DÖNEM : 21 CİLT : 64 YASAMA
YILI : 3
T. B. M. M.
TUTANAK
DERGİSİ
105 inci
Birleşim
17 . 5 . 2001 Perşembe
İ Ç İ N D E K İ L E R I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. – GELEN KÂĞITLAR
III. – YOKLAMALAR
IV. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. – Ankara Milletvekili Oya Akgönenç Muğisuddin’in, Avrupa Birliğine
üyelik sürecinde Türkiye’yle ilgili gelişmelere ilişkin gündemdışı konuşması ve
Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in cevabı
2. – İstanbul Milletvekili İ. Sühan Özkan’ın, Çıkar Amaçlı Suç
Örgütleriyle Mücadele Kanununun uygulanmasında karşılaşılan sorunlara ilişkin
gündemdışı konuşması ve Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün cevabı
3. – Samsun Milletvekili Yekta Açıkgöz’ün, Ulu Önder Atatürk’ün 19 Mayıs
1919’da Ulusal Kurtuluş Savaşını başlatmak üzere Anadolu’ya adım atışının 82
nci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Metin
Bostancıoğlu’nun cevabı
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. – Bursa Milletvekili Teoman Özalp’in (6/1342) esas numaralı sözlü
sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/370)
C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS
SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1. – Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu ve 20 arkadaşının, bor madenleri
konusunda bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/198)
V. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. – İzmir Milletvekili Rıfat Serdaroğlu’nun; İstanbul Milletvekili
Bülent Akarcalı’nın; Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya’nın; Ankara Milletvekili
Yıldırım Akbulut’un; Şırnak Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım’ın; Gaziantep
Milletvekili Ali Ilıksoy, Konya Milletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili
Nejat Arseven’in; İstanbul Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının; Zonguldak
Milletvekili Hasan Gemici’nin ve İzmir Milletvekili Işılay Saygın’ın; Türkiye
Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri
ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325,
2/442, 2/449) (S. Sayısı :527)
2. – Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Yurt Dışı Teşkilâtı Hakkında 189
Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/53) (S. Sayısı
: 433)
3. – Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Nakdî Tazminat ve
Aylık Bağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin 624 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararname ile Fazilet Partisi Grup Başkanvekili Kahramanmaraş
Milletvekili Avni Doğan ve 7 Arkadaşının; Anavatan Partisi Grup Başkanvekilleri
Bartın Milletvekili Zeki Çakan, Denizli Milletvekili Beyhan Aslan, Eskişehir
Milletvekili İ. Yaşar Dedelek ile Antalya Milletvekili Cengiz Aydoğan’ın Aynı
Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve İçişleri, Millî Savunma ve Plan ve Bütçe
Komisyonları Raporları (1/757, 2/603, 2/605) (S. Sayısı :592)
4. – Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilâtının Kurulması ile Bazı Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 618 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararname; Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilâtının Kuruluş ve Görevleri
Hakkında Kanun Tasarısı; Kayseri Milletvekili Hasan Basri Üstünbaş ve Üç
Arkadaşının SosyalGüvenlik Kurumu Teşkilâtının Kurulması ile Bazı Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve
Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları
(1/755, 1/689, 2/699) (S. Sayısı :666)
5. – Türkiye İş Kurumunun Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 617 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararname; Türkiye İş Kurumu Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal
İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/754, 1/692) (S. Sayısı :675)
6. – Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar
Kurumu Kanunu, Tarımda Kendi Adına ve Hesabına çalışanlar Sosyal Sigortalar
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması
Hakkında 619 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Aynı Mahiyetteki Kanun
Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları
Raporları (1/756, 1/691) (S. Sayısı :676)
7. – Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı ve İçişleri ve Çevre Komisyonları
Raporları (1/393) (S. Sayısı :89)
8. – Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanunu
Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/851) (S. Sayısı :669)
VI. – SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1. – Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, personel atamalarına ilişkin
sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın cevabı (7/3995)
2. – Afyon Milletvekili İsmet Attila’nın, Maliye Bakanlığının ek bina
inşaatına ve diğer hizmet binalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye
Bakanı Sümer Oral’ın cevabı (7/4022)
3. – Gaziantep Milletvekili Nurettin Aktaş’ın, Ziraat Bankasının nakit
açığına ve borçlarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Kemal Derviş’in cevabı
(7/4024)
4. – Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, GAP, Manavgat Irmağı ve
Mudurnu Tavukçuluğu satın almak isteyen yabancı firmalara ilişkin Başbakandan
sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı (7/4067)
5. – Konya Milletvekili Remzi Çetin’in, Devlet Bakanı Kemal Derviş’in
ABD vatandaşı olup olmadığına ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı
Sadettin Tantan’ın cevabı (7/4106)
6. – Konya Milletvekili Remzi Çetin’in, kriz öncesi Merkez Bankasından
döviz alan özel ve tüzel kişilere ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı
Kemal Derviş’in cevabı (7/4107)
7. – Aksaray Milletvekili Ramazan Toprak’ın, IMF ile yapılan anlaşmalara
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Kemal Derviş’in cevabı (7/4108)
8. – Muğla Milletvekili Nazif Topaloğlu’nun çiftçi borçlarının
dağılımına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Kemal Derviş’in cevabı (7/4113)
9. – İstanbul Milletvekili Ayşe Nazlı Ilıcak’ın, kamu bankalarının görev
zararlarına ve Merkez Bankasından döviz alan bankalara ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı Kemal Derviş’in cevabı (7/4124)
10. – Afyon Milletvekili İsmet Attila’nın, gübre sıkıntısına ve ithaline
ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı
(7/4126)
11. – Manisa Milletvekili Rıza
Akçalı’nın, Merkez Bankasının 19-21 Şubat tarihlerindeki döviz satışlarına
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Kemal Derviş’in cevabı (7/4138)
12. – Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, bakanlıkta çalışan danışman ve
başdanışmanlara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Yüksel Yalova’nın cevabı
(7/4161)
13. – Adıyaman Milletvekili Mehmet Özyol’un, bakanlığın Adıyaman
İlindeki çalışmalarına ilişkin sorusu ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu’nun yazılı
cevabı (7/4148)
14. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Turizm Hizmet Bölge ve Meslek
Birlikleriyle ilgili bir kanun tasarısı hazırlanıp hazırlanmadığına ilişkin
sorusu ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu’nun cevabı (7/4222)
I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak dört oturum yaptı.
Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız, çiftçi kredi borçlarının
faizlerine,
Şanlıurfa Milletvekili Mustafa Niyazi Yanmaz,
Manisa Milletvekili Cihan Yazar,
14 Mayıs Dünya Eczacılar Gününe,
İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.
Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi Ukrayna
Delegasyonundan 5 kişilik bir heyetin Türkiye’ye davetine ilişkin Başkanlık
tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
TBMM Başkanının, Rusya Federasyonu Federal Meclisi Devlet Duması Başkanının
davetine, beraberinde 5 milletvekilinden oluşan bir Parlamento heyetiyle,
TBMMDışişleri Komisyonu Başkanının, Çek Cumhuriyeti Parlamentosu Millet
Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanının davetine, beraberinde Dışişleri
Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetle,
İcabetlerine ilişkin Başkanlık tezkereleri ile,
Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer hakkındaki
(9/3) esas numaralı Meclis soruşturması önergesinin, gündemin “Özel Gündemde
Yer Alacak İşler” kısmında yer almasına ve soruşturma açılıp açılmaması
hususundaki görüşmelerin, 22.5.2001 Salı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin
Danışma Kurulu önerisi,
Kabul edildi.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler” kısmında bulunan :
TBMMİçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve
Anayasa Komisyonu Raporunun (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325,
2/442, 2/ 449) (S. Sayısı :527) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere
ilişkin Komisyon raporu henüz hazırlanmadığından;
Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Yurt Dışı Teşkilâtı Hakkında 189 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararnameye İlişkin (1/53) (S. Sayısı :433),
Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Nakdî Tazminat ve Aylık
Bağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin 624 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye İlişkin (1/757, 2/603, 2/605) (S. Sayısı :592),
Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilâtının Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 618 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararname; Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilâtının Kuruluş ve Görevleri Hakkında
(1/755, 1/689, 2/699) (S. Sayısı :666)
Türkiye İş Kurumunun Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 617 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile Türkiye İş Kurumu (1/754, 1/692) (S. Sayısı : 675),
Hayvanları Koruma (1/393) (S. Sayısı :89),
Kanun Tasarılarının görüşmeleri, ilgili komisyon yetkilileri Genel
Kurulda hazır bulunmadıklarından;
Ertelendi;
İnfaz Hâkimliği Kanunu Tasarısının (1/849) (S. Sayısı : 667), yapılan
görüşmelerden sonra, kabul edildiği ve kanunlaştığı açıklandı.
Muş Milletvekili Erkan Kemaloğlu, Aksaray Milletvekili Ramazan
Toprak’ın, konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle bir açıklamada bulundu.
17 Mayıs 2001 Perşembe günü, alınan karar gereğince
saat 14.00’te toplanmak üzere, birleşime 19.47’de son verildi.
Mehmet Vecdi
Gönül
Başkanvekili
|
|
Mehmet Ay |
Şadan Şimşek |
|
|
Gaziantep |
Edirne |
|
|
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
Melda Bayer
Ankara
Kâtip Üye
II. – GELEN KÂĞITLAR No. :144
17.5.2001
PERŞEMBE
Sözlü Soru
Önergeleri
1. – Ankara Milletvekili Melda Bayer’in, Ankara
Büyükşehir Belediye Başkanlığınca kullanılan şehir amblemine ilişkin İçişleri
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1500) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.5.2001)
2. – İzmir Milletvekili Mehmet Özcan’ın, İzmir Atatürk
Eğitim Hastanesi ile ilgili basında çıkan habere ilişkin Sağlık Bakanından
sözlü soru önergesi (6/1501) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.5.2001)
3. – Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, define
aramalarına ilişkin Kültür Bakanından sözlü soru önergesi (6/1502) (Başkanlığa
geliş tarihi : 16.5.2001)
Yazılı Soru
Önergeleri
1. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, Hatay’da
meydana gelen sel felaketinden doğan zararlara ve alınacak önlemlere ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4297) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.5.2001)
2. –Kocaeli Milletvekili Osman Pepe’nin, işkencenin
önlenmesine yönelik çalışmalara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/4298) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.5.2001)
3. – Erzurum Milletvekili Aslan Polat’ın, Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen bankaların borçlarıyla ilgili düzenlemeye
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4299) (Başkanlığa geliş tarihi :
16.5.2001)
Meclis
Araştırması Önergesi
1. – Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu ve 20
arkadaşının, bor madenleri konusunda Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105
inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması Açılmasına ilişkin önergesi
(10/198) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.5.2001)
BİRİNCİ
OTURUM
Açılma Saati
: 14.00
17 Mayıs 2001
Perşembe
BAŞKAN :
Başkanvekili Mehmet Vecdi GÖNÜL
KÂTİP ÜYELER
: Melda BAYER (Ankara), Mehmet AY (Gaziantep)
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105 inci
Birleşimini açıyorum ve hepinize en iyi dileklerimi ve saygılarımı sunuyorum.
III. –
YOKLAMA
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, elektronik cihazla
yoklama yapacağız.
Yoklama için 5 dakika süre veriyorum ve yoklama
işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısına
ulaşılamamıştır; birleşime, 14.30'a kadar ara veriyorum.
Kapanma Saati
: 14.07
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati:
14.30
BAŞKAN :
Başkanvekili Mehmet Vecdi GÖNÜL
KÂTİP ÜYELER
: Melda BAYER (Ankara), Mehmet AY (Gaziantep)
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105 inci
Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
III. –
YOKLAMA
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, hatırlanacağı üzere,
Birinci Oturumda, elektronik cihazla yaptığımız toplantı yetersayısı varlığını
araştıran yoklamada, Tüzüğümüzün aradığı sayıya ulaşılamamıştı.
Şimdi, yoklamayı tekrar edeceğiz.
Yoklama için 5 dakika süre veriyorum.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı
vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden evvel, üç sayın milletvekiline
gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz, Avrupa Birliği süreci içinde
Türkiye'yle ilgili önemli gelişmeler hakkında söz isteyen Ankara Milletvekili
Sayın Oya Akgönenç'e aittir.
Buyurun Sayın Akgönenç. (FP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır.
IV. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. – Ankara Milletvekili Oya Akgönenç
Muğisuddin’in, Avrupa Birliğine üyelik sürecinde Türkiye’yle ilgili gelişmelere
ilişkin gündemdışı konuşması ve Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in cevabı
OYA AKGÖNENÇ MUĞİSUDDİN (Ankara) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; bugün, burada, sizlerle bazı gözlemlerimi paylaşmak üzere bulunuyorum;
hepinizi, şahsım ve Partim adına saygıyla selamlarım.
Sözlerime başlamadan, milletimize, şehitlerimize ve
Silahlı Kuvvetlere başsağlığı dilerim.
Bunları söyledikten sonra, ilk sözüm pek de iç açıcı
olmayacaktır. Türkiye'yi zor günler beklemektedir. Burada, herhangi bir kimse
veya grupta hata bulmak üzere değil, ama, oldukça tehlikeli gördüğüm bazı
gelişmelere dikkatinizi çekmek, bazı soruları dile getirmek ve belki de bazı
tedbirlerin alınması konusunda Meclisin harekete geçmesini talep etmek üzere
bulunuyorum. Konularımı 5 kategori içinde toplamaya çalışacağım.
1. Avrupa devletlerinde, Türkiye'ye karşı oluşan
kanaat: Türkiye'deki olaylar son derece yakından takip edilmektedir. Medyada
çıkan tüm haberler incelenmekte, hatta hatta medyanın bastırdığı konular bile
dikkatle incelenerek, ayrı bir yorum yapılmaktadır. Türkiye'deki yolsuzluklar,
banka hortumlamaları, Enerji Bakanlığı olayları dikkatle izlenmekte ve
Türkiye'nin tam bir darboğazda olduğu kanaati gittikçe kuvvetlenmektedir,
açıkça dile getirilmektedir. Bakın, burası çok enteresandır; Türklerin, devlet
ve milletten çok, kendilerini düşündükleri ve böylece bu ekonomik krize,
aslında, temelli bir çözüm getirmeyi pek çok kişinin de pek istemediği gibi bir
intiba, dışarıda kabul görmeye başlamıştır. Bu dönemin çok sıkıntılı bir dönem
olduğu, âdeta Türkiye'nin dizleri üstüne çöktüğü ve Türklerden ne taviz
alınırsa şimdi alınacağı kanaati sık sık dile getirilmektedir.
2. Türkiye ilişkilerinde menfaat ve tehdidin yeri:
Açıkça dillendirilen bazı hususlar, oldukça haysiyet kırıcı ve düşündürücüdür.
Mesela, geçen hafta Perşembe günü, İngiltere'de Oxford Üniversitesinde yapılan
"AB Süreci İçinde Türkiye ve İnsan Hakları Sorunları" adlı bir
panelde davetliydim, aynı zamanda yöneticiydim. Orada, Türkiye'nin, bir çıkarı
olmadan hiçbir reformu içeride gerçekleştirmediği; ancak, bir menfaat için veya
ciddî bir tehdit altında bunu yaptığını London Schooll Of Economics
profesörlerinden birisi dile getirmiş ve sonra da tarihler vererek -şimdi aynen
kote ediyorum- "işte, Çiller döneminde şu oldu, Yılmaz döneminde bu oldu,
şimdi Avrupa Birliği namzetliği konusu var ortada¸o halde, bunlar bu
menfaatları elde etmek için göstermelik çalışmalar yapıyorlar, kalıcı olaylar
yok" demiştir.
YÜCEL ERDENER (İstanbul) - Siz cevap verdiniz mi?
OYA AKGÖNENÇ MUĞİSUDDİN (Devamla) - Kısacası, Türklerin
kendi iradeleriyle hak ve hukuklarını düzeltemeyecekleri dile getirilmeye
başlanmıştır. Ben, bunu, çok onur kırıcı ve aynı zamanda çok tehlikeli bir
gelişim olarak görüyorum. Tabiî, arkadaşım sorusunda haklı; ben, orada gerekli
cevapları verdim.
Şimdi, biz, bütün basına, bu Oxford konferansını
bildirdiğimiz halde, basın bundan katiyen bahsetmemiştir ve buna karşı, bunun
kâfi derece magazin olmadığı dile getirilmiştir. Bunun kararını size
bırakıyorum.
Sayın Başkanım, hemen şunu söylemeliyim ki, 3 üncü
noktadayım, konuşmam 5 noktadan ibaret; takdiri sizlere bırakıyorum.
3. Kıbrıs olaylarının insan haklarına bağlanması: Bu
gelişmelerle ilintili olarak, son derece tehlikeli diğer bir gelişme de
mevcuttur. Kıbrıs konusunu, uluslararası anlaşmalarla kolay kolay
bozamayacaklarını anlayan Rumlar ve Yunanlılar, İnsan Hakları Mahkemesine
giderek, 1974 operasyonunu, bir insan hakları ihlali olarak iddia etmiş ve bunu
da kazanmışlardır.
Arkadaşlar, Mahkemenin 11 kişiden oluşan hâkimlerinden
10 tanesi "Türkiye haksızdır" demiştir. Bilindiği gibi, Kıbrıs'ta,
1960'tan bu yana Türklere karşı sistemli bir katliam yapılmaktayken, 1974'te
durum bir soykırımına dönmüştür. Halbuki, çeyrek asır sonra, katliamı yapanlar
değil de, bu katliamı durduranlar ve oradaki Türkleri kurtaranlar suçlu ilan
edilmiştir. Bu, tahminlerin üzerinde vahim bir durumdur.
4. Sözde Ermeni soykırım iddialarının sonuçları: Ermeni
diasporasının iddiaları ciddî boyutlara ulaşmıştır. Tek tek Avrupa
devletlerini, tek tek Amerika eyaletlerini ikna ederek aynı kararı
aldırtmışlardır; yani, olayı ispatlamamışlar, sadece ikna yoluyla karar
aldırtmışlardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen, tamamlayınız efendim.
OYA AKGÖNENÇ MUĞİSUDDİN (Devamla) - Biz, hâlâ
konuşmaktayız. Şu anda şunu soruyorum: Ne Ermenilere karşı ne bu kararı alan
devletlere karşı herhangi bir reaksiyonumuz var mı? Suskunluğumuz, Avrupa'da
hiç kimseye, haklılığımız ve büyüklüğümüz intibaını vermemektedir; tam aksine,
bizim, suçlu olduğumuz için ve hiçbir şey söyleyecek yüzümüz olmadığı için bir
şey yapmadığımız intibaı uyanmaktadır. Son günlerde, Orly Havameydanındaki
katliamı gerçekleştiren Ermeni, serbest bırakılmıştır. Olaylar, bundan sonra
bizim üzerimize doğru gelecektir; Türkiye'den tazminat isteme ve ödettirmeye
kadar götürülecektir. Bu, çok tehlikeli bir gelişimdir ve diğer pek çok olayın
yolunu açmaktadır. Türkiye zaten malî ve ekonomik bir kıskaç içindeyken, Rumlar
ve Ermeniler, bir de hukuk kıskacına almaktadırlar.
Sonuncu madde; Avrupa Güvenlik Kimliği ve Türkiye
sorunu: En çetrefilli gelişimlerden birisi de son günlerde yaşanmaktadır. Sayın
Dışişleri Bakanı ve Sayın Savunma Bakanı...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OYA AKGÖNENÇ MUĞİSUDDİN (Devamla) - Rica etsem...
BAŞKAN - Evet, tamamlamanız için mikrofonu açıyorum;
ama, lütfen tamamlayınız.
OYA AKGÖNENÇ MUĞİSUDDİN (Devamla) - ...şu anda
Avrupa'da bunun mücadelesini vermektedirler. Konu şudur: Yapılanmakta olan
Avrupa, şimdi, güvenliğini sağlamak üzere bir ordu kurmaya çalışmaktadır. Bu
orduda, kendisini defaten Avrupa operasyonlarında ispatlamış olan Türkiye'ye
yer yoktur. Yer vardır; ama, ancak sonradan ve Avrupa istediği zaman; yani,
NATO'yu davet ederse; yani, kısacası, lejyoner asker olarak kullanılmak üzere.
Türkiye, buna karşı çıkmaktadır haklı olarak ve NATO içindeki veto hakkını
kullanacağını ifade etmektedir. Bu durum, Avrupa devletlerinin hiç hoşuna
gitmemektedir. Birkaç gün önce, Fransa ve Almanya "Türkiye'nin, bu tutumu
sürdürürse, AB namzetliği tehlikeye girebilir" diyecek kadar işi ileri
götürmüşlerdir. Sorulacak sorular şunlardır arkadaşlar: Avrupa Birliği, neden
Türkiye'yi istemiyor; kurulan ordu, hangi tehlikeye karşı ve hangi ülkelere
karşı hazırlanmaktadır; bu durum, ileride Türkiye'yi nasıl etkileyecektir;
ileride olabilecek bir enerji veya su krizinde ilişkisi olabilir mi?
Bu 5 noktada topladığım gelişmeler, son çalışmalarım
sırasında dikkatimi çekenlerdir. Bu durumda, Türkiye, aciz bir görünüm arz
etmeye başlamıştır. Bunun etkisi, derhal, en yakın komşularımızda görülmeye
başlanmıştır.
Bir olayı anlatmak istiyorum: Son Avrupa Konseyinde,
Azerbaycan ve Ermenistan'ın konseye alınışında Türkler her ikisine de yardım
etmişlerdir. Sonradan yapılan merasimde, Azerîlerin verdiği resepsiyonda,
Kıbrıs, yani Kuzey Kıbrıs davet edilmemiştir, bizim bütün ısrarlarımız ve
uyarılarımıza rağmen; yani, bazı Avrupa devletlerini memnun etmemek korkusuyla.
Bu gidişatları ben son derece tehlikeli buluyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu Yüce Meclisin gururlu üyeleri
olarak artık gerçekleri görüp, silkinip, toparlanmamızın zamanı gelmiştir
diyorum. Yoksa, bir gün yine birisi "yok mu kurtaracak bu bahtı kara
mâderini" diyerek şiir yazacaktır.
Bu düşüncelerle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP,
MHP ve DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Akgönenç.
Sayın Dışişleri Bakanımız cevap verecekler.
Buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakika efendim.
DIŞİŞLERİ BAKANI İSMAİL CEM (Kayseri) - Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarken, Sayın Akgönenç'in
getirdiği konular için de kendisine teşekkür etmekteyim. Aynı sıra içinde
değil, ama, her beş noktadaki düşüncemi sunacağım.
Sözde Ermeni iddiaları, Türkiye'ye karşı bir kışkırtma,
bir demagoji ve adaletsizlik ortamında karşımıza çıkmaktadır; maalesef
doğrudur. Buna karşı bir reaksiyon gösterilmediği, bir şey yapılmadığı ise,
doğru değildir. Buna karşı devletin bütün ilgili bakanlıkları, bütün ilgili
birimleri ve onların arasında Dışişleri Bakanlığı, her türlü çabayı
göstermektedir, her türlü çalışmayı yapmaktadır. Ancak, ben bir kez daha
söylemiştim, anlamak istemeyene siz ne kadar anlatırsanız anlatın, bir noktaya,
bir ölçüye kadar etkiniz olabilmektedir; çünkü, konu siyasîdir; konu, haklıyı
haksızı ayırt etmek, Türklerin söylediği doğru mu değil mi, arşivlerdeki
bilgiler tamam mı eksik mi konusu değildir; siyaseten Türkiye'ye karşı
kullanılan bir silahtır bu konu ve bu silaha karşı, Türkiye olarak, mümkün olan
her şey yapılmaktadır. Tabiî, şunu da söylemekteyiz: Kimse ham hayale
kapılmasın; bu tarz saçmalıklardan, zırvalardan ötürü de Türkiye'nin ziyan
görmesi, Türkiye'nin bunlara taviz vermesi söz konusu değildir, olmamıştır,
olmayacaktır. (DSP sıralarından alkışlar)
Kıbrıs konusu, hepimizin çok iyi bildiği bir konudur.
Kıbrıs konusunda, ben, bütün konuşmalarımda ve bu arada yabancı muhataplarımla
olan bütün konuşmalarımda şunun altını çizmekteyim: Kıbrıs konusunda, her iki
milletin, her iki devletin kabul edeceği ortak bir çözümün bulunması için,
Türkiye olarak ve bizim Bakanlığımız, hatta şahsen ben, elimizden gelen her
türlü gayreti göstermekteyiz. Bizim istediğimiz, bizim talebimiz, her iki
tarafın kabul edeceği bir konfederasyon çözümüdür. Mantık düzeyinde buna itiraz
edilememektedir; çünkü, çok mantıklı bir tezdir bizimki. Buna karşılık, Rum
kesiminin inadı yüzünden mesafe alınmamıştır, alınamamaktadır; ama, bunun
mücadelesi devam etmektedir.
Peki, bu olmadı -bunu da kendilerine söylemekteyim- iki
tarafın da uzlaşacağı bir çözüm, Türkiye'nin bütün çabasına, gayretine rağmen,
oluşmadı ve hakikaten bunlar, o çok yanlış, hukukdışı çizgiyi devam ettirdiler;
Avrupa Birliği, Güney Kıbrıs Rum Yönetimini, sanki bütün Ada'nın temsilcisiymiş
gibi, kendisine üye olarak aldı; o zaman ne olur; o zaman benim tek tek bütün
muhataplarıma sözüm şöyle olmaktadır: Öyle bir yanlışın yapılmasına, Türkiye'de
bizim hükümetimizin seyirci kalmayacağı gibi, hiçbir Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti seyirci kalmaz, seyirci olmaz; öyle bir durumda, Türkiyemizin menfaatı
neyse, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin menfaatı neyse, biz, bunu yaparız.
"Peki, ne yaparsınız" diye sorduklarında, biz "yapacağımızın
ölçüsü yoktur" cevabını vermekteyiz ve bunu konuşurken -iyi oldu, vesile
oldu- inşallah, böyle bir tercih karşısında kalmayız; kalmamız halinde,
tercihimizin ne olacağı bugünden bellidir ve bu tercihimizin kolay bir tercih
olmadığı; birçok ülkeye, Kıbrıs'ın her iki milletine, Türkiye'ye çeşitli
zorluklar getireceği de açıktır; biz, bunu biliyoruz, bunu hesaba almaktayız;
ama, Türkiyemizin tutumu budur ve bizim yapacağımıza bir limit koymamaktayız
diye bunu da kendilerine söylemekteyiz. Yani, Türkiye, Kıbrıs konusunda ortak
bir çözümün, uzlaşıcı bir çözümün bulunması için her türlü gayreti
göstermektedir ve gösterecektir; ama, bu çözüm bulunmazsa "ne yapayım,
kaderim böyleymiş" diyecek bir Türkiye,
bugün yoktur, yarın olmayacaktır; Türkiye'nin ve Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyetinin menfaatı, her hal ve her şart altında, sonuna kadar
korunacaktır. (DSP, MHP, ANAP ve DYP sıralarından alkışlar)
Şimdi, Avrupa Birliğinde oluşan kanaat; Türkiye
Cumhuriyeti darboğazda, Türkler diz çökmüş durumda, taviz almanın zamanıdır...
Sayın milletvekiline teşekkür ediyorum.
Hakikaten, bu tarz yanlış düşünceleri akıllarından geçirenler, bizim,
hükümet olarak, bakan olarak muhataplarımızda yoksa bile, bazı çevrelerde
olabilir; bunu konuşmamızda fayda vardır.
Şunu, bir defa, herkes iyi bilsin -dışımıza dönük
konuşuyorum- dışımızdaki herkes çok iyi bilsin: Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye
Cumhuriyeti hükümeti, Türkiye Cumhuriyetinin Dışişleri Bakanlığı, hiçbir
şekilde, Türkiye'nin bazı ekonomik borçlanmalarına... Ben, buna, büyük bir
katkı, Türkiye'ye dönük büyük bir lütuf diye de bakmıyorum; nihayet, bir borç
almaktayız. Türkiye'ye borç vermiş olmalarından ötürü, bazıları, Türkiye'nin
dış siyasetinde, siyasetinde en küçük bir değişim bekleme hatasına
düşmemelidir; çünkü, bizim, Türkiyemizin siyaseti, ancak Meclisimizin
iradesiyle, ancak hükümetimizin kararıyla ve ancak milletimizin onayıyla
değişir; yoksa, bizde öyle bir değişiklik falan olmaz. (DSP sıralarından alkışlar)
Şunu da izninizle ekleyeyim -kimseye haksızlık yapmak
istemem- bugüne kadar, bu ekonomik yardım konusunda, katkı konusunda, borç
konusunda, adı geçen ülkeler, Amerika olsun, Almanya olsun, Avrupa Birliği
olsun, hiçbirinden, ima yoluyla dahi böyle bir şey gelmemiştir; yani, bizim
bakanlığımıza gelmemiştir, hükümetimize gelmemiştir. Dolayısıyla, ben bunu
söylerken, bize baskı yaptılar da, biz de büyük bir mertlikle göğsümüzü gerdik
ve onların baskısını püskürttük diye anlatmıyorum, böyle bir baskı da
gelmemiştir.
Çıkarı olmadan, tehdit altında ancak reform yapar,
kendi iradesiyle yapmaz... Bu da bazılarının aklından geçiyor olabilir -yine
teşekkür ediyorum; vesile oldu, konuşuyoruz- ama, bu da doğru değildir. Doğru
olmadığının o kadar çok örneği var ki; en azından, işte sizler buradasınız,
Meclisimiz... Bizim yakın tarihimizdeki en önemli siyasî reformları,
Türkiye'nin en önemli siyasî reformlarını, 1999 Nisan ayından sonra, mayıs,
haziran, temmuz, ağustos yahut eylül aylarında bu Meclis yaptı. Peki, kimin
baskısı vardı, kimin baskısı altında biz bunu yaptık; Avrupa Birliği mi vardı,
bir başkası mı vardı; hayır. Türkiyemiz için doğru olan neyse, Meclis olarak
bir araya geldik ve hepimizin katılımıyla, bütün partilerimizin katkılarıyla,
gerçekten çok önemli adımlar attık ve biz bunu bir başkası için yapmadık ve
bugün de bazı reformları düşünmekteysek; ki, inşallah gerçekleştireceğiz...
Çünkü, Türkiyemizin, demokratikleşme sürecinde, çok ayrı, farklı nedenlerle
-ona girmeyeyim, zamanımı iyi kullanmak açısından- birçok tarihsel nedenle,
geciktiği bazı noktalar mevcuttur bence, yani vardır; ama, biz bunları
tamamlamaktayız ve daha da tamamlayacağımız, yapacağımız işler vardır; fakat,
bunların hiçbirini, Avrupa Birliği düşündü, bize söyledi, Amerika uzaktan
işaret verdi diye yapmadık ve yapmayız. Bunları, zaten, bütün partilerimiz,
biz, yirmi yıldan, yirmibeş yıldan beri konuşmaktayız. Ben hatırlıyorum, bugün
gündemimizde olan konularda, birçok yazar gibi, benim de yazdığım, neredeyse
yüzlerce makalem mevcuttur. Biz bunları niye yaptık, Avrupa Birliğinin hoşuna
gitmek için mi yaptık; hayır... Biz bunları kendimiz yaptık, kendi halkımız
için yaptık, kendi çocuklarımız için yaptık ve biliyoruz ki, bugün, kendi
irademizle, kendi toplumumuzu daha ileri götürmek için bazı değişiklikleri
yapacağız ve bunu da mutlulukla görmekteyim, iktidarımız istedi, iktidar ortaklarından
falanca partimiz istedi diye, muhalefet istedi diye değil, bugüne kadar Meclise
gelen ve siyasî ilerleme, siyasî yenileşme anlamı taşıyan bütün tasarılar,
bütün teklifler elbirliğiyle gerçekleşti ve bu da bizim gururumuzdur. Hiçbir
zaman, biz, başkaları istedi diye yapmadık. Başkaları iyi şeyler de isteyebilir,
bunu dikkate alırız, elbette onların sözüne de kulak veririz; ama, biz ne
yapıyorsak, kendimiz için yapıyoruz.
Bir başka konu, Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği...
Olayı şöyle anlatabilirim: Avrupa Birliği, kendi başına bir askerî güç
oluşturuyor, Avrupa Birliği oluşturuyor bunu; yani, bunda Türkiye olarak biz
yokuz. Bizim olmadığımız gibi, Avrupa Birliğine aday başka ülkeler de yok.
Avrupa Birliğinin kendi üyeleri, bizim olmadığımız, Çek Cumhuriyetinin
olmadığı, Polonya'nın olmadığı, Amerika Birleşik Devletlerinin ve Kanada'nın
olmadığı bir askerî güç oluşturuyor ve bu askerî gücü oluştururken NATO'ya
dönüp diyor ki: "Ben, oluşturacağım bu askerî gücün, NATO'nun askerî
imkânına ve daha önemlisi -asıl tartışılan- NATO'nun planlama yeteneğine
sınırsız şekilde erişime sahip olmasını istiyorum." Yani, NATO'ya diyor
ki: "Ben, istediğim vakit, NATO'nun planlama imkânlarından
faydalanmalıyım." Talep bu. Bu konu ilk olarak ciddî şekilde gündeme
geldiğinde, 1998'de Washington'daki NATO zirvesinde Türkiye olarak büyük
mücadele verdik; yani, belki, şu son dört senedeki en zorlu müzakeremiz oydu.
Bütün bu NATO ülkeleri, o yeni katılanlar dahil, bir taraftaydı; ben
karşılarındaydım. Kıran kırana mücadele oldu, münakaşa oldu ve sonuçta bizim
istediğimiz şekilde Washington'da karar çıktı. Biz bu kararı da aldık; ama,
Avrupa Birliği, NATO'nun bu kararına rağmen, NATO imkânlarından sınırsız bir
şekilde faydalanma talebini gündemde tutuyor.
İşin NATO cephesine geçiyorum: Bugünkü tartışma, Avrupa
Birliği ile Türkiye, Avrupa Birliği ile NATO arasında değil, NATO'nun kendi
ortakları arasında bir tartışma, bir mücadele, bir münakaşa ve biz diyoruz ki;
NATO, eğer bu imkânı tanıyacaksa Avrupa Birliğine, o zaman, Türkiye gibi Avrupa
Birliği üyesi olmayan NATO üyelerinin hakkını korumak zorundadır. NATO, aslında
kendi hakkını koruyor, benim hakkımdan ziyade; ama, bunun bilincine varmalıdır
ve bizim hakkımızı korumak zorundadır. Biz, bazılarının söylediği gibi, veto
etmiyoruz, veto kullanmıyoruz; engel olmak, engel çıkarmak konumunda da değiliz
Türkiye olarak; ama, diyoruz ki Avrupa Birliğine; siz, kendi askerî birliğinizi
kuracaksınız. Bu, bir yerde sizin bileceğiniz iştir. Ben, orada üye değilim,
üye devlet değilim; ama, eğer, siz, bizim imkânımızı almak istiyorsanız, o
takdirde, makul bir çerçevede, Türkiye ve Türkiye konumundaki ülkelerin
ihtiyacını karşılamak durumundasınız; bizim katılmamızı birçok önemli noktada,
ama öncelikle bizi ilgilendiren konularda, coğrafyalarda sadece bizim
görüşümüzü almak değil, bizim katılımımızı güvence altında tutmak, almak
zorundasınız; aksi halde, biz, buna "evet" demeyiz ve nitekim
"evet" demedik. Kavga mı; hayır, müzakere ediyoruz, konuşuyoruz. Bu,
tabiî, askerî boyutu çok önemli olan, hatta önde olan bir konu. Millî Savunma
Bakanımızla, Bakanlığımızla, Genelkurmay Başkanlığımızla birlikte çalışıyoruz
ve biz, Türkiye'nin gerilemeyeceği çizgide durmaktayız. Müzakeredir bu, devam
ediyor. Umarız, makul bir noktaya gelir ve o makul noktada bu işi uzlaşmayla
noktalarız.
Şimdi, Türkiye, Avrupa, Avrupa Birliği -kısaca ona da
değineyim, birkaç dakikam kaldı- o kadar da fena gitmiyor. Ben, sözümü hep
ihtiyatlı kullanırım. Fena gitmiyoruz; yani, Avrupa Birliği ile ilişkilerde
belli bir gelişme var. Olayın daha güzel tarafı, bence, artık, top bizim
elimizde; yani, Türkiye olarak biz, Türkiye olarak Meclisimiz, Avrupa Birliğine
daha kısa sürede katılmayı düşünüyorsa, ona göre top bizim elimizde; yok, eğer
onu düşünmüyorsa, daha ileri, çok uzun vadeye bırakmayı düşünüyorsa, yine top
bizim elimizde.
Gelişme var dedim. En son, iki gün önce genişlemeden
sorumlu komisyon üyesiyle bir görüşmemiz oldu ve Türkiye'nin uzun zamandır
ısrar ettiği malî konulardan ikisi çözüme kavuştu. Her ikisi de çözüm
bulduğumuz çok önemli konular; ancak, şunu söyleyeyim: Bunlar çözülmüş olmasına
rağmen, malî konularda, bize göre, daha henüz yeterli değil, Avrupa Birliğinin
yaklaşımı yeterli değil. En son elde ettiğimiz ise önemlidir. Belki bu kürsüden
bahsetmiştim, 450 milyon Euro'luk -yaklaşık 450 milyon dolar diyebiliriz- Özel
Eylem Fonundan, biz, bir kredi istiyorduk, proje kredisi istiyorduk; bu
sağlandı, tamamlandı bunun işlemleri ve Türkiye, şimdi, Avrupa Birliğinden, bu
450 milyon dolarlık krediyi, proje bazında, alabilme konumuna geldi.
İkinci ve bence çok önemli olan, baştan beri benim çok
üstünde durduğum, aday ülkelere ayrılmış 8,5 milyar dolar çerçevesinde bir
kaynağı var Avrupa Yatırım Bankasının ve Türkiye, bu kaynak oluştuğunda henüz
aday olmadığından, bugüne kadar bundan faydalanamıyordu. Bu 8,5 milyar dolar,
aday ülkelere sayısal bölüştürmeyle dağıtılmıyor; kimin projesi varsa, bir ülke
gidip, oradan 2 milyar dolarlık da kredi alabiliyor ve Yatırım Bankasının
söylediği, bu kredinin koşulları... Dünyadaki en ucuz kredi bu, Avrupa Yatırım
Bankasının kredisi ve önceki gün tamamlandı işlemler. Türkiye'nin özel sektörü
veyahut devleti, 8,5 milyar dolarlık bir kaynağı, projesini götürüp, kredi alma
imkânını da buldu böylece; yani, fena gitmiyor. "Türkiye âciz
görüntü..."
Şimdi, her ülkenin, her milletin, zaman zaman, bazı
alanlarda başının sıkıştığı olmuştur ve Türkiye'nin, bugün, bir ekonomik
sıkışma içinde olduğu da açıktır; ama, bu, hiçbir zaman da, bir acz görüntüsü
değildir, âciz bir ülke görüntüsü değildir. Problemimiz vardır, buna karşılık,
Türkiye'nin fevkalade sağlam bir sanayi altyapısı mevcuttur; Türkiye'nin
fevkalade zengin insan birikimi, insanı mevcuttur ve Türkiye, elbette, bu
sıkıntıyı da aşacaktır. Biraz kısa zamanda olur, biraz daha uzun zamanda olur;
ama, elbette aşacaktır ve bunun da herkes farkındadır.
Sonuç olarak "hani yok mu kurtaracak" diye
bir şey söyledi Sayın Akgönenç; aslında, Türkiye olarak bizim kurtarıcı aramaya
ihtiyacımız yoktur. Türkiye'nin kurtarıcısı, Türkiye'nin insanıdır, Türkiye'nin
Büyük Millet Meclisidir, Türkiye'nin halkıdır. (Alkışlar)
Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Dışişleri Bakanımıza teşekkür ediyorum.
Gündemdışı ikinci söz, 4422 sayılı Yasanın uygulamaları
hakkında söz isteyen, İstanbul Milletvekili Sayın Sühan Özkan'a aittir.
Buyurun Sayın Özkan.
Süreniz 5 dakika.
2. – İstanbul Milletvekili İ. Sühan
Özkan’ın, Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununun uygulanmasında
karşılaşılan sorunlara ilişkin gündemdışı konuşması ve Adalet Bakanı Hikmet
Sami Türk’ün cevabı
İ. SÜHAN ÖZKAN (İstanbul) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin
sayın üyeleri; Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu ve bu kanunun
tatbikatı konusunda söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygılarımla
selamlıyorum.
Sözlerime başlamadan önce, şahadet mertebesine erişmiş
askerlerimize Cenabı Allah'tan rahmet, geride bıraktıklarına sabırlar ve bütün
ulusumuza başsağlığı diliyorum.
Yüksek malumları olduğu üzere, çıkar amaçlı suç
örgütleriyle ilgili kanunun getirdiği en önemli yenilik, usul hukuk alanında
yaptığı istisnaî düzenlemelerdir. İstisnaî araştırma usulleri arasında en
önemlisi, en göze çarpanı, iletişimin dinlenmesi ve tespiti tedbirleridir. Bu
tedbirler, ilgili kanunun 2 ve 3 üncü maddesinde "gizli izleme"
olarak düzenlenmiştir ve bunların, mutlaka, yine, kanunun amir hükümlerine
göre, insan hakları temel normlarına ve anayasal esaslara aykırılık teşkil
etmeden, konularında uzman kolluk kuvvetleri ile savcılık ve hâkimlik unsurları
vasıtasıyla uygulanması gerekir hükmünü amirdir. Bu husus, uygulamada çok
önemli sorunlar doğurmaya aday gözükmektedir.
Şimdi, bu kanunun ilgili maddesi o kadar detay
düzenlenmiştir ki, böyle bir dinlemenin ve tespitin yapılabilmesi için, suçun
faili olma veya iştirak veya işlendikten sonra failleriyle her ne surette
olursa olsun, yardım, aracılık veya yataklık etme kuşkusunun mevcudiyeti
aranmaktadır. Yine, devamla, bu kuşkuya ilişkin dinleme ve tespit kararlarının,
mutlaka, kuvvetli belirtilerin varlığı halinde söz konusu olması gerekmektedir.
Yine devamla, başka bir tedbirle failin belirlenmesi, ele geçirilmesi söz
konusuysa, iletişimin dinlenmesine ve tespitine karar verilmemesi
gerekmektedir. Hâkim kararıyla gerçekleşmesi, gecikmede sakınca bulunan
hallerde ise cumhuriyet savcısının yetkisiyle yürütülmesi söz konusudur; ama,
her ne halde bu gibi işlemlerde, 24 saat içerisinde, hâkim kararının
gerekliliği öne sürülmüştür ve hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde,
tedbirin, cumhuriyet savcısı tarafından derhal ortadan kaldırılması
gerekmektedir ve bu uygulamada, dinleme ve tespit kararlarının en çok üç ay
içinde verilebileceği ve bu sürenin en çok iki defa üçer aydan fazla olmamak
üzere uzatılabileceği hususları çok önemlidir.
Şimdi, ceza muhakemesine bağlı olarak bu kanunun
tatbikatı açısından kanunun lafzında da sık sık tekrarlanan, şüphe, şüpheli,
kuşku kavramlarının, belirti, emare ve delil kavramlarıyla birlikte
değerlendirilmesinde çok önemli fayda vardır. Aksi vukuunda, kanunla öngörülen
sosyal ve hukukî fayda yanlış tatbikat nedeniyle gerçekleşme imkânı
bulamayacaktır; bugün, karşı karşıya bulunduğumuz tehlike de budur.
Ceza muhakemesi, basit başlangıç şüphesiyle
başlamaktadır. Şüphenin varlığı veya yokluğu, kuvvet derecesi, sanığın statüsü
bakımından büyük önem kazanmaktadır. Gerek ceza muhakemesi tatbikatında gerekse
Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununun tatbikatında şüphe kavramı ve
buna yüklenecek anlam çok önemlidir.
Sayın Başkan, bir değerli milletvekilimiz,
dinlenilmiştir; bir eski bakan dinlenilmiştir. Bu konuyla ilgili gösterdiği
hassasiyet için Meclis Başkanlığına ayrıca teşekkür ediyoruz. Bu dinlenilmede,
hangi gerekçeler rol oynamıştır; hangi şüpheden yola çıkılmıştır; teknik
anlamda bu şüpheler, başlangıç şüphesi midir, basit şüphe midir, yeterli şüphe
midir, kuvvetli şüphe midir; yoksa, teknik takip için oluşmuş zorunlu bir
kanaat mi vardır? Bu silsile, mehaz kanunda ve doktrinde, mutlaka, gözetilmesi
gereken bir silsiledir. İsnat işlemi yapılmadan, faile ilişkin araştırma
işlemi, modern hukukta gerçekleştirilemez, yapılamaz.
Şimdi, ben, zamanın kısalığını da göz önüne alarak, bu
konuyla ilgili çok ciddî biçimde cevaplandırılması gereken şu hususları, Yüksek
Meclisin ıttılalarına arz ediyorum:
Hangi delil, emare ve şüphe aşamalarından sonra ve kim
tarafından bu teknik takip başlatılmıştır?
Bu takip, hangi tarih itibariyle başlatılmıştır?
Bu takip için ilk dinleme kararı savcılık tarafından
verildiyse, hangi tarihte hâkim onayına sunulmuştur?
Bu takip, hangi sürede ve neden sona erdirilmiştir?
Kanunun 2 nci maddesi gereği, takibin sona
erdirilmesine ve imhasına ilişkin bir tutanak tanzim edilmiş midir?
Sayın Başkan, sayın üyeler; eğer böyle değilse, kanunun
bu emredici hükümlerine aykırı bir dinleme söz konusuysa, Anayasanın, özel
hayatın gizliliği ve korunması, haberleşme hürriyetine dair hükümleri, temel
hakları ihlal edilmiştir ve ortada, bir anayasa suçu vardır. Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesiyle güvence altına alınan özel yaşam, konut ve haberleşme
özgürlüğüne saygı hakkı ihlal edilmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen tamamlar mısınız efendim.
İ. SÜHAN ÖZKAN (Devamla) - Sayın Başkan, Sayın Cavit
Kavak'la ilgili dinlemede, hiç olmaması gereken bu uygulamalar, eğer, kasıtlı
değilse, hukukî ehliyet bakımından çok ciddî zaaf belirtisi olan uygulamalar ve
ifadeler söz konusudur.
Ceza kovuşturması ciddî bir iştir, hatta, İtalyan ceza
filozofisine göre, insan hayatıyla en yakından ilgili olan hukuk uygulamasıdır.
Çıkar amaçlı suç örgütleriyle ilgili kanunun gerekçesinde de ifade edildiği
gibi, bu istisnaî soruşturma yöntemlerinde, mutlaka, uzmanlaşmış merciler
görevlendirilmelidir.
Sayın Başkan, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, suçluluğu
sabit oluncaya kadar, masumların teminatıdır. Bu kanun, çok ciddî biçimde
uygulanmalıdır. O zaman, hal böyleyse, eğer ortada bir zaaf yoksa, karşı
karşıya bulunduğumuz durum daha vahimdir. Hiç temenni etmemekle beraber, şu
husus, özellikle bilinmelidir: Bu tip kanunlar, toplumun bekası için çok önemli
yetkilerle donatılan bu kanunlar, bumerang gibidir, atıldığı yerden bir gün
geriye döner ve bu işi de suiistimal eden kişileri, o kanunun suçlusu yapar,
sanığı yapar.
Ben, bu duygu ve düşüncelerle, bilimsel yeteneğine
inandığım Sayın Adalet Bakanımızın, konuyla ilgili idarî işlemleri ve kanunun
uygulanmasındaki aksaklıklarla ilgili gerekli tedbirleri alacağına inanıyor;
Yüce Heyeti saygıyla selamlıyor, Sayın Başkanıma teşekkür ediyorum. (ANAP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN -Teşekkür ediyorum Sayın Özkan.
Gündemdışı konuşmaya Sayın Adalet Bakanımız cevap
verecekler.
Buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakika.
ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken dün elim bir kaza
sonucunda kaybettiğimiz şehitlerimizi rahmetle anıyor, kederli ailelerine,
kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerine ve büyük Türk Milletine başsağlığı
diliyorum.
İstanbul Milletvekili Sayın Sühan Özkan'a, 4422 sayılı
Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununun uygulanmasında karşılaşılan
bazı sorunlarla ilgili gündemdışı konuşması için teşekkür ederim.
Bilindiği üzere, birçok ülkede olduğu gibi, ülkemizde
de örgütlü suçların yarattığı tehlikelerin giderek arttığı gözlemlenmektedir.
Klasik ceza kovuşturma tedbirleri yerine, özel bazı kovuşturma teknikleri
kullanılmadan bu suçlarla etkili bir biçimde mücadele edilemeyeceği gerçeği
ortaya çıkmıştır. Bu gelişmelerin ülkemize de yansıması sonucunda, 30.7.1999
tarih ve 4422 Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu kabul edilerek,
1.8.1999 tarihli Resmî Gazetede yayımlanmış ve yürürlüğe konulmuştur.
Bu kanun, çıkar amaçlı suç örgütleriyle mücadele için
genel hükümlerden farklı olarak bazı istisnaî hükümler getirmiştir. Bunların
başında iletişimin dinlenmesi ve tespitiyle ilgili hükümler gelmektedir. Bu
hükümlerin tam olarak değerlendirilebilmesi için, öncelikle Anayasamızın özel
hayatın gizliliği ve korunmasıyla ilgili hükümleri arasında haberleşme
hürriyeti konusundaki 22 nci maddeyi göz önünde bulundurmakta yarar vardır. Bu
maddeye göre herkes haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği
esastır. Kanunun açıkça gösterdiği hallerde usulüne göre verilmiş hâkim kararı
olmadıkça, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınan
merciin emri bulunmadıkça haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz.
İşte, Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununun
2 nci maddesindeki iletişimin dinlenmesi ve tespitine ilişkin hükümleri bu
çerçeve içinde değerlendirmek gerekir. 2 nci maddenin birinci fıkrasında, bu
kanunda öngörülen suçları işlemek veya bunlara iştirak yahut işlendikten sonra
faillere, her ne suretle olursa olsun, yardım veya aracılık veya yataklık etme
kuşkusu altında bulunan kimseler hakkında dinleme veya tespit tedbirine
başvurulabilmesine olanak sağlanmaktadır.
İletişimin dinlenmesi veya tespiti, sadece telefon
dinlenmesinden ibaret olmayıp, bu tedbirler, faks, bilgisayar gibi kablolu,
kablosuz veya diğer elektromanyetik sistemlerle veya tek yönlü sistemlerle
alınan veya iletilen sinyaller, yazılar, resimler, görüntü veya sesler veya
diğer nitelikteki bilgiler bakımından da söz konusu olabilmektedir. Böylece, 2
nci madde düzenlemesi, iletişimi sağlamak için, çağdaş teknolojinin ortaya
koyduğu bütün araçları ve olanakları kapsayabilecek genişliktedir.
Bununla birlikte, iletişime girilerek tespit edilen
hususların ilgisi olmayan üçüncü kişiler tarafından öğrenilmemesi için
mühürlenmesi ve işlemin yetkililerce tutanağa bağlanması öngörülmüştür.
2 nci maddenin ikinci fıkrasında iletişimin
dinlenmesine veya tespitine ilişkin kararların, ancak kuvvetli belirtilerin
varlığı halinde verilebilmesi hükme bağlanmıştır. Bu koşul, bir temel hak ve
özgürlüğe müdahale niteliğindeki bir tedbire ancak gereken durumlarda
başvurulması bakımından önemli bir güvencedir.
Öte yandan, 2 nci maddenin üçüncü fıkrasında, iletişimin
dinlenmesine veya tespitine karar verilirken, sözü edilen koşulun yanında,
başka bir tedbirle failin belirlenmesi, ele geçirilmesi veya suç delillerinin
elde edilmesinin mümkün olup olmadığının araştırılması da öngörülmüştür. Bu
araştırma sonucunda dinleme veya tespite başvurmaksızın amaca ulaşılması
olanağı bulunduğu anlaşıldığı takdirde, iletişimin dinlenmesine veya tespitine
karar verilemeyeceği üçüncü fıkrada açıkça belirtilmiştir. Demek ki, failin
belirlenmesi, ele geçirilmesi veya suç delillerinin elde edilmesi bakımından bu
tedbire başvurmaktan başka çare kalmamış olması halinde, Ceza Usulü Hukukunda
"ultima ratio" yani "son çare" olarak adlandırılan bu usule
başvurulacaktır; bu da, temel hak ve hürriyetlerin korunması bakımından çok
önemli bir güvencedir.
2 nci maddenin dördüncü fıkrası, resmî veya özel her
türlü iletişim kuruluşlarının tuttukları iletişimin içeriği dışında kalan
kayıtlar hakkında da sözü edilen hükümlerin uygulanmasına olanak vermektedir.
Bu kayıtlara girilmesi de, ancak, açıklanan koşulların mevcut olması halinde
söz konusu olabilecektir.
2 nci maddenin beşinci fıkrasında, iletişimin
dinlenmesine veya tespitine, cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine, hâkim
tarafından karar verilmesi öngörülmüştür. Bu, 4422 sayılı Kanunla getirilen
istisnaî yetkilerin kullanılmasında amacın dışına çıkılmaması bakımından çok
önemli bir güvencedir. Devlet güvenlik mahkemelerinde bu konudaki kararları
vermeye yedek üye yetkili kılınmıştır; fakat, gecikmesinde sakınca bulunan
hallerde, örneğin, bu tedbire başvurulmadığında suçla ilgili eser, iz, delil ve
emarelerin kaybolabileceği hallerde, cumhuriyet savcısı da, dinleme veya tespit
konularında yetkilidir; ancak, hâkim kararı olmaksızın yapılan bu gibi
işlemlerin 24 saat içerisinde hâkim kararına bağlanması zorunludur. Sürenin
dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde, alınan tedbir,
cumhuriyet savcısı tarafından, derhal kaldırılır.
2 nci maddenin altıncı fıkrasında öngörülen çok önemli
bir güvence de, dinleme veya tespit kararlarının en çok üç ay için
verilebilmesidir. Hâkimin belirleyeceği bu süre, en çok iki defa, üçer aydan
fazla olmamak üzere uzatılabilir.
2 nci maddenin yedinci fıkrasına göre, iletişimin
dinlenmesi ve tespiti sırasında üç aylık süre henüz sona ermemiş olsa dahi,
4422 sayılı Kanunda öngörülen suçların işlendiğine ilişkin şüphe ortadan
kalkarsa, alınan tedbir, cumhuriyet savcısı tarafından kaldırılır. Bu gibi
hallerde, tedbir uygulaması sonucu elde edilen veriler, cumhuriyet savcısının
denetimi altında, derhal ve engeç on gün içinde yok edilir; durum, bir
tutanakla belirlenir.
2 nci maddenin son fıkrasına göre, cumhuriyet savcısı
veya görevlendireceği kolluk mensubu, iletişim kurum ve kuruluşlarında görevli
veya böyle bir hizmeti vermeye yetkili olanlardan, dinleme ve kayda alınma
işlemlerinin yapılmasını ve bu amaçla, cihazların kurulmasını istediğinde, bu
isteği, derhal yerine getirilir; işlemin başladığı ve bitirildiği tarih ve saat
tutanakla saptanır. Bu hüküm, cumhuriyet savcısına veya kolluğa, gerektiğinde
teknik yardım sağlanması amacıyla konulmuştur.
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, kanunun 2 nci
maddesi, iletişimin dinlenmesine veya tespitine ilişkin hususları
kapsamaktadır. Ancak, kanunda yer alan diğer tedbirlerden, gizli izleme, kayıt
ve verilerin incelenmesi, gizli görevli kullanılması, hak ve alacaklara ilişkin
tedbirler ile tanığın ve görevlilerin korunması hususundaki bütün işlemlerin
de, kanunun 8 inci maddesi gereğince, 2 nci maddenin tespit ettiği esas ve
usullere uyulmak suretiyle yürütülmesi esastır.
Ayrıca, kanunun 10 uncu maddesinde, bu kanun gereğince
yürütülen işlemlerin ve hazırlık soruşturması sırasında alınan kararların gizli
olduğu belirtilmiştir. Gizliliği ihlal edenler hakkında iki yıldan üç yıla
kadar hapis cezası öngörülmüştür. Her yetkide olduğu gibi, 4422 sayılı Kanunun
verdiği yetkinin kullanılmasında da, kanunda belirtilen ölçüler içerisinde
davranılması, hiçbir biçimde bu çerçevenin dışına çıkılmaması gerekir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4422 sayılı
Kanunun uygulanmasıyla ilgili bazı istatistik bilgilerini sunmakta da yarar
görüyorum. Kanunun yürürlüğe girdiği 1.8.1999 tarihinden bu yana, İstanbul
Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca, İstanbul Emniyet
Müdürlüğü ve jandarma tarafından telefon dinlenmesi talebiyle 991 başvuru
yapılmış, bunlardan 963 başvuru mahkemece kabul edilmiş, 25 başvuru
reddedilmiş, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Başsavcılığınca
karar verilen 3 tedbir de mahkemece onaylanmıştır.
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet
Başsavcılığınca 1999 yılında verilen dinleme veya tespit kararı sayısı 102, ret
kararı sayısı 2; 2000 yılında verilen dinleme veya tespit kararı sayısı 421,
ret kararı sayısı 14; 2001 yılında verilen dinleme veya tespit kararı sayısı
197, mahkemece verilen ret kararı sayısı 2, Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen
ret kararı sayısı ise 4 olarak belirlenmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasadışı suç
örgütü mensubu oldukları kuşkusuyla haklarında soruşturma başlatılan bazı
kişilerle ilgili olarak, Jandarma Genel Komutanlığı Kaçakçılık ve Organize
Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından gönderilen 9.11.2000 tarih ve
348416 sayılı yazıya dayanılarak; Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet
Başsavcılığının 10.11.2000 tarih ve 2000/476 T.Tak. sayılı yazıları ile 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç
Örgütleriyle Mücadele Kanununun 3 üncü maddesi uyarınca, gizli izleme kararı
verilmesi talep edilmiştir.
Sözü edilen kişiler arasında İstanbul Milletvekili
Sayın Cavit Kavak'ın da adı bulunmakta idi. Ankara 2 Numaralı Devlet Güvenlik
Mahkemesi Yedek Hâkimliğince 10.11.2000 tarih ve 2000/628 D. İş. sayı ile
haklarında soruşturma yürütülen kişilerin her türlü faaliyetlerinin teknik
araçlarla gizli olarak gözetlenmesine ve izlenmesine karar verilmiştir. Bu
karar, telefonların dinlenmesini kapsamamaktadır.
Ankara 2 Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesi Yedek
Hâkimliğinin 10.11. 2000 tarihli kararında, bu şahısların uzun süredir takip
edildiği, telefonlarının izlenip, dinlendiği ibaresi yer almakta ise de, bu
ibare sayın milletvekiliyle ilgili olmayıp, tutuklanmış bulunan diğer bir
sanığın telefonlarının dinlenmesi konusunda yedek hâkimlikçe daha önce verilmiş
bulunan kararların uygulanmasına yöneliktir.
10.11.2000 tarihli karar verildiği sırada, Sayın
Kavak'ın milletvekili kimliği bilenemediği için, durum daha sonra soruşturmayı
yapan cumhuriyet savcısına sözlü olarak bildirilmiş, cumhuriyet savcısı
tarafından da yapılan araştırma sonucunda, kararın sayın milletvekili açısından
uygulanmaması yönünde talimat verilmiştir. Ankara 2 Numaralı Devlet Güvenlik
Mahkemesi Yedek Hâkimliğince Sayın Kavak'ın telefonlarının dinlenmesine dair
verilmiş bir karar bulunmadığından, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki
telefonların da dinlenmesi söz konusu değildir. Ayrıca, Sayın Kavak'ın
milletvekilli kimliği anlaşıldığı andan itibaren, hakkında herhangi bir
soruşturma işlemi yapılmamış, ev veya işyerindeki telefonları da, hâkimlik
kararına dayanılarak hiçbir zaman dinlenilmemiştir.
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (DSP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Adalet Bakanımıza teşekkür ediyorum.
Gündemdışı son söz, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı
münasebetiyle söz isteyen Samsun Milletvekili Sayın Yekta Açıkgöz'e aittir.
Buyurun Sayın Açıkgöz. (DSP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
3. – Samsun Milletvekili Yekta
Açıkgöz’ün, Ulu Önder Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Ulusal Kurtuluş Savaşını
başlatmak üzere Anadolu’ya adım atışının 82 nci yıldönümüne ilişkin gündemdışı
konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu’nun cevabı
YEKTA AÇIKGÖZ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Büyük Kurtarıcı Ulu Önder Atatürk'ün, Ulusal Kurtuluş Savaşını
başlatmak üzere Anadolu'ya adımını attığı 19 Mayıs 1919 tarihinin seksenikinci
yıldönümünde konuşmak üzere gündemdışı söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Dün, Malatya'da hayatını kaybeden askerlerimize
Allah'tan rahmet, Türk Silahlı Kuvvetlerine ve yakınlarına başsağlığı
diliyorum.
Değerli arkadaşlar, Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs
1919'da İstanbul'da arkadaşlarıyla vedalaşıp ayrılmadan önce, gelecek için
kafasında oluşturduğu düşünceleri şöyle anlatır: "Temel ilke, Türk
Ulusunun onurlu ve saygın bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu, ancak tam bağımsız
olmakla sağlanabilir. Ne denli zengin ve gönenmiş olursa olsun, bağımsızlıktan
yoksun bir ulus, uygar toplumlar karşısında uşak durumunda kalmaktan öteye
gidemez."
Değerli milletvekilleri "19 Mayıs 1919; işte benim
doğum günüm" diyen Büyük Önder Atatürk ve arkadaşlarının bize kazandırdığı
bu Yüce Meclisin içinde olmaktan ve halkıma hizmet etmekten büyük gurur
duyuyorum.
19 Mayıs 1919, yeni Türkiye Cumhuriyeti Devletinin
müjdecisidir. Nitekim, dört yıl sonra bu gerçekleşir. Bu eserin korunmasını ve
gelişmesini Türk gençliğine emanet ettiğini şöyle açıklar Ulu Önder:
"Bugün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan beri çekilen ulusal yıkımların
yarattığı uyanıklığın ve sevgili yurdun her köşesini sulayan kanların
karşılığıdır cumhuriyet; onu Türk gençliğinin koruyuculuğuna bırakıyorum."
Ulu Önder, gençliğin, devrim ve ilkelerine sahip çıkmasını ister.
Değerli arkadaşlar, tüm gerici ve karanlık emellerin
engellemelerine rağmen, cumhuriyet ve ilkeleri dimdik ayaktadır ve ayakta
kalmaya devam edecektir. 19 Mayıs 1919, ana toprak Anadolu'da yeni bir destan
yaratan tarihtir; halkın, var olan egemenlik duygusunun harekete geçişidir;
Türk Halkının, ümmet halinden yurttaş haline geçişinin tarihidir. Onun için,
tekrar karanlıklara dönmek bu ulusa yakışmaz.
Yine, hepimizin bildiği gibi, Büyük Önder Mustafa Kemal
Paşa, 16 Mayıs 1919'da Samsun'a gitmek üzere, İstanbul'dan Bandırma adlı eski
bir vapurla yola çıktığında, O'nun en yakın arkadaşları Bahriye Nazırı Rauf
Orbay, İsmet İnönü, Fethi Okyar, Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Fevzi Paşa,
Cevat Paşa gibi önemli kişiler, Türk bağımsızlık savaşının geleceğini bir gece
önce Şişli'de Ata'nın evinde yapılan bir toplantıda hissetmişlerdi.
17 Mayısta Sinop önlerine gelen Mustafa Kemal, Sinop
Sancak Beyinden, Samsun'a güvenli bir yolun olup olmadığını sorarken, İzmir'in
işgal edildiği ve hükümetin düştüğü haberini alır; bu olay, O'nu çok üzer.
Bandırma Vapuru, Gerze ve Bafra kıyılarını takiben 19 Mayıs 1919 Pazartesi
sabahı, Büyük Kurtarıcıyı taşıyan vapur Samsun'a çıkar. O'nu ilk karşılayan
Kurmay Binbaşı Mahmut Ekrem Bey olmuştur. Savaşlardan yeni çıkmış, yorgun,
umutsuz, çileli bir ulusu yeniden diriltmek, ayağa kaldırmak üzere, Atatürk'ün
Samsun'dan Anadolu'ya ilk adımını atışı o sabah gerçekleşmiştir.
Bugün, Büyük Önderle birlikte Samsun'a çıkanlardan hayatta
hiç biri kalmamıştır. Bunların başlıcaları; Refet Bele, Kâzım Dirik, Mehmet
Arif Ayırıcı, Hüsrev Gerede, Kemal Doğan, İbrahim Tali Öngören, Refik Saydan,
Cevat Abbas Gürer, Mümtaz Tünay, İsmail Hakkı Ede, Ali Şevket Öndersen, Mustafa
Vasfi Susay, Hayati Bey, Abdullah Bey, Arif Hikmet, Muzaffer Erbay, Faik Bey ve
Memduh Beylerdi.
Değerli arkadaşlarım, bu ulusal kahramanlarımızın,
başta Ulu Önder Atatürk olmak üzere, hepsinin, aslına uygun olarak, Bandırma
vapurunda mumya heykelleri mevcut olup, bu bayramda halkın ziyaretine
açılacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen toparlayınız efendim.
YEKTA AÇIKGÖZ (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan.
Konuşmamı, bir ozanımızın kısa bir şiiriyle bitirmek
istiyorum:
"Mustafa Kemal'i anlamak yerinde saymak değil,
Mustafa Kemal'i anlamak göz boyamak değil
Mustafa Kemal'i anlamak aldatmak değil."
Değerli arkadaşlarım, 19 Mayıs 1919'un bize armağan
ettiği bu Yüce Meclis, ne bir egemen sınıfın ne çıkarcıların ne de bir zümrenin
Meclisidir. Bu Meclis, Yüce Türk Halkının ve ulusunun Meclisidir; ancak, ona
hizmetkârlık eder.
Saygılarımla. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Açıkgöz.
Zannediyorum, aynı konuda, Samsun Milletvekili Sayın
Şenel Kapıcı görüşmek istiyorlar.
Çok kısa olmak üzere, buyurun efendim.
ŞENEL KAPICI (Samsun) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Önce, Malatya İlimizde meydana gelen dünkü uçak
kazasında, görev şehitlerimize Allah'tan rahmet, kederli ailelerine sabırlar
diliyor; ulusumuzun başı sağ olsun diyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ben de, ulusumuzun
sonsuza dek sürecek olan özgürlüğümüzün güvencesi gençlerimizin Gençlik
Haftasının 82 nci yılını kutluyorum.
19 Mayıs olarak, bu duygular ve düşünceler, kısa bir
zamana sığacak kadar önemsiz değildir; ama, ben, bunları, fazla da zamanınızı
almamak kaydıyla, kısaca şöyle özetlemeye çalışacağım.
Sayın milletvekilleri, Birinci Dünya Savaşından sonra
Mondros Mütarekesiyle sınırları daraltılarak, siyasî, mülkî, askerî ve politik
erkleri elinden alınan Osmanlı İmparatorluğu, 1914 yılında, her yanı
zincirlenmiş bir görüntü içerisindeydi. Gerek toplumun aydın kesimlerinde gerek
asker kökenli yurttaşlarda gerekse sivil halkta direnme yönünde hareketlilik ve
isteklilik varsa da, örgütsüz ve düzensiz, ne olduğu ve ne olacağı
kestirilemeyen duyarlılıklar ses getirecek güçte ve yeterlilikte değildi.
Korku ve şaşkınlık halkı sindirmişken, Mustafa Kemal ve
birkaç arkadaşı Anadolu'ya geçmeye çalışıyor, geçici bir dönem için Osmanlı
hükümetinin ve padişahın desteği, limanları kontrol altında tutan İngiliz
sömürge güçlerini etkisiz hale getirmek için oldukça önemliydi. Tam da bu
çabalar sırasında Mustafa Kemal'e, Dokuzuncu Ordu Müfettişliği görevi tebliğ
ediliyordu; Mustafa Kemal ve yakın arkadaşlarının beklediği fırsat ve zemin
oluşturulmuştu; o dönem için Karadeniz'in en gelişmiş kenti olan Samsun'a
gidilecekti.
Bandırma Vapuruyla zorlu bir yolculuk sonrası Samsun'a
çıkan Mustafa Kemal ve 17 arkadaşı, Anadolu'ya geçişin ilk adımıyla, ulusal
kurtuluş mücadelesini fiilen başlatmış bulunuyordu. Resmî görevi, Anadolu'da
başlayan yer yer ayaklanmaları bastırmak, yerel direnişi kırmak iken, O, bu
kıvılcımları büyük bir ateşe dönüştürmek için örgütlü eylemler başlatılması
yönünde çalışmalara başladı. Bu tutumu, İngiliz hükümetinin gözünden kaçmadı;
İstanbul'a yapılan baskıyla, Mustafa Kemal görevinden uzaklaştırılmak
isteniyor, geriye çağrılıyordu. Onlar, bu kaygıyla hareket ederken, bir avuç
yurtsever, Mustafa Kemal'in yüreğiyle bütünleşen özgürlük ve bağımsızlık hareketi
içerisinde mücadeleye başlamıştı. Amasya Genelgesini Erzurum ve Sıvas
Kongreleri izleyecekti.
"Misakımillî sınırları içerisinde vatan bir
bütündür, parçalanamaz" tümcesi, Ulu Önderin, 19 Mayıs 1919'da Samsun
Limanında kutsallaştırdığı Anadolu toprağının bütünlüğü için ne gerekirse
yapılacağının andıyla hayata geçiriliyordu.
Sayın milletvekilleri, bu konuyla ilgili şimdi sizlere
göstereceğim resimleri, o günlerin anısı olarak hazırlatan Samsun Valimiz Sayın
Muammer Güler Beyin başarılı çalışmalarını da huzurlarınızda kutluyorum. Şu
anda, Samsun'da, Mustafa Kemal Atatürk ve 17 arkadaşının balmumu heykelleri ve
Samsun'a Bandırma Vapuruyla gelişiyle ilgili Millî Mücadeleyi Tanıtma
Projesinin, büyük bir çevre düzenlemesiyle hazırlıkları sürdürülüyor. Bitiş
aşamasına getirilen projenin, tahminen, 29 Ekim 2001'de Cumhuriyet Bayramı
kutlamalarında açılışı yapılacaktır. İlgili bakanlıklardaki fonlardan da
yeterli desteğin sağlanması tabiî ki gerekmektedir.
Sayın milletvekilleri, büyük maddî ve manevî olanaksızlıklar
içerisinde, yalnızca halkının bağımsızlık ve onur savaşının gücüyle, inanan tüm
insanları çevresinde toplayan Mustafa Kemal, Samsun'da yaktığı ateşi, ülkenin
her yerine ulaştırabilen askerî dehalardan biridir. 82 nci yılında yeni bir 19
Mayıs Gençlik Haftası kutlanırken, Mustafa Kemal Atatürk'ün Onuncu Yıl
Nutku'nda söylediği "Yurttaşlarımız, az zamanda çok büyük işler yaptık. Bu
işlerin en büyüğü, Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye
Cumhuriyetidir" sözlerini unutmamalıyız.
Genç kuşağa emanet ettiği bağımsızlık meşalesinin
sönmeyecek ateşi, bugün bir kez daha yüreklerimizde yanmaktadır. Her genç
insanımızı, gerektiği zaman kanının son damlasına kadar vatanını savunacak
birer Mustafa Kemal olarak görmekteyiz.
"19 Mayıs 1919 Samsun, işte benim doğum
tarihim" diyen Mustafa Kemal Atatürkümüzü, bir defa daha saygıyla
anıyoruz. 19 Mayıs Cumartesi günü büyük bir coşkuyla kutlayacağımız Gençlik
Haftası kutlu olsun diyor; bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kapıcı.
Sayın milletvekilleri, Sayın Açıkgöz'ün konuşmalarına
Sayın Millî Eğitim Bakanımız cevap verecekler.
Buyurun Sayın Bakanım. (Alkışlar)
Süreniz 20 dakika efendim.
MİLLî EĞİTİM BAKANI METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) - Sayın
Başkanım, sayın milletvekilleri; aslında, bu tip konuşmalara cevap değil
katkıda bulunmak dileğiyle söz alıyoruz. O nedenle, cevap verme şeklinde
İçtüzükte yer alan hükmün, herhalde, bu konuda bakanın açıklamaları şeklinde
düzeltilmesinde, ileride, fayda olacaktır.
Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; ben de, dün,
bütün halkımızı üzüntüye gark eden, bir uçak kazasında yitirdiğimiz, şehit olan
askerlerimizi rahmetle anıyor, geride kalanlarına ve Yüce Türk Milletine
sabırlar diliyorum.
Sayın milletvekilleri, 19 Mayıs 1919, Türk Milletinin
özgürlük, bağımsızlık ve çağdaşlaşma mücadelesinde ilk adımın atıldığı gündür.
19 Mayıs 1919, Mustafa Kemal Atatürk'ün Samsun'da yaktığı kurtuluş meşalesinin
ilden ile, elden ele bayrak gibi taşınmaya başlandığı, ulusça karanlıktan
aydınlığa uzandığı gündür.
19 Mayıs, her yanından kuşatılmış, yoksulluk ve
karanlık içinde kalmış, bağımsızlığı elinden alınmış, vatanı parçalanmak üzere
olan bir ulusun yeniden doğuşunun ve şahlanışının yıldönümüdür. Bu mutlu günün
82 nci yıldönümünü kutlayacağız iki gün sonra. İşte, bugün de, Atatürk'ün ilke
ve devrimlerine gönülden bağlı kalmanın ve cumhuriyetimizi koruyup yüceltmenin
onuruyla, yine heyecan, yine gurur ve coşkuyla kutluyoruz. 19 Mayıs Atatürk'ü
Anma Gençlik ve Spor Bayramı ulusumuza kutlu olsun.
Yüce Atatürk, büyük eseri Nutuk'ta, Samsun'a çıktığı
gün ülkemizin genel durumunu çarpıcı şekilde anlatmıştır. Birinci Dünya Savaşı
sonrasıydı, Osmanlı ordusu her yanda ağır yenilgiler almış, koşulları ağır
ateşkes anlaşması imzalanmıştı. Ulusumuz yorgun ve yoksul düşmüştü. Ordunun
elinden silah ve cephanesi alınmış, yurdumuzun dört bir yanı işgal altındaydı.
Padişah ve yönetim hainlik içindeydi. Kurtuluşu, kimi devletlerin
koruyuculuğunda ya da güdümünde görenler vardı. Halifeyi ve padişahı
kurtarmadan, kurtuluşun olamayacağına inanılıyordu; ama, böylesine karanlık bir
tablo karşısında, Atatürk şöyle diyordu: "Bu durum karşısında bir tek
karar vardır; o da ulus egemenliğine dayanan, kayıtsız, koşulsuz, bağımsız yeni
bir Türk Devleti kurmak. Temel ilke, Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus
olarak yaşamasıdır. Bu, ancak tam bağımsız olmakla sağlanabilir. Öyleyse, ya
bağımsızlık ya ölüm."
1919'un karanlık tablosu, Atatürk'ün ulusuna güveniyle
aydınlığa dönüşmüştür. Vatanımızı bölüp parçalamaya çalışanlar, asla
unutamayacakları dersler almışlardır. Başka devletlerin güdümünü isteyenler de
en büyük utancı yaşamışlardır. Özgürlük ve bağımsızlık mücadelemiz ve ardından
genç Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu, gerçekleştirilen devrimler ve büyük
atılımlar tüm dünyaya örnek olmuştur. Bağımsızlık ve çağdaşlaşma mücadelesi
veren uluslar, Atatürk ve onun yarattığı yeni Türkiye Cumhuriyetini örnek
almışlardır.
Atatürk, gençliğe seslenişinde, birinci görevimizin,
bağımsızlığımızı ve cumhuriyetimizi sonsuza kadar korumak ve savunmak olduğunu
söylemiştir. Her zamanki uzak görüşlülüğüyle, vatanımıza ve cumhuriyetimize,
içeriden ve dışarıdan düşmanların karanlık emellerinin sürebileceğine dikkati
çekmiştir.