İnternet Teknoloji Derneği, Türkiye Bilişim Derneği, Ankara Barosu

Seçmen Kütükleri: Teknik ve Hukuki Değerlendirme ve Olası Çözüm Arayışları” Paneli

27.01.2009, 18.00-21.00

Ankara Barosu Eğitim Merkezi



MUSTAFA AKGÜL- Hoş geldiniz. Bu etkinlik İnternet Teknoloji Derneği, Türkiye Bilişim Derneği ve Ankara Barosunun ortak etkinliğidir. Önümüzdeki seçimler nedeniyle acil olarak gündeme gelen seçmen kütükleri konusunda, durumun bir analizini yapıp, çözüm arama ve beyin fırtınası yapma, bir ortak akıl üretme çabası olarak değerlendiriyorum bunu. İki tur konuşma olacak. İlk turda, özellikle durum tespitine ağırlık verelim. İkincide, “ne yapabiliriz?” ve “kim ne yapmalı?” üzerinde odaklanmayı öneriyorum. İkisinin arasında duruma göre bir ara vermek olanağımız olacak, en azından bir soluklanma imkânı sağlamayı düşünüyoruz. İlk turda konuşmaları maksimum on dakika, tercihen beş, yedi arası olmasını istiyoruz.

İlk sözü Türkiye Bilişim Derneğinden Türker Gülüm’e vereceğim. Hızlıca resmin tamamını çizsin, ayrıca kayıt sistemi ve seçmen kütükleri ilişkisini ortaya koysun.

Panel sırasında özellikle birkaç soruya odaklanmakta yarar var, yani kısa vadede ne yapabiliriz, uzun vadede ne yapabiliriz, mevcut seçmen kütüklerindeki sorunlar üzerindeki, yani insanların şüphelerini yok edici neler yapabiliriz? Mesela, “insanların aklına gelebilecek bir şey, tekrar parmak boyası yapabilir miyiz? TC kimlik numaralarını kullanarak nüfus seçmen kütüğünde olmayanları kullanabilir miyiz?” gibi bazılarına garip gelecek sorular aklıma geliyor. Bunları ve daha önemlisi Parlamento olarak, siyasi partiler olarak ne yapabiliriz üzerinde odaklanmamız umuduyla sözü ilk Türker Gülüm’e veriyorum.

TÜRKER GÜLÜM- Teşekkür ediyorum Hocam. Umutlarınız arasında Allah’tan benim kısa konuşmam yoktu. O yüzden rahatça uzun uzun konuşabilirim diye bir an ben de umut ettim, ama on dakika olduğunu öğrenince de bütün umutlarım suya düştü.

Bazen son söylenecekleri ilk söylemekte de yarar vardır. Ben de ilk olarak onu söyleyeceğim, daha sonra da sizlere biraz tarihçeden söz etmek istiyorum.

Ortada Türkiye’nin altına imza attığı çok ciddi bilişim projeleri var. Bunlardan biri MERNİS; yıllarca insanların emeklerini sarf ederek ortaya çıkarttığı bir proje. Bir diğeri Yüksek Seçim Kurulunun yaptığı SEÇSİZ. Bunun dışında adrese dayalı nüfus kayıt sistemi ve daha birçok devlet kurumumuzun yaptığı farklı farklı bilişim projeleri var. Ben bir bilişimci olarak öncelikle bu projelerde emek sarf eden herkese teşekkür etmek istiyorum. Bir bilişim projesinin çerçevesinin nasıl çizildiği, nasıl bir gereksinime karşılık olarak onun üretildiği ve hizmete sunulduğu çok önemli. Ancak daha önemli olanlardan biri; bu bilişim projeleri tamamlandıktan sonra, yani bilişimcilerin elinden aslında uygulayıcıların ellerine geçtikten sonra nasıl uygulandığıdır. Önümüzde Mustafa Beyin de işaret ettiği birtakım problemler var. Acaba bu problemler gerçekten bilişim projesinin kendisinden mi, yoksa uygulanmasından mı kaynaklı, bunun kararını belki sizler kendi vicdanınızda vereceksiniz, ama toplum olarak ortadaki sorunu çözme işi de hepimize, başta belki bilişimcilere düşecek.

Sizlere bir parça tarihçeden bahsedeceğim dedim. Tarihçe çok da geçmişe dayalı bir tarihçe değil. 29 Nisan 2006’da başlıyor hikâyemiz. Resmi Gazetenin 26153 sayısında yayımlanarak yürürlüğe giren 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunuyla başlıyor. Bu kanunun amacı; kişinin doğumundan ölümüne kadar kişisel, medeni durumuna, uyruğuna ve bunlarda meydana gelebilecek değişikliklere ait doğal ve hukuki olayların belirlenip saptanması. Bu amaçla düzenlenmiş kütüklere yazılması, elektronik ortamda ulusal adres veri tabanının oluşturulması, nüfus kayıtları ile adres bilgilerinin ilişkilendirilmesini sağlamaktır, diye bir amaç tanımlanmış.

İlk defa bu yasanın içinde bir adres sözcüğü geçiyor, yani adreslerin, kişilerin TC kimlik numaralarıyla birlikte bir yerlere kaydedileceğini özet olarak bize haber veren bir yasa. Daha sonra Temmuz 2006’da Bilgi Toplama Stratejisi Eylem Planı yayınlandı. 2006-2010 belgesi olan bu belgenin içine baktığınız zaman “Vatandaşlık Kayıtlar ve İzinler” diye bir bölüm var ve bu bölümdeki 49. eylem “Adres Kayıt Sistemi” başlığı altında. Burada adres kayıt sisteminden sorumlu olan kurumlar ifade ediliyor. Peki, bu adres kayıt sisteminin açıklaması nedir? Ülke çapında vatandaş işletme ve diğer adres bilgilerinin AB standartlarına uygun şekilde tek noktada tutulması sağlanacaktır. Devamı da var; adres bilgilerinin ilgili kurumlar arasında belirlenmiş ilkeler çerçevesinde paylaşımı sağlanacak, farklı kurumların adres toplama çalışmaları birleştirilecektir. İkametgâh belgelerinin kurumlar arasında çevrimiçi paylaşılması sağlanacaktır.

Baktığınız zaman bir Türk vatandaşı için çok önemli olan üç evraktan birinin çevrimiçi paylaşılarak sağlanacağını öğreniyoruz, artık fıkralara konu olmuştu İkametgâh belgesi, 12 fotoğraf, nüfus cüzdanı sureti; bunlardan birinin artık çevrimiçi kurumlar arasında paylaşılacağını öğreniyoruz. Arkasından neler geliyor?

31 Temmuz tarihli Resmi Gazetede Adres Ve Numaralamaya İlişkin Yönetmelik yayımlanıyor. Amaç şu: Binaların numaralandırılması, numaralandırılan binalara ait adreslerin ulusal adres veri tabanına işlenmesine ilişkin usul ve esasları belirliyor. Hemen arkasından 5 Ekim’de Bakanlar Kurulu kararı çıkıyor. Türkiye İstatistik Kurumu da adrese dayalı nüfus kayıt sisteminin kuruluş ve hazırlık çalışmalarında görevlendirilecek olan personelin hangi usul ve esaslara göre çalışacağı, ne kadar ücret alacağına ilişkin bir karar.

2006 yılının sonuna geliyoruz, 15 Aralık, Adres Kayıt Sistemi Yönetmeliği yayımlanıyor ki, bu Yönetmelik aslında şu anda belki de bizim odaklanmamız gereken önemli konulardan biri. Amaç; kanunun amacıyla hemen hemen aynı, zaten üç aşağı beş yukarı aynı sözcükler alınmış, ama ben tekrar okumak istiyorum. Yönetmeliğin amacı; Türk vatandaşlarının ve Türkiye’de herhangi bir amaçla en az altı ay süreli yabancılara mahsus ikamet teskeresi alan yabancıların yerleşim yeri ve diğer adres bilgilerinin tutulmasına ilişkin esas ve usulleri düzenleyen yönetmelik.

Temel olarak ben bir hukukçu değilim, ama yönetmeliklerin yasalara aykırı olmaması gerektiği yolunda bir mantık yürütüyorum. Buradaki hukukçu üstatlarımız tabii ki bu konuyu benden çok çok daha iyi bileceklerdir, ama sade bir vatandaş olarak bir yönetmeliğin bir yasadan daha üstün olup da o yasayı bozacak maddeler içermesi en azından benim içime sinmez, hukuksal açıdan nasıl bir anlamı vardır; bunu hukukçulara, işin uzmanlarına bırakıyorum. Peki, bu yönetmelikte kapsam nedir? Bu yönetmelik “yerleşim yeri ve diğer adres bilgilerinin tutulmasına, güncellenmesine ve kullanılmasına ilişkin düzenlemeleri kapsar” diyor. Yerleşim yeri ve diğer adres gibi birtakım tanımlar geliyor burada. Bu tanımlar da önemli aslında. Yerleşim yeri, bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir. Kişinin aynı anda birden çok yerleşim yeri adresi olamaz diye de bu maddeye eklenmiş. Yerleşim yeri dışında kalan ve geçici süreyle oturulan yazlık, kışlık, ikinci veya üçüncü gibi konutlar da kişinin talebi halinde -bu da önemli bir nokta- diğer adres olarak bu veri tabanında tutulacağını söylüyor. Adres bildirim yükümlülüğünün şekli de yine bu yönetmelikte, 13. maddede tanımlanmış. “Yerleşim yeri ve diğer adreslerin tutulmasında kişilerin adres beyan formundaki yazılı beyanı esas alınır” diyor. Yani siz bu adres beyan formuyla nüfus müdürlüğüne giderek adresinizi beyan edebiliyorsunuz, “Evet, ben şu sokak, şu apartmanın, şu dairesinde oturuyorum” diye ve bu beyan esas alınıyor. Bu beyanı kontrol ile ilgili herhangi bir madde bu yönetmelikte bulunmuyor, fakat neler bulunuyor bu yönetmelikte; “adrese ilişkin bildirim, kişinin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, kimliğine ilişkin bilgiler ve sayısal imzası bulunması kaydıyla elektronik ortamda bunun mümkün olmaması halinde posta ile yapılır” diyor. Yani bir yenilik daha gelmiş, artık ikametgâhımızı değiştirirken eğer sayısal imzaya sahipsek, biz bunu elektronik posta yoluyla da devletin ilgili makamlarına ki, bunlar nüfus müdürlükleri, bu müdürlüklere artık iletebiliyoruz gibi bir madde var burada. 20. madde, adres bilgisini bakanlık, İçişleri Bakanlığından söz ediyor, kurumlar kaydın sahipleri almaya yetkilidir.

Gelelim tutarsızlıklara. Yasanın ilgili maddesi de şunu diyor: “Nüfus kayıt örneklerini bakanlık, dış temsilcilikler, askere alma işlemleri için Milli Savunma Bakanlığı, adli makamlar, adli işlemlerle sınırlı olmak üzere kolluk kuruluşları, evlendirme işlemleri için evlendirme işlemi yapmaya yetkili olanlar, ölüm işlemi için resmi sağlık kuruluşları, kaydın sahipleri ve bunların eşleri, veli, vasi, alt, üst soyları ya da bu kişilere ait bir vekillik belgesini ibraz edenler, nüfus müdürlüklerinden doğrudan almaya yetkilidir”. Yani yasada tanımlanmış olan kapsam, yönetmelikte kısıtlanmış oluyor, uygun bir sözcük olarak kısıtlanmayı buldum.

Yine yasada şöyle bir madde var ki, bu da sanırım hepimizi ilgilendiren bir madde. “Yerleşim yeri adresi ve diğer adres bilgilerinin verilmesi kişinin rızasına bağlıdır” diyor. Yani benim rızam olmadığı sürece yasaya göre yönetmelikte ne yazarsa yazsın, kimseye benim adres bilgimin verilmemesi gerekiyor, bu benim yasal hakkım. Yönetmeliğe döndüğümüz zaman ise durumun hiç de öyle olmadığını görüyoruz. Diyor ki, kanunun 44. maddesinin 1. fıkrasının falan filan bendinde, “kayıt örneği almaya yetkili olanlardan kimlerin yerleşim yeri ve diğer adres bilgilerini alabileceği kişinin yazılı beyanı ya da bu konuda yetki verildiğine dair vekillik belgesi nüfus müdürlüğünce ibraz halinde mümkündür. Milli güvenlik ve kamu düzenini gerektiren durumlarda yerleşim yeri ve diğer adreslerin verilmesi hususu bakanlık tarafından verilir.” Beyanda şüphe diye bir maddemiz var. Az önce benim istemim dışında kimseye verilemeyeceğini söylüyordu, ama yönetmelik farkındaysanız herkese verdi ya da bir kısmını kendisi kısıtladı. “Beyan edilen adres değişiklikleri hakkında şüpheye düşülmesi veya aynı yerleşim yerinin farklı hane halkından olanların beyanlarının tespiti halinde mülki idare amirinin yazılı emriyle kolluk makamları tarafından gerekli soruşturma ve inceleme yapılarak sonucu nüfus müdürlüğüne bildirilir” diyor. Bilgilerin saklanmasıyla ilgili olarak da, “bu bilgilerin 10 yıl süreyle saklanacağı ve kişinin kaydındaki son yerleşim yeri adresinin ise sürekli muhafaza edileceği” söyleniyor. Buradan yola çıkarak vefat edenlerin de adres bilgilerinin varlığı bu sistem içinde var mı, yok mu sorusu birdenbire insanın aklına geliyor. Nasıl geliyor? Biraz sonra örneğinde göreceğiz.

13 Mart 2008 tarihinde kabul edilen 5749 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki Kanunda Değişiklik Yapılamasına Dair Kanun yayımlanıyor. Bu kanun zannedersem 1961 yılında yayımlanan 298 sayılı Kanunun 33. maddesini değiştiriyor ve diyor ki, “seçmen kütüğü, adres kayıt sistemindeki bilgiler esas alınarak Yüksek Seçim Kurulunca belirlenecek usul ve esaslara göre her yıl düzenlenir. Sürekli bilgi toplamıyla her seçim döneminde güncelleştirilir” Aynı kanunun 6. maddesi ise 36. maddeyi değiştiriyor. Bu iki değişiklik birbiriyle çelişiyor mu, çelişmiyor mu, bunu yasa koyuculara bırakıyorum, sadece okuyorum: “Seçmen kütüğü adres kayıt sistemindeki bilgiler esas alınarak her yıl güncelleştirilerek oluşturulur, gerektiğinde seçmen kütüğü dört yılda bir yeniden düzenlenmesi ve iki yılda bir denetlenmesi için gerekli bilgileri toplamak amacıyla bütün Türkiye’de aynı zamanda nisan ayının ikinci pazar günü yazım yapılmasına Yüksek Seçim Kurulunca karar verilir” diyor. 10 Haziran 2008’de bir genelge çıkıyor; Yüksek Seçim Kurulunun genelgesi. Bu arada birtakım problemler oluyor. Problemler, acaba bu kütüklerdeki bilgiler doğru mu, değil mi, sürekli böyle bir geliş, gidiş yaşanıyor. Bu arada Yüksek Seçim Kurulu bir genelge yayımlayarak diyor ki, “biz artık Seçimlerin Temel Hükümleri Ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki Kanununa göre seçmen kütüğünü adres kayıt sisteminden alarak oluşturacağız ve diğer kamu kurumları gibi kurumumuzda kimlik paylaşım sistemine zorunlu olarak bağlanarak bu hizmetten faydalanacaktır” Ortada hiçbir zorunluluk yokken Yüksek Seçim Kurulu kendine bir zorunluluk yaratıyor.

5 Eylül 2008’de İçişleri Bakanlığıyla bir protokol imzalanıyor ve ondan sonra eleştiriler başlıyor. Eleştiriler, 6 milyon seçmen sayısının artması gibi, aralık ayında özellikle başlayan bir dalga bu. Kayıtlara baktığımız zaman 2002-2004 yılları arasında 2 milyon 200 bin kayıt arttığını, 2004-2007 seçimlerine kadar da 1 milyon kayıt düştüğünü görüyoruz. 2007-2009 seçimleri arasında ise 6 milyon kayıtın arttığı görünüyor. Bu arada neler oluyor? Bursa’nın Nilüfer İlçesinde 47 bin seçmenin artmış olduğu belirleniyor ve İlçe Seçim Kuruluna başvuru yapılıyor. Emniyet Müdürlüğü inceleme yapıyor ve yaklaşık 4 bin kişinin hayali adreslerde seçmen olarak kayıtlı olduğu anlaşılıyor, yani boş arazilere yerleşim yeri kayıtlarının yapıldığı gibi bir durum oluyor. Yüksek Seçim Kurulu Başkanı bir açıklama yapıyor ve TÜİK’le bir toplantı yapılacağını ve durumun değerlendirileceğini yine aynı tarihlerde söylüyor. Seçmen listelerinin oluşturulması yasayla acaba burada yürütmenin eline mi bırakılıyor, yoksa başka bir durum mu var, bunu yine sizlere bırakıyorum. Fakat ortada çok ciddi birtakım suçlamalar var. Ölülerin ve çocukların seçmen kütüğünde varolup olmadığı, 2007 seçimlerinde seçmen kütüklerinde 6 milyondan fazla olduğu, dağdaki teröristin seçmen kütüğünde yer aldığı gibi, hatta buna karşılık olarak yanlış hatırlamıyorsam İktidar Partisi bir açıklama yapıyor; gelsinler biz de tanışmış oluruz gibi bir açıklamaları var.

30 Aralık’ta seçmen kütüğünün güncelleştirilmesi usul ve esaslarına göre genelge yayımlanıyor. Bu genelgede yine dikkatinizi çekeceğim çok önemli birkaç nokta var. “Muhtarlık bölgesi askı listesinde yazılamayacak olanlar” diye bir kavram var. Kamu hizmetlerinden kısıtlı, yasaklı olanlar seçimlerde oy kullanamıyor; bu belirtilmiş durumda, fakat yeni bir madde gelmiş buraya. “MERNİS kayıtlarında TC kimlik numarası olup da, seçmen niteliğine sahip olmakla birlikte MERNİS adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi bulunmayanlar” diye yeni bir madde geliyor, yani bu koşullarda TC kimlik numaranız var, fakat MERNİS adres kayıt sisteminde sizin adresiniz yok, o zaman muhtarlık bölgesi askı listesinde yazılamayacaksınız. Böyle bir düzenleme geliyor. Anladığım kadarıyla ilk başta sadece bir beyan yeterliyken Yüksek Seçim Kurulu bu genelgeyle şunu diyor: Artık elektrik, su faturası, doğalgaz abonelik sözleşmesi veya faturası, noterden tasdikli kira sözleşmesi, tapu belgesi gibi belgeleri getirin, artık sizi öyle kaydedelim, diyor. Onların ne kadar geçerli olduğunu bilmiyorum, ama telefon kaydı için herhalde istediğiniz yerden Türk Telekom’a gidip bir başvuru yapıp telefon bağlatabilirsiniz. Bunun çok zor olduğunu zannetmiyorum, zannedersem 25 liraya falan bağlıyorlar, yani bunu alıp, gidip kendinizi ben burada oturuyorum diye Türkiye’nin aynı gün içinde farklı farklı ilçelerinden kaydetmeniz mümkün gibi görünüyor. 5 Ocak’ta da zaten muhtarlık bölgesi askı listeleri çıkartılıyor.

Bu arada birkaç noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu noktalardan biri; aslında hiç bilişimle falan alakası olmayan bir nokta, sosyal mühendislik açığı var. Bu sosyal mühendislik açığı; sonuçta bu veriler kamuoyuna açıklandı. Açıklandığı zaman da hiç fark ettiniz mi çok renkli gazetelerin üçüncü sayfalarında neler olduğunu? Millet kanlısını buldu, gitti bıçakladı, bilmem ne yaptı arkasından. Çok ciddi bir şekilde sosyal mühendislik açığı oldu, çünkü listeler eskiden adrese göre listelenmişken artık isme göre listeleniyor, yani siz komşunuzun adını gittiğiniz zaman, genelde kapıcılara söylerlerdi bizim apartmandakilere bak da gel falan derlerdi, şimdi artık öyle yapılmıyor, teker teker sizin bakmanız gerekiyor. Bu açıdan iyi, fakat öteki taraftan baktığınızda sizin dairenizde kaç kişi oturduğunu da bu listelerden göremiyorsunuz, yani bir tomar liste, işiniz yoksa tabii bakabilirsiniz, ama çok da bakılabilir gibi bir liste değil. Kızlık soyadına göre yapılıyorsa, bu daha da güzel, böylece siz birinin kızlık soyadını da bulup, gidip bankadan kredi kartını iptal edebilirsiniz, bu da gayet basit. Ben size bankaların isimlerini söyleyeyim, kızlık soyadının kaçıncı harfini bilmeniz yetiyor onlar için. Dolayısıyla, ortada ciddi bir sosyal mühendislik açığı da söz konusu. Çok fazla uzattım herhalde, ama bir ufak örnek vereceğim, ondan sonra topu bırakacağım, çok da torpilli konuştuğumun farkındayım özür dileyerek. Sorulardan biri şuydu: Acaba gerçekten ölülerin adresleri var mı?

Müsaadenizle bilgisayarın başına gidebilir miyim?

MUSTAFA AKGÜL- Bu arada şunu söyleyeyim: TC kimlik numarasını tek var sayıyorduk, elimizde örnekleri var. Bir kişiye aynı daire, aynı gün, iki tane vukuat belgesi vermiş, farklı TC kimlik numarası var; isteyene dağıtırım.

Vakit kaybetmeyelim. Toparlayıcı olarak söyleyeceğin son cümlen varsa, onu söyle.

TÜRKER GÜLÜM- Toparlayıcı olarak şunu söylemek istiyorum açıkçası: Biz çok güzel projeler yapıyoruz. Gerçekten “memleketimizi çok güzel tanıtamıyoruz” diye de bir laf vardır, uzun zaman söylendi. Tamam, onu göstereyim, ondan sonra son sözümü söyleyeyim.

Adres, nvi.gov.tr sayfasının adres kayıt sistemi bölümü. Yüksek Seçim Kurulunun 10 Şubat’a kadar adres güncellenmesinin yapılmasını durdurduğunu buradan öğrendim. Sağ tarafta “kayıtlı mısınız?” diye bir bölüm var. Orayı tıkladım, önüme bir sayfa geldi, TC kimlik numarası bölümüne bir TC kimlik numarası yazdım ve resim doğrulamanın altındaki sayıyı da girdim. Sonuç olarak da; belirttiğiniz TC kimlik numarasına ait bir yerleşim yeri adresi sisteme kayıtlıdır yazdı. Yalnız kendisi 2007 yılında vefat eden babamın numarasıydı. Teşekkür ederim.

MUSTAFA AKGÜL- Teşekkür ederim. Sinan Beye topu atıyorum. Bu 6 milyon konusunda en sağlıklı verileri, yani bilimsel tahminleri yapabilecek sensin.

A. SİNAN TÜRKYILMAZ- Teşekkür ederim. Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsünde Öğretim Üyesiyim. Davetiniz için öncelikle teşekkürler.

Türker Bey aslında olayın amacını, yani ADNKS’nin kuruluş amacını gayet güzel anlattı. Ben birazcık hikâyesini ve teknik verisini anlatmaya çalışıp onun arkasından da bunun seçmen sayısı ve bu sistemden gelen ilgili nüfus diyelim, o nüfusla arasında karşılaştırmalar yapmaya çalışacağım. Öncelikle ADNKS; adrese dayalı nüfus kayıt sistemi, yani ADNKS tam anlamıyla bir nüfus sayımı değil. İlk başta belirtmek istediğim şey: Uygulamada eksiklikler, amaçta ve yönetmeliklere geçerken yanlışlıklar olabilir, ama temel niyet, fonksiyon, yararlılık olarak çok faydalı bir amaca hizmet ettiğini söyleyebiliyorum, yani nüfusla ilgili bir kayıt sisteminin bu ülkede oluşması, bunun geçerli olması, paylaşmada sıkıntılar olabilir, başka türlü sıkıntılar olabilir, önemli bir fonksiyonu var. Şöyle bir yanlışla başladı bu iş: Nüfus sayımı sonuçları açıklandı, Türkiye’nin nüfusu şudur diye başlandı. Bu noktada çok aceleci ve teknik davranılmadığını düşünüyorum, çünkü bu bir nüfus sayımı değil, bu Türkiye’de bir TC kimlik numarası olup, bu TC kimlik numarasının kayıtlı olduğu kişilerin sayısını söyleyen bir sistem. Dolayısıyla, bu sistem bazı eksiklikleri içermeye açık, yani bu sistem mükemmeldir, hiç hata yoktur, tekrar yoktur cümlesi de yine ilgili açıklamalarda yapılmıştı. Böyle bir hassasiyetle başlamak istiyorum.

Genel olarak sistemin yapısına baktığımızda, bu bir nüfusa kayıtlılığı gerektirdiği için özellikle erken yaşta, en önemlisi bir yaş altında sistemde eksiklikler var, yani gidip biz doğan çocuğu beyan etmediğimiz sürede ki, bu bir yaş altında yaklaşık yüzde 15, yüzde 17’lerde, 5 yaş altında kümüle daha da yüksek bir rakama çıkabiliyor, özellikle bu yaş gurubunda bir eksiklik olduğunu biliyoruz. Bunun ötesinde daha ileri yaşlara baktığımızda, bunun ben doğru olup olmadığını nasıl karşılaştırabilirim? Aslında yeni rakamlar dün açıklandı, eğer aynı sistemden birden fazla örnek varsa, bunun tutarlılığını ve artışları karşılaştırmam mümkün, ancak dün elimize geçenleri var; kendi iş tutarlılığını değil, daha önceki nüfus sayımlarıyla, oradaki yaş ve cinsiyet dağılımıyla, yerleşim yerlerine göre dağılımlarıyla karşılaştırabilirim. Bu anlamda belli çalışmalarımız da oldu, ama elimiz şunu biliyor ki, Türkiye’de nüfus sayımları 90’a kadar beş yılda bir, 90’dan sonra on yılda bir denildi. 2010’da olup olmayacağı belli değil ve bu anlamda bir seri içerisinde gidiyor ve 2000 sayımında hepimiz hatırlıyoruz, 4 milyon civarında bir nüfus ilk açıklanan rakamdan sonra silindi ve bizim karşımıza 67 milyon 803 bin gibi bir nüfus söylendi, bu 20 Ekim 2000 için söylenen bir rakam. Genel anlamda bu nüfus sayımının doğru varsayımı kabul edildiğinde ve demografik yöntemlerle projeksiyonlar yapıldığında aslında 2007 yılı ortası için tahmin edilen nüfus 74 milyon civarında bir nüfustu. Halbuki 2007 yılı 31 Aralık için açıklanan nüfus 70 milyon 586 bin. Sisteme bu gözle baktığımızda beklenenden daha az bir nüfusu içerdiğini, 3-3,5 civarında bir nüfusu içerdiğini görüyoruz ve bunun önemli bir kısmının da erken yaşlardan geldiğini biliyoruz. Tabii hangisi doğru, yani önceki sayımlar mı doğru, yoksa bu yeni sistem mi doğru? Her ikisinde de “bu doğrudur” demek doğru değil, ama ikisinin de ne kadar yanlış olduğunu ölçmek de çok mümkün değil. Elimizde bu sistem olduğu için genel olarak nüfus yapısına böyle bakıyoruz.

Ben şöyle bir şey yaptım: Bu konuların çok hâkimi değilim, yönetmelikleri çok fazla bilmiyorum, ama bildiğim kadarıyla 95 yılından sonra seçmen yaşı 18 yaşı oldu, daha öncesinde, galiba 87 sonrasında 20 yaştı. Yerel ve genel bütün seçimleri 89’dan sonra sıraladım, seçmen sayısına baktım, daha sonrasında iki yol izledim. Bir; 2007’de açıklanan adrese dayalı nüfus kayıt sistemi rakamı doğru ise geriye doğru projeksiyonlara baktım. Bir de; 2000’deki nüfus sayımı doğru ise 2000’den ileri 2009’a kadar ve geriye doğru nüfus sayılarına baktım ve şöyle düşündüm: Çok kabaca, eğer bizim seçmen yaşımız 95 öncesinde 20 yaş üstü, 95 sonrasında da 18 yaş üstü ise, buna oran olarak bakarsak beklenen tahmini seçmen sayılarımız kaçtır ve uygulamada o tarihlerde kaç olmuş, böyle bir yaklaşımda bulundum. Tabii burada seçmen diye addettiğimiz nüfuslarda, özellikle bildiğim kadarıyla asker nüfusu seçmen nüfusu içerisinde yer almıyor. Onların hangi büyüklükte olduğu, ne kadar büyüklükte olduğu bilinmiyor, ama bunun yanı sıra bu nüfusların içerisinde yer almayan, ama yurtdışında yaşayan ve seçmen olarak addedilen belli bir büyüklük olduğunu da varsayıyorum ve çok kaba bir tahminle bunların birbirine eş ve asker sayısının biraz daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Böyle bir sıralama yaptım ve özellikle şu 5 milyon fark var, bu kadar büyük bir fark var konusuna objektif olarak bakmaya çalıştım. Genel olarak gördüğüm, yani seçmen sayısını genel ve yerel seçimler olarak bir zaman çizelgesi içerisinde sıraladığımda; 87 genel seçimlerinde 26 milyon 376 binden başlıyor. 89’da 28, 91’de 29 979, 32, 34, 2000’e geldiğimizde 37 milyon 495, 2002’de 41 milyon 407 bin, 2004’de 43 552, 22 Temmuz 2007’de biraz önce Türker Beyin söylediği gibi bir düşüş var, 42 799, ancak son açıklanan rakamla bunun 48 milyon 200 bin civarlarında bir rakam olarak açıklandığını görüyoruz.

Genel olarak baktığımızda şöyle bir bilgiyi de eklemek lazım: Türkiye nüfusu yaklaşık olarak 1 milyon civarında artıyor, yani 1 milyondan belki biraz daha az artıyor. Son rakama göre 930 bin artmış gözüküyor. 18 yaş üstü nüfus da 830 bin ile 900 bin arasında artıyor, yani kabaca 875 bin, 850 bin kişi her sene bu rakama ekleniyor. Objektif olarak bakmaya çalıştığımda her iki yaptığım projeksiyon için, yani 2007 rakamı doğruysa, geriye gittiğimde de, 2000 rakamı doğruysa ileri gittiğimde beklenen ilgili nüfus oranlarının tespit edilen veya görülen seçmen sayısından daha düşük olduğunu gördüm. Tabii burada şu hikâyeye bakmak lazım: Birazdan Sabri Bey belki söyleyecek. O kütükler nasıl oluşturuldu, onlar nasıl taban aldı? Benim bildiğim 97 nüfus tespitiyle belli bir taban beyiz alınmıştı. 2000 nüfus sayımında yine bilgiler alındı. Sonrasında muhtarlıklarla oluşturuldu, ama bu sefer muhtarlıklardan daha bağımsız olarak, biraz önce Türker Beyin söylediği gibi adrese dayalı nüfus kayıt sistemiyle, ama bir başka sistem daha var bahsetti; ulusal adres veri tabanıyla, yani bir tarafta kişi bilgi tabanı, bir tarafta da adres tabanıyla oluşturulan bir rakam var. Bu gözle baktığımda aslında daha önceki her seçim için geçerli bu; ilgili nüfus ve toplam nüfus arasındaki orandan hep daha az seçmen sayısıyla karşılaştığımızı görüyoruz. Kabaca 18 yaş üstü nüfus, günümüzde yüzde 68 oranında toplam nüfusun, daha geçmişte genç nüfus daha arttığı için 65, 66, 64 oranlarına doğru gidiyor. Seçmen oranlarına baktığımızda bunun çok fazla 63’ü, 62’yi geçmediğini, daha geçmiş dönemlerde 57-54 civarlarında olduğunu görüyoruz. Ben burada şunu söylemek istemiyorum: Yani bu rakam kesinlikle doğrudur, bu sistem mükemmel, öyle bir yargıya varmak amacıyla değil, sadece genel, böyle bir nüfusumuz varsa, böyle bir nüfustan beklenen kabaca seçmen sayısı nedir ve geçmiş rakamlardaki seçmen sayıları neydi anlamında bakmak istiyorum. Eğer biz 2002’de 41 milyon 407 bin seçmene sahipsek, 2004’de 43 milyon 552 bin ise, 2004-2007 üç yıl içerisinde bunun yaklaşık 3 milyon kadar artması beklenilebilecek bir şey ki, 42 milyon biliyorsunuz 43 milyondan daha düşük bir rakam, yani 2002’deki rakam da doğruysa, 2002’den 2007’ye beş senede 5 milyonluk bir artış. Dolayısıyla, bu 48 milyon rakamı çok anlamsız, çok afakî gözükmüyor, ilk genel tespitim bu.

Eğer vaktim varsa, birazcık sistemle ilgili kendi bildiklerimle konuşmak istiyorum. Şöyle bir şey var: Finlandiya çok küçük bir ülke. İdari kayıtları, özellikle kilise kayıtlarından gelen bir gelenekle nüfus kayıt sistemi var. Bunların bir sistemi oluşturup, bu sisteme entegre olup sistemi kullanmaları yedi-sekiz yılı, hatta daha fazla dönemleri aldı. Biz iyi niyetle iyi bir sistem oluşturduk, ama yönetmelikleri belki çok fazla dikkatle incelemeden, açıklar bırakarak, paylaşım ve belki de bireyselliğe ait eksiklikler bırakarak biraz hızlıca bunu kullanamaya başladık. Belki de bu konudaki daha tecrübeli insanlara benim sorum veya burada ikinci dönemde tartışılacak olan şey: Bunun alternatifi neydi veya biraz önce rakam olarak eksik olduğunu düşündüğüm eski kütükler acaba yeni kütüklerden daha mı iyi? Şimdi bazı alanlarda fazla seçmenlerin sayılmış olması, bazı alanlarda eksiklikler olması, kimi binalarda fazla seçmenin çıkması, insanların evinde seçmen çıkması; bunlar gördüğümüz durumlar ve sistemin eksikliklerini gösteriyor.

Bireysel olarak açıklamaya baktığımızda 76 kişilik evin erkek yurdu olduğu, onların silindiği, 8 tanesinin sonradan sistemden çıkarıldığı, daha önce bahsi geçen kişilerin sistemden çıkarıldığı gibi çeşitli açıklamalar var, ama Nilüfer örneğinde olduğu gibi büyük nüfuslardaki kayıtlar, artılar veya hayali yazılımlar; onlar gerçekten incelenmesi gereken şeyler. Orada ben temel niyetin seçmen sayısını arttırmaktan daha çok, özellikle biliyorsunuz yerleşim yerleri nüfusa göre belli oranlarda katkılar alıyor ve bu 2000 meselesinden dolayı sonradan mahkemeden döndü. Birçok özellikle küçük nüfuslu yer kendi nüfusunu 2 binden fazla gösterebilmek için yapay olarak demeyeyim, ama en azından büyük şehirlerde yaşayan kişileri kendi sistemlerinde göstermeye çalıştılar veya böyle bir yazılım yaptılar. Bunun eksiklik sisteminin eksikliği olduğunu söylüyorum, ama şunu net olarak söyleyemiyorum, yani burada çıkan rakam, genel oran ve rakam anlamında zannedildiği veya söylendiği gibi çok fazla ve hayali bir yazılım göstermiyor, tam tersi sayımlardaki genel ilgili nüfus oranı olarak baktığımızda anlamlı olabilir bir düzeyde gözüküyor. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Aslında ADNKS’nin uygulamalarıyla ilgili Türker Beyin bazı söyleyeceklerine belki eklemeler veya yorumlar yapabilirim, ama şu aşamanın yeri olmadığını düşünüyorum. Teşekkür ederim.

MUSTAFA AKGÜL- Ben daha sonra cevaplamanız anlamında bir soru sorayım. Adres veri tabanında TC kimlik numaraları var kabul ediyoruz. Dolayısıyla, aynı kişinin birkaç yerden kaydı gündemde, yani adres veri tabanında. Onları ikinci adres olarak alıyorlar değil mi?

A. SİNAN TÜRKYILMAZ- Şöyle oluyor: Benim bir yazlığım var ve Ankara’da yaşıyorum, ikinci adresim olarak onu işaretliyorum. Ancak kanuni bir işlem yapmaya kalktığımda veya başka bir işlem yapmaya kalktığımda birincil adres denilen veya yerleşim yeri olarak geçen adres geçerlik kazanıyor. Aynı anda iki yerden gidip de hem yazlıktan hem yerinden oy kullanmak pratikte mümkün gözükmüyor. Birden fazla aynı kişiye ait TC kimlik numarası, orada biraz emin olmak lazım, bu son KEY ödemelerine baktığımda kendi ismimde farklı TC kimlik numaramda kişiler gördüm. Acaba aynı adreste olduğumuzdan, aynı kişi olup olmadığımızdan emin olmak lazım. İlk başta sistemde o tip açıklar yakaladılar, ama genel olarak belli bir temizliğe gidildiğini biliyorum, ama sistemin içinde bu hiç yoktur diyecek kadar bilmiyorum. Biliyorsunuz burada esas paydaşlar olmadığı için ben kimsenin savunuculuğunu yapmak için de burada değilim, sadece objektif bir bakış yapabilmek için buradayım, ama keşke MERNİS’ten, YSK’dan ve TÜİK’den bu işi esas yapan kişiler olsaydı onlar belki daha net cevap verebilirdi. Sistemle ilgili son bir şey söylemek istiyorum müsaadenizle: Her şeyi aceleye getirdik, sayım diye açıkladık, paylaştık, ama bu işi TÜİK’in elinden de biraz hızlı aldık, yani MERNİS’e geçtikten sonra bu sistem, İstatistik Enstitüsündeki o sistemi yapan ve yürütenlerin elinden birazcık MERNİS’e geçtikten sonra sıkıntı yaşandığını düşünüyorum. Hem veriyi analiz etme, veriye hâkim olma, kullanma anlamında hem de mesela, bu Adres Bina Sorgulama ve Sıralama Yönetmeliğini değiştirdiler. Bildiğim kadarıyla bu bile sistem içerisinde bazı karışıklıklara yol açtı. Belki biraz daha TÜİK’in elinde olmalı ve daha sakin, daha işleyerek, en azından ikinci sonuçları görerek çalışılmalıydı.

Ulusal adres veri tabanı hazırlanırken TÜİK ve belediyelerle işbirliğinde hazırlandı, ama bu noktadan sonra MERNİS’le, yani İçişleri Bakanlığının altında MERNİS’e devredildi, benim bildiğim kadarıyla öyle.

HASİP KAPLAN (Demokratik Toplum Partisi)- Tabii burada arkadaşlarımız çok güzel bir şekilde açıklamayı yaptılar, bizi de rahatlattılar, aynı şeyleri tekrarlamaktan kurtulduk. Sorun şuydu: Elli senedir seçimler yargı gözetiminde ve denetiminde yapılıyor, sorun bu. Sorun; elli yıldır yargının denetiminde yapılan seçime yürütmenin müdahale etmesidir. Sistematik açısından baktığımız zaman sorun bu. 5749 sayılı Yasayı getirdikleri zaman Mecliste en sert muhalefeti yapan, hatta Demokratik Toplum Partisinin adına bu konuda konuşan milletvekiliyim ben. Sorun şu: Diyoruz ki, bir tarafta Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünü devreye koyuyoruz, İçişleri Bakanlığına bağlı. Bir taraftan TÜİK, Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren’e bağlı. Bir tarafta Yüksek Seçim Kurulu var, bağlı gibi düşünmesek de Adalet Bakanlığı, yani farklı bakanlıklar. Şunu söyledik: Adrese dayalı seçmen kütüğü oluşturulması için bu yasayı getiriyorsunuz, iki noktada çok ciddi hata yapıyorsunuz. Şu an Türkiye’yi tartışıyoruz, çünkü bunun bir de yurtdışı seçmen kütük sorunu var bu yasada, yani tek Türkiye’de değil, yurtdışındaki vatandaşlarımız yerel seçimlerde oy kullanamıyor ki, o dönemde biz yurtdışındaki vatandaşlarımızın da oy kullanabilmesi gerektiğini savunmuştuk. Asıl problem; yurtdışı seçmen kütüklerinin de genel seçimlerinde patlak vereceği, çünkü öyle bir sistem, bir yasa getirdik ki, gümrükte kullanılabilir, gittiği yerde kullanılabilir, elçilikte kullanılabilir, mektupla kullanılabilir. “Yahu, mektupla aşk bitti arkadaşlar, Internet aşkları başladı” Anayasa Mahkemesi de bir mektupla iptal etti.

Burada temel sorun, Sayın Erdem kaç defa yazdı bu konuyu; “seçmen kütükleri de seçim başladığına göre Yüksek Seçim Kurulunun denetiminin her aşamada olması gerekir” dedi. Yani bu yasa taslağını adrese dayalı kayıt sistemini, mühendislik olayını, bileşim olayını, AR-GE olayını, yazılım olayını, hepsini Yüksek Seçim Kurulunun planlaması gerekiyor. Yüksek Seçim Kurulu, elbette ki oturacak, hazırlayacak değildi, çağıracaktı, İçişleri Bakanlığına diyecek ki, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü bana ne yapabilir, nasıl hazırlayabilir? TÜİK de nasıl yardımcı olabilirsin ve kendilerindeki verilerim de var benim, TÜBİTAK da var, yani TÜBİTAK da bir işe yarasın, olmuyorsa sivil katkı sunsun; Elektrik Mühendisleri Odası var, yazılım, bilişim konusunda son derece uzmanlar. Getirirsiniz, bu adrese dayalı kayıt sistemini yargının denetiminde tartışmasız bir duruma getirirsiniz. Birdenbire 6 milyon seçmen artınca herkes numune örnek arıyor. Numune örneğe gerek yok. Ankara’da dün çete davasından aranan Yeşil’in kaydı da çıktı, yani çok kişinin çıkar, ya ölüm kaydı düşmemiştir, ya farklı olmuştur. Elimde bir dosya var, basit bir örnek vereceğim, adrese dayalı değil mi, adrese dayalı.

Şunu ifade etmek istiyorum: Biz bu kayıtlar konusunda bir soru önergesi verdik, olmadı, gündem dışı konuştum, hükümet kal’e almadı, yetmedi Türk Ticaret Kanunu vardı, bıraktım bunun üstüne yüklendim, ondan sonra muhalefet de sağ olsun yüklenmeye başladı, hâlâ da çözmüş değiliz, yani bir arpa boyu da adım atmış değiliz. Aslında çok basit, yeni yasanın 33-36. maddesi idareye verilen işlemleri yargının denetiminde tekrar kuracağız. Bunun çözümü de çok net, Mecliste guruplar, partiler arası bir komisyon kurulacak, adil, eşit, özgür bir seçim ortamını hazırlayacağız, bu hepimizin sorunudur, çağdaş olmanın, uygar olmanın, medeniyetin, her şeyin ölçüsü budur, bu konuda da uzlaşamıyorsak, o zaman birbirimizin gözünü oyalım. O zaman ne demokrasisinden, hukuktan her gün bahsediyoruz, ettiğimiz yeminlerin ne anlamı var?

Bakın, sadece şu örnek, garabeti o kadar güzel ortaya koyar ki, küme evleri diye rakamlar var. Adrese dayalı değil mi? Adrese dayalı, adres üstünden gideceğiz. Ceylanpınar İlçesinde Devlet Üretme Çiftliği var, yani merkezden 40 km uzakta. Burada göçerler var, Arbitiler, Bayatlar gibi isim isim var, ama 40-50 km ötede yaşıyorlar. Bunları getirmişler, Ceylanpınar Merkez Seçmen Kütüğüne kayıt etmişler. Adrese dayalı da çıkınca, Belediye Başkanı; “bizim partimizden, kardeşim şu şehrimin haritası, benim adresime göre” diyor. Şehir haritasını bana göndermiş, göstermek istiyorum, çünkü çok enteresan. Belediyelerde belde mücavir alanı diye bir şey vardır biliyorsunuz, ondan sonrası köyler gelir, “benden sonra üç tane köy var. Evren köyü, ismi de güzel, gitsinler oraya kaydolsunlar, muhtarlıksa muhtarlık, en yakın yer orası veya ondan öte iki köy var” diyor. Bunlar kayıttan düşürülüyor, oy beklentisi olan iki-üç parti başvuruyor, diyor ki, “kardeşim, eskiden bizde kayıtlıydı”. İlçe Seçim Kurulu karar veriyor, ilçe seçimden Yüksek Seçim Kuruluna gidiyor, yüksek Seçim Kurulu şimdi bir karar göndermiş; “2007 gibi kaydet” diyor, “bunlar kütüksüz kalamaz ki başkanım, yeni yasa çıktı” diyor, “çadırı neredeyse orada kaydedelim” diyor. Bakın arkadaşlar, 3 600 rakamdan bahsediyorum, bir ilçenin kaderini belirler, ama benim Yüksek Seçim Kurulunun kararları kesin, diyor ki, belediye başkanı sen düşünemezsin diyor. Demin arkadaşlar açıkladı, biliyorsunuz veri kayıtları; 1. Mali İdareler, 2. Özel İdare, 3. Nüfus ve Vatandaşlık Dairesi. Üç noktada esas alınıyor. Orada olmayan vatandaşı yazacaksın diyor. Yüksek Seçim Kurulu onu yazacaksın derse vatandaş ne yapsın? Gelin, bunu düzeltin. Bunu ne mühendis düzeltir, ne toplum mühendisliği, ne bilişim, hiçbir şey düzeltmez, bunun mantığı yok. Diyorsun ki, göçeri getir, merkeze kaydet, bu bir örnek.

Bende kayıtlar var, ilginç örnekler çıkarmıştım. Buca Cezaevinde 1 500 tutuklu, Buca Cezaevi adresi. Kardeşim tutuklu bu, tahliye olacak. 1 500’ün adresi Buca Cezaevi, kaydetmişler. Tahliye olacak, bir ay sonra duruşması var, evine gidecek, yani bu kadar spesifik örnekler var ki, bizim burada art niyet aramamız, karmaşada seçime hile karıştırılacağı kaygısını taşımamız kadar doğal bir şey yok. Seçimler açıklanmış, bir bakıyoruz 1,5 milyon seçmeni İçişleri Bakanlığı silmiş, bir bakıyoruz 6 milyon artmış. Artık yazılım, bilişim, devlet sistemine girdik, yazacak arttıracak, yazacak sildirecek, yazacak çoğaltacak, ondan sonra bizde 47 aldı, yok kardeşim hile hurdasız bir seçim yapmayı başaramıyoruz, sorun orada. Bu konuda gerçekten bizim Meclis olarak görevimiz var, 33, 36, hatta 40. maddeleri değiştirmemiz için kendi içimizde bir uzlaşma komisyonu kurup idareden ve hükümetten, yürütmeden alıp tekrar Yüksek Seçim Kuruluna bunu vermemiz lazım. Yani Yüksek Seçim Kurulunun bütçesini artıracağız, elemanını artıracağız, mühendisi de olacak, yazılımcısı da olacak, bilgisayarcısı da olacak, gidecek İçişleri Bakanlığından, diğer ilgili bakanlıklardan verileri alacak, kendi adrese dayalı kayıt sistemini Yüksek Seçim Kurulu kuracak, kendi denetleyecek ve eskisi gibi itiraz usulü olacak muhtarlıklardan.

Şırnak’ta komutan geliyor, özel bölge, 300 kişinin cüzdanını toplamış getiriyor, muhtar anlatıyor, diyor ki, “300 tane cüzdan getirmiş, kaydet” diyor. Muhtar sıkıysa kaydetmesin. Yasak, giremezsin oraya; bu bir.

İki vatandaş diyor ki, ben İstanbul’da geçici işçiydim. Geliyor, diyorlar; polise, emniyete veya kaymakamlar sana belge versinler. Polis korkusundan gidemiyor ki emniyete, ya beni alırlarsa diyor. Yani her şeyi baskı altına almanın anlamı yok. Bunu batıranlar biziz, yani siyasetçilerdir. Düzeltmesi gerekenler de siyasetçilerdir, ama teknik kadroların, bilişim hukukunun, özellikle hukukun, bilişim endüstrisinin devreye girmesi, nüfus vatandaşlık verilerinin sağlıklı verilmesi lazım. Yurtdışı adrese dayalı seçmen kütüğünde şu an önlem almak lazım, şu an önlem alınmazsa dehşet şeyler olacak, bunu anlatmaya gerek yok. Hakkâri’de benim adayım kazanıyor, bir gün sonra gümrükten torbada 50 ton oy getiriyorlar. Nasıl geldi, kim getirdi, nasıl kullanıldı, nasıl dağıtıldı, nasıl denetlendi? Gerçi Sayın Coşkun bu konularda bir şeyler söyleyecek, ama YSK’nın önüne de onlar veri getiriyor, sonuçta gümrüklerdeki verileri de onlar getiriyor. Bunu aşmamız gerekiyor diye düşünüyorum ki, hem bu yerel seçime bir sağlık kazandıralım, bunu Meclise bir an önce ortak önerge olarak vermemiz lazım. İkincisi de, yurtdışı adrese dayalı kütüğe hemen el atmamız lazım. Üçüncüsü, YSK’ya ciddi bir bütçe ayırmamız lazım bu konuda. Adrese dayalı veri sisteminin oluşturulması ve sağlığı için onların denetiminde, sivil toplumun da katkısı sağlanarak bir çalışma yapmak lazım diye düşünüyorum. Kusura bakmayın, dinlemek istiyordum, özellikle Tahran Bey burada, gerçi biz Mecliste birbirimizi çok dinliyoruz, özür dileyerek izin isteyeceğim, çünkü bir konuşma için gideceğim. Çok teşekkür ediyorum.

İSA GÖK- Evet, teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Sorunun tespiti konusunda aslında herkes hemfikir, ama sorun tek değil, sorun çok fazla. Bir mühendislik hatası yapıldığı muhakkak, tabii bu Türkiye’nin gündemine 2006 itibariyle gelmiş bir şey değil aslında, geçmişe baktığınızda az önce Hasip Beyin bahsettiği gibi Osmanlı döneminde aslında Yörüklerin iskâna tabi tutulması olayı vardı. Bunlar Osmanlı Döneminde dahi nüfus sorununda hareketlilik arz ettikleri için sabitlenemiyorlardı. Türkiye’de hâlâ bu kabile hayatı, göçer hayat devam ediyor, bu Güneydoğuda, doğuda son derece yoğun. Bunun verdiği sorunlar var; bir.

İkinci anlamda diğer sorunlar; mühendislik olarak bu veri tabanının sorunlu olduğu, iyi bir mühendislik örneği verilmediği, çalışmaların hatalı yapıldığı muhakkak. Bu MERNİS çalışması içerisinde bu hizmeti yapacak olan firma veya firmalar, ne yazık ki 15-16 yaşındaki çocukları çalıştırıyorlardı. Nüfus idaresine oturtmuşlardı, bu çocuklar, isim, hane, kayıt giriyorlardı. Ben mesela, kızımın adı Alâra, ikinci a’daki şapka konusunda sorun yaşamıştım o çocuklarla, Ankara arandı, şu oldu, bu oldu. Bu sistemin yaratıcıları, çalışanları dahi yeterli değildi. Bu ayrı bir sorun, daha da gidiyoruz. Bahsettiğiniz tespitlere ilişkin olarak söyleyeceğim; bu bir veri tabanı aslında, Türkiye’nin bir şekilde bu veri tabanına ulaşması lazım, doğruya doğru. Neden? Hâlâ o klasik deyimle anam, babam usulü sayımlar yapıyoruz, hâlâ bir modern tekniğimiz, bir sabit ne bankacılık sistemimiz, ne vergi sistemimiz, ne bir sağlık sistemimiz yok. Bunun özü nereden geçiyor? Teknolojiyi kullanmaktan geçiyor. Bu kadar kolay mı? Bu kadar kolay değil. Mesela, Türkiye hâlâ verilerin korunması konusunda bir yasa tasarısını, Avrupa Birliği süreci içerisinde, bunu getirme zorunluluğumuz olmasına karşın hâlâ becermiş değiliz. Hükümet bunu komisyona getirdi, verilerin korunması değil, nasıl insanları fişlerim yasasını getirdi; mezhebine göre, cinsiyetine göre, okuduğu gazeteye göre, cinsel tercihine göre. Hükümet bunlara kadar fişleme yasasını getirmeye çalıştı, muhalefet ve bizlerin bağırtısı üzerine geri çekti.

O kadar çok sorun var ki, ama ne olursa olsun Türkiye’nin bir şekilde kayıtlarını bilgisayar ortamında dediğimiz bu dijital ortama aktarma zorunluluğu var. Başka türlü Türkiye gibi bir ülkenin idaresi, herhangi bir sistemin; sabıka sisteminden bankacılık sistemine kadar, hakların alınma sisteminden harcamalara kadar denetlenmesi mümkün değil. En önemli konu vergi mesela, denetlenemiyor. Bizim yönümüzden asıl sorun ne aslında, ona gelmek istiyorum. Biz siyasetçiler yönünden şu anda en elzem sorun hakların kullanılması konusunda becerilemeyen bu veri tabanının esas teşkil etmesi, sorun burada. Hakların kullanılması nedir? Bahsetti; mahalli idarelere İller Bankasından verilen pay. Bu ülkenin bir geliridir, ülkenin bir artısıdır. Bunlardan pay alıyor insanlar değil mi, esas ne burada; veri tabanı. Veri tabanı sağlıklı mı? Hayır. Sağlık sistemi, vergi sistemi, esas ne şu anda? Bu veri tabanı. Sağlıklı mı? Değil, mühendislik hatası. 29 Mart için daha da yakıcı bir sorun var. Ne var? Aynı veri tabanının, yani bu mühendislik olarak başarısız olunan, ama aslında olma zorunluluğu olan bu veri tabanının ne yazık ki, bu bir özeleştiridir, gurupların da bu kanun komisyonlardan geçerken uyumaları sonucu -Sayın Kaplan keşke o zaman uyansaydı- Genel Kuruldan bu tasarının geçmesi. Geçmesiyle oluşan sorun ne? Daha elzem, iki ay içerisinde ayağımıza basacak, nasırımızı azıtacak olan sorun ne? Sorun, siyasi temsilde bu veri tabanının kullanılacak olması, yani seçimde.

Bakın, vergisi ayrı, sağlığı ayrı, bankacılık sistemi ayrı, her şeyi ayrı. En yakındaki sorun 29 Mart. Nasıl geldiysek buraya gelmişiz. Gelinen noktada şu anda Yüksek Seçim Kurulu denilen tüm seçimlerin idaresinden sorumlu olan, kararlarına karşı yargı yolu kapalı olan ve Anayasanın 79’da tüm yetkileri belirlenen bu kurul, yetkilerini 5749 sayılı Kanunla ne yazık ki idareye, yani yürütmeye, yani hükümete bağlı insanlara devrediyor. Kanun genel okunuşunda aslında art niyetli gibi gelmiyor, büyük bir ihtimalle tüm gurupların da bu kanuna ilk bakıştaki yaklaşımları ne olmuştur, Türkiye’deki keşmekeş, kargaşa muhakkak, kargaşanın giderilmesi lazım. Bu veri tabanı üzerinden bir mühendislikle şu makinenin içerisine sığdırma çalışması olumlu bir gelişmedir. Mühendislik kısmı arkadaşlarımızın uzmanlığı ve hataları barındıran bir kısım. Burada sorun 29 Marttaki seçimlerde seçmen kütüklerinin bu yanlışlıkları içeren, bu mühendislik hatalarını içeren ve bu tabanın doğru yapılmadığı ortam üzerinde bunlara dayalı olarak oy kullanılması. Burada tehlike aslında bunun da kullanılması değil, bir adım daha ileriye gidelim; tehlike mükerrerlik kelimesi üzerinde yoğunlaşıyor. Nüfus, 71 milyon 450 bin. 76 da olabilir, 60 da olabilir, çok önemli değil, bu mühendisliğin hatasıdır. Bunun düzeltilmesi lazım, düzeltilecek, belki de göç yolda düzeltilecek, Sayın Tokay’ın çok iyi bildiği deyimlerle, ama bir gerçek var, o da şu: Mükerrerlik bu sistemde imkân dahilinde mi, yani Türkiye’nin yıllardır seçimlerde şaibe dediği şey, yine gelip önümüze konulacak mı? Bu şaibe, yargı denetimi olan seçimlerde dahi giderilemedi. Şimdi giderilmesi hepten çığırından çıkmış gibi görünüyor. TC kimlik numarası; bu bizi kurtaracak mı, oy kullanan şahsın her oyu sandık kurulu önünde bir bilgisayar marifetiyle ana makineden silinebilecek mi, yoksa yine bir boyaya mahkûm mu olmak zorundayız? Sorun burada. Zira halkın oyunun Parlamentoya, şu anda ise halkın oyunun mahalli idarelere yansımasının temini olan bu seçimde eğer ki, az sayın, çok sayın, doğru adres, yanlış adres, bir adrese 80 kişi, bir adrese 110 kişi veya 2 kişi, bunlar benim için şu anda çok çok canımı yakan konular değil, belki yerel seçimler itibariyle seçim bölgelerine kaydırmalar da önemli, ama ben genel yapıya bakmak istiyorum.

Bu sistemde genel yapıda mükerrer oyu engelleyemezsek, Türkiye’nin 2009’da yaşayacağı en büyük ayıp olur ki, ben bu İktidarı Türkiye için son derece tehlike iktidar olarak gören bir insanım, zira Türkiye’nin müstemlekeye dönüştürülme aşamasında koştur koştur bizi götüren bir iktidar yapısı var, bu iktidar yerel iktidardan gelen tüm parasal kaynakları çok iyi kullandı, İstanbul Belediyesinin nasıl kullandığını çok iyi biliyoruz, o para kaynaklarının ne hale getirildiğini çok iyi biliyoruz, şimdi yeniden bunlara hesapsız kullanma imkânı verecek yerel iktidarın hatalı listeler üzerine bir de mükerrerlik tehlikesiyle içine düştüğümüz bataktan daha da dibe gitmemize müsib olacak mı? Sorun bu.

Bunun yöntemi; biz CHP olarak çözümler üretmeye çalışıyoruz. Bunlardan biri; gurubumun talebi üzerine ben de hazırlamıştım, mesela, İçişleri Bakanlığına bağlı Nüfus ve Vatandaşlık Genel Müdürlüğü ile YSK’nın yaptığı protokolün iptali. Danıştay’da bu dava görülüyor, biz açmıştık, ama diğer gurupların hepsi açınca davaların sonucunu bekliyoruz. Acaba Danıştay’ın vereceği bir iptal kararıyla YSK karşı değil, ama diğer idare olan Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Müdürlüğünün yaptığı denetime tabi işlemse, iptale gidebilirsek acaba bu seçmen listelerinin sağlıklı hale getirilmesi sağlanabilir mi? Kalan süre itibariyle bu çok olanaklı görünmüyor. Kalan süre itibariyle bu bilgilerin sağlıklı hâle getirilmesi de çok mümkün görünmüyor. Durum onu gösteriyor ki, YSK, seçimin 29 Mart’ta yapılacağı konusunda gayet kararlı, zaten bu Anayasa hükmü, ona doğru gidiyor. Bu seçmen listelerinin şu anda hâkimliklere yapılan itirazlar ki, bu sistem de çok enteresan biliyorsunuz. Mesela, biz de Mersin’de adres sorgulaması başlattık, muhtarlardan Konutta Bildirim Formu aldırarak nüfusa yönlendirebiliyorum, bu başka türlü olmuyor. Nüfus üzerinden eğer ki adreste farklı şahıslar varsa, bunların silimi yapılmıyor, havuza aktarılıyor, derken Seçim Kurulunun hâkimine gönderiliyor, hâkim buradan silme kararı diye olumlu bir müspet kararı verirse havuza aktarılıp o adres temizlenmeye çalışılıyor. Havuzdaki oylar ne olacak, bu insanlar ne olacak, bunlar oy kullanacak mı, kullanmayacak mı, bunlar oy kullanırsa hangi yerel seçim bölgesi için kullanacaklar? Bir sürü bilinmeyen var, bilinmeyenlerle yapılan iş şaibeli olur. Şeffaflık ve denetlenebilirlik, kontrol edebilirlik, şaibenin önüne engeldir. Şekil aslında keyfiliğin can düşmanıdır. Hukukçu arkadaşlarım bilir, önce şekil koyacaksınız, şekilde hataya izin vermeyeceksiniz. Şekilsizlik, kuralsızlık var şu anda. Kimse ne olacağını bilmiyor, hiçbirimiz bilmiyoruz. Arka arkaya gelen bir kanun değişiklikleri, idarenin, hükümetin tek taraflı takdirleri, YSK’nın “ben yaparım” kararları, nüfus işlerinin kaydetmesi, silmesi, iptal etmesi, TC kimlik numarası verilmesi, kimliğinin geri alınması, tam bir kargaşa. Ben sizlere soruyorum; bu ortamda yarın çıkacak seçim sonuçlarına gönül rahatlığıyla “bu halkın gerçek iradesinin tecellisidir” diyebilecek misiniz? Diyemeyeceksiniz, o kadar çok bilinmeyen bir denklem ki, bu kadar bilinmeyenin olduğu denklemden biz sağlama çıkartalım, mümkün değil.

Enteresan bir tren yolculuğu arkadaşlar, garip bir tren yolculuğu, nereye gittiğini bilemiyoruz. Kompartımandan inemiyoruz, bunları düzeltemiyoruz, sanki benim aklıma şu geliyor: Bilinçli bir kargaşa yaratılıyor gibi, çünkü o renkli devrimler var ya, renkli devrimlerin olduğu yerlerde ne hikmetse Amerikan mühendislerinin yol göstermesiyle o ülkede hep bu türden karışık, sonucu belli olmayan bir ortam çıkmış. Bu ortamlardan da ne yazık ki bu renkli devrimler oluşmuş. Türkiye’ye biçilen bir görev var; Türkiye’ye yakın tarih için yüklenen bir misyon var, devlet şeklinden sınırlara kadar, Ortadoğu coğrafyasından her şeyine kadar, enerji yollarına kadar. Acaba Türkiye bu denli kritik ortama bu kargaşayla bilinçli olarak mı getirildi? Zira biliyoruz ki, 2007 seçimlerinde yarım saatte bir anda giren bir oy da var. Bunu anlamak mümkün değil. Bunlar bir korku değil arkadaşlar. Yakınçağ tarihini iyi inceleme, çevremizdeki ülkelerde neler yapılmış bunlara bakma ve bir de şu meretin oyunlarına akıl sır erdirememe, çünkü birileri bu işin uzmanı. Tüm dünyaya program üretenler bu işin uzmanı. Biliyorsunuz, çıkartanlar İngiliz ajanlarının konuşmalarını alıp deşifre etmişler, Amerikan gizli servisine aktarmışlar. Bunlar hep biliniyor, bunlar hep gerçek. İngiliz Hükümeti ajanlarına Black Berry kullanma yasağı koydu. Biz her şeyde Microsoft’u kullanıyoruz, mail’ler denetlenebiliyor.

SALONDAN- Onun için de yasaklandı, Almanya kullanmıyor, askeri bilgileri çalındığı için.

İSA GÖK- Evet, ne kadar güzel bakın. Mesela, o konuda PARDUS yazılımı vardı, onları teşvik etmeye çalıştık; bize özgü bir şeyler olması açısından.

Korkular belli, hatalar belli, eksiklikler belli, yasal düzenleme anlamında bu eksikliklere yol açma belli. Düşünüyorum; acaba bilinçli mi?

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

ŞADAN ŞİMŞEK (Demokratik Sol Parti)- Çok değerli arkadaşlar, ben 1999-2002 döneminde Edirne Milletvekilliyim Demokratik Sol Partiden. Şimdi de Demokratik Sol Parti, Parti Meclis Üyesiyim. Çok değerli katılımcı arkadaşlarımız, özellikle Türker Bey olsun, Sinan Bey olsun, değerli milletvekili arkadaşlarımız bir değerlendirme yaptılar. Ben tabii konuyu fazla uzatmak istemiyorum.

Eğri cetvelden hiçbir zaman için doğru çıkmaz, hiçbir zaman için de doğru çizilmez. Adrese dayalı nüfus kayıt sisteminin uygulamalarına baktığımız zaman TÜİK’in Başkanı İbrahim Şahin’di. Şimdiki TÜİK’in Başkanı TRT Genel Müdürü, yani neticede bu ülkede liyakat esas olmadığı müddetçe, konuların başına gelen insanlar belli bir kariyere gelmediği müddetçe hiçbir şey hiçbir zaman için olmaz. Adrese dayalı nüfus kayıt sisteminde çıkan kanuna göre geleceklerdi, adreste olup olmadığını tespit edeceklerdi, ona göre kayıt yapacaklardı, ama bir baktık, gördük ki, evde olmayanlara kâğıt bırakıldı, kâğıtlar dolduruldu, muhtarlıklara bırakıldı ve kayıtlar yapıldı. Tabii biz Demokratik Sol Parti olarak yargıyı, yürütmeyi, yasamayı, hep söylüyoruz, aslında siyasetçiler her zaman güzel şeyler konuşmayı sever, ama uygulamaya geldiğinde bazı aksaklıklar muhakkak ki oluyor.

Yüksek Seçim Kurulu yargı kuruluşudur ve orada Seçmen Kütükleri Genel Müdürlüğü vardır. Seçmen kütüklerini Yüksek Seçim Kurulu belirler, ama 5 Eylül 2008 tarihinde yapılan protokol anlaşmasına göre Yüksek Seçim Kurulu bu yargı görevini yürütmeye teslim etmiştir. Biz de Demokratik Sol Parti Eskişehir Milletvekilimiz Tayfun İçli tarafından Danıştay’a genelgenin iptali için dava açtık. Değerli hukukçu arkadaşlarımız burada, biliyorsunuz Yüksek Seçim Kurulu kararları yargıya taşınamıyor, ama yaptığı protokolün iptali. Aynı zamanda 13 Mart 2008 tarihinde çıkartılan, az önce Türker Beyin de söylediği gibi 5749 sayılı Kanunun 4. ve 6. maddeleri iptalini istedik. Danıştaya da verdiğimiz dava dilekçesinde bunun Anayasaya taşınması gerektiğini ve bu iptalin neticesinde seçmen kütüklerinin Yüksek Seçim Kurulunun uhdesinde Seçmen Kütükleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılmasını önerdik. Tabii burada yapılması gereken çok şeyler var. Ben sivil toplum kuruluşlarından, meslek odalarından gelen bir arkadaşınız olarak biraz geç kalınmış bir olay diye düşünüyorum.

Ben cumhuriyet tarihinin en genç milletvekiliyim, otuz yaşında milletvekili oldum ve bunu da gururla söylüyorum, Sayın Bakanımla da beraber yaptık; 4 yıl Başkanlık Divanlığı Üyeliğinde bulundum, yine cumhuriyet tarihinde 17 milletvekilinden bir kişiyim. Ben milletvekilliğinden emekli olmamış, 2000 yılında çıkardığımız kanunla kıyak emekliliği kabul etmeyen, 8 sene sonra emekli olacak bir arkadaşınızım. Şu anda bu görevi yaptığımdan dolayı milletvekili olarak maaş almıyorum, onu da gururla söylüyorum, ama beni en çok üzen konu; medyatik olanlar, yani ne söylenen değil de, kimin söylediği önemli oldu Türkiye’de. Bunlar konuşuluyor, yani burada konuşulanların hepsi basında çıkan şeyleri konuşuyor, ama bizim Demokratik Sol Parti olarak tespitlerimiz çok var. İşletim sistemi dediniz, işletim sisteminde hatalar var, uygulanabilirlikte hatalar var ve burada bir kişinin iki adreste gösterilmesi işletim sisteminden kaynaklanan bir olaydır. TC kimlik numarasına göre tutup da orada tek bir şekilde yazılımın da altyapı programında, belli bir programlamada sıkıntı olmamış olsa, bu şekilde çıkmazdı, ama şu anda kamuoyunda yapılacak seçimlerle ilgili bir kaygı duyulmakta. Bence bizim Danıştaya açmış olduğumuz 5 Eylül 2008 tarihli Protokolün iptali, aynı zamanda 5749 sayılı 13 Mart 2008’de çıkan 4. ve 6. maddelerin iptali ve Danıştayın Anayasaya tutup da aykırılık durumunda başvurmasını istedik. İnşallah o da sonuçlanacak, onun takibini de yapıyoruz. Zaten biliyorsunuz, bir de şu da konuşulmuyor: Kapanacak belediyeler de seçime giriyor, o da bir muamma. 2009 Mart’ta böyle bir bulanık suda balık tutmaya çalışıyoruz. Puslu, karanlık bir havada yol bulmaya çalışıyoruz. Allah sonumuzu hayır etsin diyoruz. Biz üzerimize düşen görevi yapıyoruz. Ben fazla konuyu uzatmıyorum. Teşekkür ediyorum Başkanım.

FARUK BAL (Milliyetçi Hareket Partisi)- Teşekkür ederim Sayın Başkan. Beş arkadaşımız konuştu. Bir saat yirmi dakikayı idrak ettik. Dolayısıyla, dinleme süresini aşağı yukarı iki kat aşmış bulunmaktayız. O bakımdan ben olabildiğince özetle ve araya da hikâyeleri sokuşturmak suretiyle dikkatinizi toplamaya çalışacağım.

Değerli arkadaşlar, Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak üzere huzurunuzdayım. Milliyetçi Hareket Partisi, milliyetçi bir parti olarak milletin iradesine son derece önem veren ve milli iradenin seçimlerde ayna gibi, olduğu gibi sandık sonucuna yansımasına özen gösteren bir partidir. Bu aynanın önüne sirk aynası konulması demek, seçmen iradesini pire ise deve, deve ise pire yapmak anlamına gelebilir. Tartıştığımız mevzu, belki 1946 yılından sonra önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin en çok tartışılacağı seçim olacaktır, çünkü seçimler bir ülkenin siyasi rejiminin rengini, şeklini ve kokusunu ortaya koyar. Libya’da olduğu gibi yüzde 99 oy ile on defa seçilen bir Cemahiriye Başkanının bulunduğu yerde demokratik toplum gereklerinin yerine gelmediğini hepimiz biliriz ya da Saddam’ın defalarca yüzde 99 oy aldığı bir yerde demokratik toplum gereklerinin olmadığını biliriz. Dolayısıyla, seçimlerde temel alınacak olan verilerin, o ülkenin rejimine, o ülkenin demokratik değerlendirilmesine etkisi olması gerekmektedir.

Bizim ülkemiz de demokrasiyle idare edilmekte ve hakikaten seçimleri bağımsız yargıya terk etmiş olan demokratik ülkelerden biriyiz. Bağımsız yargı, 298 sayılı Kanuna göre seçimlerde kullanılacak olan temel verileri kendi kontrolünde değerlendirir ve seçmen kütüklerini buna göre tanzim ederdi. Ta ki renkli devrimler aşamasına geldiğimiz 2000’li yıllardan sonra nevzuhur bir şekilde ortaya çıkan AKP’nin devri iktidarında iki önemli değişiklik yapılmıştır. Bunlardan biri “MERNİS projesiyle bu işi halledelim, elektronik ortama geçelim” falan denilmiştir, 2,5 milyon seçmen ortadan kaybolmuştur. Hanımefendiler belki benim örneğimi doğru bulmayacaklar; akıllı aşçı ya da hilekâr aşçı diyelim; yemek tarifini anlatırken gramını, adedini, ölçüsünü vermez, el kararı, göz kararı, o insanın kabiliyetine göre falan der. Saf olan aşçı da şu kadar gram tuz, bu kadar gram biber, bu kadar kilogram domates, patlıcan vesaire der. Yapılan yemekte demokrasinin nimetlerini sofraya getiriyoruz, 2,5 milyon seçmen iradesi ortadan kayboluyor. Bu el kararıyla, göz kararıyla olacak saf bir aşçının işi değil. Varsayalım ki, o zaman Türk topluluğu genel kamuoyu denildi ki, bu mükerrerdi, bu mükerrer oylardan kurtulduk. Peki, ikinci defa ortaya çıkan husus; bu defa 6,5 milyon seçmen oy fazlası. Bu Türkiye’de babayiğit partilerin aldığı oylardan daha fazla bir oy. Sayın Hocam bunu matematiksel olarak izah etmeye çalıştı. Bence ne kadar izah ederseniz edin, bir anlamı yok. 2004 yılında 43 milyon 552 bin 931 olan seçmen yargının gözetiminde yapılmış olan idarenin inisiyatif yüklenmediği bir seçmen kütüğüydü. Bu seçmen MERNİS projesi uygulamasıyla 2007 milletvekilliği seçiminde 42 milyon 553 bin 41’e düşmüştür. Arada 1 milyon fark gibi görülmektedir, değil, o tarih itibariyle seçmen yaşı 18’e düşürülmüştür. Dolayısıyla, genç bir nüfusa sahip olan Türkiye’de 18 ile 20 yaş arasındaki iki yaş gurubu da buna dahildi. Dolayısıyla, makul bir rakamla 2,5-3 milyon seçmen kaybı vardır.

Biz de sorgulamayan bir toplumuz. Hakkını aramayan bir bireysel zafiyetimiz var. Seçmen kütükleri askıda, ben tabii seçim işlerinden sorumlu bir parti yöneticisi olarak arıyorum teşkilattan ne yaptın? “vakti var efendim daha” Kimse gitmiyor, bakmıyor. Bizim teşkilatlarımız biraz daha hiyerarşik düzene riayet eder, biraz daha böyle elbette “gidelim bakalım” falan diyecek bir anlayışa sahip, ama en yakınımızdaki kişiler, kültürlü ve entelektüel kişiler hâlâ seçmen kütüğünde var mı, yok mu; bunun araştırmasını yapmamıştır. Aynen bu tapu kanununa benziyor veya orman kanuna benziyor. Biliyor musunuz, Ümitköy’de bir kooperatifin yarısı orman yarısı değil. İkisi de askıya çıkmış, biri itiraz etmiş, biri itiraz etmemiş. Yargıtay Genel Kuruluna gidiyor dava. Niye? Birisi itiraz etmediği için. Dolayısıyla, bu seçmen kütüklerini sorgulayan bir kültüre sahip olmadığımız için ya da bireysel haklarımızı arayan bir toplumsal özelliğe sahip olmadığımız için askıya çıkmasının çok fazla önemi olmuyor.

Uzatmak istemiyorum. Bu adrese dayalı sistem, biraz önce hanımefendilerin soruları olduğu için açıklıyorum; ulusal adres veri tabanı şehirlerde belediyelerin kontrolünde, köylerde özel idarenin kontrolünde ve her iki yerel birimin koordinatörlüğünü de TÜİK yapmak suretiyle gerçekleştirildi. Özel idareler AKP’nin çoğunlukta olduğu yerel birimlerdir. 3 227 belediyeden de 1 900 küsuru AKP’nin elindedir. Dolayısıyla, bu seçmen veri tabanı bir açıdan değerlendirildiğinde AKP’nin yerel siyasi sorumluluk üstlendiği birimler tarafından oluşturulmuştur. Oluşturulduğu süreç de ve adrese dayalı kanunun çıkmasıyla 2 000 nüfusunu altındaki belediyelerin kapatılacağında yaygınlaşıp Anayasa Mahkemesine Danıştay kararıyla birlikte buralarda alevlenme başladı. Alevlenme, sanki seçmenler neşvünema bulurmuş gibi patır patır şehirlerden köylere ya da köy statüsüne geçen beldelere akıtıldı. Akıtılırken de özellikle büyük şehirlerde ve ilçe bazındaki belediyeler AKP’nin elinde olduğu için isteyenin eline istediği kâğıt su İdaresinden, Telekom İdaresinden veya diğer yerel birimlerden kolayca alındı. Örneğin, benim seçim bölgemde ben falanca yere nakil olmak istiyorum diyen hiçbir MHP’li arkadaşım belediyeden belge alamadı, ama Cihanbeyli’nin beldelerine -isim vermeyeyim burada birkaç kişiyi de töhmet altına almak istemiyorum- yüzlerce seçmen nakli yapıldı. Arzu edenlere buna ilişkin bilgileri sunabilirim.

Değerli arkadaşlarım, bu sistem demek ki, yargının demokratik toplum gereklerine uygun olarak demokrasiyi özümsemiş ülkelerde yargı gözetiminde olunması gerekirken, yargı değil, yürütme gözetiminde verisi hazırlanmış olan bir sistemdir. Sistem, “adrese dayalı tespit ediyoruz, , evinde adamı yazacağız, daha ne istiyorsunuz?” Yazmışlar; Yeşil Keçiören’de çıktı, Kandil’deki terörist geldi Adana’da çıktı veya Bursa’nın bir ilçesinde 20 bin seçmen bir başka hayali alanda çıktı. Adana’nın bir yerinde inşaat ruhsatı alınmamış inşaatta 229 seçmen, bir internet sitesinde 20 bin kişi “benim evimde böyle bir adam yoktur” diye feryat ediyor. Bu nasıl adrese dayalı sistem? Öyle bir adres yok, demek ki, hayali bir şey yapılmış burada, yani bu kadar büyük hata. “Adrese gittik kardeşim, yazdık, geldik” diyen bir sistemin ürünü olabilir mi? Her kimse, Keçiören’de Yeşil’i yazmışsa bulup, onu götürüp “nerde bu Yeşil kardeşim? Göster bize” dememiz lazım veya Kandil Dağı’ndan gelen teröristi kim yazmış ise bu yazan kişiye “Kandil’deki adamla suç ortağı mısın?” demek lazım.

Demek ki, arkadaşlar, bu sistemin temelinde arıza vardır, arıza olmasının sebebi, demokratik toplum gereğine uymayan bir biçimde yüksek yargının görevinde, YSK’nın görevinde olması gereken seçmen verilerinin idareye tebliğ edilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Bu konuda ciddi bir kuşku ortaya çıkmıştır. Derin endişeler hâkimdir, bu bir paranoya değildir. AKP’nin 2007 seçimlerinde yıpranmış bir parti olarak yüzde 30’lardan 4 ay 22 gün sonra yüzde 47’lere fırlamasını ortaya koyan makul bir neden yoktur. Bu konudaki şüpheler önümüzdeki seçimleri de şüpheli hale getirmektedir. Yani bu yasa değerli arkadaşlarım, deve gibi her tarafı eğri büğrü bir yasadır. Bu yasaya dayalı olarak seçmen iradesine ayna gibi yansıtabilecek bir mekanizmayı geliştirmek imkânı görünmemektedir. Bunun için biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak Anayasa Mahkemesinin Nüfus Kanununda sokağa çıkma yasağını iptal eden hükmünü sanki 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Hakkındaki Kanunda yazılı olan seçmen listelerinin yazımıyla ilgili maddesi de iptal edilmiş gibi yansıtan zihniyete karşı olarak bir kanun teklifi verdik. Bu kanun teklifinde 298 sayılı Kanundaki Yüksek Seçim Kurulunun seçmen listesini tanzim etme yetkisi hâlâ bulunmaktadır. Buna göre 11 Ocak tarihi itibariyle, gününü de belirtmek suretiyle bir seçmen kütüğü yazılımının gerçekleştirilmesini önerdik. Ancak 330’dan fazla milletvekili sayısı olan AKP çoğunluğuna karşı bunu yasalaştırma imkânımız yok. Bunun üzerine bu yasallaşmasına imkân olmayan bir teklif olarak görüldükten sonra Yüksek Seçim Kuruluna bir dilekçe vererek bahsettiğimiz endişeleri yasal gerekçelerle birlikte değerlendirip burada yok farz edilen 2007 milletvekili seçiminde ve referandumda yok sayılan seçmen, milli iradenin bir parçasıdır. O yok sayılan seçmen, bitki gibi nasıl 2008 yılında adrese dayalı sistemle birlikte 6,5 milyon seçmen olarak artmıştır? Bu fasulye, nohut gibi doğranacak, ekilecek, biçilecek bir şey değildir, bu insandır, bu bizim vatandaşımızdır. Aşçı gibi el kararı, göz kararı olmaz bu iş. Bir devlet ne kadar seçmeni var, ne kadar yok, bunu bilmesi lazımdır. Bunu bilemiyorsa böyle bir devlet olmaz.

O zaman yapacağımız iş; 2007 yılında referandum ki, o bu kadar tartışılmamıştır, referandumda kullanılan seçmen listeleri yeniden güncelleştirilerek bu seçimlere gidilsin, adrese dayalı sistemden vazgeçilsin. Sebebi de şu: Teknolojiyi istediğiniz yerlerde kullanabilirsiniz, ama kullanabilecek bir imkânı ya da o teknolojiyi kullanabilmek için şartlar müsait değilse, o teknolojinin bir anlamı yok. Bizim toplumumuzda toplumsal bir stabilite yaratamamışız. Bir göç toplumuyuz biz, ekonomik olarak göç toplumuyuz, toplumsal olarak bir göç toplumuyuz. 1,5 milyon tarımsal nüfus, son beş yıl içerisinde tarımı terk etti. Tarımı terk eden insan ne yapacaktır, iş arayacaktır. Nereye gidecektir, büyük şehre iş aramaya gidecektir. İşte adresi değişti. 1,5 milyon her aile dört kişiden müteşekkil olsa 6 milyon insan demek ki göçe tabi.

Yaşanan krizde şu son üç-dört ay içerisinde 400 bin işçi işinden oldu. Bu insan orada aç, sefil duracak hali yoktur, toplumumuzun geleneği olarak nereye gidecektir, ailesine sığınacaktır, geldiği yere gidecektir. 400 bin insanı son üç içerisindeki iş kaybeden insanlar olarak değerlendirdiğimizde 5 kişilik bir aile olarak değerlendirdiğimizde 2 milyon insan göç edecektir. İşte size adrese dayalı sistemi çökerten 8 milyonluk bir rakam. Bunun yanı sıra devlet memurları vardır, emekli olup giden insanlar vardır, bunlar da ciddi bir rakam. Çok özür dilerim uzattım, ama gittikçe konular artıyor.

Değerli arkadaşlarım, hızlı tren örneğini vererek kapatıyorum. Türkiye bir hızlı tren faciası yaşamıştır. Sonra “hızlı tren” değil, “hızlandırılmış tren” denilmiştir. Bu aceleci, acemi olan AKP İktidarı döneminde hızlı tren faciası nedeniyle onlarca insanımız hayatını kaybetmiştir. Demokrasimizin hızlı tren benzeri olarak, bu adrese dayalı sistem ile 29 Mart seçimlerinde bir kazaya kurban gitmemesini temenni ediyorum. Biz bu hususta yapacağımız işleri Meclis bazında yaptık, Yüksek Seçim Kuruluna müracaat bazında yaptık, İlçe Seçim Kurulları bazında yapıyoruz, seçmenlerimizi yönlendiriyoruz, ancak temenni ederiz ki, bizim gayretlerimiz bu faciayı önler nitelikte olsun. Teknolojiyi, bilgiyi kullanması konusunda Türkiye’nin önünü açmak lazım, teşekkür ederim.

MUSTAFA AKGÜL- Hep adrese dayalı sistemin olmaması konuşuldu, ama burada bence bir hata yapıyoruz, çünkü önceki seçmen listelerimizde de bir adres var, bir kütük var, liste buna göre oluşuyor. Olay, bunun dijital ortamda ve bu şekle dönüştürülmesi, yoksa mutlaka bir adres olacak, bu insanlar bu adreste kayıt olacak, seçmen listesi buna göre oluşacak.

Adres veri tabanı düzgün çalışmıyor, ama onun hedefi seçmen kütüklerinin çok ötesinde. Onu çok hızlı bir şekilde hayata geçirmeye çalıştık, geçiremedik. O düzgün olsa bile YSK’nın bu işin içinde onu değerlendirip bağlantıyı kurması gerekirdi. YSK’nın değerlendirmeden, kontrol yapmadan gözü kapalı kolaycılığa kaçtı, yani işini yapmadı. Onun için de bu ölüyü nasıl kaldıracağız, onu konuşacağız. Bir değişiklik yapmak istiyorum, iki tur demiştim, ama siz ikinize, ne yapalımdan sonrasını kapsayacak bir şekilde söz verelim, ondan sonra sizler düzeltme yaparsınız.

Buyurun Sabri Bey.

SABRİ COŞKUN- Teşekkür ederim Sayın Başkan. Bu elektronik sistem kuşkusuz birçok kolaylıklar getiriyor, umarız felaketler getirmesin, ama eksiklikler de getiriyor. Çocukluk yıllarımızda bize bir hikâye anlatılırdı; görme özürlüleri bir filin etrafına toplamışlar, sonra da siz neyi tuttunuz diye sormuşlar. Kimisi kuyruğunu tutmuş, kimisi bacağını tutmuş, bir kör dövüşü içinde hatayı biliyor herkes de nasıl ortadan kaldıracağız düşüncesi gündeme geliyor tabii. MERNİS projesi, yıllar yılı Yüksek Seçim Kuruluna empoze edilmeye çalışıldı. Benim görev dönemimde de sürdü, fakat klasik sistem uygulanmakla birlikte bu elektronik sistemin faydalarını bilgisayarla oyların değerlendirilip çabuk sonuca varmayı uyguladık, ama yazım sistemini sürdürdük. MERNİS, bir torbanın içine seçmen niteliğinde olan nüfusu da, seçmen niteliğinde olmayan nüfusu da koyuyor. Seçmen farklı, nüfus farklıdır, ama bu sonuçların değerlendirilmesinde İstatistik Kurumuyla birlikte çalışılır, İstatistik Kurumunun görevleri belli sınırlar içinde, Yüksek Seçim Kurulunun görevleri belli sınırlar içinde. Seçimlerin kontrolü başından sonuna Anayasa gereği Yüksek Seçim Kurulunun görevi, yetkisi içindedir. Seçmen kütüklerinin, seçmen listelerinin oluşturulması da Yüksek Seçim Kurulunun kontrolünde gerçekleşmesi lazım. O kadar gerçekleşmesi lazım ki, kullanılan kâğıtların filigranlı olup olmadığını kontrol için hile olmasın diye fabrikada özel filigranlı kâğıt üretilir.

Dünyada şu anda hiçbir ülke elektronik sistemle oy kullanmayı tamamıyla gerçekleştirmiş değil. 2001 yılında Belarus’da Macaristan’ın pazarlamasıyla bütün ülkede seçim yapıldı. Hindistan yıllardır kendisi bunu üretir, fakat kendisi kullanmaz pazarlamaya çalışır. Bush öncesi biliyorsunuz Amerika’da da bu elektronik sistemin kullanılmasında da büyük hatalar görüldü. Seçimi kazanan başkası oldu, ama gerçekte başkan başkası oldu. Bizim bu bozuklukları, eksiklikleri nasıl giderebiliriz meselesi üzerinde toplandık, fakat bu iş biraz geç organize edildi. Üç gün sonra seçmen listeleri askıdan iniyor. Şimdi seçmen yazımı, seçmenin oturduğu yerde yine adrese dayalı seçmen listesi olsun, ama seçmeni yazan görevli memur yerine gitsin, bizzat görüp yazsın. Bu nüfus sayımının son aşamasında hepiniz karşılaşmışsınızdır; iki memur evleri ziyaret etmiştir, ama ev sahibini bulmuştur, bulamamıştır, listeler muhtara bırakılmıştır, doldurulmuştur. Sağlıksız bir veri oluşmuştur. Bir de geleneksel olarak değişik zamanlarda ifade edildi, İller Bankasından pay almak ve Belediye Başkanlığını kazanmak açısından, Belediye Başkanı olarak demiyorum, yani o beldenin belediye olmasını sağlamak amacıyla şişirme yazımlar yapılırdı. O yazımlarda, gerçekte orada oturan kişiler değil, çevreden, büyük şehirlerden, ora kökenli insanların toplanması; bir de hayali seçmenler meselesi var. Bakardınız, kabarık biçimde ona göre payları yükselir, ona göre belediye imkânlarından yararlanırlar.

Gelecek için bir şeyler düşünülebilir. Gelecek için mühendislikten söz edildi. Bir defa bu teknolojinin iyileştirilmesi, şimdiki hatalardan iyi yönde etkilenerek bunların düzeltilmesi söz konusu olmalı, çünkü seçim hareketlidir

. Bu akşam tutukludur, yarın tahliye olacaktır, buna MERNİS’in Nüfus İdaresiyle yürüteceği teknoloji yeterli olamaz. O bakımdan eğer seçmen yazılacaksa, eskiden her dört yılda bir nüfus sayımı gibi seçmen yazımı yapılırdı. Tabii 2000’li yıllardan itibaren bırakıldı. Emanete bırakılan bu iş de sağlıklı verileri toplayamadı, bugünkü olumsuzluğu karşımızda bulduk. Mutlaka yazım sistemini getirmek lazım, değerlendirmeleri makineden yararlanarak yaparsınız, ama yazım sistemini mutlaka yeterli eleman, yeterli bütçeyle, seçmeni görerek, kimliğini görerek yazmak lazım.

Bu toplantının geleceğe ışık tutması dileğiyle bütün katılanlara, bütün dinleyicilere teşekkür ediyorum, Saygılar sunuyorum.

OTURUM BAŞKANI- Teşekkür ederim.

Buyurun Tarhan Bey.

TARHAN ERDEM- Sayın Başkan, bu toplantıdan ben çok şey öğrendim, onları özetlemem belki daha doğru, ama kimseyi kızdırmamak için yine ben kendi bildiğimi söyleyeyim. Şimdi mesele 1972’den geliyor. 1972’de Nüfus Kanunu çıktı ve bugün ulaşmış olduğumuz MERNİS Projesini gerçekleştirsin diye. Tabi MERNİS adını o zaman almadı, ama 1972’dedir kanun. Sonra 2006’da tekrar Nüfus Kanunu toptan değişti, tabii teknolojiyle vesaire de değişti. 1972’den sonra 1979’da, 298 Sayılı Kanunun seçmen kütükleriyle ilgili maddesi baştan sona değişti, yani aşağı yukarı 28. 14. maddeden 47. maddeye kadar bütün o bölüm yeniden yazıldı. Nasıl yazıldığını hatırlatmak istiyorum; çok önemli çünkü günümüz için. 1978’de seçim kanunlarını gözden geçirmek için partiler arası bir komisyon kuruldu. O günkü siyasi ortamı hatırlarsanız, bu günkünden daha çok sıcaktı. İnsanlar birbiriyle kavga ediyorlardı vesaire, ama buna rağmen Meclis, her partiden ikişer üye tayin ederek, bir partiler arası komisyon kurmuştu ve o partiler arası komisyon geniş bir hazırlık yaptı, yalnız kütükle ilgili değil, pek çok maddesini değiştirmiştir bu kanunda. Bunlardan önemli kısmı da -diğerlerini önemsiz diye söylemiyorum- ama çok üzerinde çalışılmış olanı seçmen kütükleriyle ilgili kısmıdır. Seçmen kütükleriyle ilgili kısmın başına “bilgisayar ortamına alınacaktır” diye başlamaktadır ve seçmen kimdir, seçmen kütüğü nedir tanımı yapılmaktadır 14. maddesinde.

Şimdi bu nasıl yapıldı? Biraz sonra böyle davranılmadığı için problemlerle karşı karşıya kaldığımızı söylemek için buna misal veriyorum. O zaman muhalefette olan partinin bir temsilcisi önerdi “bilgisayar ortamına geçelim” diye. Ben de o komisyonunu üyesiyim ve teklif eden de bendim. Dediler ki, “Bir rapor yapalım o zaman, bunu tartışalım” Geniş bir rapor yapıldı, üzerinde çalışıldı vesaire, yani uzun zaman alan bir çalışmadır. Bu arada zaman zaman Meclis Başkanının başkanlığında toplanıyordu partiler arası komisyon. Meclis Başkanı dedi ki: “ Nüfus İdaresinde de bir çalışma var, bize gelsinler, bir anlatsınlar durumu”. Hakikaten bir hafta sonra İçişleri Bakanlığından arkadaşlar geldi, bilgisayar ortamına alınma projesini, -kendilerinin projelerini- anlattılar falan. Ama bizim projemiz, yani 298’deki seçmen kütükleriyle ilgili proje ayrı bir muamele görmüştür ve bahsettiğim raporun özeti Seçim Kanununu değiştirme kanunun gerekçesine ayrı bir rapor olarak dercedilmiştir.

Ama maalesef biz o kanunu bu güne kadar uygulayabilmiş değiliz. Burada biraz sonra yeniden geleceğim, eğer zamanım kalırsa, meselenin kişisel olmayıp toplumsal olduğunu söylemek için bunu arz ediyorum. Kanun vardı, kanun çok güzel hazırlanmıştı, her şeye uygun bir kanundu, ama 1979’dan bugüne kadar 25 Kasım 2008 tarihine kadar, yani ilk seçmen kütüklerinin askıya çıkan kararla ilgili olarak, o güne kadar bu kanun tatbik edilememiştir. Her ne kadar 2007 Seçiminde Yüksek Seçim Kurulu, “seçmen kütüklerini bütünüyle SEÇSİZ Projesi içinde bilgisayar ortamına alınmış olduğunu” söylemesine rağmen bu tatbik edilememiştir. Şimdi o tartışmayı başka tarafa bırakıyorum, bu söylediğimin doğruluğu zaten o gün aldıkları kararla bellidir. 25 Kasım’daki karar, İçişleri Bakanlığının adrese dayalı nüfus kayıt sisteminden faydalanacağını söylemektedir. Bu tatbik edilemedi; tatbik edilememesinin sebebini herhalde kendimize göre bir yorum yapmamız lazım, onu biraz sonra devam edelim

Bir hususu hatırlatmak istiyorum buradaki arkadaşlarıma. Adrese dayalı nüfus kayıt sistemi, 26 Ocak 2008 tarihinde bir yıllık sonucu, yani 2007 yılı sonucu ilan edilmiştir, hatırlıyorsunuz, ama kanun, bugünkü problemi yaratan kanun, bundan 3 ay sonra çıkmıştır. Yani adrese dayalı nüfus tespit sisteminin problemleriyle bu kanunun bir ilgisi yoktur. Bu kanun başlı başına bir yanlıştır.

İkinci bir şey söylemek istiyorum. Adrese dayalı nüfus kayıt sistemi 26 Ocak’ta ilan edildiği zaman, 26 Ocak 2008’de, yani bu problemi çıkaran kanunun komisyonda kabul edilmesinden iki ay önce ilan edilmiştir nüfus ve o gün zaten yanlış olduğu da söylenilmişti. Hatırlayınız, 26’yı takip eden günlerdeki gazetelerde, o ADNSK’nın doğru olmadığı, gerek tasarım safhasında, gerek uygulama safhasında pek çok hatası olduğu söylenilmişti. Söylenildi, ama bir şey de olmadı o ayrı bir şey, ama onun hatası. O hata bu kanunla ilişkilendirilmemelidir; onu arz etmeye çalışıyorum.

İsa Beyden çok özür dileyerek bir şey söylemek istiyorum. Bu problemi çıkaran madde, Anayasa Komisyonunda bendenizin çok saygıyla anmam gereken -ismini vermemem gerek yok, ismiyle alakası yok çünkü- fevkalade saygıdeğer, çalışkan, iyi niyetinden hiç kimsenin şüphesi olmamamsı gereken bir arkadaşımız tarafından önerilmiştir ve orada bulunan Yüksek Seçim Kurulunun Temsilcisi de “Biz de katılıyoruz efendim” demiştir. Hükümet de “teklife eğer Yüksek Seçim Kurulu katılıyorsa, biz de katılıyoruz” demiştir, yani burada renkli devrim vesaire gibi sebepler aramamak lazım; bu ayrı bir şey, Yani ben aramayın diye söylemiyorum, ben aramadığımı arz ediyorum. Burada ciddi bir hata yapılmıştır, Parlamentonun ciddi bir hatası vardır. Bir arkadaşımız dedi ki, “ hiç kimse yazmadı” kanunun Mecliste görüşüldüğü gün, 13 Mart 2008, bendenizin o gün çıkan yazısının başlığı “Seçmen Kütüğünün İlkesi Değişiyor” diye uyarmağa çalıştım. Uyarmaya çalıştım derken kendimi şey yapmak istemiyorum, ama Meclis hayatı budur, Meclis hayatında önünüzden bir çok evrak geçer, anlayamazsınız. Böyle bir teknik maddedir, o teknik maddeye Yüksek Seçim Kurul katılmıştır, Hükümet katılmıştır, zaten muhalefet teklif etmiştir. Dolayısıyla, hiç kimsenin dikkati çekilmemiştir ve mesele çıkarılmamıştır. Aslında Meclisimize saygılı olmamız lazım, ama bence o kanun, 5749 Sayılı Kanunun yurtdışı kısmı da yanlıştır. Biraz evvel galiba DTP’li arkadaşımız söyledi, yurtdışıyla ilgili mesele yürürlüğe girdiği zaman, uygulanmağa başlandığı zaman, ne felaketlerle karşı karşıya kalacağımızı herkes görecek. İstirham ediyorum, nasıl istiyorlarsa anlatalım, o kanun bütünüyle yürürlükten kalkması lazımdır; çünkü çok büyük problemler yaşatacaktır Türkiye’ye; 2 maddesinin yaşattığı gibi, Yani 4. ve 6. maddelerinin nasıl bugünkü seçim kütüklerini, seçmen kütüklerinde problem yaratıyorsa, yurtdışı seçmenlerle ilgili, yurtdışında oturan vatandaşların oy kullanmasıyla ilgili maddeler de böyledir.

Düşününüz, bakın, bir tane hususunu anlatayım: Ankara’da, İl Seçim Kuruluna bağlı bir ilçe seçim kurulu oluşturuluyor ve bu ilçe seçim kurulu bütün yurtdışında oturan vatandaşların seçmen kütüğünü hazırlıyor. Bunun da adına “Yurtdışı Seçmen Kütüğü” gibi bir isim konuyor. Burada çok büyük bir hata vardır. Bu madde uygulanmaya başlandığı anda, Türkiye’de çok büyük problemler olacaktır.

Şimdi asıl konumuza geçelim. Uygulanmadı dediğim maddenin size bir maddesini okuyacağım. 1979 senesinde kabul edilen ve yürürlükte olan ve o tarihten bu tarihe kadar hiçbir defa uygulanmamış bir maddesi: “Çalışmaların görüşülmesi, seçmen kütüğü genel müdürlüğünün program, tasarım, alınan sonuçlar, hazırlanan genelgeler ve tüm uygulamalarını tanıtan raporu 14. maddenin 2. fıkrasına göre ilan edilen siyasi partilerin” -yani seçime katılma hakkı olan siyasi partilerin- gönderecekleri birer temsilcinin yüksek seçim kurulu üyelerini, seçmen kütüğü genel müdürü gerekli gördüğü 3 personelinin katılacağı ve yüksek seçim kurulu başkanı başkanlığında 3 ayda bir yapılacak toplantıda görüşülür.” Bu bir kere toplanmamıştır. “Toplantı günü 3 ayda bir olmak üzere Yüksek Seçim Kurulu Başkanı tarafından saptanır. Toplantı belirlenen gün ve saatte gelenlerle yetinilerek açılır. Bu toplantılarda katılanların çalışmaları hakkında bilgi alması amaçlanır, karar alınmaz.” Bilgi almak ve fikir vermek; yani partiler fikirlerini söyleyecek. Bu nereden geliyor? Şuradan geliyor: 1961’de seçim kanunları düzenlenirken, çok önemli bir ilke kabul edilmiştir. O günkü gerekçelerde vardı. Seçim kurulları yargının denetiminde ve gözetiminde yapılır bütün seçim işleri, ama ortak olan siyasi partilerdir; hükümet değil. Seçime katılmak hakkı olan siyasi partiler, seçim işlemlerine ortaktır.

Bu sistemden maalesef bir başlangıç koymuyorum, en azından son on yılda bir hayli uzaklaşılmıştır. Şu anda da durum farklı değil, yani siyasi partiler seçim sonuçlarından kendilerini sorumlu görmüyorlar, seçim işlerinden kendilerini sorumlu görmüyorlar; oysaki sorumludur. Yani DTP, MHP,CHP, AKP kadar sorumludur seçim işlerinde; çünkü her kurulda temsilcisi vardır, her kurulda üyesi vardır ve Yüksek Seçim Kuruluyla da böyle bir irtibat kurulmuştu, ama işlemedi.

Şimdi burada niçin bu olmadı? Benim kanaatime göre, tabii bu teşhis yanlış olabilir. Efendim, Mecliste veya herhangi bir düzenlemeyi, belgeleri hazırlayanlarla, tatbik edenler arasında fark var. Sayın Yüksek Seçim Kurulumuzun eski muhterem Başkanı beni affederlerse, şunu söylemek isterim: “bilgisayar kullanmayan insanların emrine veriyorsunuz bu maddeyi. Onun için tatbik edemiyorsunuz”. Yüksek Seçim Kurulunun değildir hata. Yüksek Seçim Kurulu 14. maddeyle 47. madde arasındaki bilgisayar esasına göre oluşturulmuş maddeleri kullanamamıştır, tatbik edememiştir ve o tarihten bu tarihe kadar da bu yapılamamıştır. Şimdi burada bilişimciler var. Bu işi benim 10 mislim, 100 mislim bilen insanlar var, ama ben onların bildiğinin yüzde biriyle söylüyorum size. Bu iş ciddi bir çalışmayla bir yılda olabilecek bir işti, ama yapamadık. Bu gün de iddia ediyorum bu iş, ciddi bir adamın yönetiminde Türkiye’deki seçmen, bir yılda bilgisayar ortamına alınır, hiçbir gürültü çıkarmaya gerek yoktur, tıkır tıkır da çalışır. Yapılmayacak bir iş değildir. Örnekleri yapılmıştır, Türkiye’de bunu tatbik eden pek çok insan vardır. Bunu sırf hatırlatmış olmak için söylüyorum.

Tatbik edilmemesinin, uygulanmamasının yegâne sebebi, karar sahipleri olan Yüksek Seçim Kurulu, Nüfus İdaresi Genel Müdürüdür. Şimdiki Nüfus İdaresi Genel Müdürünü Bilmiyorum, ama bir sene evvelki eski bir valiydi ve emekli olma zamanını bekleyen bir arkadaşımızdı. İyi niyetinden şu kadercik bir şüphem yok, ama o adam, o işi yapamaz ki. O adamın onu kontrol etmesi de mümkün değil. Dolayısıyla, olmuyor. Bunların olmamayışının sebebi budur. Şimdi ne yapacağız? Tabii daha çok anlaşılması gereken pek çok şeyler var, ama bundan iki ay evvelki çözüm başkaydı, şimdiki çözüm başka. Bundan 2-3 ay önceki yapılması gereken şey; Faruk Beyin söylediği şeydir.

21 Ekim 2007’de Anayasanın halkoylamasına sunulmasında kullanılan seçmen kütükleri askıya çıkarılır mesele biterdi. Yüksek Seçim Kurulunun yetkisi içindedir. Efendim, 33. maddeye eklenen fıkrayı ben şu anda tatbik edebilecek durumda değilim, ben buna da devam ediyorum, ileride ona da bakarız, bitti. Bir çift laftı, ama bunu yapmadı. Sonra fark ettiğini biraz sonra söyleyeceğim. Bunu yapmadı ve bu noktaya geldik, bugünkü noktaya geldik.

Bugün yapılabilecek tek reel şeyin mürekkep meselesinin olduğunu zannediyorum. Her ne kadar o bahsettiğim yanlış kanunda netice itibariyle mürekkep meselesi kanundan çıkartılmış ise de, şu anda Yüksek Seçim Kurulu şartlar gereği ki, 298 Yüksek Seçim Kuruluna böyle yetkiler vermiştir. Şartlar gereği parmak boyamayı bu seçimde de kullanacağım der, mesele büyük ölçüde biter, ama temel mesele kalmak şartıyla. Bence şu anda yapılması gereken Yüksek Seçim Kuruluna Meclisin siyasi partilerin ortak tavrı olarak bunun tavsiye edilmesidir. Mürekkep meselesi uygulanır, problemin de çok önemli bir kısmını -ben kendileriyle tamamen aynı kanaatteyim- 30 Mart sabahına uyanacak Türkiye, bugünkü Türkiye değildir, bu tatbik edilmezse; bunu söylemiş olayım. 30 Mart sabahı Türkiye başka bir Türkiye’ye uyanır. Türkiye‘de 15 seçim yapılmış, 6 milyon falan olduğu onlar ayrı tartışma konuları; 6 milyon mu, 8 milyon mu, 2 milyon mu, bütün onlar ayrı mesele.

Şu anda Türkiye’de seçmen kütüklerinde güven sarsılmıştır. Bu ciddi bir sarsılmadır. Bu güveni 2 ayda kazandıramazsınız. Her gün her yerde bir şey çıkacaktır. Bundan evvelki seçimlerde de çıkmıştır. Onlar ayrı mesele, kimse onu hatırlamaz, ama şu anda çok değişik sebeplerle, toplumsal sebeplerle, toplumun seçmen kütüklerine karşı güveni sarsılmıştır. Birçok senaryolarla birleştirilerek seçmen kütüklerin sonuçta bu hali gelmiştir.

Şimdi yapılacak iş; bu gün, yarın, öbür gün fazla gecikmeden Yüksek Seçim Kurlunun bu kararı almasıdır. Bu yapılabilir bir şeydir. Hatta bana sorarsanız, Faruk Beyin söylediği bile yapılabilir. 21 Ekim 2007’de seçmen kütükleri askıya çıkarılır, Yüksek Seçim Kurulunun buna yetkisi vardır. Ben şimdiye kadar yaptığım işleri iptal ettim, şimdi bunu askıya çıkarıyorum beyler derler, hiç kimsenin de gıkı çıkmaz. 22 Temmuzda hangi seçmen kütüğüne yapmışsan, esası o olarak gidersiniz. Ama sizinki işi baştan sona biraz bozuyor, yani Tayfun Beyin dilekçesini okudum, o doğru da, o yapıldığı zaman, yani Danıştay onu iptal ettiği zaman, karmakarışık bir şeyler olur.

Yüksek Seçim Kurulunun bir ay arayla iki kararı var biliyorsunuz. Problemi çıkaran karar, 25 Kasım tarihli karar. Bu kararda muhtarlık bölgesi askı listelerini tarif ediyor, diyor ki “askıya çıkarılacak muhtarlık bölgesi askı listelerinin; -şimdi tarif ediyor- kurulumuzca Nüfus Ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün adres kayıt sisteminden alınan” bitti. Mesele burada kendisini angaje ediyor, kendisini bağlıyor, bundan sonra hiç kimsenin Yüksek Seçim Kurulunun o yaptığı işe inanma gücü kalmıyor, yani netice itibariyle yanlışlığı, bir sene evvel itiraz edilmiş, hükümetin bir tek cümlesi yok şu ana kadar. Ben bu toplantıda konuştuğum gibi birçok yerlerde konuştum, yazıyorum, çiziyorum, sebebi de şu: Hükümet bir şey söylesin, kendisi arkasında durmuyor ADNKS’nın. Bunun arkasında duran hükümet yok bugün. İşte bugün de burada değil. Böyle siyasi parti olunur mu? Şimdi bunu burada bırakalım, unutmayın bunu.

FARUK BAL- İsterseniz Tarhan Bey ben sizi teyiden bir cümle ifade edebilir miyim? Elimde bir ilçe seçim kurulu başkanlığı kararı var. Vatandaş dilekçeyle müracaat ediyor. “Şuraya hileli seçmen yığılmıştır, bunları iptal et”. Hâkim: “12 satırlık 1. paragrafta öyle bir kanun çıkmıştır, bu iyi bir kanundur” diyor, ondan sonraki 18 satırlık paragrafta ise, “ben nüfusa sordum, nüfus bu adamların adreslerinde vardır, yoktur ya da adresinde ayrıdır diye bir inceleme yapılmış bu adrese dayalı sistem nedeniyle. Ben bunları silemem artık” diyor, reddediyor. Yani yargı gözetimi yok. Erhan Beyin muhtarlık bölgesi askı listesi tanımına ilave olarak arz ettim.

TARHAN ERDEM- “Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürünün adres ve kayıt sisteminden alınan” ibaresi bakınız bir ay sonra ne hale geldi. Bir ay sonraki karar şöyle: “Askıya çıkarılacak muhtarlık bölgesi askı listeleri; kurulumuzun 24/11/2008 tarih ve 2008 ve 298 Sayılı Kararı uyarınca -buna atıf yapıyor sözde- SEÇSİZ kapsamında, filan tarihleri arasında askıya çıkartılarak güncelleştirmek suretiyle kesinleştirilen ve yine bu tarihten sonra vesaire” Yani aslında “24’ünde” demesi lazımdı ki; ben yanlışlığı doğruluğu olabilir, ben ADNKS’dan faydalandım, ama mesele benim sorumluluğumdadır, benimdir. Şu andaki askıya çıkarılan seçmen kütükleri Yüksek Seçim Kurulunun sorumluluğunda değil. Kendisi bunu ikrar ediyor, kendisi söylüyor. Böyle şey olur mu? Sizi oraya kim oturttu? Anayasa oturttu. Gücünü Anayasadan alıyorsun, Anayasanın içinde kalmak mecburiyetindesin. Gayet tabii Yüksek Seçim Kurulu her şeyden faydalanır. Zabıtadan da faydalanır, nitekim sandık kurullarında falan faydalanmaktadır. Her yerden faydalanmaktadır, her şeyden faydalanır, ama sorumluluk kendisine aittir. “Bu sorumluluğu, Nüfus İşleri Genel Müdürlülüğünün kayıtlarından aldım” diyerek bir başkasını geçiremez, Anayasaya da aykırıdır. Bugünkü problemimiz budur.

Şimdi bu kütüklerle seçimlere gittiğiniz zaman Faruk Bey’in de, İsa Bey’in de söylediğinden çok daha kötü işler olur. Ben bu salonda oturan en yaşlı insanım. Oradan gücümü alarak söylüyorum, çok özür dilerim. Sizin söylediklerinizden de kötü şeyler olur. Hiçbiriniz “ yahu, bu kadar olur mu?” dersiniz; olur. Türkiye bu tartışmayı kaldıramaz. Türkiye bu tartışmayı taşıyamaz. Lütfen, bu gün burada iktidar dışındaki partileri bulabildik, onlara seslenelim, bu işi hallediniz. Bu iş partiler arası komisyonda olur, Yüksek Seçim Kuruluna gidilir, anlatılır. Yüksek Seçim Kurulunun da yetkisi içirilir, karar verir. Yapılması gereken sayın başkanım bence budur, bundan ibarettir.

İSA GÖK- Bir cevap vermek istiyorum Sayın Tarhan Hanım, izin verirseniz. Efendim ben bir söyleyebilir miyim, önce ben alayım.

Şimdi öncelikle 22 Aralık 2008 tarihinde CHP, son Cumhurbaşkanlığı seçiminde kullanılan askı listelerinin seçmen sisteminin kullanılması gerektiğini beyan etmişti, elimde belgesi var. Bunu ben de yazmıştım. 22 Aralık’ta biz bunu daha önce önerdik. Bunun kullanılması lazım dedik; bu bir.

İkincisi: Sayın Tarhan “Bu aktarmaya ilişkin teorime ‘hayır’ dediler” dedi. İki şey demek istiyorum. 1. Bilgisayar aktarma işini yapan idarenin organları, elemanları, memurları; CHP değil, MHP değil, DSP değil. Bunun sorumluluğu kime ait, bu yanlış tutumların sorumluluğu kime ait? Elbette ki bu işi veren, yapan hükümete ait. Bunun sorumluluğu hiçbir şekilde hükümet dışı birilerine yamanamaz; bunun sorumluluğu hükümettir.

2. Komisyondaki bu kanunun geliş şeklinden dolayı Tarhan Bey bir parti yaklaşıma bir şeyler söyledi. Bakın, şunu açıklamak istiyorum. 1. Komisyonları 25 kişi olur. Bu 25’in 16 tanesi AKP’dendir. 5 tanesi CHP’dendir. 3 tanesi MHP’dendir. AKP’nin istemediği hiçbir şey komisyonda kabul görmez. Peki, önerdiğiniz şeyin yasa maddesi haline gelmesi mutlaka hükümetin getirdiği bürokratların yazıya dökmesiyle mümkün olur. Konuşmanızı takiben pat diye hemen o şeyi yasa maddesi haline getiremezseniz.

Bir şey daha söyleyeyim: Komisyonlarımıza sıra sayı olarak şu an elimizde olan şeyler önce öneri olarak gelir. Hükümetin teklif ettiği metindir. Hükümetin teklif ettiği metin komisyonda konuşulmaya başlanılır. Daha sonra komisyonun kabul ettiği metin vardı. Ben bahsettiğiniz arkadaşı korumak anlamında demiyorum, gerçeği ortaya çıksın diye söylüyorum. Tarhan Bey, bakınız, Hükümetin hazırlayıp komisyona getirip çalışmaya mehaz yaptığı, kaynak yaptığı metinde şu var: “Madde 3. Bu kanuna göre seçmen olup yurtdışında bulunan vatandaşların adres kayıt sistemindeki bilgilerine dayalı olarak oluşturulan bilgiler topluluğuna seçmen kütüğü denir” diyor. Yani Hükümetin komisyona getirdiği, teklif ettiği metinde dahi bu var. Dolayısıyla, komisyondan çıkan metindeki değişikliği, sonuçta hükümetin kafasındaki zaten seçmen kütüğünün adrese dayalı kayıt sisteminin oluşturulması bu üstadım. Mantık olarak bu doğru işlerse doğru. Dolayısıyla, ben o komisyon üyesi değildim, ama meslektaş bir arkadaş, kim olursa olsun, başka muhalefet partisi de olur. Getirdiği şey aslında, getirdiği şey öz itibariyle doğru, sonucu yanlış. Hükümetin kafasındaki zaten buydu. Sıra sayıda bu yazılı Hocam, bakarsanız burada net görünür.

FARUK BAL- Efendim, herhalde biberin acı olduğunu yedikten sonra fark ediyoruz, ama ben bir cümleyi izah etmek istiyorum. Tarhan Bey çok güzel ifade etti, Seçimler sadece iktidarın sorumluluğuna atfedilebilecek bir sonuç olmayacaktır; çünkü iktidar gibi siyasi partilerin de ilçe seçim kurullarında birer tane üyesi vardır. Dolayısıyla, siyasi partiler oradaki üyelerini bu seçimlerde özellikle sandık kurullarından da başlamak suretiyle çok dikkatli olmaya davet etmeli, birtakım hileleri engellemeli, üzerimize sorumluluğu almamız lazım; fakat buna rağmen ilçe seçim kurulu toplandığında -ben ilçe seçim kurulu başkanlığı yaptım- karar verirken bir partinin bir tanesi itiraz ettiğinde, onun meramını anlatabilecek bir imkân çoğu defa bulamayabilir, yani hâkimin ağırlığı ilçe seçim kurulunda daha fazla. Bu da bizim toplumumuzun bir zafiyeti, yani gittiği yerde kendi meramını ifade etmek medeni cesaretini gösterememek gibi bir zafiyettir. Temenni ederiz ki, bu seçimlerde herkes işin vahametini, ciddiyetini anlar, ortak akıl hâkim olur, hile hurda dediğimiz hadise gerçekleşmez ve ülkemiz huzur içerisinde güzel bir seçim gerçekleştirir.

Teşekkür ederim.

ŞADAN ŞİMŞEK- Ben tabii öncelikle şunu söylemek istiyorum. Yüksek Seçim Kurulunun yıpratılması süreci aslında 2002 yılında başladı. Bildiğiniz gibi, bir siyasi partinin genel başkanı 3 ay sonra Anayasa Mahkemesi tarafından genel başkanlığından alındığını ve kongreye gidilmesine söyleyip, siyasi partiyi bugüne kadar getirdi. Orada da bir hukuk çiğnendi, yani Yüksek Seçim Kurulu, seçime girmemesi gereken bir siyasi parti genel başkanını seçime soktu. O yetmedi, Siirt’te seçim iptal edildi ve o zamanki Parlamentoda oluşan siyasi partiler -muhalefet de dahil- Anayasa maddesini değiştirerek, başbakanlığın önü açıldı ve bugüne gelindi.

Yani neticede, şimdi burada ne yaparsak yapalım boşuna. Konuyu fazla eşmeye çalışmadım; çünkü buradaki konuşulan konuları da bildiğiniz inancındayım; çünkü bir hukuk adamısınız çoğu kişiler, sizler. O yüzden burada sorunlara bir çözüm getirmek gerektiği inancındayım. Ben devamlı şunu söylüyorum: Şu anda yasama-yürütme-yargı; üç erk kurumunu da çok iyi kollamamız gerekiyor . Benim bildiğim hukuk sisteminde yargının işi idareye devredilemez. Yani Yüksek Seçim Kurulu 298 Sayılı bir Kanun Hükmünde Kararnameyle korunmuşsa ve 2002 yılında da bir siyasi parti genel başkanı, 3 ay sonra Anayasa Mahkemesi Başkanı “Sen siyasi parti genel başkanı olamazsın” deyip de seçime sokulmuşsa, o gün iktidar olma hevesinde çiğnenen bu hukuk şeyine göz yumanlar, konuşmayanlar şimdi bence konuşmaya hakları olmadığına inanıyorum. Ben bir Türk genci olarak, Parlamentoda bulunmuş bir insan olarak, o yüzden bence Allah yardımcımız olsun diyorum. Tabii ben “renkli devrim” falan söylemiyorum, yani kısacası Allah yardımcımız olsun dediğimiz zaman, zaten ne olacağı belli 30 Mart sabahı. İnşallah güzel bir seçim olur. Biz Türkiye’nin de geleceğini gören insanlarız, ama Demokratik Sol Partinin de 1999 yılında 61 tane milletvekiliyle nasıl seçime gidildi ve 1999 yılında böyle problemler olmadı. Şimdi bu problemler niye yaşanıyor, onu da anlamak mümkün değil. 2002 yılındaki sürece bakmak gerektiği inancındayım size saygılar sunarım, sağ olun.

İSA GÖK- Asıl tehlike ise, ne yazık ki, bu içyapısı tümüyle kargaşaya sürüklenen ülkelerin insanlarının bunun farkına varmaması. Amerika’nın emellerinin, enerji koridorlarının, büyük Ortadoğu Projesi’nin o Avrasya yapılanmasının farkına varılamayıp kuzu kuzu “olur” diyerek bu noktaya gidilmesi çok daha büyük tehlike arz ediyor. Teşekkür ederim.

SALONDAN- Bence şu anda çözüme odaklanmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu çözüm önerilerinden işaretlenmenin tekrara gündeme getirilmesine işaret ettiler, çok doğrudur. Ben bunu bilişim teknolojileri açısından TC kimlik numarası ve bir de folt atılmasını önerecektim, ama en doğru çözüm odur; çünkü şu anda o altyapı hazır değildir ve hazır olamayacağı bahanesi olacaktır. Ayrıca da, hack’lenmesi de mümkündür. İşaretleme olmalıdır bir.

İkincisi; dediğiniz gibi sizin önerdiğiniz ikinci öneri.

Üçüncü öneri olarak da ben şunu getirmek ve dikkatlerine sunmak istiyorum sayın parti temsilcilerinin. Yskgovtr’de seçim sandık sonuçları anında yayınlanmalıdır; çünkü seçim bittikten aylar sonra yayınlanmıştır genel seçimde ve itiraz süresi de kalkmıştır yanılmıyorum değil mi? Onun için bu söylediklerimi de öneri olarak kabul ederseniz sevinirim. Teşekkür ediyorum.

  1. SİNAN TÜRKYILMAZ- Ben taraf olmadan, ortada objektif olmaya devam ederekten birkaç şey söylemek istiyorum. Çünkü burada bayağı bir taraf var. Onun için ben biraz çelişkiye düştüm. Biraz daha fazla yapıcı ve eskiyi de yorumlayan yorumlar beklerken, önerilen şey, biraz önce de Faruk Bey söyledi, 2004 yılında 43 milyon 552 bin seçmen vardı. 2007 yılında üç yıl sonra 42 milyon 629 bin ve şu an önerilen, onların olduğu gibi kullanılması. Halbuki o çok güvendiğimiz 2004’e biz, gelecek nüfusa eklediğimizde hemen hemen şu anda olduğu varsayılan öngörülen 48 milyon rakamına ulaşmış oluyoruz. Demek ki, eğer 42 milyonluk o listeyle girersek, biz aslında 4,5-5 milyonluk seçmene bir anlamda seçme şansı vermemiş oluyoruz, yani aslında eksik olan 2007’de kullanılan listeler. Ben şu anki sistem mükemmeldir, harikadır; o anlamda söylemiyorum, ama genel olarak baktığımızda, yani bu 70-71 milyonluk yüzde 67’si 18 yaş üstü ülkede eğer 48 milyon seçmen varsa, 4 yıl öncekinden bile 1,5 milyon az olan bir sistemle gidiyor olmayı çok mantıklı olarak görmüyorum. Bu anlamda kısa dönem çözümü olaraktan -gerçekten çok uygar olmasa da- bir anlamda bir sağlama olarak da hani o işaretlenmenin kullanılması kısa dönem çözümü gibi görünüyor.

Orta dönem çözümü olarak gerçekten Tarhan Beyin idealinde oluşturduğu, ama uygulamaya bir türlü geçmemiş bir ikinci sistemle, yani bir dışsal kaynakla bu listelerin tekrarlanması, ama daha da önemlisi, 2010 genel nüfus sayımının bağımsız olaraktan yapılmasının hem genel sağlama anlamında, hem de sistemi görme anlamında çok önemli olduğunu görüyorum. Yalnız gerçekten eksik olduğu çok aşikâr bir sistemin aynen kullanılması veya bu kadar kısa dönemde güncellenmesi hiç olası gözükmüyor ve ADNKS’de de çok fazla haksızlık yapmayalım; çünkü bu amaçla kurulmuş bir sistem değil sadece bu amaçla. Bu, gerçekten bu amaç için kullanılabilir hale de getirilebilir. Burada niyetler farklılaşabilir, uygulama farklılaşabilir, eksiklikler vardır. Çok küçük bir çocuk çünkü bu, yani buna bu kadar haksızlık yapmayalım, bu kadar beklentiye girmeyelim; çünkü ülke için gerçekten önemli. Eksiklikleri açıklıkları kapatılmalı ve bunun için yaratılmış bir sistem değil, ama bu sistem büyütülmeli, yani çürütülmemeli, tamamen tukaka olarak görülmemeli. Şu anda belirgin en genel sıkıntının da toplam rakamın değişmesi olarak değil, tam tersi nüfusların yer değiştirmesi olarak görüyorum, ama toplamda seçmen sayısı anlamında çok majör değişiklikler yok. Tabii ki o hayali yazılımların üzerine gidilmeli, ama bütün bunlar çok eski ve oldukça eksik gözüken bir sistemin öğrenilmesi bana daha çözücü olarak gelmiyor, ama işaretleme gerçekten şu anda en akılcı, en hızlı sağlamacı çözüm olarak görüyorum.

FARUK BAL- Polemik olmasın diye araya girmek istemiyorum Sayın Hocam, değerlendirmenizi saygıyla karşılıyorum, ancak TÜİK’in yapmış olduğu çalışma bir kalite kontrolünü gerektiriyordu. Türkiye 2007 yılında bir hemen seçime gitme mecburiyetine girdiği için, bu kalite kontrolü yapılmadı. Kalite kontrolü yapılmadığı içindir ki, 16 tane TÜİK’in Bölge Müdürlüğündeki veriler TÜİK Genel Merkezine çekildi, 2 gün sonra bu bilgiler iade edildi; 5,5 milyon seçmen fazlasıyla. Bu bilginiz dâhilinde mi?

A. SİNAN TÜRKYILMAZ- 2000 yılı için söylüyorsunuz herhalde_

FARUK BAL- Hayır, bu sizin bilginiz dahilinde mi, onu soruyorum.

A. SİNAN TÜRKYILMAZ- Hangi dönem için soruyorsunuz, 2007 için mi?

FARUK BAL- Bahsettiğim, 2007 yılının Nisan ayı.

A. SİNAN TÜRKYILMAZ- Yani 5 milyon kişi sisteme dahil edildi ve geri çıkarıldı.

FARUK BAL- 5,5 milyon seçmen fazlası ile 16 tane TÜİK Bölge Müdürlüğüne iade edildi; sorun burada.

A. SİNAN TÜRKYILMAZ- Seçmen TÜİK’e nasıl iade edildi; onu anlamadım yalnız.

FARUK BAL- Pardon, “seçmen” dedim, “kişi” olacak.

Bu sorunu hükümet ikrar etmiyor, bunun kaynağını ilan etmiyor, ilan etmediği için de herkesin kafasında şüphe var. Bunu şundan dolayı yaptım dese ve biz de onu denetleyebilsek, doğrudur diyebilsek mesele yok.

Başka rakamlar da var benim elimde 8 milyon fark var, yani TÜYİK ile Nüfus İdaresinin ilana çıktığı Türkiye’nin nüfusu bu kadardır diyor, askıya çıkıyor, 5 milyon eksik, 3 milyon fazla. Yani kayıt üzerinde biz bu kadar insanı yok farz ediyoruz veya var farz ediyoruz. Böyle bir şey olabilir mi yani?

TÜRKER GÜLÜM- Öncelikle ben tekrar bir kendi tanımımı tekrar etmek istiyorum. Ben burada bilişimci olarak bulunuyorum. Türkiye Bilişim Derneğinin Temsilcisi olarak bulunuyorum, ama bir de vatandaş olarak bulunuyorum. Tarhan Hocam dilinin ucuna kadar geldi de neden söylemedi ben anlamadım, ama ortada bir bilgi kirliliği olduğunu çok yerde tekrar eden Tarhan Hocam bu gün nedense “bilgi kirliliği” sözcüğünü hiç ağzına almadı. Aslında ortada çok ciddi bir bilgi kirliliği var. Ben bir bilişimci olarak bazı ufak noktalarda düzeltme yapmak istiyorum, eğer izin verirse sayın parlamenterimiz.

TC kimlik numarasının biricikliğinin işletim sistemiyle uzaktan yakından bir bağlantısı yoktur. Bir diğer konu; “sorgulamayan toplum olduğumuzu” söylemişti Sayın Faruk Bey. Ben de aynı şeyi söylüyorum, gerçekten sorgulamayan bir toplumuz. İsa Bey’e şunu soracağım ben. Bu köy ve mahallelerin yer değiştirmesinde mühendisler mi el kaldırdı; çünkü en çok köylerin, mahallelerin, ilçelerin değişmesi nedeniyle nüfus ve adres kayıtları bozuluyor, karışıyor. Şimdi mühendislerin soru sormak ile ilgili bir problemi olduğu düşünmüyorum, ama TC kimlik numarasıyla ilgili hani “biricikliğiyle ilgili bir problem varsa, bununla ilgili bir soru önergelerini getirdiler mi, getirmediler mi?” sorusunu sormak gerekiyor. Kalan zamanda bilgilerin sağlıklı hale getirilmesi mümkün olarak gözükmüyor.

Evet, bunu hepimiz görüyoruz, ama bir diğer tarafta da şöyle bir problem var: Gene Tarhan Hocamın söylediği bu güven sarsılmıştır konusu. “Çok hızlı sonuçlar geldi, o yüzden güven sarsıldı” dedi. Peki, bu sonuçları bekletseydi Yüksek Seçim Kurulu, 5 saat bekletseydi de öyle gönderseydi de sağlıksız gelseydi sonuçlar, o zaman “Ha tamam, sonuçlar hemen açıklanmadı, biz buna hemen inanalım mı?” diyecektik. Yani sizi demedim, sizi onaylayarak söylüyorum ben bunu. “Güven sarsılmıştı” dediniz, ben de aynı şekilde söylüyorum, güven sarsıcı sözlerden bir tanesini tekrar ediyorum. Parlamenterinizin söylediği gibi “çok hızlı geldi sonuçlar, o yüzden güven sarsıldı” dediniz. O zaman bir dahaki sefere emin olun bekletirler, güveniniz sarsılmaz.

Şimdi gelelim şu bilme bilmeme konusuna. Alfred Hickok’un bir filmi var “Çok Şey Bilen Adam” diye. Bunu 1934 yılında bir çeviriyor, sonra beğenmiyor 1956 yılında -ortaya koyuyorum kim alırsa- 1956 yılında bir daha çeviriyor ve sonuçta “bilinmeyene inanmak kolaydır” diyor. Eğer bir konuda bilgi sahibi değilseniz, ona çok rahat inanabilirsiniz. Benim sade vatandaşım, köyünde 3 yılda-4 yılda bir neyse gidip oyunu veren bu sade vatandaşım bilmiyor bu adres kayıt sistemini bilmiyor. Başka bunlar nerede tutuluyor? Biricik mi, TC kimlik numarası mı, şu mu, bu mu bilmiyor. Bunları bilenler, eğer biz biliyorsak ya da bilişimciler olarak kenarından köşesinden biliyorsak, biz bunları anlatacağız.

Ben 1985 yılındaki nüfus sayımlarında sahadaydım. O bilgilerin de nasıl toplandığını biliyorum. Ben biliyorum nasıl toplandığını o bilgilerin. Sandık kurulu başkanlığı da yaptım. 2004’deki seçimlerde sandık kurulu başkanlığı da yaptım, nasıl sayıldığını da çok iyi biliyorum. İşin kötü tarafı ben bir bilişimciyim, yazılımın da nasıl yapıldığını çok iyi biliyorum. O yüzden

……………..- Seçenleri sayabiliriz değil mi? Her partinin temsilcisi olduğu bir seçim sandığı var ve bunların ortasında artık idarenin mi olur, TÜİK’in mi olur, Nüfus İdaresinin mi olur. Bir tane memurunun elinde Türker Hocamın da olduğu gibi bir dijital bir aletle görüntüsünden tutun da adresini beyan ettiği zamana kadar kaydedebilecek bir sistem yapılamaz mı? Yani seçmenler tamam, yanlış. Seçenleri tespit edemez miyiz? Kına yaktıktan sonra oy kullanmaya giriyor kişi. Ben de oy kullanmaya giriyorum, nüfus kâğıdımızı veriyoruz bir adamın eline, o da bakıp listeden bakıyor, oyunu attıktan sonra da imza atıyorsun. Bu sırada dijital kamera da olabilir, bilmem ne olabilir, devletin herhangi bir temsilcisi olabilir, idare de olabilir; çünkü her şey ortada olduğu için birisi sahtecilik yapamaz, artı siyasi parti temsilcileri de var. Yani atıyorum, 45 milyon seçmen var diyoruz, 30 milyon seçen oluyor, ama sonra hiç bilmediğimiz kişiler iktidar olabiliyor, milletvekili olabiliyor, bakan olabiliyor. Buna engel olamaz mı bilişim yani? Ben tahmin ediyorum ki olabilir diye düşünüyorum.

OTURUM BAŞKANI- Burada asgari yapılacak iş, boyayı bu seçim için geri getirmektir. Bu dediğin mümkün değil.

Şimdi salonu bir-iki söz vermeden önce adres kayıt sistemi ile ilgili birkaç şeyi hatırlatmakta fayda var. Birinci, kısa vadede adres kayıt sistemi ile seçmen kütükleri arasındaki bağlantıyı kopartıp yeniden kurmak lazım, yani seçmen kütüklerine ayrı bir sistemle kurmak lazım. Adres siteminin çalışması için daha başka yapılar üzerinde durmak lazım. Yurt dışında çalışıyor, Almanya’da çalışıyor; çünkü başka şeylerle bağlantılı, yani bir yerde bir adres veri tabanları olacak, biz ne zaman güncelleyeceğiz onu. O yapılar kurulmuş durumda mı? Muhtarlar devre dışı, telefona gittiğin zaman o kullanılıyor mu, başka bir yere gittiğin zaman o kullanılıyor mu? O yapıları kurmak lazım, o vakit olacak bir iş. O yönünü hiç düşünmüş durumda değiliz. Bize bir adres sistemi lazım, ne yapalım? İcra kuruluna söyledik, eylem planının içine kondu, yapıldı; olmuyor işte böyle. Orada siyasi partilere güvenmek zorundayız. Siyasi partiler işini düzgün yaptığı zaman bir sorun olmaz. Seçmen kütüklerine kayıt olmamış ve seçme hakkı olan insanların sayılmaması sorunu var. Onun için ben şunu önerdim ama zor olabilir, gene boyayıp TC kimlik numarasını alıp yapmak, yani diğer koşulları sağlayıp yapmak olabilir. Onun üzerinde düşünmekte yarar var.

Onun dışında iş büyük ölçüde siyasi partilere düşüyor, yani Parlamentoda gene bir ortak hareket söz konusu. Parlamento isterse yasayı değiştirebilir. Yeteri kadar büyük başarıdır boyamayı sağlayabilmek. Şimdi birkaç söz verip bitireceğim.

NAMIK- Boyama o işi çözer; ancak sokulan datalar verilerde bir farklılaşma varsa, yani örneğin tutanak sonuçladıysa, bunu YSK kayıtlarına geçerken orada bir şekilde bu veriler değiştiyse buna karşı önlem olarak yapılacak bir şeyimiz var mı?

OTURUM BAŞKANI- Siyasi partiler onu engelleyebilir.

NAMIK- Arkadaşımızın dediği YSK’ da hemen yayınlanması örneğinin hemen bir anda gelmesi bizim otokontrolümüz açısından bir işi caydırıcı olabilir, yani hemen yayınlanırsa seçim sonuçları.

OTURUM BAŞKANI- Hemen yayınlanması değil, detaylı yayınlanması olması gerekiyor.

NAMIK- Tabii, sandık bazında onun üzerinde durmak lazım diye düşünüyorum.

FARUK BAL- Şimdi değerli arkadaşlar, eskiden seçimler bittikten sonra Sandık Kurulu 2 tane sandık kurulu tutanağı düzenlerlerdi. Bir örnek 1986’da ve tek nüsha tutulur, diğer örnek 1987 ve bu da siyasi partilere verilirdi. Örnek 86 nolu Sandık Kurulu tutanağından seçmen adedi, geçerli oy, geçersiz oy, geçerli zarf, geçersiz zarf gibi bütün bilgiler var, ama siyasi partilere verilenlerde hangi parti ne kadar almış. Siyasi partiler bunu aldığı zaman seçimin sonucun bilemez. Ne kadar oy aldığını bilemez; doğru alsa bile bilemez. Ne zaman bilebilir? 298 Sayılı Kanunda belirtilen seçimden sonraki salı günü saat 1’e kadar bilemez; çünkü birleştirme tutanağı o zaman tanzim edilir. Bu süre içerisinde de itiraz süresi geçiyor; çünkü kanunda şikâyetle itiraz süreleri geçiyor. Dolayısıyla, siyasi partilerin itiraz ve şikâyet ile sizin bahsettiğiniz sonucu sağlaması mümkün değildi.

Biraz önce eleştirdiğimiz kanun düzenlenirken, bu konuyu daha önce bir Yüksek Seçim Kuruluna izah ettik dediler “Kanun çıkarın öyle uygularız -Sayın Başkanım bilir Sadri Bey- Biz; kanunda öyle yazıyor, o kadarını veririz partilere fazlasını vermeyiz. -Yahu ver fazlasını, ne olacak?- Hayır vermeyiz” dediler. Bunun üzerine o kanun değişikliği yapılırken, iki nüsha, daha doğrusu iki cins tutanak tutulması kaldırıldı. Tek nüsha tutulacak ve bütün partilere verilecek. Biz parti olarak kendimize göre bir sistem kurduk. Buradan ilan ediyorum, belki bir tane televizyon var, Türkiye duysun. Her sandıkta mutlaka bir müşahit bir üyemiz olacak, her sandığın tutanağını mutlaka elde edeceğiz ve Yüksek Seçim Kurulundan önce seçim sonucunu biz elde edeceğiz.

SİNAN SUNAY- Ben CHP Parti Meclis Üyesiyim. Bir bilişimci siyasetçi olarak Türker’e de bir soru soracağım birazdan, ama önce Sabri Coşkun’a bir soru sormak istiyorum ben. Yüksek Seçim Kurulunun bu seçimlerle ilgili süreçte acziyet göstermiş demiş olur mu, suç işlemiş olur muyum bilmiyorum, ama yeterince dirayet göstermemiş olmasını ben vatandaş olarak anlayamıyorum açıkçası. Yani bu ilk 25 Kasımdan sonraki bütün partilerin hemen hemen şikÂyeti itiraza dilekçeleri oldu. Hemen hemen bunların hepsini reddetti, Sonra başka bir karar alarak ortaya karışık bir şey çıktı. Bu garip değil mi, sizce sebebi ne olabilir? Ben bu Yüksek Seçim Kurulunun bu inisiyatifsizliğini anlamakta gerçekten çok büyük bir güçlük çekiyorum.

İkinci sorum Sevgili Türker’e. Konuşmasındaki birinci bölüm için çok teşekkür ediyorum. İkinci bölümde de muhalefet partilerine oldukça yüklendi, teşekkür ederim. Onlar kötüler anladım, ama bu bilişimin adı bu kadar kötü işlere bulaştırılmış iken, bu kadar bu rezaletlerin içine hep bilişim lafı bulaştırılmış iken, Türkiye Bilişim Derneği niye kılını kıpırdatmadı Türker? Teşekkür ederim

SABRİ COŞKUN- Şimdi suç işleme konusunu değerlendirecek konumda değilim. Yüksek Seçim Kurulu görevinin başındadır. Suç işlerlerse, gerekli yollar var, o yollar işletilir. Çocuğun elinden oyuncak alınınca, çocuk nereye gideceğini bilemez, arkasından koşar bir yerlerde düşer.

Bir kanun çıkmış, Yüksek Seçim Kurulunun yetkilerin sınırlandıran veya özel yorumlanmasını gerektiren bir kanun. O kanunu anladığı anlamda, anladığı ölçüde kararlar almış ve uygulamış. Sonuçlar böyle, ama bunları yaparken suç işledi diye arkasına düşülecek, kovuşturmaya tabi tutulacak merciler başka.

TÜRKER GÜLÜM- Sorunuz için gerçekten teşekkür ederim. Öncelikle Türkiye Bilişim Derneği şu anda burada en azından bir temsilcisiyle, bir Yönetim Kurulu Üyesiyle masanın bu tarafında oturuyorsa demek ki bir şeyler yapıyor. “Hiçbir şey yapmıyor” diyerek yaklaşık 10 bin üyesi olan ve 37 yıllık bir derneğin ki, kamu yararına çalışan bir derneği bu şekilde eleştirmek biraz ağır kaçar, ama eleştirmeniz gerekiyor. Eleştirmelisiniz ki, Türkiye bilişim Derneği de sivil toplum kuruluşu sorumluluğuyla hareketlerini yapmaya devam etsin. Sivil toplum kuruluşu sorumluluğuyla birtakım hareketler yapıyor. Ben de az önce evet muhalefet partilerine yüklendim, ama yüklendiğim şey neden muhalefeti daha etkili yapmıyorsunuzdu aslında. Her ne kadar Mustafa Hocam benim konuşmamı yarım bırakıp kendisi araya girmeseydi, bu şekilde bağlanacaktı.

Çözüm yöntemi olarak da aslında gene sivil toplum kuruluşlarının bir çözüm yöntemi ortaya koymasını düşünüyorum ben, ama bunu sadece Türkiye Bilişim Derneğinin tek başına yapabileceğine de inanmıyorum. Çünkü zaten bizim Dernekler Kanunuyla yapabileceklerimiz sınırlı. Belki burada başka sivil toplum kuruluşlarının da devreye girmesi ve konuyu sahiplenmesi gerekiyor diye düşünüyorum. En azından hiçbir sendikadan hiçbir ses duyulmadı şimdiye kadar. Eğer Türkiye Bilişim Derneği hiçbir şey yapmadıysa, şimdiye kadar bu ülkede hiçbir sendika hiçbir şey yapmadı gibi sonuçlar doğurur. İşte zaten buradayız sonuçta.

İSA GÖK- Tahran Hocam da aynı şeyi yaptı, işin enteresan tarafı muhalefet suçlu, ama bu işin sorumlusu, kanunu Meclisten geçiren, bunu koyan, örgütü koyan, ihaleyi yapan…

TÜRKER GÜLÜM- Siz mühendisleri suçlarken iyiydi de, biz muhalefeti suçlayınca mı kötü olduk.

İSA GÖK- Sonuçlar ortada, mutfak ortada üstadım, mutfak perişan yani. Yemeği kimse yiyemiyor şu anda.

OTURUM BAŞKANI- Son iki soru ve Musa.

SALONDAN- Hakikaten 70 milyonu gördüğümüz söyleniyor ve bu kadar insanın verilerin toplamak çok kolay değil. Bu nedenle Sabri Hocamız “yeterli elemana ve yeterli bütçe olması gerektiğini” söyledi. Ben buna katılıyorum; çünkü 70 milyon insandan veri toplamadan bahsediyoruz, yani biz tezimizle falan uğraşırken 700 kişiden falan yüksek lisansta topluyoruz. Onu bile toplamak çok kolay değil. Dolayısıyla, 70 milyonun üzerinden veri toplamak hakikaten zor bir olay.

Daha sonra da öneri olarak ben şunu söylüyorum: Acaba şu yapıldı mı? Bu veriler toplandı daha sonra vatandaşlarımızın bunları değerlendirebileceği doğru veya yanlış diyebileceği bir mekanizma oluşturuldu mu acaba, bir dönük mekanizması? Bu sayede doğrularla ve yanlışlar belirlenebilir ve sistem daha doğru bir hale gelebilir; çünkü Amerika’da da bu elektronik oylama 2000 yılında başladı ve yeniden keşfetmemiz gerekmiyor, yani bazı şeyler yaşandı. Dolayısıyla, oradaki çalışmalar bu işi yapan arkadaşlarımız tarafından incelenmiştir. Mutlaka bunlara dikkat edilmiştir, ama gözden kaçan bir şeyler de vardır. Ama hakikaten başlarken sorunlu olarak başlıyor; çünkü devlet ve e-devlet, yani farklı bir yapı değişimi altında. Dolayısıyla, organizasyon çok ön plana çıkıyor. Yani yaptığımız birçok işten bahsediyorum, ben kendimi de bu işin içinde alıyorum, organizasyon kurma konusunda ve hep beraber çalışma konusunda belli maalesef sıkıntılarımız var.

SALONDAN- İsa Bey bilişimci olarak size destek verecek. Mühendislik hatasında haklısınız. Ben Türkiye’nin belli başlı bilişim projelerini yönetmiş bir bilişimciyim ve bu bir mühendislik hatası, yazılım hatası değil, bakın altını çiziyorum. Bir bilişim projesine yukarıdan bakabilmek hatası; yani yol yapmak, tünel yapmak gibi bir şey çünkü bu. Bu bir bilişim kazası ve aynı Susurluk kazası gibi altından bir sürü bir şey çıkıyor. Onu da toparlayacaktınız aslında, yani kaza yaptıysak biz yaptık, bizim ülkemizde yaptık, çıkacağız, onu da biz söyleyeceğiz. Sadece destek vermek için söz aldım, teşekkür ederim.

İSA GÖK- Bir şey söylemek istiyorum arkadaşlar. Bu veri toplama işi için bir sorgulayın Allah aşkına; bakanlıkların bu hükümetin kaç milyon dolarlık ihale yaptığını sorgulayın, sırf Adalet Bakanlığının UYAP projesi için kaç milyon lira harcadığını sorgulayın. Son çıkan şey rezalettir. İkinci bir soygun ayağı aslında, başka bir şey değil.

OTURUM BAŞKANI- Son sözü Sadi’ye veriyorum.

ŞADİ TOKAY …..- İyimseri mi anlatayım, kötümseri mi? Bu yüksek Seçim Kurulunun seçmen kütüğü soruşturmasıyla ilgili SEÇSİZ Projesi 1988 yılında başladı. 1988 yılından bu yana kadar ben hala o projenin içindeyim. 2004 yılında görevden alındım, ayrıldım. O ayrı bir konu, ama görüşmelerim devam ediyor, bu salondaki herkesten, bir sürü insandan daha iyi biliyorum.

Önce Sinan Beyin sorusuna cevap vereceğim. 1988’de bu iş başladığında önce Ankara’nın iki tane ilçesiyle başladı, sonra gelişti 12 il oldu, en sonunda 34 ile 35 yıla kadar geldi. Mükerrerlik var mıydı? O zaman sürekli vardı mükerrerlik; çünkü TC kimlik numarası kullanılmıyordu, seçmen numarası kullanılıyordu. Seçmen numarası da kişinin kimlik bilgilerinden oluşturuluyordu. Bu oluşturma esnasında yanlış yazımlardan falan kaynaklanan birtakım hatalarla seçmen numarası çift türetilebiliyordu. Mükerrerlik bilgisayarlı olan yerlerde vardı. Zaten seçmenlerin büyük çoğunluğu bilgisayarsız yerlerde olduğu için mükerrerlik vardı. Geçmişteki seçim sonuçlarını takip ederseniz, oy verme oranıyla seçmen sayıları arasında bir ilişki vardı. Eğer seçmen yazımını 1993’te yaptıysanız, 1994’teki yaptığınız seçim daha sağlıklı bir seçim, en sağlıklı bir seçim. Orada oy verme orana daha yüksek çıkar, ama 1995’te yaptığınız seçimde oy verme oranı gittikçe düşer.

Bu projeye 1993 yılında başlandığında ben, 1993 yılın da Yüksek Seçim Kuruluna girdim. O zaman ilk başta seçmen yazımı yapıldı. 1993’ün Ekim ayındaydı herhalde. “Bilgisayarlı yerlerde yazım yerine denetim yapılsın” dedik, o yapıldı. 1997 yılında buna benzer bir tartışma gündeme geldi. O zaman TÜİK, mühendis, YSK birlikte çalışsın, seçmen kütükleriyle nüfus sayımı birlikte yapılsın denildi. Ama YSK “Hayır bu yargıdır, burada güçler ayrılığı vardır, yargı kendi görevini kendi yapacaktır” dedi. Sabri Bey bunu çok iyi bilir. O zaman Yüksek Seçim Kurulu kendi sayımını yaptı, TÜİK kendi sayımını yaptı, sonuçta da YSK kendi sonuçların ilan etti. Seçmen kütüklerine de astıktan sonra da seçimlere yakın bir dönemde TOİK ancak sayımı sonuçlamış durumdaydı. O zaman bir sürü bilişimci arkadaşımız bize karşı çıktı. “Yapmayın böyle, bu israftır, kaynak israfıdır” falan diye, ama bu kaynak israfı değildi, o dönem yapılması gereken işlem oydu. O yapıldı.

Sayın Milletvekilinin sorusuna cevap vereceğim. 2002 yılına gelindi, 2002 yılına gelindikten sonra mahalli idareler seçimi yapıldı. O zamanki seçmen kütükleri genel mükerrerleriyle beraberlerdi. 2004 yılından itibaren TC kimlik numarasına geçildi. 2004 yılında TC kimlik numarasına geçildiğinde bu sefer şu ortaya çıktı. Mühendisten alınan bilgiyle kendi kayıtları arasındaki mükerrerlikler ortaya çıktı. TC kimlik numarası ile eşleşmeyenler ortaya çıktı. Hatta hatırlarsanız geçmiş dönemde 1-1,5 milyona yakın seçmen var, TC kimlik numarası verilmeyen bir seçmen grubu vardı. Bunlarda olduğu anda birtakım seçmen mükerrerlikten dolayı 2004 seçimlerinden sonra seçmen sayısında bir düşme oldu. Bu düşmenin nedeni o mükerrerlikten dolayıdır. 2007 yılında bütün Türkiye’deki yazılmayan yerleri yazdılar, ondan sonra TC kimlik numarasına eşleştirdiler. Eşledikten sonra 2004 seçimlerdeki seçmen sayısından 2007 seçmen sayısına düşmeye bakın.

Buraya kadar her şey normal. Bundan sonra ben iyimser mi kötümser mi diye bakıyorum. Burada bir Türk vatandaşı olarak Türkiye’de ulusal bir adres sistemi kurulması, pek de bana yadırganacak gibi gelmiyor. Olması gerekir diye düşünüyorsun, ama bakıyorsun adresleri kimi nasıl kullandığına falan dendiğinde orada birtakım hukuksal sorunlar var, bilgilerin korunması var, bilgilerin başkalarının eline geçmesi gibi bir sürü sorun var. Peki, kanununa bakıyorsun, doğru. “Ben, Türkiye’de bir kurum, ben tüm adresleri kuracağım” diyor. YSK’ya demiyor aslında. Kuruyor, “ondan isteyen herkes, her kurum gelsin faydalansın” diyor. YSK da “Tamam benim de senin bilgine ihtiyacım var, 18 yaş üstündeki adamları ben alırım” diyor. Ama burada şu ortaya çıktı:

İlk bu bilginin toplandığında nasıl toplanacak sorusu var. Nasıl toplanıyor? TUİK gidiyor sahaya, önce gidiyor binalarını geziyor, nerede yazım yapacak? Onları yazıyor topluyor, ondan sonra bilgileri oluşturuyor, götürüyor mühendise veriyor. Ha bu arada şunu oluşturuyor: Yani bu iki sistem arasında sanki Türkiye’deki nüfus sayımıyla sahada yazılan nüfusun birebir tutması zorunluymuş gibi bir anlayış ortaya çıkar. Aslında böyle bir zorunluluk yok. Siz evine gidersiniz adamı bulursanız yazarsınız, bulmazsanız yazmazsınız. Bulamazsanız mektup gönderirsiniz “gel” dersiniz. Gene adam sistem içine girmeyebilir. Bu böyle yazılır-yazılmaz gibi karmaşık bir şey ortaya çıkıyor.

6 milyar seçmeni bana sorduklarında ben ilk başta dedim ki; “bu doğrudur” nedir eskiden seçmen kütükleri neydi? Sokağa çıkmak yasaktı, yazım yapardın insanları yazardın, ama sen şimdi 1997’den sonra yazım yapmadın. O arada topladığın bilgilerde sisteme girmeyen, seçmen kütüğüne yazılmayan insanları çıkabilir. Nüfus kütüğü de sana bütün nüfus kayıtlarını veriyorsa, bu 5 milyon, 6 milyon olabilir. Ama dönüp de ölülerin kayıtları, olmaması gerekenler ortaya çıkınca, bu sefer şunu düşünmeye başladım: Dünyada 2,5 milyona yakın Türk yaşıyor Türkiye dışında. Acaba bunlar bu sistemin içinde mi? Baktığında MERNİS Projesinde ölü olduğu halde kütükte olmaması gereken adamlar ortaya çıktı. Burada YSK, doğru adamlara karşılık gitti, o bilgileri kontrol ettiğinde doğru sonuç almıştır. Oradaki 100 tane adama sorun, 100 tane adamı sorgulayın, 100 tane adamın 100’ü de doğru çıkacaktır. Ama sorun 100 tane adamın doğru çıkması değil. Sistemin içinde olmayan, yani ölüp de MERNİS’te kaydı olan, ondan sonra yurtdışında olup da MERNİS’te kaydı olduğu halde sayım sırasında bulunmayan adamlara ille bir kayıt bulmak, eklemek sorunundan kaynaklandığı görüşü hâkim. Burada ne olmuştur? Bu adrese dayalı kimlik sistemini bozmuştur, bu dolaylı olarak seçmen kütüğünü de bozmuştur. Burada en çabuk olarak yapılması gereken şey, parmak boyamasıyla bu işin üstesinden gelmek. Peki, sonra bunu nasıl düzelteceksiniz? Sonra bunu bu sefer belki sahada çok daha ciddi çalışarak buna çözüm bulacaksınız.

Bir şey daha söyleyeceğim. Gidin, sokaklarınıza bakın, sokaklarınızın isimleri değişiyor. Birinci cadde oluyor 571. cadde bilmem ne falan. Türkiye’de bu işi yapacak olan kurum bence MERNİS değil. Bu işi yapması gereken kurum, yerel yönetimlerle ilgili bir genel müdürlük vardır, bu yerel yönetimlerle ilgili genel müdürlüğün bu işin sahipliğini üstlenmesi lazım. MERNİS kütüğünün içine bunu koyarsanız başarısızlığa uğrarsınız.

OTURUM BAŞKANI- Teşekkür ederim.

TARHAN ERDEM- Son bir CÜMLE söylemek istiyorum. Beyefendi de söyledi, başka arkadaşlar da söyledi. ADNKS 2000 yılında yapılan, 2006’da başlayan 2007’de bitirilen sistem bütünüyle yanlıştır. Eğer kimleri istiyorsanız getirin, teknik olarak da konuşalım. Tasarımı yanlıştır, tatbikatı yanlıştır. Bu iyidir-kötüdür; gayet tabii iyidir, bundan daha iyi bir şey var mı? Bunu gayet tabii istiyorum. 40 seneden beri istiyorum, ama Türkiye bunu yapamadı, bugün yapılan da yapılmamıştır. Onu var kabul ederek, fikirlerinizi götürürseniz, yanlış yere varırsınız. Bugünkü gelmiş olduğunuz nokta yanlıştır. Bu istediğiniz şekilde tartışalım, ama doğru demeyin, bugünkü varılan nokta doğru değildir. Sayın Hocam, müsaade ederseniz bunu size söylüyorum.

MUSTAFA AKGÜL- Şimdi çayda görüşelim bunları. Hepinize çok çok teşekkürler. (Alkışlar)

----&----


Tarhan Erdem’in

27.01.2009 Seçmen Kütükleri Panelindeki

konuşmasının düzeltilmiş hali:


…….

OTURUM BAŞKANI- Teşekkür ederim.

Buyurun Tarhan Bey.

TARHAN ERDEM- Sayın Başkan, bu toplantıdan ben çok şey öğrendim, onları özetlemem belki daha doğru, ama kimseyi kızdırmamak için yine ben kendi bildiğimi söyleyeyim. Şimdi mesele 1972’den geliyor. Bugün ulaşmış olduğumuz MERNİS Projesini gerçekleştirsin diye 1972’de Nüfus Kanunu çıkarıldı. Sonra 2006’da tekrar Nüfus Kanunu tyeniden çıkarıldı, tabii teknoloji de değişmişti.. 1972’den sonra 1979’da, 298 Sayılı Kanunun seçmen kütükleriyle ilgili maddesi baştan sona değişti, yani aşağı yukarı 14. maddeden 47. maddeye kadar bütün o bölüm yeniden yazıldı. Nasıl yazıldığını hatırlatmak istiyorum; çok önemli çünkü günümüz için bir örnek sayılabilir: 1978’de seçim kanunlarını gözden geçirmek için partiler arası bir komisyon kuruldu. O günkü siyasi ortamı hatırlarsanız, bu günkünden daha çok sıcaktı. Bu gerginliğe rağmen, Meclis, her partiden ikişer üye tayin ederek, bir partiler arası komisyon kurabilmişti. Partiler arası komisyon geniş bir hazırlık yaptı, yalnız kütükle ilgili değil, pek çok maddesini değiştirmiştir bu kanunda. Bunlardan önemli kısmı da -diğerlerini önemsiz diye söylemiyorum- ama çok üzerinde çalışılmış olanı seçmen kütükleriyle ilgili kısmıdır. Seçmen kütükleriyle ilgili kısmı “bilgisayar ortamına alınacaktır” diye başlamaktadır ve 14. maddesinde seçmen kimdir, seçmen kütüğü nedir tanımı yapılmaktadır.

Şimdi bu nasıl yapıldı? Biraz sonra böyle davranılmadığı için problemlerle karşı karşıya kaldığımızı söylemek için buna misal veriyorum. O zaman muhalefette olan partinin bir temsilcisi önerdi “bilgisayar ortamına geçelim” diye. Ben de o komisyonunu üyesiyim ve teklif eden de bendim. Dediler ki, “Bir rapor yapalım o zaman, bunu tartışalım” Geniş bir rapor hazırlandı, üzerinde çalışıldı, yani uzun zaman alan bir çalışmadır. Bu arada zaman zaman Meclis Başkanının başkanlığında toplanıyordu partiler arası komisyon. Meclis Başkanı dedi ki: “ Nüfus İdaresinde de bir çalışma var, bize gelsinler, bir anlatsınlar durumu”. Hakikaten bir hafta sonra İçişleri Bakanlığından arkadaşlar geldi, bilgisayar ortamına alınma projesini, -kendilerinin projelerini- anlattılar. Ama bizim projemiz, yani 298’deki seçmen kütükleriyle ilgili proje ayrı bir muamele görmüştür ve bahsettiğim raporun özeti Seçim Kanununu değiştiren kanun teklifinin gerekçesine ayrı bir kısım olarak dercedilmiştir.

Ama maalesef biz o kanunu bu güne kadar uygulayabilmiş değiliz. Burada biraz sonra yeniden geleceğim, eğer zamanım kalırsa, meselenin kişisel olmayıp toplumsal olduğunu söylemek için bunu arz ediyorum. Kanun vardı, kanun çok güzel hazırlanmıştı, her şeye uygun bir kanundu, ama 1979’dan bugüne kadar 25 Kasım 2008 tarihine kadar, yani 2009 yerel seçimleriyle ilgili ilk karar çıkıncaya kadar, o güne kadar bu kanun tatbik edilememiştir. Her ne kadar 2007 Seçiminde Yüksek Seçim Kurulu, “seçmen kütüklerini bütünüyle SEÇSİS Projesi içinde bilgisayar ortamına alınmış olduğunu” söylemesine rağmen bu tatbik edilememiştir. Şimdi o tartışmayı başka tarafa bırakıyorum, bu söylediğimin doğruluğu zaten o gün aldıkları kararla bellidir. 25 Kasım’daki karar, İçişleri Bakanlığının adrese dayalı nüfus kayıt sisteminden faydalanacağını söylemektedir. 1979 Kanunu uygulanamadı. Uygulanamamasının sebebini herhalde kendimize göre bir açıklamamız lazım, ona biraz sonra devam edelim

Bir hususu hatırlatmak istiyorum buradaki arkadaşlarıma. Adrese dayalı nüfus kayıt sisteminin 2007 nüfusuyla ilgili sonucu 26 Ocak 2008 tarihinde ilan edilmiştir, hatırlıyorsunuz, ama bugünkü problemi yaratan kanun, bundan 3 ay sonra çıkmıştır. Yani adrese dayalı nüfus tespit sisteminin problemleriyle bu kanunun bir ilgisi yoktur. Bu kanun başlı başına bir yanlıştır.

İkinci bir şey söylemek istiyorum. Adrese dayalı nüfus kayıt sistemi, 26 Ocak 2008’de, yani bu problemi çıkaran kanunun komisyonda kabul edilmesinden iki ay önce ilan edilmiştir ve o gün zaten yanlış olduğu da söylenmiştir. Hatırlayınız, 26’yı takip eden günlerdeki gazetelerde, o ADNKS’nin doğru olmadığı, gerek tasarım safhasında, gerek uygulama safhasında pek çok hatası olduğu söylenilmişti. Söylenildi, ama bir şey de olmadı o ayrı bir şey!. O sistemde yapılan hata, bu kanunla ilişkilendirilmemelidir; onu arz etmeye çalışıyorum.

İsa Beyden çok özür dileyerek bir şey söylemek istiyorum. Bu problemi çıkaran madde, Anayasa Komisyonunda bendenizin çok saygıyla anmam gereken -ismini vermeme gerek yok, ismiyle alakası yok çünkü- çalışkan, iyi niyetinden hiç kimsenin şüphesi olmaması gereken bir arkadaşımız tarafından önerilmiştir ve orada bulunan Yüksek Seçim Kurulunun Temsilcisi de “Biz de katılıyoruz efendim” demiştir. Hükümet de “teklife eğer Yüksek Seçim Kurulu katılıyorsa, biz de katılıyoruz” demiştir, yani burada renkli devrim vesaire gibi sebepler aramamak lazım; bu ayrı bir şey, Yani ben aramayın diye söylemiyorum, ben aramadığımı arz ediyorum. Bu konuda ciddi bir hata yapılmıştır, Parlamentonun ciddi bir hatası vardır. Bir arkadaşımız dedi ki, “ hiç kimse yazmadı”. Kanunun Mecliste görüşüldüğü gün, 13 Mart 2008, bendenizin o gün çıkan yazısının başlığı şudur: “Seçmen Kütüğünün İlkesi Değişiyor mu?”. Uyarmağa çalıştım. Meclis hayatı budur, Meclis hayatında önünüzden bir çok evrak geçer, anlayamazsınız. Böyle bir teknik maddedir, o teknik maddeye Yüksek Seçim Kurulu da katılmıştır, Hükümet katılmıştır, zaten muhalefet teklif etmiştir. Dolayısıyla, hiç kimsenin dikkati çekilmemiş, mesele haline gelmemiştir. Aslında Meclisimize saygılı olmamız lazım, ama bence o kanun, 5749 Sayılı Kanunun yurtdışı kısmı da yanlıştır. Biraz evvel galiba DTP’li arkadaşımız söyledi, yurtdışıyla ilgili mesele yürürlüğe girdiği zaman, uygulanmağa başlandığı zaman, ne felaketlerle karşı karşıya kalacağımızı herkes görecek. İstirham ediyorum, nasıl istiyorlarsa anlatalım, o kanun bütünüyle yürürlükten kalkması lazımdır; çünkü çok büyük problemler yaşatacaktır Türkiye’ye; 2 maddesinin yaşattığı gibi, Yani 4. ve 6. maddelerinin nasıl bugün seçmen kütüklerinde problem yaratmışsa, yurtdışı seçmenlerle ilgili, yurtdışında oturan vatandaşların oy kullanmasıyla ilgili maddeler de çıkaracaktır.

Bakın, bir husus anlatayım: Ankara’da, İl Seçim Kuruluna bağlı bir ilçe seçim kurulu oluşturuluyor ve bu ilçe seçim kurulu bütün yurtdışında oturan vatandaşların seçmen kütüğünü hazırlıyor. Bunun da adına “Yurtdışı Seçmen Kütüğü” gibi bir isim konuyor. Burada çok büyük bir hata vardır. Bu madde uygulanmaya başlandığı anda, Türkiye’de çok büyük problemler olacaktır.

Şimdi asıl konumuza geçelim. Uygulanmadı dediğim kanunun bir maddesini okuyacağım. 1979 senesinde kabul edilen ve yürürlükte olan ve o tarihten bu tarihe kadar hiç uygulanmamış bir maddesi şudur: “Çalışmaların görüşülmesi, seçmen kütüğü genel müdürlüğünün program, tasarım, alınan sonuçlar, hazırlanan genelgeler ve tüm uygulamalarını tanıtan raporu 14. maddenin 2. fıkrasına göre ilan edilen siyasi partilerin” -yani seçime katılma hakkı olan siyasi partilerin- gönderecekleri birer temsilcinin yüksek seçim kurulu üyelerini, seçmen kütüğü genel müdürü gerekli gördüğü 3 personelinin katılacağı ve yüksek seçim kurulu başkanı başkanlığında 3 ayda bir yapılacak toplantıda görüşülür.” Bu bir kere toplanmamıştır. “Toplantı günü 3 ayda bir olmak üzere Yüksek Seçim Kurulu Başkanı tarafından saptanır. Toplantı belirlenen gün ve saatte gelenlerle yetinilerek açılır. Bu toplantılarda katılanların çalışmaları hakkında bilgi alması amaçlanır, karar alınmaz.” Bilgi almak ve fikir vermek; yani partiler fikirlerini söyleyecek. Bu nereden geliyor? Şuradan geliyor: 1961’de seçim kanunları düzenlenirken, çok önemli bir ilke kabul edilmiştir. O günkü gerekçelerde vardı. Seçim kurulları yargının denetiminde ve gözetiminde yapılır bütün seçim işleri, ama ortak olan siyasi partilerdir; hükümet değil. Seçime katılmak hakkı olan siyasi partiler, seçim işlemlerine ortaktır.

Bu sistemden maalesef bir başlangıç koymuyorum, en azından son on yılda bir hayli uzaklaşılmıştır. Şu anda da durum farklı değil, yani siyasi partiler seçim sonuçlarından kendilerini sorumlu görmüyorlar, seçim işlerinden kendilerini sorumlu görmüyorlar; oysa kanunen ve siyaseten sorumludurlar. Yani DTP, MHP,CHP, AKP kadar sorumludur seçim işlerinde; çünkü her kurulda temsilcisi vardır, her kurulda üyesi vardır ve Yüksek Seçim Kuruluyla da böyle bir irtibat kurulmuştu, ama işlemedi.

Şimdi burada niçin bu olmadı? Benim kanaatime göre, tabii bu teşhis yanlış olabilir, Mecliste veya herhangi bir düzenlemeyi, belgeleri hazırlayanlarla, tatbik edenler arasında fark var. Sayın Yüksek Seçim Kurulumuzun eski muhterem Başkanı beni affederlerse, şunu söylemek isterim: “bilgisayar kullanmayan insanların emrine veriyorsunuz bu maddeyi. Onun için tatbik edemiyorsunuz”. Yüksek Seçim Kurulunun değildir hata. Yüksek Seçim Kurulu 14. maddeyle 47. madde arasındaki bilgisayar esasına göre oluşturulmuş maddeleri kullanamamıştır, tatbik edememiştir ve o tarihten bu tarihe kadar da bu yapılamamıştır. Şimdi burada bilişimciler var. Bu işi benim 10 mislim bilen insanlar var, ama ben onların bildiğinin yüzde biriyle söylüyorum size. Bu iş ciddi bir çalışmayla bir yılda olabilecek bir iştir, ama yapamadık. Bu gün de iddia ediyorum bu iş, ciddi bir adamın yönetiminde Türkiye’deki seçmen, bir yılda bilgisayar ortamına alınır, hiçbir gürültü çıkarmaya gerek yoktur, tıkır tıkır da çalışır. Yapılmayacak bir iş değildir. Örnekleri yapılmıştır, Türkiye’de bunu tatbik eden pek çok insan vardır. Bunu sırf hatırlatmış olmak için söylüyorum.

Tatbik edilmemesinin, uygulanmamasının tek sebebi, karar sahipleri olan Yüksek Seçim Kurulu, Nüfus İdaresi Genel Müdürüdür. Şimdiki Nüfus İdaresi Genel Müdürünü bilmiyorum ama, bilişim uygulamasıyla pek ilgisi olamayn, deneyimli idarecilerdir. İyi niyetlerinden bir şüphem yok, ama o kişi o deneyimiyle o işi yapamaz ki; onun bilgisi, deneyimi o işi denetlemeye yetmez! Bu işlerin olamayışının sebebi budur.

Şimdi ne yapacağız? Tabii daha çok anlaşılması gereken pek çok şeyler var, ama bundan iki ay evvelki çözüm başkaydı, şimdiki çözüm başka. Bundan 2-3 ay önceki yapılması gereken, 21 Ekim 2007’de Anayasanın halkoylamasına sunulmasında kullanılan seçmen kütükleri askıya çıkarılmasıydı, mesele ertelenirdi. Yüksek Seçim Kurulunun yetkisi içindedir. Efendim, 33. maddeye eklenen fıkrayı ben şu anda tatbik edebilecek durumda değilim, ben buna da devam ediyorum, ileride ona da bakarız, bitti. Bir çift laftı, ama bunu yapmadı. Sonra fark ettiğini biraz sonra söyleyeceğim. Bunu yapmadı ve bu noktaya geldik, bugünkü noktaya geldik.

Bugün yapılabilecek tek reel şey, oy verenlerin parmaklarının boyanması olduğunu sanıyorum. Her ne kadar o bahsettiğim yanlış kanunda netice itibariyle mürekkep meselesi kanundan çıkartılmış ise de, şu anda Yüksek Seçim Kurulu şartlar gereği ki, 298 Yüksek Seçim Kuruluna böyle yetkiler vermiştir, “şartlar gereği parmak boyamayı bu seçimde de kullanacağım” der, mesele büyük ölçüde biter, ama temel mesele kalmak şartıyla. Bence şu anda yapılması gereken Yüksek Seçim Kuruluna Meclisin siyasi partilerin ortak tavrı olarak bunun tavsiye edilmesidir. Mürekkep meselesi uygulanır, problemin de çok önemli bir kısmını -ben kendileriyle tamamen aynı kanaatteyim- bu seçim için çözmüş oluruz. Bu tatbik edilmezse; 30 Mart sabahına uyanacak Türkiye, bugünkü Türkiye olmaz; bunu söylemiş olayım. 30 Mart sabahı başka bir Türkiye’ye uyanılır. Türkiye‘de 15 seçim yapılmış, bugün 6 milyon seçmen fazla olduğu söyleniyor; onlar ayrı tartışma konuları; 6 milyon mu, 8 milyon mu, 2 milyon mu bilen yok, ayrı mesele.

Şu anda Türkiye’de seçmen kütüklerinde güven sarsılmıştır. Bu ciddi bir sarsılmadır. Bu güveni 2 ayda kazandıramazsınız. Her gün her yerde bir şey çıkacaktır. Bundan evvelki seçimlerde de çıkmıştır; o zamandakiler, bu günkünden farklıydı. Eskiden herkesin bildiği yöntemlerle yapılan hatalardı; şimdi herkesin bilmediği yöntemler söz konusu. Eskiler hatırlanmaz ama, şu anda çok değişik sebeplerle, toplumsal sebeplerle, toplumun seçmen kütüklerine karşı güveni sarsılmıştır. Birçok senaryolarla birleştirilerek seçmen kütükleri sonuçta bu hale gelmiştir.

Şimdi yapılacak iş; bu gün, yarın, öbür gün fazla gecikmeden Yüksek Seçim Kurlunun bu kararı almasıdır. Bu yapılabilir bir şeydir. Hatta bana sorarsanız, Faruk Beyin söylediği bile yapılabilir, 21 Ekim 2007’de seçmen kütükleri askıya çıkarılır, Yüksek Seçim Kurulunun buna yetkisi vardır. “Ben şimdiye kadar yaptığım işleri iptal ettim, şimdi bunu askıya çıkarıyorum” der, kimse bir şey söyleyemez. 22 Temmuzda hangi seçmen kütüğüyle yapmışsan, esası o olarak gidilir. Ama bugün kabul edilen işi baştan sona bozuyor, DSP’nin, yani Tayfun Beyin dilekçesini okudum, o doğru da, o yapıldığı zaman, yani Danıştay onu iptal ettiği zaman, seçim hukuku karmakarışık olur.

Yüksek Seçim Kurulunun bir ay arayla iki kararı var biliyorsunuz. Problemi çıkaran karar, 25 Kasım tarihli karar. Bu kararda muhtarlık bölgesi askı listelerini tarif ediyor, diyor ki “askıya çıkarılacak muhtarlık bölgesi askı listelerinin; -şimdi tarif ediyor- kurulumuzca Nüfus Ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün adres kayıt sisteminden alınan” bitti. Mesele burada, YSK kendini angaje ediyor, kendini bağlıyor, bundan sonra hiç kimsenin Yüksek Seçim Kurulunun o yaptığı işe inanma gücü kalmıyor, yani netice itibariyle yanlışlığı, bir sene evvel itiraz edilmiş, hükümetin bir tek cümlesi yok şu ana kadar. Ben bu toplantıda konuştuğum gibi birçok yerlerde konuştum, yazıyorum, konuşuyorum, sebebi de şu: Hükümet bir şey söylesin, kendisi arkasında durmuyor ADNKS’nin. Bunun arkasında duran hükümet yok bugün. İşte bugün de burada değil. Böyle siyasi parti olunur mu? Şimdi bunu burada bırakalım, unutmayın bunu.

FARUK BAL- İsterseniz Tarhan Bey ben sizi teyiden bir cümle ifade edebilir miyim? Elimde bir ilçe seçim kurulu başkanlığı kararı var. Vatandaş dilekçeyle müracaat ediyor. “Şuraya hileli seçmen yığılmıştır, bunları iptal et”. Hâkim: “12 satırlık 1. paragrafta öyle bir kanun çıkmıştır, bu iyi bir kanundur” diyor, ondan sonraki 18 satırlık paragrafta ise, “ben nüfusa sordum, nüfus bu adamların adreslerinde vardır, yoktur ya da adresinde ayrıdır diye bir inceleme yapılmış bu adrese dayalı sistem nedeniyle. Ben bunları silemem artık” diyor, reddediyor. Yani yargı gözetimi yok. Erhan Beyin muhtarlık bölgesi askı listesi tanımına ilave olarak arz ettim.

TARHAN ERDEM- “Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürünün adres ve kayıt sisteminden alınan” ibaresi bakınız bir ay sonra ne hale geldi. Bir ay sonraki karar şöyle: “Askıya çıkarılacak muhtarlık bölgesi askı listeleri; kurulumuzun 24/11/2008 tarih ve 2008 ve 298 Sayılı Kararı uyarınca -buna atıf yapıyor sözde- SEÇSİS kapsamında, filan tarihleri arasında askıya çıkartılarak güncelleştirmek suretiyle kesinleştirilen ve yine bu tarihten sonra” vesaire… Aslında 25 Kasımda “ben yanlışlığı doğruluğu olabilir, ADNKS’den faydalandım, ama mesele benim sorumluluğumdadır, benimdir” demesi lazımdı. Şu andaki askıya çıkarılan seçmen kütükleri Yüksek Seçim Kurulunun sorumluluğunda değil. Kendisi bunu ikrar ediyor, kendisi söylüyor. Böyle şey olur mu? Sizi oraya kim oturttu? Anayasa oturttu. Gücünü Anayasadan alıyorsun, Anayasanın içinde kalmak mecburiyetindesin. Gayet tabii Yüksek Seçim Kurulu her şeyden faydalanır. Zabıtadan da faydalanır, nitekim sandık kurullarında falan faydalanmaktadır. Her yerden faydalanmaktadır, her şeyden faydalanır, ama sorumluluk kendisine aittir. “Bu sorumluluğu, Nüfus İşleri Genel Müdürlülüğünün kayıtlarından aldım” diyerek bir başkasını geçiremez, Anayasaya da aykırıdır. Bugünkü problemimiz budur.

Şimdi bu kütüklerle seçimlere gittiğiniz zaman Faruk Bey’in de, İsa Bey’in de söylediğinden çok daha kötü işler olur. Ben bu salonda oturan en yaşlı insanım. Oradan gücümü alarak söylüyorum, çok özür dilerim. Sizin söylediklerinizden de kötü şeyler olur. Hiçbiriniz “ yahu, bu kadar olur mu?” dersiniz; olur! Türkiye bu tartışmayı kaldıramaz, Türkiye bu tartışmayı taşıyamaz. Lütfen, bu gün burada iktidar dışındaki partileri bulabildik, onlara seslenelim, bu işi hallediniz. Bu iş partiler arası komisyonda olur, Yüksek Seçim Kuruluna gidilir, anlatılır. Yüksek Seçim Kurulunun da yetkisi içindedir, karar vermelidir. Yapılması gereken sayın başkanım bence budur, bundan ibarettir.

İSA GÖK- Bir cevap vermek

………..

……… MERNİS kütüğünün içine bunu koyarsanız başarısızlığa uğrarsınız.

OTURUM BAŞKANI- Teşekkür ederim.

TARHAN ERDEM- Son bir CÜMLE söylemek istiyorum. Beyefendi de söyledi, başka arkadaşlar da söyledi. ADNKS 2006’da başlayan 2007’de bitirilen sistem bütünüyle yanlıştır. Eğer kimleri istiyorsanız getirin, teknik olarak da konuşalım. Tasarımı yanlıştır, tatbikatı yanlıştır. Amaç gayet tabii doğrudur, bunu gayet tabii istiyorum. 40 seneden beri istiyorum, ama Türkiye bunu yapamadı, bugün de başarılamamıştır. Bugün ADNKS verilerini kabul ederek, fikirlerinizi genişletirseniz yanlış yere varırsınız. Bugünkü gelmiş olduğumuz nokta yanlıştır. İstediğiniz şekilde tartışalım, ama doğru demeyin, bugünkü varılan nokta doğru değildir.

MUSTAFA AKGÜL- Şimdi çayda görüşelim bunları. Hepinize çok çok teşekkürler. (Alkışlar)

----&----



1