptır, eğer böyle bir şey varsa!..

BAŞKAN - Buyurun efendim.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Ayıp!.. Ayıp!..

MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Ne yapılmak isteniyor?! Var mı yok mu; bunu lütfen tahkik edin!..

BAŞKAN - Efendim, siz, dışarıdaki yayına göre mi konuşacaksınız? Televizyon arıza yapar, elektrik kesilebilir... (DYP sıralarından gürültüler)

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Hep, muhalefet konuşurken kesiliyor!..

MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Siz, Genel Kurula hitap ediyorsunuz Sayın Aykurt. Siz, bunca senenin milletvekilisiniz!..

RAMAZAN GÜL (Isparta) - 65 milyona hitap ediyoruz!..

MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün Türkiye'de, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde, bugüne kadar tarihte benzeri görülmemiş bir soruşturma önergesi konuşuluyor. Milletimizin gözü kulağı burada. Milletimizin her kesimi bilmektedir ki, Enerji Bakanlığındaki yolsuzluk, uluslararası boyutlara ulaşmış; yargı kararıyla ortada, deliller meydanda... Böyle bir görüşme, eğer üçüncü kanal kapatılarak yapılıyorsa, lütfen, buna el koymanız lazım, üçüncü kanalı açmanız lazım, açtırmanız lazım.

BAŞKAN - Peki efendim. Ben baktırıyorum, ben incelettiriyorum. Siz, devam edin efendim.

Yani, böyle bir yetkim yok; ama, baktıracağım...

MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Değerli milletvekilleri, aziz arkadaşlarım; biraz evvel bu kürsüde, hayret ve ibretle gördük ki, suçlular bulundu. Enerji Bakanlığında Teftiş Kurulu raporlarını saklayan, yedi ay saklayan, sekiz ay saklayanlar suçlu değil; tutuklanan, cezaevlerine sokulan müsteşar yardımcıları, genel müdürler, daire başkanları ve ahbap çavuş ilişkisiyle ihale alanlar suçlu değil; burada öyle söylendi!.. Suçlu, tahkikatı yapan, delilleri ele geçiren emniyet güçleri!.. Suçlu, bu operasyondan Enerji Bakanına talimat vermeyen, bilgi vermeyen İçişleri Bakanı!.. Suçlular bulundu!.. Suçlu, bu olaya rüyet eden ve iddianameyi hazırlayan cumhuriyet savcıları!.. Bu konuyu, Yüce Parlamentonun ve milletimizin takdirlerine havale ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Enerji Bakanlığındaki yolsuzluk, bu Bakanlığın her birimine sirayet etmiştir. Doğru Yol Partisi olarak, dört yıldan beri diyoruz ki, bu Bakanlıkta ihalelerde yolsuzluk yapılıyor, usulsüzlükler vardır, yağma vardır, kayırma vardır. Bu konudaki bilgi ve belgeler, zaman zaman hükümete ve hükümet başkanına iletilmiş olmasına rağmen, özellikle Anavatan Partisi kanadı, eski ve yeni bakanlarıyla bu yağmanın içerisinde rol almışlardır. Yıllarca siyasetin kirlenmesinde aktif rol alanlar, başkalarını karalamak için "elimde delil var, belge var, bilgi var, kaset var"diyerek, siyasî hasımlarını karalamakta sakınca görmemişlerdi.

Bugün, Türkiye, fevkalade anormal bir durumla karşı karşıyadır. Demokrasiden nasibini alamayanlar, milletten yetki almadan atanarak Başbakanlığı kabul edenler, iktidar hırsıyla, milletvekili transferleriyle, millet çoğunluğuna dayanması gereken iktidarı gasp ederek, siyaseti ve siyasetçiyi itibarsız hale getirerek, bu sistemin kirlenmesine vesile oldular.

Bu Hükümetin Enerji Bakanı Sayın Ersümer dört yıldan beri bu Bakanlığın başındadır.

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale)- Dört yıl olmadı, üç yıl.

MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Sayın Ersümer'in Bakanlığı döneminde...

BAŞKAN - Sayın Aykurt, yayının yapıldığını söylüyorlar arkadaşlarımız; hem  Yüce Heyetin de bilgilenmesi açısından ifade ediyorum.

Buyurun, devam ediniz.

MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla)- Teşekkür ederim ilginize Sayın Başkan.

HASAN EKİNCİ (Artvin)- O zaman, yeni başlamış oldu.

MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla)- ...döneminde, TEAŞ'ta, TEDAŞ'ta, BOTAŞ'ta yolsuzluklar vardır. BOTAŞ, TEAŞ ve TEDAŞ, yapılan yolsuzluklar sebebiyle batık hale gelmiştir ve bu sebepledir ki, özellikle Türk sanayicileri dünyanın en pahalı enerjilerini kullanır hale gelmişlerdir.

"Beyaz Enerji Operasyonu" diye adlandırılan ve devlet güvenlik mahkemesinin jandarma marifetiyle yürüttüğü çalışmalar ve açılan davalar, tutuklanan yüksek seviyeli bürokratlar, dört yıldan beri bu Bakanlık hakkında yaptığımız eleştirilerin ne kadar doğru ve ne kadar haklı olduğunu gösterir. Gece yarısı banka pazarlarken yakalanan Başbakan; bu defa enerji ihalelerindeki yolsuzluklardan ötürü, partisiyle, bakanıyla, eski bakanıyla yeni bakanıyla -eski bakanı tutuklu- ve atamış olduğu bürokratlarıyla suçüstü yakalanmışlardır bugün.

Değerli milletvekilleri, yolsuzluk, sadece TEAŞ'ta, TEDAŞ'ta, BOTAŞ'ta değil, yüzergezer termik santrallarda yolsuzluk vardır, İstanbul Boğaziçi geçiş iletim hattı ihalesinde yolsuzluk vardır, Afşin-Elbistan Termik Santrallarının inşaat firmasına yüksek fiyat tarifesiyle yirmi yıllığına verilmesinde yolsuzluk vardır; Afşin-Elbistan Termik Santralının bir ünitesinin aşırı yüklenmeden dolayı yanarak, devletin 400 milyon dolar borçlanmasında yolsuzluk vardır; Devlet Su İşlerinde, davetiye usulüyle ahbaplara dağıtılan baraj ihalelerinde yolsuzluk vardır; Mavi Akım Projesinde, baştan aşağı, baştan sona kadar şaibeler vardır, yolsuzluklar vardır.

Bütün bu yolsuzluklar herkes tarafından bilinirken, hükümet, yolsuzlukların üzerine gitmek yerine, onu örtmeye gayret etmiştir; bugün de o gayretin içerisinde olduğuna, biraz evvel hep beraber şahit olduk, gördük.

Bazı dürüst bürokratlar ve vatandaşlar, ellerindeki bilgi ve belgeleri jandarmaya intikal ettirerek, güvenlik güçlerinin olaya el koymasını istemişler ve jandarma, devlet güvenlik mahkemesi savcılarıyla birlikte ve bağlı bulundukları İçişleri Bakanının da bilgisi dahilinde, bilinen operasyonu gerçekleştirmişlerdir.

Değerli milletvekilleri, bir önemli hususu dikkatlerinize sunmak istiyorum: Operasyondan İçişleri Bakanının haberi var; kabinedeki aynı partili iki bakandan biri, İçişleri Bakanı, operasyondan bilgisi olduğu halde, Enerji Bakanını haberdar etmiyor; bunun tercümesi nedir; bunun tercümesi şudur: Demek oluyor ki, İçişleri Bakanı, Sayın Ersümer'in bakanlığındaki yolsuzluğu biliyor ve Sayın Ersümer'e güvenmiyor ki, operasyondan aynı bakana haber bile vermiyor.

Şimdi, Sayın Mesut Yılmaz, yolsuzlukların üzerine gidildi diye, emrindeki kurumlarla savaş halindedir. Kendisine göre bu kavganın adı, demokrasi kavgasıdır. Halbuki amaç, demokrasi kavgası falan değil; amaç, bu yolsuzlukların üstünü örtme kavgasıdır.

Şimdi soruyorum: Sayın Mesut Yılmaz, geçmişte neden demokrasi kavgası yapmadı da şimdi yapıyor, neden? Ortada bir yolsuzluk mevcut olduğuna göre, bu iddialar devlet güvenlik mahkemesince de tespit edildiğine göre, operasyonu jandarma yapmış ne olur polis yapmış ne olur; delil var mı yok mu, suç unsuru var mı yok mu, ona bakalım; var... Kamyonlarca evrak, Enerji Bakanlığından, devlet güvenlik mahkemesine taşınmış; neyin kavgasını yapıyorsunuz?!.

BAŞKAN - Sayın Aykurt, konuşma sürenizi 3 dakika geçtiniz efendim.

MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Hayır Sayın Başkanım, daha yeni başladım; arıza da 6 dakika sonra giderildi...

BAŞKAN - Efendim, ekran benim önümde...

MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Değerli milletvekilleri, demokrasi her zaman lazım. Demokrasi kavgası yapılması lazımsa, hep beraber yapalım. Başkalarının kapısı çalınınca ses yok, 28 Şubatta demokrasi kavgası yok, burada milletin oyları havuz müteahhitlerince alınıp satılırken demokrasi kavgası yok; ne zaman var...(DYP sıralarından alkışlar) Ne zaman var; Sayın Mesut Yılmaz'ın kapısı tıklanınca var; birisi onun kapısını çalınca, demokrasi kavgası var...

MAHMUT GÖKSU (Adıyaman) - Kendine demokrat... Kendine demokrat!..

MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Öte yandan, ANAP, başta Sayın Yılmaz olmak üzere, koro halinde, bağımsız yargıya karşı savaş açtılar.

Değerli milletvekilleri, eğer, hukukun üstünlüğünü savunan, demokratik parlamenter sistemi savunan bu sistemde, bağımsız yargıyı siyasallaştırmak için, bağımsız yargının elemanlarına şantaj yapılır hale gelirse ve maalesef, Adalet Bakanlığınca -ne hikmetse, ne sebeple ise- bu olaylara el koyan savcılar hakkında tahkikat açtırılırsa, adalet üzerinde, bağımsız yargı üzerinde açılacak derin yaraları kapatmak mümkün değildir. Şimdi ben sormak istiyorum, bilmek istiyorum; acaba, Adalet Bakanının görevlendirdiği müfettişler, bu savcıyı görevden mi alacak, sürgüne mi gönderecek, tedip ve terbiye mi edecek; soruyorum! Eğer böyle bir şey varsa, olursa, millet de, biz de, kamuoyu da, sizin yakanıza yapışırız! (DYP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, millet bizi izliyor dedim. Sayın Devlet Bahçeli'nin gazetelere yansıyan, kamuoyuna yansıyan bir beyanı var, bir taahhüdü var. Sayın Bahçeli "eğer Cumhur Ersümer'in ismi iddianame de yer alırsa, ben önergeye olumlu oy vereceğim" diyor.

Şimdi, Sayın Bahçeli, iddianamenin 41 inci maddesinden sadece bir pasaj okumak istiyorum, sadece bir pasaj...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Aykurt, sürenizi tam 5 dakika 30 saniye geçtiniz. Tamamlamanız için mikrofonunuzu tekrar açıyorum; lütfen tamamlayın efendim.

MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan. Arkadaşlara müsamaha gösterdiniz; aynı müsamahayı bana da göstereceğinizi umuyorum.

"Başından itibaren, 3096 sayılı Kanun ve ilgili yönetmelik hükümlerine uymayan bazı firmaların ihaleye katılmalarını önleyen ve ihalenin (A) firmasına bırakılmasını ..... imzalanmasına kadar aradan geçen süre zarfında elektrik tarifesine esas olacak şartlarda kamu yararına değişiklikler olduğunu gözardı eden ve kuruluşların ısrarlı uyarılarına rağmen, kamunun zarara uğrayacağını bile bile uygulama sözleşmesini imzalayan Bakan Cumhur Ersümer" ve devam ediyor... Sonuçta da, bütün bu suçluların, yani zanlıların, Türk Ceza Kanununun 366/2 maddesi uyarınca ayrı ayrı cezalarını talep ediyor.

Şimdi, millet de merak ediyor, biz de merak ediyoruz; sizin taahhüdünüz karşısında ve okuduğum bu iddianame karşısında, acaba, oyunuzun rengi ne olacak; "evet" mi diyeceksiniz "hayır" mı diyeceksiniz? Hani, siz, yoksullukla ve yolsuzlukla mücadele ediyordunuz?! İşte sizin önünüzde tarihî bir fırsat, bir imkân; bu imkânı bakalım nasıl kullanacaksınız; hep beraber seyredeceğiz.

BAŞKAN - Sayın Aykurt...

MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bakınız, çok enteresandır; Milliyetçi Hareket Partisine mensup değerli milletvekilleri, size okumak istiyorum -BOTAŞ'tan gelen- BOTAŞ ülkücüleri haykırıyor; BOTAŞ ülkücüleri, bunları anlatıyor, benim söylediklerimi anlatıyor ve son olarak, kısa olarak söylüyorum...

BAŞKAN - Lütfen...

MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - "Lütfen, bu konunun üzerine gidiniz. Deprem dolayısıyla para bulamayan hükümet, kazma vurulmamış proje için 50 milyon dolar avans veriyor..." Sayın Mesut Yılmaz'a söylüyor; 50 milyon dolar avans...

Şimdi, değerli arkadaşlarım, burada, yine BOTAŞ çalışanlarından gelen bir mektup var.

BAŞKAN - Sayın Aykurt, çok teşekkür ediyorum. Bakın, 6,5 dakika oldu...

MUSTAFA KEMAL AYKURT (Devamla) - Burada, bu mektupta da, BOTAŞ Genel Müdürünün neler yaptığını yegân yegân yazmış, BOTAŞ Genel Müdürünün muhterem eşinin BOTAŞ'la iş yapan bir firmanın patronunun sekreterliğini yapmasına kadar; burada bu var... Size geliyor mu bunlar?.. (MHP sıralarından "imza var mı" sesleri) İmza atsın da başına iş mi açsın?!.

Değerli milletvekilleri, sözlerimi tamamlıyorum. Tabiî ki, böylesine önemli bir konuda, konuşmaları 10 dakikaya sığdırmak mümkün değil. Keşke imkân olsaydı, zaman olsaydı da, şu iddianamenin içini ve müstenidatını burada konuşma imkânı bulabilseydik.

Değerli arkadaşlarım, biz Doğru Yol Partisi olarak, Enerji eski Bakanı Sayın Ersümer hakkında verilmiş olan bu soruşturma önergesini destekliyoruz. Konunun enine boyuna araştırılması suretiyle ve bu belgelerin, bilgilerin değerlendirmesi suretiyle soruşturma komisyonunun kurulması lazım. Eğer, iddia ettiğiniz gibi, gocunduğunuz herhangi bir şey yoksa, bir lekeniz yoksa, bir ayıbınız yoksa, geliniz, hep beraber bu önergeyi destekleyelim, hakikat ortaya çıksın.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyor, teşekkür ediyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aykurt.

Buyurun Sayın Aslan.

BEYHAN ASLAN (Denizli) - Sayın Başkanım, konuşmacı benim bir cümlemi yanlış anlayarak, yanlış beyanda bulundu. Ben soruşturma önergesi kara bir lekedir demedim; o konuya açıklık getireceğim.

MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) - Sizi tenzih ettim konuşmamda.

ALİ RIZA GÖNÜL (Denizli) - Sayın Başkan, eğer zabıtları getirirseniz...

BAŞKAN - Bakacağım.

Sayın Aslan...

BEYHAN ASLAN (Denizli) - Sayın Başkan, tutanaklar incelenebilir. Müsaade ederseniz efendim, şuna iki cümle ile cevap vereyim yerimden. Efendim, yerimden cevap vereceğim.

ALİ RIZA GÖNÜL (Denizli) - Sayın Başkan, Sayın Aslan önergenin kara bir leke olduğunu ifade etti.

BEYHAN ASLAN (Denizli) - Ben "sizi buraya tıkan güç böyle istiyor diye" Menderes'i idam ettiren Savcı Egesel'in beyanına kara bir lekedir dedim, "Sizi buraya tıkan güç böyle istiyor diye" Menderesi idama götüren savcının beyanını söyledim. Doğru Yol Partisi bunu kara leke kabul etmiyorsa, tarihe havale ediyorum.

BAŞKAN - Peki Sayın Aslan, anlaşıldı.

 Efendim, son söz, hakkında soruşturma istenen Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanı Cumhur Ersümer'e aittir.

Buyurun Sayın Ersümer. (ANAP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; öncelikle sizi saygıyla selamlıyorum.

Tabiî, biraz önce de bahsedildi, 16 klasör savcılık evrakı, öyle 40 sayfalık bir iddianame değil. Bir aydır, biz, 16 klasörü didik didik ettik; basında da çıkan yazılara bakarsanız, 8 klasöre ulaştı, 4 000'den fazla yazı çıktı Beyaz Enerji Operasyonuyla ilgili.

Tabiî, biz, kamuoyunun bu konudaki hassasiyetini çok iyi biliyoruz; bu hassasiyet çerçevesinde konuşmalarımı sürdüreceğim; ama, zamanımı aşarsam da, hem Başkanımın hem Meclisin müsamahasına sığınmak istiyorum.

Kısaca şunu belirtmek istiyorum: Ben arzu ederdim ki, özellikle benden önce konuşan önerge sahibi ve muhalefet sözcüleri açıklıkla şunu dile getirselerdi; bu operasyonda, bütün gizlemelere ve maskelemelere rağmen, olağandışı bir şeyler vardır; bu olağandışılar, bu olağandışı işlemler, çağdaş demokrasiye ulaşma çabalarına, hukuk devletini yaşama arzularına, dünyayla bütünleşme iddialarına engel teşkil etmektedir.

Tabiî, hemen burada "bugün mü demokrasiyi istiyorsunuz; niye siz 28 Şubatta demokrasiye sahip çıkmadınız" tarzında iddialar dile getirildi. Ben burada küçük bir şey belirtmek istiyorum: Sayın Erbakan'ın, Sayın Mesut Yılmaz'ı 28 Şubatın ertesi günü ziyaret ettiğinde, ben, Grup Başkanvekili olarak Sayın Genel Başkanımın yanındaydım. Sayın Genel Başkanımızın çok net bir ifadesi oldu Sayın Erbakan'a, dedi ki: "Sayın Erbakan, o Millî Güvenlik Kurulundaki imzayı atmadan önce eğer bize gelip bunları dile getirdikten sonra oturur sizle konuşurduk."

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Daha imzalamamıştı...

T. RIZA GÜNERİ (Konya) - Yanlış söylüyorsun, daha imzalamamıştı...

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Devamla) - Yani, ben bunu, bir tarihî gerçeği... (FP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Efendim, lütfen...

T. RIZA GÜNERİ (Konya) - Sayın Ersümer, imza atılmamıştı daha...

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Devamla) - Hayır... Hayır...

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) - Sayın Ersümer, ben oradaydım, öyle bir söz olmadı; yalan söylüyorsun, yalan!..

BAŞKAN - Sayın Karamollaoğlu... Sayın Karamollaoğlu...

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) - Doğru söylemiyorsun, çarpıtıyorsun, yalan söylüyorsun...

T. RIZA GÜNERİ (Konya) - Yalan ifadedir bunlar!..

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) - Yalan söylüyorsunuz!..

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Devamla) - Hiç rahatsız olmayın!..

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) - Yalan söylüyorsunuz; öyle bir ifade olmadı...

T. RIZA GÜNERİ (Konya) - Daha söze başlarken itimadı sarsılmış onun...

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Devamla) - Hayır; tek bir kelimesi yalan değildir.

BAŞKAN - Sayın Karamollaoğlu, lütfen yerinize oturur musunuz efendim.

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) - Doğruları olduğu gibi söyleyin...

BAŞKAN - Buyurun Sayın Hatip, siz konuşmaya devam edin.

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) - Hadiseleri çarpıtmayın...

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Devamla) - Bu operasyon başladığı andan itibaren ve devam ettiği süre içinde, kamuoyunun merak ettiği, birçoğunu içine sindiremediği olağandışı olaylar yaşadık.

Hemen hafızalarınızı biraz tazelemek istiyorum, olayın başına dönmek istiyorum; Türkiye'de yirmiye yakın operasyon oldu; ama, bu operasyonun içinde, nedense, hiçbir bakan arkadaşımızın adı geçmedi. Bu, bizim için memnuniyet vericidir; ama, ana sebep nedir; bu operasyon başladıktan sonra, halen hepimiz için kimliği meçhul biri, bir gazeteye gitti veya telefon etti "Ersümer'in üstünü çizin" dedi. İşte bu operasyonun odak noktasına benim konulmamı sağlayan anafikir budur. Ama, Allah'a şükürler olsun, ben, bağrında 250 000 şehidin barındığı Çanakkalelilerin oylarıyla seçilip geldim; benim üstümü Çanakkalelilerden başka kimse çizemez. (ANAP sıralarından alkışlar; FP sıralarından gürültüler)

Yine devam etmek istiyorum; peki, aradan dört ay geçti, bu, kimliği belli olmayan kişiyle ilgili, ilgili kurumlarda bir araştırma yapıldı mı, bir tetkikat yapıldı mı, bu kişiye ulaşma noktasında bir çaba harcandı mı?!

T. RIZA GÜNERİ (Konya) - Size soracağız onu...

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Siz yaptıracaksınız soruşturmayı...

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Devamla) - Sayın Başkanım, bu tarzda nasıl konuşacağız; biz sabırla dinledik, lütfen...

BAŞKAN - Efendim, lütfen hatibin konuşmasını sükûnetle dinler misiniz.

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Devamla) - Kamuoyu diyor ki: "Eğer istenseydi bu kişi bulunurdu." Kamuoyu böyle kabul ediyor.

Tabiî, yine bir başka soru dile getirildi: Ankara'nın göbeğinde jandarmanın böyle bir operasyonu yürütmesinin hiçbir hukukî dayanağı yoktur. Emri kim verdiyse verdi, sorumluluk kimdeyse kimde; jandarmanın böyle bir operasyon yapmasının hukukî dayanağı yoktur.

Yine, burada denildi ki: "Polis olsa ne olur, jandarma olsa ne olur." Ne olur biliyor musunuz; eğer hukuka aykırı bir kolluk gücünü kullandıysanız, eğer hukukî dayanağı olmayan bir karar verdiyseniz, o kolluk gücünün yapmış olduğu işlemler mahkeme huzuruna geldiği zaman, gayri yasal yoldan elde edilen bütün delillerin başına gelenin geleceği gibi, geçersiz kabul edilir.

Yine burada bir başka önemli husus; tabiî, Sayın Uğur Alacakaptan'ın bir değerlendirmesi var, çok kısaca ona da değinmek istiyorum. Sayın Alacakaptan "bir bakanlığın rüşvet olayına jandarma bakmaz. Jandarma, polis teşkilatının olmadığı yerlerde işlenen suçlarla ilgilidir. Jandarma komutanları, gidip, bu sanıklardan birini hapishanede bir odaya çekip 'sen falancayı suçlarsan, biz seni kurtarırız' diyemez. Bir İçişleri Bakanı da, 'jandarmaya ben talimat verdim' diyemez; çünkü, İçişleri Bakanının tahkikat yapılması için emir verme yetkisi yoktur. Bu, Adalet Bakanlığının ve savcının işidir. Tabiî ki, bir savcı da, ne kadar dürüst bir adam olduğunu göstermek için, evine otobüsle gittiğini gösteren fotoğrafının çekilmesine izin vermez" diyor.

Yine, bir başka değerlendirilmesi gereken husus da, bu operasyonda 4422 sayılı Yasanın kullanılmasıdır. İlk bakışta kabaca görülen bir gerçek var, bir rüşvet olayı yaşanıyor; ama, mafyayla mücadele için hükümetimizin getirdiği, altında benim de imzam olan, Meclisimizden geçen bir yasa burada kullanılıyor. Ne oldu peki kullanılınca, ne oldu; burada bir yanlışlık vardı, burada bir keyfîlik vardı; böyle bir olayda bu yasanın uygulanmaması gerekirdi. Zaten, bakıyoruz, savcı davasını 4422 sayılı Yasadan açamamıştır, normal Türk Ceza Kanununa dayanarak davasını açmıştır. Yine, devlet güvenlik mahkemesi de yapılan itirazı kabul etmiş, görevsizlik kararı vermiştir. Savcının bu görevsizlik kararına yaptığı itiraz da bir diğer mahkemede reddedilmiştir.

Bir başka önemli husus daha var. Tabiî, eğer, bu yasayla ilgili bu keyfî uygulamalar bir sıkıntı çıkardıysa, bu, Meclisin görevidir, getiririz, yine değerlendiririz. Meclis, buradaki yanlışlıkları, buradaki birtakım keyfîlikleri, bazı keyfî tercihleri engelleyebilme imkânına kavuşur diye düşünüyorum.

Şimdi, yine, biraz başa döneceğim. Fezleke sızdırıldı,bir televizyonda ve gazetelerde yayımlandı. Müteakiben, yedek hâkimlik ifadeleri sızdırıldı; yine, devletin ajansı Anadolu Ajansında yayımlandı. Arkadan, iddianame sızdırıldı. Peki, bu fezlekeyi kim sızdırdı?

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Evet, kim sızdırdı?

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Devamla) - Yani, devlet güvenlik mahkemesinin veya tahkikatı yürüten jandarmanın elindeki fezlekeyi kim sızdırdı? Aradan geçen dört aylık zamana rağmen, hâlâ, bu fezlekeyi sızdıran suçlu ortada yok; faili meçhul. Arkadan, devlet güvenlik mahkemesinin yedek hâkimlik ifadeleri sızdırıldı. Kim sızdırdı; yine, ortada yok.

T. RIZA GÜNERİ (Konya) - Bize sormayın, Sayın Başbakana sorun.

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Nasıl hükümet ediyorsunuz?!

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Devamla) - Hayır, hayır... Benim kime sorduğumu muhataplarım çok iyi anlıyor Sayın Güneri.

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Kim yapıyor bunları, kim?!

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Devamla) - Yine, ben, devam ediyorum.

İddianame sızdırıldı. Neyse, orada garip bir kâtip bulundu.

Düşünebiliyor musunuz; bu sızdırmayla ilgili bir tek işlem yapıldı, Anadolu Ajansı Genel Müdürü çağrıldı, ifadesi alındı; müteakiben,  takipsizlik kararı verildi.

Şimdi, bu kâtiple ilgili de takipsizlik kararı verilecek. Niye derseniz; çünkü, eşzamanlı olarak birkaç kelime değiştirilerek, bu fezleke, müteakiben, yedek hâkimlik bilgileri, müteakiben, iddianame dışarı sızdırılıyor ve gerçek iddianame veya fezleke veya yedek hâkimlik ifadesiyle sızdırılan ifadelerin tamamen birbiriyle aynı olmaması gerekçesi ileri sürülerek, takipsizlik kararları verilir. Yüzde 99'u aynı. Bir veya iki kelime değiştirilerek bu işlemler yapılıyor. Neticede ne oluyor?

Gözüken şu: Yargıdan birileri, kolluktan birileri ve tabiî ki basından da birileriyle el ele veriyorlar, siyaseti ve siyasetçiyi lekelemek için ve tamamen siyasî sonuç almak için bu düzenleri kuruyorlar.

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Sayın Bakan, kim kuruyor, kim yapıyor bütün bunları?

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Devamla) - Ben, bunları vurgulamak için, huzurunuzda bunları anlatma çabası içinde oluyorum.

Bütün bu olayların karşısında durması gereken Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Ben, hâlâ bu inancımı muhafaza ediyorum ve vatandaşımızın da bu inancımızı muhafaza ettiği inancı içerisinde konuşuyorum.

ALİ GÜNGÖR (İçel) - Sayın Bakan, hükümet ne yapıyor bu arada?

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Devamla) - Bir başka önemli husus daha var. Anayasanın 100 üncü maddesi çok açık. Benim iddianamede adımın geçirilmesi konusunda savcının yetkisi yoktur; savcı, Anayasaya aykırı bir iddianame düzenlemiştir ve tamamen yargıyı siyasallaştırmak amacıyla, işte, bir gün birileri buraya gelsin, biraz önce söylenen bu sözleri söylesin diye bunlar yazılmıştır.

Savcının yapacağı gayet açıktır. Hiçbir sebep göstermeden, yeterli bir delile ulaşmadan benim adımı iddianamede geçiremez. Yapması gereken neydi? Eğer benimle ilgili bir suç konusunda bir illiyet bağı kurabiliyorsa ve kurduğu bu illiyet bağının hukukîliğine güvenebiliyorsa, Adalet Bakanlığı, Başbakanlık ve Meclis kanalını kullanması lazımdı. Yoksa, sorgulamaya devam edip, sözde delillerle, sözde bilirkişi raporlarıyla, sözde suçluyu bulma çabası içerisinde olmaması gerekirdi.

Tabiî, iddianameye bir bütün olarak bakıyoruz. Yapılanlar bütün hepimizin gözleri önünde gerçekleşti. Sizlerin de bu yapılanları içinize sindiremediğinizi çok iyi biliyorum; ancak, şunu özellikle belirtmek istiyorum. Tanık ve sanıkların çağdaş sorgulama, çapraz sorgulama, psikolojik baskı, kibar tartaklama, bilinen ve bilinmeyen yöntemlerin kullanılarak sorgulanmış olmalarına rağmen...

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - İşkenceyi itiraf ediyor Sayın Bakan.

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Devamla) - ...üç ayı aşkın bir süre tamamen bilgim dışında dinlenen telefonlar, klasörler dolusu dinleme tutanakları, imha edilenlere, edilmeyenlere rağmen, basının, özellikle belli gazete ve televizyonların, enine boyuna, altta üstte manşet, boy fotoğraflı yayınlarla istifa çığlıklarına itfaiye çavuşları gibi "bakanı yakan ifadeler", "bakanı yakan not", "şimdi yandı, yanıyor" beyanlarına, bütün baskı ve zorlamalara rağmen, benim bir kuruşluk menfaat temin ettiğimi gören, duyan, söyleyen, dinleyen, dinlenen, bilgi veren, belge veren; kendi adına, kamu adına, bilerek bilmeyerek, dalgınlıkla, yanlışlıkla iddia eden kimse yok. Ben bundan sevinçliyim; ama, emin olun ki "biz, şimdi, bu işin siyasî ayağını bulduk" diye sevinç duyanlara, duymaya çalışanlara karşı siyaseti mahcup etmediğim için de mutluyum.

Tabiî, burada tartışıldı; çok önemli olduğu için söylüyorum; işte, bilirkişi raporları. Bu davanın dayandırıldığı ana nokta, düzmece bilirkişi raporlarıdır. Şimdi anlatacağım size, nedir bu bilirkişi raporları, bu bilirkişiler, nasıl teşekkül etmiştir, kimlerden teşekkül etmiştir, nasıl görevlendirilmişlerdir, nasıl seçilmişlerdir; izniniz olursa anlatacağım. Dokuz kişi değil; İçişleri Bakanlığından ve Maliye Bakanlığından iki müfettiş arkadaşımız, bir de o kamuoyunda hepimizin çok iyi bildiği bir avukat arkadaşımız; daha sonra da, TEAŞ'tan -TEAŞ Genel Müdürlüğünde görevli matematikçi Neşe Gençyılmaz, yine TEAŞ Genel Müdürlüğünde görevli matematikçi Nuran Şehsuvaroğlu, yine TEAŞ Genel Müdürlüğünde görevli Gediz Lekesiz ve yine TEAŞ Genel Müdürlüğünde görevli Elvan Cemkök- dört kişi; yani, TEAŞ Genel Müdürlüğünde görevli dört mühendis arkadaşımız, dışarıdan bir serbest avukat, iki de -yine biraz önce belirttiğim şekilde- müfettiş görevlendirilmiş.

Bunlar nasıl görevlendirilmiş? Söylediklerimin hepsi belgeye dayalı, burada, belgelerden okuyorum. Sayın savcı, muhatabı ben olmama rağmen, TEAŞ Genel Müdürlüğüne bir yazı yazıyor. Yazısında diyor ki: "Bana, bu işlerden anlayan bilirkişilerin isimlerini bildir." Ama, arkadan, Genel Müdür Vekiline telefon ediyor ve diyor ki: "Bu bildirdiğin isimler, şu iki kişi olsun: Neşe Gençyılmaz ve Nuran Şehsuvaroğlu." Genel Müdür Vekili diyor ki: "Böyle bir usul yok. Biz, size, yine sizin dediğiniz isimlerin de içerisinde bulunduğu altı isim bildirelim, bu isimlerin içinden siz seçersiniz" diyor. Genel Müdür altı tane isim bildiriyor ve savcı da, daha önce telefonda söylediği bu iki kişiyi, bilirkişi olarak görevlendiriyor. Daha sonra, bu altı kişinin içinden iki kişi istifa ediyor "biz, Bakanımıza karşı böyle bir görev icra edemeyiz" diyor. Savcı tekrar bir yazı yazıyor, bu yazısında: "Bu iki kişi ayrıldı, bunların yerine, bana yeni iki isim bildir" diyor. Bildir diyor; ama, yine, telefonda iki tane isim veriyor. Telefonda verdiği bu diğer iki isim de, Elvan Cem Kök ile Gediz Lekesiz; ama, Genel Müdür bu sefer tedbirli davranıyor, böyle bir usuldışılığa karşı, görüştüğü telefonu zabıt altına alıyor ve yanındaki genel müdür muaviniyle birlikte imzalıyorlar: "İşbu belgenin önyüzünde talep edilen iki kişinin seçimi, bildirilen isimlerin jandarma ve savcılıkça tarafımıza yazışmadan önce bildirilen iki kişi olup, seçimi buna göre yapmış olduğumuzu teyit ederiz" diyorlar. İmza, Budak Dilli; imza, Ömer Esirgemez... Yani, bu "bilirkişi" dediğiniz bilirkişi heyetinin nasıl teşekkül ettiğini, bu dört kişinin nasıl seçildiğini, biraz olsun size anlatabildim.

Yine, bu dört kişi, gerek enerji sektöründe gerekse Bakanlık içinde, özelleştirmelere ve özellikle yap-işlet-devret projelere karşı olmalarıyla çok iyi bilinen, çok iyi tanınan kişiler.

Diğer husus, bir avukatın tayini... Bu avukat nasıl seçilmiş? Türkiye genelinde 45 000 avukat var, Ankara'da 5 000'e yakın serbest avukat var. Bu avukat nasıl seçilmiş, nereden bulunmuş? Biz, Ankara Barosuna müracaat ettik; Ankara Baro Başkanından aldığımız bir not var: "Kayıtlarımızın incelenmesinden 5.9.2000-21.5.2001 tarihleri arasında Ankara Devlet Güvenlik Mahkemelerince bilirkişi yapmak üzere avukat belirlenmesi için bir talebin olduğuna rastlanılmamıştır." Peki, bu avukatı Sayın Savcı rüyasında mı gördü, vahiy yoluyla mı kendisine bildirildi?! Ama, daha bu kadarla da bitmiyor... Bu avukat, TEAŞ ve TEDAŞ aleyhine davalar açmış bir avukat. İşte, elimdeki bir kararı okuyorum: "Davacı, Selim Sarıibrahimoğlu; davalılar, Türkiye Elektrik Üretim (TEAŞ), Türkiye Elektrik Dağıtım (TEDAŞ) ve Başkent..." Davacı, verdiği dilekçede Enerji Bakanlığının enerji politikasını eleştirerek bu politikaların tüketicilerin haklarını ihlal ettiğini belirtip, tüketici hakları yönünden Avrupa Birliği üyesi ülkelerin enerji politikalarıyla mukayese yaparak Enerji Bakanlığının davalılarıyla yapmış olduğu yap-işlet ve yap-işlet-devret şeklindeki sözleşmelerin tüketicinin aleyhine olduğu iddiasıyla dava açıyor. Sonra, bu avukat, tabiî, yakalanınca diyor ki: "Ben bu davadan sarfınazar ettim." Hayır, yalan söylüyor; sarfınazar etmemiş, murafaa istemli olarak Yargıtayın ilgili dairesine temyiz etmiş. Bu kadarla da kalmıyor; bu sayın avukat 1998 yılında bana bir mektup yazıyor. Mektubunda özelleştirmeye karşı olmasını, yap-işlet-devret projelerine karşı olmasını dile getirdikten sonra söylediği laf şudur: "Vahşi liberizasyon ülkeyi riske ve uluslararası müdahalelere açıcı olabilir." Yani, avukatımızın bu özelleştirme projelerine olan yaklaşımı meydanda. Bununla da kalmıyor; Ankara Baro Başkanına müracaat ediyor, provokatörlük yapıyor; diyor ki: "Enerji Bakanlığının davalılarıyla yapmış olduğu yap-işlet ve yap-işlet-devret sözleşmelerinin tüketiciler aleyhine olması nedeniyle Ankara Barosu olarak benim açmış olduğum bu davaya müdahale edin." Bununla da kalmıyor; yine, bu avukat, Enerji Bakanlığının yürütmekte olduğu Enerji Piyasası Yasasıyla ilgili yurt dışından getirip, çalışmakta olduğu danışmanlarla ilgili şikâyette bulunuyor. Hazine Müsteşarlığına bizi şikâyet ediyor ve diyor ki: "İşte, Türkiye'de, biz, bu işleri çok iyi bilen insanlarız; bizim yaptığımız konuşmalar alkışlarla karşılanıyor." Enerji Bakanlığı aleyhine dava açma hakkının saklı tutularak gerekli işlemlerin yapılmasını istiyor.

Şimdi, böylesine bir bilirkişi heyetiyle karşı karşıyayız. Bizim bilgimizin dışında, bize herhangi bir bilgi ve beyanda bulunmaksızın tespit edilen böyle bir takım, bir ekip kurulmuş. Ekibe de bir görev verilmiş, denilmiş ki: "Siz, Enerji Bakanlığında geriye doğru on yıllık projeleri inceleyeceksiniz; ama, ne yapıp yapıp, bu Sayın Bakana bir şeyler bulaştıracaksınız." Ama, ümit ediyorum; bu bilirkişi raporlarını incelediğinizde çok net bir şekilde göreceksiniz. Tamamen uydurma suçlamalarla ve katiyen bana yöneltilmesi mümkün olmayacak birtakım atıflarla sonuç alınmaya çalışıldığını, biraz sonra, vaktimin elverdiği sürece sizlere arz etme çabası içinde olacağım.

Bu bilirkişilerin bu işlemleri nasıl yaptıkları bir tesadüften anlaşılıyor; yani, malum bir kişi, Başbakanlığı ziyaret ediyor, Sayın Başbakana bir dosya vereceğini söylüyor. Bu dosya alındığında, bu dosyanın içinde bir bilirkişi raporu var. Bu bilirkişi raporu gizli bir belge. Bu bilirkişi raporu, devlet güvenlik mahkemesinden dışarı çıkmaması gereken bir dosya; ama, bu dosyayı bir malum kişi alıyor, Sayın Başbakanın huzuruna getiriyor. Dosyaya bakılıyor ki, bilirkişiler, dosyada, baştan sona suçlamadık adam bırakmamışlar. Efendim, 1992'den bu yana ne kadar Bakanlar Kurulu üyesi varsa, ne kadar Başbakan varsa hepsi suçlanıyor. Adalet Bakanı, bu konudaki rahatsızlığını sayın savcıya dile getiriyor, diyor ki: "Sayın savcı, bu bilirkişilerin tespiti konusunda ve yaptıkları işlemler konusunda sizin dikkatinizi çekiyorum." Müteakiben bir başka malum kişi, Sayın Adalet Bakanımızı ziyaret ediyor "siz, bu bilirkişilere müdahale edemezsiniz; bu, yargıya müdahale olur; yargıya biz müdahale ederiz; bilirkişileri değiştiremezsiniz" diyor ve bu iş böyle devam ediyor. Benim bu söylediklerim, gazete sayfalarından, Tuncay Özkan'ın yazdıklarından, yalanlanmayan hususlar.

Tabiî, işte, bu bilirkişiler neleri değerlendiriyorlar; bu bilirkişiler benimle ilgili iddianamede yer alan hususlarla ilgili neler söylüyorlar; burada dile getirildi. Ben açıkça ifade ediyorum: Biz, Enerji Bakanlığında üç yılda 373 tane proje ele aldık; toplam 40 000 megavattır. Ama, burada, bize yöneltilmeye çalışılan, bize atfedilmeye çalışılan suçlara baktığımızda, gerçekten, bu kadar işin içinde, bu kadar güzel işin içinde yanlış yaptığımız iddiasını ileri sürebildikleri bu küçücük işlerde de sonuna kadar haklıyız. Size çok basit bir şey söyleyeceğim. Şimdi, benden önceki konuşmacılar da dile getirdi. Afşin-Elbistan Termik Santralı... Savcı ne diyor, çok net okuyoruz: "Başından itibaren 3096 sayılı Kanunla ilgili yönetmelik hükümlerine uymayan, bazı firmaların ihaleye katılmalarını önleyen ve ihalenin ERG Firmasına bırakılmasını sağlayan..." Ben yapmışım bunu. Şimdi, bakın, bu işin başı nerede biliyor musunuz; bu işin başı, 8.9.1992, Sayın Ersin Faralyalı Bakan. 1992'de 5 firmadan fizibilite istenmiş, bu fizibiliteler incelenmiş, bu fizibilitelerden bir tanesi uygun görülmüş. Kim uygun görmüş; 29.3.1994, Sayın Veysel Atasoy; Afşin-Elbistan Termik Santralıyla ilgili ERG AŞ'nin görüşmelere çağrılmasına karar vermiş. Peki, bu karar daha sonra ne olmuş; şimdi onu da okuyacağım. Şu anda sıralarda oturuyorlar; Sayın Gölhan, Sayın Ekinci, Sayın Akçalı, Sayın Baran, Sayın Attila, Sayın Gökdemir, Sayın Erek, Sayın Cevheri. Bu kabinenin Başbakanı kim; Sayın Tansu Çiller. Cumhurbaşkanı; Sayın Süleyman Demirel.

Aynen okuyorum: "ERG Elektrik Üretim Ticaret AŞ'nin Kahramanmaraş görev bölgesinde yer alan Afşin-Elbistan (A) Termik Santralının 1-4 ünite ve sahaların rehabilitasyonu, tevsii mahiyetinde 5-6 ünitelerin yapımıyla ilgili, 1-6 ünitelerin kömür sahalarının işletilmesi, elektrik üretimi ticaretinde görev verilmesi" diyor. İşte, görevlendirme kararı burada.

Şimdi, başından beri, ben, nasıl bu firmayı tespit etmişim? Bu Bakanlar Kurulu kararının tarihi 18 Mart 1995, fizibilitenin kabul tarihi 29.3.1994. Peki, başından beri nasıl oluyor bu iş?!.

Devam ediyorum. Daha sonra, bu Bakanlar Kurulu kararına istinaden imtiyaz sözleşmesi görüşmelerine başlanılmış. İmtiyaz sözleşmesi hazırlanmış ve bu imtiyaz sözleşmesi, 18.2.1994'te, Bakanlar Kurulu kararına istinaden, Sayın Atasoy tarafından Danıştaya gönderilmiş.

Tarih 19.9.1995. Danıştay incelemiş, bazı revize taleplerinde bulunmuş. Bu imtiyaz sözleşmesi revize edilmiş, tekrar bakanlığa gelmiş, 25.10.1996. Bakan kim; Sayın Recai Kutan. Sayın Recai Kutan, bu revize işlemlerini yerine getirmiş, tekrar Danıştaya göndermiş imtiyaz sözleşmesini.

Bu imtiyaz sözleşmesi, 21.5.1998 tarihinde bana gelmiş. Ben bakıyorum, Danıştaya gönderildiği tarih 19.9.1995; 21.5.1998'e kadar 2 yıl, 8 ay, 2 gün geçmiş. Ben, bu tarihlerde Enerji Bakanı falan değilim; ama, bu bilirkişiler, nasıl oluyor da, başından itibaren, 1992'den itibaren gelen ve 21.5.1998'de Bakanlığa intikal eden imtiyaz sözleşmesinde belirlenen firmayı ben nasıl seçmişim; ben bunu anlayabilmiş değilim. Zaten görüştüğümüz hiçbir hukukçu da buradaki mantığı çözebilmiş değil.

Şimdi, bir firma avukatlığı tutturmuşlar, sayın savcı veya bilirkişiler de yazmış. 21.5.1998'de Bakanlığa gelen bu imtiyaz sözleşmesini, ben, tam onsekiz ay imzalamamışım. Danıştaya niye gider imtiyaz sözleşmeleri; eğer karar verirseniz, kabul ederseniz, biz bu sözleşmeyi imzalayacağız diye gider. Ama onsekiz ay, bana gelmiş, 21.5.1998'de, ben ayrılmışım, benden sonra diğer sayın bakan gelmiş, o da imzalamamış. Ben tekrar bakan olmuşum, yine imzalamamışım. Nereye kadar; 15.12.1999'a kadar. Neden imzalamamışım; yani, bu sözleşmeyi imzalamamamın sebebi, işte, biraz önce bu bahsettiğim Bakanlar Kurulu kararının iptaliyle ilgili üç tane dava açılmış. Ben, bürokrata demişim ki, bu davalar sonuçlanmadan... Düşünün, yani, bu işin esasını teşmil eden, üzerine bina edilen Bakanlar Kurulu kararı iptal edilirse, artık, bu imtiyaz sözleşmesi ortada kalır mı; tabiî ki kalmaz. İşte, ben, o üç tane davanın sonuçlarını bekledim ve onsekiz ay bu imtiyaz sözleşmesini imzalamadım. Bu, benim, yaptığım firmanın avukatlığı mıdır, kamunun avukatlığı mıdır; bunu, hem milletimiz hem Meclisimiz takdir edecektir. (ANAP sıralarından alkışlar) Ben buna güveniyorum.

Şimdi, tabiî, Danıştay ne karar vermiş; Danıştayın verdiği karar var, diyor ki Danıştay: "TEAŞ, TEDAŞ dışında, özel hukuk hükümlerine tabi sermaye şirketi statüsüne sahip yerli ve yabancı şirketlerin elektrik üretim, iletim, dağıtım ticaretiyle görevlendirilmesi 3096 sayılı Yasada ihale şartına bağlanmamışsa da..." Söylenen laf budur, Danıştayın kararı. Öyle "yerindelik" veya "hukukî değerlendirme yapar" tarzında birtakım kelime oyunlarına girmeyelim. Danıştayın kararı. Danıştay 10. Dairesinin 1995 tarih 2013 sayılı kararı. "3096 sayılı Yasada ihale şartına bağlanmamışsa da..." Şimdi, ben, burada kimin avukatlığını yapıyorum biliyor musunuz; şimdi, ben, burada, benden önce görev yapan sayın bakan arkadaşlarımın avukatlığını yapıyorum. Diyor ki Danıştay: "Serbest rekabet ortamı oluşturabilmek için, dünyaca bilinen firmanın oluşturduğu beş ayrı konsorsiyumu teklif vermek için davet eden idarenin, davete olumlu cevap veren üç konsorsiyumun tekliflerini değerlendirerek, en uygun teklif sahibi, ERG Werbund Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş'yi görevlendirmesi ve Afşin- Elbistan (A) Termik Santralının işletme koşullarını da değerlendirip, 3096 sayılı Yasanın 3 ve 5 inci maddelerini bir arada uygulamasında neden unsuru olarak gösterilen gerekçeler göz önünde bulundurulduğunda hukuka aykırılık görülmemiştir. Yani, Danıştay, bu konuyla ilgili; yani, ihalede serbest rekabetin oluşturulmadığına, firmaların çağırılmadığına dair iddianamedeki iddiaya karşılık olarak böyle bir karar veriyor. Ama, bu sayın bilirkişilerimiz, hem bu Bakanlar Kurulu kararını hem de Danıştayda açılan bu davaları ve yine bu açılan davalar sonucunda verilen bu kararı saklıyorlar, gizliyorlar, savcıya göstermiyorlar; sayın savcıyı yanıltıyorlar. Bu karar ne olmuştur; bu karar temyizden geçmiştir, tasdik olmuştur, kesinleşmiştir.

Bir diğer husus da: Sayın Ilıcak burada dile getirdiler; efendim, işte devir esnasında veyahut işte, pahalı sözleşme imzalanmış, şirket kayrılmış; birtakım iddialar... Bakın, çok basit bir şey bu. Tabiî ki onu söyleyeceğim. Bunu ben söylemiyorum; Danıştaydan geçerek, kesinleşmiş, imtiyaz sözleşmesinin (E) maddesindeki, revize fizibilite hazırlanışı ile baz tarifenin revizyonu hükmüne dayanarak söylüyorum. Yani, siz Danıştaydan geçen böyle bir hükmü yok kabul edeceksiniz... Bu hüküm ne getiriyor biliyor musunuz; bu hüküm şunu getiriyor: Diyor ki: "Eğer devir işlemi yapılana kadar santralda bazı iyileştirmeler yapılmış olabilir veya santralda daha büyük masraflar açılmış olabilir. Devir esnasında fizibilitede gerekli revizyonlar yapılacak, bu revizyonlar konusunda ortaya çıkan farklılık varsa baz tarife revizyonuna yansıtılacak." Burada devletin zararının doğması için en ufak bir açık kapı yoktur; ama, yapılmaya çalışılan işte burada zarar doğacakmış izlenimini vererek, maalesef ve maalesef, ille de bakana bir şey bulaştırma çabası içinde olan iddianamenin düzenlenmesidir.

Bir diğer husus da -tabiî, burada söyleyecek çok şeyimiz var da, zamanınızı fazla alıyorum- talimat verdiğim konusu. Şimdi, bakın, Çeşme Alaçatı Rüzgâr Santralı... Biraz önce okudum, 3096 sayılı Kanuna göre, kimsenin ihale yapma zorunluluğu yok. Bu yasaya göre, bir fizibilite veriliyor, kabul ediyorsunuz, bir olur veriyorsunuz; o olurda da, diğer firmalara buraya fizibilite verme imkânı tanıyorsunuz. Çeşme Alaçatı Rüzgâr Çiftliği sonucunu okuyorum: "Ekli değerlendirme raporu doğrultusunda, ERG Firmasından 21 Mart 1997 tarihine kadar fizibilite raporu istenmesi ve 85/9799 nolu yönetmeliğin 5/c maddesine istinaden fizibilite raporu teslim süresi içinde, aynı lokasyon için başvuracak diğer firmalardan da fizibilite raporu istenmesi hususunu takdir ve tensiplerinize arz ederim. Mehmet Koyuncu, Genel Müdür. 17.12.1996" Recai Kutan, Bakan; yani, Çeşme Alaçatı Santralıyla ilgili verilen fizibilitenin onayı da, kabulü de Sayın Kutan'ın döneminde olmuş. Yanlış yapmış falan demiyorum, yanlış anlamayın; ama, bu yok kabul ediliyor, dönülüyor, deniliyor ki: "İşte, Ersümer'in talimatıyla bu iş yapıldı."

Şimdi, ben size bir şey göstereceğim: "El yazısı notu... Ersümer adı savcı iddianamesinde. El yazısı notu yaktı. Şok belge." Şimdi, yine, yazının içeriğinden bir paragraf okuyacağım: "Beyaz Enerji dosyasına bakan Ankara DGM Savcısı Talat Şalk, Enerji Bakanı Cumhur Ersümer'in İzmir Alaçatı Rüzgâr Enerjisi Santralı ihalesinde usulsüzlük yaptığını iddia etti. Delil olarak da, Ersümer'in el yazısıyla yazdığı talimatı gösterdi." Nerede bu talimat; böyle bir talimat yok, külliyen yalan. Benim, ne sözlü ne yazılı hiçbir talimatım yok. İddianameyi didik didik ettik, ne iddianamenin ekinde ne lafzında böyle bir talimat yok; ama, maalesef, işte, bizim bazı yargı mensuplarımız, haberden hükme gitmek gibi bir alışkanlık halinde olduklarından, buradaki haberi, beni suçlamak için gerekçe kabul ediyorlar.

Bir başka husus da şu tabiî: Yani, düşünün, velev ki, ben, bir talimat verdim -vermediğimi açıkça söylüyorum; velev ki, bir talimat verdim- benim verdiğim bu gayriyasal talimatı alan bürokrat ne yapacak; Devlet Memurları Yasası Madde 11, diyor ki: "Devlet memuru, amirinden aldığı emri, Anayasa, kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı, o emri verene bildirir. Amir emrinde ısrar eder ve bu emrini yazıyla yenilerse, memur bu emri yapmaya mecburdur."

Şimdi, bir savcı, benim böyle bir yazılı talimatım olmadığını bile bile, yani, engin tecrübesi olan bir hukukçu, bile bile, çok tecrübeli olduğuna inandığımız sayın bilirkişiler, bunu bile bile, beni, iddianamede, bürokratlarına kanunsuz talimat vermekle nasıl suçluyorlar; bunun değerlendirmesini, hukukçular da yapacak, yargı da yapacak, mutlaka, siz de yapacaksınız.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - İzin verirseniz, yapacağız!..

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Devamla) - Tabiî, bir de, burada, bir leasing olayı var. Şimdi, bu bilirkişilerin, Sayın Savcıdan gizledikleri başka bir şey daha var. Şimdi, geriye doğru on yıllık bütün dosyaları aldılar ya, diyorlar ki, işte, ilk defa leasing işlemi yapılmıştır yap-işlet-devret projelerinde. Yalan... Yine, açıkça söylüyorum; daha önce, Sütçüler Hidroelektrik Santralında, leasingle, yap-işlet-devret projenin gerçekleşmesine izin verilmiş. İşte, 4.2.1996; Bakan, Şinasi Altıner... Ha, ben, burada, şimdi, bunları niye söylüyorum biliyor musunuz; yani, yapılan işi savunmak zorundayım. Ben, eski bakanıyım; ama, bu dönemin bakanıyım. Burada, leasingle ilgili yapılan işte de bir yanlışlık yoktur. 3096 sayılı Yasada, leasing yapılamaz, leasinge dayalı teşvik alınamaz diye bir husus yok.

Şimdi, dönüp bakıyoruz; Sayın Kutan onaylamışlar; arkadan, müteakiben, Devlet Planlama Teşkilatının olumlu görüşü var; Hazineye gitmiş, Hazineden teşvik belgesi almış. İşte, 19.6.1998; 69853 sayılı, Turan Serdengeçti imzalı bir teşvik belgesine bağlanmış. Bir şey yapılmış; eğer, leasingle 3096 sayılı Kanun arasında bir farklılık varsa, bunu ortadan gidermek için, firmadan ek taahhütler alınmış; tarifenin değişmeyeceği hususunda taahhüt alınmış; gayrikabili rücu şartıyla taahhüt alınmış; Hazineden garanti istenmediğine dair de taahhüt verilmiş. Burada değerlendirmem de, kısacık, bu.

Şimdi, diğer bir husus, bildiğiniz gibi, Kırklareli Doğalgaz Santralı. Kırklareli Doğalgaz Santralıyla ilgili de, firma seçiminin nasıl yapıldığını size söylemek zorundayım. Yani, buradaki suçlamalar; işte, bu firmaları seçerken serbest rekabet ortamına dikkat edilmemiş, bu firmalar belirlenirken 366 ncı maddeye karşı davranılmış. Açıkça okuyorum: "Bu görüşler doğrultusunda, firmadan, dört ay içerisinde ve ayrıca 4 Eylül 1985 tarihli Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren -bu, şablon bir cümledir- 85/9799 sayılı Yönetmeliğin 5/a maddesine istinaden, süresi içerisinde müracaat eden diğer firmalardan da, yukarıdaki hususları sağlamaları kaydıyla, fizibilite raporu istenmesi hususunu bilgi ve tensiplerine arz ederim."

Tarih 4.6.1996; Bakan Sayın Hüsnü Doğan; Bakanlık oluru...

Şimdi, şunu ifade etmek istiyorum. Burada, bana bulaştırılmaya çalışılan üç tane proje var; üçünde de, teklifleri kabul eden, olurları veren ben değilim, Bakanlar Kurulu kararı, benim içinde bulunduğum hükümetin kararı değil, serbest rekabetin oluşmadığının aksini ispat eden Danıştay kararları var. Şimdi, burada -devam ediyoruz- müteakiben, 17.3.1999 tarihinde, aynı konuyla ilgili Bakanlar Kurulu kararı alınmış ve yine, bir iki hususu, burada açıklamadan geçemeyeceğim.

Şimdi, 3096 sayılı Kanun, yatırımların hızlandırılması, özel birtakım yatırımların yapılmasına dayalı bir yasa; bu yasada ihale mecburiyeti yok, 2886 sayılı Kanuna tabi değil. Peki, Kırklareli projesinde alınan fiyat 5,18 sent; emsallerine göre gayet ucuz bir bedel. Yine, Kırklareli projesi, bilirkişilerin iddiasının aksine, Devlet Planlama Teşkilatından onaylanmış, şu anda Hazinenin onayını bekliyor.

Bakın, şunu ifade etmeye çalışıyorum: Afşin-Elbistan santralındaki imtiyaz sözleşmesi imzalanmıştır, elektrik satış sözleşmesi Hazinededir. Yine, aynı şekilde, ESA imzalanmamıştır, devir yapılmamıştır; yani, burada, bilirkişilerin uyguladıkları taktik şu: Geçmişte olan birtakım olayları bugüne, benim dönemime taşımak, gelecekte de mutasavver, olacağını iddia ettikleri olaylardan da, bugün, beni sorumlu tutmak... Böyle bir şey olur mu?! Hemen insanın aklına şu geliyor, Sayın Gaydalı geçen gün anlattı: Rahmetli Şeyh Selahattin İnan Yassıada'da yargılanırken, dönemin Savcısı Egesel demiş ki: "Bu Takriri Sükûn Kanunu görüşülürken, Şeyh Selahattin İnan Almanya'daydı; ama, eğer burada olsaydı, bu kanuna kabul oyu verirdi, onun da cezalandırılması gerekirdi." Sayın İnan söz almış, demiş ki: "Sayın Savcı şeyhliği bana bırakıyor; ama, kerameti kendine alıyor." İşte, buradaki olay da aynı buna benzer bir olay; yani, bu bilirkişiler, kendilerinde bu kerameti bulup, bu işlere tevessül ediyorlar. Tabiî, çok başka şeyler de söyleyeceğim size.

Şimdi, buradaki suçlama tek firma, tek fiyat suçlamasıdır. Bakın, sözleşmenin imza tarihi 28.5.1993, Sayın Ersin Faralyalı, Marmara Ereğlisi Doğalgaz santralı, dev gibi bir santral, fiyat 10,6 sent; sözleşmenin imza tarihi 28.6.1993, Marmara Ereğlisi bir başka doğalgaz santralı, 10,655; Ersin Faralyalı. Yine devam ediyorum; sözleşme imza tarihi 12.5.1993, yine, Sayın Ersin Faralyalı, 9,6 sent. Yine devam ediyorum; Ova Elektrik AŞ, sözleşme tarihi 31.5.1996, Sayın Bakan Veysel Atasoy. Yine devam ediyorum; Birecik Barajı, fiyatı 4,81...

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Sonuç ne, sonuç?..

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Devamla) - Sonuç şu: Şimdi, eğer, bu bilirkişiler, geriye doğru on yılı incelemiş olsalardı, bu, 1993'te, 1996'da yapılan ve tek teklif, tek fiyat olarak yapılan sözleşmeleri görmeleri lazımdı. Yani, o gün yapılan iş suç değil, değerlendirme dışı bırakılıyor, Sayın Savcıdan saklanıyor; ama, benim, ne firma tespitinde ne tayininde ne belirlenmesinde yetkimin fiziken mümkün olmadığı konuda -ben, 1992 senesinde milletvekili bile değildim- bir suç bana atfedilmeye çalışılıyor; bu, bir zorlamadır. Bu -açıkça ifade ediyorum- siyasetçiye bir şeyler bulaştırma çabasıdır.

Bakın, bu soruşturma, bu minval üzerine gidiyor. Yani, jandarma halen görev yapıyor, gayriyasaldır ve yine, ucu açık bir soruşturma yürütülüyor, bir teftiş âdeta. Böyle bir usul var mı?! Yani, önce suç aranıyor, sonra o suçun delilleri aranıyor, sonra suçlu aranıyor. Her gün bir haber "bugün de şuraya gidiyoruz", "bugün de buraya gidiyoruz..." Yanlıştır bunlar. Hem bu soruşturmada 4422 sayılı Yasayı kullanamazsınız hem jandarmanın bu işi yürütmesi gayriyasaldır. Benim bir rahatsızlığım olduğundan dile getirmiyorum -biraz önce söyledim- eğer, yasal olmayan kolluk gücünün yasal olmayan imkânlarla elde ettiği delilleri kullanmaya kalkarsanız, bunlar, mahkeme duvarından çok net bir şekilde geri dönecektir.

Tabiî, bir husus da nükleer santralla ilgili. Yine, aynı savcı, nükleer santral konusunda, Anavatan Partisinin, işte, efendim, şu kadar para aldığına dair açıklamada bulunan bir sanığın beyanına dayalı bir ifadeyi iddianamesine almıştır. Peki, bu sanığın, ifadesine dayandığını iddia ettiği tanığın beyanı nedir; tanık diyor ki: "Ben böyle bir şey söylemedim." Ama, Sayın Savcı bunu yazmıyor iddianamede.

BAŞKAN - Sayın Bakan...

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Sayın Başkan, artık, bitirsin... Bir saat süre verin yani...

BAŞKAN - Sayın Bakan, efendim, toparlar mısınız lütfen.

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Devamla) - Peki; çok özür diliyorum. Yani, beş aydır her şeyin söylendiği, her şeyin iddia edildiği bir ortamda müsamahanızı istismar etmek istemiyorum.

Neticede, nükleer santralla ilgili de fikrimi açıkça ifade ettim. Türkiye, nükleer teknikle tanışmak zorundadır. Türkiye, elektrik problemini halledebilmek için nükleer santrala sahip olmak zorundadır. Ha, bu düzeyde, benim söylediklerim, iddianamede de o şekilde geçmiş... İki defa Bakanlar Kurulunda konuştum bu konuyla ilgili, bütün bakan arkadaşlarım şahittir. Yine, aynı şekilde, liderler zirvesinde görüşlerimi dile getirdim, sayın liderlerim şahittir. Benim söylediğim şey şudur: Eğer, bir ülke kendi kaynaklarından 5 milyar dolarlık bir yatırım yapacaksa, üç ayrı ülkeden üç ayrı teklif varsa, bu konudaki karar verme yöntemlerinin belirlenmesi gerekir. Bize de, Bakanlar Kurulunun böyle bir yetkisi olabileceği söylendi. Bizim de, bürokrattan sorduğumuz, öğrenmeye çalıştığımız budur.

Tabiî, burada söylenilen her şeye cevap verebildiğimi zannetmiyorum; ama, açıkça ifade ediyorum ki, burada, yönlendirilen düzmece bilirkişi raporlarıyla, bana bir cürüm atfedilme çabası içine girilmiştir.

Bu dava iki ayrı mahkemede görülecek; hem devlet güvenlik mahkemesinde hem de ağır ceza mahkemesinde görülecek. Bu benim dediğim hususlar duruşmaların bütün aşamalarında dile getirilecek, duruşmalarda bu konuların hepsi irdelenecek, değerlendirilecek. Tabiî, bugün, bu anlattıklarımı sizler de değerlendireceksiniz. Yargı bir karar verecek, bugün siz de bir karar vereceksiniz. Benim bu söylediklerim, dokunulmazlığın arkasına sığınarak söylenmiş sözler değildir. Benim bu söylediklerim bütün aşamalarda dile getirilecek, iddia edilecektir ve yargının da, sizlerin de vereceği karara sonuna kadar saygılıyım.

Beni dinlediğiniz için sizleri saygıyla selamlıyor, teşekkür ediyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ersümer.

Sayın Doğan, lütfen yeni bir sataşmaya sebep olmadan ve çok kısa olmak üzere buyurun.

VI. – AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4. – Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan’ın, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı A. Mesut Yılmaz'ın, konuşmasında, Genel Başkanına ve Gruplarına sataşması nedeniyle konuşması

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz, konuşmasında, Fazilet Partili arkadaşlarımızın birbuçuk yıldan beri istismar ettikleri bu meselenin açıklığa kavuşmasından rahatsız olduğu anlaşılıyor gibi bir ibare kullandı.

Fazilet Partisi, bir konuyu istismar etmiyor. Fazilet Partisinin yaptığı şey, kamuoyuna mal olmuş bir meselenin üzerine gidiyor; bu meselenin üzerine de meşru zeminde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin zemininde gidiyor, gidilmesi gereken yerde gidiyor; ne jandarmayla ilişkisi var ne savcılarla işbirliği var. Fazilet Partisi, yargının siyasallaştığını, birtakım etkisiz ve yetkisiz kurumların üzerine düşmeyen işlere kalkıştığını üç senedir söylüyor. Mesela, jandarmanın yanlış iş yaptığını, jandarmanın Ankara'nın göbeğinde okul denetlerken söylemek lazımdı... (FP sıralarından alkışlar)

Jandarmanın yanlış iş yaptığını, jandarma Kahramanmaraş'ın ortasında Kur'an kursu basarken söylemek lazımdı; yargının siyasallaştığını, yargıçlar brifing alırken söylemek lazımdı. (FP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Şimdi, bazı gerçekleri söyleyenlere "efendim, sen bana yağdanlık olmaya talip oldun" demek yetmez, 60 darbesini yargılayan, 80 ihtilaline karşı dimdik duran bir milletvekili 28 Şubatın Başbakanına yağdanlık yapmaz. Bunu bütün millet biliyor. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Doğan...

AVNİ DOĞAN (Devamla) - Tamam Sayın Başkanım, bitiriyorum.

Değerli arkadaşlar, biz, kamuoyuna bir mesele mal oldu, bunun tartışılmasını, bunun Mecliste tartışılmasını istiyoruz. Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının kapılarının jandarma tarafından kırılmasına elbet biz de karşıyız, bunun meşru olmadığını elbet biz de söylüyoruz; ama, bunun yanlış olduğunu biz sadece söyleyeceğiz, hükümet gereğini yapacak; gereğini yapamıyorsanız, gereğini yapacak gücünüz yoksa getirin Meclise, biz, size istediğiniz desteği verelim. Siyaset böyle kurtulur.

Hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Doğan.

Evet, Sayın Bakan, buyurun efendim.

Sayın Bakan, lütfen çok kısa olmak üzere, süreyi de dikkate alırsanız.

ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iki konuda açıklama yapma gereğini duydum. Bunlardan birincisi, basına abartmalı bir şekilde yansımış olan bir konudur. Bilindiği gibi, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa göre, bilirkişiler, hâkimlerin reddine ilişkin nedenlerle reddedilebilir. Bunlardan biri de, hâkimin tarafsız sayılamayacağı durumlarla ilgilidir. Ben, Beyaz Enerji soruşturmasını yürüten Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı Sayın Şalk'a, bilirkişilerden birinin daha önce soruşturma kapsamındaki konularda görüş açıkladığı, bu nedenle tarafsız sayılamayacağı konusunda duyumlar aldığımızı ilettim; o konuda dikkatini çektim. Bunun üzerine, Sayın Savcı, o bilirkişiyi değiştirmek istedi; ancak, diğer bilirkişiler "biz, birlikte çalıştık, görevimizi birlikte sürdürmek istiyoruz" şeklinde düşüncelerini kendisine ifade ettiler. (ANAP sıralarından "Aaa" sesleri, gürültüler)

Bu arada, bizim her zaman cezaevleri dolayısıyla ilişki içerisinde olduğumuz Jandarma Genel Komutanlığı Harekât Dairesi Başkanı, bana yaptığı bir ziyaret sırasında, aynı düşünceyi ifade etti. Ben, kendisine, neden Sayın Cumhuriyet Savcısının dikkatini çekmek zorunda kaldığımı ifade ettim; bunun dışında bir görüşme söz konusu değildir.

Sayın Aykurt da, Bakanlığın Sayın Şalk hakkında yaptığı işlem hakkında bazı sözler söyledi. Benim talimatımla, Sayın Şalk'ın, beyaz enerji soruşturmasının devamı sırasında ve sonrasındaki bazı beyanları dolayısıyla, kendisi hakkında bir inceleme başlatılmıştır. Bu, gerektiğinde soruşturmaya dönüşebilecektir; ancak, görevlendirdiğimiz adalet başmüfettişi ve adalet müfettişinin vereceği rapor üzerine disiplin cezası verilip verilmemesi konusundaki karar yetkisi, Anayasamız ve Hâkimler ve Savcılar Kanunu gereğince, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna aittir. O nedenle, şimdiden, bir ceza verilip verilmeyeceği veya verilecekse, bunun türü hakkında bir açıklama yapılması doğru değildir.

Yüce Meclisin bilgilerine saygıyla sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim.

V. – GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI

VE MECLİS ARAŞTIRMASI (Devam)

A) ÖNGÖRÜŞMELER (Devam)

1. – Konya Milletvekili T. Rıza Güneri ve 55 arkadaşının, enerji ihalelerinde yolsuzluk, usulsüzlük ve suiistimallere yol açtığı ve gerekli tedbirleri almayarak görevini kötüye kullandığı ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 228, 240 ve 366 ncı maddelerine uyduğu iddiasıyla Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/3) (Devam)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Meclis soruşturması önergesi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer hakkında Meclis soruşturması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım.

Ancak, soruşturma önergesinin oylamasına geçmeden önce, oylamanın açık oylama şeklinde yapılmasını isteyen bir önerge vardır. Bu önergede imzası bulunan sayın milletvekillerinin salonda bulunup bulunmadıklarını arayacağım, daha sonra da gereğini yapacağım.

Sayın Doğan?.. Burada.

Sayın Arınç?.. Burada.

Sayın Geçer?.. Burada.

Sayın Öztek?.. Burada.

Sayın Çelik?.. Burada.

Sayın Ünal?.. Burada.

Sayın Fatsa?.. Burada.

Sayın Özgün?.. Burada.

Sayın Yıldız?.. Burada.

Sayın Sünnetçioğlu?.. Burada.

Sayın Çelik?.. Burada.

Sayın Emre?.. Burada.

Sayın Arvas?.. Burada.

Sayın Aydın?.. Burada.

Sayın Özyol?.. Burada.

Sayın Karakaya?.. Burada.

Sayın Batuk?.. Burada.

Sayın Uzunkaya?.. Burada.

Sayın Malkoç?.. Burada.

Sayın Aydın?.. Burada.

Sayın Candan?.. Burada.

Sayın Günbey?.. Burada.

Sayın milletvekilleri, açık oylamanın elektronik cihazla yapılması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama işlemini başlatıyorum ve 3 dakika süre veriyorum.

Vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar pusula gönderebilirler efendim.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, (9/3) esas numaralı Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer hakkında, Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergenin açık oylaması sonucunda, 430 sayın milletvekili oylamaya katılmış; 167 kabul, 259 ret, 2 çekimser, 2 mükerrer oy kullanılmıştır. Böylece, soruşturma açılması kabul edilmemiştir. (ANAP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, birleşime 10 dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati : 19.53


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.00

BAŞKAN: Başkanvekili Nejat ARSEVEN

KÂTİP ÜYELER: Sebahattin KARAKELLE (Erzincan), Cahit Savaş YAZICI (İstanbul)

BAŞKAN -106 ncı Birleşimin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, sözlü sorular ile diğer denetim konularını görüşmüyor, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

Önce, yarım kalan işlerden başlayacağız.

VII. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1. – İzmir Milletvekili Rıfat Serdaroğlu'nun; İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın; Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın; Ankara Milletvekili Yıldırım Akbulut'un; Şırnak Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım'ın; Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Konya Milletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili Nejat Arseven'in; İstanbul Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının;  Zonguldak Milletvekili Hasan Gemici'nin ve İzmir Milletvekili Işılay Saygın'ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449) (S.Sayısı : 527)

BAŞKAN - 10.01.2001 tarihli 42 nci Birleşimde, İçtüzüğün 88 inci maddesine göre komisyona geri verilen Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Tekliflerinin görüşülmeyen maddeleriyle ilgili komisyon raporu Başkanlığa verilmediğinden, teklifin görüşmelerini erteliyoruz.

Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2. – Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/851) (S. Sayısı : 669)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.

Hükümet?.. Yok.

Komisyon bulunmadığına göre, bu tasarıyı bugün görüşmek mümkün görünmüyor.

Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 23 Mayıs 2001 Çarşamba günü saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

 

Kapanma Saati : 20.05